2. Bölüm

2.Bölüm: Annemin Gerçekleri

Zeynep
zeydck

Doğum günü.

 

Bir çocuğun en güzel günü olmalıydı.

 

Dünyaya gelmek onun için bir anlam ifade etmese de etrafında gördüğü mutlu insanlar, ona alınan hediyeler, en önemlisi de o gün değerli biri hissettirilmesi bugünü özelleştiren şeylerden olmalıydı.

 

Bir çok şeyden mahrum kaldığım gibi doğum günümü de hiçbir zaman kutlamamıştım. Öyle ki, ne zaman olduğunu bile unuturdum çoğu zaman.

 

Ama emin olduğum bir şey vardı. Bugün doğmadığımı biliyordum. O kadar da aptal değildim. Unutsam da , benim için bir anlam ifade etmese de doğduğum günü biliyordum.

 

Ben bugün doğmamıştım.

 

Annemden gelen bu saçma mesajın tek bir anlamı olmalıydı. Yine kafası güzeldi, bu yüzden kendine saracak biri olarak beni seçmişti.

 

Kötü saçma bir tesadüftü.

 

Telefonu cebime soktum sertçe. Odağımı pasta kesen aileden alarak arkama döndüm. Rastgele tepsilerden birini alarak kalabalığın arasına karışmaya başladım.

 

Habersiz olan işleri sevmeme nedenim buydu işte. Mutlaka bir saçmalık oluyordu ve ben tüm günümü bu saçmalığı düzeltmek için harcıyordum.

 

"Seneler geçti ama acıları ilk gün ki gibi taze," masalarına içecek servis ettiğim kadın ve adamın konuşmasına istemeden de olsa kulak misafiri oluyordum.

 

"Öyle," dedi kadın "Annesinin işi daha da zor, oğullarının doğum günü ama aklı hala ölen kızında.. çok zor."

 

Onlar böyle konuştukça ölen kıza daha çok üzülüyordum. Ailesinin işi gerçekten de çok zordu.

 

Servis yapacağım bir şey yoktu şuan da o yüzden bir kenarda durmuş etrafı izliyordum. En büyük odak noktam da o aileydi. Kadınla göz göze geldiğimiz de buruk bir tebessüm etti, karşılık vermedim yine.

 

Birkaç saniye sonra adam yeniden mikrofonu eline almıştı. Sahnede ki ekrana da bir yer yansıtılmıştı. Bir binaydı.

 

"Bu özel günü güzel bir amaca öncülük ederek kapatmak istiyorum. Ölen kızımızın adına bugün bir okul açılışı yaptık. Okumak için imkanı olmayan, genç kızlarımızı, genç evlatlarımızı artık bu okulda eğitim hayatına ilk adımlarını atmalarını sağlayacağız."

 

Fotoğrafa baktım. Bir anaokulu ve aynı bahçe içerisinde ilkokul vardı. Okulun ismi Ece Erdem di.

 

Kızları ölsede diğer kızlar için umut olmaya devam ediyorlardı. İmrenmeden edememiştim. Çok zor şartlar altında okula gidiyordum. Kendi ayaklarım üzerinde durana kadar bunun zorluğunu daha çok hissetmiştim.

 

Annem okula beni götürmezdi. Mahalleden okula giden çocukların arasına karışırdım. Okuldan eve geldiğimde çoğu zaman evde olmazdı. Ödevlerimi yapmaya çalışırdım. Anlamadığım, beceremediğim o kadar çok şey oluyordu ki..

 

Bir şekilde hallediyordum. Onun varlığından bir fayda olmadığını büyüdükçe daha iyi anlıyordum. Onun yokluğu benim için ödül gibiydi.

 

"Güzellik? Bak ben sana çok uzun sürmeyeceğini söylemiştim. Davetliler gitmeye başladı." Başımı sallayarak onu onayladım.

 

"Böyle bir doğum günü beklemiyordum, çok sakin geçti."

 

"Sanki bir parti değilde anma gecesi gibi bir gece oldu. Ölen kızlarına harbi çok üzüldüm." Araz'ın söylediklerine katılıyordum.

 

"Neyse güzellik son bir ortalığı toplayıp kaçarız hemen,"

 

"Tamam," dedikten sonra boşalan bardakları toplamaya başladım. Bahçe büyük bir alan olsa da davetli sayısı fazla olmadığı için beni yoran bir şey de olmuyordu.

 

Bana çarpan kız dışında olumsuz bir durumla karşılaşmadığım için halimden çok şikayetçi değildim. Ancak sabah erken kalktığım ve hala çalıştığım için yorgundum.

 

Ayaklarım beni ne kadar o masaya gitmemek için geri geri itse de işimi düzgün yapmam gerekiyordu. Ailenin masasına geldiğim de düşmeme engel olan kişi de vardı.

 

"Çok güzel ve anlamlı bir gündü," dedi o kişi.

 

"Teşekkürler Selim," dedi kadın "Bugün Efe ve Ege'nin fikriydi."

 

"Arkadaşlarım diye demiyorum, oldukça ince düşüncelidirler."

 

"Abartma," dedi ikizlerden biri "Bizi biraz tanıyorsan kardeşimizin öldüğü günü kutlamayacağımızı bilirsin."

 

"Biliyorum Efe, takılıyorum sadece." Selim'in önünde bardağı aldığımda işim bitmişti. Tepsiyi mutfağa bırakmak için gittiğimde "Biraz konuşabilir miyiz?" Sesi ile duraksadım.

 

"Öncelikle bugün seni rahatsız ettiysem özür dilerim."

 

"Hayır Melda hanım," dedim "Rahatsız olacağım bir durum olmadı."

 

"Gördüğüm her genç kız da kendi kızımı hayal etmeden duramıyorum.. özür dilerim. Seni biraz fazla benzetmiş olmalıyım," karşımda ki kadınla olan tek benzerliğim saç rengimdi.

 

Yüzümü uzun uzun incelediği için yüzüm de ki izi kapattığım saç tutamını düzelttim. Kimse görsün istemiyordum.

 

"Başınız sağolsun." Diyebileceğim tek cümle buydu.

 

"Teşekkürler," dedikten sonra yanımdan ayrıldı.

 

 

Ev sahibi kadın ile konuştuktan bir yarım saat kadar sonra işimiz bitmişti. Üzerimi değiştikten sonra son otobüse yetişmek için Araz ile koşmamız gerekmişti.

 

Araz benden sonra ineceği için inmeden elime bu gece ki kazancımız olan parayı aceleyle tutuşturmuştu. Ben de parayı düşürmemek için çantamın içine koyup eve doğru yol almıştım.

 

Mahalle gecenin on birinde elbette sessizdi. Hiçbir zaman çok gürültülü olmamıştı. Sadece birkaç hafta sonra okullar tatil olunca sokakta oynayan çocuk sesleri karanlıkta kendini gösterirdi.

 

Çantamın içinden anahtarı çıkardım. Acelem yoktu. Evde bir bekleyenimin olduğunu düşünmüyordum. Kapıyı açarak karanlık bir eve giriş yaptığımda elektrik faturası aklıma gelmişti.

 

Korkuyla ışığı yakmak için düğmeye bastığımda neyse ki etraf aydınlandı. Yarın okul çıkışı yatırmazsam kesinlikle keseceklerdi.

 

Salonun önünden geçerken göz ucuyla içeri baktım. İçki şişeleri masanın üzerinde duruyordu. İçerisi o kadar kötü kokuyordu ki dayanamayıp camı açarak yerde ki şişeleri alıp çöpe attım.

 

Allah bilir yine neredeydi de evin yolunu bulamamıştı.

 

Salonu toparladıktan sonra odama geçtim. Çantamı yatağın üzerine bırakıp üzerimi değiştirdim. Telefonumu şarja takarak alarm kurdum.

 

Daha fazla oyalanmayarak yatağıma uzandığım da yorgun olan bedenim çok geçmeden uykuya dalmıştı.

 

"Kapıyı açsana lan!"

 

Uykumun arasında duyduğum annemin sesi ile yerimden fırladım. Ne kadar bir zaman olmuştu ben uyuyalı? Telefonu kenardan alıp baktım. Gecenin üçüydü.

 

"Sokakta sürtmekten eve mi gelmedin yoksa!"

 

Mahallede ki huzuru bozan biri vardı işte. Gecenin bir köründe hiç utanmadan bağırıp çağıran o kadın, annem.

 

Rezilliğine bir son vermek için kapıya gittim, açtığımda ayakta duramıyordu. Ama ona destek olmadım. O bana hiçbir zaman destek olmuyordu. Kendi ayaklarımın üzerinde durmam gerektiğini bana söylediğinde ben henüz on yaşındaydım.

 

Bu yüzden bu kendi ayaklarında durma işini kendi başına yapması gerekiyordu.

 

"Daha ne kadar bizi rezil edebilirsin? Çabuk ol!" Sarsak adımlarıyla içeri girdiğinde kapıyı kapadım.

 

Odama gidip uyumaya devam etmek istiyordum.

 

"Nereye küçük hanım?! Gel de annen sana bir sarılsın!" Kollarını öne doğru uzatsa da bana ulaşamazdı. Aramızda hiç kapanmayacak mesafeler vardı.

 

"Saçmalayı bırakıp, geçip yat zıbar!"

 

Onunla bu şekilde konuşmaktan hiç gocunmuyordum.

 

"Aaa ama bebeğim! İnsan onu doğuran annesine böyle davranır mı? Ne kadar da ayıp bu yaptıkların? Annenim ben senin!"

 

"Ne diyorsun sen ya? Senin anne falan olduğun yok. Daha fazla bağırıp beni rezil etme!" Ona her baktığımda artan bir nefretim vardı.

 

"Acaba seni ben doğurmadım diye mi annen olduğumu hissetmiyorsun?" Ağzının içinde bir şey gevelediğinde ne dediğini anlamamıştım.

 

"Bugün sana bir mesaj attım," deyip hıçkırdı. "İyi ki doğdun Azra Ece!"

 

"Sen kafayı mı yedin ya? Saçma sapan şeyler için beni meşgul etme artık! Ben senin annecim diye avaz avaz bağırıyorsun, daha ne zaman doğduğumdan haberin yok senin!"

 

Başını salladı. "Nasıl haberim olmaz ki? O günü hiç unutmuyorum.." gözleri bir noktaya daldı. "Benim için çok paralı bir gündü!" Göz devirdim.

 

"Gerçekten senden tiksiniyorum,"dedim

 

"Durup dinlesene beni, insan doğduğu günü merak etmez mi?"

 

"Benim için hiçbir anlamı olmayan bir gün," devamını içimden getirdim. Keşke beni hiç doğurmasaydın.

 

"Ben hiç unutmuyorum o günü Azra," dedi salona geçip oturduğunda. Biraz önce dalga geçen o kadın gitmişti.

 

"Her gün uykularıma giriyor, bana acı veriyor. Uyuyamıyorum çoğu gece, sen beni uyuyor mu sanıyorsun?"

 

Ciddi bir şekilde konuşmasını beklemiyordum.

 

"Dünyaya çocuk getirmek gibi bir zorunluluğun yoktu, en azından bu iyiliği yapabilirdin benim için?"

 

Düşüncem hep bu yönde olmuştu. Sorumluluk sahibi olamayan insanların yüzünden benim gibi, hatta durmu benden daha kötü çocuklar yetişmezdi.

 

"İhtiyacım vardı," dedi "Eğer bunu yapmasaydım, hayatta olmayabilirdim." Dedi.

 

"Beni doğurmanla senin hayatta olmanla ilgili nasıl bir bağlantı kurdun, gerçekten çok merak ediyorum."

 

Kollarımı göğsümde birleştirmiş gerçekten de vereceği cevabı bekliyordum.

 

"Zamanı geldi," dedi "Artık her şey daha kötü olacak.."

 

"Bu sorumun cevabı değil."

 

"Senin için," dedi belki de ilk defa bir şeyden emin konuştuğunu duyarken "Her şey çok güzel olacak.. az kaldı."

 

"Senden kurtulana kadar hiçbir şey güzel olmayacak, karşında çocuk yok senin! Yalnlarını kendine sakla!" diyerek odama gittim. Kapıyı kapatacağım sırada arkamdan bağırdı.

 

"Söylesene Azra! Belki de gerçek annen ben değilimdir?"

 

 

Sarhoş insanların kurdukları cümlelerin çoğu saçmalık ve ciddiye alınmaması gereken şeyler olduğunu yeni öğrenmiyordum. Onu annem olarak görmediğimi bildiği için şimdi de bana o annen değilim diye atıfta bulunuyordu.

 

Her şeyin benim için güzel olacağını iddia ediyordu. Mesela buna beni bu evde tek başıma bırakarak yapmaya başlayabilirdi. Hayat o yokken çok daha iyiydi.

 

Gece boyu uyusam da saçma sapan rüyalar görmüş, sürekli uykum bölünmüştü. Bu yüzden sabah Araz'ı arayıp cafeye gelemeyeceğimi söylemiştim.

 

Evin durumunu az çok bildiği için bana neden gelmediğimi sormamıştı. Cafeye gitmediğim için biraz daha geç çıkmıştım evden. Evden çıkmadan salonda onu dün bıraktığım gibi duran kadına baktım.

 

Acınası haldeydi. Böyle daha ne kadar yaşayacaktı kim bilir?

 

Umurumda değildi.

 

Ayakkabılarımı alıp bağcıklarını bağlarken telefonunun çaldığını duydum. O kadar derin uykudaydı ki telefonu duymuyordu. Telefon peş peşe çaldığında içeri geçtim. Omzundan dürtsem de ses çıkarmadı.

 

Masanın üzerinden telefonu aldım. Halil? Hayatında biri olabilirdi, sevgilisi ?

 

Telefonu elbette açmayacaktım. Yerine bırakacağım sırada ard arda mesajlar gelmeye başladı.

 

'Bu akşam mutlaka konuşmamız gerekiyor, ben artık vicdan azabından nefes alamıyorum'

 

'Artık bu günaha bir son vermenin vakti geldi'

 

Telefonu yerine bıraktıktan sonra evden dışarı çıktım.

 

Annemin dışarıda nasıl bir hayatı vardı, arkadaşları kimlerdi? Bunların cevabı ben de yoktu. Evden sabah çıkıp akşam girdiğim için ben yokken eve birilerini alıp almadığından da haberim olmuyordu.

 

Ama yine de ne tür bir şeyin içinde olabilirdi de vicdan azabından uyuyamacak kadar ileri gidebilirdi?

 

Üniversite sınavına bu kadar az bir zaman kalmışken başıma bir bela açmasından korkmuyor değildim. Onu tanımıyordum.

 

Bugün umarım o adam ben yokken gelir ve annemle ne işi varsa halledip giderdi. Yabancı biri ile karşılaşmak, konuşacakları şeyin içerisinde olmak istemiyordum.

 

Sınıfa girer girmez sırama geçtim. Araz birazdan burada olurdu. İlk ders sınıf hocamızla olacağı için herhangi bir hazırlık yapmama gerek yoktu. Üniversite sınavına gireceğimiz için ilk derslerini bizim kafamız dağılsın diye ders işlemeden geçirirdi.

 

"Yıl sonu balosu için çok güzel elbiseler aldım!" Dedi arka sırada ki kızlardan biri.

 

Baloya katılmak gibi bir düşüncem, ya da ayrı tuttukları eğlence yeri için harcayacak param yoktu.

 

"Daha iki ay var kızım! Daha şimdiden alıp ne yapacaksın? Ben son ana kadar bekleyeceğim." Dedi diğer kız da.

 

"Arkadaşlar!" Elbise alan kız tüm sınıfa doğru seslendiğinde ilgi odağı olmuştu.

 

"Bakın eksik istemiyorum! Baloya gelecekler el kaldırsın?"

 

Lise son değilde ilkokul üçte olduğumuzu düşünenler ne yazık ki bu sene üniversite sınavına girecekti.

 

Arkama bakmadığım için katılım oranını görmemiştim.

 

"Sen Azra?" Dedi omzuma dokunan kız.

 

Şaka değil. Adını gerçekten hatırlamıyorum.

 

"Ben ne?" Diye sordum.

 

"Baloya diyorum, gelmeyecek misin?"

 

"Gelmeyeceğim." Dedim.

 

"Niye? O kadar lüks bir ortama bir daha ne zaman görebileceksin?" Onlar için büyük bir anlam ifade ediyordu böyle günler.

 

"Görmek istiyor muyum diye sorsana önce?"

 

"Bırak şu suratsızı," dedi yanında ki arkadaşı "Gelmezse gelmesin bize ne?"

 

Suratsız?

 

"İsmin ne senin?" Diye sordum bana suratsız diye soran kıza.

 

"Yaren." Dedi.

 

"Bak Yaren, bir daha benimle bu şekilde konuşursan benim suratsızlığımı arayacağın bir surat dahi bırakmam yüzünde!"

 

Yükselişim ile sınıfın ergen grubunun 'ooo' sesleri artarken "Ya sen beni tehdit mi ediyorsun?!" Diye cırladı Yaren.

 

"Olacakları söylemek tehditse, evet."

 

"Kızım seni var ya!" Dediğinde üzerime bir atak yapmak üzereyken ayağa kalktım.

 

"Evet beni? Ne yaparsın?"

 

Bu ucuz numaralar bana işlemezdi.

 

"Saçmalamayın hoca gelecek şimdi!" Erkeklerden biri olaya müdahale ederken, sınıfın girişinde Araz göründü.

 

"Güzelliğim ne oluyor?" Diyerek yanıma geldi.

 

"Araz! Şu arkadaşına bir şey söyle yoksa elimde kalacak!" Yaren'in uğruna bana laf söylediği arkadaşı da olaya müdahil olurken Araz kolumdan tuttu.

 

"Senin hayallerin bunları dövmenden daha önemli be güzellik?" Dedi sessizce kulağıma.

 

Derin bir nefes aldım.

 

"Noldu?" Dedi Yaren "Öyle kalırsın işte!"

 

Araz bağırarak "Kız bak bırakırım seni buraya gömer Azra, kes sesini!" Dediğinde "hoca geliyor!" Sözü ile Araz sıraya geri oturmamı sağladı.

 

Ben de Azra isem Yaren'e o laflarını yedirirdim.

 

"Sessizlik!" Dedi sınıfa giren hoca "Sesiniz koridora kadar geliyor, alıp veremediğiniz her neyse, yeri burası değil!" Hepimize tek tek göz gezdirdi.

 

"Şimdi sessiz olmak kaydıyla serbestsiniz!" Alışık olduğumuz rutin yine gerçekleşmişti.

 

"Azra, teneffüste yanıma gel."

 

Başımı salladım.

 

Araz'ın neler olduğunu öğrenme merakını boş vererek, test kitabını çıkarıp soru çözmeye başladım.

 

Zil çalana kadar soru çözmeye devam ettim. Vakit bu şekilde daha hızlı geçiyordu. Teneffüste hocanın yanına gittiğim de konuşmak istediği konu beni şaşırtmamıştı.

 

"Voleybola olan ilgi ve yeteneğinin kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi hocan Azra," öğretmenlerin kendi aralarında ki toplantılarının ardından Erdem hoca benimle konuşmak istemişti.

 

"Bu konuşmanın aynısını Seher hoca da yaptı hocam," dedim "Ama ben devam etmek istemiyorum."

 

"İstekli bir vazgeçiş olduğunu düşünmüyorum Azra?"

 

İstekli ya da isteksiz.. sonuç olarak kendi hayallerimi gerçekleştirmeye vaktim yoktu.

 

"Beni düşündüğünüz için teşekkür ederim hocam," dedim

 

"Bana hala neden bıraktığını söylemiyorsun?"

 

Erdem hocayı ikna edecek bir yalan bulmalıydım.

 

"Derslerimin önüne geçmesini istemiyorum, voleybol oynarken derslerimi boşluyorum."

 

Tek kaşını kaldırdı.

 

"İkisini aynı anda yapabileceğini düşünüyordum." Dedi.

 

"Hayır hocam, ileride voleybolu profesyonel olarak oynamak istemiyorum."

 

"Peki Azra," dedi "Tercihlerin umarım ileri de seni pişman etmez."

 

Çoktan pişman oldum, hocam.

 

*

 

Eve gitmek bana her gün eziyet gibi geliyordu. Elektrik faturasını yatıracağım için okuldan çıktıktan sonra ilk o işi halletmiştim. Hala bir şeyler yemediğim için midem artık acıyordu. Yol üzerinde bir marketten birkaç şey alıp çantama atmıştım.

 

Annemin bu saatte evde olmadığını bildiğim için eve erken gitmemde bir sorun yoktu. Dün gece ki mesajlardan dolayı eve gidip gitmemeyi düşünsem de, benim evde olacağım saati bildiği için eve birini çağırmayı göze alamazdı.

 

Anahtarı çıkardığımda kilitli olan kapıyı açtım.

 

Evde ki yüksek sesli konuşmalar olduğum yerde durmama neden oldu.

 

"Neyin üzüntüsünden bahsediyorsun sen?" Diye bağırdı annem. "Her şeyi para karşılığında yapmadık mı biz?! Paraları yerken pişmanlık duymuyordun!"

 

"O zamanlar gençtim bir hata yaptım ama şimdi kendim bir aile kurdum ve çocuğumdan bir saat ayrı kalsam onun özleminden duramıyorum.." dedi adam "Biz bu acıyı onlara on sekiz senedir yaşatıyoruz Zuhal!"

 

Adamın sesi annemden daha baskın çıkıyordu.

 

"Hem," dedi adam "Ne zamana kadar saklayacaksın? Yemin ederim sana bırakmam bu işi, o kıza gerçekleri ben anlatırım!"

 

Bir şeyin duvara çarpma sesi duyulduğunda salona doğru sessiz birkaç adım attım.

 

"Hayır!" Dedi annem "O hala benim için bir para kapısı, ondan vazgeçmem!"

 

"Sen vazgeçme Zuhal, ben ona her şeyi anlatırım. Senin ne halde olacağın da umurumda olmaz."

 

"Yapamazsın!" Dedi annem "Polisler yakamızı bırakır mı? İkimizi de hapse tıkarlar, o çok sevdiğin kızından ayrı kalırsın!"

 

Adam durup dinledi.

 

"Belki de bedel ödeme sırası bize gelmiştir Zuhal, biz ne kadar saklasakta bunun için çok geç kaldık."

 

Soluklarım sıklaşmaya başlamıştı.

 

"Ne demek geç kaldık? Yoksa Azra'ya her şeyi anlattın mı?"

 

"Hayır," dedi adam "Aileye ulaşmanın her yolunu denedim ama adresinden başka bir şey bulamadım, ben de bir mektup yazarak onlara her şeyi anlattım."

 

"NE?" Annemin sorusunun arkasından bir çığlık sesi yükseldi. "GÖNDERMEDİM DE!"

 

"Gönderdim," dedi adam. "Sana da artık yolun sonunda olduğunu söylemek için geldim."

 

Elim yerinden çıkacak gibi olan kalbime gittim. Hayatım ellerimden kayıp gitmişti.

 

"Azra'nın, artık gerçek anne ve babasına kavuşması gerekiyor. Benden bu kadar Zuhal."

 

BÖLÜM SONU

 

 

Bölüm : 09.06.2025 11:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...