26. Bölüm

21-Geçmişin izleri

Dolunay
aykrateri

SELAMÜN ALEYKÜMM

Bomba gibi bir bölümle döndüm buraları çok çok çok özledim 💙

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum şimdiden söyleyeyim bu bölümden sonra muhtemelen Ceren'in dertsiz chill okuldan eve günlerini çok özleyeceğiz gibi 🎀

...

21- Geçmişin izleri

Yara almamak için giydiği zırhı taşımaktandı bütün yorgunluğu.

Kulaklarıma dolan ve bütün hücrelerimin gerilimine sebep olan iğrenç sesli alarmımı kapatıp boş boş tavana baktım.

Hadi ama bir pazartesi daha mı...

Damn pazartesi sendromu damn.. (iç ses)

En azından geç kalmamıştım, üstüne bir de erken kalktım bile sayılırdı bence.

Tabi biraz daha boş tavanı seyretmeye devam edersem geç kalmak gibi seçenekler de ortaya çıkacağından,zar zor üstümdeki yorganı atıp doğruldum.

Gözüme hemen fosur fosur uyyan ve 48. rüyasını gören ablam takılınca sinirlendim.

Ne münasebet o yatıyor da ben kalkıyorum!?

Tamam kendine gel Ceren kendine gel.

Sabahları bin katı sinirli olma huyumu cidden aşamıyorum,bir keresinde bize kalmaya gelen anneanem ‘seni alan adama yazık, o sinirle yumurta mı kırarsın tava mı belli değil’ demişti.

Ama ne alaka yani ki?

İşte şimdiden geç kalıyorum diye söylene söyleyene,çattığım kaşlarımı düzeltmeye çalışarak yüzümü yıkarken böyle overthinkliyordum.

Sahi bugün ödev var mıydı ki?

Neyse,varsa da artık benim için yok.

Nefret okul formamı giymeden direk sweat ve kot giyip çantamı aldığım gibi merdivenlerden indim,kontrol olmaz inşallah.

Benim forma giymediğim günler kuşlar mı ispiyonluyor nedir?İlla bi kontrol yapılıyor.

Mutfağa girip hemen dünden hazırladığım sandviçle, smootihe makinesinde süt şeker ve kakao ile yaptığım, kakaolu süt şişesini çantama attım.

Artık annemin GDO bilmem ne dediği sütleri almak yerine nerdeyse aynısını evden yapıp götürüyordum.

Yavaş yavaş ilkbahar geldiği için hava bugün daha güzeldi,bende aval aval etrafıma bakarak yürümeye devam ederken bir taraftan da dünkü mesajları düşünüyordum.

Kuzey.

Gerçekten o karaktersiz çocukla arkadaş olabilir miydi?

Dün kızlarla otururken, Merve’nin guruba attığı videoda,beraber şarkı söylerlerken gitar çalan çocuklardan biri Kuzeydi, videoyu çeken de Alperen..

Ne kadar o olmadığını düşünmek istesem de, o olduğuna emindim.

Tamam da sen niye bu kadar şaşırdın tanımıyoruz etmiyoruz nasıl biri tam bilmiyoruz (iç ses)

Ama öyle deme iç ses..Sadık biri bence, kız arkadaşı varken okuldaki hiçbir kızla iletişime geçmedi bile.O kadar ki onları beraber görmesem bir kız arkadaşı olduğunudan bile bihaberdim.

O zaman ilişkileri uzun zamandır var mı diyorsun, çünkü bu çocuk ben bildim bileli okuldaki kızlara yaklaşmıyor (iç ses)

Ya.. Muhtemelen..Demek ki mahremiyetine falan çok önem veriyor,Baran bile biliyorsa da hiç bahsetmedi.

Ama aklımdaki asıl soru şuydu: ona bunu sormalı mıydım?

Dün geceden beri bunu düşünüp duruyordum,bir tarafım sor içimiz rahatlasın ya da Alperen'in nasıl biri olduğunu anlatalım derken, diğer tarafım saçmalama çocuğa arkadaşını mı kötüleyeceğiz üstelik ne saçma bir soru bu diyordu.

Sonuncu haklı gibi ama (iç ses)

Gerçekten,yani arkadaşının böyle biri olması bile beni ne kadar alakadar eder ki.

Merveye yaptıkları.. (iç ses)

Dün gurupta Kuzeyi tanıdığımdan kimseye bahsetmedim,Onur'un vereceği tepkiden korktum belki de.

Onları tanıştıracaksam bile kesinlikle böyle bir şeyde olmamalıydı.

“Günaydın Ceren.”

Evrenin sesini duyana kadar okula geldiğimi fark etmemiştim bile.

“Günaydın.” Dedim sade bir sesle, aklıma İstanbul gezisinde Kuzeyin söyledikleri gelmişti,fazla yakın davranmam ve yanlış anlaması gibi..

Beraber okul bahçesine girdik ve zamanlamam mükemmel olduğu için herkesin toplandığı saate gelmiştim, bugün İstiklal Marşı okunacaktı.

Bizim şubenin sırasında arkalara bir yerlere geçtim.

Önümde Kübra vardı,kısa bir günaydınlaştıktan sonra müdür de geldi ve arka taraflardan bir fısıltı yükseldi;

“Herkes yüksek sesle okusun,kimse sabah sabah uğraşmak istemiyor!”

Ah tabi... İstiklal Marşı’nı kısık sesle okuduğumuz bazı pazartesiler Alparslan hoca bütün okula zorla sabah koşusu yapıp bahçeyi turlattırırdı.

Lütfen o gün bu gün olmasın.

“Rahat! Hazır ol! İstiklal Marşı için,dikkat!”

İstiklal Marşı’nı bağıra bağıra okurken bir tataftan da koşarsak çantamı kimseye çaktırmadan nasıl bir yere koyabilirim onu düşünüyordum.

Evet ben bağıra bağıra okuyordum ama sabahın köründe kimseden ses çıkmıyordu.

OKUSANIZA LAN (iç ses)

Şimdi kurunun yanında yaş da yanacak...

Tahmin ettiğim gibi, İstiklal Marşı bitince Alparslan hoca o memnun olmamış ifadesini takındı ve cüssesi ile önümüzde durup “Ben en son size ne demiştim?” dedi gür sesiyle.

Sesinin en arkalara kadar ulaştığına emindim.

“Bu, İstiklal Marşı,her zaman yüksek sesle okunacak!” dedi her bir kelimeyi özenle vurgulayarak.

Dedi dediğime bakmayın resmen gür sesiyle bağırdı.

“DOKUZLAR SAĞ TARAFTAN, SIRAYLA, ÜÇ TUR, BAŞLA!”

Bütün dokuz şubeleri sağ taraftan başlayarak bahçeyi turlamaya başladı.

Bu sırada on ikileri aradan almışlardı, bu on ikilere de çok fazla kıyak geçiyorlardı ya!

“TURLARI KISA TUTMA!DİREKTEN İTİBAREN!”

Okul bahçesi o kadar büyüktü ki, yuvarlak her turda küçülüyordu.

“Abi bu ne ya? Şunların hiç sesi çıkmıyor ceza alan gene biziz!” Dedi Baran sıranın ön taraflarından rastgele birilerini kafasıyla işaret ederek.

“Beklemesi de cabası,hep dokuzlardan başlıyorlar on ikiler zaten koşturulmuyor en çok biz kalıyoruz.” Dedi Emre de sitemle.

“Off kesin rüzgar yüzünden saçlarım glossuma yapışacak yaa.” Dedi melis yüzünü buruşturup.

“Sen dua et de o glossun kontrolden geçsin.” Dedi Aylin umursamaz bir tavırla kapıda forma kontrolü yapan Kadriye hocayı kafasıyla işaret ederek.

FORMA KONTROLÜ?

BUGÜN?

HEM DE KADRİYE HOCAYLA!

Kadriye hoca koşusunu bitiren dokuzları kontrol edip içeri alıyordu.

“10. SINIFLAR,SAĞDAN BAŞLA!”

Alparslan hoca gür sesiyle ortalığı inletirken delirmek üzereydim.

Çantamla koşmak zorunda oluşum ve forma kontrolü kaçamayacağım gerçeği örümcek ağlar gibi beni sarmıştı.

“Ne kadar uzun sürüyor,derse geç kalmasak bari.” Dedi Kübra sıkıntıyla.

Üstelik en arkadan görüş açımla gördüğüm kadarıyla ballı turtam henüz gelmemişti.

Eğer gelmiş olsaydı kesinlikle şuan akıl küpü bacımdan yardım alırdım, ayrıca o hiç geç kalmazdı, kötü bir şey mi olmuştu acaba?

Gözlerimle bir kurtarıcı ararken kahramanım Beste hocam geldi.

“Hocam..Çantamı şuraya bıraksam..Size emanet etsem koşu sırası bize geliyor da..Hem ben yüksek sesle okudum!” dedim ümitle ve aynı anda Alparslan hocanın bakışlarıyla karşılaştım.

“11.SINIFLAR SAĞDAN A ŞUBESİNDEN BAŞLA,İKİ TUR!”

“Geç gelmeseydin kızım,çantayla koşacaksın mecbur.” Dedi Alparslan hoca izin verdiğini belli eden şaka yollu bir sesle.

“Aa,ama ben de duydum hocam sesi geliyordu Cerenin o bayağı okudu.” Dedi Beste hocamda sonra da bana döndü:

“Ceren canım sen bana ver çantanı,dersim size zaten bırakırım ben.”

“Ay estağfurullah hocam hiç gerek yok,ben koya-" desem de Beste hoca çoktan sırtımdan çıkardığım çantayı elimden almıştı.

“Hadi iyi koşular sana.” Diye göz kırpıp kapıya yönelirken bizim şube koşmaya başlamıştı.

“Çook teşekkür ederim hocam gerçekten,bu iyiliğinizi hiç unutmayacağım.” Dedim heyecanla ve hızlıca, çünkü koşmaya başlayan düşman E şubesi az kalsın beni ezecekti ve bizimkilere yetişmem lazımdı, ballı turtam da yokken kimse beni düşünmezdi.

“Ee,o kadar derecelerin olmasa kabul etmezdik ama şimdi koş da yetiş yoksa üç tura çıkartırım.” Dedi Alparslan hoca gülerek.

Bir çok öğrenciye sert ve otoriter davransa da, saygılı ve okulda bir çok alanda derecesi olan öğrencilere farklı davrandığı da doğruydu.

Bunlar hep o uyduruk hikayelerimin dereceye girmesi sayesinde!

“HIZLAN 11-E!”

Alparslan hocanın sesiyle 11-E nin hizasında koştuğumu fark edip hızımı arttırdım.

Bizim sınıfa yetiştiğimde nefes nefese kalmıştım.

“Bir daha söz ciğerim çıkana kadar okuyacağım.” Dedi yanımdaki Hilal,o da benim gibi nefes nefese kalmıştı.

“Hay ben böyle işin.” Diyordu önümdeki Emre.

“11-C HIZLAN.” Diyen Alparslan hocanın sesi bahçeyi inletince var gücümle tempomu arttırdım.

Bu sefer önlerdeki Baranlara yetişmiştim.

“Hızlan abisi.” Dedi Baran bir günaydın bile demeden ve hızlıca geçip gitti.

O gidince sağımda Kuzey kaldı.

“Günaydın.” Dedim bir cevap almak umudu ile nefes nefese.

Birileri de cevap verseydi hani.

“Günaydın.” Deyip hızını arttırdı ve Baranın da önüne geçti.

Haydaa.

En azından günaydın dedi bu da bir şeydir.

Biri futbolcu biri basketbolcu seninle aynı tempoda koşmalarını beklemiyordun herhalde? (İç ses)

Ne alaka canım sende,bende hızlı koşabiliyorum gayette.

“Ceren, koşmaktan kafayı mı yedin kuşum kiminle konuşuyorsun?” Dedi geride kalanlardan Melis nefes nefese.

Bir saniye ya onu dışımdan mı söylemişim?

“Hiiç.. Kontrol yapıyor galiba Kadriye hoca, yandık desene!” Dedim hemen konuyu değiştirmek konusunda da uzman olduğumdan.

“Valla onu sen düşün,benim formam var glossum desen koşarken saçlarıma yapıştı zaten..” diyen Melis hızlanmaya çalışıyordu.

Daha forma kontrolünde yalnız kurt olacağım gerçeğini atlatamadan bir de Melis önüme mi geçecekti?

Hayatta izin vermezdim buna.

Bir anda dehşetül vahşet hızlandım ve hızla aldığım soluklar buğazımı adeta delip geçerken Emre’ye yetiştim.

“Lan!Cero?Bu ne hız mübarek,az önce sollamıştım ya seni!” dedi Emre şaşkınlıkla.

Az kalan gücümü nefes almaya harcadığım için ona cevap vermek yerine kafa salladım.

“AFERİM 11-C SON TUR!HADİ BAKALIM!” Alparslan hocanın gür sesi kulağımıza dolarken bahçede bir tek bizim şube kalmıştı.

“Ay ben dayanamayacağım galiba..” diye bir ses firar etti dudaklarımdan.

Saçmalama Ceren rezil etme bizi daha haftanın başından nolur (iç ses)

Tamam be dur dayancam.

Azıcık soluklanmak bedensel sağlığım için iyi olur diyerek sadece iki saniyeliğine duraklamıştım ki kendimi tekrar arkada buldum.

Hem de en arkada!

“Ceren Korkmaz hızlan!” diyen Alparslan hocanın sesiyle utançtan okulu sırtlamak istedim.

Bütün bahçede adımı soyadımı haykırmasına ne gerek vardı ki?Sadece iki saniye soluklanmak bile sıranın en arkasına mâl olmuştu.

Ha bir de okul itibarıma.

Turu tamamlamak üzereyken “Bana yeni bir ciğer borçlusunuz galiba..” diyebildim nefes nefese.

Oysa Kuzey, Baran ve Emre gayette formda görünüyorlardı.

Benim Allah bilir kesin şaftım kaymış başörtüm boyut değiştirmeye karar vermişti.

“Aferim gençler,Kadriye hocanızın oradan sınıfınıza geçebilirsiniz.” Dedi Alparslan hoca gülüşünü gizlemeden.

“Ha,bu arada,bundan sonra yüksek sesle okursunuz dimi?” diye ekledi arkasını dönmeden önce cevabını bile bile.

“Buğazım patlayana kadar okuyacağımdan emin olabilirsiniz hocam,ciğerimin yokluğundansa buğazımı feda ederim...” Dedi Gökhan bizim ‘tabi ki hocamm’ nidalarımız arasında.

Kontrolden geçmek için tekli sıraya girdiğimizde etrafıma bakındım çünkü Tuana hâlâ gelmemişti ve bu normal şartlar altında hiç de normal değildi.

Ki şartlar da hiç normal değildi.

“Cerenciğim?”

“H-hocam..”

Önümdeki Melis bana göz kırıpıp Kadriye hocanın önünden kontrolden geçmiş ve sıra bana gelmişti.

“Cerencim üstündeki okulumuzun sweatshirtüne benzemiyor sanki?”

“Ee..Eşofman giymedim hocam bakın kot..” Dedim siyah baggy jeansımı işaret ederek.

“Bu sweatshirt okulumuzunki değil dimi canım?”

Kadriye hocanın bu sahte sevgi sözcüklerine karşılık sadece susup kenara geçtim ve hocanın sınıfın geri kalanını kontrol etmesini izledim.

ŞAKA GİBİ KOSKOCA OKULDA TEK FİRE VEREN BENDİM.

Herkesi mutlulukla yolcu eden Kadriye hoca yanıma gelip kolunu omzuma attı ve samimiyetle “Biliyor musun Ceren tam da yardıma ihtiyaç varken senin gönüllülüğün içime su serpti.” Derken beni giriş kattaki küçük kontrol odalarından birine götürüyordu.

Kadriye hoca normalde bana dokunmasına izin verdiğim insanlar listesinde değildi ama şuan formam olmadığı için mecburen kendisini listeye katmak zorunda kalmıştım.

Üstelik formam olmadığı için beni gönüllü yapmıştı, gönül bu işin tam olarak neresinde emin değilim,ama ilk ders canım Beste hocamındı ve ikisi hiç uyumlu değiller.

“Bir kaç ufak yardımın gerekiyor.” Dedi Kadriye hoca odaya geldiğimizde kapıyı açıp içerideki kocaman orta sehpanın üzerine dizili bir tomar kağıdı eliyle göstererek.

Şaka yapıyordu değil mi?

Bu gece uyumamışaam bu gece tılılıyy cereenn (iç ses)

“Ama şimdi değil canım,şu son bir kaç belgeyi halledeyim ikinci ders seni almaya gelirim.Hadi şimdi koş derse yetiş Cerencim.” Diyen Kadriye hoca beni dışarı çıkartıp kapıyı kapattı.

“Peki hocam.” Deyip favori hocamın dersine yetişmek için merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya başladım.

Tuana bugün neden gelmedi?

En mühim soru buydu.

Tuana çok çok nadir geç gelirdi, büyük bir sıkıntı çıkmadıkça kesinlikle gecikmezdi ve bu daha fazla endişelenmeme sebep oluyordu.

Sınıfın önüne geldiğimde kapıyı çalıp içeri girdim;

“Hocam kusura bakmayın törenden sonra Kadriye hoca çağırmıştı da.”

Teknik olarak çağırdı denilemezdi bana el koymuştu beni alıkoymuştu ama sebebi malûm,salak Ceren'in forma giymeyeceği tutmuştu.

Hayır madem giymiyorsun,bari tam giyme! Ne bileyim abi yani bari boşuna baggy jeans giyme eşofman giy rahat et.

“Tamam canım sorun değil yerine geçebilirsin.” Diyen nazik Beste hocamın sesini duyar duymaz bakışlarımı yerden çekip sırama yönelttim ve içime su serpildi çünkü Tuana gelmişti.

Yüzümde gizleyemediğim kocaman sırıtışla sırama otururken gözlerimle Tuanayı darlıyordum.

Ama bugün bir değişiklik vardı.

Tuana kapatıcı sürmüş çok hafif, yalnızca benim farkedebileceğim kadar çok hafif bir makyaj yapmıştı.

Bu bir şeylerin yoluna gitmediğinin işaretiydi.

Kaşlarım çatılırken Beste hocanın sırama bıraktığı çantamdan hemen bir kağıt çıkarıp üzerine “Günayydınn, nasılsınn?” diye bir şeyler karalayıp hemen yana doğru kaydırdım.

Beste hoca da bu sırada yoklama alıyordu adımı duyunca hemen “burda” dedim önüme bir kağıt ittirilirken.

“İyiyim Cerr sen nasılsın Kadriye hoca gene ne planlıyor?”

Okuduğum kağıt beni asla memnun etmezken hemen arkasına emin olup olmadığını yazıyordum ki “Gençler size önemli bir şey söylemem lazım.” Diyen Beste hocanın sesiyle duraksadım.

Kafamı kağıttan kaldırınca Beste hocanın gerginliğinin eline yansıdığını fark ettim.

Parmağını ovuşturuyordu.

Alyans olan parmağını.

Gözlerim hocanın alyansına kitlenirken hoca ellerini masasının altına sakladı ve “Bu nasıl söylenir bilmiyorum ama..” dedi mahcubiyetle.

Hayırrrr..

Yani evet de..

Biz Melisle daha Serkan hocayla Beste hocayı birleştirme planları yaparken..

Ah...

Dayanabilirsen dayan Serkan Cabbar.. (iç ses)

Lan sus.

Kötü oldum..

Belki de yanlış görmüştüm...

“Yok bu böyle olmayacak ya.” Diyen Beste hocaya kitlenmiş gözümüzü kırpmadan bakıyorduk sınıfça.

Bir anda Beste hoca stresle başını iki elinin arasına alınca alyansı ortaya çıktı ve bütün sınıftan şaşkınlık nidaları yükselirken ben de yanılmadığımı anlamış oldum.

Evleniyordu.

Vay be...

“Hocam...Siz..?” diye bir kaç ses çıktı,kimse dile getirmeye cesaret edemiyordu.

Ablasını paylaşamayan çocuklar gibiydik.

“Bir dakikaya geleceğim.” Diye hızla ayaklanan Beste hoca sınıftan çıktığında önce herkes sus pus oldu, olayları sindirmeye çalışıyorduk.

Sonra Melis bir anda bana doğru kalem fırlatıp “Gördü mü Ceren kuşum bizi planlar boşa çıktı!” Dedi ağlamaklı bir sesle.

“Nasip değilmiş be Melismisim..” dedim bende hüzünle.

“Ben anlamadım abi şimdi bizim biricik bekar Beste hoca evleniyor mu yani?” dedi Emre hayretle.

“Alyans yiğenim doğdu demek olmadığına göre salak!” dedi Baran sinirle.

“Hem de biz Serkan hocayla ship planları kurarken...”

“Shtt ayak sesleri duydum susun!” Diyen Aylini duyunca hepimiz sus pus olduk ve sınıf kapısı açıldı.

Beste hoca girdi.

Arkasından da görüş alanıma bir çift spor ayakkabı girdi.

Serkan Hocanın ayakkabıları.

Ben şuan da hiçbir şeyi anlamlandıramıyorum iç ses bari sen bir şey de.

Ne yalan söyleyeyim ben de hiçbir halt anlamadım (iç ses)

Serkan hoca iki adımda Beste hocanın yanına geçti ve Beste hoca bakışlarını yerden kaldırdı.

Sonra ikisi birden ellerini göğüs hizasında kaldırdılar ve parmaklarını gösterip “Biz evleniyoruz gençler.” Dediler.

“NEEEEE!”

Aynı anda sınıftan sevinç, şaşkınlık, coşku, ıslıklar, çığlıklar her türlü gürültü çıkıyordu.

“Gençler sessiz olun, diğer sınıflar derste..” dedi Beste hoca mahcubiyetle.

“BİLİYORDUM CEREN BİLİYORDUM!” Diyen Melisle heyecanla birbirimize sarıldık.

Tabi ki aldığımız uyarılarla hemen herkes yerine geçti ve sessizleşti.

Allah’ım ben şuan duyduklarıma inanmıyorum..

“Yani hocam siz şimdi...Sahiden...” Diyen Hilal yanlış bir şey söylemekten korkar gibiydi, cümlesini tamamlayamadı.

“Şimdi şöyle gençler..” Diyen Serkan hoca Beste hocanın utanıp duygulandığını fark edip lafı devralmış gözüküyordu.

“Biz uzun bir süre önce nişanlandık ancak okulda duyulsun istemediğimizden yüzüklerimizi burada takmadık.”

Derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti Serkan hoca “ Düğün tarihi yaklaşınca Beste hocanız ben bunu sınıfımdan saklayamam dedi ve işte sonuç.”

“Hayırlı olsun hocam heyecandan ve mutluluktan bir şey diyemedik kusura bakmayın.” Dedim hemen,arkamdan da bir sürü tebrik geldi.

“Düğün tarihimiz çok yakın ve aile arasında olsun istedik,okuldaki meslektaşlarımız ve öğrenciler için ayriyeten küçük bir kutlama da yapmayı düşünüyoruz ama Beste hocanız size çok değer verdiği için sizin de sadece bu şube olarak aile arası düğüne gelmenizi istedi.Malum sınıf öğretmeni olmak kolay değil.” Dedi Serkan hoca gülerek,onun bir sınıfı yoktu.

Beste hocanın gülücükleri ve bizim teşekkür dolu sevinç çığlıklarımız birbirine karıştı.

Allah’ım, evleniyorlardı!

İkisi beraber!

Üstelik düğünlerine davetliydik!

...

“Düşünsene ya,biz o kadar çabalarken arka planda nişanlılarmış!”

Neşe ve şaşkınlık nidalarıyla dolu güzel bir dersten sonra ilk teneffüste bir gözüm kapıda Kadriye hocayı beklerken bir taraftan da Melis'i dinliyordum.

“En azından boşa gitmedi kızım!”

Melis teneffüste direk sıramıza geldiği için Tuana ile konuşma fırsatı bulamamıştım, derste zaten çok hızlı geçmişti ve hepimiz mutluluktan ne yapacağımızı şaşırmıştık.

Resmen bizi düğünlerine davet etmişlerdi!

“Neyse ya,bu bilgiyi okuldan gizlemek benim için çok zor olacak ama yapabilirim.” Diyen Melis gülerek yanımızdan ayrılınca bende gözlerimi kapıdan çekip Tuana'ya dönüyordum ki bir ses duydum.

“Ceren Korkmaz,buraya gelir misin canım?”

Bu rezalet sınıfımıza girmeye tenezzül bile etmeyen Kadriye hocaydı.

Oflamamı içine gömerek “Geliyorum hocam.” Deyip Tuana'ya bir baş selamı verdim ve hocanın yanına gittim.

“Şanslısın çünkü sana yardıma gelecek öğrenciler çıktı.” Dedi Kadriye hoca merdivene doğru yürüdüğümüzde.

Hayır hayır hayır yaa.

Ben tek başıma idare ederdim..

Allah bilir hangi sınıftan hangi konuşan öğrencileri seçmişti hoca.

“11 B’ den iki arkadaşın dersin en önemli yerinde konuştular.” Dediğinde bir nebze mutlu olmuştum.

En azından 11-E değildi.

“Ve 11-E’den gönüllü bir arkadaş..” dediğinde yerin dibine batmak istedim.

O formayı giyseysin ne olurdu sanki salak Ceren!

Alt kata indiğimizde beni az önceki kontrol odasına getirdi ve kapıyı açtığında 11-B’den Evreni,solundaki Nisa ile beraber masaya doğru olan deri koltuklarda otururken buldum.

Allah’ım...

11-B’dekiler Evren ve Nisa mıydı yani..

“Hadi canım sen otur arkadaşlarının yanına,ben 11-E’deki arkadaşınızı da alıp geleyim.” Diyen Kadriye hoca beni adeta odanın içine iterken arkasından hızlıca kapıyı kapatıp çıktı.

İçimden Nisa olduğu için şükrederken ikisinin karşısındaki iki kişilik deri koltuğa oturdum ve derin bir nefes alıp “Günaydın.” Dedim.

Yani gün ayalı çok olmuştu ama olsun.

“Sana da günaydın.” Dedi ikisi de aynı anda.

Tuhaf bir sessizlik çökünce “Gönüllü falan mı oldunuz?” Dedim bıkkınlıkla.

“Ne gönüllüsü abi ya,derste iki dakika konuşunca gözüne kestirdi bizi!” Dedi Evren sinirle.

“Bu gerizekalı yüzünden!” diye karşılık verdi Nisa da.

“Ne oldu ki?” Dedim beni gram ilgilendirmemesine rağmen arkama yaslanırken.

“Sizin sınıftan çığlıklar falan gelince bu ne ya her ders ayrı bir eğleniyor bunlar dedim,Nisa da hemen kapa çeneni hoca duyacak dedi ve sonuç.”

“Senin için boş yere kendimi yaktım!” Dedi Nisa sinirle,ama pişman olmuş gibi de gözükmüyordu.

“Bu ilk değil yalnız, sınıf başkanı olmak böyle bir şey olsa gerek.” Diyip güldü Evren.

Bir dakika ya?

Bu ikisinin arasında bir şey mi vardı yoksa?

Yok artık!

Yoktur herhalde dimi ne alaka ki yani?

Amaan banane,neyse ne !!

Sende bu aralar milletin ilişkilerine taktın ha (iç ses)

Ne alaka bir kere be-

“Bu hep böyle Ceren, sınıftan kim konuşsa susturmak için atlar sonra kendi de yanar.” Diyen Evrenin sesiyle kendime geldim ve yalancıktan bende güldüm.

“Bu arada,sahiden derste sizin sınıftan o kadar çığlık niye geliyordu?Noldu ki?” Diye devam edince gözlerimle desenlerinde gezebileceğim bir halı aradım ama yerdeki fayans çizgileri tek seçeneğimdi.

“Her zamanki halimiz ya.” Diye bir şeyler geveledim yalan söylememek için uğraşırken.

Tam o anda Kadriye hoca yanında 11-E’den etrafa gülücükler saçan öğrencisi ile kapıyı açınca içimden şükrettim.

“Beril arkadaşınız gönüllü oldu,herkes ne yapacağını biliyor,unutanlara da unutmayanlar anlatsın,en az bir derse biter diye umuyorum.” Diyen Kadriye hoca elini Beril'in omzundan çekip onu hafifçe odanın içine doğru ittirdi

Bende hızlıca oturduğum iki kişilik deri koltukta yana kayıp Nisa’nın karşısına denk gelen yere oturdum.

Nasıl hesaba katamamıştım! Keşke yanımda Beril yerine Nisa olsaydı hatta Evrene bile razıydım.

Kadriye hoca kapıyı kapatıp çıkar çıkmaz Beril yüzündeki sırıtış maskesini düşürdü ve bize tepeden bakarak koltuğun en ucuna doğru oturdu.

Ay sanki çok meraklıydım senle aynı havayı solumaya!

“Ben gelmeden önce sen de her zamanki gibi kendi sınıfını övüyordun galiba şekerim, gerçi siz seversiniz kendinizi övmeyi değil mi? Benim bildiğim 11-C böyledir.” Dedi iğrenç derece yapmacık bir şekilde ve gülerek Beril.

“Yok canım,o konuda sizin şubeyle yarışamayız.” Dedim bende iğneleyici bir şekilde gülerek.

Bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti, gözlerini önümüzdeki kağıtlara çevirdi.

“Bireysel çalışma olacağı için şanslıyız,herkes ne yapacağını biliyorsa başlayalım.” Dedim elime önümdeki bir tomar kağıdı alırken.

Evren ve Nisa başını sallarken Beril cevap vermeye bile tenezzül etmeden kağıtlarını aldı.

Ya sabır,ya sabır...

Kağıtlara göz atmaya başladım birinci sayfadan ikiyüze kadar bendeydi, muhtemelen gerisi de diğerlerindeydi.

Sağımdaki kaşeyi elime alıp sayfa sayılarını kontrol ederek,işaretlenen yerlere basmaya başladım.

Bazı yerler biraz yamuk oldu ama olsun hangimiz yamuk değiliz ki zaten?

“Ne kadar sesli çalışıyorsun öyle?”

Duyduğum bu cırtlak sesin nereden geldiğini tahmin etmek çok da zor değildi.

Ben solumdaki Beril’e dönüp “Pardon?” Derken Nisa ve Evren işlerinden kafalarını kaldırmış bakıyorlardı.

“Deminden beri sanki kaşeyi masaya basmak ister gibi sert sert gürültü yapıyorsun Cerencim,eşyalara karşı biraz daha kibar olmalısın.” Dedi az önceden beri yalnızca iki kağıda kaşe basabilen Beril.

Ağzıma gelen bütün kötü sözleri yutup “Hızlı yaptığım için sana öyle gelmiş olabilir,naziklik anlayışımız pek uyuşmuyor sanırım Berilciğim.” Dedim yapmaktan nefret ettiğim yapmacık gülümsemem ile.

“Ben gürültü falan duymadım.” Diye destek çıktı Nisa.

“Pek işine odaklanamadın galiba Beril, küçük seslere bu kadar takıldığında göre.” Diyen Evrenin sesiyle sırıtmamak için kendimi zor tutarken ikisine de bakışlarımla teşekkür edip tekrar kağıtlarıma döndüm.

Bir daha forma giymezsem adım da Ceren olsun iç ses!

Zaten Cerensin ya salak (iç ses)

Tamam işte,kesin unutur gene giyerim.

Sayfalara göz attım 33’e kadar gelmiştim, teneffüste mi mola versem 100’e geldiğimde yoksa ders arasında mı gitsem niye düşünüyordum ki Kadriye hoca pat diye baskın yaptı.

Az önce bana laf eden Beril bir anda tıkır tıkır kaşe basmaya başladı.

“Helal olsun size gençler, hızlı çıktınız.” Dedi Kadriye hoca göz ucuyla kağıtları kontrol ederken.

“Gönüllü olmak böyle bir şey işte hocam.” Dedi ortamdaki tek gönüllü Beril hala kaşe basmaya devam ederken,oysa hepimiz Kadriye hoca geldiğinde durmuştuk.

Beril muhtemelen az yaptığını gizleme çabasındaydı ama şahin gözlü ve asla lafını esirgemeyen Kadriye hoca bu gereksiz çabasını fark edip “Gönüllü olman çok güzel Berilciğim ancak pek gönlün var gibi durmuyor, diğer arkadaşların senden iki kat daha fazla yapmış.” Dedi hafif kinayeli bir şekilde.

Hızlı hızlı kaşe basan Beril'in eli bir anda durdu ve yüzünde zoraki gülümseme ile “Kutucukları taşırmamak için özenli yapıyorum da hocam, biraz yavaşlamış olabilirim,yoksa gönlüm var yani gayet istekli yapıyorum.” Dediğinde insan içinde olmasam ağzım bir karış açık kalırdı.

Ben sessizce Evren ve Nisa ile bakışırken Kadriye hoca kafasını sallayıp “Hm hm” gibi bir şeyler mırıldandı.

"Kolay gelsin size gençler ikişer ikişer mola verebilirsiniz.” Diyen Kadriye hoca kapıya yöneldi.

Harika.

Evrenle Nisa molaya çıksın ve ben de burada Berille alayım.

Efsane plan ya!

“Peki ne zaman ve kim kimle mola verelim hocam?” Dedi kimsenin onu istememesinden korkuyormuş gibi Beril.

Kadriye hoca gözlerini kısıp bize baktı ve "Evrenle Ceren yorulmuş gibi gözüküyor." Deyip çıktı.

Yani?

"Ben molaya çıkıyorum." Diyen Evren ayaklanıp Kadriye hocanın arkasından çıkıyordu ki "Bende geliyorum." Diye kalktım hemen.

Üzgünüm Nisa..

Kantine doğru giden Evrenin arkasından sabah kahvesi için ona yetiştiğimde "Teşekkürler." Dedim kurtulmamızda payı olduğu için,sadece kafasını salladı.

Kantine geldiğimizde gidip kendime kocaman bir ayılma,sakin kalma kahvesi aldım.

Teneffüs olmadığı için burası çok sakindi,bende Evren'in çaprazında bir yerlere oturduğumda sessizlik içinde kahve bardağımı döndürürken "Nisa'ya üzüldüm." Dedim.

Kafasını çevirip "Bende ama birinin kalması gerekiyordu." Dedi sakince.

Tekrar ettiğimi unutarak "Teşekkürler." Dedim minnettarlıkla.

Yani ne için teşekkür ediyorsan salak (iç ses)

Sen ne anlarsın be kaba ayı!

Yerinden doğrulurken"Bir şey yapmadım ki,o an molaya çıkmasam tartışma çıkacaktı." Dedi kahvesinden bir yudum alıp.

Kafamı salladıktan sonra "11-E'deki herkes niye gönüllü oluyor ki?" Diye sordum merakla yerdeki fayans çizgilerini incelerken.

Biraz düşünüp"Yani, göze girmeyi seviyorlar." Dedi omuz silkerek.

"İki saatte on sayfa yaparak göze girmeyi." Dememle hafifçe güldü.

Kahvemden sayısızca yudum aldığım uzun bir sessizlik olduktan sonra ancak konuşabildi.

Neden normalde konuşurken bugün bu kadar sessizdi ki?

Aman bize ne be,kendi derdimiz bitti de milletinkine bakar olduk (iç ses)

"Biliyor musun sizin sınıfa nakil aldırmayı çok düşündüm."

"Ha?"

Önüne doğru eğilirken"Sözel okumak yerine, eşit ağırlığı seçmeyi." Deyip uzun uzun fayanslara baktı.

Modeli hoşuna gitmişti herhalde.

Aldığı nefesi bırakıp "Ama sonra vazgeçtim." Dedi yorgunluk sezdiğim sesiyle.

Kafamı kaldırıp"Neden?" Diye sordum bir anda,sonra da pişman oldum.

Belki çocuk sayısal yapamıyordu!

Küçük bir sessizlikten sonra "Ben sizin sınıfa ait değilim ki." Dedi sessizce.

Cümlesi o kadar içten o kadar buruktu ki..

Nedense içimde küçük merhamet tohumları filizlendi.

Gülümsemeye çalışarak "Ama..Niye böyle düşündün ki..?" Dedim bende salak gibi.

Burnundan gülüp "İkimizde biliyoruz bence." Dedi.

Ben aklıma gelen bir kaç seçeneği elerken "Sizin sınıfı hep sevmiştim." Diye devam etti sessizce.

"Ama hiçbir zaman ait olamadım."

Cümleleri içimi ezip geçmişti adeta.

Baran,Kuzey... Belki bir kaç kişi daha..

Evren'e karşı hep mesafeli ve önyargılılardı,oysa Evren hep bizim sınıfa gelmek istemişti.

Ceren kendine gelsene,ne bu duygusallık? (İç ses)

Hakikaten.. Bir an şey ettim..Kına beni ses çabuk.

Yazık yazık ckckckckck (iç ses)

Evren'in sessizliği zil sesine karıştığında kaçamak bir bakış atıp "Dönecek miyiz?" Diye sordum.

Bana kalırsa hiç dönmesem olurdu,o gıcık Beril'in sıfatını göreceğime on saat kantinde otururudum daha iyi.

"Zil çalınca dönmemiz gerektiği söylenmedi,ben bir kahve daha alacağım,istersen sen dön." Dedi Evren elindeki kahve bardağından son yudumlarını alırken.

Bugün bir efkar çökmüş bu çocuğa ne hikmetse.

"Yok,bende bir şeyler atıştırırım." Dedim bardağımla oynarken ve gözlerimi kantinde gezdirirken tanıdık bir kaç sima gördüm.

Arkası dönük Kuzey ve kaşlarını çatmış bana bakan Baran.

Benimde kaşlarım hafifçe çatılırken Baran'a bakmadan "Ben gidiyorum, işlere çabuk devam edeyim de bitsin." Dedim yerimden kalkıp elimdeki buruşturulmuş karton bardağı çöpe atarken.

Baran'ın bakışlarını üzerimde hissetsem de o tarafa yönelmeden arkamı döndüm.

Baran hem Evren'den uzak durmamı istiyor, hem de sebebini söylemiyorken Evren'in kendi hakkında söyledikleri düşünmeme sebep olmuştu.

Baran'a güvenim sonsuzdu.

Baran birine güvenmiyorsa haklı sebepleri olduğuna emindim.

Baran biriyle konuşmamı istemiyorsa benim iyiliğim için olduğuna emindim.

Gene de biraz garip hissediyordum işte.

Kimseye selam vermeden görev yaptığımız kontrol odasına giden uzun ve dar koridora geri döndüm.

Kontrol odasının önüne geldiğimde kapıyı açmadan önce uzun uzun kendime sakin olmam gerektiğini hatırlatıp derin bir nefes aldım.

Kapıyı açıp içeri girmemle Nisa'nın sert bakışları yumuşayarak minnet dolu bir ifadeyle bana döndü ve "Çok şükür." Dedi gülümseyerek.

Kantinde çok oyalanmasak bile Beril ile tek kaldığı her dakika onu yormuş olmalıydı.

Bakışlarım sertliğini korurken Beril'e bakmadan "Sen git istersen,Evren hala kantinde." Dedim sessizce yerime geçerken.

Elindeki kağıtları bırakırken heyecanla "Emin misin?" Diye sordu Nisa bana doğru.

Sessizce "Eminim." Dedim elime kaşeyi alırken,Nisa da ayaklanıp kağıtları masaya koydu ve "İyi çalışmalar." Deyip çıktı.

O çıkar çıkmaz kinayeli kinayeli "Bu Evren Bey de yarın dönecek herhalde,hayır gönüllü olan o sanki çocuktaki rahatlığa bak." Dedi bakışları üzerimdeyken.

Beril, şuan seninle uğraşmak istemiyorum.

Sert bir ifadeyle "Beril, insanların işine burnunu sokmaktan kendi işlerini ihmal ediyorsun farkında mısın?" Dedim bakışlarımı önündeki kağıtlara delip geçecekmiş gibi dikerken.

"Evren ne zaman döneceğini biliyor ve bu seni ilgilendirmez.Keşke bizim ne yaptığımızı önemsediğin kadar önündeki işi de önemsesen ya." Diye ekledim.

Sessizce yutkunup ters bir bakış atarak önündeki kağıtlarına döndüğünde bende tekrar kaşe basmaya devam edebildim.

Kaşeyi bastığım her kutucuk geçmişimden bir anıyı canlandırıyordu sanki.

Kafamı sağa sola sallayıp unutmaya çalıştığım anıların tekrar gün yüzüne çıkmasını engelledim.

İki gecedir gördüğüm kabuslardan sonra ne kadar olursa işte...

Çok geçmeden kapı açıldı ve yüzünde sabit bir ifadeyle içeri giren Evren "Molaya çıkabilirsin, sıra sende." Dedi Beril'e aynı sesle yerine geçerken.

"Sana soran yoktu!" Diye bir şeyler mırıldanan Beril ayaklanıp çıktığında Evren ona cevap vermeye tenezzül bile etmedi.

Ben de kaşe basmaya ara verip kafamı kaldırdım ve tam da Evren'e bugün ne kadar sessiz olduğunu söyleyecekken kapı açıldı.

Nisa'dır diye düşünürken gördüğüm yüzle şaşkınlıkla gözlerim açıldı.

"Emre?" Diyen sesim zil sesine karışırken "Ne bekliyordun Ceroo?" Diyen Emre yedek sandalye çekip neşeyle kenara oturdu.

Ben ona kaş göz yaparken Evren de kafasını kaldırıp Emre'ye baktı ve ikisi selamlaştılar.

En azından Emre ona karşı biraz daha ılımlıydı.

Ben Emre ile konuşma fırsatı ararken Evren ayaklanıp "Su almayı unuttum,istiyor musunuz?" Dedi.

Şuan sudan daha çok merak ettiğim şeyler olduğundan belli belirsiz kafamı salladım.

Emre de istemediğini söyleyince Evren kantine doğru gitmek için odadan çıkar çıkmaz "EMRE?" Dedim hemen merakla.

"Ne Emre?Gelemez miyim buraya?" Dedi rahat rahat.

Gözlerimi kısıp "Emre!" Dememle "Tamam tamam! Bekle iki soluklanayım." Dedi ellerini havaya kaldırarak.

"Gönüllü olacak bir tip değilsin,Baran mı bir şey dedi?" Dedim meraklı gözlerle.

"Ayıp oluyor ama tip mip..Ha şaşıracaksın ama gönüllü olarak geldim Cero hanım."

"YA EMRE!"

"Tamam tamam, şaka bir yana.. Baran biraz sinirlenmiş olabilir."

"Niye?"

"Herhalde ikiniz Evrenle aynı anda molaya çıkmışsınız."

"Ee? Tek değildik kantinde oturduk sadece."

"Baran da senin onunla aynı yerde tek kalacağını öğrenince delirdi."

"Ya."

Emre'nin cümlesinin içimi ezip geçtiğini hissettim.

Tekrar o gün yaşanmış tekrar Baran gelmiş gibi..

Baran, sevgiye öyle muhtaç olduğum bir anda girmişti ki hayatıma.

Sevgiye muhtaç olduğu için kendinden nefret eden o kıza kırmadan sevmeyi öğretmişti.

"Buraya gelecekti zor zapt ettim.Niye bu kadar sinirlendi anlamadım ama eh sonuç olarak ben geldim, yalnız iftira istemem Baran için gelmedim! Ben buraya cidden senin için geldim." Deyip cümlesinin sonlarına doğru güldü.

Emre..

Keşke süt kardeşim olsaydın.

Emre Evrenle yalnız kalmak istemediğimi bildiği için gelmişti.

Ama Baran?

Neden bu kadar büyük bir tepki vermişti?

Üstelik tepkisi içimi sıcacık yaparken.

"Ya Allah sizi! Sağol valla ya, kağıtlar çoktu zaten." Dedim gülerek,ama gözlerimle teşekkür ediyordum.

"Yani...Uydurmamı yemen güzel..Ama maalesef ders önce Kadirye'ye sonra Hikmet Hocayaydı.Yaaani kaçmak için mükemmel bahaneler,ha bide Baran için." Dese de ikimiz de sebebini biliyorduk

"Fırsatçı pisliksin!" Dedim gülerek

"Belki biraz ucundan." Deyip güldü ve eline önümdeki kağıtların yarısını alıp"Kadirye hoca dediydi bir şeyler,sana yardım edeyim de boşver öbürleri çalışsın."

"Allah razı olsun kardeşim ya, kaşe basıyoruz al." Dedim fazladan kaşeyi önüne koyarken.

Evren gelmeden aklımdaki soruyu sormam lazımdı ama öyle laps diye de soramazdım ki.

Baran..

Neden Evren ile konuşmamı dahi istemiyor ve bu kadar sinirleniyordu?

En son onu ne kadar gözü dönmüş gördüğüm günü hatırladım.

O günü.

Emre sessizleşip kaşe basmayı denerken bir anda "Emre?" Dedim sessizce.

Ses tonumdan bir şeyler sezmiş gibi ciddileşerek "Hm?" Dedi kafasını kaldırıp.

Hayır Ceren laps diye soramazsın.

Hayır Ceren..

Hayır...

"Emre...Evren.." Deyip sustum,soramazdım bunu öylece soramazdım.

Emre Baran ile aramızda olan hiçbir şeyi bilmiyorken, geçmişimden bihaberken..

Bunu soramazdım.

"Ne olmuş Evren'e?" Dedi şüpheyle kafasını kaldırıp.

Salak Ceren.

Ne diyeceğiz şimdi?

"Bir şey olmadı ya."

"Ceren?"

Emre bana Ceren diyorsa bir şeyler yolunda gitmiyor demekti.

"Şey..Yani niye böyle dedi sence?" Diye bir şeyler geveledim hızlıca.

"Baran işte bu,belli olmaz gene takılmıştır bir şeye." Dedi Emre beni rahatlatmak adına.

"Erez falan yok muydu?Hani konuşursa kafası dağılır falan." Dedim

Ona Kuzey değil Erez demiştim.

"Bilmem, konuşuyorlardı sanırım ama Baran pek bir şey demedi."

Baran pek bir şey demedi.

Sana söz veriyorum kimseye anlatmayacağım abisi.

Sonsuza dek aramızda kalacak.

Kafamı sağa sola salladım,kendime gelmeliydim,neyseki Evren elindeki su şişeleri ve arkasında Nisa ile içeri girdi de rahatladım.

"Aa? Emre?" Dedi içeri giren Nisa şaşırarak yerine oturuken.

"Duydum ki işiniz uzunmuş,bu garibanlara yardıma geleyim dedim." Dedi gülerek Emre.

Kapıya kaçamak bir bakış atarak Emre'ye dönüp "Bu arada söylemeyi unuttum ama Beril de gönüllü." Dememle gözlerinin hüzünle kapanması ve "ABİ HAYIR YAA..." Demesi bir oldu.

Evren ve Nisa gülerek işlerine döndüler,ben de göz ucuyla herkese bakarken hala Emre'nin neden geldiğini düşünüyordum.

Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.

Emindim.

Ama konunun Evrenle ilgili olmadığını hissediyordum.

Sanırım fazla düşünmeyi abarttın Ceren (iç ses)

Belki de haklısın..

"İnşallah bir on saat kantinde durur." Dedi Emre sıkıntıyla nefes verip.

İsim kullanmasa da hepimiz kimden bahsettiğini biliyorduk.

"Keşke.." Dedi Evren de kaşesini basarken.

Elimde çok da bir şey kalmamıştı aslında,üstelik aklım hala sabah gözaltılarına kapatıcı süren Tuanadaydı.

Normalde çoktan yanıma gelip uğrardı ama bugün bir şeyler olduğunu sezdiğimi tahmin ediyordu muhtemelen.

Soracağımı bildiği için yanıma gelmemişti.

Bana anlatmak istemediği bir şeyler vardı.

Kadirye hocayı en kısa zamanda kara listeme eklemeliydim bugün onun yüzünde başıma gelmeyen kalmamıştı.

"Ooo Ceren hanım işlerini yetiştiremeyince arkadaşını desteğe mi çağırdın?" Diyen cırtlak sesle derin bir nefes aldım.

Kapıyı kapatan Beril yerine geçerken "Ah ne yazık ki ben kimseyi çağırmadım ama koskoca okuldaki tek gönüllü sen değilsin ya? Senin pek gönüllü olmadığını anlayan Kadriye hoca bitiremezsin diye destek göndermiş demek ki.." Dedim gülümseyerek.

"Sana ne oluyor sanki sen gönüllüsün!" Dedi suratı asılırken.

"Sana da merhaba Beril, gerçi sen laf sokmak dışında pek konuşmuyorsun değil mi? Ne üzücü ki Kadriye hoca senin laf yetiştirmekten pek iş yapmadığını anlamış ve ben gönüllü olunca seve seve gönderdi.Ama yanlış anlamanı hiç istemem ben gerçekten gönüllü oldum, senin aksine." Dedi Emre üzerine basa basa.

Bozulan Beril sessizce işine devam ederken Emre bana doğru sırıttı.

Küçükken de hep böyle yapardı.

Biz futbol oynarken bir keresinde çocuklardan biri bana çelme takmıştı.

Emre o çocukla kavga etmişti,o kısmı çok detaylı hatırlamıyorum ama tek hatırladığım yanıma geldiğinde bugün hiç değişmeyen o sırıtmasını yapıp "Merak etme ona haddini bildirdim Cero'ya yaklaşan bedelini öder." Demişti.

Ah Emre..

Babamların düşman kesilmesi yüzünden ortaokulda yollarımız ayrılmıştı ama lisede tekrar kesişmişti.

Eğer öyle olmasaydı ve aynı ortaokula gitseydik ona da yapardı belki öyle...

Ona haddini bildirirdim.

Sessizce gülümsedim ve son kalan kağıtlarıma kaşe basmaya devam ettim.

"Turnuvalar yaklaşıyor." Dedi Beril en keskin sesiyle bize yetişmek için kutucuklardan taşan kaşeler basarken ve ekledi "Yenilmeye hazır olun."

"Kazanacağınızı düşünmen çok tatlı Beril ama ne yazık ki sen daha önündeki kağıtlarda bile bizden geridesin."

Tam da gözlerimin içine bakıp "Yerinde olsam o kadar emin olmazdım...Malum her şey bizim elimizde değildir öyle değil mi?" Dediğinde istemsizce gelen yutkunmamı engelledim.

Her şey bizim elimizde değildir öyle değil mi?

Bugün bu kadar hassas olmamın sebebi muhtemelen son iki gecedir gördüğüm kabuslardı.

Hayır Ceren.

Kabuslarının seni o iğrenç günlere götürmesine izin verme.

Beril'in söylediklerinin hiçbir önemi yoktu, yalnızca ben geçmişimle bağlantı kurabilecek her şeye karşı hassastım bugün.

Son kağıdımı da toparlayıp masaya kaşeye koydum ve "Burada kalıp seninle turnuva olasılıkları hakkında konuşmak isterdim ama üzgünüm, sanırım gönüllü olan birinden daha hızlıyım ve gitmem gerek." Dedim yerimden kalkarken.

Beril bir şey söylemezken Evren ve Nisa'ya başımla selam verip kapıya yöneldim.İşini bitiren Emre de arkamdan gelirdi zaten.

Kapıyı kapatıp koridora çıktım ve bir kaç adım sonra Baran ile karşılaştım.

Bana baktığında gözlerinde tuhaf bir duygu fark ettim.

Bahçeye doğru gidiyordu yanında kimse yoktu ve bana sessiz bir şekilde fısıldadığı şey gözlerimin dolmasına sebep olacaktı.

"Ceren...İçimde kötü bir his var,kendine dikkat olur mu abisi?"

Anlamıştım.

O da benim gibi kabus görüyordu.

Ve bu hiç iyiye işaret değildi.

...

Akşamüstü

Okuldan eve geldiğimde annem de babam da yoktu,iş yemeği midir nedir bir şeye gitmişlerdi, giderken Burak'ı da bir arkadaşına bırakmışlar,benim de işime geldi tabi.

Mesaj attığım Dilara okulundan sevinçle noodle ve boykot olmayan kola poşetleri ile gelmişti ve beraber güzel bir akşam yemeği yemiştik.

Bulaşıkları o yıkadığı için kahve yapma işi bana düşmüştü bende zaten oyalanmak için vakit arıyordum.

Bu yüzden yaptığım kahveleri kupalara boşaltıp merdivenlerden yukarı odamıza çıktım.

Ben odaya girdiğimde"Oo hamarat gelinimiz iş başında." Dedi Dilara sırıtarak.

"Şimdi kahveyi kafandan aşşağı dökerim bak." Dedim yapmacık bir sinirle kahve kupasını önüne bırakırken.

Kendi kupamı alıp koltuğa oturdum.

Dilara kahvesinden bir yudum aldığında merakla ona baktığımı görünce "Eh..Yani...Vasat.." Dedi.

Harikulade kahveme vasat dedi!

Ben hışımla kenardaki yastığa davranınca "Tamam lan şaka,elimdeki kahve dökülürse annem ikimizi de mahveder bak." Dedi hemen barış ilan ederek.

Eh işime gelirdi oturuşumu değiştirip bende kahvemi yudumladım.

"Ee?" Dedi çalışma masasındaki sandalyesini oturduğum koltuğa doğru döndüren Dilara.

"Ne ee?"

"Ne yapmayı düşünüyorsun?"

"Bir şey yapmayı düşünmüyorum,keyifle kahve içeceğim."

"Ceren..Gelecek olarak bahsediyorum,YKS'ye şurada neyin kaldı, okuyacağın bölü,istediğin meslek?"

Konu dönüp dolaşıp o malum üç harfli şeye gelecekti dimi...

Lanet şey.

Tövbe estağfurullah.

Kahve kupamın kenarlarında gezinen parmaklarıma bakıp "Yani..İşte hallederiz bir şekil,henüz düşünmedim." Diye bir şeyler geveledim.

"Ceren..Bak ablacım bunlar senin geleceğin..Yani biliyorum bazen yeniden başlamak zor gelebilir ama.."

Halının desenleri ne güzelmiş,bunca zaman nasıl fark etmedim?

"Bir yerden başlamak zorundasın Ceren.. Artık bazı şeyleri arkanda bırakmak zorundasın,istemesen bile.."

Kafamı yerden kaldırmadan dediklerini dinledim.

Haklıydı.

Bazı şeyleri arkamda bırakmam gerekiyordu.

Ama ben hala unutamıyordum.

"Şuan benim bababaane nasihatlerimden kurtulmak istediğini biliyorum ama ne kadar kaçarsan kaç sonunda seni bulacak."

İşte benim problemim bu.

Kaçmak.

Kaçarak, görmezden gelerek kurtulabileceğimi sanmak.

Hep böyleyim.

Geçmişimden kaçıyorum.

Gelecekten kaçıyorum.

Hep kaçtım.

Hala kaçıyorum.

Bundan nefret ediyorum.

Ablama cevap vereceğim sırada koltuğun üzerindeki telefonuma bildirim geldi.

Tabi ki vereceğim cevaptan da kaçmak için hemen kimin gönderdiğine baktım.

Kuzey.

Kuzey?

Gece gece ne diyebilir bu çocuk bize?(İç ses)

Merakla bildirime tıkladığımda okuduğum mesaj ellerimin buz kesmesine ve donup kalmama sebep oldu.

Kuzey: Ceren selam

Kuzey: Gece gece yazdığım için üzgünüm

Kuzey: Selma diye bir kız hakkında önemli bir şey sormam gerekiyor müsait olunca geri döner misin ?

Bölüm : 10.04.2026 19:54 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...