
Gözlerimi yavaşça araladım. Kollarımı havaya kaldırıp gerindim kendimce. Yatağın bir başından öbür başına doğru yuvarlandım esnerken.
Kocam yoktu.
Bakışlarım banyoya döndü, su sesi geliyordu. Büyük ihtimal oradaydı.
Yerimden kalkmak için hamle yapınca suyun sesi kesildi. Yatakta oturur pozisyona geldiğimde ise kapı açıldı. Belinde sadece bir havlu olan, omuzlarında ve göğsünde su damlaları olan kocama gülümsedim.
Elinde tuttuğu havluyla saçlarının nemini alırken yanıma geldi. Başımı nazlanarak geriye attığımda boynuma dudaklarını değdirdi.
“Günaydın,”
“Günaydın.”
“Kahvaltıyı hazırlayayım ben, sen de giyin.” dediğimde ben de onun tertemiz beyaz sabun kokan yanağına dudaklarımı değdirdim.
Odadan çıkınca aşağı kata indim. Telefonumu elimde tutarken açıp ekrana baktım. Saatin dokuzu geçtiğini gördüm. Tam kapatmıştım ve tezgaha koyacaktım ki gördüğüm şey ile tekrardan aldım elime.
Tarihe baktım.
6 Temmuz.
Doğum günüm.
Bugün benim doğum günümdü.
Suratım anında düştü.
Kocam bunu hatırlayamamıştı.
Telefonumu kapatıp tezgaha bıraktım somurturken. Kahvaltıyı hazırlamaya başladıktan sonra bir adım sesinin merdivenlerden indiğini duydum. Ardından tam arkamda durup kollarını karnıma sarıp göğsünü sırtıma yasladı.
“Bırak, şurada kahvaltı hazırlamaya çalışıyorum.” dedim ters bir şekilde.
Sesimin sertliğine şaşırıp bedenimi ona çevirdi. “Ne oldu? Ne yaptım, neye kızdın?” diye sormasıyla güldüm sinirle.
“Yok canım,” dedim. “Neye kızabilirim ki?”
Onun kollarının arasından çıkıp ilerledim masaya doğru. Ağzımdan tek bir kelime bile çıkarmadan sofrayı kurdum ve yemeğimi yedim.
Bana oldukça garip bir şekilde bakmaya devam etti ama bir şey de demedi.
Daha fazla emin olmuştum. Evlendiğim adam çok salaktı. Her anlamda.
Yemeğimi ondan önce bitirip sofrayı toplamaya başladım. Çatalını salatalığa götüreceği sırada tabağıyla beraber önünden aldım. Elinde çatalıyla masum bir şekilde kaldı.
Kıyamıyordum işte ama çok da kızgındım.
Ben beyefendinin doğum gününü gece yarısında kutlarken o benimkini unutuyordu.
Yine de bir şey demedi. Sakince masadan kalkıp bana yardıma geldi. Tabii ki de ben yaparım demedim ve onun yanıma gelmesiyle mutfaktan çekip gittim.
Gün boyu da yüz vermedim.
Saat altı olunca ben hala onun bir umut hatırlamasını bekliyordum ama yok, adamın asla aklına gelmiyordu.
Telefonu çalınca oturduğu koltuktan kalktı. “Nereye?” diye sordum.
“Telefonla konuşacağım.” dedi hızlıca yürümeye devam ederken.
“Yanımda konuş.”
Yanımdan geçerken eğilip kafamın üzerine dudaklarını değdirdi. “İşle ilgili, seni sıkmayayım.”
Kendime engel olamadığım bir şekilde kalktım ve onun peşinden gittim. Mutfağa girip kapıyı örtmüştü. Sessiz olmaya çalışarak onu dinlemeye başladım.
“Nasıl geleyim?” dediğini duydum. “Karım yanımda, anlar eğer yanına gelirsem.”
Bir an doğru duyup duymadığımı düşündüm. Kiminle konuşuyordu bu?
Bir süre karşı tarafı dinledi. “Tamam,” dedi sonra. “Tamam, sevgilim.”
Sevgilim?
Telefonda konuştuğu kişi miydi sevgilisi?
Ben değil miydim yani?
“İlçe çıkışının yanındaki restoran mı?” diye sordu. Derin bir nefes verdi. “Tamam, işte acil bir olay oldu deyip gelmeye çalışacağım. Beni beklemeden gitme otele.”
“Şerefsiz,” diye mırıldandım. Gözlerim yanmaya başlamıştı, neredeyse ağlayacaktım.
“Ben de seni çok seviyorum, güzelim.” demesiyle hızlıca salona gittim, kalktığım yerime oturdum tekrardan. Gözümden akan bir damla yaşı sildim elimi kaldırıp. Aynı esnada arkamda adım seslerini duydum.
“Güzelim,” diye seslendi.
Ona bakmadım.
“Ben acil bir şekilde şirkete gideceğim. Eniştem, ablamın yanında duracağı için benim gitmem gerek. İstersen beni bekleme, işim uzayabilir.” dediğinde nefesim boğazıma takıldı.
“Tamam,” dedim fakat bunun yerine küfür etmemek için dişlerini sıktım neredeyse.
“Üzerimi değiştireyim.” deyip yukarı kata, odamıza çıktı.
“Allah senin belanı versin.” dedim. Ne hissedeceğimi bilmiyordum. Nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum.
Sadece tek bir şey biliyordum.
Kısa süre sonrasında üzerinde bir gömlek ve siyah kumaş pantolonla aşağıya indi. Yanıma gelip yüzüme baktı. Kızaran gözlerimi görünce kaşlarını çattı.
“Ne oldu güzelim?”
“Bir şey yok ya. İzlediğim dizide bir adam karısını aldatıyordu da ona sinirlendim. Nasıl şerefsiz, görüyor musun?”
“Boş ver hayatım.” dedi yanağımı okşayıp. “Sen onları kafana takma. Ben gidiyorum.”
“İyi,” dedim ve tekrardan başımı televizyona çevirdim.
Gittiğini kapanan kapıdan anlayıp hızlıca, ateşe değmiş gibi yerimden kalktım. Resmen koşar adımlarla giyinme odasına çıktım.
Dolabımın kapağını açıp elbiselerime baktım. Bir tanesine gözüm takılınca uzanıp onu elime aldım. Dizimin üzerinde biten kısa bir elbiseydi. Eteği fırfırlıydı ve gece mavisi rengi beyaz tenime çok güzel uyuyordu, askıları yoktu.
Hemen onu aldım ve üzerime geçirdim. Saçlarımı salık bıraktım ve yine lacivert tonlarında hızlı bir makyaj yaptım.
Kısa bir sürede çok güzel bir sonuç almıştım.
Bana bunu yapmanın ne demek olduğunu onlara gösterecektim.
Siyah çantamı da elime alarak evden çıktım. Telefonumla bir taksi çağırdım, gelince arka kapıyı açıp bindim.
“Nereye gidiyoruz abla?” diyen genç adama döndüm.
“İlçe çıkışının yakınında bir tane restoran var ya, oraya ablam.” dedim.
Telefonumu çıkartıp lacivert farıma, kırmızı dudaklarıma baktım.
Beni ne kadar da güzel kandırmıştı.
Bana bunu nasıl yapabilmişti?
Benim gözüm ondan başka kimseye bakmazken o nasıl beni aldatmıştı.
Nasıl o dili benden başka birine sevgilim demişti.
Telefonumu çantama koyarken evden çıkmadan önce aldığım çakıya baktım.
Benden başkasına güzelim diyen o dilini kesecektim.
Derin bir nefes verip sakinleşmeye çalıştım. Yapamadım.
“Daha hızlı gitmiyor mu bu?” diye sordum.
“Daha fazla gidemem abla. En fazla bu kadar.” dediğinde başımı cama çevirdim.
“Şerefsiz,” diye fısıldadım.
“Bana mı dedin abla, ayıp oluyor ama. Elimden gelen bir şey yok.”
Ona dönmeden “Sana demedim.” dedim sadece.
Birkaç dakika sonrasında restoranın önüne gelince parasını çıkartıp verdim ve kararmaya başlayan havada büyük kapıya doğru ilerledim.
Kapının önünde iki tane koruma vardı.
İçeri girmeye çalıştığımda izin vermeyip bir tanesi önüme geçti. “Özel misafirlerimiz için kapalıyız bu akşamlık, sizi içeriye alamam.”
“Başlatma özel misafirine! Çekil önümden!” dedim serçe. Sakinlik de buraya kadardı.
“Hanımefendi, zorluk çıkartmayın.” diyen diğeri ile elimi çantama attım ve çakıyı çıkarttım. Açıp üzerine yürüdüm resmen. Bir şey yapmayacaktım fakat sadece korkutmak istemiştim.
Önümden çekilince ilerledim ve kapıyı iteleyip içeriye girdim.
Anında patlayan konfetiler, alkış sesleri, kulaklarımı dolduran şarkı ile olduğum yerde kaldım.
Önümde gördüğüm manzara nefesimi kesmeye yeter cinstendi.
Herkes buradaydı.
Annem, babam, ablam, abim, Lila, Çınar, Lavin, Doruk, Lale teyze, Demir amca ve tabii ki de kocam.
Bakışlarım duvarlardaki pembe balonlarda ve yazılan pankartlara çevrildi.
İyi ki doğdun Elis
İyi ki doğdun kızım
İyi ki doğdun hala
İyi ki doğdum karım
Ağzım resmen beş karış açıkken elimde tuttuğum çakıyla onlara bakıyordum.
İyi doğdun Elis şarkısı çalarken hepsi alkışlıyorlardı ve gülüyorlardı fakat elimdeki çakıyı görmeleriyle gülüşleri dondu.
“Elis, o ne?” diye soran Akay’a baktım.
“Sen ne şerefsiz bir insansın ya!” diye bağırdım. Bu öyle bir bağırmaydı ki bu şarkı sesimin yanında kısık kalmıştı.
“Oğlum sen nasıl bir oyun oynadın lan!” dedi abim.
Hiçbiri umurumda değildi. Gözlerim sadece tek bir kişiye kilitlenmişti.
Yutkunduğunu gördüm. “Bırak o elindekini. Onu nereden buldun sen!”
“Ebenin…” sözümü kesip “Yavaş,” diyen ablam ile sustum. Devamını getirmedim, onu yerine “Gel lan buraya!” diye bağırdım.
Üzerine doğru yürümemle geri geri adımlamaya başladı. “Güzel karım.” dedi tekrardan yutkunup. “Şakaydı.”
“Şakaydı öyle mi? Şaka öyle mi!”
“Abiciğim dur bir.” diyen abime bakışlarımı çevirdim. Artık nasıl baktıysam anında sustu.
Ne zaman arkama geçtiği anlamadığım Doruk’un kolları bana aniden dolanınca elimdeki çakı yere düştü. Lavin hemen eğilip onu aldı.
Beni tutan kollara rağmen tepinmeye başladım. “Bırak Doruk, bırak! Geberteceğim onu!”
Annemlerin de burada olmasına sonra utanacaktım.
Kollarının beni bırakası ile kırmızı görmüş boğa gibi üzerine doğru koşmaya başladım. Elimde artık bir çakı olmadığı için diğerleri bu kez gülerken Akay da kaçmaya başladı.
Elimdeki çantayı Lavin’in yanından geçerken ona doğru attım. Neye uğradığını anlamayıp şaşırsa bile çantamı havada yakalayıp resmen sarıldı.
“Elis, karıcığım bir dur.” dedi koşmaya devam ederken çünkü ben durmuyordum.
“Kaçma lan!” diye bağırmamla Çınar ve Lila’dan bir kahkaha sesi duyuldu. Diğerleri de ses çıkartmamak için kendileriyle büyük bir savaş içerisindeydi.
En sonunda durunca kollarımla omzuna tutunarak sırtına çıktım. Kısa bir elbisem vardı fakat içine bir kısa bir tayt giymiştim. O yüzden rahatça kocamın kafasına vurmaya başladım.
“Geri zekalı herif!” dedim sertçe. Benim ona vurmama rağmen o, benim düşmemem için elleriyle baldırlarımı tuttu.
“Elis, tamam güzelim. Bak şimdi in sırtımdan, sonra döversin.”
Sinirim devam etse bile onun sırtından indim. Burnumdan soluyarak yüzüne baktım.
“Şaka yani?” diye sordum.
“Şaka güzelim.” dedi. Yaklaşıp yanağımı öptü. “Benim şu gözlerim nasıl senden başka birine bakabilir ki?”
“Bilmiyorum,” dedim onu göğsünden ittirip. “Çok da gerçek gibi yaptın. Bir şüphelenmedim değil.”
“Araya giriyorum ama kusura bakmayın.” diyen abime döndüm. “Ne dedin lan sen bu kıza?”
Onun yerine ben cevapladım. “Beni aldattı resmen.” dedim.
“Nasıl yani?” diye sordu Lavin. “Aldattı gibi mi gösterdi?”
Başımı olumlu anlamda salladım.
Arkamda olduğu için kollarını belime sarıp karnımda birleştirdi. “Sen nasıl buna inanabiliyorsun be güzelim?” diye fısıldadı kulağıma doğru.
“Bırak ya!” dedim ve kollarını karnımın üzerinden çözdüm. İteledim.
“Elis, emin ol doğurmasaydım şimdi gülmekten doğuracaktım.” dedi ablam gülmeye devam ederken. Gözünden gelen yaşı makyajına dikkat ederek sildi.
“Hadi bakalım, şimdi bunları bırakalım ve benim güzel kızımın doğum gününü kutlayalım.” dedi annem yanıma gelip. Kollarını sıkıca bana sardı ve saçıma bir öpücük bıraktı.
“İyi ki doğdun annem, benim güzel kızım.”
“Teşekkür ederim, annem.” dedim kollarımı ona sararken.
Ardından hepsiyle teker teker sarıldım. En sonunda sıra kocama gelince ona oldukça nazlı bir şekilde baktım. Gülümsedi bana doğru gelirken. Kollarını sıkıca bedenime doladı.
Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. “Şimdi bir şey demiyorum, birkaç saat sabret, evimizde konuşalım.” diye fısıldadı.
“Tamam,” dedim kollarımı sırtında birleştirip.
“İyi ki doğdun benim güzel karım.” dedi yanağıma bir öpücük bırakırken.
Ondan ayrılınca elinde bir hediye paketiyle yanıma doğru koştu Lila. Eteğime dikkat ederek yanında çöktüm.
“Aç hadi, hala. Bak bakalım beğenecek misin?” dedi gülümserken.
“Ben senin bana verdiğim bir şeyi beğenmez olur muyum bir tanem.” dedim bir elimle yanağını okşarken.
Ellerime bıraktığı kutunun üzerindeki kurdeleyi çözdüm. Açınca bir çerçeve gördüm. İçerisinde hepimizin düğünümde çekilmiş olduğumuz bir fotoğraf vardı.
“Çok güzel halam benim. Teşekkür ederim.” dedim ona sarılıp.
Diğerleri de bana hediyeleri verdiler. Hepsi birbirinden güzel ve özeldi. Tekrardan ne kadar şanslı olduğumun farkına vardım.
“Eee,” dedim en sonunda kocama dönüp. “Senin hediyen yok mu?”
Gülümsedi bana bakarken. “Benim hediyem için beklemen gerekiyor.” dedi.
Ne kadar merak etsem de pas vermeyip saçımı omzumun üzerinden arkama doğru attım.
Birkaç dakika sonra pastamı getirdiler. Beyaz bir pastaydı fakat üzerinde pembe çiçekler vardı. Mumları üflemeden önce gözlerimi kapatıp tüm kalbimle sadece tek bir dilek diledim.
Ailemle beraber olduğum huzurlu bir ömür.
*****
Araba evimizin önünde durdu, onu beklemeden kendi kapımı açıp indim. Benim arkamdan ilerlerken güldüğünden adım gibi emindim. Yine de dönüp bakmadım.
Kapının önüne gelince çantamı açıp içinden anahtarımı çıkarttım. Onu beklemeden içeri girdim. Eğilip topuklu ayakkabılarımı çıkarttım ve tam içeri girecekken uzanıp kolumu tuttu ve bedenimi kendisine doğru çekti.
Dudaklarını dudaklarıma yaslayıp kısa ama sert bit öpücük bıraktı.
Kendimi geri çektim ve yanağına sert bir tokat attım.
Bu hareketime oldukça büyük bir kahkaha attı. Onun gülmesine daha da sinir oldum ve “Tam bir şerefsizsin!” diye bağırdım.
Daha çok güldü aşağılık kocam.
“Sen diyorsan öyle olsun be güzelim.”
“Neden yaptın böyle bir şeyi?” diye sordum kaşlarımı çatıp.
Gözleri yüzümün her yerinde dolaştı. “Sana unutulmaz bir doğum günü yaşatmak istedim.”
Gözlerimi devirdim ve ona arkamı dönüp ilerlemeye devam ettim. “Çok sağ ol ya, gerçekten asla unutmayacağım bugünü.” dedim.
Peşimden geldiğini hissettim. Anında kolları bedenime dolanıp beni havaya kaldırdı. Kucağına aldığında eğilip boynuma bir öpücük bıraktı. Yetmemiş gibi içine de derince bir nefes çekti.
“Benim güzel karım.” dedi ninni gibi gelen sesiyle. “Benim bu gözlerim nasıl senden başka birine bakabilir? Nasıl senden başka birini sevebilir, güzel görebilir?” Geri çekilip gözlerime baktı. “İşte o zaman al o çakıyı eline, kimseyi dinleme.” Derin bir nefes verdi gözlerime bakarken. “Hem sen bilmiyor musun?”
