

Selamın Aleyküm Kıymetli okurlarım.
Nasılsınız?
Bir aydan fazla geçmiş olsa da sizlere upuzun ve harika bir bölümle geldim.
Bölümümüz tamı tamına 7.300 kelime.
İlk defa bu kadar uzun bir bölüm yazdım ve evet bu sizlere bölümü geç yayınladığım için.
Daha fazla beklemeden sizleri bölümle başbaşa bırakıyorum.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı lütfen unutmayın🤍 Çünkü bende emeklerimin karşılığını bu şekilde almak istiyorum.
Umarım beğenirsiniz.
İyi okumalar dilerim🫶🏻
♣︎♣︎♣︎
˜Yazarınızın anlatımı ile…˜
Kollarını beline sıkıca saran kadına daha çok sarıldı Yağız. Onun bütün acılarına almak istercesine sarıldı.
Tek istediği buydu. Onu bütün kötülüklerden korumak ve onun bütün acılarına merhem olmak…
Onun ağlaması yüreğini sıkarken elinden sadece onu teselli etmek gelmişti. Ama içinden büyük bir yemin de etmişti.
Bundan sonra kimsenin onu üzmesine izin vermeyecekti…
Daha bu sabah herkese haddini bildiren kadın şimdi ne hale gelmişti. O sadece küçük bir kısmını biliyordu, ya bilmediği kısımlar?
Ona neler yapmışlar, nasıl onu bu hale getirmişlerdi?
Onu ilk gördüğü anda onun çok güçlü olduğunu hissetmişti. Öyleydi de.
Hem gönlü hemde duyguları güçlü bir kadındı.
Onu gördüğü ilk anı hatırladı Yağız.
Görev dönüşü gelen emirle birlikte kaza yapan helikoptere gitmişlerdi. Sadece yaralanmış askerlerini kurtaracağını düşünmüştü.
Kendisininde vurulacağını değil…
O gün öyle bir bakışa denk gelmişti ki o gözleri gördüğü andan sonra o gözler asla aklından çıkmamıştı.
Ne aklından çıkmıştı ne de kalbinden.
Son birkaç gündür rüyalarında gördüğü bir çift gözü görmesi onu afallatmış olsada yaralı olduğu için hızla onun bacağını kurtarmış, kucağına aldığı kadını Metin’in yardımı ile dışarıya çıkarmıştı.
Dışarı çıkarır çıkarmaz Kemal’in diğer askerden sonra ona bakması için bir kayalığın hemen yanına yavaş bir şekilde bırakmış, kafasını yere koymadan Cem’e seslenmişti.
“Çapkın, çantanı getir.”
Komutanının ona verdiği emir ile birlikte hemen harekete geçti ve çantasını çıkararak Sıla’nın kafasının dibine yerleştirdi.
Askerinin koyduğu çantayla birlikte Sıla’ın başını çantanın üzerine dikkatli bir şekilde yerleştirdikten sonra Kemal’e seslendi Yağız.
“Asker, durumu nasıl?”
Kemal ona söylendiği anladığı an hemen cevapladı. Bir yandan da askerin hastaneye gidene kadar dayanabilmesi için gerekli pansumanı yapıyordu.
“Hastaneye kadar dayanabilir Komutanım.”
Yağız kafasını ağır ağır salladıktan sonra gözlerini Metin ve Kerem'e çevirdi.
İkisininde elleri silahlarında etrafı kolaçan ediyorlardı.
Onlardan bakışlarını çektikten sonra yine o yüze dönmüştü gözleri. Son bir haftadır rüyalarına giren o gözlerin sahibine.
O rüyalarına ışık tutan gözleri yine görmek istedi. O gözlere sahip olan yüzü görmek istedi.
Ama sonrasında bu düşünceyi kafasından sildi.
Seveceği kadını bekleyen bir adam için bu şekilde düşünmesi yanlıştı. Belki nasibinde o yoktu ve o, o gözlere bakıp o gözlerde kaybolacak, nasibindekine ihanet edecekti…
Bu yüzden gözlerini kaçırıp Kemal’in işini bitirmesini bekledi ama kadının yanından ayrılmadı.
Bir güç onu onun yanında tutuyor gibiydi. Bu histen kurtulamadı.
Aklı ermeye başladığı vakitler rahmetli annesi ona İslam’ı öğretmeye başlamış, ecel vakti gelene kadar da buna devam etmişti.
En çokta bir konuda tembihler, onun yanlışa düşmemesi için nasihatlerini eksik etmezdi.
“Yanlışa düşme Gündoğumum. Çok kişiyle tanışacak, belkide seveceksin ama nefsine hakim olmasını bil. Ben seni Rabbim’e hayırlı bir kul olarak yetiştirme çabasındayım. Bu yolda ilerle ve nasibinde olanı bekle…”
Bu sözler aklına geldiğinde buruk bir gülümseme yerleşmişti yüzüne. Annesinin emanet ettiği sözleri kalbine kazımış, onun sözünü yaşatmaya devam etmişti. Şuana kadar hiçbir kadınla ilişkisi olmamış, tüm yaşayacaklarını seveceği kadına saklamıştı.
Gündoğumum diye seslenirdi annesi ona. Hayatındaki tek güzel varlığına…
Nereden bilebilirdi ki gözlerini aklından çıkarmaya çalıştığı kadına sevdalanacağını ve onun peşinden koşacağını…
O gün Kemal’in ona da bakmasından sonra kucağında Sıla ile birlikte orayı terk etmişti Yağız.
Bir daha rüyalarına girmeyen kadını bir daha göremeyeceğini düşünmüş olsa da kader onları aynı time düşürmüş, aralarında olacak gönül bağını ilmek ilmek dokumuştu…
Onu ilk ve son gördüğünü sandığı günden birkaç gün sonra Binbaşı’nın onu odasına çağırmasıyla birlikte onun yanına gitmiş, timlerine kadın bir Üsteğmenin geleceğini öğrenmişti. Ona verilen dosyada fotoğrafını görsede göz ucuyla bakmış, sonrasında öğrendiği ismi ile birlikte dosyayı kapatmıştı.
Kıdemli Üsteğmen Sıla Gündoğdu.
Soyadıyla birlikte maziye dalarken annesinin ona olan hitabı gelmişti aklna.
Gündoğumum…
Timlerine bir kadın asker geleceği için gurur duymuş, sonrasında Tim odasında olduklarını tahmin ettiği timinin yanına gitmişti. Görev olmadığı zamanları burada geçirirler, Yağız görev vermediği sürece de pek çıkmazlardı.
Odanın önüne geldiğinde kapıyı hızlıca açıp içeriye girdiğinde Cem’in konuşmasını yarıda kestiğini görmüş, hepsinin hızla hazır ola geçmesini izlemişti.
Geçip koltuğa yayılarak oturduktan sonra emrini verip onlarında rahata geçmesine izin vermişti.
Herkes geri yerlerine otururken bir tek Cem komutanının onun yerine oturmasından dolayı Metin’in yanına geçip oturmuştu.
Binbaşı’nın Yağız’ı çağırdığını bildikleri için bütün gözler Yağız’ın üzerindeyken Yağız kafasını arkaya yaslamış onlara boş bakışlar atıyordu.
Bu durum gittikçe uzarken en sonunda Cem dayanamamış, sorusunu sormuştu.
“Komutanım, görev mi var?” Sorusu hem merak hem de heves barındırırken Yağız üstünkörü cevaplamıştı.
“Hayır.”
Cem uzunca bir oflamanın ardından Yağız’ın ters bakışlarından sonra kendini durdurmuş, onu sinirlendirmeden yumuşak bir şekilde yeni sorusunu sormuştu.
Timdeki herkesin az konuşmasından nefret etmesi onun suçu olamazdı.
“Peki Binbaşımızın sizi neden çağırdığı ile ilgili bir bilgi alabilme gibi bir şansımız var mı Komutanım?”
Yağız fazla ısrar etmemesi için gözlerini kapattıktan sonra öğrendiği bilgiyi öylesine söylemişti.
“Time yeni bir asker gelecekmiş.”
Odada derin bir sessizlik olurken tim şaşkın, Yağız ise sanki her gün olan bir şeyi açıklamışçasına umarsızdı.
İlk tepki her zamanki gibi Cemden gelirken diğerleride onunla aynı tepkiyi paylaşıyordu.
“Komutanım Allah aşkına böyle bir haber bu kadar tepkisiz verilir mi? Tim kurulduğundan beri biz bizeyiz ve siz bize bu haberi böyle mi veriyorsunuz?”
Yağız’ın cevabı gecikmemişti.
“Ne yapmamı bekliyorsun Cem? Bütün askeriyeye anons mu etseydim?”
Sözlerinden sonra dirseklerini dizlerine yaslayarak ellerini başına sarmıştı.
Birkaç gündür gelen uykusuzlukla birlikte yaralı olduğu içinde ayrı bir yorgunluk vardı üzerinde.
Aklına yine kahve hareler geldiğinde gözlerini açarak halen daha ona bakan time dönerek öğrendiği bir diğer bilgiyide paylaştı.
“Ve bu asker Kadın bir Üsteğmen.”
Düşündüğü tepkileri izlemek için her birinin yüzüne baktığında tahmin ettiği gibi tek bir duyguya rastlamıştı.
Gurur.
Onunda yüzünde güzel bir gülümseme oluşurken ilk sözü Kemal söylemişti.
“MaşAllah, timimizde bir asena olacak desene.”
Yağız onu gülümseyerek onayladıktan sonra Cem’in yüzüne baktı.
Kerem’in tebessüm ettiğini göz ucuyla görmüş, Metin’in tepkisizliğini bildiği için hiç ona bakmamıştı bile. Ama içten bir şekilde gurur duyduğunu da biliyordu kardeşinin.
O böyleydi. Dışına yansıtmaz, duygularını içinde saklardı. Ve bu duyguları anlayan tek kişi şu ana kadar sadece kardeşi Yağız olmuştu.
Kader onları zorlandıkları bir günde karşılaştırmış, birbirlerine kardeş olmuşlardı. Belki kanları bir olmayabilirdi ama gönüller bir olduktan sonra buna kanın bir olmaması engel olamazdı.
Onlar birbirlerini kardeş bilmiş, her zaman sırtlarını birbirlerine dayamışlardı.
Cem’e döndüğünde Cem’in sessiz olduğunu gördü. Bu değişiklikle birlikte şaşırsada umursamadan doğruldu ve gerekli uyarılarını yaptı.
“Üsteğmenin yanında küfür ve argo kullanmamaya özellikle dikkat edin. Biz birbirimizin nasıl ailesiysek o da ailemize yeni gelen biri olarak o da bu aileden olacak. Herhangi bir olayda yanlışlık olmasını kimse istemez diye düşünüyorum?”
Tek kaşı havada söyledikleriyle birlikte herkes anlayışla başını sallarken Yağız eklemeyi ihmal etmedi.
“Size güvenmediğimden değil, sadece uyarmak için diyorum. Yoksa sizi benden iyi kimse tanıyamaz.”
Cem az önce sessizliğini gerilere atarak hemen lafa girmişti. Sesi her zamanki gibi alaylı gelirken Yağız’ı sinirlendirmemek için ayrıca özen gösteriyordu. İki gündür ceza almamasının keyfini sürerken bunu bozmayı hiç istemezdi.
Kurduğu cümleyle birlikte özen göstermesi de sona ermişti.
“Komutanım bence yengem Kemal abimi daha iyi tanıyordur. Kocası sonuçta.”
Bu sözler birlikte başta Kemal olmak üzere herkesin gözü Cem’e kaymıştı. Metin bile garip bir ifadeyle bakarken Cem bu ifadeyle anlamıştı yanlış bir cümle kurduğunu.
Gözlerini yavaş bir şekilde Kemal’e döndürürken Kemal sesli şekilde sitem etmişti.
“Höst ulan. Yağız sanki o manada demiş gibi konuşup benim asabımı bozma. Tabiki karım beni daha iyi tanır. Beni ondan iyi tanıyan başka biri daha olamaz.”
Kemal’in tek bir kırmızı çizgisi vardı. O da karısı ve kızıydı. Yersiz yerlerde onların hakkında konuşulmasından hoşnut duymaz, direk sitem moduna geçerdi.
Cem hemen savunmaya geçerken Kemal’in ona çatık kaşlarıyla bakışını görmezden gelmeye çalıştı.
“Yanlış bir şey demedim ki abi. Sadece Yağız komutanım benden başka sizi kimse iyi tanıyamaz diyince bende seni düşünerek öyle bir cümle kurmuş oldum.”
Kemal ona cevap vermeden arkasına yaslanırken Cem pes ederek merak ettiği sorular için Yağız’a dönmüştü.
“Komutanım…”
Yağız derin bir nefes aldıktan sonra cevap vermişti askerine.
“Söyle koçum.”
“Yeni gelecek asker hakkında başka bir bilgi var mı?”
Yağız başını belki manasıyla sallarken sesli şekilde de cevap vermişti.
“Belki.”
“Ne zaman gelecekmiş?”
“Bugün gelmesi muhtemel.”
“Adı neymiş?”
Yağız ona ters bir bakış attıktan sonra “Bu kadar soru yeter Cem. Gelince kendisine sorarsın.” demişti.
En gevezeleri olarak gün içerisinde fazlasıyla kafalarını şişirdiği için bu soruları geçiştirmişti.
Yağız’ın sözleriyle birlikte sessizlik oluşmuş, bu sessizlik birkaç dakika sonra kapının çalmasıyla son bulmuştu.
Yağız’ın gözleri kapıya dönerken emir vermiş, kapının ardındaki kişinin kapıyı açmasını sağlamıştı.
Kapı açılıp içeriye bekledikleri Kadın Üsteğmen’in o olup olmadığını doğrulamak için üniformasındaki isimliği kontrol etmiş, ona başka anlamları çağrıştıran soyismini gördükten sonra gözleri yeni askerinin yüzüne çıkmıştı.
Yüzüne kısa bir bakış atıp önüne dönmeyi düşünse de bu düşüncesi sadece düşünce olarak kalmıştı.
Gözlerinin o tanıdık gözler olmasıydı onun büyükçe yutkunmasını sağlayan.
O gözleri görür görmez kalakalırken onun, karşısında selam durmasını ve otoriter sesiyle tekmil getirmesini izledi.
O bunları yaparken Yağız’da onun yüzünü inceledi. İlk defa birinin yüzünü bu kadar merak etmiş ve incelemişti.
Kahverengi gözlerini çevreleyen uzun kirpiklere, biçimli kaşlara ve dolgun dudaklara sahipti. Yüzü ovalken bu güzel yüzünü düzgün olan burnu tamamlıyor, geriye ise düşündüğünden daha güzel bir yüz kalıyordu.
İlk defa birinin bu kadar güzel olduğunu düşünürken duygularını dışarı yansıtmamaya özen göstererek ona rahat emrini vermişti. Sonrasında onun Cem ve Kerem’in sorduğu sorulara cevap vermesini izlerken bir yandanda kendi iç dünyasında düşüncelere dalmıştı.
Verdiği tepkileri anlamaya, neden bu kadar sevindiğini çözmeye çalışıyordu. Ama sonuç olarak hiçbirine yanıt bulamamıştı.
İlerleyen zamanda Sıla’nın ona teşekkür etmesiyle duygusuz bir cevap vermiş, ondan uzak durmak için bunu yapması gerektiğini kendine hatırlatıp durmuştu.
Ama kaderin ağları çoktan örülmüştü. Sadece bir kaç gün sonra o da bunu fark edecek, kendini ondan ne kadar uzak tutsada kalbinin ondan uzak duramadığını anlayacaktı…
O günün sonunda ise onunla konuştuğu tek güzel kelam vardı.
Timimize hoş geldin Üsteğmenim…
Maziye dalan Yağız tüm bunları düşünürken kollarında uykuya dalan sevdiği kadından habersizdi.
Bunu anlaması ise Sıla’nın ona daha çok yaslanmasıyla olmuştu.
Uzaklara dalan gözleri sevdiği kadını bulurken içinin acıdığını hissetti.
Onu böyle görmek onu fazlasıyla sarsmış ona zarar gelmemesi için onu kalbinin içine saklamak istemişti.
O kadar üzülmüştü ki onun sarılmasına bile sevinememişti…
Sıla’nın yüzünü nazik bir hareketle kendinden ayırdıktan sonra uyumuş yüzünü seyre dalmak istesede o uyanmadan onu yatağına yatırmak o an için daha önemliydi.
O da bunu yapmıştı. Onu yavaş bir hareketle kucağına almış kendi evine göre aynı planla yapılmış evde odasını kolayca bulmuştu.
Bulmuştu ama ikilemde kalması onu durdurmuş, kapının önünde duraksamasına sebep olmuştu.
Girerse onun özel alanına saygısızlık etmiş mi olurdu?
Bu düşünceyle birlikte gözü bir kapıya birde kucağında onun göğsüne sinmiş kadında gidip gelirken kendini tutamadan bir oflama çıkmıştı dudaklarından.
Ne yapacaktı şimdi?
O sırada hiç düşünmediği bir şey olmuş, Sıla’nın mahmur sesini duymuştu.
“Ne oldu Yağız?”
Yağız’ın ne zaman kapattığını bilmediği gözleri açılırken gözleri Sıla’yı bulmuştu. Sıla ise gözleri kapalı ne olduğunu anlamaya çalışıyor bir yandan da uyku ile uyanıklık arasında gidip geliyordu.
Onun rahatsız olmasını istemediği için ne kadar uykusunu bölmek istemesede sormuştu sorusunu Yağız.
“Odana senden izinsiz girmek istemedim. Sorun olur mu?”
Sıla’nın kaşları bir anlığına çatılırken gözleri ağırdığı için açmıyordu. Bir zaman sonra cevap vermiş, sonrasında kendini uzun zaman sonra ilk kez huzurlu olduğu uykunun kollarına atmıştı.
“Neden sorun olsun ki?”
Yağız nedenini söyleyecekken onun tekrar uyuduğunu görünce yüzünü büyük bir gülümseme kaplamış, başını ben seninle ne yapacağım dercesine iki yana sallamıştı.
Sonrasında Sıla’dan izin aldığı için gönlü rahat bir şekilde odadan içeriye girmiş, Sıla’yı yatağına bırakıp üzerini dikkatli bir şekilde örtmüştü.
Odasına hiçbir şekilde bakmadan birkaç dakika sevdiği kadının yüzüne dalmış, o güzel yüzü seyre dalmıştı.
Sonrasında fazla durduğunu düşünmüş, son yapacağı şey için kapının önüne gidip orada yere bırakılmış olan buketi almıştı eline.
Ona iyi geleceğini düşündüğü için aldığı bukete ve yerde duran kutuya bakarken kendisine kızmadan edememişti. Ne kadar onun çikolata sevmediğini bilmesede onun ağlamasına bizzat kendisi sebep olduğu için kendisine kızgındı.
Tabi Sıla’yı bu hale getirenlere yaptıklarını onlara misliyle iade etmesini de bilirdi. kimse yapmasa da o bunu yapacak, adaleti sağlayacaktı.
Kutuyu boşverip elindeki papatya buketiyle az önce çıktığı odaya tekrar girdikten sonra Sıla’nın başucunda olan komidine bırakmıştı. Sonrasında Sıla’ya son kez bakmış, odanın kapısını üzerine kapattıktan sonra çikolata dolu kutuyu alarak evden ayrılmıştı.
Yarın biraz daha alır, her hafta ziyaret ettiği yetimhanedeki çocuklara dağıtırdı.
Binbaşıdan tim içi istirahat istemek kafasına daha da yatmıştı. Aklındaki planla birlikte kendi evine girerken yarın için olan planı için gerekenleri bütün askerlerine Sıla hariç ayrı ayrı mesaj atarken, yarın isteyeceği istirahatin kabul olacağından emindi.
Hem şuanlık bir görev yoktu, hemde tim olarak dinlenmeye ihtiyaçları varken herhangi bir ani görevle gidebilecek yedek bir tim mevcuttu.
Bir zamanlar dostu olan Hakan Yüzbaşı’nın timi vardı ve herhangi bir aksilikte onlar müdahale edebilirdi.
Eğer bunların herhangi biri sağlanmayacak olsa bırak izin almayı, düşünmezdi bile.
Üzerini değiştirip rahat bir eşofman giydikten sonra banyoya gidip daha kıladığı yatsı namazı için abdest almış, namazını eda etmişti.
Tesbihini çekip duasını ettikten sonra ise kaç gündür duasının sonuna eklediği sözler çıkmıştı kalbinden.
“Ya Rabbim. Önceden senden nasibimin de nasibini beklemesini isterdim. Şimdi sevdiğim kadının da hayırlıysa beni sevmesini istiyorum senden. Başkasının değil onun benim nasibim olmasını istiyorum. Eğer hayırlıysa onu benim, beni de onun nasibi kıl. Ben senden hayırlısını istiyorum. Sen bana hayırlısını nasip et…”
Duasıyla birlikte ‘Amin’ diyerek ellerini yüzüne sürmüş, her zaman olduğu gibi hayırlısını istemişti Rabbinden…
Onun tek isteği ne olacaksa hayırlısının olmasıydı.
˜Sıla Gündoğdu’nun anlatımı ile˜
Gelen bilindik alarm sesiyle birlikte gözlerimi açtığımda gözlerimin yanarcasına sızlaması ve şişmiş olması beni pekte şaşırtmamıştı.
Yüzümü sıvazladıktan sonra en son komidine koyduğum telefonumu almak için o tarafa baktığımda karşılaştığım papatya buketiyle dün gece olanlar bir bir aklıma gelmişti.
Ama aklıma gelse de gülümsedim. Yağız’ın beni düşünmesi ve bana sırtını dönüp gitmek yerine onun da bana sarılması ve teselli etmesinden dolayı gülümsedim. Olumsuzlukları düşünüp dünkü kötü halime dönmek istemediğim için bunu yaptım.
Kötü anıları değil, güzel olanları düşünüp elime dün olduğu gibi canlı olmayan ama hâla güzel görünen buketi aldım.
Dün yapamadığımı şimdi yaparak kokusunu içime çekip gülümsemeyi tercih ettim.
Bazı gereksizler yüzünden hayatıma üzülerek devam etmektense bunu yapmalıydım. Onların bana yaptıklarına değil, yanımda olanlarla güzel anılar içerisinde bulunmaya odaklanmalıydım.
Daha fazla düşünmeden alarmı kapattım ve aldığım yere geri koyduğum buketle birlikte mutlu bir ruh haliyle bütün işlerimi halledip üzerimi değiştirmeden önce benim için fazlasıyla önemli olanı yaptım.
Bundan önce aldığım ikinci çiçeği diğerini yerleştirdiğim ajandamın içerisine güzelce yerleştirmeyi unutmamıştım.
Bazı sapları kısaltmam gereksede yanına tarih ve güzel bir not düştükten sonra çok güzel olmuştu.
Bunu bitirdikten sonra üzerimi değiştirmek için dolabıma yönelirken gelen bildirim sesiyle ayaklarım birkaç dakika önce bıraktığım telefonuma gitmişti.
Girdiğim şifreyle birlikte açılan telefonla birlikte beklemediğim bir bildirimin geldiğini görmüştüm.
Yüzbaşım:
Günaydın Üsteğmenim.
Gördüğümle birlikte şaşırdığım için kaşlarım havalanırken mesajına karşılık vermiştim.
Siz:
Günaydın Yüzbaşım.
İsminin altında yazıyor olduğunu görürken elimde telefonla dolabımdaki kıyafetlerde gözlerimi gezdiriyordum.
Biraz sonra bildirim gelmiş, gözlerim tekrar telefonumu bulmuştu.
Yüzbaşım:
İstirahat için iki günlük izin aldım ve bunu timce değerlendirmek istediğim için pikniğe gidiyoruz.
Bu mesajla birlikte şaşırmam devam ederken ne ara bu planı yaptığını fazlasıyla merak etmiş, mesajımı yazmıştım.
Siz:
Peki Yüzbaşım.
Mesajının emrivaki olmasından dolayı bunu yazmak gayet yerindeydi fikrimce.
Mesajımı attıktan sonra bir süre mesaj gelmemiş, bende bundan dolayı piknik için uygun olacak kombinimi oluşturmuş, üzerimi değiştirmiştim.

Yüzüme hafif bir makyaj yapmayı düşünürken gelen aramayla Yağız’ın aramasını cevaplamıştım.
“Efendim Yüzbaşım.”
“Neden kuru bir cevap verdiğini öğrenebilir miyim Üsteğmenim?” demesiyle derin bir nefes vermiştim.
“Karar verilen ve planlanan bir şeye tamamdan başka ne diyebilirim ki?”
Duraksamasının ardından konuşmuştu. Sesi hem sitemli hemde değil gibiydi.
“Ne bileyim ben. Nerede veya ne zaman olacağını sorabilirdin diye düşünüyorum.”
Kendimce olan düşüncemi sormadan edemedim.
“Beraber gitmeyecekmiyiz?”
Cevabı tamda düşüncemi destekler nitelikteydi ve bu beni gülümsetmişti.
“Evet beraber gideceğiz.”
“O zaman nereye gideceğimizi sormama gerek olmadığını düşünüyorum. Sonuçta beraber gideceğiz.”
Karşı taraftan ses gelmezken ben gülüyordum. Sırf “Peki” dediğim için bana neredeyse trip atacaktı.
Allah aşkına mesajına başka nasıl cevap verebilirdim ki?
Pes etmiş olacak ki son bilgisini de verdikten sonra vedalaşıp telefonu kapatmıştı.
“Biz alışveriş için dışarıdayız. Gelince hazırlıkları tamamlar çıkarız. Bu arada yengem seni onlara çağırdığını iletmemi de söyledi.”
Başımı onaylarcasına sallarken cevabımı vermiştim.
“Tamam o zaman. Ben orada olurum. Kolay gelsin size.”
“Kolay gelsin bize.” dediğini duydum ama çok sessiz söylediği için çok zor duymuştum.
“Anlamadım.”
“Yok birşey, hadi Allah’a emanet.”
“Sende.”
Son sözümle birlikte telefon kapanmış Lale ablaya gideceğim için hızlıca berbat olan yüzüme hafif bir makyaj yapmıştım.
Hızlı bir kahvaltının ardından gerekli olan şeyleri çantama yerleştirdikten sonra daha önce aldığım ama Yağmur’u göremediğim için veremediğim sürpriz yumurtayı alarak aşağı kata inmiştim.
Çaldığım kapıyla birlikte kapı açılmış, görüş alanıma küçük cimcime girmişti.
Beni görür görmez yerinde zıplarken annesine haber vermeyi de ihmal etmiyordu.
“Annee, kyaliçe gelmiş.”
Hemen arkasında yerini alan Lale ablayla birlikte selamımı vermiştim.
“Selamın Aleyküm abla.”
Gülen yüzüyle birlikte elamımı almış, yarı açık kapıyı tamamen açarak beni içeri davet etmişti.
“Aleyküm Selam canım. Buyur, geç içeri.”
Ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdiğimde Yağmur bacağıma sarılmış, bacağıma yasladığı çenesiyle birlikte bana gülümseyerek hoşgeldin demişti.
Ona yanıt verdikten sonra bacağıma sarılı Yağmurla birlikte Lale Ablaya sarılmış, ondan ayrıldıktan sonra da yağmuru kucağıma alıp iki yanağından da koklaya koklaya öpmüştüm.
“Nasılsın fıstık?”
Yüzüme dikkatle bakarken cevabını tatlılıkla vermişti.
“İyiyimm.”
O kucağımdayken Lale ablanın yönlendirmesiyle mutfağa geçmiştik.
Bundan sonrasında Yağmura verdiğim hediyesi ile birlikte bana sulu bir öpücükle teşekkür etmiş, o onu yerken bizde Lale ablayla mangal için evde sadece et bulunduğu için cağ kebap hazırlamıştık
Normalde cağ kebap yemiştim ama mangalda ilk defa yiyecektim.
Lale abla yaparken bir yandanda gülümseyerek konuşmuştu.
“Kemal aşırı sever cağ kebabı. Has Erzurumlu bir kocam var. Bende onun sevdiklerini yapmayı ayrı seviyorum tabi.”
Ona gülümsedikten sonra merak ettiğim sorumu dile getirmiştim. Gerçekten çok tatlılardı ve ben onların tanışmasını merak etmeden edememiştim.
“Nasıl tanıştınız peki Kemal Abimle?”
Yüzündeki gülümseme daha da büyürken sanki o anı tekrar yaşıyormuşçasına anlatmıştı bana.
“Aslında pek olaylı bir tanışma değil. Ben işten çıkmışım, hava yağmurlu. Görsen nasıl yağmur yağıyor. Bende de ne şemsiye ne de araba vardı. Bende koştura koştura evin yolunu tutmuşum. Tam araba çarpacakken kıl payı kurtuldum. Kemal nasıl olduysa bir anda kolumdan yakalamış, son anda çekmişti beni.”
Sonra derin bir iç çekmiş, devam etmişti.
“Tanımadığı halde beni azarlamış, anca göz göze geldiğimizde susmuştu. O susmuş benim farkına varmadığım o anda gözlerime dalmışken ben o sırada ona kızmakla meşguldüm. Madem kurtardın neden bağırıyorsun diye azarlamış, sonrasında sinirle oradan ayrılmıştım. O gece pişman olmuştum ama iş işten geçmişti. Teşekkür etmek yerine neredeyse dövecek kıvama gelmiştim resmen.”
Merakla onu dinlerken susmasıyla onu teşvik edecek o soruyu sordum. Ben merakla dinliyor, o da mest olmuş şekilde anlatıyordu.
“Bir daha nasıl karşılaştınız peki?”
Olumsuz anlamda başını iki yana sallarken cevap vermekte gecikmemişti.
“Karşılaşmadık. Daha doğrusu Kemal buna izin vermeden çalıştığım okulun bahçesine gelip durdu. En sonunda ona neden orada durduğunu sordum ve o andan sonra sohbet etmeye, zamanla da onu sevmeye başladım. Öyle işte. Şimdi de oturmuş onun için kebap hazırlıyorum.”
Anlatması bittiğinde aklıma bir detay takılmış, hemen sormuştum.
“Yağmur’un ismi bu yüzden mi Yağmur?”
Bu detayı fark ettiğim için bana başını sallayarak onaylarken ekleme yapmayı unutmamıştı.
“Sevdamızdan gelen tohuma da sevdamızı hatırlatacak bir isim vermek yaraşırdı.”
Bu detay beni duygulandırırken çokta mutlu olmuştum. Çok güzellerdi ve bu kadar ince düşünmeleri beni duygulandırmadan edememişti.
“Banada böyle güzel bir sevda nasip et Allah’ım…”
Bunu öğrendikten sonra zaten güzel bulduğum isim bana daha güzel gelmişti. Bu yüzden Yağmur’a bakmadan edemedim.
Yediği çikolatayla birlikte yanaklarına kadar bulaştırmış, geriye kalan erimiş çikolatayı yemeye çalışıyordu ve benim ona baktığımı görünce bana şirince gülümsemişti. Bende ona gülümsedikten sonra diğerleri gelene kadar işimizi bitirmiş, salonda oturup çay bile içmiştik.
En sonunda kapı çalarken Yağmur yanımdan hızla sıyrılmış, baba diye seslene seslene kapıyı açmaya gitmişti. Lale ablaysa kızının peşinden giderken söylenmeyi ihmal etmemişti.
Bende gelecekleri için saygıdan ötürü ayağa kalkarken içeriye ilk Yağız girmiş, dün geceden sonra ilk defa göz göze gelmiştik.
O benim için çok değerliydi. Şuanda ona karşı sadece güven duygusu hissediyordum. Onun bana olan hisleriyle benzemese de ona fazlasıyla güveniyordum.
İfadesiz olan yüzüm onu gördüğümde küçük bir gülümsemeyle aydınlanmıtı ve bu gülümsemeyle birlikte Yağız’da gülümsemişti. Başıyla selam verdikten sonra da yeni kalktığım koltuğun diğer tarafına oturmuştu.
Zaten ne görsem benim yanıma oturuyordu.
İçeriye diğerleride girip bana selam verip oturduklarında en son Kemal abim kucağında Yağmurla, arkalarından da Lale abla girmişti.
Kemal Abi beni görünce gülümsemiş,
“Hoş geldin bacım.” dedikten sonra karısının yanına oturmuştu.
Bende, “Hoş buldum abi.” dedikten sonra eski yerime, yani Yağız’ın yanına oturmuştum.
Ortamda sessizlik oluşurken bu sessizliği Yağmur’a seslenen Cem bozmuştu.
“Kız cimcime. Gel yanıma bakayım.”
Herkesin gözü aynı anda Yağmur’a dönerken Yağmur omuz silkip babasına sıkıca sarılmış, minik başını onun boynuna saklamıştı.
Bu durumla birlikte diğerleri Cem’e ne oldu dercesine bakarken ben Yağmur’a bakıyordum.
Cem direk savunmaya geçerken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Şöyle bakmanıza sebep olacak hiçbir şey yapmadım ben. Suçluymuşum gibi bakmayın.”
Bununla birlikte Kerem şansını denemiş, bu sefer o Yağmur’u çağırmıştı yanına.
“Yağmur, gel abinin yanına.”
Yağmur bırak yanına gitmeyi babasına daha çok yapışmıştı. Bununla birlike herkes şaşırırken tek gülen kişi şüphesiz ki Kemal Abiydi.
Herkese baka baka Yağmur’u daha sıkıyo tutuyor, diğerlerini kışkırtıyordu. Bunun yanında gülmeside aşırı tatlıydı. Kızının onlara gitmeyip ona sıkıca sarılması babalık gururunu okşamıştı.
Babalık bumuydu. Benim tadamadığım o sevgi bu kadar güzelmiydi?
Ben onlara kendimi alamadığım şekilde imrenerek bakarken diğerleri Yağmur’un sorununu bulmaya çalışıyorlardı.
Yanına çağıran diğer kişi Metin abim olurken beklemediği bir tepkiyle karşılaşması onu oldukça şaşırtmıştı.
“Onları boşver, benim yanıma gelmeyecekmisin Yağmur?”
Bu sözlere karşılık yağmur kafasını babasının boynundan kaldırmış, ben hariç diğerlerine kaşları çatık şekilde bakıp, “Hayıy.” demişti.
Sonrasında yaptığı harketle bu kadar sevineceğimi ben bile tahmin etmezdim.
Metin abimi reddettikten sonra bana bakmıştı. Dudaklarını büzerek babasının kucağından inmiş, bana doğru koşarak gelmişti.
Onun bu hareketiyle birlikte bende eğilerek kollarımı açmış, o boynuma sarılınca da kucaklayarak dizlerime oturmasını sağlamıştım.
Kollarıyla beni sarmaya devam ederken diğerlerine tekrar bakmış,
“Ben şizi değil kyaliçeyi seviyoyum.” diyerek bana sıkıca sarılmıştı.
Diğerlerinin tepkilerini görmek için onlara baktığımda mağlup olmuşçasına olan halleriyle karşılaştım. Herkesin gözü Yağmurdayken ben bu sorunu çözmek için Lale ablaya baktım ve kafamı ne oldu dercesine iki yana salladım.
Beni anlar anlamaz söylemişti Yağmur için büyük, bizler için küçük olan o sözleri.
“Sabah geldiklerinde Yağmur uyuyordu. Onların sesini duyup kalktı ama o kapıya gelene kadar gitmişlerdi. Onu görmeden gittikleri için tavır aldı benim tiripli kızım.”
Sözleriyle birlikte ben gülerken Lale abla da bana eşlik ediyordu.
Göğsüme yaslanan Yağmur’a dönerken yüzü Yağız’a dönük olduğu için herkes onun yüzünü görüyordu ama o benim saçlarımla oynamakla meşguldü.
Sessizce ona seslendim.
“Yağmur…”
Benim sesimle birlikte “Hm” sesi çıkarmış, bende onu ısırma isteği uyandırmıştı.
Devam ettim.
“Abilerin işi olduğu için gitmiş, yoksa tatlı mı tatlı olan seni görmeden nasıl gitsinler.” diyerek Yağız’a döndüm.
“Değil mi abisi?” Gözlerimle konuş der gibi bakınca bana istediğimi vermişti.
“Öyle ya, biz nasıl onu görmeden gidelim. Hatta yengeme de sorduk. Yağmur nerde diye…” dedikten sonra eğilerek Yağmurla göz göze gelmeyi sağlayarak devam etmişti.
“Eğer uyumasaydın seni öpmeden gitmezdim bir yere.” Gülümseyerek Yağmur’a baktığımda affeder kıvama geldiğini fark ettim.
O sırada Metin abimde geekeni biliyormuş gibi cebinden çikolata çıkardığında affedilmenin kapısını açmıştı.
Yağmurun gözleri parlarken bana bakmayı tercih etmişti.
Onu tutan kollarımı gevşettikten sonra alnına öpücük bırakmış göz kırpmıştım. Bununla birlikte kucağımdan inip Metin abime koşa koşa giderken diğerleride rahat bir nefes almıştı.
Biraz sonra Yağmur afiyetle çikolatasını yerken Metin abimde ona odaklanmış halde keyifliydi. Yağmur’un saçlarını okşayarak onu hayranlıkla seyrederken ondan çok güzel bir baba olacağını düşünmüştüm. O en güzelini hak eden biriydi.
Düşüncelerimi bölen Lale abla’nın diğerlerini azarlamasıydı.
“Aldıkarınızı bu kadar saate almayı nasıl başardınız? ben gitseydim çoktan almış gelmiş, birde hepsini hazırlamıştım.”
Cem lafa atlamadan duramamıştı her zamanki gibi.
“Ama yenge tavuk seçmek öyle kolay bir iş değil ki. Markasına, iyi pişip pişmeyeceğine bakıp alacaksın. Hem bence yine erken geldik.”
Yengesinin elleri beline giderken ben onları keyifle izlemekle meşguldüm. Bir aile ortamında bulunmak çok güzel bir histi…
“O zaman seni mutfağa alalım Cem. Seçme aşamasına katılmışsan birde hazırlama aşamasına katıl istersen.”
Cem geri adım atarken Kerem’i öne sürmeyi unutmamıştı.
“Ben almayayım yenge ama çok istiyorsan Kerem iyi iş yapar. Onu alabilirsin.”
Kerem ismi geçmesiyle birlikte telefonundan başını kaldırırken onunda diğerlerininde birşey emeyeceğini bildiğim için ben konuşmuştum.
“Cem ben sana en son birşey demiştim sanki?”
Anlamayan gözlerle bana bakarken,
“Ne demiştiniz komutanım?” diye sormuştu.
Kaşlarımı kaldırdıktan sonra dediğimi hatırlattım.
“Kerem’i rahat bırakmanı söylemiştim.”
O dediklerimi hatırlarken Lale abla konuşmuş, sonrasında anladığım kadarı ile mutfaga gitmişti.
“İstemiyorum birşey, ben yaparım. Yaniki asker olacaksınız. Bir üşengeçlik ki sorma.”
Cem usanmışçasına konuşurken bende ayaklanmış, mutfağa gitmiştim. Son uyduğum is Cem’in serzenişiydi.
“Yine mesleğe bağladı yengem. Üşendim diyorum, sen nasıl askersin diyor. Bir insan alışveriş poşetlerini taşımaya üşenemez mi ya? Ben gayette üşeniyorum.”
◆◆◆
Lale ablayla birlikte bitirdiğimiz hazırlıkla birlikte erkekler diğer eşyaları arabalara yerleştirmiş, biz de elimizde son kalanlarla dışarıya çıkmıştık.
üç arabayla gidecektik. Kemal abi kendi ailesiyle giderken bizlerde Yağız ve Metin abimin arabalarına geçecektik.
Elimdeki piknik sepetini yerleştirmek için tek boş olan bagaja yani Yağız’ın arabasına ilerlemiştim.
Üzerine siyah bir kazak, altına da siyah kot pantolon giymişken oldukça karizmatik görünen adama doğru ilerlerken o, bagajı kapatırken beni fark etmiş ve geri açmıştı.
Yanından geçip elimdekini yerleştirmeyi düşünmüşken önüme geçmesiyle bunu yapamamıştım.
Oldukça yakınken elimdekini almasıyla göz göze gelmiştik.
“Ben alayım.”diyerek elimdekini alırken fırsatı değerlendirirmişçesine bana yaklaşmayı da ihmal etmemişti beyefendi.
Gözlerim kısık çok yakınımda olan yüzüne bakarken göz kırpıp benden uzaklaşmıştı.
Başımı iki yana sallayıp Metin abimin oraya baktığımda Cem beona tarafa döner dönmez gülümseyerek konuşmuştu.
“Ben benim sorularımı yanıtsız bırakmayan tek kişiyle gideceğim.” diyerek iki adım atmıştı ki Metin abim onun ensesini yakaladığı gibi kendine doğru çekmişti.
“Sen bizimle geliyorsun. Ben seninle konuşurum.” demiş, arkamda olan Yağız’a bakış atarak bırakmadığı Cem ile birlikte arabasına ilerlemişti.
Bir yandan yürümek zorunda kalan Cem’de söylenmeyi ihmal etmiyordu.
“Nerde benimle konuşuyorsun da birde beni engelliyorsun abi? Timimizin adı bile buradan geliyor gibi, gölge gibisiniz hepiniz. Tabi ki ben hariç.”
Söylene söylene en sonunda arabaya binerken başımı iki yana sallayıp arkamı döndüm.
Sanırım Metin abim Yağız’ın sinirden küplere bindiği zamanı onunla beni başbaşa bırakarak telafi etmeye çalışıyordu. Ve Yağız’ın sırıtır yüzünü görünce başarılı olduğunu da anlamış oldum.
Sırıtarak giden arabalara bakarken her iki arabada gitmiş, bir tek biz kalmıştık.
Ona doğru döndüğümde gözleri bana dönmüş, keyifli keyifli konuşmuştu.
“Gidelim mi?”
Onu başımla onayladıktan sonra arabanın ön koltuğuna ilerlediğimde o benden önce davranmış, ben daha kapı kulpuna uzanamadan kapıyı açıp kenarı çekilmişti.
Ona hem başımla hemde sesli teşekkür ettim. Hitap kullanmayı da unutmadım.
“Teşekkür ederim Centilmen Bey.”
O da bana ayak uydurup maziye giderek önümde reverans yapmıştı.
“Rica ederim Pusulası olduğum kadın.”
Bu dediğine gülmeden edememiştim.
Ona, “Bu yolda pusulan olmaya hazırım.” demiştim. O da bu sözlerimi hatırlamamı sağlamıştı.
Ben ona kendine Centilmen dediği zamanı, o da bana bunu hatırlatmıştı.
Yerime yerleştiğimde kapımı kapatarak o da yerine geçmiş, kısa bir süre sonra yola çıkmıştık.
Yolculuğumuz sessiz geçecek düşüncesindeyken aklıma gelenle birlikte başımı ona doğru çevirmiştim.
Ona dönmemle birlikte kısa bir bakışla bana bakmış, geri yola dönmüştü.
Bu sırada içimden geçenleri dile getirdim.
“Dün yaptıkların için teşekkür ederim. Benim için çok değerliydi.”
Kaşları hafifçe çatılırken anlayışla konuşmuştu, benim çokça güven duyduğum o adam.
“Teşekkür etmen için birşey yapmadım. Teşekküre gerek yok. Senden sadece birşey istiyorum.” diyerek tekrar bana bakmıştı.
Susmasıyla birlikte onun istediği soruyu sordum.
“Ne istiyorsun?” dediğimde beklemediğim bir cevapla karşılaşmış, kalbimin ısınmasına engel olamamıştım.
“Bir daha gereksiz insanlar için ağlama. Gözyaşlarına yazık.” dediğinde ağzımı açıp onun bana getirdiği çikolatadan dolayı ağladığımı söyleyecekken benim konuşmama izin vermemişti.
“Benim bu listeye girdiğimi söylemiyorum. Dün de sadece benim getirdiklerim yüzünden de ağlamadığını biliyorum. Benim neyi kastettiğimi sende gayet iyi biliyorsun.” demişti.
Söyleyeceklerimi tahmin etmesi yetmezmiş gibi birde benim içimdeki duyguları da anlamıştı.
Kendimi bile kandırmaya çalışırken o beni benden bile iyi anlamıştı.
Onun çikolata getirmesi benim için sadece bir sebep olmuştu. Asıl neden o değildi. Babam denen adamın sırf asker olduğumu anladığı için pişman olmasıydı. Ya da bana yanlış yapmaz diye düşündüğüm amcamın benden gizli iş çevirip bu olaya sebep olmasıydı.
Ama şuan düşündüğümde en çok üzüldüğüm şey amcamın yaptığıydı. Rıza Demir’in ne olduğunu biliyordum, tabi iki oğlununda öyle.
Ama Amcam özellikle benim yanıma gelip öğrendiklerini paylaşması ve benim yanımda olduğunu söylemesiyle birlikte yaptıkları beni oldukça kırmıştı.
Ben ona darılmıştım. Babamdan değil ondan destek göreceğimi düşünürken onun bunu yapması beni sarsmış, Yağız’ın bana olan ilgisi de dolan yüreğimin gözlerimden taşmasına sebep olmuştu.
Bu gerçeği üzülerekte olsa kabul ettiğim zaman Yağız sessiz kaldığım için konuşmuştu.
“Kabul mü?”
Buruk bir gülümsemenin ardından kararlılıkla başımı salladım ve onu onayladım.
“Kabul. Benim için önemli olmayan insanlar için ağlamayacağım.”
Yüzündeki tereddütlü ifadenin yerini gamzelerini ortaya çıkaracak bir gülümsemeye dönüşürken rahatlamış gibi konuşmuştu.
“Eğer çok dolarsanda ben buradayım.” güldükten sonra onu onaylamamla birlikte o yola odaklanmıştı, bende ne kadar dindiğini düşündüysem de daha dinmemiş olan içimdeki fırtınaya…
◆◆◆
Mesire alanına geldiğimizde bizimkilerin oturma alanında büyük bir alanı kapladığını görmüştüm.
Çardaklar olsa da hava güneşli olduğu için Lale ablanın hazırladığı kalın örtüyü yere sermişlerdi. Arabadan indikten sonra her ikimizde alabileceğimiz kadar eşyayı almış, Yağız arabayı kilitledikten sonra biraz daha ilerimiz de olan ailemizin yanına gitmiştik.
Elimdekileri bıraktıktan sonra Lale ablanın yanına geçip oturmuştum. Diğerleri ayakta dikilirken Kemal abi konuşmuştu.
“Aç olan var mı?”
Her birimiz başımızı iki yana sallarken bir tek başını onaylarcasına sallayan Cemdi.
“Bir ben mi açım yani?” dediğinde Lale abla çok makul bir soru sormuştu.
“Kahvaltı yapmadın mı?”
Cevap Cem yerine Kerem’den gelmişti.
“Yaptı yenge. Hatta “Açım.” diyerek benim eve geldi. Beraber yaptık yani.”
Bununla birlikte Yağız lafa girerken ayakkabılarını çıkarıp yanıma oturmuş, arkasındaki ağaca yaslanmıştı.
“O zaman acıkman için bir sebep yok.”
Cem’in yüzü şokla Yağız’a dönerken sonraki konuşan Kemal abim olmuştu. O da yengemin yanına geçip otururken kucağında da Yağmur’u tutuyordu.
“Zaten sen hep aç olduğun için mangalı sonra yakalım. Herkes tam acıktığında.”
Cem hayal kırıklığına uğrarken daha ne kadar olabilir derken Metin abimde Yağız’ın yanına oturmuş, son darbeyi vuranda o olmuştu.
“Teselli niyetine çekirdek yiyebilirsin.”
Alayla söyledikleriyle birlikte Cem yığılırcasına kendini örtünün üzerine atmış, abartılı isyanını başlatmıştı.
“Çekirdek nedir. Çayla birlikte dedikodu yapılırken yenen bir çerezdir. Siz ne diyorsunuz? Açlığımın çekirdekle geçeceğini…” eliyle bedenini gösterirken “Bu vücuda sahip olan ben nasıl çekirdekle doyayım Allah aşkına.”
Bu sözlerden sadece on beş dakika sonra Metin abimin dediği çıkmış, Cem açlığını unutup çekirdek çitlemeye başlamıştı.
Her birimizin elinde çekirdek varken erkekler maç hakkında konuşuyor, bizde Lale ablayla arada konuşuyor, diğer zamanlarda da onları dinliyorduk.
Bir yandan çekirdek çitleyemeyen Yağmur için elimle ayıklıyor, arada da kendi ağzıma atıyordum.
Elimde fazlasıyla çekirdek biriktirdiğimde Lale ablaya Yağmur’u bana vermesini istemiştim.
Kocasının kucağından aldığı kızı benim kucağıma gelirken Yağmur hiç oralı olmamış, elindeki çekirdeği açmaya çalışıyordu.
Kucağıma gelir gelmez yüzüne doğru eğildiğimde bana bakmış, “Kyaliçe.” demiş, elindeki ıslanmış çekirdeği bana doğru göstermişti.
Ona gülümsedikten sonra avucumun içinde olan çekirdek içlerini saklayarak elimi ona doğru uzattım.
“Aç avuçlarını.” dedikten sonra açtığı avuçlarını diğer elimle birleştirmiş, o bana merakla bakarken elimdekileri onun avuçlarına bırakmıştım.
Gözleri heyecanla parlarken özellikle onun için sivri olabilecek uçlarını ayıkladığım çekirdekleri yemeye başlamıştı.
Onun saçlarına öpücük bıraktıktan sonra ne zamandır fark ettiğim izlenme hissiyle yan tarafıma döndüm.
Yağız’ın ikimize baktığını tahmin ediyordum ama bunun hayranlık dolu gözlerle olacağını ona bakınca görmüştüm.
Benim ona dönmemle birlikte gözleri gözlerimde oyalanmış, ikimizde sessizce gözlerimize odaklanmıştık. Ben onun hayranlıkla bakan gözlerine, o da benim az önce Yağmur’a bakarken ki şefkatle dolu olan harelerime odaklanmıştı.
Biraz sonra gözlerimi ondan kaçırıp benim elimi tutan Yağmur’a döndüğümde onunda bana yaklaştığını hissetmiştim.
Biraz sonra kulağıma vuran nefesini hissetmiştim.
“Senden harika bir anne olur. Buna eminim.” duyduklarımla birlikte ona doğru dönmüş, çokça yakın olan yüzüyle karşılaşmıştım.
Tamam, bende güzel bir anne olacağımı düşünüyordum ama bunu beni seven adamdan, Komutanımdan duymak bambaşkaydı.
Ona laf vermemek için soğukkanlılıkla cevap vermiştim ama içim o kadar da soğukkanlı değildi.
“Bencede benden güzel bir anne olur.”
Sırıtarak söylediklerimle birlikte ağzı iyi laf yaptığı için buna karşılık vermişti.
“Ne kadar da mütevazisin öyle.”
Güldükten sonra onun dediklerini hatırlayarak ona geri iade etmiştim.
“Bir komutanım var. Ona sadece rütbesiyle seslendiğimde kızan ama hitap eki getirdiğimde pamuğa dönen. O da çok mütevazidir. Bir kere yakışıklı olduğunu söylediğimde biliyorum demişti.”
Onun hakkında söylediklerimle yüzüne çarpık bir sırıtış yayılırken çokça hoşuna gitmişti bu durum.
Hoşuna gideceğini bildiğim için söylemiştim.
“Öyle miymiş?” diye sorduğunda başımı yavaşça sallayarak onu onayladım.
“Öyleymiş.”
Oda başını yavaşça sallarken fırsatı değerlendirmeyi asla unutmadı. Ben bu fırsatı ters çevirmeyi gayet iyi bilirdim.
“Peki bu komutanının başka hangi huyu varmış?”
İkimizinde sesi kısıktı ve diğerlerinin sohbetinden sıyrılmıştık. Sanki şu an sadece ikimizin olduğu bir ortamdaydık.
Tek kaşım havalanırken onun yeterince egosunu okşadığımı düşünerek omuz silktim.
“Bilemiyorum, askerlerine bazen çok sert davrandığı oluyor. Hatta taburdaki en çabuk sinirlenen komutanın o olduğunu duydum.”
En sinirli olan komutan o falan değildi. Hatta yine iyi davranıyordu. Ben ne komutanlar görmüştüm.
O bana en sakini geliyordu ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. Biraz sinirlenmesini sağlamak fena olmazdı.
Kaşları yavaşça çatıldı.
"Kim dedi onun sinirli olduğunu? Hangi dangalak söyledi bunu?” diye sorduğunda az daha kendimi tutamadan gülecektim ama kendimi tuttum ve ciddi bir şekilde durdum karşısında.
“Bilmiyorum, bazıları konuşurken duydum.”
Sesi fazlasıyla huzursuz çıkarken ben kendimi sıkmakla meşguldüm.
“Bazıları deme de isim ver bana.” dediğinde aklına tek bir isim gelmiş gibi arkamda bir yere odaklanmıştı. Sonra hiç düşünmediğim o soruyu duydum.
“Cem mi demiş?”
Ne alaka olduğunu düşünürken bunu sesli de dile getirmiştim.
“Cem ne alaka?”
“Çok alaka, çocuğa ceza vermediğim gün sayısı ikiyi geçmiyor. O mu söylemiş?”
Şaka yapayım derken Cem’in başını yakacağımı anladığımda bana bakmasını ismini söyleyerek sağlamıştım.
“Yağız…” Dediğimde bana dönmüş, ne diyeceğimi bekliyordu.
“Son dediklerimin hiçbiri gerçek değildi ama az daha gerçek oluyordu.”
Bana anlamayan gözlerle bakarken derin bir nefes verip olanı söyledim.
“Diyorum ki en sinirli komutan olayı aslında yok. Şaka yapayım dedim ama az daha Cem’i yakıyordum.”
Bir süre tepkisiz bir şekilde bana bakarken sinirli bir nefes vermişti.
“Niye böyle yaptın şimdi?” diye sormuştu ne kadar sinirlenmiş olsa da anlayış dolu sesi ile.
Onun sinirini dindirmek için bir yol aradım ve buldum. İltifattan daha iyi birşey bulamazdım.
“Yakışıklı komutanımın ne tepki vereceğini merak ettim sadece.” Ona karşı sırıtarak konuştuğum da ilk ifadesini bozmamış, sonrasında o da dayanamayıp gülümsemişti.
“Yapma böyle şeyler, aklıma bir sürü isim geldi. Ne kadar ceza keseceğimi bile düşündüm.”
Bununla şaşırırken “Neden fazla isim geldi?” diye sormadan edemedim.
Az öncekileri bir çırpıda unutmuş gibi rahatça cevap verdi. Sırıtmayı da ihmal etmiyordu.
Tabi iltifat alınca keyiflenmişti beyefendi.
“Taburda ceza verdiğim çok asker var.” bunu kendiyle övünür şekilde söylemesiyle başımı iki yana sallarken Cem’in sesini duydum.
Bu çocuk niye her şeyi anında fark ediyordu acaba?
“Yağmur, gel sen bana abim. Abinle ablanı rahatsız etmeyelim sonra.”
Yüzüm hemen ona doğru dönerken Yağız’ın umrunda bile değildi. Hatta keyif aldığını bile düşünüyordum.
Cem’e döndüğümde en keskin bakışlarımla ona bakmış, hemen yanıma koyduğum çantamı elime almıştım.
Alaylı bakışları devam ederken daha bu sabah sorduğum soruyu tekrar sormuştum.
“Ben sana ne demiştim Cem?”
Sabah ki sorunu sordu.
“Ne demiştiniz Komutanım?”
Ona yalancı bir gülümsemeyle baktıktan sonra çantamın içerisinde bulunan silahımın sadece ucunu gösterdim. Başkası görse ne olduğunu anlayamazdı ama o bunu çokta iyi anlamıştı.
“Konuşursan vururum demiştim sanki?”
Alaylı gülümsemesi devam ederken bilmişçe konuşmuştu.
“Bana burada birşey yapamazsınız."
Onu mağlup edecek olan sözleri söylerken sırıtmayı unutmamıştım.
“Burada yapacağımı sana kim söyledi?”
Derken bakışlarımı ondan çekip Yağız’a dönmüştüm. Keyifle bizi izliyordu.
“Yağız?” diye seslendiğimde “Efendim.” diyerek cevaplamıştı beni.
“Bir daha yapacağımız dövüş antrenmanında istediğimizi rakibimiz seçebilirmiyiz?”
Cem’e baktıktan sonra onayladı beni.
“Olur, neden olmasın.”
Gülümseyerek Cem’e döndüğümde hemen konuşmuştu.
“Birdaha bu konuyu açmayacağıma emin olabilirsiniz komutanım. Hakan’ın yaşadığını yaşamak hiç istemem.” demişti ama bunu yapmayacağını gelecek günlerde görecektik.
◆◆◆
Mangal yakana kadar bolca sohbet etmiş, fazlasıyla çekirdek tüketmiştik.
Acıktığımız vakitlerde diğerleri mangal ve semaveri yakarken Lale ablayla bende salataları hazırlıyorduk.
Elimdeki domatesi keserken Lale ablamın beni dürtmesiyle ona doğru dönmüştüm.
Gözleri kısık bir şekilde bana bakarken epeydir içinde tuttuğunu düşündüğüm o soruyu dile getirmişti.
“Yağızla nasıl gidiyor? Anladın mı artık hislerini?”
Başımı sallayarak onu onayladıktan sonra domates kesmeye geri döndüm.
“Anladım abla.”
Bir süre sessiz kaldıktan sonra oflayarak söylenmişti.
“Bu kadar mı yani? Senin duyguların ne alemde? Sen bana onu söyle.”
Merakına karşılık olarak içimde olan tek duyguyu söyledim ona. Evet onun karizmatik ve yakışıklı olduğunu düşünüyor olabilirdim ama bunlarda duygudan sayılır değildi.
“Bir alemde olduğu yok. Sadece, ona güveniyorum.” dedim farkında olmadığım bir tebessümle.
Ona söylediğimle birlikte gülümsemiş, bir sır verir gibi bana yaklaşmıştı.
“Bende Kemal bana sevdalandığında ona karşı sadece güven hissediyordum. Bak şimdi evliyiz, hatta kızımız bile var. Belki bir gün sende onunla aynı hislere sahip olursun. Kim bilir.” diyerek göz kırpmıştı.
Bu söyledikleriyle aklıma olmadık sahneler gelirken başımı iki yana sallayıp sessiz kalarak işime geri dönmüştüm.
Onun sevme düşüncesi oldukça garip hissettirmişti bana. Onunla evlenmek ve dahası…
◆◆◆
Sofrayı hazırladıktan sonra oldukça güzel pişmiş cağ kebaplar da gelirken herkes oturmuş, bir tek Yağız mangalın başından ayrılmamıştı.
Bunu fark ettiğimde ağzıma eriyecek kadar güzel pişmiş eti atmıştm. Belli ki biri karnını doyurup onun yerine geçecek, onun yerine de Yağız gelecekti.
Bunu düşünsemde biz burda yerken onun yememesi hiç de güzel değildi. Bu yüzden aldıkları hazır lavaşın arasına güzel bir dürüm yaptıktan sonra ona en yakın olan Metin abime seslendim. Ama seslenirken adını söylememiştim.
“Abi…”
Aynı anda hem Metin abim hem de Kemal abim bana döndü.
Metin abim, “Efendim.” derken Kemal abim “Söyle bacım.” demişti.
Bu görüntüyle birlikte oldukça sevinirken içimdeki o yalnız kalmış küçük kız çocuğu da gülümsemişti sanki.
Belkide ben öyle düşünmek istemiştim.
Kemal abiye ona seslenmediğimi söyledikten sonra Metin abime dönmüş, elimdekini ona uzatmıştım.
“Bunu Yağız’a verirmisin?” dediğimde tebessüm ederek almıştı elimdeki dürümü.
Arkasında olan Yağız’a seslendikten sonra da elindekini uzatmıştı.
“Sancak.”
Yağız onun elindekine anlamsızca bakarken alayla konuşmuştu.
“Sen mi yaptın lan yoksa?”
Metin abimin yüz ifadesi değişik bir hal alırken “Ben niye yapayım lan. Kardeşim verdi yemen için. Yoksa ben ne yapacağım sana.” demişti.
Aralarındaki sohbete bile bakıldığında ne kadar samimi oldukları görülüyordu.
Metin abim elindekini verirken benim olduğum tarafı gösterince onlardan bakışlarımı çekmiş, yemeğime odaklanmaya çalışmıştım. Onun bakışlarına karşı ona dönmemek ne kadar kolaydı orası meçhuldü.
Yemeğimiz güzelce ilerlerken ben doyduğum için bırakmış olsam da tim halen daha doymamış olacak ki yemeye devam ediyorlardı.
Lale abla daha önce bitirmiş, iştahla yiyen timi izliyordu. Bende onun yanında olup yemeği bıraktığım an büyük bir ciddiyetle konuşmuştu.
“Bunların kaç midesi var bilmiyorum ama bir olmadığı kesin.”
Bu konuşmasına sessiz kalırken dikkatimiz, Yağmur’un arkamda bir yere bakarak heyecanla şakımasıyla dağılmıştı.
Babasının da o tarafa bakmasını istediği için Kemal abimi dürtüp durmuş, bunu babası ona bakana kadar devam ettirmişti.
En sonunda Kemal abi ona baktığında arkamdaki bir yeri gösterip neredeyse çığlık atmıştı.
“Pempe balooon.”
Baloncu olan birini göreceğimi düşündüğüm için arkamı dönmemiştim.
Kemal abi o tarafa baktıktan sonra şaşırmış, onun tepkisiyle birlikte yemek yemeye ara veren timde aynı anda o tarafa bakmışlardı.
Onlarda şaşırırken bir tek Cem bir bakış atıp bana baktıktan sonra geri yemeğine dönerken neden bu kadar şaşırdıklarına anlam verememiştim.
Yağız’ın konuşmasıyla ona bakmıştım.
“Bakmak isteyebilirsin.” konuşmasından sonra başıyla arkamı göstermesiyle bende arkamı dönmüştüm.
Gördüğümle birlikte oldukça şaşırırken ne olduğunu kavrayamamıştım.
Amcam ve Emir’i görmek beni şaşırtsa da bundan daha çok şaşırtan bir unsur daha vardı. O da Yağmur’un az önce bahsettiği balonların amcamın elinde olmasıydı.
Gözlerimi kısarak her ikisine de baktığımda Emir’in mahcup, amcamında keyifli bir şekilde buraya yaklaştığını fark ettim.
Şaşırmış olsamda amcama sinirli olduğum için ona değil Emir’e bakarken onun bu bakışları bile çok masum gelmişti.
Yemeğe gittiğimiz zaman abilerinin yaptıklarını bilmeyen de o zaman öğrenip yine mahcup olan da o olmuştu.
Bütün aileyle arama duvar örmüş olsamda bu sınıra Emir dahil değildi. O bana nasıl yaklaşırsa bende ona öyle davranırdım.
Evet Ege de hiçbir şey yapmamıştı ama o bir abi olarak Kaan’ı veyahut bir kardeş olarak bir büyüğü Bora’yı durdurabilirdi. Ama bunu Emir yapamazdı.
Eğer ki yapsaydı ya ailesiyle araları bozulur, ya da kırılan o olurdu. Bu yüzden onu suçlamıyordum.
O bana bir adım atsa ben ona iki adım atardım bir abla olarak. Yoksa kim isterdi ki kardeşine ablalık yapmamayı…
Onlara bir süre baktıktan sonra geri önüme dönmüştüm.
Biraz sonra amcamın ayakkabılarını yan tarafımda görürken seside çok geçmeden gelmişti.
“Selamın Aleyküm güzel ekip.” dediğinde erkeklerin ayaklandığını gördüm. Onun selamını alan da Yağız olmuştu.
Sesi en sonki ona olan tavrının aksine sitemli değildi. Amcam olduğunu bilmese eminim ki yine o gün ki gibi çıkardı sesi.
“Aleyküm Selam Turan Bey.”
Ortamda sessizlik olurken biraz sonra amcamın bana seslenmesini duydum.
“Yüzüme bakmayacakmısın güzel yeğenim?”
Böyle güzel bir ortamı bozmak istemediğim için yavaşça ayağa kalkarken ona ifadesiz gözlerimle baktım.
“Ne istiyorsun?”
Diğerlerine bir bakış attıktan sonra yapmasını hiç istemediğim birşey yaptı.
Elinde tuttuğu sekiz pembe balondan yedisini bana uzattı.
Ona cidden mi dercesine bakarken yüzümün buruşmasına engel olamamıştım. Ciddi şekilde bana pembe balon veriyordu.
O malum soruyu sordum.
“Bunları almak için çok mu düşündün?”
Eli ensesine giderken ona da şuan saçma geliyor gibiydi.
“Soracak kimse bulamadım. Bende Elif’e sorayım dedim. Kesinlikle pembe balon almamı söyledi.”
Yeğenimin adını duyduğumda yumuşayacak gibi olmuş olsamda istifimi bozmadım.
Yine de düşündüğü için hala farklı bir yüz ifadesiyle baktığım balonları alarak en yakınımda olan Lale ablama verdim.
Geri amcama döndüğümde yanıma doğru bir adım atarak eğilmiş, hemen önünde olan ve balonlara heyecanla bakan Yağmur’a “Al bakalım Fıstık.” diyerek elindeki diğer balonu vermişti.
Yağmur sevinçle zıplarken bu sefer kardeşime dönmüştüm. Emir’e.
Yüzüme yansıyan şefkat duygusuyla birlikte “Hoş geldin.” demiştim.
Hafif bir tebessümle birlikte o da “Hoş buldum.” derken mahçupluğu hâla devam ediyordu.
Doğrulan amcamla birlikte ona merak ettiğim sorumu sormuştum.
“Burada olduğumuzu nereden öğendin?”
Gözleri gülümseyerek bakan Cem’e döndüğünde tim de bende oldukça şaşırmıştım. Yerimizi ona Cem mi söylemişti?
“Sevenim çok olunca bazı şeyleri bulmak oldukça kolay oluyor.”
Sorumu cevapladıktan sonra bana boş olan alanı işaret ederek “Biraz konuşalım mı?” demişti.
Konuşulmadan hiçbirşey çözülemeyeceği için onu başımla onaylamış, ayakkabılarımı giyerek onun peşinden Emir ile birlikte gitmiştik.
bizimkilerden biraz uzaklaştıktan sonra bulduğum ağaca yaslanarak amcamın konuşmasını beklemiştim.
Biraz sonra konuşmaya başlamıştı.
“Dün olanlar için özür dilerim. Biliyorum, özürle hiçbirşey geçmez ama seni düşünmeyerek aptallık ettim. Abimin oluşacak ifadesini düşünürken bu aklıma gelmedi. Tamam amcana tirip at ama duvar örme aramıza. Ben yeni kavuştuğum yeğenimi kaybetmek istemiyorum.”
İçimden geçen o soru dudaklarımdan çıkmıştı.
“Neden peki? Kim bilir kaç yeğenin var ama sen benim yanımdasın. Beni kaybetmek istememenin sebebi ne?”
Cevabı sitem edercesineydi. Ama bu sitem bana değilde bunu yapanlaraydı.
“Çünkü sana yapılan haksızlığa karşıyım. Doğumda karışman senin suçun olmadığı halde bunu sanki sen yapmışsın gibi davranmalarına karşıyım ben. Onların yerine o desteği ben vermek istiyorum sana. Belki senin için değeri olmayabilir ama benim için bu oldukça değerli. Yeğenime iyi bir amca olmak istiyorum.”
Konuşması boyunca onu ilgiyle dinlemiş, sözlerinde oldukça samimi olduğunu görmüştüm.
Ona bakarken yüz ifademin de yumuşadığını biliyordum. O da bunu görmüş gibi başını yana eğerek sormuştu.
“Barıştık mı?”
Kırgınlığım belki tam geçmemiş olabilirdi ama bununda zamanla geçeceğini biliyordum. Eğer şimdi ondan uzaklaşırsam bir daha yan yana gelmeyeceğimizinde farkındaydım.
Ama şunu da çok iyi biliyordum ki ben artık desteklenmek, yanımda olunduğunu hissetmek istiyordum. Bu adam karşımda bana bunları söylerken ona nasıl hayır derdim ki.
“Tek bir şartım var.” dediğimde hemen kabul etmişti. Daha ne olduğunu bile bilmeden.
“Kabul. Ne istersen iste, amcan emrine amade.” Bu sözler dün kırılan kalbime merhem olurken yine de isteğimi söyledim.
“Dün olanlar bir daha yaşanmasın.”
Tekrar kabul etti. Sanki ne dersem kabul edecek, benim yanımda olmak için elinden geldiğinin fazlasını yapacaktı.
“Yaşanmayacağına emin olabilirsin.”
Ona hafif bir tebessümle karşılık verdiğimde düşünmediğim bir hamlede bulunmuştu. Ellerini omuzlarıma koyup beni kendine çekmiş, sımsıkı sarılmıştı bana.
Ben neye uğradığımı şaşırırken çenesini başımın üzerine yaslamış, sıkıca sarmıştı beni.
İlk hareketsiz kalırken epeydir hissetmediğim o sıcaklıkla bende ona sarılmıştım. En son bu sıcaklığı hissettiğimde Şehit olan amcama sarılmış, baba sıcaklığını en son o zaman hissetmiştim.
Belkide dedikleri gibiydi. Amca baba yarısıydı…
Bu sıcaklığa hasret olduğum için derin derin soluklar alırken ona sıkıca sarıldığımın bile farkında değildim.
Hiç ses etmedi. Ondan ayrılmamı, belki de bu sıcaklığı tatmamı bekledi.
Ağlamadığım için boğazıma oturan yumruyla birlikte sonunda ondan ayrılırken az önceki sıcaklık bir anda kaybolmuş, onun yerini üşüme almıştı.
Kendime gelmek çin derince yutkunurken yüzümdeki gülümseme yerli yerindeydi.
Amcamda bu havayı dağıtmak istercesine Emir’in omzuna elini koymuş,
“Emir’i seninle konuşmak istediği için getirdim. Ben timin yanına geçeyim, siz abla kardeş konuşun.” demişti.
O, dediği gibi timin yanına dönerken ben kardeşime her baktığımda hissettiğim o şefkatle birlikte ona dönmüştüm.
Dudaklarını ıslattıktan sonra yine mahcupluk barındıran gözleri bana dönmüştü.
“Bende özür dilemek için geldim.”
Kaşlarım anlam veremediğim için hafifçe çatılırken “Ne için özür dileyeceksin?” diye sormuştum.
Cevabı karşısında içim merhametle dolmuştu.
“Abilerimin sana yaptıklarına karşı sustuğum ve hiçbirşey yapmadığım için.”
Kaşlarım düzelirken gülümseyerek ona doğru bir adım atmıştım.
“Bunun için senden özür beklemiyorum. Sen olması gerekeni yaptın.”
Başını olumsuz anlamda sallarken dediklerimi kabul etmiyordu.
“Hayır, olması gereken bu olmamalıydı. Onlara karşı gelebilirdim ama bunu yapamadım.”
Onunla anlayışla konuştum.
“Yapamadın çünkü ailenle aran bozulabilirdi. Emin ol senin yaptığını çoğu kişi yapardı. Önemli olan yaptığını fark etmen.”
Evet, belki ailesine bu durumda karşı gelebilecekler de olurdu ama böyle bir aileye söz geçiremeyecğini o da fazlasıyla iyi biliyor olmalıydı. ben onları tam tanımıyorken bile bunu biliyorsam o illaki bilirdi.
Sözlerimle birlikte eğilmiş başını kaldırıp bana bakarken devam ettim.
“Bak şimdi, mesela abilerin hatalarını tam fark bile edemezken sen yapmadığın bir hata için gelip özür dileme düşüncesine giriyorsan emin ol sessiz kalman benim için hiç önemli değil.”
Ve sonrasında hâla bana mahcup olan yüzünü göstererek ekledim.
“Ve bana mahcup şekilde bakma. Mahcup olacak birşey yapmadın. Ama sana tavsiyem bu duygunu abilerine aktarabilirsin. Belki mahcup olmanın ne olduğunu öğrenirler.”
Gülerek söylediklerimden sonra nihayet o da gülümsemişti.
Sonra beklemediğim bir söz çıkmıştı dudaklarından.
“Teşekkür ederim abla.”
Hitabıyla birlikte gülümsemem buruklaşırken “Ne için?” diye sormuştum.
Gülümseyerek verdiği cevap benim için dünyalara bedeldi.
“Bana anlayışlı davrandığın ve ablam olduğun için.”
♣︎♣︎♣︎
Bölüm Sonu.
Nasıl buldunuz bölümümüzü?
Umarım hepiniz beğenmişsinizdir. Benim için bolca emek verdiğim bir bölüm oldu.
Lütfen bu emeğe karşılık beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın🫶🏻
Platformlara pek giremediğim için sorularınızı görmeyebilirim. bu yüzden İnstagram hesabımdan sorularınızı iletebilirsiniz.
Yeni bölümden gelecek alıntılar ve bölüm ilerlemesini de kanal üzerinden öğrenebilirsiniz.
Sizleri seviyorum❤️
Bir daha ki bölümde en kısa zamanda görüşmek üzere🌸
Allah’a emanet olun🤍
İnstagram:
asil_kalem
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |