
Yazar'dan
Azra'nın kendini kitlediği odanın arkasında yaşananlar acı doluydu. Melda kapının önünde duruyordu. Dizlerinin üzerinde yere çökmüş, kızına ağlıyordu.
"Haberim yoktu yemin ederim," diyordu "Yaşadığını bilsem kokundan ayrı kalabilir miydim annecim?"
Sayıklamaya, ağlamaya devam ederken çocukları onu yerden kaldırmaya çalışsada buna engel oluyordu.
"Her gece rüyamda senin büyümüş halini görmek için ne kadar dualar ettim Ece! Annecim.."
Azra'dan herhangi bir ses gelmemesi Mert'i endişelendiriyordu. Aynı şekilde annesinin hareketleri de normal değildi. Bir nevi sinir krizi geçiriyordu. Buna engel olmak yerine içinde tuttuğu ne varsa atması ona daha iyi gelecekti.
"Bana nasıl bu kadar geç haber verebilirsiniz! Yetmedi mi koskoca on sekiz sene ondan ayrı kalmam! Cevap versenize?!"
"Anne," dedi Atlas "Emin olmadan seni üzmek istemedik."
Kadının ağzından bir hıçkırık koptu "Böyle üzmediniz mi beni Atlas? Kızım benden korkuyor, neden kızım benden korkuyor?"
Sormaya devam ettikçe aldığı cevaplar onu daha da perişan ediyordu.
"Azra, aç kapıyı lütfen. Tamam bu konu hakkında konuşmayalım ama iyi olduğundan emin olalım kızım nolursun?" Çağrı'nın seslenişine de bir yanıt gelmedi.
"Allahım.." dedi Melda, yüreği yanıyordu. "Kızımın yaşadığını nasıl hissetmedim, nasıl bir anneyim ben?"
Bu konuda suçlu olan o değildi. Aile üyelerinin hiçbiri suçlu değildi ama her zaman kendilerini suçlamaya devam edeceklerdi. Onları en çok suçlayan, geçen senelerin intikamını almak isteyen kişi Azraydı.
Aralarında en çok acı çekeni o olmuştu.
"Baba, annemi al kapının önünden." Mert dayanamayarak kapıya yaklaştı. Azra asla kapıyı açmazdı. Onların bir şey yapması gerekiyordu.
Çağrı eşini kapının önünden kaldırarak oğluna alan açtı. Mert kapıyı zorladı, biraz zor olsa da araladı kapıyı. Kapı yarı açık kaldığında başını uzattı içeri. Kapının önünde baygın halde yatan Azra'yı gördüğünde korkarak içeri girdi.
Başına bir darbe almıştı, yaşadıkları da üstüne eklendiğinde bunu bünyesi kaldırmamıştı. Hafif bir şekilde yanaklarından sarstı ama bir karşılık alamadı.
"Ece!" Melda kızını baygın gördüğünde ona dokunmak istese de Batuhan annesini geri çekti.
"Ne oldu ona? Ece!"
Mert kardeşini kucağına aldığında abisine baktı. Annesine birilerinin her şeyi anlatması gerekiyordu. Mert kardeşinin yanında olacağı için bu iş babasına ve abisine kalıyordu.
"Anne tamam gel, baştan anlatacağım sana her şeyi."
Yaşanan her şey aynı şekilde farklı kişilere anlatılıyordu.
"Ne yani," dedi Melda "Kızım bu adam vicdan azabından ölecek olmasa bizden hala bu gerçeği saklamış mı olacaktı?"
Atlas annesi ile sakin bir yere geçmiş konuşmaya, olanları anlatmaya çalışıyordu.
"Gerçek bu anne. O herif bu sırrı on sekiz sene boyunca sakladı, saklamaya da hala devam etseydi, biz acı çekmeye devam edecektik."
Adamın yaptığı iyilik gibi görünse de çalınan on sekiz sene vardı.
"Bunların hiç mi yürekleri sızlamadı? Gecelerce kızımın olmayışına ağlarken, hiç mi uykuları kaçmadı? Nasıl başlarını yastığa rahat koydu bunlar Atlas.."
Gündüzleri bir şekilde zaman geçse de, gece olunca herkes kendi köşesine çekilip kendi düşünceleri ile baş başa kaldığında gerçekler daha çok can acıtıyordu.
"Çok geç kaldık anne.. ama eğer dün geç kalsaydık Azra'ya belki hiç ulaşamayacaktık. O kadın Azra'ya zarar vermeye kalktı."
Melda kızın o halini görünce bir kaza geçirdiğini zannetmişti. Ama kızına başkası zarar vermişti. Onu bir kez daha mı öldürmeye kalkmışlardı?
"Benim kızımı bir kez daha mı öldürmeye kalktı o kadın?" Dedi acı içinde "Ve ben her şeyden habersiz evimde rahat rahat otururken, kızımın canını mı yaktı?"
Nefret. Damarlarında kabaran bu duygu oldukça ağır basıyordu.
"Bir anne olarak size akıl vermem ne yapacağımızı söylemem gerekiyor belki Atlas ama çok çaresiz hissediyorum. Ece'nin bize olan boş bakışlarını görmek bana çok acı verdi." Dedi Melda.
Atlas "Onun için sadece birer yabancıyız anne, bizi kabullenmesi zaman alacak. Canı çok yanmış belli ki, kabuk tutmasını bekleyeceğimiz yaraları var." Dedi.
"Dayanamıyorum," dedi Melda "Kızımın bu kadar canını yakmış olmalarına, dünyadan bir haber olmamıza dayanamıyorum!"
"Bize öldü demişlerdi anne, beyazlar içinde sarılı ufacık bir beden tutuşturdular babamın kucağına o gün.. Söylesene böyle bir şey kimin aklına gelirdi ki? Suçlama kendini."
Tüyleri diken diken oldu Melda'nın. Aklından hiç çıkmayan o günü tekrardan dinlemek o güne götürdü onu.
"Sadece bir kere kucağıma alabildim Ece'yi. Doğumdan sonra kendime gelip gözümü açtığımda kucağıma ilk onu verdiler.. o kadar güzel ki, kısacık saçları vardı ama kızıl rengindeydi. Onu ilk görüşümde hayran kalmıştım."
Kızını ilk görüşü aynı zamanda son görüşü de olmuştu.
"Şimdi bizi daha zor günler bekliyor anne." Dedi Atlas "Azra'nın içerisinde olduğu durum ona çok yabancı. Bizim içinde her şey zor biliyorum ama biz onu bir kez gördük ama onun bizden hiç haberi yoktu. Bu süreç boyunca tepkilerine karşı hazırlıklı olmalıyız."
Bugün ki hareketlerine bakarak konuşmuştu Atlas. Azra hepsinden nefret ediyor gibi duruyordu.
"Ben kızıma kavuştum Atlas, olacak olanlar umurumda bile değil." Dediği sırada kapı açıldı. İçeri Çağrı girdiğinde oturan karısının yanına giderek ona sarıldı.
Melda bu sarılışa ağlayarak karşılık verdi.
"Çağrı.. çektiğimiz acılar boşuna mıymış?"
Çağrı derin bir iç çekti "Yemin ederim her şeyi telafi edeceğim Melda. Bunu yapan ve yaptıranlardan intikamımızı alacağım."
"Kızımız yaşıyor," dedi hüzünle karışık bir gülümseme ile Çağrı onu onayladı "Artık hayal kurmamıza gerek kalmadı. Hemen yanı başımızda dünyanın en güzel kızı, bizim kızımız olacak."
Her insan zorluklar yaşıyordu ve bu zorluklara tek iyi gelen şey zaman olacaktı. Bir günde olacak bir iş değildi bu elbette.
Sokaktan geçen birinden farkları yoktu. Bunu biliyorlardı.
"Yanına gidelim mi?" Diye sordu Melda. "Gidelim güzelim,"
Üçü birden kızın kaldığı odaya gittiğinde gördükleri manzara ile gözleri doldu.
Azra, uyuyordu. Huzurlu görünmüyordu ama yatağa uzanan iki elinden sıkı sıkı tutan iki abisi vardı yanında. Yalnız hissetse de artık yalnız değildi.
Ellerini tutan abileri yatağın kenarına başlarını koymuş uyuya kalmıştı.
Bu sahnenin benzerini Efe ve Ege ile çok zaman geçirdikleri için görmüş olsalar da Azra ile yaşadıkları her an onlar için ilk ve çok özel olacaktı.
"Bu ellerin hiç ayrılmaması için nelerimi vermezdim ki?" Diye fısıldadı Çağrı.
"Bir daha ayrılmasın," dedi sessizce Melda "Yalvarırım.."
*
Efe ve Ege ailesinin üzerinde olan gerginliğin farkındaydı. İlk fark ettikleri an doğum günlerinden bir sonraki gün olmuştu. Sessizce yapılan kahvaltıda onlara eşlik eden sadece annesi olmuştu. Babaları ne kadar yoğun olsa da yemek saatlerinde hep beraber masada olurlardı.
Bu kadar önemli olan her neyse, onların içine şüphe tohumlarını ekmişti çoktan.
Yine de emin olmadan bu konu hakkında konuşmak istemiyorlardı.
O sabah okula gidip eve döndüklerinde Efe "Neden abim hala eve gelmemiş?" Diye Ege'ye sordu. O ailesi ile bu konularda daha çok konuşurdu.
"Hastanede işi bitmemiş, bu kadar uzun nöbet sistemi olduğunu bilmiyordum."
"Nöbet falan değil Ege," dedi Efe "Bir haltlar dönüyor ama çözeceğim."
İkili çok fazla ortalıkta durmadan odalarına geçmiş, ders çalıştıklarını söylemişti.
Akşam olduğunda babası ve abisi gelmişti ama bekledikleri kişi gelmemişti. Abisine bir şey olsa onlardan gizleyecek halleri de yoktu.
Mert'i aramalarına rağmen sürekli meşgul çalıyordu.
Ertesi sabah annelerinin de bir şeyden haberinin olmadığını anladıklarında okul çıkışı hastaneye gitmeye karar vermişlerdi. Abilerini bir şekilde görmeden içleri rahat etmeyecekti.
Okulda teneffüs olduğunda kantine geçmiş arkadaşları ile otururken asla haz etmedikleri, düşman olarak gördükleri diğer bir grup karşılarına geçip pişkince sırıtarak onlara bakıyordu.
"E siz şimdi on sekiz de oldunuz ama babanızın falan haberi yok herhalde. Sizin adınız geçmiyor hiçbir yerde?"
Ege onun suratına dahi bakmayıp umursamazken Efe olduğu yerde dikleşti.
"Başımı ağrıtma benim Mete, uza!" Dedi Efe.
"Ya, neden öyle diyorsun yoksa kardeşini mi kıskandın?" Diyerek daha da tahrik etti Mete.
"Sana defalarca aynı şeyi söyledim Mete. Bana gelip söv ama sakın o pis ağzından kardeşim ile ilgili tek bir cümle dahi çıkmasın!" Diyerek ayağa kalktı Efe.
"Belanızı mı arıyorsunuz lan siz ? Mete sana yemin ederim o gevşek sırıtan ağzını kırarım, dökülen dişlerini de tek tek yediririm sana!" Ege önden atlayıp, Mete'nin yakasına yapıştı.
"Ne oldu oğlum? Kıza bir şey mi dedik?" Sırıttı "Yalnız yaşasaydı var ya, sizin gibi kızıl olurdu böyle ateşli ate-" yüzüne yediği yumrukla nefesi kesilen Mete iki büklüm oldu.
Arkadaşları hemen yumruğu atan Efe'ye yöneldiğin de araya Ege girdi. Efe bir kez daha Mete'ye yumruk attı.
"Ulan senin ağzına s*uçarım kimsin lan sen benim kardeşimin adını ağzına alıyorsun?!"
Ortalık saman alevi gibi hızla karışırken olaya müdahale eden öğretmenler ile kavga eden grup soluğu müdürün odasında almıştı. Efe hala yerinde duramıyor, Ege bıraksa kavga etmeye devam edecekti.
Müdür Efe ve Ege'ye "Anne ve babanıza şuan ulaşılamıyorum," dedi.
"Anne ve babama taşınacak bir mesele değil bu hocam, eğer onlar bu kavganın neden çıktığını öğrenirse bizden daha beter şeyler yapacaktır, ben sizi önden bilgilendireyim."
Müdür yutkundu.
"Neyse ne," dedi umursamaz görünmeye çalışıyordu "Bir daha kavga edilmeyecek, okulda gürültü istemiyorum."
"Eğer Mete ağzını kapamayı öğrenirse biz onu dövmeye çok meraklı değiliz hocam." Dedi Efe. Kardeşine göre sakin görünse de lafını esirgemezdi.
"Oğlum siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Ölmüş kıza laf söyledik, amma abarttınız ya!" Yüzüne buz tutan Mete konuştuğunda Ege bu sefer Efe'yi tutmadı, ortalık bir kez daha karıştığında Efe ve Ege odadan çıktı.
"Başlarım lan böyle işe," dedi sinirle Efe. Önden yürüyerek okul çıkışına doğru gitti. Ege onu arkasından takip ediyor Anne ya da babasına ulaşmaya çalışıyordu.
"Bu çocuğu öldürmeden rahat etmeyeceğim, o kim de benim kardeşime laf söylüyor?" Haklı bir şekilde söylenmeye devam ederken Ege de annesine ulaşamamış telefonu kapamıştı.
"Hastaneye gidelim, abimin iki gündür hastanede kalmasına neden olacak kadar önemli olan iş neymiş öğrenelim."
Efe başını salladı.
"Osman abiyi arayıp söyleyelim, bugün bizi almasına gerek yok."
Yola çıktıklarında çok geçmeden bir taksi bulmuşlardı.
Her şey o kadar çok üst üste gelmişti ki, kendilerini kontrol edemez hale gelmişlerdi. Aile içinde her zaman abilerine göre farklı bir yerleri olmuştu.
Bunun nedenini onlarda biliyordu. Annesinin üçüzlerinin ölümünden sonra onlara bir şey olacak korkusu ile elini üzerinden hiç çekmediği için istedikleri her şeyi kolayca elde edebiliyorlardı.
Ege, Efe'ye göre daha sessiz sakin biriydi. Daha mantıklı kararlar verir, buna göre de kardeşini yönlendirirdi. Sabırlı olsa da sabrı taştığında kardeşinden bir farkı kalmıyordu.
Efe.
Efe, oldukça aksiydi. Sevmediği insanlara asla tahammül edemez, kimse ile doğru düzgün geçinemezdi. Fevriydi. Okulda sürekli olarak karıştığı kavgalar yüzünden ailesinden çok kez azar yesede kendi haklı olduğunu düşündüğü konularda kimseyi dinlemezdi.
Ki bugün ki gibi bir konuda anne ve babasının onlara hak vereceğinden şüpheleri yoktu. Babasının artık devreye girerek o çocuk ile özel olarak ilgileneceğinden emindi.
Taksi hastanenin önünde durduğunda ücreti ödeyerek taksiden indiler. Hastane girişinde sadece isimlerini vermeleri yetmişti. Türkiye de Erdem ailesini tanımayan yoktu.
Abileri de burada çalıştığı için tanınmamaları imkansızdı. Buraya ilk gelişleri değildi. Bu yüzden abilerinin odasının bulunduğu kata çıkmaları çok vakit almadı.
Efe direk odaya daldığında odada kimseyi göremedi.
"Hani bu adam hastanedeydi? Gerçekten artık sinirlerim bozulmaya başladı." Dedi Efe
"Ona bir şey olsa bizden saklamazlar diyordum ama şüphelerim beni korkutmaya başladı Efe." Odanın kapısının önünde boş odaya bakarken arkadan bir ses duyuldu.
"Efe ve Ege bey, abiniz şuan odasında değil." Abisinin sekreteri konuştuğunda "Öyle mi? Ben de abimi neden odasında göremediğimizi anlayamadım, yoksa demek ki," diyerek dalga geçerek konuştu Efe.
"Abim nerede Seda hanım?" Ege, Efe'nin alışık olduğu hallerini es geçerek direkt olarak buraya geliş amaçları olan kişinin nerede olduğunu sormuştu.
"Koridorun sonunda 302 numaralı odada bir hastası var, sürekli onun yanına gidiyor." Bu haberi herkesin duymaması için özen gösterseler de insanlar ailenin hareketlerinin normal olmadığını görüyordu.
"Hatta," dedi Seda "Abileriniz, babanız da orada. Annenizde geldi biraz önce ama ağlayınca onu orada tutmadılar."
Oldukça hızlı bir şekilde odanın önünden ayrılarak tarif edilen odaya hızlı adımlarla yürüdü ikisi de. Bir şey olmuştu. Annesini ağlatacak ne olmuş olabilirdi?
302 numaralı odanın kapısını açtıklarında bu sefer oda boş değildi. Ama içerisinde bekledikleri kişiler yoktu. Bir kız vardı. Kızıl saçları olan, uyuyan bir kız.
"Yanlış oda numarası mı verdi bu kız bize?" Diye sordu Efe.
Ege ise kaşlarını çatarak odanın içerisine bir adım attı. Gözlerini kızdan alamıyordu. Efe ise yanlış odaya geldiklerini düşündüğü için koridorda ki diğer odalara göz atıyordu.
Ege birkaç adım attığında ayağına çarpan buruşmuş kağıdı gördü. Eğilip kağıdı aldı merakına engel olamayarak. Kağıt buruşsada başka bir zarar görmemişti.
"Ben diğer odalara bakıyorum Ege, hadi sen de durma, ne işin var o odada?"
Azra diye bir kızın adı geçiyordu. Hemen arkasından gelen isim ise babasının ismiydi. Çağrı Erdem.. Azra.. babalık testi. Okuduğu kelimeler bir bütün haline geldiğinde kanının donmasına neden oldu.
"Efe.." dedi kısık sesle.
Efe odadan uzaklamış etrafına bakıyordu. Sedayı bulup ondan doğru oda numarasını istemesi gerekiyordu.
Kağıt elinden düştü yere, gözü yatakta yatan kızda takılı kaldı.
"Ben seni nereden tanıyorum?" Diye sordu kendi kendine.
Gördüğü yüz ona yabancı değildi. Tanıdık birini görmüş gibi bir his vermişti.
Yutkundu, Efe'ye baktı. Efe odada değildi.
Doğum gününde pastalarını getiren kız ile aynı saçlara sahipti.
İçinde tuhaf bir şeyler olmuştu bu kızı görünce, onun için bu kız bir yabancı olsa da içinde ki bu his onu sanki tanıyormış gibi bir hissiyat vermişti.
Efe ile beraberken içi daha huzurlu oluyordu Ege'nin. Efe ile birlikte olmak kardeş olmanın verdiği hisle tamamlanmış gibi hissettirdiğini düşünüyordu.
Ama şimdi içinde eksik kalan bir parça varmış ve bu parça bu kızı görünce tamamlanmış gibi hissetmişti.
Tekrar aynı kelimeler zihninde döndü.
Babasının başka birinden çocuğu olmayacağından adı kadar emindi. Ailesine ihanet edecek bir adam değildi.
Geriye tek bir ihtimal kalıyordu. Düşüncesi dahi kalbinin acımasına neden olan bu ihtimal bunca yıllık acılarını dindirebilirdi.
İki gün önce isteksiz bir doğum günü geçirmişlerdi. Annesi her ne kadar kızının yasını tutsa da oğullarını üzmek istemediği için bu organizasyonu onlardan gizli tutmuştu.
Öğrendiklerin de Efe insanların arasına girmeyeceğini, böyle bir günün varlığından nefret ettiğini dile getirse de Ege'nin onla konuşması ile kabul etmişti.
"Yaşıyor olman bir mucize, Ece." Dedi Ege. "Ve ben mucizelere olan inancımı kaybedeli çok oldu. Şimdi bu gördüklerim bir rüyadan ibaret değil mi?"
Efe o sırada aradığı kişiyi bulamamış bir kere daha abisini aramıştı. Abisi sekreterinden aldığı haberle hızla ailesine bilgi vermiş hepsi birlikte kızın kaldığı odanın orada olan Efe ve Ege'nin yanına gitmek üzere odadan ayrılmıştı.
Birazdan olacak şeyleri kimse kestiremiyordu ama annesi hepsinden daha sakindi. Oğullarının vereceği tepkiyi az çok tahmin ediyordu ama bunun üstesinden gelmeleri zor olmayacaktı.
Kardeşleri yaşıyordu.
Üçüzler artık bir aradaydı.
"Efe sen de çık şu odadan milleti daha fazla rahatsız etme."
"Efe," dedi Ege'nin sesini duyduğunda "Şuan yaşadıklarımız gerçek mi?" Diye sordu.
"Ne saçmalıyorsun oğlum sen, kavgada kafana mı vurdular senin?"
Kardeşinin yanına geri döndüğünde bu kez yatan kızın hemen yanında olan Efe'yi gördü.
"Ne oluyor oğlum sana?" Dedi kısık sesle "Kızın başında ne dikiliyorsun, biri görse seni yanlış anlayacak?"
"Ece," dedi dalgın bir şekilde Efe, kızdan gözlerini ayırmadan konuşuyordu.
Ege odaklanmak istemiyordu.
"Efe, kendine gel oğlum! Her gördüğün kızı Ece'ye benzetmekten vazgeç artık. Öldü lan bizim kardeşimiz?! Yaşasa ondan ayrı mı kalırız?"
Biraz önce ki sessizliğinin yerini gürültü kapladığında Azra olduğu yerde kıpırdadı. Ege nefesini tuttu. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.
Efe de artık dayanamayarak kıza baktığında elini Ege'nin koluna koydu.
"Saçmalama," dedi defalarca "Saçmalama Efe çıkalım şu odadan!"
Azra gözlerini araladığında kendini andıran iki suratı gördüğünde kas katı kesildi.
"Kendimi klonlanmış gibi hissediyorum," diyerek aldığı sakinleştiricinin etkisi ile konuştuğunda odaya diğer aile üyeleri girdi.
Artık Ece'nin yaşadığını öğrenmeyen kimse kalmamıştı.
Ve asıl hikaye bundan sonra başlıyordu.
Erdemler işte şimdi tam olarak bir aile olmuştu.
Azra ise aile olmanın ne demek olduğunu bundan sonra öğrenecekti.
Azra, Erdemler için hem umut, hem de gözyaşı olacaktı.
BÖLÜM SONU
bir sonra ki bölüm Azra şov başlasın.
Olmasını istediğiniz olaylar?
Özellikle Efe ve Ege ile arasının nasıl olacağını, onlarla aynı okula gittiğinde onları nasıl sinir edeceğini düşündükçe çok keyif alıyorum.
Bir sonra ki bölüm çok güzel olacak, Azra artık yaşayacağı eve gidecek.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |