
Seneler önce, bir bayram günüydü. Bayramın olduğunu mahallede ki çocuklardan öğrenmiştim. Bizim için bir günün diğerinden farkı olmazdı. Her gün aynı şeyleri yaşardık. Evden çıkmak, dışarıda gezdiğimi hatırlamıyordum.
O bayram şeker toplayan çocuklar gibi olmak istemiştim. Güzel elbiseler giyerek dolanmak istemiştim. O gün için özel bir kıyafetim olmamıştı. Dışarı da çıkmıştım ama beni bulmuştu. Beni evde deli gibi saklamaktan başka bir şey yapmıyordu.
Annem beni sevmiyordu ama beni kaybetmek korkuyordu.
Biri görür, tanır seni demişti bir kere ve ben buna bir anlam verememiştim.
Demek ki insan, başkasının hayatını çaldığında böyle yapıyordu.
Büyümeseydim, okula gitme zamanım gelmese beni insan içine çıkarır mıydı zannetmiyordum. Mahallede onla konuşmak isteyenler olurdu ama o kendini o insanlara karşı öyle bir göstermişti ki insanlar onu görünce kaçardı.
Aynısını çocukları bana yapardı.
Evin tam sokağa bana bir camı vardı. Önüne bir sandalye çeker akşama kadar çocukları izlerdim. Bazı kızların çok güzel bebekleri olurdu. Ama en çok özendiğim şey bisikleti olan bir kız olmuştu.
Rengi mordu bisikletin, bisikletin tutulan yerlerinden mor süsler sallanırdı o bisikleti sürdükçe. O kızı görünce gidip ilk defa annemden bir şey istemiştim.
Büyük bir kahkaha atmış, o kızı kendimle kıyaslamamam gerektiğini, bisikletim olsa bile sürmeyi beceremeyeceğimi söylemişti.
O zamandan bu yana bir şeyleri başarmak için hep inat etmiştim. Onun haberi olmadan yapabildiğim, kendimi başarılı bulduğum voleybolu oynamıştım.
Hayatta istedikten sonra başaramayacağımız bir şey yoktu belki ama bu her konu için geçerli değildi.
İnsanlar iletişimim çok düzgün değildi. Kaba, huysuz, insanları konuşurken tersleyen biri olmuştum. Evde düzgün iletişim kurduğum bir insan olmadığı için..
Ve en korktuğum kelime artık anne kelimesiydi. Onu deneyimlemiştim. Bir babam ya abim hiç olmamıştı ama annem olmuştu. Hayatı zindan eden bir kadın olmuştu.
"İstemiyorum," dedim korkarak. "Ben kimse ile görüşmek ya da tanışmak istemiyorum."
Sesim titremişti.
"İyi misin? Neden böyle söylüyorsun? Annemi hiç merak etmiyor musun?" Batuhan hayretle bana baktı. Haklıydı. Çok haklıydı.
Başımı iki yana salladım.
"İstemiyorum dedim işte, istemiyorum!" Sesim yükseldiğinde uzandığım yerden kalkmaya çalıştım.
Üzerime geliyorlar gibi hissediyordum.
"Azra!" Dedi Mert "Ani hareketler yapma!" Omuzlarımdan bastırıp yatırmaya çalıştığında bağırdım.
"Bırak beni! Bırak! Hiçbirinizi görmek istemiyorum, aile istemiyorum!" Dedim bağırarak.
"Azra, tamam sakin ol kızım ne olursun?" Dedi Çağrı bey.
"Kızım deme bana! Benim babam yoktu, anlıyor musun yoktu? İnsanın sonradan babası mı olurmuş!" Sesim titrerken boğazımı zorlamaya devam ediyordum.
"Affet kızım, affet lütfen. Bilsem bırakır mıydım ben seni?"
Hiçbir suçlarının olmadığını biliyordum ama aklım ve kalbim farklı şeyleri savunuyordu.