Dudaklarımı büzerek baktım ona. “Biliyorum ama yine de anlayamadım. Ufak bir an biraz kendimden geçmiş olabilirim.”
Merdivenlerden çıkarken kafasını geriye attı. “Biraz mı? Kapıdaki adamları ben koymuştum, ödlerini koparmışsın.” Bana baktı ardından. “Üzerime elinde çakıyla yürüdün, farkındasındır umarım.”
Bu kez ben güldüm ensesine ellerimi sararken. “Olur öyle şeyler arada. İlişkinin tadı tuzu bunlar, abartmayalım bence o kadar.”
Tek kaşını aldırdı.
“Ne?” dedim.
Diğer kaşını da kaldırdı.
“Bakma öyle.”
Ciddi ifadesine bir son verip güldü yeniden. O esnada merdivenlerden çıkıp yukarı kata gelmiştik. Odamıza gideceğimizi sanırken o kapıyı es geçip başka bir kapının önünde durdu.
“Neden burada durdun? Kilitli değil mi burası?” diye sordum yüzüne bakarken. O ise sadece bana bakıyordu, başka hiçbir şey söylemiyordu.
İki tane boş oda vardı evimizde. Bunlar boştu ve kullanmadığımız için kapılarını kilitliyorduk. Şimdi ise onlardan birinin önündeydik.
Beni yavaşça kucağından indirdi ve cebinden çıkarttığı anahtarla kapının kilidini açtı. Eli kapının kolundayken gözleri bana döndü ve dudaklarındaki aynı gülümsemeyle baktı.
“Kapat gözlerini.” dediğinde onu dinleyip gözlerimi kapattım.
İlk önce kilidin sonra da kapının açıldığını duydum. Kollarıyla beni tutup odanın ortasına doğru yürüttü. Anında burnuma çok güzel kokular doldu. Sanki bir çiçek bahçesine gelmişim gibi hissettim.
“Şimdi aç bakalım gözlerini.” demesiyle merakla gözlerimi araladım. Anında gördüğüm şeyler ile iki elimi de ağzımın üzerine kapattım.
“Akay!” dedim önümdeki raflara ve dizilmiş oyuncaklara bakarken. Bir duvarda kitaplık benzeri raflar vardı. Her birinde ise Barbie bebekler, pelüş oyuncaklar, ponyler ve daha bir sürü oyuncak vardı.
“Doğum günün kutlu olsun, bebeğim.” dedi arkamdan bana sarılıp. “Sen benim biricik bebeğimsin.”
“Bunlar çok tatlı.” dedim oyuncakları incelemeye devam ederken.
“Senden tatlı değil ama.” dedi dudağını yanağıma değdirip derince öperken.
“Nerden aklına geldi bu?” Bu kez yönümü ona çevirdim ve sıkıca sarıldım boynuna. “Çok teşekkür ederim.”
“Yetimhanedeyken diyordun daha hiç bana ait bir bebeğim olmadı diye.” derken belime sarıldı. “Annenin yanındayken sana hiç bebek almadığını söylemiştin. Yetimhanede de bütün oyuncaklar, bebekler herkes içindi.”
Kafamı kaldırınca gözlerine baktım gülümserken. “Daha o günlerde istemiştim bunu yapmayı. Bir oda dolusu oyuncağı sadece senin için almayı hayal etmiştim.” Saçımın uçlarını okşadı yavaşça. “Gerçek oldu bugün.”
“Seni çok seviyorum.” dedim ve uzanıp yanağına derince bir öpücük bıraktım.
“Ben de seviyorum seni, güzelim benim. Bunların hepsi senin. Büyüdüm deme çünkü kabul etmiyorum böyle bir cevabı. Ben sana baktığım her an o küçük kız çocuğunu görmeye devam ediyorum.”
“Bir tek sen görüyorsun zaten onu. Bir tek sen onun için çabalıyorsun.”
Gözlerimin dolmaya başladığını hissettim. Hayır, gözleri dolan ben değildim.
Küçük Elis’di.
Selamlar herkeseee💞💞 Yeni yıl hepimize huzur, sağlık ve mutluluk versin, herkes için çok iyi bir yıl olsun. Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Düşüncelerini lütfen benimle paylaşın. Bir sonraki bölümde tekrardan görüşmek üzere o zamana kadar kendinize çok iyi bakın. Hoşça kalın🫶🏻🫶🏻
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |