
Öncelikle merhaba.
Hepimizin başı sağ olsun.
Bölümle ilgili gelen sorulara toplu cevap olması için paylaşıyorum bunu. Başta bölüm hazır değildi ancak şimdi elimde tam 3 bölüm var. Şehitlerimiz varken paylaşmak istemedim.
Beklediğinizin farkındayım. 12 Temmuz gibi belirli aralıklarla üçünü de paylaşacağım sanırım. Alıntıyı paylaşıp kaçacağım.
Sabrınız için teşekkürler.
~

“Uyan.” Gözlerimi aralamaya gücüm yoktu. Bedenimdeki acı katlanarak artarken titrek bir soluk aldım. “Uyan Kocam. Tehlikedesin.” Göz kapaklarımdaki tonlarca ağırlığa inat Valeria’nın sesinden güç bularak açtım gözlerimi. Görüşüm bulanıktı.
“Karım.” Fısıltım kulaklarıma ulaşamadı.
“Kendine gel.” Endişeli ses tonunu duymaktan nefret ediyordum. Başımı bir kez daha kaldırdım. Burada mıydı? Yoksa zihnimin bana oyunu muydu? “Ben daima seninleyim. Unuttun mu?” Gerçekten burada olmasındansa zihnimde benimle olması kafiydi.
“Asla.” Başımı bir kez daha kaldırdığımda bedenime yayılan acı, soluğumu kesti. Tozlu bir depodaydım ve nerede olduğuma dair en ufak bir fikrim yoktu. Kollarımı kıpırdatmaya çalıştım, bileklerimde kalın zincirler vardı ve kollarım iki yana açık bir şekilde bağlanmıştı. Oturduğum yerden kalkıp kolumdaki acıyı hafifletmek istesem de her bir zerrem itiraz edercesine titriyordu.
“İlaç verdiler.” Raskol’un sesi boğuktu ve acısını buradan bile hissedebiliyordum. Başımı sağa çevirdiğimde benim gibi bileklerinden iki yana bağlanmış Raskol’u gördüm. Başını arkasındaki duvara yaslamış, şişmiş gözlerini bana dikmişti. “Sana iki doz vermesini emretti. Sanırım sakinleştirici. Öfkeli hissedemiyorum.” Ona cevap vermekle uğraşamadan zihnimde beliren görüntüler nefesimi kesti.
Faruk.
“Baba!” Raskol’un yaptığı gibi başımı duvara yasladım. “Baba!” Faruk iyi miydi? Onu nasıl yakalamıştı? Gözümün önünde beliren Faruk’un kanlı görüntüsü, bana verdikleri sakinleştiricileri hiç ediyordu. “BABA!”
Faruk iyi Karanbey. Kendini zehirleme. O iyi.
“Uyanmışsınız.” Demir kapı aralandığında içeri babam girdi. Onu neden bulamadığımın kanıtı olacak şekilde yıllardır kullandığı bıyıklarına eş olarak sakallarını bırakmıştı ve saçları tam bir motorcu çetesinin lideri gibi omuzlarına kadar uzamıştı. Tam bir evsiz gibi duruyordu. Zararsız ve görmezden gelinecek biri gibiydi. Bunca zaman iyi saklanmıştı.
“Faruk nerede?” dediğimde bana adımlamaya başladı. Faruk’un hayatı tehlikedeydi ve itin teki olan babamın ellerindeydi. Hatta belki de ölmüştü bile.
“Öldü.” Dedi büyük bir soğukkanlılıkla. “Seni aldıktan sonra kendi ellerimle gömdüm.” İrkildim. “Sanırım bu sefer gerçekten yetişemedin.” Midemdeki safra boğazıma yükselirken başımı sağa sola salladım.
Yalan söylüyordu.
Yalancıydı.
Ne söylerse söylesin yalandan ibaretti.
“Bu sefer sana inanacağımı mı sanıyorsun?” Dudakları kıvrılırken elini cebine attı ve Faruk’un boynundan çıkartmadığı kolyeyi kana bulanmış haliyle dizlerimin önüne attı. Kalp atışlarım ritmini şaşarken gözlerim yanmaya başladı. “Sana inanamıyorum.” Önceki ses tonumdan çok daha güçsüz çıkmıştı sesim. Faruk, benim gölgemdi. Ben yaşadığım sürece yaşardı. Sözü vardı.
“Sana kalmış.” Bakışlarım üzerindeki takımın, toprakla kirlenmiş kısımlarında gezinmeye başladı. Elleri temizdi, tırnaklarının arası tıpkı annemi gömdüğünü söylediği zamanki gibiydi. Toprakla kararmıştı.
Yalan söylüyor. Ona inanma.
Zincirlerimi çekiştirdiğimde bileğime saplanan acıyı umursamadan yerden kalkmaya çalıştım. Elini omzuma bastırıp yere oturmamı sağladığında göğsümden yükselen hırıltıya engel olamadım. “Çek lan elini.”
“Sakin olmalısın.” Dalga geçer gibi sırıttı. Siktiğimin sakinleştiricileri her bir kasımı halsizleştiriyordu. “Daha sıradaki hedefim için gücünü topla evlat.”
“Siktir git.” Kolumda hissettiğim batmayla kaşlarımı çatıp çektiği iğneye baktım. Yine mi sakinleştiriciydi? “Ne verdin?”
“Biraz fazla hırpalamışlar seni. Bu kadar dayağa rağmen hala karşılık vermen gururumu okşuyor, oğlum. Tam benim istediğim bir evlatsın. İyice dinlenmelisin ki tekrar benimle savaşacağını düşünecek kadar kendini kandırabilmen için. Kendine geldiğinde diğer hedefime şahit olman-” Son gücümle başımı kaldırıp kafa attığımda geriye doğru düşüp eliyle burnunu kapattı ve boğuk bir ses çıkarttı. Yerde oturuyor olmama rağmen yer, kalçamın altından kayıyormuş gibi hissettirmeye başladı.
“Rahatladım.” Diye mırıldandı Raskol.
Konuşmak için dudaklarımı araladığımda dilime ulaşan uyuşukluk buna engel oluyordu. Babam hiddetle yerden kalkarken gözkapaklarım ağırlaştı ve başım önüme düştü. Bana söyledikleri suyun altındaymışçasına boğuk ve anlaşılmazdı. Saçımı çekip başımı geriye yasladığını güç bela fark edebildim.
“Faruk’un mezarının yanına gömülmen için senin mezarını da kazdım. Sadece bekle. O kadını öldürür öldürmez, sen kendin canlı canlı gömülmek için yalvaracaksın.”
~
Öptüm görüşürüz.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 119.43k Okunma |
6.9k Oy |
0 Takip |
41 Bölümlü Kitap |