3. Bölüm

3.Bölüm Acı Gerçekler

Zeynep
zeydck

İnsan en çok ne zaman bir aileye ihtiyaç duyardı?

 

İlk doğduğunda.

 

İlk adım attığında.

 

İlk ağladığında.

 

İlk korktuğunda.

 

Bir akşam çok yağmur yağmıştı. O kadar çok yağmıştı ki, cama vuran su damlaları penceremden içeri sızmıştı. Gök öyle kuvvetli gürlemişti ki, yatağımın altına sığınmış yastığıma sarılmıştım.

 

Kendimi sakinleştirmek için hayaller kurmuştum.

 

Kocaman bir aile hayal etmiştim. Anne ve babam, abim.. kardeşlerim. Yine yağmur yağıyordu hayal ettiğimde de. Ama bu sefer kocaman bir yatakta yatıyorduk, içeri su damlaları girmiyordu.

 

Kardeşlerimle yatağın ortasında, anne ve babamın arasında yatıyorduk. Babam bize güzel bir masal anlatıyordu.

 

Bir küçük aslan vardı o hikayede. Çöller de koşup oynayan. Kendime benzettim o aslanı. Koşup oynamayı çok severdim. Ama o aslanı annesi çok seviyordu. Ona sen benim canımsın diyordu.

 

Benim annem beni sevmek bir yana, bana kızım bile demiyordu. Sonra o aslanın babası çölde vurulmuş, benim gibi yalnız kalmıştı.

 

Baba?

 

Babamı hiç görmemiştim. Annem öldü demişti. O aslan gibi vuruldu baban demişti. Çocuk kalbim ilk kez o zaman ölümle tanışmıştı.

 

Peki, 

 

Yüzünü dahi görmediğim bu adamın yokluğu bana nasıl bu kadar acı vermişti?

 

Görmediğim bir insanı ne sevebilir, ne de özleyebilirdim. Aslında büyüdükçe çocukken hissettiğim o karmaşayı çözebiliyordum.

 

Ben hep bir umudun arkasına saklanmıştım. Eğer babam yaşasaydı ve yanımda olsaydı, annemden daha iyi bir ebebeyn olsaydı.. Bu umut ve ihtimaller beni ona karşı hep bir özlem duymama neden olmuştu.

 

Ama yoktu.

 

Ne bir ses, ne bir fotoğraf.

 

Anneme kime benzediğimi sorduğum da babana benziyorsun derdi. Kızıl saçlarımı hiç sevmezdi annem. Ben de sevmezdim o sevmiyor diye. Onun sevdiği şeyleri seversem beni sever sanmıştım.

 

Ama o nefret dolu bir kadındı. Daha önce yüzünü hiç görmediğim adamı, babamı ona ısrarla sorduğum için ilk kez bana vurmuştu.

 

Çocukken güçlü falan değildim. Hiçbir çocuk fiziken güçlü olamazdı. O tokadın acısını hiç unutmuyordum. Yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Soğuk suyla yıkarken bir yandan ağlamış, bir yandan da bir daha babamla ilgili ona soru sormamam gerektiğini öğrenmiştim.

 

Bu ilk canımı yakışı olmadığı gibi sonuncu da olmamıştı.

 

Yüzüm..

 

Orada ki yara izini, orada ki acıyı kalbime işlemişti.

 

Kötülükten başka bir şey bilmediği için bana da sadece acı vermişti.

 

O adamın ağzından ismimi duymak, konuşmanın başını dinlediğim için parçaları birleştirmek çok kolay olmuştu.

 

Şaka değil.

 

Gerçek.

 

On sekiz sene sonra onun kızı olmadığımı öğrenmiştim. Evet hiçbir zaman bana bir anne gibi hissettirmese de bu çok farklıydı. Seneler sonra her şeyin yalan olduğunu öğreniyordum.

 

O benim annem değildi.

 

Laf sokmalarına, sevgisizliğine, hayatımı bitiren bu kadın benim hiçbir şeyim değildi.

 

Aramızda bir bağ yoktu.

 

"Bunu Azra'ya söyleyemeyiz, hayır bunu yapamam." Diretmeye devam ediyordu. "Tamam onu ben doğurmadım ama onu ben büyüttüm."

 

Sürekli aynı cümleleri tekrarlamaya başladığında o da yolun sonuna geldiğinin farkındaydı. Kapana kısılmıştı.

 

"Ne yaparsan yap Zuhal. Artık her şey bitti. Yakında ailesi Azra'yı almak için gelecektir." Adamın ayak seslerini duyduğumda mutfağa girdim.

 

Adam gittikten sonra hiç beklemeden mutfaktan çıkıp salona doğru gittim. Aralık kapısını hızla itip duvara çarpmasına neden oldum. Olduğu yerde sıçrayıp bana döndü "Azra?" Dedi her şey normal seyrinde ilerliyor gibi "Bu saatte evde ne işin var senin?"

 

Çantamı sertçe ona fırlattım.

 

"Sence bu evde mi ne işim var?" Dediğimde hala saf saf suratıma baktı. "BENİM SENİN HAYATINDA NE İŞİM VAR!" Diye tüm gücümle bağırdığımda gözlerini kapadı. Her şeyi duyduğumu anlamıştı.

 

"Duyduklarının hiçbiri gerçek değil, o sözüne inanacağın bir adam değil Azra!"

 

"Kes sesini! Daha kaç sene bana yalan söylemeyi düşünüyordun?!"

 

Zor olmazdı. Onun sevgisizliğinin bir nedenini bilmek bana zor gelmezdi. En azından annem olmadığı için beni sevmiyor derdim.

 

"Amacın neydi senin? Benim bu evde, ne işim var?" Diyerek sorumu yeniledim.

 

"Hiçbir şey bildiğin gibi değil! Açıklamama izin ver Azra!"

 

Üzerine doğru yürürken bağırdım.

 

"Ne açıklamasından bahsediyorsun sen! Beni ailemden ayırmanın ne açıklaması olur! Benim hayatımı çalmanın ne açıklaması olur!" Omuzlarından sertçe ittiğimde düşerek koltuğa oturdu.

 

"Senelerce sana da yaptıklarına da annemdir diye sesimi çıkarmadım ama şimdi duyduklarım? Sen kimsin ya kimsin de bana bu hayatı zehir ettin?!"

 

Avazım çıktığı kadar bağırıyordum.

 

"Özür dilerim böyle olsun istemedim Azra, yemin ederim mecburdum." Yalandan ağlamaya başlaması beni daha da çileden çıkarıyordu.

 

"AĞLAMA!" Diye bağırdım.

 

"Az-"

 

"Kes sesini, sesini kes!" Dedim.

 

Bir gün öncesinde saçma sapan mesajlar atıyor, aynı günün gecesi beni doğurduğu için pişman olduğunu, şimdide gerçek annem olmadığını öğreniyordum.

 

"Nasıl yaptın ya? Nasıl kıydın? Hadi ben bebektim ama beni aldığın aileye nasıl bu acıyı yaşattın!"

 

Doğum gününe gittiğimde o kadına belli etmesem de çok üzülmüştüm. Belki de birileri benim aileme üzülüyordu kızları yanında yok diye.

 

"Gençtim. Bu yaşımda olsam ve daha mantıklı kararlar verebilsem yapmazdım Azra."

 

"Ben hala mantıklı düşündüğünü düşünmüyorum. Bu yaptığının tek bir açıklaması, savunması dahi olamaz. Ya siz nasıl insanlarsınız?"

 

Çıldırıyordum.

 

"Azra beni dinle! Benim yerimde çaresiz bir genç kız olsaydın sen de aynısını yapardın?!"

 

"YAPMADIM!" Diye haykırdım suratına, "Sen beni çok çaresiz bıraktın ama ben ne olursa olsun kimsenin hayatını elinden çalmadım!"

 

Başına açtığı belaların sorumlusu yine kendisiydi. Kolay yolu seçmişti. Ben de onun gibi olsam bu kadar çile çekmezdim.

 

"Şartlarımız aynı değildi!" Kolundan tutup kendime çektim.

 

"Bana kendini savunmayı bırak ve gerçek ailemin kim olduğunu söyle!"

 

Bana kendi ile ilgili ne anlatırsa anlatsın vakit kaybından başka bir şey olmayacaktı.

 

"Ha..hayır!" Dedi kekeleyerek "Yapamam, başımı yakamam!"

 

"Sen! Ben her şeyi öğrendim, bitti mi zannediyorsun?" Diye sordum. "Bak! Etrafına iyi bak! Bundan sonra burayı çok arayacaksın, içeri girdiğinde bu konforu bulamayacaksın çünkü!"

 

Vücudu korkudan titremesine rağmen "Buna izin vermem," dedi "Hayır, ben içeri girmemek için bunu yaptım. Hayır! Hayır!"

 

Oturduğu yerden kalktığında önüne geçerek kapıdan çıkmasına engel oldum.

 

"Bunu hayatımı mahvetmeden önce düşünecektin! Artık bitti her şey senin için! Derdini polise anlatırsın!" Polis lafıyla gözleri daha da büyüdü.

 

Çantamın içinden telefonumu almak için arkamı döndüm.

 

"Bunca sene sana ben sahip çıktım!" Diye bağırdı. "Bunun sende hiç mi kıymeti yok?!"

 

"Sen kafayı mı yedin? Ne bakmasından bahsediyorsun sen? İşe gidiyorum bahanesiyle beni tanımadığın insanlara emanet ettiğini bilmiyor muyum zannediyorsun sen?"

 

Sinirle koluna yapıştım.

 

"Büyüdükten sonra da benim getirdiğim üç kuruşa bakmadın mı sen? Para ver diye bana yalvarmadın mı? Ne kıymetinden bahsediyorsun?!"

 

"Bu olayda tek suçlu ben değilim, her şeyi bana yıkamazsın, yapmak zorundaydım diyorum sana?!"

 

"Şuan bana ne söylesen umurumda değil , sen de sana bu işte yardım edenlerde! Hepiniz cezanızı çekeceksiniz."

 

Artık bedel ödeme sırası onlardaydı.

 

"Hayır! Hayır yapamazsın Azra, Yalvarırım yapma!"

 

Anne, vurma diye yalvardığında küçük Azra o sadece kocaman bir kahkaha atmıştı.

 

Kocaman bir kahkaha attım.

 

"Öyle bir yaparım ki," telefonu alarak ona arkamı döndüm.

 

Tam, numarayı tuşlayıp telefonu kulağıma koyduğum sırada ona döndüm. Masanın üzerinde duran içki şişelerinden birini o kadar kısa bir sürede hızla eline aldığında, başıma vurması kaçınılmaz oldu.

 

Hissettiğim ufak sızı, büyüyerek arttığında ilk önce telefon elimden düştü, ardından gözlerimin önünde bir şeyler uçuşmaya başladı.

 

Direnmeye çalışsam da gözlerim kapandı ve kendimi karanlığın içinde buldum.

 

 

ERDEM AİLESİ

 

Melda, yeni bir güne uyandığında uyuyan eşini uyandırmadan yataktan kalkarak hazırlandı. Dün gece oğullarına belli etmese de onu çok zorlamıştı.

 

Ege ve Efe'nin doğum günü olduğu için bir yandan mutlu bir yandan da oldukça buruk hissediyordu. Kalbinin acısı ilk gün ki gibi tazeydi. İkizlere ne zaman baksa bir yanı hep kızları yaşasa çocuklarının yanında nasıl olurdu diye hayal kurmaktan geri durmuyordu.

 

Odadan çıktıktan sonra sessizlik içinde ikizlerin bebekken kaldığı odaya yöneldi. Merdivenlerden çıktıktan sonra kapısının üzerinde üç tane kalp olan odaya girdi.

 

Bu süsleri ikizlere büyük abileri Atlas ve Mert hazırlamıştı. Kalplerin içinde üçüzlerin isimleri yazıyordu. Ege, Efe ve Ece. Melda, kapının üzerinde ki tam orda duran Ece yazılı kalbi okşadı.

 

Kapıyı açıp içeri girdiğinde çoktan ağlamaya başlamıştı. Kızlarının öldüğü haberini aldıktan birkaç gün sonra eve gelip odaya girdiğinde iki çocuğunu beşiklerine yatırdıktan sonra boş beşiğin önünde çöküp dakikalarca ağlamıştı.

 

Melda yine o gün ki gibi boş beşiğin önünde diz çöküp ağlamaya başladı.

 

"Gördüğüm her kızı sen zannediyorum Ece..."

 

Dün gördüğü çalışan kızı ikizlerine o kadar çok benzetmişti ki. Sonra çocukları üzülmesin diye onlara bir şey diyememişti.

 

"Seninle ilgili o kadar çok hayal kurdum ki Ece, hepsi içimde kaldı. Sen benim gönlümde büyüttüğüm bebeğimsin, seni çok özlüyorum Ece. Kokunu sadece bir kere içime çektim ama hasret kaldım yine de annem."

 

Bir süre daha o odada kaldıktan sonra odadan çıkıp elini yüzünü yıkadı. Aşağı indiğinde kahvaltı hazırlayan çalışanları kontrol ettikten sonra salona geçip oturdu. Kendini çok halsiz hissediyordu.

 

Benim imtihanım bu diye düşünmüştü hep, en ağırı ve en zor olanı.

 

"Hayatım, erkencisin bugün. Günaydın." Eşinin yanağına bir öpücük kondurup karşısında oturdu Çağrı. Durgunluğunun farkında olsa da o konuyu açmak istemiyordu.

 

"Uyku tutmadı, ben de birkaç işim vardı onu hallettim." Dedi tebessüm ederek. "Hem çocuklar birazdan uyanır,"

 

Efe ve Ege lise sona gittiği için onları önemli bir sınav bekliyordu. Bu yüzden annesi beslenmelerine ayrıca dikkat ediyordu.

 

"Atlas hastanede değil mi?" Diye sordu Çağrı emin olmak için. "Evet hayatım," diye cevap verdi Melda.

 

Çağrı saate baktıktan sonra çalışma odasına geçti. Haftanın belli günlerinde evden çalışmayı tercih ediyordu. Bu yüzden şirketten dosyaları ve adına özel gönderilen davetiye, mektup tarzı şeyleri çalışma odasında kontrol ediyordu.

 

Önceliğini üst üste duran davetiyelere verdi. Sosyetenin önde gelenlerinin organize ettiği bir çok davet oluyordu. Hepsine katılmasa da bazılarına eşi ile katılmak zorundaydı. Bunlara da Melda karar veriyordu.

 

Zarflara tek tek bakarken bir tanesi dikkatini çekmişti. Bir mektuba benziyordu. Bazı insanlar iş isteğinde bulunacağı zaman Çağrı'ya bu şekilde ulaşmaya çalışıyordu. Bazen bu altından kalkması güç bir durum olsa da Çağrı kimseyi kırmamaya çalışıyordu.

 

Zarfı açarak içinde dörde katlanan kağıdı çıkarıp açtı.

 

Çağrı bey, bu satırları size yazabilmek için Senelerce bekledim. Gençliğimde yapmış olduğum bu hatanın bana bu kadar acı vereceğini hiç düşünmemiştim. O zamanlar para karşılığında bu işi yaptığımda tek derdim cebime giren paraydı. Bir bebeğin, bir ailenin hayatını karartmak umurumda değildi. Ama işler değişti. Size yaptığım yanlışın farkına vardım. Vicdanım iki yakama yapıştı, bir ip misali boynuma dolandı ve bana nefes aldırmıyor. Gözüme uykular girmiyor, kendimden utanıyorum. İnsan içine çıkamaz hale geldim.

 

Hala karşınıza çıkacak cesarete sahip değilim.

 

On sekiz sene önce üçüzlerden biri olan kızınız aslında ölmedi. Onu benden hastaneden kaçırmamı, ölen bir bebekle değiştirmemi istediler. Siz aslında bebeğinizi hiç kaybetmediniz. Benim gibi vicdan yoksunu o genç o gün bebeğinizi kaçırarak sizin hayatınızın kararmasına sebep oldu.

 

Kızınız yaşıyor. Bugün onun da doğum günü ama bunun ondan dahi haberi yok.

 

Adı Azra. İstanbul Anadolu lisesi son sınıf öğrencisi.

 

Sizden defalarca özür diliyorum. Bu gerçeği bu kadar geç söylediğim için pişmanım ve cezamı çekmeye hazırım.

 

Mektubun sonuna geldiğinde göğsünde büyük bir acı hissetti Çağrı. Nefesi kesilir gibi olduğunda mektubu elinden düşürdü.

 

"Baba! Kahvaltıya gelmeyi düşünüyor musun acaba?" Abilerin en küçüğü Batuhan odaya daldığında babasını görür görmez yanına koşturdu.

 

"Baba?!" Diyerek sarstı "İyi misin ne oldu?"

 

"Batuhan yardım et." Diye konuştu Çağrı. "Batuhan." Adam çocuk gibi ağlamaya başlarken Batuhan korkmaya başlamıştı. "Baba tamam sakin ol hemen bir doktora gideceğiz." Oğlu haber vermek için gidecekken babası engel oldu.

 

Yerdeki mektubu işaret etti.

 

"Tamam okuyacağım baba ama lütfen bir sakin ol."

 

Babası oturduğu sandalyeden ayağa kalkarak yerden kağıdı aldı.

 

"Baba, ne var bu kağıtta bu kadar önemli?" Babasının elleri titreyerek uzattığı kağıdı aldığında hızla göz gezdirdi.

 

Mektubu okuduktan sonra babasına baktı. Şimdi babasının neden bu halde olduğuna bir anlam veriyordu.

 

Ama mantıklı düşünmesi de gerekiyordu.

 

"Hemen kendini düşürme baba, belki yalan? Neden hemen inanıyorsun?"

 

Kardeşleri öleli on sekiz sene olmuştu. Şimdi aniden gelen bu mektupla neyi , kimi kandırıyorlardı?

 

"Böyle bir şeyle ilk kez karşılaşıyoruz Batuhan, ya gerçekse? Ya kardeşin hayattaysa?"

 

İkisinin içine de şüphe tohumları serpilmişti.

 

"Tamam," dedi Batuhan "Otur şöyle, önce bir kendine gel. Adam akıllı bakalım bu zarfı kim gönderdi, amacı ne?"

 

Bu süre içerisinde Batuhan annesinin yanına giderek ona birkaç bahane ile babasının önemli bir görüşmesi olduğunu kendisinin de ona destek olması gerektiği bir konu olduğundan bahsetmişti.

 

Melda ve diğer çocuklar bu duruma yabancı değildi. Biri hariç. Atlas. Kardeşinin ona anlattıkları hiç samimi gelmişti. Bir an da değişen hareketleri hiç normal değildi.

 

Telefonunun çaldığını söyleyerek masadan kalktığında, üst kata babasının çalışma odasına gitti. Kapıyı vurmadan içeri gittiğinde babası ve kardeşini bilgisayarın başında buldu.

 

Bir işle meşgul oldukları doğruydu ama babasının kahvaltıya gelmesine engel olacak kadar önemli olan bu konuyu merak ediyordu.

 

"Neler oluyor baba?" Çağrı oğlunun akıllı bir adam olduğunu biliyordu. Ona yalan söylemeyecekti.

 

"Gel otur Atlas," dedi adam "Şuan olanları açıklamam zor olacak olsa da senden gizleyeceğim bir konu değil."

 

Kaşlarını çattı Atlas. Şirkette bir sorun mu vardı? Her ne kadar şirkette ilişiğini kesmese de Atlas'ın kendine ait bir hukuk bürosu vardı.

 

Babası Atlas'a mektubu uzattığında, Batuhan da güvenlik kameralarına bakarak mektubu bırakan kişiyi bulmaya çalışıyordu.

 

"Mektubun dün geldiğini düşünüyorum baba." Dedi Batuhan. "Eğer tahminim doğruysa bulmamız daha kolay olacak."

 

Atlas konuşulanları dinlerken mektubun sonlarına gelmişti. Kilit cümleyi yakaladığında babasına baktı. İkisi konuşmadan birbirlerinin acılarına bir kere daha tanıklık ederken, sertçe yutkundu Atlas.

 

"Ani tepkiler ya da kararlar vererek kendimi bu psikolojiye sokmak istemiyorum." Dedi kendi kendine konuşur gibi.

 

"Sakin olmamız gerekiyor." Diyerek destekledi babası.

 

Atlas başına giren ağrı ile şakaklarını ovdu.

 

"Adamla ilgili bilgi elde etmem lazım. Ama şuan değil. Şimdi hepiniz masaya gelin ve daha fazla dikkat çekmeyin. Anneme de sakın bir şey belli etmeyin."

 

"Abi, işimi halletseydim?"

 

"Beni dinle Batuhan, hadi aşağı inelim."

 

Çağrı oğluna hak verirken odasından çıktı.

 

Masada oturan üç erkeğin de aklı başında değildi. Efe ve Ege'nin sohbetine kısa cevaplar veriyorlardı. Dünden kalma bir durgunluk tüm ailede olduğu için kimse üstlerinde ki garipliği sorgulamıyordu.

 

Kahvaltı çok uzun sürmeden biterken Melda hanım oğullarını okula yolcu etmiş, ardından çiçek bahçesine gitmişti.

 

Bunu fırsat bilen üçlü de yeniden çalışma odasına geçmişti.

 

"Benim bir fikrim var aslında abi," dedi Batuhan. "O kızın okuluna gitsek, en azından Efe ve Ege'ye benziyor mu diye bakarız?"

 

"Bilmiyorum," dedi düşünür bir şekilde. "Etrafında tanımadığı adamları görmek, onu rahatsız edebilir."

 

Ayrıca okula ellerini kollarını sallayarak neyi bahane ederek gideceklerdi?

 

"O zaman?" Dedi babası "Sen Azra hakkında araştırma yap, biz de Batuhanla mektubu bırakan kişiyi bulalım."

 

Atlas odadan çıkarak kendi odasına geçti. Polis arkadaşını aradığında ona detaylarıyla konudan bahsetti. Polis arkadaşı kayıtlardan Azra isimli birini kolaylıkla bulabilirdi ancak soyadı ve fotoğrafı olmadan bu iş zordu.

 

Şüphelerinden emin olduktan sonra polisle kordineli hareket edeceklerdi her türlü. Önlerinde iki ihtimal vardı. Birincisi gerçekten haklı çıkarsa eğer bu adam, başlarına bu felaketi getirdiği için yargılanacaktı. Ya da aileyi ölmüş kızlarının yaşadığı yalanını söylerek oyaladığı için ceza alacaktı.

 

Koltuğa çöküp oturdu Atlas. Adamın söylediği kızı uzaktan görmeyi çok istiyordu. Batuhan'ın dediği gibi okula gitmeseler de kızı uzaktan izleyebilirlerdi.

 

Atlas'ın telefonu çaldığında arayan kişiyi görünce hemen açtı. Polis arkadaşı arıyordu.

 

"Atlas, bahsettiğin okula baktım. On ikinci sınıf öğrencilerinden ismi Azra olan iki öğrenci var." Devam etmesini bekleyerek sessizliğimi korudum.

 

"Fotoğrafları benim elimde var ancak bir şeyler kesinleşmeden öğrencilerin fotoğrafını senle paylaşamam, ama olasılığı düşürmek için bana başka bilgiler vermen gerekiyor."

 

Atlas bir eli cebinde odaya turlarken gözüne Efe ve Ege'yi getirdi. Onlar anneleri kadar kızıl saçlı değildi ama yine o tonların açığı, turuncuya benzer bir saç renkleri vardı. Belki kardeşlerinin saç rengi annesine benzerdi?

 

"Kızıl saçlı biri olabilir." Diyerek tahmin yürüttü.

 

Polis fotoğraflara tekrar baktığında iki kızı kıyasladı.

 

"Evet bu saç rengine sahip bir kız var, ancak boya olabilir belki."

 

Bir çok ihtimal vardı.

 

Bir an için eskiye döndü Atlas. Annesinin "Biliyor musun, Efe de olan doğum lekesinin aynısı Ece de vardı."

 

Efe ve Ege'yi küçükken bu leke sayesinde ayırt edebiliyorlardı.

 

"Doğum lekesi," dedi Atlas "Boynunda hemen çenesinin altında bir yerlerde leke olmalı."

 

"O kızıl saçlı kızın da bir doğum lekesi var Atlas. Adamı kamera kayıtlarından bulamıyorsa Batuhan ben bizim arkadaşlardan birini gönderebilirim."

 

Batuhan abisinin odasının önünde arkadaşı ile konuştuklarını dinlerken Abisinin bahsettiği kızın fiziksel özelliklerini aklına koymuş, kapıyı açıp içeri girmişti.

 

"Abi sanırım bir şeyler bulduk." Atlas telefonu kapatarak babasının çalışma odasına geri döndü.

 

O mektubu bırakacak tahmini kişileri bulduktan sonra Atlas'ın önerisiyle karakola gitmeye karar verdiler. Onları daha doğru yönlendirebilecek kişiler oradaydı.

 

Batuhan öğlene kadar süren bu işlemlerden sıkıldığında internetten Azra'nın okuduğu okulun sitesine girmiş, çıkış saatlerine bakmıştı. Az bir zaman kalmıştı.

 

"Abi ben biraz hava alacağım," dedi Batuhan asıl amacından bahsetmezken.

 

"Tamam, çok uzaklaşma. Habersiz hareket etmek yok Batuhan." Abisi uyarısını yaptıktan sonra işine geri döndü.

 

Batuhan arabasına atlayıp liseye gitti. Beş dakika kadar sonra okul dağılacaktı. Arabayı tam çıkış kapısını görecek bir konuma park ettikten sonra arabadan çıkan öğrencilere bakmaya başladı.

 

Bu şekilde işi zordu. Okul çok kalabalıktı. Geçen dakikalar boyunca kimseyi göremezken, en son birinin "Azra istersen bugün eve gitme," sesi ile başını o tarafa yöneltti.

 

Ve kızı gördü.

 

İster istemez heyecanlanırken "Olabilir mi?" Diye sormadan edemiyordu.

 

"Araz artık daha fazla sıkma beni, evden başka nereye gidebilirim?"

 

Otobüs durağına giderek konuştukları için Batuhan arabasına bindi. Bindikleri otobüsü takip ederek, Azra'yı eve gidene kadar izledi.

 

Eve girdikten sonra gidemedi. Arabasıyla orada öylece beklemeye başladı. Eğer Azra gerçekten kardeşleriyse, ne yapacağını bilemiyordu.

 

Çok şaşkındı.

 

Bir süre bekledikten sonra başını direksiyona yasladı. Ne kadar o şekilde durduğunu bilmiyordu ama evin içinden çıkan aradıkları adamı görmemişti.

 

Direksiyondan başını kaldırdı.

 

"Efendim abi?" Dedi Batuhan sonunda abisinin telefonunu açarak.

 

"Neredesin Batuhan sen?"

 

"Bir gelişme var mı?" Dedi Abisinin sorusunu es geçerek.

 

"O adam biraz önce gelerek kendisi teslim olmuş. Sen nerdesin diye sordum Batuhan?"

 

"Abi," dedi Batuhan. O sırada içine çöken sıkıntıyla arabadan inip eve doğru gitmeye başladı.

 

"Yanlış bir şey yapma sakın Batuhan!"

 

"Abi ben dayanamadım."

 

Atlas kardeşinin bir işler karıştırdığını tahmin etmişti.

 

"Ne yaptın? Okula mı gittin?"

 

"Gittim, seni polis arkadaşınla konuşurken duydum. Ona benzer bir kız buldum abi." Dedi Batuhan.

 

Atlas kardeşine cevap verecekken babasının konuşması ile ona döndü.

 

"Adam bir adres verdi Atlas," babası adresi oğluna söylerken Batuhan geldiği sokağın adına baktı.

 

"Abi," dedi "Ben sanırım o adresteyim."

 

BÖLÜM SONU

 

 

 

 

Bölüm : 09.06.2025 13:04 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...