
Gözlerimi kapadığımda kendimi yükseklerde bulmuştum bir an da , karanlığın içinde oldukça rahat hissetmiştim. Oysa ki bedenimde ki yorgunluk bana tüm kemiklerim kırılmış gibi bir his vermişti.
Çok halsiz, bir o kadar da yorgundum. Ama karanlık olduğunda kendimi bulduğum nokta bana, nedenini bilmesem de tuhaf bir huzur veriyordu. Yalnızlıktan sürekli şikayetçi olan biri olarak neden yalnız hissetmiyordum?
Etrafımda bir sürü kişi varmış gibi hissediyordum. Karanlıkta yüzlerini göremesem de seslerini duyduğum bedenler vardı.
Birileri kulağıma usulca fısıldıyordu "Ben buradayım, yanındayım. Elim bir an olsun elini bırakmayacak, gözlerim hep üzerinde olacak, seni bir daha asla bırakmayacağım bebeğim." Bu ses bana güven veriyordu.
Ufak bir çocuğun annesinden ayrıldığında onu teselli edecek olan bu cümleler, on sekiz yaşına girdiğinden haberi dahi olmayan bir kız için tuhaf ama oldukça anlamlı sözcüklerdi. Güvenmeyi bilmeyen bir kızdım.
Güven ortamını insana ailesi yaratırdı ama ben hayata bu konuda da bir sıfır geride başlıyordum. Üzüntüm, isyanım bu yüzdendi. Neden ben, diğer çocukları değil de neden ben?
Kendimden geçmeden önce yaslandığım sert kapının önünde öylece kalmamıştım. Sırtımı yasladığım bu yer oldukça yumuşaktı. Kendime gelmeye başlıyordum. Sessizlik hakimdi bir süre, sonrasında kapı sesi duyduğumda bilincim açılmaya başlıyordu.
Alçak sesle konuşan bir sesin ardından onun sesine benzer başka bir ses yüksek sesle bağırdığında gözlerimi açtım. Hayal görmüyorsam eğer karşımda benden iki tane daha vardı.
Bu düşüncemi sesli dile getirdiğimde gözleri şaşkınlıkla aralanmış olan iki suratla karşılaşmak beni şaşırtmamıştı. Sadece bu kadar çabuk onlarla karşılaşmak beklediğim bir durum değildi.
Anne ya da babası onlara benim varlığımdan haber vermemiş miydi?
"Oğlum," dedi adam içeri hızla girdiğinde "Sakin ol." Bunu hangisine yönelik söylediğini bilmesem de anlamam çok geç olmadı.
"Ya siz şaka mısınız? Bize benzeyen bir kız bulup bize onu kardeşiniz diye ki yutturacaksınız?"
Adam bir gözünü üzerimden ayırmadan oğluna cevap vermek için dudaklarını araladığında araya girdim.
"Evet tüm bu senaryo ailenin sana doğum günü hediyesi, beğendin mi? Yoldan geçerken beni çevirdiler ben de kabul ettim." Dedim sakin bir şekilde.
Biraz önce sinir krizi geçiren ben değildim sanki, neden bu kadar sakindim?
"Ege," dedi annesi bana gülümserken "Ece, ölmedi yaşıyor. Gördüklerin gerçek."
"Ya bir yürüyün gidin ya!" Dedi sırtında ona emanet gibi duran okul çantasını bir kenara fırlatırken "Anne ben sana her gördüğün kızı bize benzetme demedim mi? Öldü diyorum sana, benden daha iyi biliyor olman lazım!"
Diğeri "Dna testi var," dedi yerde ki kağıdı ona gösterdiğinde. Mert ise başıma gelerek kolumda ki serumu kontrol etti.
"Neden şuan burayı dağıtıp, bir şeyleri kıramayacak kadar güçsüz hissediyorum ben?" Onların sorgulama, kabullenme aşamasını hiç çekecek kafada değildim.
Mert bana samimi bir şekilde gülümsedi, "Öncelikle başına bir darbe aldın ve bu seni baya bir sarstı."
"Sadece bu mu?" Dediğimde Ege "Neden bu olan şeylerden en son bizim haberimiz oluyor, neden bizi oyaladınız abi?" Diye bağırdığında sinirle ona döndüm "Şu sesini kesecek misin?!" Ondan daha kuvvetli çıkan sesimle hepsi sus pus olurken, Mert'e bakarak konuşmaya devam ettim.
"Doktor değil misin sen? Cevap versene, sadece bu yüzden mi halsiz hissediyorum."
Tepkim hepsinin ufak bir şok geçirmesine neden olmuştu.
"Hayır, sana bir sakinleştirici vermelerini söylemiştim. Onun etkisinde olduğunu düşünüyordum birkaç saniye önce ama sanırım sende hiçbir etki göstermemiş." Kendine ilk gelen Mert olmuştu.
Kimse şuan için Ege ile ilgilenmiyordu. Ama Ege sormaktan vazgeçmiyordu. Yaşadığı durumu anlıyordum ama şuan tek istediğim şey kafa dinlemekti. O da buna engel oluyordu.
"Nasıl hissediyorsun kendini kızım?" Melda hanımın kapının arkasından duyduğum o acı çeken sesi, bu sefer hasret dolu çıkıyordu.
"İyiyim." Diyerek kısa bir cevap verdim.
"Daha iyi olacaksın, bebeğim." Dedi. Elini saçlarıma doğru uzattığında ellerinin titrediğini hissettim. Saçımı okşayacağı sırada elini zor da olsa geri çekti.
O ne kadar bu şefkat gösterme durumuna alışık olsa da ben ona biraz yabani kalıyordum. Dün ondan korkup kaçtığım için benden uzak durması, sanırım onun kalbini daha az kıracaktı.
"Bitti mi?" Diye sordu Ege "Nasılsın iyi misin muhabettiniz bittiyse eğer birileri bana ne bok döndüğünü anlatsın?!"
"Ege," dedi Atlas "Bak hepimiz senin gibi bir şeyleri yeni öğrendik ama o ağzını annem buradayken bozmaya devam edersen, seni çok kötü yaparım."
Gerilim filminin en heyecanlı sahnesinde gibi hissediyordum. Ege'nin sesi ne kadar gürse Efe'nin sesi o kadar sessizdi.
"Abi," dedi Batuhan "Tamam sen de bir sakin ol, Ege sen de ağzının ayarını bozma abicim."
Hepsinin üzerinde tek tek dolaşan gözlerim benden gözlerini ayırmayan Efe de durdu. Efe hariç diğerleri yeni bir konuşma safasına geçmişti.
"Ne bakıyorsun öyle uzun uzun?" Dediğimde gülümsedi. O samimi duruşunu gerçek anlam da hissetmiştim. Ege gibi sert bir şekilde bakmıyordu.
"Sana daha önce hiç bakmadım, bırakta biraz seni ezberleyeyim."
Erdem ailesinin evine seneler önce büyük bir acı düşmüştü. Bunun farkındaydım. Farkında olmasam, unutsam dahi bu gözlere baktığımda hatırlayacaktım.
Ama ben henüz kabullenme aşamasına geçmemiştim. O noktaya daha çok vardı.
"Seni çok üzerler," dedim tip tip bakarken "Haberin olsunda sonra ağlama."
"Beni artık hiçbir şey üzmez," dedi kendinden emin bir şekilde. "Senin ölmüş olduğunu bilmek, bu dünyada ki en üzücü şeydi benim için Ece. Gerisi önemsiz."
"O adam neden bunca sene susmuş, nasıl hemen bıraktınız o adamı?!" Diye bağırdı Ege.
"Oğlum, hepimiz senin kadar sinirliyiz merak etme bu adamın bedeli sadece o hücreye tıkılmak olmayacak!" Babası da aynı şekilde ona karşılık verdiğinde tek eksik olan şeyin bir kova mısır olduğunu düşünüyordum.
"Tamam herkesin tepkisini anlıyorum ama sinirlenip, bağırıp çağırmayın. Artık tek odağımız kız kardeşimiz olabilir mi?!"
Ege, Batuhan'a kaşlarını çatarak baktı.
"Ne yani hiçbir şey olmamış gibi mi yapalım?" Dediğinde ben Efe'ye cevap vermekle meşguldüm.
"Bak ben böyle süslü cümleleri falan sevmem, deme şöyle şeyler bana sinirle-" dediğimde Ege yeniden araya girdi.
"Ben yapamam," dedi "Sizin gibi olamam ben, yıllarca o kadar gözyaşı döktünüz. Ve bu gözyaşlarının hepsi boşunaymış.." sesinde büyük bir hayal kırıklığı vardı.
Ama bu zerre umurumda değildi.
"İki oldu!' Diye bağırdım "İkidir cümlemi kesiyorsun, salak mısın sen? İlkinde uyanmadım mı ben seni? Benimle ilgili soru işaretlerin, derdin falan varsa dışarıda hallet, şurada ciddi bir şey konuşuyoruz!"
Mert dudaklarını birbirine bastırıp gülmesine engel olmaya çalışıyordu.
"Oğlum," dedi annesi "Seni kırmak istemiyorum, beni yanlış anlamanı da istemiyorum ama ne olursun kendine gel.. farkına var lütfen. Kardeşin, üçüzün karşında. Bir süre sonra pişman olacağın şeyler söyleme."
Ortam yeniden ciddileşirken, Ege ile gözlerimiz buluştu. Gözlerimizin rengi, dudağının altında, çenesinin üzerinde olan lekeye kadar her şeyimiz aynıydı.
Ama ne ruhumuz, ne düşüncelerimiz aynı değildi.
Birbirimize olan bakışmamızın ben de ki tek karşılığı yabancılıktı. O ne hissediyor bilmiyordum. Ama Efe, benim için şuan için ondan bir adım daha öndeydi.
"Asıl siz," dedi hiç acımadan "Sizin kızınız dahi olsa tanımadığınız birini bu kadar çabuk kabullendiğiniz için sonradan pişman olmayın."
Cam fanusun içinde hapis kalmış duygularım, bu sözlerle paramparça olmuştu. Dağılan her bir cam parçası kalbime saplandı.
Efe kardeşine ışık hızı ile döndüğünde kimsenin beklemediği bir şey yaptı. Sımsıkı yumruk yaptığı elini Ege'nin elmacık kemiğinin üzerine vurdu. Etin ete çarpma sesi odada yankılandığında Melda hanımın ağzından bir çığlık sesi koptu.
Ege, birkaç adım gerilerken yanağını tuttu. Aynı hırsla Efe'ye karşılık vereceği sırada araya onlara en yakın olan Batuhan ve Atlas girdi. Atlas, Ege'yi dışarı çıkarırken, Batuhan Efe'ye "Oğlum ne oluyor size? Kendinize gelin lan!" Diyerek Omuzlarından sarstı.
"Ben kendimdeyim zaten abi!" Dedi Efe "Belki canı yanınca kendine gelir, beyinsiz!"
Annesi Efe'ye yaklaşıp sarıldığında Efe bir anda yere çökerek ağlamaya başladı. Çağrı bey bu sahneye dayanamazken odadan dışarı çıktı.
"Ege'ye bakıp geliyorum." Dedi Mert, o da peşinden çıktı.
"Anne sen her gece uyumadan bize Ece'yi anlatmadın mı? Ege sağır mı kaldı sanki anlattıklarına.."
Melda hanım bana baktığında oturduğum yerde doğruldum. Ne yapacağımı bilmiyordum.
"Benim yüzümden böyle şeyler yapmana gerek yoktu." Dedim "Aranızı bozmana da gerek yoktu."
Ayaklarımı yataktan sarkıttığımda ikisi de ayaklandı. Melda hanım göz yaşını sildikten sonra yanıma kadar geldi "Neden ayaklandın ki? Ben şimdi herkesi odadan çıkaracağım, zaten biraz sonra Mert ile konuşur artık evimize gideriz. Bir daha böyle bir şey olmayacak, sakın bizden gitme olur mu Ece?"
Bir yere gideceğimden korkuyordu.
Biraz önce olanlardan mı etkilenmiştim, sanmıyorum. Ben kavga gürültüye hep alışkın olmuştum.
Onlar senin üçüzlerin Azra, dedi bir ses. Onların canı yandığında senin de canın yanar.
Peki benim canım yandığında neden onlar, yanımda olmamıştı.
Bu şeyler, hissedilmez miydi?
"Sadece hava almak istiyorum, kaçmayacağım bu sefer söz." Dedim "Zaten benim gidecek bir evim yok ki."
Dudakları titredi, kendi uzakta tutmakta zorlanıyordu.
"Gidecek evin mi yok?" Dedi içli içli "Benim kızımın gidecek yeri mi yok? O eskidendi Ece. Senin artık bir evin, yuvan olacak."
Yalandan da olsa başımı salladım. Böyle bir ortamda inatlaşmak istemiyordum.
"Ece.." dedi sonra acı acı. Bir insan canının yandığını, bir ismi söylemeye bu kadar hasret kaldığını daha nasıl belli edebilirdi?
"Kızıcaksın bana biliyorum," dedikten sonra beni göğsüne doğru çekti. Sıkı sıkıya sardığı bedenime kimse daha önce böyle sarılmamıştı.
Evet bu bir ilkti.
Bana bir anne ilk kez sarılıyordu.
Ve bu kişi benim annemdi.
"Annem.." dedi yine içli içli ağlamaya devam ederken. Gözlerimi yukarı kaldırdım ağlamayacaktım. Ağlamamalıydım.
Efe ile göz göze geldik.
Aynı yaşlı gözlerle bana baktı.
"Geçti," dedi.
*
"Sakat mıyım ben?" Dedim sinirle "Ayaklarımı tutuyor, sandalyeyi almak kimin fikriydi?"
O duygusal sahneden sonra hava almak istediğimi söylediğimde, yanımda Batuhan ve Efe'nin olması şartı ile onay vermişlerdi. Onay vermişlerdi ama onlardan izin istememiştim.
"Başın dönebilirmiş, Mert abim öyle söyledi." Dedi Efe.
"Sen de o dedi diye onu hemen dinledin mi?" Dedim.
"Senin için yeni bir şey bu güzelim ama kardeşler abilerinin isteklerini genelde dinler." Batuhan'a göz devirdim.
"Ben dinlemem, haberiniz olsun." Dedim omuz silkerek. Bunca sene o kadından dahi bir şeyler yapmak için izin istememiştim. Yani, dinlemezdim.
"Sen nasıl istersen," dedi Batuhan "Bize alış yeter ki, abi demesen de olur."
"Demeyeceğim zaten." Dedim sözü biter bitmez.
Hastanenin terasında çalışanlar dışında biz vardık sadece. O yüzden dikkat çekeceğimiz bir ortam yoktu. Ama aynısı dışarısı için geçerli değildi.
Terasta dilediğim kadar durup hava aldığımda bundan sonrasının nasıl ilerleyeceğini düşünmeden edememiştim. Eve gideceğimizi söylemişti Melda hanım.
Üçümüz de konuşmamıştık, herkesin birbirine sorup öğrenmek ettiği çok şey vardı ama hepsini zamana bırakmak en iyisi olacaktı.
"Gidelim mi artık?" Diye sordu Efe.
"Eve mi?" Diye sordum.
"Eve," dedi Efe.
Terastan çıktıktan sonra kaldığım odaya gelmiştik. Oda da Melda hanım, Çağrı bey ve Atlas vardı.
"Üşümedin değil mi Ece?" Hava oldukça güzeldi, tam bir yaz havasıydı.
"Hava çok sıcak terledim resmen." Dedim.
"Tamam ben sana yeni üst baş aldırdım, hemen üstünü değiştirelim." Yatağın üzerinde ufak bir çanta vardı.
"Hadi dışarıda bekleyin bizi." Dördüde odadan çıktığında yatağın üzerinde ki çantayı alarak tuvalete geçtim. Arkamdan bakakaldığını görsem de aldırmadım.
İnce bir askılı, altında da kısa bir şort vardı. Kalileti ve marka olduğunu belli eden kıyafetlere gülerek baktım. Bunlar benim bir maaşımdan daha fazla ederdi.
Üzerimi değiştikten sonra dağılan saçlarımı toka ile sargının izin verdiği kadar topladım.
İşim bittikten sonra tuvaletten çıktığımda hemen kapının karşısında duvara yaslanmış beni bekleyen Melda hanımı gördüm.
"Üzerindekiler sana çok yakışmış," Dediğinde omuz silktim. Basit iki parça kıyafettti işte.
Artık gitmek için hazırdım. Kapıdan çıktıktan sonra Efe hemen yanıma geldi. Yavaş adımlarla çıkışa doğru yürümeye başladık.
"Arka kapıdan çıkalım baba, Atlas abim orada."
Yönümüzü değiştirerek Mert'in yönlendirmesi ile arka kapıdan çıkarak hastaneden ayrıldık.
Arka arkaya beş araba vardı. Arabaların son model oluşu yeniden gülmeme neden oldu. Sanırım bu huyumdan vazgeçemeyecektim.
"Sanırım arabaları beğendin?" Diye sordu Batuhan.
"Çok," dedim sırıtarak.
Herkes arabalara dağıldığında Melda hanım hemen dibimiz de duran arabanın kapısını açan şoförün olduğu tarafa beni yönlendirdiğinde kapının açılması ile Ege'yi görmüştüm.
O da beni görünce üç kişilik koltuğun en sonuna çekilirken, sertçe kapıyı suratına kapadım.
"Ben bu arabaya binmeyeceğim." Dedim.
"Neden kızım?" Diye sordu Çağrı bey ardından "Rahatsız olacaksan binme, orası ayrı." Dedi
Yüksek sesle "Arabada yabancı biri var ve bu beni rahatsız eder." Dedim.
Konuşmamın bitmesi ile Ege'nin içerisinde olduğu arabanın camı yarıya indirildi.
"Hislerimiz aynı Azra." Dedi. "Ama birkaç saniye buna üzülmüş gibi yaparak seni amacına ulaştırabilirim."
Hepsi bana Ece derken, o Azra diyordu.
Çağrı beye döndüm hızla "Su var mı?" Yalandan öksürük krizine girmiş gibi yaparken hızla biri şişe uzattı. Mert şişeyi elimden alarak kapağını açıp tekrar uzattığında camı açık olan arabanın içine, tam da Ege'nin suratına hiç beklemediği anda suyu boşalttım.
"İşte şimdi amacıma ulaştım," hiçbir şey olmamış gibi yanımdakilere döndüm "Ee hangi arabaya biniyorum?"
*
Eve, daha doğrusu saray yavrusuna geldikten sonra açılan kapıdan en son inen ben olmuştum. Hepsi yalının girişinde durmuş bekliyordu.
Bir kişi hariç. Ege. O söylenerek önden yürüyerek eve girmeyi seçmişti.
"Ait olduğun yere, gerçek evine hoş geldin Ece'm" dedi Melda hanım.
Uzun uzun artık yaşayacağım yere baktım. Buraya ilk gelişim değildi. Ama bu sefer buraya geliş amacım farklıydı. Burada okul harçlığımı çıkartmak için çalışmaya gelmemiştim.
Asıl ait olduğum bu eve, artık burada yaşamak için gelmiştim.
Hepsinin gözünün içine tek tek baktım. Yabancılıktan başka bir şey hissetmiyordum.
Bu eve baktım.
Artık hayat benim için şimdi yeniden başlıyordu.
Lüks içinde büyüyen bu çocukların aksine ben bu zenginliğe de yabancıydım.
Eskiden hayalini kurduğum her şey şimdi ayaklarımın altına serilmişti.
Ama alınacak intikam, yaşayamadığım günlerin sorulacak çok hesabı vardı.
Ve Azra, evine seneler sonra geri döner.
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |