
Ege'den (Ece ile annesinin konuştuğu gece)
Kafamın içi o kadar doluydu ki bir saattir test kitabının sayfasını çevirememiştim. Sınava az bir zaman kalmıştı. Antrenmanlar yüzünden kendime ayıracak vaktim yoktu. Evde kafa dinlemek istediğimde bu mümkün olmuyordu. Benim gündemimden daha yoğun bir ev gündemimiz vardı çünkü.
Ece.
Ona bu ismi söylemek benim için hala çok zor olsada bazı şeyleri kabul etmeye başlamak zorundaydım. Sonsuza kadar bu eziyete devam edemezdim. Ben gerçeği inkar ettikçe o gerçek değişmiyordu.
İnsan nefret ettiği kişiyle iletişim kurmazdı ama benim evde en çok konuştuğum kişi artık Eceydi. Sürekli bir şey çıkıyor ve onu üzerime atlamış şekilde buluyordum. Bunu yapmaktan zevk aldığı belliydi. İçinde potansiyel bir psikopat vardı.
Beni gördüğünde hissettiklerini artık gözlerine bakarak anlayabiliyordum. Benden nefret ediyordu. Beni sevmiyordu. Bunun için onu suçlayacak değildim. Bunu ben istemiştim. Efe ile arasında ki bağın gün geçtikçe güçlendiğini, benimle arasına ise arasına büyük engeller koyduğunu her gün daha iyi anlıyordum.
Ama bir noktada, Efe ile gülüp şakalaştığı anlarda aralarına girip onlara katılmak istiyordum.
Ne hakla?
Buna Efe kadar hakkım vardı ama o doğru yoldan giderek benim önüme geçmişti. Efe ile aram gittikçe açılıyordu. Ona da kötü davranıyordum. Çocukluğum olan kardeşimle aramın kötü olması bana daha çok koyuyordu.
Sürekli kendimi birilerinden üstün görmeye devam ediyordum. Efe ile aramızda her anlamda hiçbir fark yokken ben bunun olduğunu savunmaya devam ediyordum.
Nereye kadar devam edecektim? Ne kadar dayanacaktım bilmiyorum ama bugün kafama o topu atan kişinin Ece olduğunu anladığımda geç kaldığım gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim.
Çocukça bir şort için kavga edecek biri asla değildim. Kardeşim için canımı verirdim. Amacım neydi bilmiyordum. Ama hoşuma giden şey ve belkide beni kıskandırma noktasına giden Ece'nin kendince Efe'yi benden korumaya çalışmasıydı.
Efe damarına basılmadığı sürece bana laf söylemezdi ama Ece'nin bana laf söylemesi için damarına basmaya gerek yoktu. Yanlış bir bakışım olsa, hemen tepemde bitiyordu.
Zaman geçip de benim içinde böyle şeyler yapar mıydı? Aslında yapmıştı. Havuzda kavga ettiğimiz gün iç güdüsel olarak bizim yanımızda olmuştu.
Kalemi masaya koydum. Boşuna zaman kaybetmeye gerek yoktu. Odaklanamıyordum. Uyku düzenim tamamen bitmişti. Antrenmanlarımda yaşadığım sorunlar beni daha çok düşünmeye itiyordu. Rekabeti severdim ve şimdi okula gelen Güney denen herif gerçekten alanında çok iyiydi.
Yurt dışında aldığı eğitimlerin benim önüme geçecek kadar iyi olsada beni daha tanımıyordu. Suyu seviyordum. Kendimi boğazın serin sularına bıraktığımda Ece'nin yaşadığı şaşkınlık aklıma geldikçe gülüyordum. Evde ki herkes için -annem hariç- bu durum normal sayılsa da Ece'nin alışması zaman alabilirdi.
Şimdi yine içimden geçen şey biraz yüzmekti. Gecenin bir köründe denize girmek gibi bir delilik yapmayacaktım. Havuza girip biraz rahatlamak bana yeterli gelecekti. Odadan çıktığımda koridorda adım seslerini duydum.
Kafamı uzatıp merdivene baktığımda Ece'nin aşağı indiğini gördüğümde kendimi sakladım. Bebekken kaldığımız odaya giriyordu. Bir zamanlar annemin ne zaman Ece'nin adı geçse ağlamak için kullandığı odaya girmişti.
Ece için hiçbir anlamı olmayan bir odaydı.
Artık benim içinde bir anlamı yoktu. Ufakken kullandığımız eşyalar ya da o odada yaşanan anılar hiçbiri umurumda değildi. Geçmiş, geçip gitmişti ve tekrar üzerine düşmek bana göre değildi.
Bir süre beklemedim dışarı çıkmasını ama dışarı çıkmadı.
Omzuma dokunan elle irkildim.
"Oğlum ne yapıyorsun burda?" Annemin sorusuyla kapıyı işaret ettim.
"İçeride biri mi var?" Diye sordu.
"Ece girdi içeri," dedim "Yanına gidelim mi?" Yeniden sorduğu soruya cevabım her zaman belliydi "Sen git anne, bahçeye gidiyorum ben."
"Ege lütfen yapma oğlum." Bu cümleyi ondan defalarca duymuştum.
"Bir şey yapmıyorum anne, artık kimseye karışmıyorum. Sadece bende geçmişime saygı duymanızı istiyorum artık."
"Yaşadıklarınızın aynı şeyler olmadığını biliyorsun değil mi Ege?"
Kaşlarımı çattım.
"Ne anlamda?"
"Biz ölen bir bebeğin arkasından yas tutarken o hayatta olan birileri için üzüldü ve acı çekti. Bunun ne kadar zor olduğunu umarım hiçbir zaman deneyimlemezsin."
Acılarımızı mı kıyaslayacaktık şimdi de?
"Ne yaşadı anne? O kadından sevgi görmedi ama başka ne yaşadı? Hiçbir şeyi bize söylemiyor ve ona saygı duymamız gerektiğini söylüyorsun!" Sessizce konuşuyorduk, Ece duymasın yeter ki.
Peki beni kim duyacaktı?
"Ece'nin yüzüne hiç baktın mı Ege?" Annemin bir anda ciddileşen suratından sesine yansıyan gerginlikle karşı karşıyaydım.
"Her gün defalarca bakıyorum anne."
"Ne görüyorsun bakınca? Mutlu bir hayatı olan bir kız mı? Bunu mu görüyorsun Ege?"
İtiraz ettim.
"İki tarafın da mutlu bir hayat yaşadığını iddia etmiyorum anne."
Gözleri doldu yeniden annemin.
"Çocukken ya da büyürken fiziksel anlamda canını yakan biri oldu mu bu evde Ege?"
Yutkundum.
Asla, böyle bir şey olmamıştı.
"Olmadı anne bunu en iyi sen biliyorsun."
"Yüzünde ki yara izini görmedin mi hiç Ece'nin? Biz görmeyelim diye gözlerimizin içine dahi bakmıyor konuşurken? Sormaya cesaret edemiyorum,"
Yüzüne defalarca baktığımı söylesem de görememiştim.
"Farkında değilim," dedim biraz olsun suçlu çıkan sesimle.
"O yüzden oğlum, hepimiz acı çektik. Ama onun acılarını, yaşadıklarını hiçbiriniz yaşamadı. Biraz da bu taraftan bak olanlara olur mu? Bu sana verdiğim basit bir örnek belki de,"
Annem yanımdan ayrılıp odaya girdi. Ben de beklemeden bahçeye çıktığım gibi suyun içine bıraktım bedenimi. Bir süre dibe battım. Gözlerimi kapadığım her an yüzü geldi aklıma, bizden kaçırdığı bakışları.
Suyun içinde attığım çığlık, gecenin karanlığına karışırken başımı sudan çıkardım. Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalışıyordum.
Bugün Güneyle yaşadığım kavganın nedeni de tam olarak buydu. Elin adamı bile kardeşime yaptığım haksızlığın farkındayken kendime yarattığım bahanelerin arkasına saklanıyordum.
Havuzun mermerine dayadım başımı. Güneyle eskiden bu yana bir hukukumuz vardı. Görüşmeyeli uzun bir süre olmuştu. Eskiden yakın arkadaştık, çocukken. Kavga ederken söyledikleri zihnimde sağlam bir yer edinmişti.
"Senin mezarı başında ağladığın kız Ece, Ege! Beynin bunu neden algılamıyor! Kendine gel ve sana yakışanı yap!"
İlk darbeyi Güneyden beklesemde ben vurmuştum. Onunda kız kardeşi vardı. Ece'yi üzgün görünce aklına kendi kardeşi geldiği için benim yaptıklarım onun içinde kabul edilemezdi.
Suda durdukça bedenim üşümeye başlamıştı. Düşünmekten kafayı yemeden ölmezsem burada donarak ölebilirdim. Havuzun kenarından destek olarak bedenimi sudan çıkardım.
Eve girdiğimde ıslattığım parkelere adım izlerimi bırakırken odama girip üzerimi değiştirdim. Annem ve Ece hala konuşuyor muydu bilmiyorum ama üst kata Ece'nin odasına çıktım.
Kapıyı açtım, kapının neden aralık durduğunu bilmesem de Ece'nin odada uyuyor olduğunu görmek beni rahatlatmıştı. Yanına yaklaştım, hava sıcak olduğu için üstü açıktı. Bacaklarına kadar üzerini örttüm. Sıcaktan bunaldığı için saçlarını toplamıştı.
Yüzüne baktım uzun uzun. Bakmadığım her günün acısını çıkarmak ister gibi. Ve yüzünde o izi gördüm. Yanık izi gibi duruyordu. Kalıcı ve geçmeyecek bir yaraydı. Ruhunda hiç geçmeyecek izler varken, bedenin de ki bu iz ona ağır gelmiyor muydu?
Son kez baktım.
Acılarımız aynı değildi. Onun yaşadıkları çok zordu kabul ama benim çektiğim acıların da hesabını kimse veremezdi.
Odama geçtim. Sabaha kadar belli aralıklarla gözüm kapansa da çoğu dakika ayaktaydım. Aramızda aşılması gereken, kapanması gereken bir çok yara vardı.
Ve bu yaraların dermanı ben de değildi.
*
"Bugün daha kaç kere adını söyleyip, aynı soruyu soracağım Güney?"
Buradan çıkışı yoktu. Bunu oda biliyordu. Cevabı almadan asla bırakmazdım.
"Tepkilerimin nedenini anlamak çok zor değil Ece." Dedi en sonunda konuşmaya başlayarak.
"Neden zor değilmiş? Seni tanıyormuşum gibi konuşma."
"Bak Ece, Ege bu tepkiyi kime verse, hangi kadın olursa olsun arkasından bu şekilde konuşup milletin ağzına laf verse ben ona aynı tepkiyi verirdim."
Bu tepkisi kavgaya kadar gider miydi?
"Seni kavga etmeye götüren şey ne oldu?"
"Ege ile yeni tanışmıyoruz biz Ece."
Güney'in okula geldiği ilk gün birbirlerine iki yabancı gibi bakan gözlerini görünce inanması zordu.
"Yani?" Dedim sadede gelmesi için.
"Belki ileriye gittim bilmiyorum ama benim de bir kardeşim var Ece. Onun başına bu yaşadıkların gelse her adımında yanında olur ona destek olurum. Canını yakmam. Ege de bunu kabul edemedi. Ona geçmişte mezarına gittiği kızı ne çabuk unuttuğunu sordum ve verecek cevabı olmayınca bana vurmayı tercih etti."
Bir an keşke demeden duramadım. Güney'in yerinde olan kişi Ege olmalıydı. Bu düşüncelere sahip olması neden bu kadar zordu?
"Bir daha bunu yapma," dedim. Sonuç değişmiyordu. "Artık sürekli bunların konuşulmasından çok sıkıldım Güney. Bir de üstüne sen eklenme, olur mu?"
"Böyle bir sonuca varamazsınız Ece."
"Hiçbir şekilde bir sonuca varmak istemiyorum Güney. Düşüncelerin için teşekkür ederim ama gerçekten gerek yok. Benim için hiç gerek yok, ben bir şekilde hallediyorum."
Her zaman tek başına bir şeylerin üstesinden gelirdim. Evde kimseyle bir sorunum yoktu hem bu sefer, okuldakiler umurumda değildi.
"Her zaman doğru bulduğum gerçekleri savunmaya devam edeceğim. Geri döndüm Ece, Ege'nin rahatını bozdum. Biraz da bana olan hırsını birilerinden çıkarmaya çalışıyor."
Haftada üç gün antrenmanı vardı ama Ege bunu boş zamanlarında da değerlendirerek adeta havuzdan çıkmıyordu.
"Sizin sorununuz ne?" Geçmişte bir şey olmuş olmalıydı ki, araları açılmıştı.
"Bu gerçekten uzun bir konu," Dediğinde zil çaldı.
Önden yürümeye başladığında gerçekten de merak ettiğim için arkasından gittim.
"Kardeşin kaç yaşında?" Diye sordum.
Adımlarını bana göre ayarladı.
"On altı yaşında tam bir ergen." Gülümsedim böyle söylediğinde. En azından ergenliğini yaşayan bir kızdı, ne güzel.
Sınıfa girince Ege'nin yanımda oturduğunu bir kez daha görüp, Efe'nin yanına geçip oturdum.
"Yanıma gel." Dedi Ege "Arkada oturma."
"Çok beklersin," dedim.
"Güneyle mi oturacağım kızım gelsene şuraya?"
"Kimle oturmak istiyorsan otur bulaşma bana mümkünse."
Sıraya kafamı koydum.
"Ders matematik," dedi Efe dürterek. "Yani?" Dedim göz ucuyla ona bakıp.
"Sınavda da uyursun Ece. Sen bilirsin."
Ofladım.
Hoca sınıfa girer girmez tahtanın başına geçmişti. Güney, Ege'nin yanına oturmamış boş sıralardan birine oturmuştu. Dersi benim aksime dikkatle dinliyor ve not alıyordu. Efe de aynı şekilde devam ediyor bir de üstüne soru soruyordu.
Hiçbir şey yapmıyordum. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Bu gidişle sınavlar da çakacaktım. Toparlanmam gerekiyordu.
Biraz olsun dersi dinlemeye çalıştım. Hoca neyse ki tahtaya birini kaldıramıyordu. Yoksa göze batmak gibi bir özelliğim vardı. Ben de bu şans varken beni seçebilirdi.
Dakikaları saydım tek tek, çünkü başka işim yoktu. Bu konuda tek değildim. Ege dersin bitiş zili çalar çalmaz Efe'ye dönüp "Havuza iniyorum." Demiş ve sınıftan çıkmıştı.
Asıl olay bu noktada başlıyordu. Onun arkasından daha yavaş adımlarla Güney de sınıftan çıkmıştı.
"Diğer derse girmeyecekler mi?" Diye sordum Efe'ye.
"İzin veriyorlar, girmeyecekler."
Aman ne güzel.
"Efe," dedim "Bahçeye çıkalım mı?"
Sınıftakiler ister istemez bana bakıyordu. Bu tarz bir olay yaşayan başka biri olsa ben de istemeden göz atardım ama bu bakışlardan memnun olduğum anlamına da gelmiyordu.
Neyse ki laf atan birileri yoktu da uğraşmıyordum.
"Olur," Cevabını aldıktan sonra sınıftan çıkıp bir süre asansörün boş olmasını bekledikten sonra nihayet bahçeye çıkmıştık.
Hava bugün çok güzeldi. Sıcaktı ama rahatsız edici bir sıcaklık yoktu. Efe bahçedeki basket sahasına yakın olan çardaklara geçtiğinde oturmamı söylemiş, kantine gitmişti.
Ben de o sırada telefonumdan sosyal medyaya girmiştim. Gün içinde telefonu fazla kullanmıyordum. Eski telefonuma uygulama dahi yükleyemediğim için bu telefon bana ultra lüks gibi geliyordu. Öyle ki okulun WhatsApp grubu ve üzerine sınıfın WhatsApp grubundan çok mesaj geldiği için uygulama bildirimlerini kapatmıştım.
Instagram da aynı şekilde kapalıydı.
Kimsenin bana ulaşmasını istemediğim için gizli bir hesap kullanıyordum. Kimseyi takip etmiyordum. Ve itiraf etmem gerekirse Azra Erdem olarak açtığım bu hesabı evdekiler dışında kimse bilmiyordu. Takipçi isteği bu yüzden yoktu ama bu sefer gördüğüm bildirim ile istek atan kişinin profiline baktım.
Güney.
Profil fotoğrafı bana hemen kim olduğu hakkında bir bilgi vermişti. Onunda hesabı gizli değildi. Takipçi sayısı çok fazlaydı ama sadece iki fotoğraf paylaşmıştı. Takip ettiği kişiler ise sadece beş kişiydi.
İsteğini şimdilik ne kabul etmiş ne de reddetmiştim.
Telefonu kapatıp masanın üzerine koyduktan sonra basketbol oynayanları bir süre izlemiş, Efe geldikten sonra da onla beraber aldıklarını yemiştik.
"Derse girmek istemiyorum Efe," zilin çaldığını duyunca ayaklanan Efe beni duyunca "Neden? İyi hissetmiyor musun?" Diye sordu.
"Beynimin içi o kadar dolu ki hocaların anlattıkları sadece başımı ağrıtıyor, hiçbir şey anlamıyorum Efe."
Kalktığı yere geri oturdu. Hatta bu sefer daha da yakınıma oturdu. Omzumdan tutup kendine çekip sarıldı.
"Tamam girmeyelim bugün derse, izin alıp eve gidelim. Kafanı dağıtacak şeyler yaparız, akşamda antrenmanına gideriz beraber?"
Onlarla vakit geçirmeyi seviyordum. Teklifi kesinlikle gözüm kapalı evet diyeceğim bir teklifti. Kendimi iyi hissetmiyordum. Bu yüzden kendimi zorlamak bana daha çok zarar verecekti.
"Evdekiler bir şey demesin?"
"Annem ve babam mı?"
Hala anne ve babam diyemiyorsun Ece, sen mi bir şeyleri başaracaksın?
"Evet."
"Arayıp haber verebilirim ama bir şey diyeceklerini zannetmiyorum."
Habersiz bir şey yapmak içime sinmezdi. Müdürün odasına gidip onla muhatap olmayı da hiç istemiyordum.
"Müdürün odasına gitmeden, evdekilere haber vermeden gidemez miyiz?"
Cıkladı.
"Babam güvenliğe okuldan çıktığımız an bilgilendirmesi gerektiğini söylemiş. Aynı şekilde müdürle de konuşmuş, her adımımızdan babamı haberdar edecekmiş."
"Efe," dedim oflayarak "Bana sağdan solan gelmeye başladılar. Eve falan gitmiyorum."
"Sana sorun olmaz diyorum Ece,"
"Gerçekten boşver, şimdi boşu boşuna telaşlandırmak istemiyorum kimseyi."
"Tamam o zaman," dedi başka bir şey düşünüyor gibi görünüyordu. "Derse girmeyelim, havuza inelim."
"Saçmalama ya! Hayatta inmem." Dedim hızla.
"Evet, evet dediğim gibi yapabiliriz."
Ayağa kalkıp elimden tutup beni de kaldırmaya çalıştığında "Ya hayır diyorum, ben salak mıyım Ege'nin yanına gidip onu izleyeyim! Yüzsüz müyüm ben!" Diyerek engel oldum.
"Canım sıkılıyor demedin mi? En büyük hobinde Ege'yi sinir etmek değil mi senin?"
"Evet?" Dedim arkasından söyleyeceği şeyi bekleyerek.
"Sen de bunu Güney'i destekleyerek yapabilirsin."
Anında zihnime Ege'nin sinirden kızaran yüzü düştü. Ve sanırım keyfimi yerine getirecek şeyde Efe haklıydı.
"Kulağa fena gelmiyor aslında." Dedim.
"Seni mutlu edecek şeyleri yavaş yavaş öğreniyoruz diyelim biz ona."
*
Asla yapmam dediğim ne varsa hepsini yapıyordum ve sadece Efe'nin yüzündendi. Son anda vazgeçtiğimi söylesemde beni adeta sürükleyerek havuzun oraya getirmişti. Şimdi de kapıdan içeriye bakıyor içeri girebilmek için uygun bir anı kolluyordu.
"Yine de kardeşini satman hoşuma gitmedi Efe."
"Kardeşimi sattığım falan yok ki, onun daha da hırslandığını içeri geçince anlayacaksın."
Hırslanmasıyla benim ne alakam vardı?
"Efe beş dakikadır kapıda bekliyoruz bak gerçekten sana da sinirleniyorum."
Efe yeniden içeri göz atıp kapıyı açtı. Suya çarpan beden seslerinden dolayı içeri girildiğimizin fark edilmediğini düşünsemde Ege'nin hocası bizi kapı açılır açılmaz fark etmişti.
"Antrenmanı izleyebilir miyiz?" Diye sordu Efe. Hoca kaşları çatık bir şekilde havuzda olan ikiliye baktı.
"Buna antrenman diyebilirsiniz izleyin tabii, resmen suyla kavga ediyorlar."
İnsan suya çok sert düşse canı acırdı, bunların canı gerçekten acımıyor muydu?
Kenarda bir yere oturduğumuz da kocaman havuzu biz içeri girdiğimizden bu yana ikinci kez dönüyorlardı. Yorgunluk? İkisi de asla yorgun görünmüyordu.
"Efe," dedim bacağımı sallayarak, bu harekete sinir olduğu için bacağımı tuttu. "Yapma şunu Ece."
"Başlatma şimdi Ecene, geldik işte hani? Nasıl geçecek benim sıkıntım?"
Bir daha Efe'yi dinlemeden önce iki kez düşünecektim.
"Dedim sana eve gidelim diye, okulda bok var çünkü." Hocanın bakmasıyla Efe ağzımı kapadı.
"Kötü söz söylemek yok üçüzüm."
Elini ısırdım. Hem de sertçe.
"Ah!" Hoca tekrar bize baktığında, bir şey söylemeden boynunda ki düdüğü dudaklarına götürüp üfledi. İkisi de durmadı, hoca yeniden düdüğe üfleyip bu sefer bağırdığında durdular.
"Sudan çıkın, hemen." Diye bağırdı. "Spor yaptığınızı hatırladığınız gün tekrar yanıma gelirsiniz."
Hoca bir hışımla dışarı çıktı. Ege ve Güney bizi daha yeni görmüştü. Nefes nefese kalmışlardı.
"Ne işiniz var burda?" Diye sordu Ege, benden çok Efe'ye soruyordu.
"Kardeşimi ziyaret etmek istedim, rahatsız mı oldun?" Diye sordu Efe.
"Hoş geldiniz," Güney, kollarından destek alarak sudan bedenini çıkardığında gördüğüm görüntü ile asla bunu yapacağıma inanmasam da ağzım açık kalmıştı.
Fiziği kesinlikle çok iyiydi.
"Gözünü kapasana oğlum!" Ege homurdanarak bağırdığında Efe gözlerimi kapadı.
"Saçmalama ya, çek elini!" Dedim elini ittirerek.
Güney'in gülme sesini duyduğumda ona baktım. Havluyu omuzlarına almış, yanımıza geliyordu. Ege gözlerinden ateş çıkarak bana bakıyordu ama havuzdan çıkmamıştı.
Güney yanıma oturduğunda çantasından su şişesini çıkararak içmeye başlamıştı.
"Tebrim ederim," dedim yandan yandan Ege'ye bakarak "Gerçekten çok iyi yüzüyorsun."
Tamam Ege'yi sinir ederek keyfimi yerine getirecektim ama söylediklerim yalan değildi.
"Kesinlikle," dedi Efe de "Uzun zamandır izlemiyordum seni, kendini çok geliştirmişsin."
"Bunlardan senden duyduğuma sevindim Efe." Dedi Güney "Senin antrenmanların nasıl gidiyor?"
İkisi konuşmaya başladığında ayağa kalkıp Ege'nin yanına yaklaştım. Gözlüğünü çıkarıp, Güney'in olduğu tarafa doğru fırlattığında "Tüh ya elimden kaçtı!" Dedi.
Güney buna karşılık sohbetine devam ederken Ege havuzdan çıktı. Bana ters ters bakmayı da ihmal etmiyordu.
"Hayatında ilk defa mı yüzen birini görüyorsun kızım sen, ne bu beğenen bakışlar?"
Bingo.
Ege ilk yemi yemişti.
"Beğenilmeyecek gibi değil ama baksana.." dediğimde başımı kendine çevirdi "Bakıp durma sinirlerim bozuluyor." Dedi.
"Bir sonra ki antrenmanınız ne zaman Ege? Mutlaka gelmem gerekiyor, seyir zevki yüksek bir yarış var aranızda."
'Ne?' Der gibi baktı şaşkın şaşkın.
"Bir daha yok," dedi "Bu sondu. Çok izlemek istersen ben akşamları senin için evde yüzerim."
"Güney de gelecek mi?" Sorumla kafasından çıkardığı ıslak bonesine doldurduğu suyu kafamdan aşağı boşaltması bir oldu.
"Rüyanda gelir ancak!"
Her şey o kadar ağır çekimde işliyordu ki su saçlarımdan bedenime doğru soğukluk yaydığında resmen şok etkisi yaratmıştı.
"Oha!" Efe hemen gelip aramıza girdiğinde Güney basit bir su olayının neden bu kadar beni çığırından çıkaracağını bilmediği için çok normal bir şakalaşma yaşanmış gibi bize bakıyordu.
"Anneme söz verdik ve kavga yok üçüzüm, bana bak ve sakince ol tamam mı?"
"Hala bir şey yapmadı Efe bu normal mi?"
"Değil Ege." Cevabını alır almaz çıplak vücuduna vurmaya başladım.
"Ben her gün seni dövüp adam etmek zorunda mıyım oğlum ya! Uğraşmadan benimle! Hayvan!"
Efe beni çekmeye çalıştıkça ona da da vurduğum için Güney de ayağa kalkmış, Ege'yi kenara çekmek gibi akıllı bir hareket yapmıştı.
"Senin yüzünden!" Dedim ben de bunu fırsat bilerek Efe'ye dönüp "Ne oldu buraya geldikte? Daha da sinirlerimi bozdunuz! Gidiyorum ben!"
Aptalım, gerçekten çok aptalım.
"Beni de beklesene!"
"Hele bir gel, seninle bir daha konuşmam. Okulda kal git ders dinle sen."
"Konuşmazsan konuşma!" Dedi Efe beni şaşırtarak "Öyle mi?!" Diye bağırdığımda "Öyle!" Dedi.
Koridoru hızla adımlayıp dolapların olduğu yere ulaşıp beden dersinde giymek için koyduğum kıyafetleri alıp üzerimi değiştirmem birkaç dakikamı alırken, telefonumu çıkarıp Mert'i aradım.
Uzun süre çaldırsamda ulaşamamıştım. Neyse ki seçenek çoktu. Batuhan'ı aramak aklımdan geçse de okulda olabilirdi, benim yüzümden derslerini boşlamasını istemiyordum.
Atlas'ı aradım. O da çalışıyordu ama bir gün çalışmasa dünya daha kötü bir yer olmazdı. Ama avukat adamdı, davası falan olabilirdi. Son anda aramak fikrinden vazgeçecektim ki sesini duydum.
"Abicim?"
"Müsait miydin?" Diye sordum.
"Müsaitim güzelim, bir sorun mu var?"
"Okuldan beni alman mümkün mü?"
"Mümkün de güzelim, bir şey mi oldu? Daha çıkış saatineze çok var."
Islak saçlarımı kurutmak için sardığım havluyu başımdan çıkarıp dolabın içine fırlattım. Temiz ve düzenli olmak böyle bir şeydi çünkü.
"Bu sefer gerçekten bir şey olmadı ama asla ders dinlemek istemiyorum, kafam anlatılanları almıyor. Aslında tek başına da okuldan çıkabilirdim ama size haber vermeden gitmek istemedim."
"Tamam," dedi Atlas "Adliyeden çıkıyorum şimdi, yarım saate okulda olurum. Ama beklemek istemiyorsan Batuhan evde, onu ara gelsin alsın seni sonra bir yerde buluşuruz."
Yarım saat daha fazla kalmak istemiyordum.
"Tamam arayayım ben onu öyle yapalım."
"Efe ve Egeyle de kavga etmedin?" Diyerek tekrar sordu.
"Yemin mi etmemi bekliyorsun seni inandırmak için ?"
"Tamam Ece," dedi "Görüşürüz yarım saate."
Telefonu kapatıp Batuhan'ı arayıp olan biteni anlatmıştım. Çantamı çıkıp sınıftan almam gerekiyordu ama kaybolacak hali yoktu. Soyunma odasından dışarı adım atıp, çıkışa doğru ilerlediğim sırada arkamda adım sesleri duysam da yoluma devam ettim.
Okulda koşulmaması gerektiğini öğrenemeyen salaklar vardı.
Lafımı geri almam gerekir mi bilmiyorum ama koşan ve önümde duran kızıl kafa Efeydi.
Elinde ki kağıdı bana uzatttı.
"Hadi gidebiliriz, izin kağıdı aldım." Dedi
"Senden izin kağıdı isteyen mi oldu? Batuhan'ı aradım o gelip alacak beni."
"Bana küstün mü Ece?" Diye sordu şaşırarak. "Sen bizimle hep böyle konuştuğun için ben de senle şakalaşmak istedim,"
Doğru söylüyordu. Buna Ege dahil olmasa da yeri geldiğinde Efe'ye bile kötü şeyler söylüyordum. Ve o hiç bozuntuya vermiyordu.
"Küsmedim ama sadece şaşırdım. Evet benim tarzım bu ama senden duyunca.. Ne bileyim sen bana küstün sandım ben de Efe."
"Birincisi sana asla küsmem, bunu kafana koy. İkinci olarak, hadi artık daha fazla durmayalım çıkalım."
Derin bir nefes aldım. Tüm insanlıkla aram kötü olamazdı ya, Efe ile hiç olamazdı. Çünkü bu kadar ufak şeyi bile hemen konuşup hallediyorduk.
"Beni sinir ediyorsun," dedim ama bunu derken gülüyordum.
"Niye ya, ne yaptım yine?"
"Sana fazla kızamıyorum, neden bilmiyorum." Dedim koluma girerek.
"Çünkü çok tatlıyım, bir de üçüzüz kızım biz, birimizin canı yansa diğerinin de canı yanar."
"Güzel bir çocukluk geçirdiğini söylemiştin Efe."
Bu hissetme konusu bana saçma geliyordu.
"Öyle oldu, neden böyle söyledin şimdi?"
"Yani eğer bir şeyleri hissediyor olsaydınız her gün ağlamanız falan gerekirdi." Dedim "Çünkü biliyorsun benim çocukluğum biraz sancılı geçti."
Şu iki aya kadar hangi günüm güzel geçmişti ki zaten?
"Bunun için kendimi suçlu hissetmem gerekiyor mu bilmiyorum Ece. Ama sadece bir şeylerin devam etmesi gerekiyordu ve biz de buna devam ettik. Seni unuttuk anlamına gelmiyor tabii."
Kendini suçlaması için yaşadığımdan haberi olupta hiçbir şey yapmaması gerekirdi.
Ege.
Kendini çok fazla suçlaması gereken biri olabilirdi ama buna mecbur değildi.
"Bana acı çektiren kişi sen değildin Efe, bu yüzden kendini suçlaman da gerekmiyor. Sadece düşüncemi paylaştım."
"Unut," dedi "Geçmişte yaşadığın her şeyi unut ve sıfırdan bir sayfa aç."
"Deniyorum," dedim "Unutmam mümkün değil ama unutuyormuş gibi yaparak kendimi kandırabilirim."
"Sadece iyi hissetmeni istiyorum."
Samimi bir gülümsemeyle baktım ona.
"İyiyim," dedim.
Bahçede birkaç dakika daha Batuhan'ı bekledikten sonra giriş kapısında Mercedes model bir jip göründüğünde Efe ayağa kalktı. Batuhan'ın arabası mıydı?
"Bu araba Batuhan'ın mı gerçekten?" Dedim ağzım açık bir şekilde.
"Babamın abime üniversite hediyesi."
"Şaka yapıyorsun!"
"Hayır şaka yapmıyorum." Dedi Efe.
Batuhan arabadan inmek yerine camı indirip "Atla bakalım güzellik," dedi sonra gözlüğünü çıkarıp "Sen de mi geliyorsun Efe?" Diye sordu. Planda sadece ben vardım.
"İstersen gelmeyeyim abi?"
Uzanıp ön koltuğun kapısını oturmam için açtığında "Sen bilirsin," dedi.
"Bu senin abiliğin, nasıl bensiz gideceksin hiç mi için acımayacak?" Acındırma seansı başlarken ön koltuğa yerleşip torpidoyu karıştırmaya başladım. Bulduğum gözlüğü hemen takarken "Nasılım?" Diye sordum.
"Gördüğüm en güzel kızsın," Cevabını alınca "Ya!" Dedim sevinirken.
Efe "Abimden daha çok yakıştı, poz ver bakayım." Dediğinde ciddi bir hal alıp poz verdim.
Efe çektiği fotoğrafı gösterdiğinde "Ne kadar büyük durmuş yüzümde, beğenmedim sil hemen." Dedim.
"Yoo," dedi telefonunu uzaklaştırarak.
Sonra arka koltuğa yerleştiğinde Batuhan Ege'yi sordu. Gelmeyeceğini söylediğimiz sırada Ege üç çantayla birlikte arabanın önünde belirdi. Arabanın arka kapısını açıp çantaları fırlatarak koyup, sonra kendisi oturdu.
"Unuttuğum başka bir kardeşim yoksa gidiyorum artık?" Batuhan arabayı çalıştırdığında Ege sinirle Efe'ye döndü "Bana neden haber vermiyorsun?"
"Havuzda yatıya kalırsın diye düşündüm" dedi Efe
"Ece'yle takıla takıla esprilerin de onun gibi olmuş, berbat."
"Baak!" Dedim arkama dönüp "Zaten seni döveceğim, bunun şiddetini giderek arttırma, uçarım burdan sana."
"Kemerini tak Ece." Batuhan tamamen konu dışında konuşurken kemerimi taktım.
"Saçların neden ıslak senin ayrıca abicim, kurutmamışsında?"
"Ben ıslattım," dedi Ege yaptığıyla övünür gibi.
"Sebep?"
"İzinsiz bir şekilde ikisi antrenmanıma geldi. Hadi bunu tolere edebilirim ama bir de gidip benim yanımda Güney'in ne kadar iyi yüzdüğünden bahsediyor abi!"
Karşımda ki Ege Erdemdi. Kendini neden Michael phelps zannediyordu?
"Yalan söylemiyorum ya! Neden bu kadar tepki gösterdin anlamıyorum Ege."
"Sen sadece benim hakkımda iyi şeyler söyleyebilirsin, o senin kardeşin değil, arkadaşın hiç değil. Bana destek olmak dururken o da kim Ece?"
"Pardon?" Dedim arkama dönerek "Sen beni ne zamandan beri kardeşin olarak görmeye başladın? Tercihlerim ne seni ne de kimseyi ilgilendirmez, istersen babam ol!"
Batuhan araya girdi "Beyaz bayrakları çekiyoruz hızla ve kavga etmiyorsunuz, bugün güzel bir gün geçirelim tamam mı gençler?"
"Sana tek başıma olmak istediğimi söylemedim mi ben? Neden bunları arabaya alıyorsun?"
Beni kardeşi olarak kabul etse de yaptıklarıma karışamazdı.
"Üçüsünüz kızım siz ayıramazdım sizi."
Bakabileceğim en kötü şekilde Batuhan'a baktım. Senelerce ayrı kalan üçüzlerin ayrı kalmakla ilgili bir sorunu yoktu. En azından benim hiç yoktu.
Üniversiteyi il dışında yazıpta Ege'nin yüzünü bir daha hiç görmese miydim acaba? Genç yaşımda beni sinir hastası yapmıştı. Önceden de düzgün sessiz sakin biri değildim ama kavga eden biri değildim. Ege'nin yaydığı enerjiden dolayı herkese pata küt dalmak istiyordum.
"Kursa yakın bir yerlerde oturup bir şeyler yiyelim diyoruz, müsaitsen sen de gel?"
Batuhan telefonla konuştuğunda gözlerimi devirdim "Birini daha çağırırsan yemin ederim atarım kendimi ya!" Tek başına büyüyen biri olarak her şeyi yalnız yaptığım için grup halinde yapılan etkinlikler beni bunaltıyordu.
"Batuhan'ın eğlenceli gün anlayışı yemek miydi?" Ege'nin yorumu ile Efe ile beraber gülmeye başladıklarında hemen ispiyonlama modumu açtım.
"Batuhancığım," dedim abi demediğim için samimi duyulsun diye "Söyle güzelim," dedi telefona ara verip.
"Ege sana Batuhan salağının yaptığı plan bu kadar olur, ben onun eğlence anlayışına s-"
"Yuh! Ufak at kızım demedim öyle bir şey,"
Efe ve Ege'ye siz bittiniz bakışını attığında keyfim yerine gelmişti.
"Tamam baba, sen gel o zaman." Batuhan sonunda telefonu kapatırken Çağrı beyin de geleceğini öğrenmiştik en nihayetinde.
"Ne eğlencesi istiyorsunuz Ege ve Efe, geçen sene ki gibi bar turu mu atmak istiyorsunuz siz? Babamın hala haberi olmadığı gecemizden?"
İkisinin de suratı bozulurken ortalığı daha da alevlendirmek elbette bana kalmıştı.
"Ciddi olamazsın! On yedi yaşında içmeye mi başladınız? Efe de o tip yok ama Ege de tam bir keş tipi var."
Elit beyefendi Ege'den beklendik bir hareketti.
"Masum göründüklerine bakma Ece, ikisinin de çok kirli işleri var."
Batuhan yaktığım ateşi körüklerken Efe "Abartmayın," dedi "Sen çok mu masumsun abi? Konuşturma şimdi beni!" Dedi
Batuhan'ı kolundan tuttum "Konuşsun konuşsun!" Dedim heyecanla
"Bizim gizli saklımız yok sizin gibi korkak değiliz biz oğlum."
"On altı yaşında babamın arabasını kaçırıp kaza yapan kimdi? Milyonluk arabayı haşat etmiştin." Dedi Ege
"Babam için sorun olmadı ki abime aldığı arabaya bak," dedi Efe de.
"Bunlar seni çekemiyor," dedim "O kadar erkek çocuk tabii birbirlerini kıskanırlar. Bir de kendileri iki tane ya sevilmiyoruz korkuları olduğu içinde olabilir bu hareketleri Batuhancığım."
"Kesinlikle!" Dedi Batuhan "Zaten küçük kardeşler böyledir, çekemezler abilerini."
Böyle dertlerim yoktu neyse ki. Kız kardeş ya da ablamın olması bana iyi gelmezdi sanırım.
"Aynen ya hatta geceleri gizli gizli bu yüzden ağlıyorum,"
Arkama dönüp ikisine dil çıkardım.
"Boş insanlar topluluğu," dedi Batuhan da.
İki araba karşılıklı durduğunda bu sefer arabanın kime ait olduğunu biliyordum. Ege yine en önce inmişti. Ben de sağıma soluma bakma gereği duymadan arabanın kapısını açtığımda hemen yanda duran arabayı görmeyip, diğer aracın kapısına çarpan kapıyla gözlerim büyüdü.
Camı indiren adam "Ne yapıyorsun lan sen?!" Diye bağırdığında şoktan ağzımı bile açamadım.
"Kör müsün beyinsiz! Arabanın içine sıçtın, a**** koyayım ya!"
Kendi arabasının kapısının ufak aralığından çıktığında dar alanda onla göz göze geldiğimiz de üzerime doğru geldiğinde adam boynundan tutulup geri çekilmesi ve aynı anda yerde burnunu tutmasını görmem sadece saniyeler içinde gerçekleşti.
"S*kerim lan seni? Kime küfür ediyorsun sen şerefsiz?!" Atlas'ın adamın burnuna gömdüğü kafasına mı şaşırayım, yoksa onun ağzından duyduklarıma mı bilemezken Ege fırladı arkadan.
"Küfür mü etti o sana?" Toparlanmaya çalışan adamın kanayan burnuna bir yumruk da o geçirdiğinde "Kadın lan senin karşında ki bana etsene o küfürleri! Dilini alırım bir yerine sokarım lan senin!"
"Ege tamam!" Dedim araya girerek. Tamam suçlu belki de bendim ama adamın bana karşı olan tepkisi kesinlikle çok kötüydü.
Geldiğimiz mekanın güvenlikleri olaya müdahale etmek için geldiğinde yerde yatan adamı kaldırdılar.
"Sizi şikayet edeceğim!" Diye bağırmaya başladığında Atlas kartını adamın suratına fırlattı.
"Atlas Erdem, etmezsen şerefsizsin."
Batuhan beni yanına çekip önüme geçerken, sanki birileri bir şey yapabilir gibi korumaya çalışıyordu.
"İyi misin Ece?"
"İyiyim." Dedim Efe'ye sadece.
Sadece bir gün sorunsuz geçse ne olurdu?
Adam arabasına binip giderken Atlas gelip yanına çekti beni.
"Sorun yok," dedi güven vermek ister gibi "Şikayetçi olursa ne olacak?" Adamın bir şey yapacağını ya da şikayet etsede bir sonuca varacağını zannetmiyordum ama Atlas'ın başı yanarsa, bu gerçekten bir sorun olurdu.
"Hiçbir şey olmayacak Ece, bana güven tamam mı?"
"Adamı dövdün ve sen bir avukatsın adını karalamaya çalışacak!"
Tüm endişem bu yüzdendi.
"Nefsi müdafaa," dedi Atlas "Ayrıca beni karalamaya çalışır sadece. Bu kadar basit değil."
"Emin misin?" Dedim son kez. "Eminim Ece. Rahat olur musun?"
Diğerlerine döndü Atlas, Ege'nin omzuna aferin der gibi vurduğunda "Hadi içeri geçelim acıktım." Dedi.
Asılan suratım, arkamda ise Erdem ailesinin erkekleri restorana girdik. Ortalarda bir masaya dizilip Çağrı beyin gelmesini bekledik.
"Asılmasın yüzün, abim halleder." Dedi Efe gerginliğimin farkına vararak.
"Ayrıca neden üzülen sen oluyorsun, Ece. Yanlış bir şey yapmadın."
Ege'den bunları duymak?
"Kapıyı bir anda açtığım için fark etmedim." Dedim "Adam bir an da üzerime yürüyünce şoka girdim, keşke ben de vursaydım."
Kendime gelmeye başlıyordum yavaş yavaş.
"Üçüzün sağlam vurdu, aklın kalmasın." Dedi Atlas.
Bana kalsa bu olayın üzerine dakikalarca konuşur, ne yapacağımızı sorardım ama onlar benim kadar uzatmayı tercih etmiyor, hallederiz diyordu.
Bunu benim için yaptıklarını bilmek bana iyi hissettirmiyordu.
"Yemekleri sipariş verelim babam birazdan gelir."
Menüler dağıtıldığında fiyatları gördüğümde içimden oha demeden duramadım. Bir ayda kazandığım parayı bir yemeğe vermek mi?
Herkes sipariş verirken sona kalan yine ben olmuştum. Yalan söylemeyecektim, bir çok lüks yemek vardı ve içerikleri hakkında fikrim yoktu. Rezil olmakta istemiyordum.
"Yardımcı olmamı ister misin abicim?" Dedi Batuhan imdadıma yetişerek.
"İyi olur aslında."
Beyaz ya da kırmızı et konusunda ki tercihimi sorduktan sonra güzel bir et yemeği önermişti. İçecekler ve yemekten sonra yenecek tatlılar hatta yemekten önce de masaya soğuk başlangıç bile söylemişlerdi.
Masada konuşan kimse yoktu. Bir an önce Çağrı beyin gelmesini istiyordum. Başınıza bir şey geldikten sonra sığınacak birilerini arardınız, güvendiğiniz sizi koruyacağına inandığınız birilerini..
Bu isim benim için Çağrı beydi.
Batuhan, Mert ve Atlas da bunu çok iyi yapardı. Ki biraz önce de yapmışlardı ama neden bilmiyorum 'baba' olduğu için en iyisini o yapar gibi geliyordu.
Başıma konan öpücükle "Çok beklettim mi çocuklar?" Sesini duyunca büyük bir rahatlama hissettim.
"Hayır baba yeni sipariş verdik bizde." Dedi Batuhan
Çağrı bey yanıma oturduğunda "Masada bir gerginlik var sanki, bir sorun mu var?" Diye sordu.
Gerginlikle peçeteyle oynamaya başladım. Atlas olan biteni anlatmaya başladığında git gide sinirlenen Çağrı beyi izlemek, tepkisini daha çok merak etmeme neden oluyordu.
"Hangi cüretle?" Sesi yükseldiğinde bakışlar bizim masayı buldu. "Bir şeyin var mı Ece? Siz nasıl müsade ettiniz bu olayın yaşanmasına? Başında kaç kişisiniz nasıl adamın bu lafları söylemesine fırsat verdiniz?"
Asla, asla bunun yaşanmasını istemiyordum.
"Onların bir suçu yok. Ben kapıyı açıp inince adam bir an da söyledi o lafları sonra hepsi müdahale etti zaten. Onları sorgulayacak bir durum yaşanmadı."
"Baba sakin ol, abim gerekeni yaptı. Ece çok gerildi daha fazla uzatmayalım konuyu."
"Ece," dedi Çağrı bey "Tepkilerimi yanlış anlama kızım, bir şey olacağından değil ama başınıza bir şey gelecek diye endişeleniyorum sadece."
"Biliyorum," dedim "Daha dikkatli olmam gerekirdi benim de. Özür dilerim."
"Abimi görünce heyecanlandı diye tüm bunlar oldu. Hayır yani düz sıradan bir adam, neyi etkiledi seni?" Batuhan'ın söylediğine gülerken Efe "Üçüzümle uğraşmayın," dedi.
"Evet uğraşmayın benimle, özledim Atlas'ı ne yapayım görünce dayanamadım."
"Yerim kızım seni!" Dedi Atlas "Özlediğin her an anında yanındayım abisinin güzeli."
"Pardon," dedi Ege. Kollarını masaya yaslayıp ellerini çenesinde birleştirdi.
"Ece'nin kesinlikle başka bir düşünceyle arabadan indiğini düşünüyorum."
'Sanane' der gibi baktım. Çünkü niyetimi anlamıştı.
"Bizi şikayet etmek için arabadan indiğine yemin edebilirim."
"Şikayet etmesini gerektirecek bir şey mi oldu?" Diye sordu Atlas. Muhteşem ikili aynı anda "Hayır!" Cevabını verdiğinde "Olmuş bir şeyler," dedi Atlas.
Yemekler geldiğinde çok bir konuşma olmadı. Onlar günlerinin yoğun geçtiğinden ve bu yemeğin iyi olduğunu, bir daha ki sefer Melda hanım ve Mert'in de mutlaka olması gerektiğini konuştular.
Ben de yemek yemeye devam ettim. Mert'in acilde nefes bile almadan çalıştığı da bir ara geçince telefonumu açamama nedenini daha iyi anlıyordum.
"Öyle mi?" Dedi Çağrı bey. Biraz önce telefonu çalmıştı ve arayan kişi kursta ki hocamdı. "Geçmiş olsun Serhat. Ece yanımda, bugün kurs olmadığını söylerim."
"Hadi iyisin, yine."
"Sus be," dedim Efe'ye. "Kurstan mı kaçıyorum sanki?"
Kursun iptal olmasına biraz üzülsem de bir yanım eve gidip sabaha kadar uyumak istediği için bu durumu çok kafama takmadım. Yemek yedikten sonra başka bir yere gitmek için konuşulsa da dinlenmek istediğimi söylediğimde plan başka bir güne ertelendi.
Onlarla vakit geçirmek için enerjim bile yoktu.
Durduk yere gülüp eğleniyordum, birkaç dakika sonra ise modum düşüyordu. Ve bu duygu değişimi zihnimi çok yoruyordu.
Eve giderken Atlas ile gitmeyi istemiştim. Onla konuşmaya ihtiyacım vardı çünkü.
"Okul üzerime üzerime geldi, çok bunaldım. Neden böyle oldu anlamadım,"
"Şuana kadar okulda güzel bir gün geçirmedin. Bu yüzden tekrar bir şey olur diye sürekli gergin hissediyor olabilir misin?"
Bulunduğum hiçbir ortam sakin geçmiyordu.
"Olabilir. İnsanların benim hakkımda ne düşündüğünü umursamadığımı zannederdim ama sanırım kafaya takıyorum biraz olsun."
"Her ne kadar kulak ardı et desem de bunu yapman imkansız. Ama her şey düzelecek. Aşamayacağımız hiçbir problemimiz yok. Seni rahatsız eden insanlara karşı nasıl bir tavır sergilemen gerektiğini sana söyleyecek kişi ben değilim. Kendini savunarak bunu gayet iyi yapıyorsun. Hiçbiri senin hayatında önemli bir yer kaplamıyor Ece, böyle düşün ve kafaya takmamaya çalış yine de."
Çalışırdım. Bir şeyleri denemeye ya da yapmaya çalışmakla ömrüm geçecek diye korkuyordum.
*
Melda hanım yemekte bizimle olmadığı için birkaç saat bize trip atmıştı. Bu halleri o kadar tatlıydı ki.. Çağrı beye en çok kızdığını söylemişti. Eşi olarak onu evden alıp yanımıza getirmesi gerektiğini söyleyip durmuştu sürekli. Birbirlerinin gözlerinin içine baktıklarında ne kadar sevdiklerini anlayabilmek mümkündü.
Hepimizi sıraya sokmuştu azarlamakta. Benim ki en hafif kalanıydı. Ege'ye beni ıslatarak hasta edebileceğini söylemiş, Batuhan'a Efe ve Ege'yi azarlarken sürekli güldüğü için kızmıştı. Atlas abim ise onla ayrı olarak konuşmuştu bir ara, sonra gitmeleri gerekmişti. Ve neden gittiklerini biliyordum.
Ben de hiçbir şey yokmuş gibi planımı hayata geçirmiştim. Odama gitmiş televizyon da rastgele kanalları gezerken yatağımda uzanmıştım. Magazin kanallarından birinde kendime ait bir görsel gördüğümde durdurmuştum hemen.
"Erdem ailesinde sular bir türlü durulmuyor," Bugün restoran da olan kavganın haberini yapacaklarını zannederken başka bir şeyden bahsetmişlerdi.
"Bildiğiniz gibi Erdemler kızlarının öldüğünü zannediyordu. On sekiz sene sonra ise kızlarının aslında ölmediği, çocukların amcası tarafından kaçırıldığını öğrenmiştik."
Kadın elinde kağıtlara bakarak heyecanla anlatmaya devam etti.
"Asıl şok gelişme magazin muhabirlerimizden geldi. Bildiğiniz gibi Erdemlerin üçüz çocukları var. Çocuklarından Ege ile Ece'nin çok kötü olduğuna dair haber geldi. Okulda sürekli kavga ettikleri ve birbirlerinin yüzlerine bakmadıkları gelen duyumlar arasında."
Kim yapardı bunu?
"Beni asıl şok eden başka bir olay var." Programı sunan iki kişi aralarında paslaşarak yorum yapıyordu.
"Geçen gün muhabirlerimiz Ege ile kısa bir röportaj yapma fırsatını bulmuş. Ege diyor ki 'Ailemiz için mutlu bir haber olabilir ama Ece büyüdüğü ortamdan dolayı lüks yaşamın çok gerisinde kalmış, daha Çağrı bey ve Melda hanıma anne ve baba diyememiş."
Yataktan doğrulup kalktım. Bir bu kalmıştı! Benim hakkımda yapmadığı bir tek bu kalmıştı!
Odadan o kadar hızlı çıktım ki, aşağı nasıl indiğimi hatırlamıyorum bile. Ege'nin kapısını o kadar sert açtım ki duvara çarpan kapı kırılacak sandım. Oyun oynuyordu. Hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyordu.
"Bir kez olsun sordun mu bana neden bu kız anne baba demekten korkuyor diye Ege?!" Çıldırmış gibi bağırıyordum. "Bir kere dedin mi bu kız ne yaşadı diye ya dedin mi?!"
"Ece ne oluyor?" Dedi gerginlikle oyununu bırakarak. "Nerden çıktı şimdi bunlar? Ne zaman sana karıştım ben bu konuda?"
"Doğru bana sormaya cesaretin olmadığı için televizyonda ki o gerizekalılara söylemişsin!" Boğazım öyle acıyordu ki bağırmaktan, ses tellerim kopacaktı.
"Saçmalama," dedi inkar ederek. Ben olsam ben de inkar ederdim. "Yapmadım öyle bir şey."
"Kesin! Kesin sana inanırım Ege! Neden ya neden benden ne istiyorsun sen? Elindekileri kaybetmekten mi korkuyorsun Ege? Anne ve babanı elinden mi alırım zannettin?! Benim olmayan bir şeyi nasıl elinden alabilirim ben senin ya!"
Artık her şey bitmişti ben de. Sabrım taşmıştı.
"Senden bir şey istemiyorum! O salakların lafına mı inanıyorsun sen?"
"Kime inanayım? Sana mı inanacağım? Seni tanımıyorum bile! Sizi tanımıyorum Ege! Gözlerime baksanız yalan söyleseniz bunu anlamam bile, anlıyor musun beni!"
Dizlerimin bağı çözüldü sanki, Ege tuttu hemen.
"Senden nefret etmek İstemiyorum Ege, benden ne istiyorsun, benden ne istiyorsun? Niye bana acı çektiriyorsun! Ne yaptım ben sana Ege? Ben mi istedim ailemden ayrı büyümeyi? Bana mı sordular?! Bebektim bebek!"

"Ece," dedi "Sana yemin ederim öyle bir şey yapmadım. Yapmam, asla yapmam Ece. Bana bak lütfen, yalvarırım."
"Dokunma bana!" Desem de o tutmasa yere düşecektim.
"Kızım ne oluyor?!" Melda hanımın odaya girişiyle halimi görünce ağzından acı bir ses çıktı.
"Annem ne oldu sana? Ege ne oldu?"
"Hiçbirinizi hak etmiyorum," dedim ayağa kalkarak. Gözlerim yaşlar süzülürken devam ettim.
"İnsanların artık benim hakkımda konuşmasını istemiyorum. Adımın sizle geçmesini, burada yaşamakta istemiyorum."
Haksızlık yapıyorsun Ece. Yapma.
Ayağa kalktım beni tutan ellerden kurtularak.
"Saçmalama bir yere gidemezsin Ece!"
"Senden nefret ediyorum Ege. Benden ettiğin nefretten daha çok ediyorum hem de."
Merdivenlere koştum son bir gücümle, kapıya kadar ulaştığında Ege kolumdan tuttu. Melda hanım nefes nefese arkamdan geldi.
"Annem lütfen konuşalım Ece gitme yalvarırım gitme Ece!"
"Size anne bile demeyen bir kız için kendinizi bu kadar üzmeyin."
Yapma bunu Ece, annene bunu yapma.
Ege kapının önüne geçti. Efe merdivenlerden paldır küldür indi.
"Ne oluyor? Ece neden ağlıyorsun?"
"Lütfen bırak Ege. Lütfen bunu yapmama bari engel olma, nefes alamıyorum bu evde, ben yapamıyorum bu evde. Anlamıyor musunuz hiçbiriniz? Halimi kimse görmüyor mu benim?"
Bu kadardı. Bu kadar dayanabilmiştim.
"Ege tamam bırak," dedi Melda hanım. Ege'nin kolları benden ayrılmadı. "Ege bırak dedim sana!" Melda hanımın sesi yükseldiğinde Ege beni bıraktı.
Melda hanımın neden bunu yaptığını sorgulamadan kapıdan dışarı attım kendimi.
Gidecek bir yerim yoktu, öylesine yürüyordum. Korumalar beni görünce kendi aralarında bir şeyler konuşmaya başladı. Bahçede en uç noktaya doğru ilerledim. Ağaçların sıklaştığı bir noktada dizlerimi kendime çekip oturdum.
"Annem," diyen sesi duyduğumda kafamı kaldırdım yavaş yavaş.
"Olmuyor, artık bir saniye bile senden ayrı kalamıyorum annecim. Gitme bir yere, gözümden ayrılınca seni kaybederim diye çok korkuyorum."
Elleri yüzümde dolaştı. Benim gibi yere oturup göz göze gelmemizi sağladı.
"Ben o kadına başka adamların yanında sırf anne dediğim için yüzümü bu hale getirdi biliyor musun?" Saçlarımı kenara çekip yarayı gösterdim.
"Ona bir daha anne diyemedim, o kelimeden de bana hissettirdiklerinden de çok korktum ben."
Eve gelen adamlar onun çocuğu olduğumu öğrenince bir daha eve gelmiyordu. Ve o kadın bunun acısını benden çıkarıyordu.
"Ama şimdi seni görünce, bu kelimenin taşıdığı anlamların çok değerli olduğunun farkına varıyorum." Konuşmak istediğinde ona engel oldum.
"Bir şey deme sadece beni dinle." Dedim. "Çok yoruldum, kendimi çok güçsüz hissediyorum. Bu evden başka gidecek ne bir yerim ne de arkadaşım var, kimsesizim ben."
Acı çektirmeyen tek bir insan yoktu etrafımda.
"Gitmek istiyorum." Dedim ona acı veren bu cümleyle.
"Ölürüm ben Ece, yine gidersen bu sefer dayanamam."
"İşte bu yüzden," dedim "Gidemiyorum,"
Derin bir nefes aldı.
"Ama elimi bırakma olur mu?" Dedim "Tek başıma kalırım diye çok korkuyorum, anne."
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |