
Herkesin ondan korktuğu o kadın, tek bir bakışıyla herkesi dize getiren, teröristlerin ve suçluların korkulu rüyası, adaletin vücut bulmuş haliydi o yaptığı büyük başarıları ile genç yaşta adını tüm dünyaya duyuran. Herkesin hayran olduğu Yüzbaşı Asena Avamir.
Şuan ne mi yapıyorduk üzerinde 1 haftadır çalıştığımız. Uyuşturu çetesinin çocuklar üzerinden ticaret yaptığını ve terörle bir bağlantısı olduğu ortaya çıktımıştı ve görev için acil emir verilmişti.
Hasan Yarbay'ın emri ile tüm tim, sıkı bir disiplin içinde karargâhın etrafında toplandık. Görev anonsu geldiğinde herkesin yüzünde bir kararlılık vardı. ekibin önünde durarak konuşmaya başladım. “Arkadaşlar, bu operasyon sıradan bir görev değil. Hedefimiz, köydeki uyuşturucu çetesi. Bildiğiniz üzere çocukları kaçırarak onlar üzerinden yapılması planlanan bir iğrençlik var. Bugün bu pisliği sonlandıracağız!”
Herkes “Anlaşıldı, komutanım! ” demişti. Son hazırlıklarda tamamlandıktan sonra yola çıkmak için hazırdık Yarbay ile selamlaştıktan sonra helikoptere bindik.
“Şerefsizler ya nasıl o küçücük çocuklara kıyabiliyorlar aklım almıyor! Ya bunların hiç yeğeni ne bileyim çocuğu kardeşi yok mu?! ”
Selim abinin dediklerine tüm tim hak vermiştik. Bir insan nasıl olurda o pis ellerini çocuklara uzatabilirdi? Çocuklara o pis ellerini uzatanlarının o beyinlerini parçalamak lazımdı.
“Sence bu şerefsiz o*cocuklarının umurunda mı sanıyorsun Selim abi? Tek dertleri o s*ki* paralar! Böylelerini yaşatmamak lazımda. ”
“Onları öldürmek onlar için bir kurtuluş olur Samet. Ellerinden özgürlükleri alınmalı bir insana verebilecek en ağır ceza ellerinden özgürlüklerini almaktır. ”
Araya girerek,
“Tek özgürlüklerini almak yetmez Selin. Yaptıklarını da çekmeleri lazım 3 öğün yemek vakitlerinden biri de dövülmek olması daha iyi olur. ”
Yolu bu şekilde konuşarak geçirdik. Planı tekrar gözden geçirdik kim nereye yerleşecek ona karar verdik. Sonunda gelmiştik helikopter bizi 3 saatlik bir mesafe de bıraktı geri kalan yolu araba ile gidecektik.
Araba da ise dinlenerek geçirdik kimseden çıt çıkmadı. Hedefe ulaşmışlardı,
Asena, ekibine göz gezdirdi. “Tim, burası tehlikeli bir yer. Ne ile karşılaşacağız bilmiyoruz görev çok kolayda olabilir çok zorda bir tuzakta olabilir dikkatli olun! İlk hedefimiz çocukları sağ salim oradan çıkarmak olacak belirlediğimiz bölgeye yerleştireceğiz. Asıl hedefimiz sadece çete liderini değil; tüm organizasyonu bulup yakalayacağız Kimseyi öldürmüyoruz Yarbay'ın kesin emri var unutmayın. Tekrar ediyorum, kimseyi! Anlaşıldı mı?”
“Anlaşıldı, komutanım!” dediler bir ağızdan.
Hüseyin, O zaman yakalanmamak için kaçacaklar, bu da bizim işimizi zorlaştırmaz mı? .”
Ayaz, kararlılıkla yanıtladı, “Biz onları yakalamak için buradayız. Kaçmalarına izin vermeyeceğiz!”
Asena, planı son kez özetlemeye başladı. Bu görevde tek bir hataları bir sürü çocuğun ölümü demekti. “Sağdan ve soldan iki grup oluşturuyoruz. Sağ grup Ayaz, Selim ve Mert; sol grup Selin, Samet ve Eren. Ben ve Yusuf önlerde olacağız. Hüseyin içeri sızıp çocukları oradan çıkaracak ve bize komut verecek. Hedefimizle karşılaşmadan önce kesinlikle dikkatli olmalıyız. Silahlarınızı hazır tutun. İletişim kurmak için kulaklıkları kullanın. Anlaşıldı mı?”
“Anlaşıldı, komutanım ” diye yanıtladılar.
Herkes yerlerine dağılırken benle Yusufta yerlerimize geçtik. Yusuf'la uzun zamandır tanışıyorduk. Askeri liseden beri hep yan yanayız bir de Selin var tabi.
“Sence bu görev sorunsuz biter mi Yüzbaşım? ”
“Bu işte usta olduğumuzu göz önünde bulundurursak, neden olmasın üsteğmenim? ”
Yusuf , Asena'nın söylediği cümleler ile ona döndü ve yine kimseye göstermediği o güzel gülümsemesini ona sunmuştu. Yusuf'un gözleri bir süre Asena'nın gülüşünde takılı kaldı. Kendisini toplayarak Asena'ya cevap verdi.
“Siz öyle diyorsanız Yüzbaşım bize laf söylemek düşmez. ”
Dudaklarında ufak bir tebessüm vardı. Asena pusuya yatacakları yeri kontrol etmeye başladı ne de olsa her şey çıkabilirdi? Güvenli olduğuna emin olduktan sonra kendi yerine geçti.
Kulaklıktan timi'ni kontrol etmeye başladı.
“Yüzbaşı Asena konuşuyor herkes yerleşti mi?”
“Evet ,komutanım! ” herkes evet demişti sadece iki kişi haricinde tabi
O iki kişi ise ise Ayaz ve Merti.
“Ayaz ve Mert yine ne yapıyorsunuz gerizekalılar!? ”
“Valla komutanım burada mantar buldukta onları topluyoruz karargaha dönünce yeriz mis gibi. ”
Asena derin bir nefes çekti kulaklıktan gülüşme sesleri geliyordu.
“Mertcim sizi oraya mantar niyetine gömmeden hemen önce yerlerinize geçer misiniz canlarım!? ”
Ayaz ve Mert duydukları ima dolu sesle ellerinde ki mantarları bırakıp koşarak yerlerine geçtiler .
“Geçtik komutanım sakin olun bakın yoksa erken yaşta yüzünüz kırışır. ”
“Ayaz, Kes o sesini! ”
“Sanki ne dedik canım bu da herşeye kızıyor bunu böyle alacaksın komple dünyadaki tüm papatlayaları yedireceksin belki o zaman sakinleşir. ”
“Harbi ya alt tarafı ne güzel mantar topluyorduk hemen kızıyor tek dünyada ki değil evrendeki tüm papatyaları yemesi lazım. ”
Yemin ederim bunlar gerizekalılardı. Yoksa başka açıklaması olamazdı
“Oraya gelip ikinizi de o evrendeki tüm papatya tarlalarını götünüze sokmamı istemiyorsanız sesinizi kesin gerizekalılar! ”
“Yapar o potansiyel var Asena'da. ”
“Lan kulaklık kapalı değil miydi? ”
“Değilmiş. Öhöm şimdi komutanım siz bizi yanlış anladınız biz-”
“Kesin sesinizi! ”
Tüm tim susmuştu.
“Ben Hüseyin, komutanım içeride sadece 5 kişi var belliki bunlar sadece kurban işin nasıl ilerlediği hakkında fikirleri bile yok. Ben çocuklar ile uğraşıyorum bir kısmı çıktı. Bilginize! ”
Hüseyin'in konuşması ile pür dikkat onu dinledim.
“Tamamdır Hüseyin bir an önce çocukları sağ salim oradan çıkar.”
Hüseyinden ses gelmeyince tekrar işine döndüğünü anlamıştım. Etrafı kontrol etmeye başladım. Hiç bir şey yoktu demek ki oyunu uzaktan izlemeyi tercih ettiler.
“Beni dinleyin içeride 5 dışarı da 2 olmak üzere toplam 7 kişi var. Bu bir tuzak değil başta söylüyorum. Yaptığımız her hareketen haberleri var buradakiler sadece bir piyondan ibaretler ölmeli ya da yaşamaları onların umrumda değil. ”
“O zaman ne yapacağız komutanım? ”
“Güzel sorun Eren'im Hüseyin'den gelen komut üzerinden içeri dalacağız gözükmeden kod adlarınızın hakkını vereceksiniz tim! Etrafta keskin nişancılar olabilir Selin ve Eren etrafı Kontrol edin sağ yönüne iyi bakın bir hareketlilik var orada elimde ki silahla ancak o kadarını tespit edebildim. ”
“Hemen kontrol ediyoruz komutanım! ”
“Herkesin gözü kulağı açık olsun! "
“Anlaşıldı, komutanım” dediler hep bir ağzından.
Silahın dürbünü ile kapıda ki adamları izliyordum. Yusuf'un sorusuyla ona döndüm.
“Bu görev pek beklediğimiz gibi çıkmadı 1 haftadır bunun için mi uğraştık? ”
“Gözden kaçırdığımız bir yer vardı. Bu işin arkasında çok pis işler var Yusuf bunu sadece filmin duyurusu gibi düşün. ”
“O yüzden adamları sağ istedin en başından beri? "
“Evet."
Yusuf'la aramızda ki konuşmanın ardından tam yarım saat geçmişti.
“Komutanım?”
Ayaz’ın seslenmesiyle ona cevap verdim.
“Ne var, Ayaz?”
“Ne zaman dalıyoruz, komutanım? Biraz daha beklersek kök salacağım vallahi!”
“Vallahi, Ayaz haklı, komutanım. Hüseyin'in Komut vermesini beklemeyelim.”
Sabırsız bir tim, insanın başına verilmiş en büyük şanssızlıktı.
“Kesin sesinizi, azıcık sabırlı olun.”
Tam herkes sustu diyip içimden şükredecektim ki, bir süredir ağzını açmayan Selim Abi konuşmaya –daha doğrusu, şarkı söylemeye– başladı.
“Sabır, sabır, sabır… Beklemektir ağır ağır…”
şaşırarak Selim abiyi dinledik.
“Allah aşkına, ne diyorsun Selim Abi?”
Samet tüm herkesin aklında ki soruyu sormuştu.
“Ne bileyim oğlum… Merve, bizim oğlan çok sabırsızlanınca bu şarkıyı söylüyordu. Çocuk da sakinleşiyordu. Belki sizde de işe yarar diye bir deneyeyim dedim.”
Bu sefer tüm tim gülmeye başladı, bir kişi hariç: O da Selim Abi. Eşi Merve ile iki yıl önce evlenmişti ve bir yaşında bir oğulları vardı. Adını Aras koymuşlardı; yaramaz bir çocuktu, Selim Abi'ye hak veriyordum.
“Ne gülüyorsunuz lan?”
diye bağıran Selim Abi’nin sözleriyle sessizlik hakim oldu. Tüm tim pür dikkat Hüseyin’in komutunu bekliyordu ve işte, o an gelmişti.
“Ayaz, Mert, siz arkadan dolaşın.”
“Emredersiniz, komutanım!”
“Selim abi , Eren, siz sağdan gidin.”
“Emredersiniz, komutanım!”
“Samet ve Selin, siz burada kalın.”
“Emredersiniz, komutanım.”
“Yusuf, da benimle geliyor.”
Yusuf başıyla onayladı.
“Tim, kimsenin üstünde tek bir yara bile görmeyeceğim, anladınız mı?”
Hepsi bir ağızdan “Anladık!” dedikten sonra dağıldık. Evin etrafını sağdan ve soldan kuşatmıştık kaçamalarını bu sayede engellemiştik. İçlerinden biri kendini çok kurnaz zannediyordu yandan yandan kaçmaya çalışırken Ayaz onu yakalamıştı. Çocukları sağ salim evlerine, ailelerine teslim etmiştik bir görevi daha bitirmiştik.
Çetenin yedi üyesini de yakalamıştık hepsi de tamdı. Ellerini arkadan kelepçelenmiştik.
Kulaklıktan hemen askeriyeye bağlandım.
Akyıldız Timi konuşuyor yaralı ve ölü sayısı sıfır, 7 çete üyesini yakaladık, çocuklar aileye teslim edildi. Uyuşturucular toplanıldı geri kalanını polis ekiplerine teslim ediyoruz. Görev tamamlanmıştır iki helikopter istiyoruz.”
“Anlaşıldı Yüzbaşı helikopterleri yoluyoruz. ”
kendimi bir ağacın sırtına dayadım 1 haftadır o kadar uğraşmıştık ki görevin bu kadar kolay ve acemilerden oluşacağını bilmiyorduk.
Ağaca yaslanıp timi dinlemeye başladım. Gerekmedikçe çok konuşmayı sevmezdim.
“Of ya, bu çok erken bitti. Çatışma yok, adrenalin yok… Ne biçim görevdi oğlum?” dedi Samet.
“Katılıyorum sana, Sametçim,” diyen Mert’e baktık, sonra gözlerimizi çetenin başındaki Celal’e çevirdik.
“Oğlum, madem bu kadar acemisiniz, eliniz silah tutmuyor, ne diye uğraştırıyorsunuz lan bizi?” diye bağıran Selim Abi’ye dönmüştük ki sonunda sessizlik oldu. Tam kafamı dinleyecekken Hüseyin’in seslenmesiyle ona döndüm.
“Komutanım, bir şey sorabilir miyim?”
“Sor Hüseyin, sor…”
“Tırnaklarım sizce nasıl olmuş? Seline sordum, beğenmedi. Sizin zevkiniz daha iyi diye size sorayım dedim de…”
Hüseyin’in komut vermekte gecikmesinin sebebi çocuklarmış. Çocukları güvende tuttuktan sonra komut vermişti. Bu detayı içeri dalmadan önce bize anlatmıştı. Meğer, içerideki kız çocuklarından biri Hüseyin’in tırnaklarını sulu boya ile boyamış.
Sabır çekerek Hüseyin’e baktım.
“Çok güzel olmuş Hüseyin’cim, bayıldım resmen tırnaklarına.”
“Çok sağ olun, komutanım!”
Selin’e dönüp zafer kazanmış gibi bir bakış atınca timde gülüşmeler yükseldi. Tam o sırada helikopter geldi. Herkes sırayla bindi, tabii yanımıza Celal denen pisliği de almayı unutmadık.
Asena, soğukkanlılığını koruyarak ekibine “Onu alın!” dedi.
İki grup şeklinde bindik helikopterlere ben,Yusuf, Ayaz, Eren birdik yanımızda çetenin lideri ve iki baş yardımcısı vardı.
Yüzlerinden belliydi bu pisliğe yeni girdikleri, gözlerinde ki o korku ifadesi kendilerini hemen ele veriyordu. Yol boyunca susmayı tercih etmiştik.
Karargâhta bol bol konuşma fırsatımız olacaktı. Yol boyu Eren ve Ayaz'ın sohbetleri ve yer yer ufak tartışmaları ki bazılarına Yusuf'da giriyordu çok saçma konular üzerinden kavga ediyorlardı.
Yol bu şekilde geçti benim dikkatim tamamen Celâl'deydi çok değişik davranıyordu gerçi tek o değil yanındakiler de öyleydi bu işin için de çok başka şeyler vardı.
Derin ve sıkıntılı bir nefes çektim içime bugünler de göğsüm sıkışıyor ve nefes almamda bana zorluk çektiriyordu.
Yusuf Ayaz'lar ile konuşmasını kesip bana döndü. Bir süre yüzümü inceledi ona iyiyim der gibi gülümsedim ama pek ikna olduğu söylenemezdi.
Yusuf , Selin ve ben lisede tanışmıştık zamanla birbirimizin yaralarını sarmaya başlamıştık. Bir de Asel vardı Asel ile de yurta tanışmıştık yurta kimseyle konuşmazdım. Çocuklar genellikle benden korkardı ama bir tek Asel yanımda olurdu.
Zamanla dördümüz birbirimize aile olduk tabi bu aile askeriye de ki timi'mim başına gelerek daha da büyüdü bir abim ve ablam oldu. Kardeşlerim oldu hayatımda ki tüm eksiklikleri onlar kapatmaya çalışıyorlardı.
Ama işte o eksiklik bir türlü kapanmıyordu, hep açık kalıyordu hep kanıyordu.
Düşüncelerimden sıyrıldım ve etrafa baktım askeriyeye gelmiştik Salih bizi sağ salim indirmişti Celali ben diğer üyeleri ise timdekiler indirmişti.
İlk önce Celal sorguya alınacaktı. Onu askerlere teslim ettim ve Yarbay'ın odasına doğru gidecektim ki Yarbay'ın askeriyenin önünde bize baktığını fark ettim.
Yanına doğru adımladım tam karşısına geçerek selam verdim.
“Operasyon nasıl geçti Yüzbaşı? ”
“Beklediğimiz gibi değildi yaklaşık 03.45 dakika 53 saniye sürdü Yarbayım. İçeride 5 dışarıda ise 2 kişi vardı, başta tuzak olduğunu düşündüm ama bu bir tuzak değildi bizimle oynadılar. ”
Hayri albay biraz düşündükten sonra etrafına bakıp bana geri döndü. Tüm ciddiyetiyle
“Odama gel Yüzbaşı”
“Emredersiniz komutanım! ”
Komutan içeriye girdi bende arkama dönüp timime seslendim
“Serbestsiniz, cıvıtmayın sakın! ”
Timi arkamda bırakarak Hayrı albayın odasın gittim.
Kapıyı tıklattım, gel komutunu aldıktan sonra içeriye girdim.
“Gel, Yüzbaşı aklında neler var? ”
“O adamların hepsi acemi bu işlerle bağlantıları olmadığı belli, başka bir şey planlıyorlardı bunu fark etmememiz için çok zor ve büyük önemli bir görevmiş gibi bize yansıtlar ama asıl önemli olan perdenin arka kısmıydı, oyuna geldik. ”
“Bunun en basından berı mi biliyorsun yoksa olay yerinde mi anladın? ”
“En başından beri biliyordum Komutanım. Böylesine bir iş yapacaklarsa neden köye çok yakın bir evde yapsınlar? Neden sinyalerini acık bıraksınlar? Çok açık vardı. ”
Hayri Albay Asena'nın dediklerini iyice düşündü ve bir kez daha farkına vardı ki Asena hayatı boyunca gördüğü en zeki ve en iyi askerdi.
Elinde ki görev için en uyumlusu oydu.
“Haklısın Yüzbaşı çıkabilirsin. Celal'in de ifadesini al. ”
“Anlaşıldı komutanım! ”
Selam vererek odadan çıktım ve sorgu odasına girdim Celal durmuş boş boş duvara bakıyordu ama gözlerinde korku ve endişe vardı. İstediğim ifade tamda buydu
Celal, soğuk bir yüz ifadesiyle karşımda oturuyordu; köyden çocuk kaçırıp onları uyuşturucu kuryesi yapacak kadar ileri gitmişlerdi. Sessizce ona baktım, ama o tek kelime etmiyordu. Sandalyeme yaslanarak soğuk bir ifade ile gözlerimi üzerine diktim.
“Celal, anlatsana bana,” dedim sakince. “Neden böyle bir çetenin başına geçtin? Kim var arkanda?”
Hiçbir cevap yoktu. Sessizliği bozmaya niyetli görünmüyordu. Sabrımı korumaya çalışarak tekrar sordum:
“Bak, konuşmazsan burada günlerce oturabiliriz ama ben o kadar sabırlı değilim . Ya her şeyi anlatırsın ya da çok daha ağır sonuçlarla yüzleşirsin.”
Bir an gözlerini bana çevirdi ama sonra tekrar boşluğa dikti. Artık sabrım taşıyordu. Ses tonumu sertleştirerek konuştum:
“Dinle Celal, burada susarak hiçbir yere varamazsın. Hangi köpeğin emrindeysen onlar çoktan senden vazgeçti sen burada anlatsan da anlatmasan da zaten öleceksin . İki ucuda boklu değnek misali anlatabildim mi?”
“Ya bana kime köpeklik yaptığını anlatırsın ya da sen ve ailen hatta şu herkesten bile gizlediğin çocuğun bile ölür. Tek kurtuluşun benim ya anlatırsın ya da ailenin ölümünü izler sonra da ölürsün seçim senin. ”
Celal korku ve endişe dolu gözlerini bana çevirdi.
“Benim konuşacak hiçbir şeyim yok! ”
Ses tonu fazlasıyla yüksek çıktı ve ben bundan hoşlanmadım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes çektim içime gözlerimi açıp tam Celalin gözlerinin içine baktım.
“Diyecek bir şeyin yok ha? ”
“Evet”
Asena ellini sertçe masaya vurdu odanın içinde hatta dışarıdan bile duyulacak bir ses çıkmıştı. Celali yakasından tutup kendisine çekti.
“Bana bak asabımı bozma benim kansız şerefsiz adam gibi yediğin bokları kime bağlı olduğunu ya söylersin ya da buradan ölünü çıkartırım duydun mu! ”
Celal korku dolu gözlerle Asena'ya baktı evet ondan ölesiye korkuyordu ama bunu belli edemezdi.
“Şu haline bak lan köpek gibi karşımda korkudan titriyorsun çocuklar üzerinden uyuşturucu satışı yapmayı planladınız, ama işin komik yanı ise böyle bir operasyon da sadece 5-6 kişi olmanız. ”
“Hiçbiriniz neyin ne bok olduğunu bile bilmiyorsunuz lan ! ”
Derin nefesler aldım.
“Konuşmak için bir dakikan var. ”
Sandalyeye tekrar oturdum ve gözlerimi ona diktim.
Gözlerinde bir an kırılgan bir ifade belirdi, tam konuşmak için ağzını açtı ama sonra tekrar direncini topladı. Dişlerini sıkıp, başını hafifçe yana çevirdi. Sinirle masaya vurdum.
Sonunda başını kaldırıp iç çekerek konuştu, sesi kırık bir fısıltıya dönüştü:
“Hamit…” dedi, sesi titreyerek. “Onun emrindeyim. Beni onun için çalışmaya zorladılar.”
Bu, istediğim cevapların sadece bir başlangıcıydı. Asla pes etmeden sormaya devam ettim.
Celal’in bu itirafıyla bir kırılma noktasına ulaşmıştım. Hamit… Bu isim, daha önce duyduğum ama izine bir türlü rastlayamadığım büyük bir kartelin başıydı. Onu en ufak bir suçla bile yakalamak mümkün olmamıştı. Celal’in sesiyle irkildim; kısık ve titrek bir tonda devam etti:
“Bana önce para teklif etti. Kabul etmezsem çocuğumu alacaklarını söyledi. Köydeki diğer çocukları kaçırmamı… Onları kullanmamı emretti. Kabul etmezsem kendi evladımı götüreceklerdi.”
Celal’in çaresizliği ve korkusunu görmek beni daha da öfkelendirmişti. Onun gibi zayıf bir pisliğin, masum çocukları kendi çıkarları uğruna kurban etmesi midemi bulandırıyordu. Sandalyeme biraz daha yaklaştım, gözlerimi hiç ayırmadan sert bir sesle konuştum.
“Çocuğunu korumak için başka çocukların hayatını mahvettin, öyle mi?” dedim soğuk ve alaycı bir sesle.
“Aileni kurtarmak için masumları feda edecek kadar düştün, Celal. Bu yüzden mi sustun? Kendi canını ve aileni düşünerek başkalarının hayatını hiçe sayacak kadar korkaksın.”
Başını önüne eğdi, yanakları boyunca süzülen birkaç damla yaş gözlerinden sessizce süzüldü.
“Ben… Ben başka çarem olmadığını düşündüm,” dedi çaresiz bir sesle.
Gözlerini kaçırdı, ama ona fırsat vermedim. Masaya sert bir yumruk attım, odaya yankılanan tok sesiyle irkildi.
“Başka çaren mi yoktu?” dedim, hiddetle. “Kendi çocuğun da biri tarafından kaçırılsaydı ne yapardın? Şimdi mi pişman oldun? Bana burada sahte bir vicdan gösterisi yapma. Yalan söylemeye yeltenirsen ve bunu sezersem o beynini burada parçalar, burada işimiz biter, anladın mı?”
Celal anladım anlamında kafasını salladı.
“Bu Hamit kim onu anlat, size nasıl ulaştı, ne kadar para verdi, başka ne istedi sizi nereye götürdü? ”
“Kim olduğu hakkında tek bildiğim bir örgüt çetesi olduğu, bize kendisi değil baş kolu Cenan ulaştı bizlerin çocuğunu iş çıkısından bayıltarak depoya getirdiler. ”
“Devam et! ”
“Yerin altındaydı büyük ihtimalle kanalizasyonların içindeydik çünkü çok iğrenç kokuyordu. Orada konuşanlardan öğrendim bende orada bir projeksiyon var ailenizin ya da sevdikleriniz canlı olarak gösteriliyor ve izleniyor 7/24.
Bizden uyuşturucu satmamız istendi çocuklar üzerinden olacağını bilmiyorduk mecbur bir şekilde kabul etmek zorundaydık. ”
Derin nefes alıp tekrar devam etti.
“Telefonlarımız 7/24 dinleniyordu sürekli yanımızda onlar vardı Hiçbir şekilde kurtuluş hakkınız olmuyor. Köye gittiğimizde evin içinde çocuklar vardı itiraz ettim çünkü bende babaydım oğlum olduğu gizliydi oğlumla tehdit edildim mecbur kaldım. Görev bitince 400.000 bin verileceği söylenildi bu kadar. ”
“Hepsinin yüzlerini hatırlıyor musun? "
“Evet, hatırlıyorum. ”
“Yakup! ”
“Buyrun komutanım ”
“Celali alın robot resim çizilecek. ”
Yakup emredersiniz dedikten sonra Celali aldı ve odadan çıktı.
Sorguyu bitirmiştim sorgunun başından beri beni, izleyip hayranlıkla bakan albay, yarbay ve binbaşıların farkındaydım
Cama doğru döndüm , gözlerimi kısıp hepsini net bir şekilde görmeyi başardım.
Bir saniye için her şey sessizleşti; sadece dışarıdaki askerlerin hayranlık dolu bakışları ve gerginlik vardı.
Asena, soğukkanlılığını kaybetmeden, yüzünde en ufak bir ifadeye yer vermeden, başını hafifçe eğip, kısa bir selam verdi. O anda, camın arkasındaki tüm askerler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Asena’nın bu hareketi, ona duydukları hayranlığı bir kat daha arttırmıştı.
Albay Onur, “Onu... Onu biz izliyorduk,” dedi, sesi hafif titreyerek. “Ama o, bizim tüm bakışlarımızı net bir şekilde gördü... Bu kadının algı yeteneği, hayal edebileceğimizin çok ötesinde.”
Yarbay Kadir, ne diyeceğini bilemeden, "O nasıl fark etti? O kadar soğukkanlı ve dikkatli ki, sanki her şeyi görüyor. Kendisini bu kadar rahat tutabilen birini görmek... Gerçekten inanılmaz," dedi.
Binbaşı Gökhan, şaşkınlığını gizlemeye çalışarak, "Bu, sadece fiziksel bir güç değil, zekânın da zirveye çıkmış hali. Her şeyin farkında, her anı kontrol ediyor. Asena, tıpkı bir oyun ustası gibi, her hamleyi planlıyor ve hiç şaşmıyor."
Asena'nın sessiz ve güçlü duruşu, odaya yayılan bir sessizlik gibi oldu. Onun gücüne hayran kalan askerler, sadece onun bir komutan olmasının değil, aynı zamanda etrafındaki her şeyi hissedebilme yeteneğinin de ne kadar etkileyici olduğunu fark ettmişlerdi.
Hayri Albay söylenenleri dinledikçe Asena ile bir kez daha gurur duydu ve artık emindi bu görev onundu.
“Konuşmamıza odam da devam edersiniz görev hakkında konuşup birini seçmemiz lazım. ”
Hepsi de biliyordu ki Asena çoktan bu görev için seçilmişti.
Binbaşı Gökhan, “Haklısınız komutanım odanıza geçip daha fazla zaman kaybetmeyelim. ”
Herkes Hayri Albay'a katılarak sorgu odasından çıktı. Odaya varana kadar hepsi Asena'ya olan hayranlığını bir kez daha dile getirmişlerdi.
Herkes Hayri albayın odasına geçmiş ve masada oturmuşlardı. Sessizlik ortama çökmüş herkes derin düşünceler içindeydi, bu sessizliği bozan ilk kişise Binbaşı Gökhan olmuştu.
Binbaşı Gökhan, nefesini tutarak konuştu, "Bu yalnızca fiziksel güç değil," dedi, gözlerinde hala şaşkınlık ve hayranlık vardı.
"Oyun kuran biri bu. Satranç tahtasında sadece kendi hamlelerini değil, herkesinkini hesap eden, her taşı bir silaha çeviren bir deha. Biz daha düşünmeye başlamadan o galibiyetini ilan etmiş oluyor. Asena yalnızca bir asker değil; o, savaşın kaderini belirleyen bir strateji uzmanı."
Yarbay Kadir, bu sözlerin etkisiyle başını salladı.
"Oyun ustası mı? Hayır, bundan fazlası. O, tahtanın hem kralı hem de kraliçesi. Rakipleri daha ilk taşlarını hareket ettirmeden onları mat ettiğini biliyor. Onu izlemek, insanın kendi yetersizliğini kabul etmesi gibi bir şey. Gücünü yalnızca bileklerinden değil, zihninin keskinliğinden alıyor. Asena'nın
karşısında kimsenin bir şansı yok."
Herkes Yarbay Kadir'in dediklerine hak verdi Asena'nın karşında durmaya kimsenin gücü yetemezdi.
Albay Onur, derin bir nefes aldı, yüzünde ciddi bir ifadeyle masaya yaslandı. "Bu sadece üstün bir zekâ değil," dedi, sesi alçak ama kararlı.
"Bu, sınırları aşan bir yetenek. Onu izlerken anladım ki, düşmanlarını sadece planlarıyla alt etmiyor; onların zihnini de esir alıyor. O, savaşın dilini yeniden yazıyor. Eğer bu görevde bir umut varsa, o da Asena’nın kuracağı oyunda saklı."
Odaya tekrar sessizlik çöktü, ancak bu sessizlik Asena’nın yarattığı etkinin yankısıydı. Onun ardından bırakılan hava, güç ve otoritenin sessiz ama gürültülü bir ilanıydı. Sadece bir asker değil, görünmeyen tahtında oturan bir hükümdardı; ve bu oyunun kazananı, o daha hamlesini yapmadan çoktan belliydi.
Hayri Albay sadece söylenenleri dinliyordu herkes Asena'nın gücünü ve zekasına hayran kalmıştı. Bunu onların gözlerinde bile görebiliyordu.
Hayri Albay, Asena odaya girmeden önce, derin bir nefes alıp son bir kez dosyasını gözden geçirdi. Aşağıdaki görev, sadece bir askeri operasyon değildi; aynı zamanda mafyatik bir ağın ve aşiret savaşlarının içine atılacak çok tehlikeli bir görevi barındırıyordu. Asena, her zaman olduğu gibi bu tür zorlukların üstesinden gelebilecek biriydi.
Yarbay Kadir en yakın dostunu gergin ve bu kadar telaşlı ilk kez görüyordu sadece söylenenleri dinliyordu. Elini omzuna koydu destek vermek amacıyla.
“Bu kadar telaşlı olmaz o bu görevi çok kolay yerine getirebilicek düzeyde bunu sende çok iyi biliyorsun. ”
Hayri Albay sadece kafasını sağlamakla yetindi.
Kapı açıldı ve Asena içeri girdi. Duruşu, soğukkanlı bakışları, adımlarında ki kararlılık her zamankinden daha derindi.
Hayri Albay, Asena'ya gözleriyle "gel" dercesine başını salladı ve ona dosyayı uzattı.
"Asena," dedi Albay, sesindeki kararlılığı duygusuzca birleştirerek. “Elimiz de tehlikeli ve zor bir görev var ve bu görev senin ama.”
"Bu görev çok tehlikeli, aynı zamanda aşırı derecede gizli. Şu an sana vereceğimiz bilgiler, sadece birkaç kişiyle paylaşılacak. Ne sen ne de biz, başarısız olabiliriz."
Asena, derin bir nefes aldı, her şeyin farkındaydı.
“Anlıyorum, Albayım. Hedef nedir?”
Hayri Albay, dosyanın üzerine eğildi."Bir mafya ailesi, bölgemizdeki aşiretler arasında derin bağlantılar kurmuş durumda. Bu aşiret, sadece uyuşturucu değil, aynı zamanda silah ticareti de yapıyor. Örgüt, bölgede etkili olan ve ulaşılması zor bir yerel aşireti manipüle ediyor. Birkaç hafta önce, bu aşiret bir anlaşma yapmıştı, fakat işler ters gitti. Aşiret liderinin oğulları kayboldu, ve bu durum mafyanın o aşiretle yaptığı bağlantıyı tehlikeye atmış olabilir."
Asena'nın yüzü sertleşti. "Yani hem mafyatik hem de aşiret kaynaklı bir problem?"
"Kesinlikle," dedi Albay, gözlerini Asena'ya dikerken. "Bu görevde sadece aşiretin lideriyle değil, mafyanın kilit isimlerinden de birini bulman ve etkisiz hale getirmen gerekecek.
Operasyonun en tehlikeli kısmı ise, her iki tarafın da seni tanımaması. Başarısız olursan, sadece bu bölgeyi değil, hem senin hem de askerlerimizin hayatını riske atmış olacaksın. Bu görev, bizim için de bir dönüm noktası olacak. Kimse, bir şeyin farkında olmayacak, ve unutma bu görevde en ufak bir yanlışın herkesi tehlikeye atacak, yanlışın olmayacak kimliğini deşifre etmeyeceksin sahte kimlik kullanacaksın."
Asena, bir süre sessizce düşündü. Zorluk ne kadar büyük olursa olsun, onu aşabilecek gücü biliyordu. Çünkü o gücün ta kendisiydi.
"Evet, Albayım. Bunu başarabilirim. Ne zaman başlıyoruz?"
Hayri Albay, gözlerindeki güveni takdir ederek gülümsedi. "Sana haber veririz. Bilgiler birazdan elinde olur , her şey hazır. Bu görevde sadece zekân ve gücünle değil, aynı zamanda soğukkanlılığınla da başarılı olman gerekiyor. Hangi aşiret olduğunu bilmiyoruz hem aşireti bulmak hemde yerini bulmak, o kadar kolay olmayacak. Ama sen her zorluğun altından kalkarsın. Bunu biliyorum."
Asena, derin bir nefes aldı ve dosyayı aldıktan sonra, gözleri sabırla ve kararlılıkla parladı. "Hazırım," dedi, soğukkanlı bir tonla.
“Bir diğer konu ise başka bir timle bu göreve katılacaksın kendi timinle konuş izne çıktığını söyle ”
Asena başını tamam anlamında salladı.
Hayri Albay, başını sallayarak onu gönderdi. Asena'nın gidişiyle birlikte, odadaki hava bir anda yoğunlaştı. Bütün askerler, en değerli savaşçılarının yeni göreviyle ne kadar riskli bir mücadeleye gireceğini bilerek gözlerini birbirine çevirdi.
Asena, her adımında soğuk bir güvenle ilerlerken, albay ve komutanlar arkalarından izlediler. Hayri Albay’ın gözlerinde, Asena'ya olan hayranlık ve güvenin en belirgin hali vardı.
"Onunla birlikte bu görevi başarmamak mümkün değil," dedi Hayri Albay, sessizce.
"Kesinlikle," diye ekledi Yarbay Kadir. "Asena, bu tür görevlerin kadın versiyonu değil, bu tür görevler için tek isim var. O da Yüzbaşı Asena Avamir."
"Onun gibi birini kaybetmek, hepimiz için bir kayıp olur. " dedi Binbaşı Tuncay, Asena'nın gücünü ve zekâsını hayranlıkla ifade ederken .
Hepinize iyi okumalar lütfen beğenmeden ve yorum yapmadan geçmeyin 🌸
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |