30. Bölüm

K25 - YANAN KAFES I (Geç Kalan Sözler)

Ayşe Deniz
ayseilhanli

 


🎵 Mor ve Ötesi - Bir Derdim Var🎵

Selammmm

Nasılsınız ayol?

Ben geldim ve bugün gelecek üç bölüm için hazır olup olmadığınızdan emin olamıyorum. Normalde tek bölümde paylaşabilirdim, ancak bu bölüm tıpkı K21'de olduğu gibi fazlaca olayın yaşandığı, gizemlerin çözümlendiği ve yeni olayların fitilinin ateşlendiği o dolu dolu bölümlerden. Bir bölümde ağır geleceğini düşünerek üçe bölüyorum. Bu yüzden üç part olarak paylaşacağım.

Normalde üç ayrı hafta atabilirdim ama beklemenizi de istemiyorum. O yüzden bu üç bölümü keyifle okumanızı diliyorum <3

 

Hadi herkes bir emoji bıraksın buraya.

 

İyi ki varsınız.

 

Keyifli Okumalar <3

🖤

 

25. BÖLÜM - YANAN KAFES 1

 

GEÇ KALAN SÖZLER

🖤

HAKAN

Birkaç saat önce…

“Karanbey.” Arabayı izbe deponun önüne çekerken aniden şebeke çekmemeye ve izlediğim konum bilgisinin ünlem işaretleriyle hata vermesine neden oldu. Faruk’un telefonuna indirdiğim uygulamadan haberdar olmadığına emindim. Şu an bir işe yaramayan o uygulamayı silecektim.

“Sinyal kesici var.” Dedi Raskol düşüncelerimden habersizce kendi telefonuna bakarken. Faruk’un telefonumdaki görüntüsünü görür görmez atlamıştım arabaya. Raskol peşime takılmış olsa da durmamıştım.

Faruk tehlikedeydi ve kardeşimin bana ihtiyacı vardı.

Raskol’un adamları bir süre bizi takip ediyorlardı ancak Faruk’u bulmaya o kadar çok odaklanmıştım ki onlarla aramdaki hızı arttırdığımın farkında bile değildim.

“Sen arabada kal. Bratva’nın prensine zarar gelsin istemem.” Zarar görürse Valeria üzülürdü.

Arabadan indim. Silahım yoktu. Yine de Valeria’nın verdiği bıçakları çekerken bunu umursamadım.

Kardeşimi kurtarmak için çıplak elimle bile saldırabilirdim.

Raskol peşimden inmiş, silahını çekmişti. Kolumu tutup elindeki silahı uzattı. “Ölün her şeyi mahveder.” Beni hayatta tutmaya çalışmasının Valeria’yla alakalı olduğunu biliyordum. Faruk’u kurtarır kurtarmaz ona teşekkür etmenin bir yolunu bulacaktım. Silahı alıp hançeri cebime geri tıktım.

“Telefon çekmiyor. Destek muhtemelen bizi birazdan bulur. Onlar olmadan içeri girmemiz tehlikeli.” Kardeşim ölüyorken tehlikeler sikimde bile değildi. Bana gönderilmiş fotoğraftaki Faruk’un deli gibi yardıma ihtiyacı vardı. Tuzaktı veya değildi. Umursamıyordum.

“Sen desteğini bekle. Hem dışarıdan kollarsın beni.” Deponun aralık kapısından içeri daldım. İçerisi kırık camlardan süzülen batmak üzere olan güneş ışınlarıyla doluydu. Burnumu dolduran küf kokusuna eşlik eden kan kokusu adımları duraksattı.

Kafanı çevir Hakan.

Bakışlarım deponun sağına kaydığında kalp atışlarım yavaşladı. Faruk yerdeydi ve kanlar içindeydi. Silahı indirirken adımlarım sarsakça ona yöneldi. Yanında diz çökerken etrafı kolaçan etmek umurumda bile değildi.

“Faruk.” Silahı yere bırakırken kan gölünün ortasında uzanan bedene uzattım ellerimi. “Kardeşim.” Gözleri titrek bir şekilde aralandı. Yarası neredeydi? Niye bu kadar kanıyordu? Ellerim titrerken kırmızıya bulanmış gömleğini incelemeye çalıştım.

Neredeydi siktiğimin yarası?!

“Hakan.” dedi neredeyse duyulmayacak sesiyle.

“Buradayım kardeşim. Geldim. Şimdi seni götüreceğim.” Korkuyla kalbim sıkışıyor endişeden delirmek üzere hissediyordum. Geçen yıllarda onu çok fazla yaralı görmüştüm. Hiçbiri şimdiki kadar ölüme yakın hissettirmemişti. Hafızasını kaybettiği o saldırıda buna dahildi. Kaç saattir böyleydi? Belki de ölüme yaklaşmasını bekledikten sonra bana atmışlardı fotoğrafı.

O da aptal bir depoda ölecek Hakan. Bir şey yap.

“Git Hakan.”

“Siktir oradan. Sen olmadan şuradan şuraya gitmem.” Ceketimi çıkarttım ve karnına bastırdım. “Nerede yaran? Sikeyim. Hiçbir bok anlamıyorum.” Karnındaki bıçak kesikleri derin değildi.

Kanı niye bu kadar fazla akmıştı o halde?

Onu yerden kaldırmayı denedim ancak Raskol’un kazayla merdivenden itmiş olması bileğimdeki unuttuğum ağrının gün yüzüne çıkmasına neden oldu.

“Raskol!” Dışarıda beklediğini sanıyordum, çoktan peşimden girip bize yaklaştığını fark edememiştim. Dikkatim çok dağınıktı ve bu siktiğimin deposundan defolup gitmemiz gerekiyordu.

“Yardım et onu kaldıralım.” Raskol silahını beline takarken Faruk’un omuzlarından tutmama yardımcı oldu. Faruk acı dolu bir bağırışla gözlerini sıkıca kapattığında onu kıpırdatmayı bıraktık.

“Özür dilerim. Yaran neresi?” Delik deşikti. Ceketimi karnına bastırmayı bırakıp gömleğini açmaya başladım. Onu kıpırdattığımızda yaygarayı koparıyorsa kemikleri mi kırılmıştı? Göğsündeki bıçak kesikleri derin bile değildi.

“Sırtı.” Dedi Raskol. Bakışlarını Faruk’a yakın olduğu kısımdaydı. “Büyük bir parça cam var.” Kanım dondu. “Onu kaldırırsak cam çıkar. Kanamayı durduramayız.” İrkildim. Zaten teni solgundu ve ölüyordu. Kanıyordu. Fazlasıyla kanıyordu hem de.

Ellerine dokundum. Buz gibiydi.

“Hakan.” dedi gözleri odağını bir türlü bulamıyorken. “Burada…Baban.” Bunu o piç mi yapmıştı? “Git.” Hırıltılı bir soluk alırken her an ağlayacakmış gibi suratı buruştu. “Acıyor.”

“Öldürsen gitmem. Seninle gideceğim.” Gözleri bir kez daha aralandı.

“Asya, seni suçlayacak.” Yavaşça yutkundu. “Onu umursama. Canı yanınca ne…söylediğini bilmez.”

“Vedalaşır gibi konuşma it. Yaşayacaksın. Bir tek sen kaldın. Tek kardeşim sensin.” Ellerini ellerimin arasına aldığımda sıkmaya çalıştı. Gücü yetmedi.

“Onu da al git. Biliyorsun.” O dediği Valeria’ydı. “Bırak beni. Gidin.” Niye hayatıma giren herkes bana bir seçim sunuyordu? Niye aynı anda kalamıyorlardı?

“O güvende. Seni almaya geldim.” Pakhan’ın yanında torununa zarar gelmezdi. Faruk ölmek üzereyken acil doktora gitmeli, daha sonra üçümüz babamdan uzaklara gitmeliydik. Faruk’a baktıkça yaşaması için dakikalar kalmış gibi hissediyordum.

“Ölürsen…Asya’yla Burhan’ı evlendiririm.” Kaşlarını çatmak için kendini zorlasa da yapamadı. Gözleri bir anlığına öfkeyle parıldasa da tek kelime etmedi. “Yemin ederim yaparım.”

“Siktir…Git.” Devamını getirmek için dudaklarını aralasa da acı dolu bir inilti gözlerini sıkı sıkıya kapamasına neden oldu.

Kardeşim ölüyordu. Yine kardeşimi benden alıyorlardı.

“Yaparım. Biliyorsun.” Onu hayatta tutacaksa kışkırtabilirdim. “Sadece hayatta kal, kardeşim. Lütfen.” Sesimin titreyişi bana bile yabancıydı. “Ne istersen yaparım. Yemin ederim. Sadece yaşa.”

“Ne istersem mi?” Dudaklarını yarım yamalak kıvırdı. “Güzel. Düşüneceğim.” Gözleri kapandı. “Asya isterse-”

“Hayır. Bana son söz falan söylemeyeceksin.” Gözleri araladı, odağını kaybediyormuş gibi birkaç saniye sağa sola kıpırdattı.

“Burhan’ı isterse önünde durma. Bari o istediği bir hayatı yaşasın.” Burhan’ı bile kabul ediyorsa kardeşim vazgeçiyordu. Ellerini bıraktım ve omzuna dokundum. Başımı kaldırıp Raskol’a baktım.

“Hızla onu buradan çıkartalım. Ölmesini izlemeyeceğim-”

“Dikkat.” Raskol silahını almak için beline uzandı ve çıkarttı. Silah sesi depoda yankılanırken silah elinden düştü. Omzundaki kurşun yarası gömleğini kırmızıya boyarken arkasındaki karanlıktan çıkan maskeli adamları gördüm.

Silahıma uzanıp adamlardan ikisine ateş ettim. Raskol silahına tekrar uzanmaya çalışırken ensemde derin bir sızı hissettim. Elimi geriye uzattım ve ince bir şırıngayı ensemden çıkarttım. Koca bir siktir.

Raskol sola doğru düşerken görüşüm bulanıklaştı. Silahımı kaldırmaya çalıştım. Kollarım uyuşurken bunu yapmak çok güçtü. Omzuma vurulan tekmeyle yüz üstü yere düştüm. Tekrar kalkmak istedim. Yapamadım. Tıpkı yıllar önce babamın yaptığı gibi sırtıma biri ayağını bastırmış ve yerde kıpırdamadan durmama neden oluyordu.

Başımı kaldırmaya denedim. Yine başaramadım.

 

VALERİA

Ellerim titrerken bahçede bir ileri bir geri yürümeye devam ediyordum. Her şey yine sarpa sarıyordu ve tek bir nedeni vardı.

Ümit Karan.

Gözlerimin önünde beliren siyah noktaları görmezden gelmeye çalışırken bakışlarım etraftaki korumalardaydı. Krize girmek gibi aptal bir hata falan yapmayacaktım. Kriz düşünmeme engel olurdu ve kendime gelene kadar iş işten geçmiş olurdu. Buna izin vermeyecektim.

Derin bir soluk alırken Pakhan yanındaki Artem ve her gün bizimle aynı masada yemek yiyen bazı adamlar evden çıktı. Hepsinin yüzündeki ifade, sınırları tehdit edilen kurt sürüsünü andırıyordu. Yanımdan geçip giderken başlarını eğip arabalara bindiler ve gittiler.

“Artem.” Pakhan’ın otoriter ses tonu bakışlarımın odağı haline gelmesine neden oldu. “Gözünü Valeria’dan ayırma. Evden dışarı çıkmayacak.” Ümit Karan’ın oyun istediği kişi bendim ve burada durursam bana ulaşamazdı. Ulaşamadığı her dakika canını yaktığı kişiler sevdiğim adamlar olurdu.

“İçeri.” Pakhan başıyla evi işaret ettiğinde yüzünde en ufak merhamet parçası aradım. Yoktu. Yavaşça dedemin dediğini yapıp içeri girdiğimde ardımdan gelmeye başladı. Tüm kaygılarımı bastırarak ofisine girdim.

Kapıyı kapatıp ellerini cebine koydu ve dik dik bakmaya başladı. Tıpkı onunla ilk tanıştığım gün gibi.

“Bana eksik anlattığın ne varsa anlatacaksın. Otur.” İrkildim. Sesindeki tonlama, adamlarına emrederken kullandığı o merhametsizlikten ibaretti. Buraya geldiğimde daima oturduğum koltuğa yerleştiğimde çenemi dikleştirmeye gücüm yoktu.

Hakan ve Raskol, Ümit Karan’ın elindeydi.

Fedor’un gayrimeşru ailesi katledilmişti. Fedor’u bir şey yapmaması için mahzende kilitlemişlerdi.

Sıradaki bendim ve ben bana yapılacak hiçbir darbeyi kaldıramayacak kadar paramparçaydım.

“Fedor’un ormandaki ailesinden haberdardın ve bana söylemedin.” Koltuğuna oturup işaret parmağını sehpaya vurdu. “O yüzden orman iması yaptın. Biliyordun ve Pakhan’ından sakladın.” Söylesem de bir şey değişmeyecekti. Onlar da ailem gibi öldürülecekti. Gözlerim yanmaya başlarken tek kelime etmedim. “Bratva’nın kurallarının ölümleri engellemek için olduğunu hala öğrenemedin mi?”

“Aynı kurallar oğlunu ve kızı kurtardı mı?” Elini sertçe masaya vurduğu an, çıkan ses o kadar şiddetliydi ki refleksle koltukta kayıp onunla arama olabildiğince mesafe koydum. “Fedor,” Bahsettikleri Pakhan karşımdaydı ve ne demek istediklerini artık anlayabiliyordum. “Fedor’u kapatman bir şeyi çözmeyecek.”

“Kendisini öldürmesine engel olacaksam, gerekirse bağlarımda. Şu an duygularının esiri. Biraz sakinleşince mantıklı düşünmeye başlayacak.” Ormanda silahını kendisine yasladığını anımsamak tüm savunma mekanizmamı çökertti. Kendini öldürmeye kalkmıştı. Yanan ailesinin ardından tereddüt etmeden gitmeye kalkmıştı.

“Abimden haber var mı?” Pakhan elini çenesine sürdü. Yoktu. Omuzlarım çöktü. “Onları bulabilecek miyiz?” Beni bulamamışlardı. Nina halam da ortalarda yoktu. Sanki abimle Hakan’ı bulmak imkansızmışçasına kaygılanıp duruyordum.

“Adamlar aramaya başladı. Sen bunu boş ver. Söyle bakalım. Ne oyunu? Mesajda yazanlar ne anlama geliyor? Artem bilmediğini söyledi.” Oyununun ne olduğunu Artem bile bilmiyordu. “Anlat bana.”

“Bilmiyorum.”

“Valeria!” Elleri bir kez daha masaya çarptığında irkilmeme fırsat vermeden işaret parmağını salladı. “Artık bilmiyorum lafını duymayacağım! Her şeyi anlatacaksın.” Sesindeki hiddetle olduğum yere sindim.

“Neyi duymak istiyorsun? Ne anlatayım? Her an abimler öldürülebilir ve sen beni mi sorguluyorsun? Önceliğin onlar olmalı.” Geldiğim ilk andan itibaren deduşka demiştim. Bana kızsa da tehdit etse de bundan vazgeçmemiştim. Şimdi karşımdaki adam aynı kanı taşıdığım dedem yerine sınırları tehdit edilen bir liderdi. “Yanlış mıyım Pakhan?” İrkildi. Çenemi dikleştirdim.

“Pakhan olduğumu hatırlaman ne güzel.” Öne eğildi ve dikkatle yüzümü incelemeye başladı. “Adamlarım her yerde onları arıyorlar, dedim sana. Bu yüzden sorgulamak da bana kalıyor. Şimdi bana neler olduğunu anlat. Oyun dediği neydi?” Zihnime üşüşen anılarla birkaç saniye sessizce durdum.

Ümit Karan, ikisine zarar verirse kaybedecek hiçbir şeyim kalmayacaktı. Sakladığım sırların bir anlamı olmayacaktı da.

“Beni oradan kurtaran kişinin Karanbey olduğunu biliyorsun.” Başını ağır ağır salladı. Ümit’e karşı savaşmak için Pakhan’a ihtiyacım vardı; onun gücüne ve abimleri zarar görmeden bulabilmesine.

“Ümit, oğlunun diz çökmesi karşılığında bana ailemi ve özgürlüğümü vereceğini söyledi. Bende kabul ettim. On dört yıl hapsedilmenin artılarından biri, insanların gizledikleri yükleri ve sırları gözlemlemek için bolca vaktimin olmasıydı. Ümit’e güvenilmeyeceğini içten içe bildiğimden Karanbey’e her şeyi anlattım.”

“Babasına değil, oğluna güvenmeyi mi tercih ettin? Türk mafyasını yıllardır yönetiyor. Stratejik olarak güçlünün yanında olmak daima avantajdır.” Gözlerimi kıstım. Zaten güçlünün yanında olmuştum. Bunu onunla tartışmak istesem de onun için bütün liderlerin lideri olan adam, daha önemliydi daima.

Hakan masanın lideri olmadan bile güçlüydü. Yaşadıklarıyla, seçimleriyle, savaşıyla…

“Güç?” İç çektim. “Oğluna diz çöktüremeyen adama güçlü demezdim.” Buraya geldiğimden beri sırtımı Raskol’a dayamıştım. Pakhan’ın emirlerini dinlese de çoğu zaman kendi başına kararlar almıştı. Raskol, Hakan’a çok benziyordu. Pakhan ona emrederken bile son kararın Raskol’da olduğunun bilinceymiş gibi davranırdı. Sanki onun seçeceği seçenekleri emreder gibiydi.

“Evlendim.” Dedim duraksamadan. Kaşları çatıldı.

“Ümit Karan’ın baştan sona planı Nadia’ydı. Hafızam yerinde olmadığından hatırlayamadığım geçmişimin bir parçasıydı Nadia. Hatırlayamazsam diye Ümit’in B planı vardı. Oğlunu Bratva’nın önüne atmak ve kurtarmak için kahramanı oynamak. Muhtemelen o zaman beni size verip ‘torununu buldum’ diyerek işini sağlama da alabilirdi. Hatta kahraman olurdu.”

“Bir dakika.” Elini kaldırdığında sustum. “Az önce Karanbey’le evlendiğini mi söyledin?”

“Bratva’ya ait olduğumu mu söyleyeceksin? Düne kadar Bratva’nın kabul etmediği gayrimeşru hain piçin tekiydim. Sakın bana Bratva’da olan Bratva’da kalır, safsatası sıkma.” Derin bir soluk alırken Pakhan’ın bakışları arasında soğukkanlı kalmaya çalışıyordum.

“Oyun dediği de seçim yapmak. Birinin hayatı için diğerini gözden çıkartmak. Bu sefer benim seçim yapmamı isteyecek.” Abim ve Hakan arasında. Soğukkanlılığım darmaduman olurken elimi yüzüme sürdüm. Onlardan birine razı değildim. İkisi de hayatta ve sağlıklı olmalıydı.

“Sen onunla evliydin.” Dedi bir kez daha. Kalkıp kafasına bir tane çarpmak istiyordum resmen.

“Ve hamileydim. Onun çocuğuna.” Yüzü solgunlaşırken birkaç saniye sessizce baktı. “Ümit, onun annesini kurtarması karşılığında bana geç kalmasını sağlayacak sağlam bir plan yapmıştı.”

“Anlamakta zorluk çekiyorum. Hamile falan değildin. Buraya geldiğinde.” Bakışları karnıma kaydı. Kaşları çatılmış anlamaya çalışıyor gibi davranıyordu.

“Annesine gitti.” Elimi salladım. “Abimin olduğu evi yakınca korkudan kontrolümü kaybettim. Sonra da onu. Yani biraz daha cesur olup sakin kalmam gerekirdi.” Başımı sağa sola salladım. “Önemsiz detaylar bunlar.” Değildi. Hayatımda önemsediğim en önemli olaylardan biriydi.

“Hamileydin.” Elini salladı öfkeyle. “Günlerdir o bu evdeydi Valeria. Başından beri bana söylemeliydin.” Tabi. Öğrendiği ilk fırsatta Hakan’ı öldürmesi için söylemeliydim. Başımı sağa sola sallayıp güldüm.

“Onu öldür diye mi?” Ufak ürkek bir kuşunki gibi kalbimin ritmi değişti. Ağır ağır başını salladı. “Asla. Ona dokunmayacaksın.”

“Buna sen mi engel olacaksın? Onun babası bir suç işledi ve cezası tüm ailesini yok etmek.” Aptal yaşlı herif. Öfkeli bir soluk aldığımda cık cıkladı. “Kurallar hayat kurtarır. Bratva’nın kabul görm-”

“Bratva’nın canı cehenneme Pakhan!” Bağırışım odada yankılandığında koltukta öne kayıp işaret parmağımı az önce onun yaptığı gibi sehpaya vurdum.

“Eğer ona dokunursan Bratva’nı yakarım. Yemin ederim.” Gözümdeki kararlılığı görmüş olacak ki duraksadı. Onun damarına basmak akıllıca olmasa da delirme noktasındaydım. Alttan alıp sinmek için çok kayıplar vermiştim ve fazlasını vermeye niyetim yoktu.

“Fedor ailesini kaybetti. Ben ailemi kaybettim. Tekrar elde ettiğim ailemi kaybetmeyeceğim. İkisini de sağlıklı bir şekilde bulacaksın. Beni bulamadın. Haberin yoktu. Tamam. Kızını bulamadın.” Bakışları tekrar sertleşti. “Raskol onun saklanmak istediğinde kimse tarafından bulunamayacağından bahsetti. Belli ki burada olmak istemeyecek kadar onu da bezdirdiniz.”

“Hiçbir halt bildiğin yok. Bir daha Nina’dan bahsetme.” Öne eğildi. Canım yandıkça onunkini yakıyordum. Umursamadım.

Hakan’ın adını, tehdit ettiği cümlenin öznesi yapmasına izin vermiyordum.

“Bratva’nın kuralları hayatta tutar.” Dedi tükürürcesine. “Bratva kurallarının dışına çıkmak ölümü getirir. Baban sizi sakladığı için ölmedi mi? Fedor bunu bile bile kendine yeni aile mi kurdu? İznim olmadan…Sen cesaretle bana evlendiğini söylüyorsun. İznim olmayan bir evlilik.” Söyledikleri umurumda değildi. Çünkü takıldığım tek şey babamın bizi saklamasından dolayı ölmesi gerçeğiydi. Abime İtalyanlar yaptı demişti.

Kanıt sundu, demişti Raskol.

“Ailemi öldüren saldırıyı yapanların İtalyanlar olduğunu söylemiştin.” Yüzündeki hiçbir ifade değişmese de gözlerindeki değişimi görebiliyordum. Yalan söylemişti. Tüylerim ürperirken yavaşça gözlerimi kırpıştırdım. Sanki hızlı davranırsam fark ettiğim gerçekler tuzla buz olacak gibiydi. “İtalyanlar demişsin.” Dedim bir kez daha. Kıpırdamadım.

“İtalyanlardı.” Dedi umursamaz bakışlarını odada gezdirirken. Elimi masaya vurup öne eğildiğimde öfkeli bakışları beni buldu.

“Capo’nun, Bratva’daki gayrimeşru evlilikleri cezalandırdığını bilmiyordum.” Sesimdeki alaya engel olamadım.

Yalancı.

Yalancı.

Yalancı.

“O gün kimin ailemi öldürdüğünü biliyorsun. Değil mi?” Raskol’un üstünkörü anlattığı hapisler, cezalar, arayışlar, savaşlarını anımsamak hayal kırıklığımı arttırıyordu. Pakhan bu kadarını yapmış mıydı?

“Konumuz bu değil.” Dedi sertçe. Umurumda bile değildi. Konumuzun ne olduğunu umursamayacak kadar şaşkındım. Biliyordu.

“Raskol’a savaşacağı bir intikam verdin ve kenara çekildin. Değil mi?” Raskol, Bratva’nın Karanbey’iydi. Ona yalandan düşmanlar vermişler, asıl düşmanlıkları gizleyerek hayal kırıklığıyla dolu bir hayat yaşatmışlardı.

“Babamla annemi kim öldürdü?” İtalyanlar değilse kimdi? Yıllarca sıraladığı yalanlar Raskol’un, İtalyanlara düşman olmasına neden olmuştu. Çünkü o günkü saldırıyı İtalyanlar yapmıştı ve Pakhan tarafından kanıtlanmıştı.

“Odana git, bu konular seni aşar.” Eliyle kapıyı gösterdi. Midemden yükselen safrayla suratımı buruşturdum. Abimi yıllardır İtalyanlara karşı kışkırtmıştı. Belki de iki tarafın öfkesi yerine dostluğu, herkesin kardeşine daha çabuk kavuşmasını sağlayacaktı.

“Abime yalan söyledin.” Pakhan’ın öfkesi de her an patlayacak hırsı da beni kaygılandırmıyordu. Artık korkamayacak kadar kandırılmıştım.

“Babamla annemi kimin öldürdüğünü biliyordun ve sustun. İtalyanlara öfke duyması için kenarda durdun.” diye fısıldadım. Cevap vermedi. Biliyordu işte. Asıl sormak istediğim soru boğazımda düğümlenirken başımı ağır ağır salladım.

“Nadia’yı biliyor muydun? Raskol iyi sakladığını söyledi. Senden gizleyecek kadar iyi saklamış. Saklayamadı, değil mi? Biliyordun.” Sesim kulaklarıma ulaştığında etrafımdaki her bir görüntü silindi ve yalnızca odaklandığım kişi Pakhan’dı.

Biliyordu.

Enrico yıllarca kardeşini aramış, bunun için emir alan bir adam olmaya bile gönüllü olmuştu. Kavuştuğu ilk gün ölümüne şahit olmuştu.

“Beni de biliyor muydun?” dedim kekeleyerek. Pakhan sessizliğiyle bile yıllarca sakladığı gerçekleri bağırırken konuşmaya mecalim kalmamıştı. Cevabı yoktu. Ama görebiliyordum.

Biliyordu.

Dudaklarım aralandı, tek kelime edemedim.

“Çok sonraları öğrendim.” Yeterli değildi. Öğrenmesine rağmen beni almaya gelen o, olmamıştı. Raskol, gelmişti. Benim anımsadığım kurt sembolünü görür görmez gelmişti.

Gelmeye tenezzül etmemişti. Ne zaman öğrenmişti? Bu soru, o kadar anlamsızdı ki soramadım bile. Benim için gelmediği günlerin sayısını bilmek bana hiç iyi hissettirmeyecekti. Beni görmezden geldiği zamanlar koca bir hayal kırıklığıydı yalnızca.

Pakhan’la ilgili söylenen her şey zihnimi istila ederken kulaklarımdaki uğultu kalbimin gümbürtüsüne eşlik etti. Oturduğum yerden kalkarken elimi kalbimin üzerine yaslayıp odanın çıkışına yöneldim.

“Valeria.” Sesi uzaktaymışçasına kulaklarıma ulaştı. Umursamadım. Temiz havaya ihtiyacım vardı. Endişemi silip süpürecek açık alana neredeyse koşarak giderken verandayı geçip evden birkaç adım uzaklaştım.

“Biliyordu.” Diye fısıldadım. “Orada hapsedildiğimi biliyordu.” Gözlerimin önünden beliren siyah noktalar uğursuzca etrafımda gördüklerime engel oluyordu.

“Nefes al.” Hakan’ın sesi, zihnimdeki gürültünün içinden usulca bana ulaştığında dudaklarımı birbirine bastırım. “Karım, derin bir nefes al. Kontrollünü eline al. Dağılamazsın” Öne eğilirken yanaklarımı ıslatan yaşlara engel olmadım.

O yaşlı ihtiyar beni de kandırmıştı. Onu olmayan babamın yerine koymamı hiçe saymıştı. Karşıma geçip Ümit Karan’ın ihanetinin bedelini ödetmekten bahseden adam yalandı. Zaten benim varlığımdan haberdardı. Yalnızca beni değil, abimi de kandırmıştı.

Vicdanını rahatlatmak için miydi beni kabullenişi?

“Nefes al. Karım. Sakinleş. Nefes al.” Titrek bir soluk alırken bakışlarımı gökyüzüne çevirip krizi ötelemeye çalıştım. Hakan da babasının kurbanıydı. Bratva’da da işler Türk mafyasından farklı değildi.

Biliyordu.

Elimi yüzüme sürerken sakinleşmek için derin bir solukla göğsümü doldurdum. Aldığım soluklar işe yaradı ve görüşümün önündeki siyah noktalar silindi.

“Valeria.” Ardımdan gelen Pakhan’a döndüm, yüzündeki en ufak pişmanlık izi aradım. Yoktu. Buraya geldiğim andan beri bana zorluk çıkartan ilk kişiydi ve onun buzdan kalbine girmek için çırpınıp durmuştum. Beni kalbine almayışının nedenini artık görebiliyordum. Yıllarca görmezden geldiği kız çocuğunun, yıllar sonra karşısında sevgi dolu oluşunu kaldıramamıştı.

Gözden çıkartmasına rağmen aptal gibi onun peşinde ‘deduşka’ diye dolaşan torununu görmekten nefret etmiş, kendinden uzak tutmak için çırpınıp durmuştu.

“Yoksa beni kabullenmen de bir plan mıydı?” Tüm Bratva’ya beni kabullendiğini göstermişti. Her şey gibi o da mı yalandı?

“İçeride konuşmaya devam edelim.” Bakışları sertçe bana çevrilmiş yabancı bakışlara kaydı. Bizi izleyen adamlar, onun adamlarıydı. Onlar da biliyor muydu? On dört yılın ardından ortaya çıkıp bana gözlerini kapatmış adamın sevgisini dilediğimi fark etmişler miydi? Belki de alay etmişlerdi.

“Hayır. Seninle konuşmak istemiyorum.” Verandayı geçip tam karşımda duracak şekilde ilerledi. Tüm detayları öğrenmek bana hiçbir şey katmayacaktı. Yalnızca biraz daha hayal kırıklığıyla çevrelenecektim.

“İçeride-”

“Hayır! Senin emirlerini dinleyen adamlarından biri değilim. Hapsedilmesine göz yumduğun torununum ben! Buraya geldiğimden beri hor görülen ve ne yazık ki senin kanını taşıyan kadınım ben!” Birkaç adım ondan uzaklaşıp bağırırken Pakhan kontrolden çıktığımı fark etmiş gibi duraksadı. Ne yaparsa sakinleşirdim? Düşündüğü buydu. Belki de adamlarının önünde ona bağırdığım için beni hapsedecekti. Umurumda bile değildi.

“Taşıdığım soyadını bana veren kişi, senin oğlun. Ben almak istemedim. Ben bir Nikoloeva olmak için can atmadım. Elimde olsa bu cehenneme asla gelmezdim.” Boğazım yanarken birkaç adım daha geriledim. Hayatımı tereddüt etmeden mahvetmişlerdi.

“Ne için?” Cevabını bile bile soruyordum. Tabi ki gücü içindi.

Koltuğu ve liderliği içindi.

“İçeri geç. Son kez söylüyorum.” Bana bir iki adım yaklaştığında bakışlarındaki hiddeti görmeme izin verdi. Çenemi dikleştirdim. Ondan korkamayacak kadar korkularımla yalnız büyümüştüm.

“Yoksa ne olur Pakhan? Hapsedilmeme göz yumduğun gibi tekrar mı hapsedersin?”

“Kes şunu!” Eliyle evi gösterdi. “Geç içeri.” Saniyeler ilerledikçe sinirlenmeye başladığını görebiliyordum. İçimdeki ufak kız çocuğu çığlık atıp içeri geçmemi haykırırken artık deliden farksız olan diğer yanım bunu reddediyordu.

“Sen gücün ve koltuğun için kendi ailenin hayatını mahveden bir adamsın. Raskol yıllardır beni arıyor ve buna gözlerini kapattın. Enrico, kardeşini arıyordu. Bulduğu gün öldü kardeşi.” Enrico adıyla irkildi ve öfkeyle üzerime yürüdü. Gerileyip bir kez daha çenemi salladım.

Dedemi hiçbir zaman melek gibi bir adam olarak tanımlamamıştım. Onunla tanışana kadar zaten berbat bir adam olduğunu yeterince dinlemiştim. Yine de kendine denk düşmanlarına zarar verdiğine inanmak istemiştim.

Kendimi yine kandırmıştım ve gözlerimi kapadığım gerçekler suratıma çarpılmıştı.

Kardeşine kavuşamayan Enrico, ömrünü onu aramaya adamıştı. Capo olarak iyi biri olmasa da kardeşine kavuşmayı hak etmişti.

Ailemi aramıştım. Beni arayıp Çetin evinde yaşananları silecek bir aile istemiştim. Raskol beni ararken aslında dedem zaten nerede olduğumu biliyordu. Susmuştu. Ben ortaya daha erken çıksaydım, herkes arzu ettiği ailesine kavuşacaktı.

Nasıl benden haberdarken aynı zamanda Karanbey’le evlendiğimi bilmezdi? Nasıl benim yerimi bilmiş olmasına rağmen Raskol’un sonunda beni bulmak için Türkiye’ye gelmesine engel olamamıştı?

Sorularımın cevapları anlamsızdı. Sormadım.

“Ne cüretle Capo’nun adını anarsın?!”

“Ne cüretle hayatımızın içine edersin?!” Raskol, ben, Enrico, Nadia, onu bulamayıp gün geçtikçe eriyip biten annesi…Herkesin hayatının gidişatını belirleyen tabi ki dünya mafyasını yıllardır yöneten Pakhan’dı.

“Abimin sakladığı sırrı kaybettiği kardeşiydi ve sen bunu itiraf etsin diye ona işkence çektirdin. Enrico’nun kardeşini sakladıklarını biliyordun, onun aradığını bildiğin gibi biliyordun.” İşaret parmağımı salladım. “Sen her boku biliyordun.” Eliyle mahzenlerin olduğu bodrum katını işaret ettim. “Fedor’un ailesini de bilip katleden sen miydin?!”

“Ailesinin olduğunu yeni öğrendim. Ama evet, bilsem Bratva kuralları gereği öldürülmelerini emrederdim.” İrkildim. Gözlerinde söylediğinden tereddüt etmeyen o netlik belirmişti.

“Hiçbirinden pişman değilsin.”

“Değilim.” Dedi öne eğilirken. “Pişman olsaydım asla iyi bir lider olamazdım.” Pakhan’a şaşkınlıkla karışık hayal kırıklığıyla baktım. Onu sevebilecek kadar aklımı kaçırdığım için kendime kızıyordum.

“Beni niye öldürmedin o zaman? Bende gayrimeşru evlilikten doğan biriyim.” Bakışlarında kendinden emin o ifadenin dağıldığını gördüm. Bir anlığına hayatını mahvettiği beni, sevebildiğine tekrar inanmamı sağlayacak o bakışlarla baktı. Saniyelik bu sıcak ve sevgi dolu ifade geldiği gibi gitti. Tekrar buz gibi ifadesizliğine geri döndü.

“Yıllar önce baban cezasını çekti. O öldüğüne göre sorun çözüldü. Senin ölmen için hiçbir sebep yok.” Sesindeki acımasızlığa artık şaşıramıyordum.

Raskol, dedemin oğullarıyla iyi anlaşamadığından bahsetmişti. Bir tek Nina halamı sevmişti. Tabi bu bile söylenti olabilirdi. Artık Pakhan’a bir kum tanesi kadar bile inanmıyordum.

“Teşekkürler Pakhan. Zaten on dört yıl cezasını kestiğin kişiyi öldürmek yerine süründürdüğün için çok nazik olduğunu düşünmeye başlayacağım. Çok kibarsın.” Yıllar önce annemi öldürdükleri o yerde beni de öldürselerdi, onun güç oyunlarının arasındaki bir piyon olmayacaktım.

Boşa harcanmış kukla gibi kullanılmış bir hayatım olmuştu. Bunu yalnızca Ümit Karan ve Haldun Çetin yapmış olsaydı, bu kadar kırılmazdım. Kendi kanımdan birinin acılarıma göz yumuşu canımı yakan tek şeydi.

Hakan’ın on dört yıllık bir oyunun pençesinde olduğunu fark ettiği zaman darmaduman oluşunu artık daha iyi anlıyordum. Annesini bulmak, ölüsünü bulmaktan daha hızlı yıkmıştı onu. Şaşkınlığı ve sessizliği tüm bunları kaldıramamasındandı.

Onun yaşadığı o büyük hayal kırıklığı silsilesini şu an ailemi bulduktan sonra yaşıyordum. O kadar kırgın ve öfkeli hissediyordum ki herkesin canını yakmakla ebedi sessizliğe gömülmek arasında gidip geliyordum.

Biliyordu.

“Orada neler yaşadığımı biliyor musun?” Geri adım atmak yerine ona büyük adımlarımla yaklaştım. “O evde canımı yakmak için an kollayan iki adamdan kaçmak için neler yaptım biliyor musun? Sen bir Nikoloeva olduğumu herkese duyuruyorsun. Yıllarca bir Nikoloeva’nın aşağılanıp acı çekmesine göz mü yumdun?! Pakhan, Bratva’nın lideri sanıyordum.” Küçümsercesine baştan aşağı onu inceledim.

“Ailenden önce Bratva’yı düşünen bir kukladan farkın kalmamış. Bratva’nın köpeği olmuşsun meğerse.” Üzerime atılıp kolumu tuttuğun duraksamadan daima ağrıyan ve gizlemek için çırpındığı o dizlerine tekmemi attım.

Anlık bir karardı.

Pakhan’ın adamlarıyla dolu bir bahçede yapılmaması gereken tek şey, Pakhan’a vurmaktı. Silah olsun ya da olmasın. Pakhan’a saldırmıştım. Dehşet her bir yanımı sarsa da ifadesiz bir şekilde geriledim.

“Dmitri!” Pakhan bakışlarındaki delilikle etrafındaki adamlardan birkaçının adını söyledi. “Valeria’yı odasına götürün. Kapısında bekleyin.” Beni hapsedecekti. Kulaklarım uğuldarken başımı sağa sola salladım.

“Siktir git.” Buz gibi bir esinti etrafımızı sararken geriye dönüp demir parmaklıklara doğru yürümeye başladım. Beni hapsetmek yerine öldürmeyi deneyebilirdi. Bir daha hapsedilmekle ilgilenmiyordum.

Korumalardan biri bana adımladığında Artem duraksamadan yumruğunu adamın suratına geçirdi. Dmitri bana yöneldiğinde elini beline attı. Beni vuracak mıydı?

Kaygı, korku, cesaret…Hissettiğim her şey birbirine girdi.

Kaşlarım çatıldığında Dmitri belimi sarıp beklediğimin aksine beni arkasına aldı ve silahı beraber nöbet tuttuğu arkadaşına doğrulttu.

Ortalık karıştı. Etrafımı saran korumaların aksine beni korumak için etten duvar olan adamları görmek gözlerimi tekrar tekrar yaşartıyordu. Çoğu abimin adamlarıydı. Pakhan’ın emrini yerine getirmek yerine beni korumayı seçmişlerdi.

Birbirine doğrultulmuş silahlara bakmak garip duygularla çevrelenmemi sağlıyordu. Pakhan’ın yıllardır adamı olanlardan birkaçı bile beni korumak için önümde siper olmuşlardı. Bir Nikoloeva olduğum için değildi. Çünkü o zaman Pakhan’a itaat ederlerdi. Beni korumak istemişlerdi. Ne soyadım ne de onlara emreden liderlerinden biri olmam önemliydi.

Yalnızca Valeria olmam yeterdi.

“İndirin silahları!” Dedem dizini tutup suratını buruştururken sırtını dikleştirmeye çalıştı. Kolumu tutmasaydı ona vurmayacaktım. Bu yüzden göğsümde yükselen vicdan azabımı bastırıp çenemi dikleştirdim. Onun tarafındaki korumalar, silahlarını indirdiğinde öfkeyle etrafımı sarmış adamlara baktı. Beni korudukları için öldürülürler miydi?

“Valeria buraya gel.” Dediğinde başımı sağa sola salladım.

“Ben emir almıyorum.” Arkamı döndüm tekrar ve bahçe kapısına yürümeye başladım. “Abimleri bul, deduşka.”

“Dur! Gidersen bulacağımı mı sanıyorsun?” Durdum. Yapmaz mıydı? Omzumun gerisinden ona doğru baktım. “Abini bulacağım.” Hakan’ı kurtarmayacaktı. Kalbim korkuyla kasılırken önündeki adamlarını itip bize yaklaştı.

“İtaatsizliğinin cezası olarak diğeri canlıysa bile sıkacağım.” Gerilerken arkamdaki korumaya çarptım. Hakan’ı öldürecekti.

“Öyle olsun. Bende dostlarımdan yardım alırım.” Başını sola yaslayıp gözlerini kıstı. Duraksamasına minnettardım. Dostlarımın kim olduğunu anlamaya çalışıyor gibi görünüyordu.

“Türk mafyası benden izinsiz toprağıma giremez.” Onlardan bahseden kimdi? Sessizce ona bakmaya devam ederken gözlerindeki hiddeti bir kez daha görmeme izin verdi.

“Dostun kim Valeria?” Fırtına öncesi sessizlik gibi sakince sormuştu. Gözlerinin aksine yüzü ifadesizleşti.

“Capo. Beni çektiğim acılardan korumak için senin aksine yardım eden Enrico ve Gerardo. Kendi kanına kör olan Pakhan’ın aksine kanatları altında beni korumaya çalışan Lorusso ailesi.” Birkaç bakış bana döndü.

“Ne? Bratva’nın uzatmadığı eli bir başkası uzatınca egonuz mu zedelendi?! Pakhan’ın kör olduğunu, Capo gördüğü için bana değil Pakhan’ınıza öfkelenin. Kendi kanını koruyamayan o.”

“O İtalyanlarım topraklarıma girmeyecek Valeria. Buna cesaret edemezsin. Edemezler!” Douglas’ın benim ailemi bulmak için girmekten kaçındığı Rusya’ya girip neredeyse öldürüldüğünü anımsadım. Kim olduğumu bilmeden benim için hayatını riske atmış, Pakhan’ın topraklarına girmekten çekinmemişti.

“İkisini istiyorum. Birinden biri eksik gelirse dostlarımdan rica etmem gere-” Cümlemin devamını getiremeden büyük bir patlama ortamdaki gerginliği silip atarken sırtım ağaçlardan birine çarptı ve yüz üstü yere düştüm.

Kulağımdaki çınlamayı umursamadan başımı kaldırdım ve benim gibi etrafa dağılmış adamlara baktım. Garaj olarak kullanılan tek katlı yapı cayır cayır yanıyordu.

Ayaklanırken kulağımdaki çınlama ağır ağır silinirken dedeme baktım. “Valeria içeri.” Dedi dedem yerden kalkarken. Adımları sarsaktı ve her an yere yığılacakmış gibiydi. Endişeli bakışları baştan aşağı benim üzerimde gezindi. Avuçlarımın yanması ve kulağımdaki hafif çınlama dışında iyiydim.

“İçeri, zmeyonısh.” Yılan yavrusu. Bunu söylerken sesindeki endişenin yerini rahatlatan sevgi dolu bir tonlama almıştı. Az önce büyük tartışmanın içinde olduğumuzu unutmuş, benim için endişeleniyor gibi görünüyordu.

Bakışlarım yerde kıpırdayan adamlardan yanan garaja kaydı. Nefes nefeseydim. Dilim lal olmuşçasına tek kelime edemiyordum. Patlamanın şiddetti evdeki camları yerle bir etmiş görünüyorken garajın yakınında olmadığımıza şükretmeliydik.

“Dikkatli ol deduşka.” Diye mırıldandım. Başını sallarken yanıma geldi. Hızla kolunu omzuma sarıp şakağıma dudaklarını değdirdi.

“Evden çıkma.” Yanından ayrılmak için adımladığımda buna izin vermeden kollarını tamamen bana sardı. Yere düşmemizi sağlarken kulağımdaki çınlamaya eşlik eden silah sesleri kaskatı kesilmeme neden oldu.

Pakhan, bedenini bana siper etmişti.

Silah sesi geldiği gibi hızlıca kesildiğinde kollarında zararsız bir şekilde durduğum adam hafifçe kıpırdandı. Acı dolu bir inilti kulaklarıma ulaştığında elimi sırtına kaydırdım. Hissettiğim dehşet, parmağıma bulaşan ıslaklıktandı.

“Deduşka.” Başını yere bastırıp kollarını gevşetti. Elimdeki kanla gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı. “Pakhan yaralandı! Doktoru çağırın.” Çığlığım bahçede yankılanırken üzerimdeki hırkadan kurtulup onun sırtına yasladım.

“Gürültücüsün zmeyonısh.” Dedi acı dolu solukları arasında. Bahçedeki kargaşa umurumda bile değildi.

“Sana daha çok meydan okuyacağım. İyileşmen lazım.” Sırtına bastırdığım hırkam kan içindeydi. Babamla annemin ölümünü rüyaymış gibi anımsasam da onların ölüsüne şahit olmuştum. Raskol’unsa iki kez öldüğünü düşünmüştüm. Şimdi de dedemdi. Kulaklarım uğuldarken gözlerimin önünde beliren babamın ölüsüydü.

Kriz olmaz Valeria. Krize giremezsin. Odaklan.

“Pakhan’ı içeri götürün.” Dmitri’nın bağırışı kulaklarıma ulaştığında birinin beni sarıp Pakhan’dan uzaklaştırdı. Onu yerden kaldırırken peşinden gidemeden olduğum yerde kalakaldım.

Pakhan yaşamak zorundaydı.

HAKAN

“Uyan.” Gözlerimi aralamaya gücüm yoktu. Bedenimdeki acı katlanarak artarken titrek bir soluk aldım. “Uyan Kocam. Tehlikedesin.” Göz kapaklarımdaki tonlarca ağırlığa inat Valeria’nın sesinden güç bularak açtım gözlerimi. Görüşüm bulanıktı.

“Karım.” Fısıltım kulaklarıma ulaşamadı.

“Kendine gel.” Endişeli ses tonunu duymaktan nefret ediyordum. Başımı bir kez daha kaldırdım. Burada mıydı? Yoksa zihnimin bana oyunu muydu? “Ben daima seninleyim. Unuttun mu?” Gerçekten burada olmasındansa zihnimde benimle olması kafiydi.

“Asla.” Başımı bir kez daha kaldırdığımda bedenime yayılan acı, soluğumu kesti. Tozlu bir depodaydım ve nerede olduğuma dair en ufak bir fikrim yoktu. Kollarımı kıpırdatmaya çalıştım, bileklerimde kalın zincirler vardı ve kollarım iki yana açık bir şekilde bağlanmıştı. Oturduğum yerden kalkıp kolumdaki acıyı hafifletmek istesem de her bir zerrem itiraz edercesine titriyordu.

“İlaç verdiler.” Raskol’un sesi boğuktu ve acısını buradan bile hissedebiliyordum. Başımı sağa çevirdiğimde benim gibi bileklerinden iki yana bağlanmış Raskol’u gördüm. Başını arkasındaki duvara yaslamış, şişmiş gözlerini bana dikmişti. “Sana iki doz vermesini emretti. Sanırım sakinleştirici. Öfkeli hissedemiyorum.” Ona cevap vermekle uğraşamadan zihnimde beliren görüntüler nefesimi kesti.

Faruk.

“Baba!” Raskol’un yaptığı gibi başımı duvara yasladım. “Baba!” Faruk iyi miydi? Onu nasıl yakalamıştı? Gözümün önünde beliren Faruk’un kanlı görüntüsü, bana verdikleri sakinleştiricileri hiç ediyordu. “BABA!”

Faruk iyi Karanbey. Kendini zehirleme. O iyi.

“Uyanmışsınız.” Demir kapı aralandığında içeri babam girdi. Onu neden bulamadığımın kanıtı olacak şekilde yıllardır kullandığı bıyıklarına eş olarak sakallarını bırakmıştı ve saçları tam bir motorcu çetesinin lideri gibi omuzlarına kadar uzamıştı. Tam bir evsiz gibi duruyordu. Zararsız ve görmezden gelinecek biri gibiydi. Bunca zaman iyi saklanmıştı.

“Faruk nerede?” dediğimde bana adımlamaya başladı. Faruk’un hayatı tehlikedeydi ve itin teki olan babamın ellerindeydi. Hatta belki de ölmüştü bile.

“Öldü.” Dedi büyük bir soğukkanlılıkla. “Seni aldıktan sonra kendi ellerimle gömdüm.” İrkildim. “Sanırım bu sefer gerçekten yetişemedin, oğlum.” Midemdeki safra boğazıma yükselirken başımı sağa sola salladım.

Yalan söylüyordu.

Yalancıydı.

Ne söylerse söylesin yalandan ibaretti.

“Bu sefer sana inanacağımı mı sanıyorsun?” Dudakları kıvrılırken elini cebine attı ve Faruk’un boynundan çıkartmadığı kolyeyi kana bulanmış haliyle dizlerimin önüne attı. Kalp atışlarım ritmini şaşarken gözlerim yanmaya başladı. “Sana inanamıyorum.” Önceki ses tonumdan çok daha güçsüz çıkmıştı sesim. Faruk, benim gölgemdi. Ben yaşadığım sürece yaşardı. Sözü vardı.

“Sana kalmış.” Bakışlarım üzerindeki takımın, toprakla kirlenmiş kısımlarında gezinmeye başladı. Elleri temizdi, tırnaklarının arası tıpkı annemi gömdüğünü söylediği zamanki gibiydi. Toprakla kararmıştı.

Yalan söylüyor. Ona inanma.

Zincirlerimi çekiştirdiğimde bileğime saplanan acıyı umursamadan yerden kalkmaya çalıştım. Elini omzuma bastırıp yere oturmamı sağladığında göğsümden yükselen hırıltıya engel olamadım. “Çek lan elini.”

“Sakin olmalısın.” Dalga geçer gibi sırıttı. Siktiğimin sakinleştiricileri her bir kasımı halsizleştiriyordu. “Daha sıradaki hedefim için gücünü topla evlat.”

“Siktir git.” Kolumda hissettiğim batmayla kaşlarımı çatıp çektiği iğneye baktım. Yine mi sakinleştiriciydi? “Ne verdin?”

“Biraz fazla hırpalamışlar seni. Bu kadar dayağa rağmen hala karşılık vermen gururumu okşuyor, oğlum. Tam benim istediğim bir evlatsın. İyice dinlenmelisin ki tekrar benimle savaşacağını düşünecek kadar kendini kandırabilmen için. Kendine geldiğinde diğer hedefime şahit olman-” Son gücümle başımı kaldırıp kafa attığımda geriye doğru düşüp eliyle burnunu kapattı ve boğuk bir ses çıkarttı. Yerde oturuyor olmama rağmen yer, kalçamın altından kayıyormuş gibi hissettirmeye başladı.

“Rahatladım.” Diye mırıldandı Raskol.

Konuşmak için dudaklarımı araladığımda dilime ulaşan uyuşukluk buna engel oluyordu. Babam hiddetle yerden kalkarken gözkapaklarım ağırlaştı ve başım önüme düştü. Bana söyledikleri suyun altındaymışçasına boğuk ve anlaşılmazdı. Saçımı çekip başımı geriye yasladığını güç bela fark edebildim.

“Faruk’un mezarının yanına gömülmen için senin mezarını da kazdım. Sadece bekle. O kadını öldürür öldürmez, sen kendin canlı canlı gömülmek için yalvaracaksın.”

 

VALERİA

“Valeria.” Omzuma bırakılan örtüyle bakışlarım Varvara’ya kaydı. Karanlık çökmüş ve bugün yaşananlar hiç yaşanmamışçasına resmen yok edilmişti. Camlar takılmış ve patlamanın asıl nedeninin elektrik panelindeki patlama olduğunu söylemişlerdi.

Bratva’dan, Pakhan’ın yaralandığı gerçeğini gizlemekte iyiydiler. Pakhan zaten ülke dışındaydı ve ben yalnızken yaşanmıştı bunlar. Bu yalanın, nedenini sorsam da Pakhan’ın kuralları deyip geçmişlerdi.

Maksim ölümle cebelleşirken bile ona itaat edip kurallarını uygulamaya devam ediyorlardı.

“Varvara.” Diye mırıldandım çatallaşmış ses tonumla. Duygularım alınmış gibiydim. Hakan ve Raskol için endişelenirken peşinden Pakhan’ın durumunun kritik olduğunu söylemişti doktor. Fedor ve Yaroslov’a hiç girmiyordum bile.

“Yemek yemedin.” Elinde peçeteye sarılmış sandviçi uzattı. İştahım olmamasına rağmen alıp koca bir ısırık aldım. Bakışlarım tekrar demir kapıya kaydı. Pakhan’ın etrafındaki aileler bir bir ziyaret etmişti ve başka bir misafirlik için saat epey geç olsa da birileri gelecekmiş gibi bekliyordum.

Hepsi sözde benim yanımda olduklarını söylemişti. Saldırı yapılırken ortalarda olmayan herkes iş işten geçince gelmişti.

“Gücünü toplamak için yemeli ve dinlenmelisin.” Haklıydı. Herkes daima haklıydı.

“Fedor’a baktın mı?” Şu an fiziken yanımda sağlıklı olan bir o vardı. “Yedi mi bir şeyler?” Ormandaki olaydan beri tek kelime etmemiş ve yememişti. Buna da endişelenmek istemiyordum ama endişeleniyordum işte.

“Hayır. Yanına gittim ama kıpırdamadan karşısına bakıyor.” Gözlerimi kapatıp derin bir soluk aldım. Bu kadarını Ümit Karan yalnız başına yapamazdı ki.

Pakhan’dan bile saklanan Fedor’un ailesini cayır cayır yakmak, garaja bomba döşemek, Pakhan’ın yaralanmasını sağlamak ve birkaç kere ailemi öldürmeye kalkmak. Son bir iki haftadır fazlasıyla saldırı gerçekleşmişti.

“Tüm bunlar tesadüf olamayacak kadar planlı görünmüyor mu Varvara?” Gözlerimi aralayıp bahçedeki artan koruma sayısına baktım. Ufak tefek yaralarla burada olan adamlar onlara baktığımı hissetmiş gibi bakışlarını kaldırıp gözlerimin içine tek tek baktılar. Başlarını saygıyla eğip bakışlarını kaçırdılar.

“Evet. Öyle. Pakhan ve ailesinin bolca düşmanı olur. Herkesin kuyruğuna illaki bir kez basmışlardır.” Yani bu yaşananları hak mı etmiştik?

“Ben kimsenin kuyruğuna basmadım Varvara.” Bakışlarımı ona çevirdim. “Yine de deduşka önüme atlamasa o kurşunların hedefinin ben olacağımı biliyorum. Beni öldürmeye çalıştılar. Üç kurşun.” Boştaki elimi cebime atıp dedemden çıkartılan kurşunları avuçladım ve ona gösterdim. Elimdeki kurşunları alıp kaşlarını çattı.

“Niye aldın bunları?”

“Kuyruğuma bastılar Varvara.” Bakışlarımı ondan çekip sandviçimden büyük bir ısırık daha aldım. Kuyruğuma fazlasıyla basmışlardı.

Ümit değildi; o, beni canlı istiyordu ki aptal oyunlarını oynayabilsin. Ne Pakhan’ın ölüsü ne de Fedor’un ailesinin infazı onun işine gelmezdi. O Hakan’a saplantılıydı.

“Ümit değil. Başka biri.” Bakışlarım bahçedeki adamlarda gezindi bir kez daha. Bratva’daki bütün aileleri düşünmeye çalıştım. Çoğu itaatkardı. İtaatkâr olmayanlarında çoğu ticarette Pakhan sayesinde yer edinmişlerdi.

“Hanginizsiniz?” Kaşlarım çatıldı. Türk mafyasında geçirdiğim onca zaman, zihnimdeki düşünceleri darmaduman etti. Orada da ihaneti eden ilk kişi kendi kanları olmuştu.

Ferhat’ı öldürmeye çalışan kardeşleriydi.

Azra Karan, güvenip evlendiği kocasının cehenneminde kalmıştı.

Hakan baştan sona yalanlarla çevrelenmişti.

Omzumun gerisindeki camın ardında görünen aile portresine baktım. Benim olmadığım bir portreydi.

“Bir yıldır ne amcamdan ne halamdan bahsettiniz.” Varvara kolumu dürttü.

“Ne? Rusça konuş.” Dediğinde başımı ağır ağır salladım. Yine de düşüncelerimi Rusça açıklamakla uğraşmadım. Başka biri Sırpları kışkırtıp Pakhan’ın ailesinin üzerine salmıştı. Onca görgü tanıkları önünde hepimizi infaz edeceklerdi. Bugünkü saldırı da göz göre göre yaşanmamış mıydı?

“Bratva’nın kalbi olan adamın evine bomba bağlanıyor ve silahla saldırıyorlar. Fedor’un ailesinin öldürülmesinden bahsetmiyorum bile. Birileri bile isteye infazcıları aldı içeri. Bizi öldürmeleri için gözlerini yumdular.”

“Buradaki kimse Pakhan’a saldırmaya cesaret edemez Valeria.”

“Saldırmak zorunda değiller. Tedbirleri görmezden gelmek de yardım sayılır. Fiilen silahı çekip ateş etmelerine gerek bile yok. Yalnızca gözlerini kapatıp saldırganlara geçiş izni vermeleri bile yardım yataklıktır.”

“Bunları düşünme. Artem gidip getirecek abinleri. O ihtiyar bir domuzdan farksız. Endişelenme. Kalkacak ayağa.” Varvara, omzuyla omzumu dürttü. Endişelendiğim o kadar çok şey vardı ki hissizleştiğimden artık tümünü görmezden geliyordum.

Hakan ve Raskol’u bulamıyordum.

Dedemi ben iyileştiremezdim.

Fedor’a ailesini geri veremezdim.

Yapacağım tek bir şey vardı. O da aileme, tüm bunları yaşatanları bulmak ve her şey normale dönsün diye dua etmekti.

“Amcama haber verdiniz mi?” Varvara başıyla onayladı beni. “Varvara,” Bakışlarım ağır ağır yüzünde gezindi. “Amcam neden Rusya’dan kovuldu? Amerika’daki Bratva’ya sürgün edildi. Niye?”

“Bunu Maksim’e sor. Ben bu tarz işlere karışmam.” Duraksamadan cevaplandırsa da bakışlarındaki bir şey beni huzursuzlaştırdı.

“Varvara, bu işlere karışıp karışmadığını sormadım. Basit bir soru sordum.” Onca uğursuz olay ve durumlar yaşanırken kimse engel olmazken bunu dile getirmek söz konusu olduğunda herkes dilsiz şeytana dönüyordu. Susuyordu. Gözlerini kapatıyordu. “Varvara?”

“Ben bir şey bilmiyorum-”

“Söyle!” Ona ilk kez sesimi yükseltiyordum. “Bıktım şu bilmiyorumlardan. Biliyorsun. İkimizde bir şeyleri bildiğinin farkındayız. Bu evde Pakhan’dan sonra bir şeyleri iyi bilen bir de sen varsın. Anlat.”

“Fedor’u öldürmeye çalıştı.” İrkildim. Fedor’un, babasından bahsederken öfkeyle karışık korku dolu o bakışlarını anımsadım. Daima babası onu gözetliyormuş gibi diken üstündeydi.

“Nasıl?” dedim ilk şaşkınlığımı atar atmaz.

“Boğmaya kalktı, Raskol yetişip babasının elinden aldı. Aslında bakarsan o çocukluğundan beri buna maruz kaldığı için alıştığı için Pakhan’a söylemedi bile. Raskol onun sessiz kalmasından nefret ederdi. Bu yüzden ikisi çok fazla kavga ederdi.” İkisinin sürekli didişmelerini anımsadım. Fedor’un, ondan uzak durmamız için bizi uyarmıştı ve Raskol’un bunu yadırgamadan ondan uzak durduğunu görmüştüm.

“Babasının ne zaman sözünden çıksa cezalandırılırdı ve bu bahçedeki adamların bile kaldıramayacağı cezalar olurdu bu. Raskol bana anlattığında bunu duydu Yegor.” Varvara’nın kaşları çatıldı. “Aile meselesine karışmamam için uyardı.” Uyarının basit sözlerden ibaret olmadığını görebiliyordum.

“Ne yaptı?” Dudakları düz çizgi halini alırken elini boş ver dercesine salladı. Bakışlarındaki acı dolu bir parıltı belirse de konuşmadı.

“Pakhan tüm bunları nasıl fark etmedi?” Yegor’un ona yaşattığı acıyı anlatmak istemiyorsa onu zorlamayacaktım. Anlamsız sorum, onun dikkatini çekmiş olacak ki geçmişin acılarından sıyrılarak bakışlarımızı kesiştirdi.

“Pakhan, liderliğe odaklandığı için oğullarını yetiştiren birileri ayarlamıştı. Bu yüzden o kişilerin raporları ve ayda bir toplandıkları masa dışında umursamadı.” Midemdeki safra yükselirken suratımı buruşturdum. Kendi babalık görevi için adamlarını mı görevlendirmişti? Yalnızca benim için hayal kırıklığı değildi anlaşılan.

“Nina halamı seviyordu.”

“Nina halan onun yumuşak karnıydı. Bratva’da erkek çocuğu kendi babalarından bile güçlü olmalı ki ailenin başına geldiğinde bocalamasın. Yani kendi babalarıyla güç savaşında olmak zorundalar. Kız çocukları çoğu zaman Bratva’daki koltuklarla ilgilenmez. Bratva’da kendilerine uygun görülmüş adamlarla evlendirilirler. Bu yüzden asla babaları için tehdit olmazlar.” Sessizce bakışlarım etrafta gezinmeye başladı.

Amcam kendi oğlunu öldürmeye çalıştığı için mi gönderilmişti? Eksik bir şeyler vardı. Fedor niye hala babasının gözetiminde olduğu dile getirmişti? Babası kilometrelerce uzaktaydı ve hala onu kontrol mü ediyordu?

“Eksik bir şey var.” Varvara’ya döndüm tekrardan. “Anlat Varvara.”

“Fedor, babasından daha inatçı ve öfkelidir.” Dudakları kapanırken başını sağa sola sallayıp iç çekti. “Fedor’a daima acı çektirmek için an kolladığını anımsıyorum. Bundan zevk alıyordu. Yani Fedor bir yemeği severse ve bunu babası öğrenirse, o yemek bir daha evlerinde pişmez ve ona bunu alan herkes cezalandırılırdı. Fedor’un sevdiği öğretmenleri birer birer ölü bulundu.” Bu acımasızlığa aşinaydım.

“Fedor babasına itaat ederek gördüğü zararı azalttı diyelim.” Bu yüzden bizimle görünmek istemiyordu. Derin bir soluk alıp verdim. Hakan’ın ailesinden çok daha berbatlıkla çevrili bir ailem vardı.

“Fedor babasına itaat etti.” Diye mırıldandım. Ta ki Bratva’nın kurallarını çiğneyip kendine gizli bir aile kurana kadar. Elimdeki sandviçe baktım. Fedor yemek yememişti. Bakışlarım Varvara’nın yanındaki servis tabağında streçlenmiş diğer sandviçi görünce uzanıp aldım.

“Ben Fedor’a bakacağım.” Diye mırıldandım ve elimdeki sandviçlerle içeri girdim. Mahzenin olduğu kapının önüne gelene kadar omuzlarım çökmüş, Fedor’a sıkı sıkı sarılasım gelmişti.

Merdiveni sessizce inmeye başladım. En az dışarısı kadar serindi ve küf kokusu burnumu dolduruyordu. Son basamağı da indiğimde parmaklıkla çevrili alana göz gezdirdim. Fedor en soldaki parmaklı alanda kapatılmıştı.

Korumayı es geçip Fedor’un hapsedildiği parmaklığa yaklaştım. Omzuna sardığı battaniyenin içinde top gibi kıvrılmış duruyordu. Başını kaldırmadan yere odaklanmıştı. “Fedor.” İrkildi ve yavaşça kıpkırmızı olmuş gözlerini bana çevirdi. “Ben geldim.”

“Görüyorum.” Dedi cümlesini biraz yayarak söylemişti. Sakinleştiricinin etkisi sürüyordu sanırım. “Git.”

“Pakhan’a, siktir git, dedim.” Boş gözlerle bana baktı. “Can güvenliğim için burada kalabilir miyim?” Ona sorsam da cevabımı beklemeden buz gibi zemine oturdum ve elimdeki sandviçlerden birini ona uzattım. Bakışları ağır ağır beni seyrediyordu. “Alır mısın? Yalnız yemek yiyemem ben.”

“Pakhan nasıl?”

“Kötü.” Sesim fısıldarcasına dudaklarımdan döküldüğünde iç çekip oturduğu yerden kalktı. Yavaşça aramızda parmaklık kalacak şekilde yanıma oturdu. Sandviçi kucağına bıraktım. Almadı.

“İyi misin?”

“Evet.” Dedi başını arkasındaki duvara yaslarken. Cümleleri tek kelimeden oluşuyor olsa da bakışlarındaki yıkımdan sızan düşüncelerin gürültüsünü duyabiliyormuşum gibi geliyordu.

“Fedor.”

“Ne?” Ona ne diyecektim? Faruk’un aylar önce Hakan’dan Ali’yi saklayıp neden ona intikam verdiğini anlayabiliyordum. Fedor’un bakışlarındaki o pes eden ifade bir tek ölümü anımsatıyordu. Yaşamak istemiyordu. Faruk’un Hakan’a yaptığını yapıp onu intikam için beslesem hayatı daha da batacaktı. Hangisi daha iyiydi veya kötüydü?

“Üzgünüm.” Onu intikama bulandırıp kendisini her gün biraz biraz öldürüp yaşamaya devam etmesi için intikam kırıntılarıyla besleyemezdim. Varvara’nın bahsettiğinden çok daha kötü bir hayatı olmuş adama intikamın için yaşa demek yardım değildi ki. Tam bir işkenceydi.

“Bende üzgünüm.” Gözlerini kapatıp başını tekrar duvara yasladı. “Bana bir silah bulsana Val. Ne istersen yaparım. Yemin ederim.” Bana ilk kez samimi bir şekilde Val diyordu. Onun kendisini öldürmesine izin vermem için son arzusunu söylerken yapıyordu bunu. Boştaki elimi parmaklıklardan içeri uzattım ve elini tuttum.

“Tamam.” Dediğimde gözlerini araladı. “Onların öldüğünden emin olduğun zaman sana bir silah verilmesine yardım edeceğim.” Acı dolu bir gülüşle dudaklarını kıvırdı. “Karanbey, on dört yıl boyunca annesini ölü sanıyordu.” Gülüşü silindi. “Yaşıyordu.”

Ona ümit verme Valeria. Bu çok kötü. Yapma.

“Girişe gittiğimde oğlumun ağladığını duydum. Öldüler.” Dedi boğuk bir fısıltıyla. “Onların intikamını alırdım ama ona söz verdim. Benden önce ölürse onun peşinden gideceğimi söyledim. Sözümü tutmama bile izin vermiyorlar. Aptal ilaçlarla beni uyuşturuyorlar. Kendime gelir gelmez, sözümü tutacağım. Beni bekliyorlar.” Gözlerini tekrar kapattı, sol gözünden damlayan bir gözyaşı çenesine kaydı.

Onu böyle görmeye alışık değildim. Daima umursamaz davranırdı.

“Kapıyı aç.” Korumanın yanındaki sehpaya sandviçi bıraktığım sıra o çoktan kapıyı açmıştı. İçeri girip kapıyı kapattığımda korumanın elindeki kilide baktım. O açana kadar parmaklıklar arasında kapana kısılmış olduğumu umursamadan Fedor’un yanına oturdum.

Artık korkularımın bir anlamı yoktu.

“Ben o evde hapsedilirken beni kilitlerlerdi. Karanlık ve soğuk odada aç ve susuz kalırdım.” Bakışları önce bana daha sonra parmaklıklara kaydı. Kendi isteğimle içeri kilitlendiğimi fark etti.

Korkularıma rağmen onun acısını paylaşmak için burada olduğumu anladı.

“Buradan çık.” Dedi elini yüzüne sürüp ters ters bakarken.

“Biraz sarılmaya ihtiyacım var. Sana sarılabilir miyim?” Bakışları dikkatle üzerimde gezinmeye başladı. “Kimseye söylemeyeceğim ve unutacağım. Dışarıda biraz güçlü durmaya çalıştım. Sonuçta biz akrabayız. Senin yanında güçlüymüş gibi davranmak zorunda değilim.” Ben konuştukça bakışları yumuşuyordu.

“Sana sarılmayacağım.”

“Baban bana zarar veremez.” Dediğimde dudakları kıvrıldı. “Bunun bir önemi yok Fedor. Biz bir aileyiz. Gelecek zararları düşünüp kendini yalnızlaştırmana izin vermeyeceğim.”

“Babamdı.” Dedi suratını buruştururken. “Daima babamdır. Yine elimde ne varsa aldı. O yüzden git. Seni de öldürürse aptal abine teselli falan vermeyeceğim.”

“Yine de sarılabilir miyim?” Bana laf yetiştirmesine ve onaylamasına fırsat vermeden kolumu boynuna doladım. “Burada olan burada kalacak. Yemin ederim tek kelime etmeyeceğim.”

Belimde hissettiğim dokunuşla kollarımı sıktım.

Onu teselli etmek için uygun biri olmayabilirdim. Yine de bunu umursamadım. Bebeğimi kaybettiğimde Faruk ve Asya daima sarılıp beni rahatlatmış, acımı ve yaşananları hafifletmeye çalışmışlardı.

“Seni iyi anlıyorum Fedor. Kaybın için üzgünüm.” Belimdeki eli sıkılaştığında başımı omzuna yasladım. Zaman geçtikçe hangisinin daha kötü olduğunu düşünürken buluyordum kendimi. Çetin evi miydi kötü olan yoksa burası mıydı?

“Benim hiç babam olmadı.” Olanı da asla anımsayamayacaktım. “Sen iyi bir babasın.” Fedor’un oğlunu gördüğü zamanlarda aksi yüz ifadesinin silindiğine şahit olmuştum. Oğluna her zamankinin aksine kocaman güldüğünü görmüştüm. Oğlu onu gördüğü ilk saniyede koşarak onun omuzlarına atlamıştı. İyi bir baba olmasaydı, oğlu kollarını ona dolamak için heyecandan çığlıklar atmazdı.

“Valeria.” Varvara’nın merdivenden aceleyle inen adımlarıyla hızla Fedor’dan uzaklaştım. Akmaya hazır olan gözyaşlarımı silip yerden kalktığımda Fedor kaşlarını çatarak merdivene döndü.

Varvara duraksayıp içeride olmama garip bakışlar atmaya başladı. Korumaya elimi salladığımda kapıyı açtı ve içeriden çıkmamı bekledikten hemen sonra kapıyı kilitledi.

“Artem acil bahçeye çıkmanı söyledi. Arabayla seni alacakmış.” Basamaklara ulaşırken duraksamadan ikişer üçer çıktım. Bulmuş muydu onları?

“Ne olduğunu söyledi mi?” Bahçeye çıktığımda Varvara adımlarını benimkilere yetiştirmeye çalışıyordu. Demir kapı aralanırken bir araba hızla girişte durdu ve şoför koltuğundan Artem çıktı.

“Sergei Sokolov, aradı. Babasının depolarında keşif görevi yaparken bir grubun onların toprağına dört kişilik bir mezar kazdıklarını fark etmiş. İçlerinden birine birini gömmüşler.” İrkildim.

“Sergei ve adamlarını görünce gömmeyi yarım bırakıp kaçmışlar.” Kimi gömdüler? Hakan mı? Raskol mu? Sendelediğimde Varvara kolunu belime sardı.

“Kim?” Ellerim titremeye başlarken endişeyle Artem’in kolunu tuttum. “Hangisi?” Oyun oynayacağını söylemişti, Ümit. Oyunu seçimden fazlası mıydı?

“Kim öldü Artem?” Nefes alışverişim kontrolden çıkarken Varvara, sakinleşmem için omzumu okşadı.

“Ölü yok.” Dedi dudaklarını ıslatırken. “Yanında gezdirdiği adamı…Faruk, hala nefes alıyormuş. Çok fazla kan kaybetmiş.” Hala nefes alıyormuş.

“Faruk, Türkiye’ye döndü.”

“Dönmemiş Valeria. Uzun hikaye. Gitmeliyiz.” Başımı sallarken Varvara’nın destekleyici kollarından kurtuldum.

“Gidelim.” Sorgulamadan arabanın etrafını dolaşıp koltuğa yerleştim. Kendi tarafına oturup geldiği gibi hızla geri geri çıktı bahçeden. “Gerçekten bir şey yok değil mi?”

“Sergei, pek iç açıcı konuşmadı.” Elimi kalbimin üzerine yaslarken dudaklarımı kemirmeye başladım. Faruk gitmiş olmalıydı. Öyle söylemişlerdi. Gözlerimi sıkıca kapattım.

“Ümit, onları böyle çekti.” Gözlerimi tekrar araladığımda Artem başını bir anlığına bana çevirdi. “Ne kadar kötü?”

“Ben zar zor tanıdım.” Dudaklarımı birbirine bastırıp geçip giden yola çevirdim bakışlarımı. Oynayacağı oyun için herkesin hayatını mahvediyordu.

Sergei’nin aile evinin önüne park ettiğinde Artem’in yanından ayrılmadan peşinden indim. Bakışlarım artık yabancı olmayan suretlerde gezinirken boğazım düğümleniyordu.

Pek iç açıcı konuşmadı.

Çenem titrerken derin bir soluk aldım. Faruk iyiydi.

Daima iyiydi.

“Buradan.” Dedi Sergei gözlerini kısarak beni süzerken. Pakhan’ın önemli misafirlerinden biri için gelmeme anlam veremiyor olmalıydı. O yalnızca misafir değildi, Faruk’tu.

Manyak olan ilk arkadaşımdı.

Gittiğimiz güzergahı takip edemeden Sergei’nin ensesine odaklanmıştım yalnızca. Araladığı kapıdan içeri girerken Hakan’ın evindeki revir kadar büyük olmayan bembeyaz oda beni karşıladı. Dört boş yatak vardı ve yer kandan kıpkırmızıydı.

Faruk’un kanı mıydı?

“Onun yanına gitmek iyi fikir olmayabilir. Doktorun kesin kararı var.” Devamında söylenenleri duymadan odanın tam ortasındaki cama yaklaştım. Ardında yatan Faruk’un vücuduna bağlanmış onlarca kablo vardı. Kablolar olmadan bile vücudundaki sargılar ve morluklar dehşete düşmeme neden oldu.

Faruk’u ben bile zar zor tanıyabiliyordum.

“Onu mahvetmiş.” Hıçkırığım boğazımda düğümlenirken yer bir anlığına ayağımın altından kaydı. Artem kolumu tuttu.

“İyi misiniz?” Sergei’yi umursamadan parmak ucumu cama değdirdim. Faruk’u mahvetmişti. Bu kadar yarasıyla canlı bir şekilde nasıl gömerdi? Bu adamın niye bir sınırı yoktu? Faruk iyi falan değildi.

“O piçi kendi ellerimle öldüreceğim.” Bağırışım hıçkırığıma karışırken yanımdaki adamlar oldukları yerde bir anlığına irkildiler.

“Ona yardım eden herkesi cayır cayır yakacağım.”

🖤

 

Bölüm sonrası dinlenme köşesi

Sonraki bölüm bir saat sonra 20:00

 

YANAN KAFES II - TUTULAN GÖZYAŞLARI >>>>

 

Bölüm : 12.07.2025 19:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...