"Bana şimdi değil, bu kız öldü denildiğinde sahip çıksaydınız bu halde olmazdım ben!" Dedim ağlayarak "Ya insan ailesinden bir kişiyi bile tanımaz mı ya? İsminizi bile bilmiyorum be ben sizin!"
Atlas yumruğunu sıkarak bana sırtını döndü. Duvara yasladı başını.
"Azra," dedi Mert yine sakin çıkan sesiyle "İstediğin kadar bağır ama bu senin canını acıtmasın."
Fiziksel acılar geçiyordu bir şekilde, ne olacaktı benim bu ruhumda ki açılan taze yara? Onun acısı nasıl geçecekti?
"Sürekli aynı şeyleri tekrar etmesene sen de! Bu benim ilk yaram değil, nasıl iyileşeceğini senden öğrenecek değilim. Bana sürekli dikkat et falan da deme!"
Yükselişim hepsini şaşırtıyordu. Üzüyor muydu? Adamın gözleri doluydu ama ben daha çok üzülmüştüm. Ben onlardan daha çok acı çekmiştim.
"Azra biraz sakin olur musun?" Dedi Batuhan. Ona cevap vermedim ters ters bakmak dışında.
Mert o sırada abisini alarak dışarı çıktı. Solumda duran ikiliye arkamı döndüm. Yatağın üzerinde duran sonuç kağıdını bir çöp gibi buruşturup yere fırlattım. Hiçbir şey görmek ya da konuşmak istemiyordum.
"Siz de gidin, sizi de görmek istemiyorum!" Yüzlerini göremesem de onlarla aynı ortam da durmak, istemiyordum. Nedeni yoktu.
"Bizden artık böyle bir şeyi istemen mümkün değil Azra. Seni asla bırakmayız."
Onlara dönmeden konuştum, "Ya siz gidersiniz ya ben bir yolunu bulur buradan kaçar giderim!" Dedim sert bir şekilde.
Hedeflerim arasında bu vardı. İlk fırsatını bulduğum anda gidecektim.
O kadından kurtulduğumu zannederken böyle bir şeyin içine gireceğim aklımın ucundan bile geçmiyordu.
Kısa sayılmayacak bir süre bana baktı dördü de, sonra kapıyı açıp dışarı çıktılar.
"Hemen kapının önünde buradayız kızım.. seslendiğin an yanındayız.."
*
Etrafta kimse yoktu. Bir saat önce odadan çıkmadan bana söyledikleri aklıma geldi. Seslensen hemen geliriz demişlerdi. Sorun değildi. Onlarla burada durmak istemiyordum.
Kolladığım fırsatı bana sunmuşlardı. Bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Ama onları atlatmaktan daha zoru, üzerimde ki hastane kıyafeti ile ne kadar uzaklaşabileceğimdi.
Hemşirelere ya da güvenliklerden birine yakalanmadan çıkmak zor olsa da bunu yapacağımdan şüphem yoktu.
Hastaneden çıkar çıkmaz bir taksiye atlar Araz'ın yanına giderdim. Beni bir süre evinde ağırlayabilirdi. Annesi iyi bir insandı, beni de severdi ayrıca.
Annesi.. eşini kaybettikten sonra oğlunun her an yanında olan kadın.
Anneler ne olursa olsun çocuklarını bırakmıyordu. Bırakmamalıydı. Aynısını Zuhalden de beklemiştim ama şimdi anlıyordum. Gerçekten anne olmayan biri bu işi yapamıyordu.
Ya da sadece para karşılığı bu işi yapanlar başarısız oluyordu.
Koridorda ilerlemeye devam ederken merdivenlere yöneldim. Beşinci katta olduğumu gördüğüm bir tabela vardı. Asansörü tercih edebilerlerdi, bu yüzden yakalanmamam gerekiyordu.
Basamakları hızlı hızlı indiğimde arada sırada dönen başım bana zorluk çıkarıyordu ama yavaşlamadım. Ben, gerçek ailemden kaçıyordum.
Neden, dedi içimden bir ses. Neden kaçıyorsun Azra?
Çıkış kapısına yaklaştığımda gördüğüm insanlarla etrafıma baktım hızlıca. Hemen sağa dönerek bir koridora girdim. Hızlı hareket ettiğim için başım döndü, diğerlerinden daha şiddetli olduğu için olduğum yerde durdum.
"İyi misin?" Dedi arkamdan gelen bir ses. "Doktor çağıracağım buradan ayrılma olur mu?" O ince, naif sesi duyduğumda kıpırdayamadım zaten.
Kadının sesini duyar duymaz arkama döndüm. Yutkunamadım bile onu görünce. Çünkü ona baktığımda bu sefer kendimi gördüm. Kadının yüzünü beni görünce değişti.
"Ah, burada ne işin var Azracım? Başına bir şey mi geldi?" Beni tanımıştı.
Cevap alamayınca benden "Adının Azra olduğunu söylemişti arkadaşın, her neyse odana gitmen gerekiyor. Neden dışarıda böyle dolaşıyorsun?" Dedi.
Kolumdan tuttu, destek olmak için. "Oğlum burada doktor, odasında olduğunu söyledi bana biraz önce hemen onu çağıracağım." Dediğinde onu inceledim o sırada.
Benden biraz uzundu, saçlarımızın rengi aynıydı. Kahverengi gözleri vardı. Yaşının ona getirdiği çizgiler olsa da hala genç gösteriyordu. Ama yüzüne baktığınız da bir çökmüşlük görüyordunuz.
Ya da ben mi görüyordum sadece?
"Gerek yok Melda hanım." Dedim "Odama gideceğim ben zaten, teşekkür ederim.. "
"Ani hareketlerim seni korkutuyor Azra, üzgünüm. Sadece yardımcı olmak istemiştim. O gün seni hep hayalini kurduğum birine çok benzettiğim için öyle davrandım. En azında izin ver sana yardımcı olayım,"
Bana her dokunduğunda bedenimi bir titreme alıyordu.
"Sizi anlıyorum," sizi anlamak istiyorum. "Ama yardım etmenize gerçekten gerek yok." Kolumu ondan çekerken nedense canım yandı. Ama bu benim yabancı olmam gereken bir duygu değildi.
Ben ilk defa bu kollardan ayrı kalmıyordum.
"Sadece odana kadar gitmene yardım edeyim?"
Bu sefer cevap vermedim. İlerlemeye devam ettim.
"Azra!" Dedi kadın "Orası çıkış kapısı!"
Bu sefer karşıma istemediğim biri çıktığında kapana kısılmış gibi hareketsiz kaldım. Önümde Batuhan, arkamda onun annesi vardı.
"Azra, nereye gidiyorsun?" Şaşkınlıkla bana baktı. Annesini gördü sonra "Annemle," dedi "Annemle mi karşılaştınız?"
"Odana gitmen gerekiyor," aynı şeyleri tekrarlamalarından artık midem bulaşmıştı. "Abimi arayacağım."
"Kimseyi aramayacaksın," dedim "Şimdi önümden çekil."
"Saçmalama Azra, bu halde bir yere gidemezsin. Hatta artık hiçbir yere gidemezsin."
"Sen kimsin ya?" Dedim "kimsin de bana karışıyorsun bana? Önümden çekil!"
Melda hanım yanımıza geldi. "Ne oluyor Batuhan?" Dedi anlam veremeyerek "Söylediklerin ne anlama geliyor?"
"Hiçbir anlama falan geldiği yok," dedim sertçe "Oğlunuza söyleyin, bana engel olmasın."
"Anne, abimin odasına geçer misin? Odasında bekliyor seni,"
Dikkati annesine kesilmişken, koşar adımlarla çıkış kapısına ulaştım. Arkamdan bağırdığında durmadım. Gündüz vakti olduğu için Araz belki de okuldaydı, annesi de çalışıyorsa eğer gidecek tek bir seçeneğim kalmıyordu.
Taksilerin geçebileceği bir yol ararken bir anda birisi tarafından kucaklandığımda korkuyla bağırdım.
"Şşşt, korkma. Nereye kaçıyorsun sen Azra?" Atlas.
"Ya sizi bana sırayla mı veriyorlar? Bıraksana beni?!" Bir de kucağına almıştı.
"İndirsene, sağır mısın sen? Gitmek istemiyorum, sizi görmek istemiyorum! Hiçbir şey olmamış gibi devam etsenize hayatınıza!"
Beni duymuyordu. Koridorda Batuhan nefes nefese kalmış bir şekilde bizi takip ediyordu. Annelerinin yanında ise Mert vardı. Onlar Mert'in odasına girdiğinde kucağından inmeyi denedim.
"Rahat durur musun Azra?"
"Durmayacağım, böyle yaparak bana engel olamazsın. Daha kaç kere söylemem gerekiyor, anlamanla ilgili bir sorunun mu var senin?" Saydırmaya devam ederken beni odanın içine sokmuştu.
Devam ettim "İstemiyorum sizi! Bunca sene neredeydiniz? Şimdi ihtiyacım yok size anlasana artık ya!" Son kez bağırdığımda odada ki suratların hepsi bana döndü.
Ama en şaşkını Melda hanımdı. Hafif aralık olan ağzı tüm şaşkınlığını ortaya seriyordu. İşte bu hisse yabancı değildim. Gözlerimi açıp bu aileyi etrafımda gördüğümde ben de aynı tepkiyi vermiştim.
Ve hala bunu üzerimden atamamıştım.
"Herkes önce bir sakin olabilir mi?" Mert'in herkesten kastı bendim.
"Sakin falan olmayacağım!" Dedim hızla.
"Çağrı," dedi Melda hanım "Bana neler olduğunu artık anlatacak mısınız?"
"Evet birisi hemen her şeyi anlatsın, benimle bu konunun bir alakası yok, sen de beni indir artık!" Dedim Atlas'a
"Bu his, güzelmiş." Dedi sessizce "Kız kardeşim kollarımın arasında.."
Atlas'ın konuşması ile annesinin bakışı ona döndü. Sessiz olduğunu düşündüğüm bu cümle, belli ki onda büyük bir yankı yapmıştı. Atlas annesi ile göz göze geldiğinde boğazı düğümlenmiş gibi oldu. Bunu zoraki yutkunmasından anladım.
Beni yavaşça yere indirdi. Ayaklarım yere bastığında içimi büyük bir telaş kapladı. Biraz sonra neler olacaktı, ne yapacaktım. Sorular beni daha da strese sokarken hala bir cevap bekleyen bir kişi vardı.
"Kardeşin mi?" Dedi kadın "Ne kardeşi Atlas?"
Çağrı bey beni oturtmak istediğinde başımı iki yana salladım.
"Biri bana hemen neler olduğunu anlatsın! Ne kardeşi, Atlas? Mert? Batuhan! Biriniz cevap versin?!"
Ellerimi yumruk yaptım. Birisinin ona cevap vermesi gerekiyordu. Ve hepsinin ağzı mühürlü gibiydi. Aralarında en rahat olanı bendim.
"Hepsi büyük bir saçmalık öncelikle bunu bilmeniz gerekiyor," dedim herkesi şaşırtarak konuşurken.
"Başıma ne geldiğini sordunuz ya biraz önce, bana bunu annem yaptı." Dedim "Ama bana bunu yapan kadın benim annem değilmiş."
Gözleri titredi.
"Sonra sizin aileniz karşıma çıktı ve elime bir kağıt tutuşturdu, kağıda bakarsak ben sizin kızınızım."
Bu kadar çabuk lafa girdiğim için kadının eli ayağı birbirine dolaştı. Tutunacak bir yer aradı, Mert hemen annesinin oturmasını sağladı.
"Benim kızım Ölmüştü," dedi kadın zoraki olsa da "Gömdüler onu, gözümle gördüm."
"Merak etmeyin, ölmesem de yaşadığım söylenemez zaten. Kendinizi suçlamayın."
Ölsem daha iyiydi. Bu daha da ağırdı. Yaşarken ölmek. Yaşarken kimsesiz kalmak.
Kadının ağzından bir hıçkırık firar etti. Tek tek çocuklarının ve eşinin gözüne baktı. Anlattıklarımı doğrular bakışları vardı hepsinde.
"Sanırım artık onlar size neler döndüğünü anlatacak gücü bulur. Benden bu kadar."
Odadan hızla çıktım bu sefer, etrafta boş bir yer gördüm. Evrakların durduğu ve içinde kimsenin olmadığı boş bir odaydı. Koltuğun üzerine attım kendimi, boş gözlerle duvara bakmaya başladım.
Çocuklarının doğum gününde ölen kızı için göz yaşı döken kadın, şimdi kızının aslında yaşadığını öğrendiği için göz yaşı döküyordu.
Kim tahmin ederdi ki kızına benzettiği birinin gerçekten kızı çıkacağını? Kocaman bir kahkaha attım. Delirmiştim.
Kapı açılmaya çalışıldı ama kitli olduğu için bu boş bir çabaydı.
"Azra ses ver güzelim? Azra?"
Sesler yükselirken ayağa kalktım. Başımda ki beyaz sargı artık sıktığı için onu kafamdan çektim. Büyük bir boşluğun içine düşmüş gibi hissediyordum.
Bir okyanusun en derinlerinde yüzme bilmeden mahsur kalmış, suyun en derinlerine batıyordum.
Tüm seslere karşı sağır olmuştum. Ayakta öylece duruyordum. Görmekten en çok çekindiğim anneleriydi. Ve onu görmüştüm.
Kapıya vurulmaya başladığında kapının yanına giderek sırtımı yasladım. Önünde yavaşça yere çöktüm.
"Ece!" Dedi "Kızım geldim annecim, Ece, Ecem. Kapıyı aç kızım, Yalvarırım!"
Dizlerimi kendime çektim. Başımı gömdüm.
"Kızım, kızım!" Sayıklamaya bağırmaya devam ediyordu. "Kızımın öldüğüne nasıl inandık biz! Kızımızı nasıl toprağa gömdük biz?!"
Sesler gitgide arttı.
"İstemiyorum," diye mırıldanıyordum kendi kendime.
Anneler kötüdür. Anneler zarar verir Azra.
Hem ben Ece değildim. Ece onların kızıydı ve ölmüştü.
Azra yaşıyordu. Azra kimsesizdi bunca sene, yine kimsesiz kalırdı.
Sorun değildi.
"Kızıma ulaşamıyorum," diye bağırmaya devam etti kadın. "KIZIM BU SEFER NEFES ALIYOR AMA ANNESİNDEN KAÇIYOR!"
Acı çekiyordu, bu sesinden belliydi.
Bir süre kadar sesler devam etti. Yorulduğumu hissediyordum. Uykum geliyordu. Çok fazla uyuma isteğim vardı.
Hem belki bu sefer uyuduğumda her şey bitecekti.
Azra'nın canı yanmayacaktı ve Ece sonsuzluk içinde uyumaya devam edecekti.
İki bedenin ruhuda rahat kalacaktı.
Başım sağ tarafa doğru düştüğünde bedenim de yıkıldı. Çok bile dayanmıştı.
Gözlerim kapandı, uyanmamak üzere uyumak istedim.
BÖLÜM SONU
umarım Azra'nın tepkilerine hak verirsiniz
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |