34. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / K26 - KONUŞAMAYANLAR II (Eksik Yakınlık)

K26 - KONUŞAMAYANLAR II (Eksik Yakınlık)

Ayşe Deniz
ayseilhanli

 

🎵 Lady Gaga, Bruno Mars - Die With A Smile 🎵

KONUŞAMAYANLAR I okuduysanız buradan devam edebilirsiniz. Bu 2. kısım. Atladıysanız geri dönün <3

🖤

 

26. BÖLÜM - KONUŞAMAYANLAR 2

 

EKSİK YAKINLIK

HAKAN

"Karanbey?" Arkamı döndüğümde Gerardo'yu gördüm. Maskesiz ve yaşlanmış görünüyordu.

"Saçların beyazlamış." Dedim uzattığı eli sıkmadan hemen önce. Hala her bir zerrem ağrıyor olsa da ağrı kesicilere sığınıp Faruk'u görmeye gelmiştim. Depoda yerde gördüğümden çok daha iyi görünüyordu. Ölüden ziyade derin uykuya dalmış yorgun bir adam gibiydi.

"Saçlarıma laf ettirmem." Bakışları hızla baştan aşağı beni inceledi. "Bok gibi görünüyorsun." Gözlerim kısıldı.

"Hala bomba gibiyim." Etraftaki bakışlarda gezdirdim gözlerimi. Yabancı topraklarda daha da yabancı bir evdeydim. Valeria, kollarını göğsünde çaprazlayarak Sergei denen itle konuşuyordu.

Faruk'u kurtardı Hakan. Minnettar olmalısın.

"İnfilak etmiş bir bombasın evet." Bakışlarımı onlardan ayırıp Gerardo'ya diktim. "Berbat görünüyorsun."

"Yanımda çalıştığında bu kadar canımı sıkıyor muydun? Bir türlü anımsayamıyorum." Gülümsedi ve başıyla onayladı.

"Ben hiç değişmedim. Sadece sen berbat görünüyorsun." Koluma hafifçe elini vurduğunda Valeria'yla gelen adamlardan birkaçı bu harekete ters ters baktı.

"Hala Ruslar tarafından sevilmiyorsun." Elini çektiğinde ne demek istediğimi anlamak için bakışlarını etraftakilerde gezdirdi.

"Daima konuşulan olurum. Biliyorsun." Bakışları Valeria'nın üzerinde durdu. "Yine de şimdilik bir tehdit olmadığımı anladılar."

"Valeria'yı kolladığın için sağ ol." Onun yaptığı gibi koluna vurduğumda irkilip bana baktı. Hala biri ona dokunduğunda problem yaşadığı belliydi. Hızla elimi çektim.

"Valeria'yı kollamadım. Aslında bakarsan her şeyi planlayan ve koordine eden oydu." Gözlerim kısıldı. Devam etmesi için elimi salladım. "24 plan."

"24 plan da ne demek?"

"Sizi kurtarmak için T'ye kadar plan yaptı. Babanın yapacağı her bir yanlış hamlesine karşılık sizi canlı kurtaracak farklı seçenekler belirledi." Her ihtimale karşılık bir plan...Benim yapamadığımın aksine yapmıştı bunu.

"Gerçi Ümit'in peşinden ormana koşması planlara dahil değildi. Muhtemelen planları dışında kendine sakladığı başka planları da vardı."

"Babamın peşinden ormana koşması mı?" Söylediği cümlelerden aklıma takılan yalnızca oydu. "Bizi kurtarmaya gelen ekibin içinde miydi?"

"Hayır. Arabada güvendeydi." Elini salladı. Babamın peşinden giderek güvende falan değildi. Onu ne diye oraya getirmişlerdi ki. Babamın ekmeğine yağ sürmekti bu.

"Hiç öyle bakma Karanbey. Bende kızdım. Beni de dinlemedi. Artem piçi getirmiş. Tabi Valeria onu tehdit etmiş. Neyle ilgili olduğunu bilmiyorum." Gitmek için sınırları zorlamıştı.

"Babam ona bir şey yapmaya kalktı mı?"

"Yok." Başıyla Sergei'yi işaret etti. "Dediğine göre babanı bulduklarında yerdeymiş. Ben de gittiğimde baban dışında herkes iyiydi."

"Babamı öldürmüşsün." Başını ağır ağır sallayıp gülümsedi.

"Valeria mı dedi?" Onaylayan bir ses çıkarttım. Valeria onun hakkında konuştuğumuzu anlamışçasına bakışlarını bir anlığına bize çevirdi. Aramızdaki uzaklığa rağmen gözlerimiz birbirini buldu.

Merhaba, benim manyak kahramanım.

"Babanı yaktığını söyledi mi?" İrkildim. Ne yaptı? Bakışlarım Gerardo'ya kaydığında sırıtışı büyümüştü. Ciddi miydi?

"Valeria ne yaptı dedin?" Cevap vermeden iç cebine uzandı ve bir telefon çıkartı. Ekranda bir süre oyalandıktan sonra telefonu bana uzattı.

"Faruk için kaydettirmiştim. İzleyen ilk sensin." Görüntüde Valeria'nın önünde dizlerinin üzerine çökmüş babam vardı. İç çamaşırı dışında tamamen çıplaktı. Babam soğuk sevmezdi.

"Canlı izlemesi daha zevkliydi." Dedi Gerardo. Valeria dudaklarına yaslayıp derin soluk alıp dumanını üflerken transa girmişçesine yaşananları seyrediyordum.

"Kocamı diri diri yaktın." Dudaklarımın kenarı kıvrıldı. İntikam alıyordu ve nedenlerinden biriydim. Geldiğimden beri diretse de bir kez daha kocası olduğumu kabullenmesi, babama çektireceklerinden çok daha önemli olandı.

"Aile daima öncedir." Zippoyu babama doğru atmadan önce söylediği son şey buydu. Alevler babamın etrafını sararken hafifçe kahkaha atmaya başladım. Herkese cehennemi yaşatan adama, cehennem olan kadın benim karımdı.

"Bunu kesinlikle Faruk için saklamalısın." Gerardo'ya uzattım telefonu ve göz ucuyla hala o adamla konuşan kadına çevirdim. Bakışlarımı hissetmişçesine bana baktığında başımı eğdim.

"Kaçırıp hayatını mahvettiği kız çocuğu, büyüyüp kendi intikamını," Gerardo'nun konuşmasının devamını duymak için ona döndüm. "Hatta kendi ailesinin intikamını da alan kadına dönüştü. Bunu baban bile öngörememiştir."

"Karımın planları, babamın planlarını yerle bir etti desene." Gurur ruhumun derinliklerine işler sırıtışıma engel olamıyordum.

"Bunu ben bile beklemiyordum." Onu küçümsediğimden değildi. Daima babamın sonunu getirenin ben olacağımı planlamıştım. Valeria, yalnız babamın değil benim de planlarımı yerle bir etmişti.

"Yalan söylemeyeceğim Karanbey. Tereddüt etmesini bekledim. Yapmadı." En az benim kadar gurur duyduğunun kanıtı olan o ses tonuyla konuşuyordu. "Sadece onun öleceğini anladığında bocaladı."

"Çünkü karanlığın bir parçası olmak istemiyor. Ona acı vermiş bu dünyaya ait olarak elini kana bulamaktansa ölmeyi tercih eder." İç çektim. Tüm buna rağmen babamın basit bir ölümle kurtulmasına izin vermemişti.

"Bu yüzden Ümit, ölmek için acıyla saniyeleri sayarken vurdum onu. Babanın katili benim ve Capo'luğa savaş başlatırsan Enrico dırdır edecek. Lütfen böyle bir şey yapma." Omuz silktim. Bu dünyadaki intikam oyunlarıyla işim bitmişti.

"Teşekkürler Gerardo." Minnettar bakışlarımı fark ettiğinde boş ver gibilerinden elini salladı.

"Ümit'i daima öldürmek istemişimdir, biliyorsun." Biliyordum.

"Sen daha burada mısın?" diyerek konuyu değiştirdim. Artık babamı konuşmak istemiyordum.

"İrina'yı bulabilirsem gideceğim." Ona bunun tehlikeli olduğunu söylemek istesem de bakışları konuşmanın devamına hevesli bir adamınki gibiydi.

"Burada nasıl zarar görmedin? Geçen sefer ölüyordun Gerardo."

"İrina arkamı kolluyor." Dudakları tehlikeli bir gülüşle kıvrıldı. "Onun yerinde olsam bunu yapmazdım. Böylelikle çabucak gitmiş olurdum."

"Kendini öldürtecek bir şey yapma Gerardo." Başını sallayıp zipposunu çıkarttı ve yine o rutin haline gelen hareketleri tekrarladı. "Huzursuzsun."

"Bana benzeyen, inatçı bir kadınla uğraşmak zor. Bana kimse meydan okumaz, okuyamaz. O yapıyor." Dudaklarındaki memnuniyet dolu gülüş bundan hoşlandığını gösteriyor. "İnadını kırmasının bir yolunu bulurum."

"Sen yapamadan o senin inadını kırıyor gibi." Göz ucuyla beni inceledi.

"Tecrübe mi konuşuyor?" Hafifçe gülüp başımı salladım. Hayatıma aldığım tek Rus, Valeria'ydı ve o da sınırları zorlayacak kadar inatçıydı.

"Benim bir ortadan kaybolmam lazım. Faruk'la kalacak mısın?" Gerardo sıkıntılı bir bakışla telefonundaki mesaja göz gezdirdi. Yokluğumda yeterince ailemin yanında olmuştu.

"Sen işini hallet. Ben buradayım. Teşekkürler Gerardo."

"Teşekkür etme." Başını kaldırıp "Aile daima öncedir." Dedi Rusçaya geçerken. Valeria'nın dediklerini tekrarlamıştı.

"Bu arada Yegor'a dikkat et. Bir iki kez Valeria'ya bakışlarını yakaladım. Onu avcı gibi izliyor." Kaşlarım çatıldı. O heriften bende hiç iyi enerji almıyordum.

"Bilincim yerinde değilken öldürülmeye çalışılmışım. O mu dersin?" Kararsız bir şekilde başını aşağı yukarı salladı.

"O değilse bile onun adamlarıdır. O adam iyi değil. Pakhan onun yanında melek kalır. Bu yüzden olabildiğince ona bulaşmadan Valeria'yı da al ve gidin buralardan." Gerardo ne zaman bir şey hakkında fikrini belirtse o şey ya yaşanıyordu ya da yaşanmasına ramak kala en büyük zararla kurtuluyorduk.

"Valeria yumuşamaya başladı." Duraksadım. Konuşmamız gereken en önemli konudan kaçıyorduk. O bildiğimi anlamış mıydı, bilmiyordum. Ama ben bildiklerimle susmak istemiyordum. Artık hiçbir sessizlik, cazip gelmiyordu.

"Yegor'un nesi bu kadar tehlikeli?" Dikkatimi tehlike olarak zihnimde yer edinen adama kaydırdım. Hala kontrolümün olmadığı topraklardaydım. Tedbiri elden bırakmaya niyetim yoktu.

"Ne sen sor ne ben söyleyeyim." Sıkıntılı bir soluk alırken bakışları Valeria'nın olduğu tarafa kaydı. "Onun radarına girmezseniz, sorun çıkmaz. Uğraşanlar yalnızca Bratva olur. Ne kadar az bulaşırsan buna, o kadar çabuk normal bir hayata kavuşursun." Başını eğip gülümsediğinde Valeria yaklaşmıştı. "Dikkatli ol."

Bazen böyle sır küpü olduğu için onu gebertmek istiyordum.

"Valeria, ben gidiyorum. Bir isteğin var mı?" Valeria duraksayıp şaşkınca gözlerini kırpıştırdı. "Rusya'dan değil." Diye eklediğinde Valeria rahat bir soluk alıp verdi. Gerardo'nun biraz daha kalışından memnun bir şekilde kocaman gülümsedi.

"Grand Pub." Dedi Valeria. Gerardo anlamsız gözlerle baktı. "Duyduğuma göre orada herkesten gizlenen Ruslar olurmuş." Başını hafifçe sağa yasladı. "İçkileri iyiymiş, benim yerime de bir kadeh içersin."

Gerardo'ya, İrina'nın yerini mi söylüyordu?

"Rus içkilerini sevmem ama senin için gideceğim." Gerardo arkasını dönüp ıslık çalarak bahçenin çıkışına doğru yürümeye başladı.

"Faruk'la mı kalacaksın?" Gerardo'ya bakmayı keserken bedenimi tamamen Valeria'ya çevirdim. Başımı ağır ağır onaylarcasına salladım. "Sergei'ye sizi koruması-"

"Hayır." Dedim homurdanarak. "Bebek bakıcısına gerek yok. Kendimdeyim. Kardeşimi de kendimi de koruyacak kadar güçlüyüm. Ona gerek yok." Ani bağırışımdan dolayı irkilmek yerine şaşkınlıkla baktı.

Sergei sigarasını dudaklarına yaslarken uzakta olmasına rağmen sırıtarak bizi dinliyormuş gibi bakıyordu. Piç.

"Sen ne konuştun onunla bu kadar uzun?" Valeria gözlerini kıstı.

Mantık Karanbey. Az biraz mantık.

"Sizi bulmam karşılığında ona teklif ettiğim şeyi konuştuk." Ne demek teklif ettiğim şey? Kaşlarımı çattığımda Valeria, göz ucuyla Sergei'ye baktı. Sergei sigaranın dumanını gökyüzüne bırakıp göz kırptı.

"Göz kırpışına tüküreyim." Valeria tekrar bana döndüğünde Sergei itine bakmayı kestim. "Niye yabancı herifin tekiyle anlaşma yapıyorsun?"

"Seninle anlaşma yaptığımda da bir yabancıydın. O zaman yabancı biriyle anlaşma yapmam sorun olmuyorsa şimdi de sorun yok." Güzel savunmaydı.

"Beni elin herifiyle aynı kefeye mi koyuyorsun?" Dudaklarını araladı, tek kelime etmeden duraksadı.

"Kefe ne demek?" Şu an kefenin ne demek olduğunu açıklamak istemiyordum. Suskunluğumdan hoşlanmamış olacak ki telefonunu çıkarttı ve ekranda parmaklarını gezdirdi. "İki gözlü terazinin gözlerinden biri." Gözleri kısıldı.

"Val?"

"Sana laf yetiştirmem için senin söylediğini anlamam lazım." Homurdandı ve tekrar ekrana odaklanıp parmağını kaydırdı. Bulduğu cevabı bulmuş gibi duraksadı.

"İkinizi eşit görmüyorum." Telefonu arka cebine tıkıp kaşlarını çattı. "O Bratva'daki sıradan bir adam ve sen...Sensin işte."

"Neyim ben?" Ona bir adım yaklaştığımda gerilemek yerine çenesini dikleştirdi.

"Karanbey'sin. Türk masasının lideri. Faruk'un kan bağı olmayan kardeşisin. Gerardo'nun patronusun. Bratva'nın sevmediği potansiyel düşmansın."

"Söyle." Senin için ne olduğumu söyle kadın.

"Hayır." Bakışlarını kaçırdığında yanakları hafifçe pembeleşti. Eliyle Sergei'nin olduğu tarafı işaret etti. "Sergei'de yardımcı olan bir arkadaş."

"Arkadaşından hoşlanmıyorum." Öne eğildiğimde bedenimdeki her bir zerre acıyla haykırdı. "Canımı sıkıyor."

"Senin daima canın sıkılır, Karanbey." Gözlerini gözlerime diktiğinde onunla tanıştığımız zamanki gibi meydan okuyan ifadesi belirdi harelerinde.

"Daima değil. Karım canımı sıkmayan yegâne varlık." Dudakları kıvrılır gibi olsa da boğazını temizleyip bunu hızla gizledi. İnatçı Rus'um.

"Ben abimle konuşacağım. Bir türlü oturup konuşamadık. O zamana kadar Faruk'un yanında yalnız kalacaksın. Söz geleceğim. Sadece dikkatli ol." Parmak ucunda yükseldi ve dudaklarını yanağıma değdirdi. Zaman yavaşlarken tıpkı yanağıma kondurduğu ilk öpücük kadar afallamama neden olan bir hareketti bu.

Bratva'dakiler aramızdakileri öğrenirse benden önce onun hayatını mahvedecekti ve burada konuşacak çok fazla adam vardı.

"Valeria." Şaşkınlıkla karışık endişe damarlarımda gezinmeye başladı. "Buradakiler bana karşı unuttun mu?" Geri çekilmiş, etraftaki adamlara göz ucuyla bakmıştı.

"Korktun mu Karanbey?" dedi muzipçe.

"Kendim için değil." Dürüstlüğüm samimi bir gülüşle dudaklarını kıvırmasına neden oldu. "Yoksa beni öpmeni daima isterim." Bakışlarım dudaklarına kaydığında titrek bir soluk alıp dudaklarını birbirine bastırdı.

"Ben gidiyorum." Arkasını döndü ve kaçarcasına yürümeye başladı.

"Babamı yakmış." Tekrar gülmeye başladığımda işaret parmağımı çeneme sürdüm. "Manyak karım."

 

VALERİA

Bahçeden içeri girdiğimde ilk gördüğüm Raskol'du. Sırtını kış bahçesinin camdan duvarına yaslamış sigara içiyordu. Artem ona uzun uzun bir şeyler anlatıyor gibi görünüyordu.

Raskol öfkeli Val.

Kaşlarındaki derin çatıklığa eşlik eden sigarasını öfkeyle bitirmesiydi. Yenisini yaktığında kaşlarını kaldırıp duraksadı. Yaroslov en az abim gibi öfkeliydi. O konuşmayı elinde çevirdiği bıçağıyla dinliyordu.

"Gelebilir miyim?" Onları duyamayacak kadar uzaktaydım ve bağırışım bahçede yankılanmıştı. Üçü aynı anda bana baktığında gülümsedim. "Konu ben miyim? Bratva mı?" Üşüyen ellerimi paltomun cebine tıkıp tamamen onlara yaklaştım.

"Bratva'nın bu aralar öznesi sensin." Artem huysuzca mırıldandı.

"Nereden geliyorsun?" Raskol gözlerini kıstı ve baştan aşağı beni süzdü.

"Faruk'un yanından." Gözlerini devirirken sigarasından derin bir nefes aldı. "Sorun ne?"

"Bratva, Pakhan'ın yaralandığını öğrenmiş." Bunu iyi bir şekilde gizlemenin bir yolunu bulmuştum. Günlerdir işe yarıyordu. "Amcamın gelişi, benim saldırıya uğrayışım...Parçaları birleştirdiler. Pakhan'ın öldüğünü düşünen bile var."

"Fedor nerede?" Bratva'yla ilgilenen oydu. Sorun yok imajı çizmek bu kadar zor olmamalıydı.

"Geliyor." Yaroslov, başıyla işaret ettiği yöne bakışlarımı çevirdiğimde rulo haline getirdiği bir dosyayı sıkı sıkıya tutmuştu. Yüzü kıpkırmızıydı ve kaybetmiş bir adamınki gibi hüsran doluydu.

"Baktın mı?" dedi Raskol. Fedor başını onaylarcasına sallamakla yetindi. Abim hızla sigarasını söndürüp Fedor'un elindeki dosyayı aldı. Sayfaları çevirdikçe en Fedor'unki gibi yüzü kızardı ve bakışları donuklaştı.

"Siktir." Artem onun yanından dosyaya bakarken Fedor hafifçe güldü.

"Babamı öldürmek intihar demek Raskol." Abim bakışlarını kaldırdığında Fedor başını sağa sola salladı. "Onu öldürdüğün gibi bulaştığı tüm boklar bizi bulur. Ailelerimizi de." Raskol'un bakışları beni buldu.

Neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bakışlarım bir onda bir bundaydı. Dosyaya bakmak için başımı eğdim ve yazılardan önce beni karşılayan bir adamın vesikalığıydı.

Adamın gözlüğünün ardından parıldayan mavi hareleri kötü biriymiş gibi hissettirmiyordu. Yüzündeki sakin tebessümünü gölge gibi düşen sağ kaşının üzerindeki jilet kesiğiydi. Bunun dışında normal görünüyordu.

"Bu kim?" Merakıma yenilerek sorduğumda hiçbiri cevap vermedi. Dosyayı çekip aldım elinden ve otuzlarının sonunda gibi görünen adamın bilgilerini okumaya başladım. Adı kısmı boştu. Bir tek lakap kısmında Timsah yazıyordu.

"Timsah?" Aile bilgisi yoktu. Aslında onunla ilgili gereksiz detaylar dışında hiçbir bilgi yazmıyordu. Sayfayı çevirdiğimde timsah fotoğrafları gördüm. Altına tek bir şey yazılmıştı.

 

"Timsahlarını düşmanlarının canlı bedenleriyle besliyor. Geriye kalan uzuvlarından parçaları da bulundukları ailelere kargoluyor."

Bakışlarımı kaldırdım. "Adamın timsahı mı var?" Fedor dosyayı elimden aldı. Yine silindir şekline getirip sıkıca tuttu.

"Amcam ne zamandan beri onlarla çalışıyor?" Benim aptal sorularımı görmezden gelerek konuşmaya devam ediyorlardı. "Amerika'daki sürgünü bu şekilde olmamalıydı."

"Ona verilen bölgenin sınırı Timsah'a ait. Oradan mı bağlantı kurdular?" dedi Yaroslov. Raskol elini yüzüne sürerken hepsinde hissedebildiğim tek şey şaşkınlıktı.

"Timsah'ı arkasına aldıysa Pakhan ölse de ölmese de lider olmak isteyecektir. Timsah'ta onu destekler." Fedor kaçınılmaz senaryoyu dile getirdiğinde Raskol, yüzündeki elini uzaklaştırdı.

"Timsah, niye yardım etsin? Öldürsen dünya ticaretini umursamaz. O Amerika'daki hakimiyetini tehdit etmediğin sürece kimseye karışmaz. Niye amcama yardım ediyor?" Artem'in bakışlarını üzerimde hissederken ona döndüm. Niye öyle bakıyordu? Konuşmak ister gibiydi.

"Bu sefer ben birini saklayıp unutmadım. Hiç öyle bakma." Suçsuz olduğumu kanıtlarcasına ellerimi iki yana açtım. "Yemin ederim timsahmış, yılanmış, kartalmış falan tanımıyorum. Burası iyice hayvanat bahçesine döndü." Yaroslov dudaklarını kıvırdığında diğerleri hala çok ciddiydi.

"Ben geleceğim." Raskol içeri doğru yürürken Fedor onun peşinden gitti. Yaroslov ve Artem'le kaldık öylece.

"Ben yokken çocuklarıma baktın mı?" dedi Yaros. Giden abimin gerginliği silinirken kocaman gülümsedim. Onca problemin arasında bile Yaroslov'un köpeklerine bakmıştım.

"Evet. Sen uyanana kadar yavru kocaman oldu." Öne eğilip gizli bir şey söylüyormuşçasına elimle dudaklarımı kapattım. "Artem'i ısırdılar." Yaroslov kahkaha atıp Artem'in koluna vurdu.

"Evcil hayvanlar sahipleri gibi olur derler. Yaroslov'dan aşağı kalır yanları yok." Artem hala huysuz bakışlarla etrafı kolaçan ediyor, bunu gizlemekle uğraşmıyordu.

"Kıskanma. Hayvanları da insanları da sevmiyorsun."

"Canlı hiçbir şeyden hoşlanmam." Diye homurdandı Artem.

"Senin keyfini kaçıran ne?" Artem sonunda bakışlarını bana çevirdi. "Geldiğimde de keyfin yoktu. Az önce bana anlamadığım bakışlar da attın. Ne olduğunu söyle bana."

"Raskol, o yokken olanları sordu. Anımsadığın o gerçek dışındakileri anlattım." Gözlerimi kıstım. Onu niye saklıyordu? Beni buradan gönderen her kimse abim yıllarca aramıştı. Şimdi öğrenmesinde ne gibi bir yanlış vardı ki?

"Ne gerçeği?" dedi Yaroslov. Artem hızlıca özet geçtiğinde Yaroslov kaşlarını çatarak elini salladı. "Bunu ondan saklayamazsın. Onunla yalnız ben yoktum. Sende vardın-"

"Timsah olmasaydı bile Bratva'nın büyük bir çoğunluğu Raskol'u değil, Yegor'u isterken onu öldüremez. Bu onu ne gibi bir noktaya sürükleyecek biliyor musun?" Raskol yıllarca çektiği o yüklere bir de amcamı öldürdükten sonra yaşananlar eklenecekti.

"Ona söylememi istemiyorsun." Eğer bu onun hayatını mahvedecekse tabi ki söylemezdim.

"Söyleyemeyiz." Artem, itiraz etmek için dudaklarını aralamış Yaroslov'a baktı. "Söyleyemeyiz, dedim. Onu öldürürse Bratva cesaret edemezse bile Timsah onu yerle bir eder. Bratva onun yanında olamazsa Timsah'a karşı savaşamaz." Yaroslov küfür savururken bakışlarım etraftaki adamlarda gezindi sessizce.

"Valeria?"

"Söylemem." Arkamı döndüm ve eve doğru yürümeye başladım. Düşünceler yine ve yeniden zihnimi düşüncelere boğarken yapabildiğim tek şey, derin bir soluk almaktan ibaretti.

Amcam, Pakhan olursa abim kaybederdi.

Abim, amcamı alt edip Pakhan olursa abim yine kaybederdi.

Abim, amcamı öğrenirse onu öldürürdü, abim yine ve yeniden kaybederdi.

Dedemin ofisine girdiğimde Fedor ayaklanmış, çıkmak üzereydi. Yanımdan geçip giderken sıkıntılı ifadesini silmemişti. Raskol, ellerini beline yaslamış, sırtını kapıya dönecek şekilde pencereden dışarı bakıyordu.

"Doktor dinlenmeni söyledi, yarım Pakhan." Omzunun üzerinden bakışları beni bulduğunda elini belinden çekip bedenini ağır ağır bana doğru çevirdi. "Dinlenmelisin abi."

"Senin de güvende olmak için bu evden çıkmaman lazım. Sanırım ikimiz de kuraldan anlamıyoruz." Ona yaklaştım. Dünkü yemekten sonra iyi dinlenmiş görünüyordu. "Volk?" dedi yumuşak bir ses tonuyla.

"Asıl Volk sensin." Derken bakışlarım boynunda ve parmaklarının üzerinde var olan kurt dövmelerine kaydı. Beni ararken dibe battıkça batmıştı ve bu dövmelerin her biri bir yıllık esaretin kanıtıydı. Ruhuma işlenen esaret dolu o yılların her biri onun bedenine kazınmıştı.

"Artem yokluğumda yaşadıklarından bahsetti." Bana doğru adımladı yavaşça. "Pakhan'ın seni daha öncesinde bilmesi konusu," İç çekti.

"Bunu daha önce biliyor muydun?" derken sesim korkuyla titremişti. Bir ihanete daha şahit olmak istemiyordum.

"Senden daha önce öğrendim. Kabul edildiğin günün akşamında." Benden saklamış mıydı? Pakhan'ı sevmeme devam etmeme izin mi vermişti? Yabancı birinin gelip canımı yakmasından daha çok beni yaralayan daima sevdiğim birinin ihanetiydi.

"Bana niye söylemedin?" Onun elinden kurtulup birkaç adım geriledim. "Niye her şeyi en son ben öğreniyorum?" Kabul edildiğim günün sonrasında bir gün bile geçmeden kaçırılmışlardı. Bu yüzden söylemeye fırsatı olmadığını bilsem de üzülüyordum işte.

"Valeria, bilmediklerin var." Sorunda buydu ya. Benim daima bilmediklerim vardı ve öğrenmek için çırpındığım bir ömür geçiriyordum. Artık bilmediklerim için çabalamaktan yorulmuştum. Bilmem gerekenleri bana direkt anlatamazlar mıydı?

"Bilmediğim ne var? Daha ne var?" Raskol, sessizce baktı gözlerime. Baktıkça gözlerinde en az benim hissettiğim kadar büyük bir yıkımı gördüm. "Bana söyle abi."

"Babamız." Dedi fısıldarcasına.

"Ne babamız?" dedim. Korku her bir zerreme yayılırken duyacaklarıma hazırlamaya çalıştım kendimi.

"O gün eve saldıran babammış." Kaşlarım çatılırken başımı sağa sola salladım. Anımsadığım tüm anılarımda babam ölüydü. Babam, annemle bizi gizliyordu. Çünkü Bratva'nın, beni kabulleneceği o anı bekliyordu.

"Babamı gördüm abi. Annemle beni korumak için gelmişti. Bu yüzden öldürülmüştü. Seni bulduğum yerin ilerisine o da yatıyordu. O saldırdıysa niye ölmüş olsun ki?" Dudaklarım titrerken öfkeli bir soluk aldım. "Pakhan'ın yeni oyunu mu bu? Öfkeli olup Bratva'da kalalım diye mi yapıyor?"

"İzledim Val." Dedi acıyla. "Videosunu gördüm. Babamız oraya sizin için gelmiş." Derin bir soluk alırken bakışlarını odadaki mobilyalarda gezdirdi.

"Bizi korumak için gelmiş işte. Ne sorun var bunda?" Raskol, arkasını döndü ve Pakhan'ın masanın arkasına geçti. Boynuna astığı anahtarı çekmecelerden birinin kilidine taktı ve açılan çekmeceden çıkarttığı USB'yi masadaki laptopa taktı.

"Gel."

"İzlemek istemiyorum." Raskol başını kaldırdı. "Her şeyi aptal bir videoyla öğrenmek istemiyorum artık. Babam bizi korumak için geldi." Sesim titrese de gözyaşlarım akmak için dirense de ağlamadım. Artık hiçbir ihanet için gözyaşı dökmeyecektim.

"Bir yalana inanmak istiyorsan seni anlarım Val. Ama yalanlar, daima gerçeğiyle darmaduman olur. Biliyorsun." Aptal yalanlar.

"Babamız iyi bir adam değildi." Raskol bunu söylerken gözlerinde bir anlığına kırgınlık geçti. "Bunu ne kadar çabuk kabullenirsen senin için o kadar iyi."

Babam beni yılda maksimum üç veya dört kez ziyaret ederdi. O ziyaretlerin hiçbiri net değildi. Raskol dışında hiçbir şeyi anımsayamıyordum neredeyse. Bu yüzden babamın nasıl biri olduğuna dair konuşamazdım.

Raskol için babam nasıl biriydi? Yegor kadar acımasız mıydı? Pakhan'ın oğullarına olduğu gibi sevgisiz miydi? Raskol ne annesini ne de babamızı konuşmazdı. Varvara'nın anlattıklarıyla tanıyordum onları.

"Videoyu izleyeceğim." Artık yanımda abim vardı. Geçmişte yaşanan o gerçekler canımı yakmazdı. Masanın etrafını dolanıp dedemin sandalyesine çöktüm. Videoyu başlattı hemen.

Anılarımda olmayan bir evin geniş açıdan kaydedilmiş görüntüsüydü. Görüntünün başında ufak bir kız çocuğu etraftaki adamları atlatırken elini dudaklarına yaslayıp gülüşünü gizliyordu.

Bendim.

Ormana girdikten kısa bir süre sonra araç yolunda bir araba duruyordu ve içinden Raskol'un yıllar önceki hali koşarak bahçeye giriyordu. Bağırıyordu. Yaşlı bir kadın evden çıkınca abim duruyordu.

"Dadın." Hatırlamıyordum. Kadın ellerini abartılı bir şekilde sallarken Raskol bir sandalye çekti ve yanıma oturdu. "Senin evde olmadığını söylüyor." Abim o günleri cümlesi cümlesine anımsıyordu. Ben unutmuştum. Hangimizin cezası daha büyüktü artık kestiremiyordum.

Ekrandaki Raskol, ormana girdikten kısa bir süre sonra her yer karışıyordu. Korumalar birer birer yere düşerken nereden geldiklerini takip edemediğim adamlar evin etrafını sarıyordu. Üçü içeri girip iki kadını bahçeye çıkarttı ve diz çöktürdüler.

"Annem ve dadım." Diye mırıldandım. Onları ben bile unutmuştum. Kalbim vicdan azabıyla sızlarken yutkunamadım. Annem, etrafına bakınıp bağırırken kalabalığın içinden çıkan adam, babamdı.

Hatırlayamadığım adamın ihaneti beklediğimin aksine beni yıkmamıştı. Sadece geçmişin hayal kırıklığıydı, üzerime çullanan.

Babam dediğim adam, başını salladığında çocukluğumun evine benzin döküp yaktılar. Belki de onu hatırlamamak iyi bir şeydi. Onu sevdiğim anları anımsasaydım, şu an yıkımım olacaktı bu ihanet.

Annem, yine bağırdı. Bu sefer ormana doğru bağırıyordu. Belki de gelmemem için haykırıyordu. "Babam beni öldürmek için mi geldi yani?"

"Pakhan, oğulları hayattayken onların hatalarını görürdü ve zamanı geldiğinde bunu kullanırdı. Muhtemelen babamızın gizli bir ailesi olduğunu öğrenmişti." Bakışlarımı ona çevirdim. Sıkıntılı ifadesi yüzünü kaplarken dudaklarını ıslattı. "Pakhan bir sonraki liderin benim olmam konusunda duyuru yaptı. İki oğlu varken beni istemesi babamla amcamı delirtti."

"Ne zaman oldu bu?"

"Sen ortadan kaybolmadan önceki gece." Pakhan'ın yakalayacağı tek açığı yaşayan diğer ailesiydi. Hırsının kurbanıydık ve gözden çıkarttığı ilk bizdik.

Ekrana çevirdim bakışlarımı bir kez daha. Tam da o sıra babam doğruldu ve silahını çıkartıp anneme doğrulttu. Gözlerimi sıkıca kapattım. Yanağımdan bir damla gözyaşı süzüldüğünde derin bir soluk aldım. Bu yaş babamın hissettirdiği hayal kırıklığı değildi, annemin sevdiği adamın ihanetineydi.

"Bitti mi?"

"Devamı var, Val. İzlemek istedin." Haklıydı. Artık izleyip geçmişin karanlığına kapımı kapatmalıydım.

Gözlerimi araladığımda annem ve dadımın olduğu tarafa bakamadan adamların kaçıştırmasını seyretmeye başladım. Babam arabalardan birinin arkasındaydı ve adamlar birer birer yere düşüyordu.

Ormandan çıkan Raskol kendi silahını atıp yerde yatan adamlardan birinin silahını aldı. Her şey ağır çekimdeymişçesine Raskol etrafında kimsenin kalmadığını düşündüğü ilk an annemle dadıma bakmak için arkasını döndü.

Hayır.

Babam gizlendiği yerden çıkıp silahını abime doğrulttuğunda şaşkınlıkla dolu çığlığımı bastırmak için elimi dudaklarıma yasladım. Benim için gelen babam, abimi öldürmek için kaldırmıştı silahını.

Raskol'u vurduğunda abim arkasına bakamadan yüz üstü düştü yere. Video burada sonlandı. Abime döndüğümde umursamaz bir şekilde laptopun ekranını kapattı ve USB'yi çekmeceye koyup kilitledi.

"Dedem bunu ne zaman bulduğundan bahsetmedi. Umurumda da değil. Devamında senin geldiğin görüntülerin de olmasını dilerdim yalnızca. Seni kaçırmaya yardım eden haini bilmek için." Dilimin ucuna gelenleri yuttum. Abim kendi babasının bile merhamet göstermediği adamdı. Amcamı benim için öldürecekse buna engel olmayı seçiyordum. Zaten sıkıntılı bir durumdaydı.

"Ne zaman izletti sana?"

"Senin kabul edildiğin günün gecesinde verdi bunu bana." Raskol bunu bilmeden hayatına devam edecekken ona babamızın neler yaptığını mı izletmişti?

Daha acımasız bir lider, aileyi umursamazdı. Bunu bana Haldun öğretmişti. Ümit ve Pakhan'da da görmüştüm bunu. Onun acımasız bir lider olması için canını yakmak için mi vermişti?

Yıllardır İtalyanlara karşı doldurduğu torununa iyi niyetle yaklaştığına zerre inanmıyordum.

"Sana gösterdim. Neden biliyor musun?" Başımı sağa sola sallarken yanağımdan süzülen yaşlara gözleri kaydı. "Bratva acımasız ve daha fazla burada kalamazsın Val."

Gitmemi mi istiyordu? Burası zaten benim son sığınağımken mi istiyordu bunu?

"Bratva bir bana mı acımasız?" Ağır ağır yüzünü seyrettiğimde bakışlarını kaçırdı. "Bir yıl hastanede komada kaldım dedin. Çıkar çıkmaz Pakhan seni hapsetti. İki yıl. Bizim dedemiz yaptı bunu. Bu aptal video ne zamandır ondaydı? Bu aptal oyun ne zamandır işliyordu abi?"

"Bilmiyorum." Dedi bunu konuşmaktan hazzetmiyormuşçasına. "Bilmiyorum Val. Yarın ne olacağını da geçmişte yaşananları da...Ben hiçbir şeyi bilmiyorum. Tek bildiğim şey, sensin. Kardeşim mutlu olsun istiyorum. Burada olamazsın."

"Ama seni arkamda bırakamam. Sen abimsin." Bakışlarım boynundaki kurt dövmesine kaydı. "Bensiz geçirdiğin on dört yıla ait kurt dövmene başkalarını eklemeni istemiyorum." Bahaneydi.

"Burada kalamasın." Sesindeki duygusuzluğa rağmen gözlerine sıcacık bir samimiyet ulaşmıştı. Buradan gitmemi istiyordu çünkü beni Bratva'dan uzaklaştırırsa tamamen koruyacağını düşünüyordu.

Kendini nasıl koruyacaktı?

"Beni kovacak mısın?" Burnumu çektim. "Sende mi beni kovacaksın?" Başını hızla sağa sola sallarken suratını buruşturdu. Şu an yaptığı buydu. Onun yanından ayrılmak istemiyordum. Abimle kalmak isterken bana git demesi hiç adil değildi.

"Val." Uzandı ve şefkatle sildi yanağımdaki yaşları. "Burada kalırsan canın yanacak. Sana o istediğin normal yaşam için özgürlük veriyorum." Onun esaretine gözlerimi kapatıp kendimi düşündüğüm bir özgürlük istemiyordum.

"Sende gel. Gidelim. Amcam Pakhan olacaksa olsun. Kimsenin bilmediği bir yerde yeniden başlarız." Başını sağa sola salladı.

"Anlamıyorsun Val."

"Neyi anlamıyorum?" Elini yüzümden çektiğinde sandalyemi biraz daha yakınlaştırdım. Uzanıp kucağındaki elini sıkıca tuttum. "Sevdiğin kadınla bile evlenmene izin vermeyecekler. Kendi babamızın bile öldürmeye can attığı kuralları diğerleri acımasızca işleyecek."

"Val, ben Pakhan olmak için eğitildim. Hayatımın her bir zerresi bunun için çabalamakla geçti." Bratva'da kalmak ve ona hükmetmek istiyordu. Kendi cehennemine lider olmaya can atıyordu.

Liderliği mecburiyetten değil, gerçekten istiyordu.

"Sen burada kalmayı istemiyorsun ve benim yüzümden kalmana da izin vermeyeceğim. Gideceksin. O adamla ya da yalnız. Orası sana kalmış. Burada tehlikede olmanı istemiyorum artık."

"Seni yalnız bırakmamı nasıl istersin?"

"Beni yalnız bırak demiyorum." Derin bir soluk aldı. "Benim istediğim hayat burası. Bana anlattığın o hayata git Val. Dertsiz tasasız, tehlikede hissetmediğin o hayata gitmeni istiyorum." O hayatı isterken abimi ardımda bırakacağımı hiç düşünmemiştim ki. Başımı eğdiğimde tereddüt etmeden kollarını omzuma sardı.

"Benimle gelemez misin?"

"Gelemem." Kolları sıkılaştı. "Ben artık normal hayat istemiyorum Val. Normal olamayacak kadar battım. Artık normalim Bratva." Geri çekildi ve yanaklarımı avuçladı. Baş parmağını nazikçe gözaltlarıma sürdü.

"Sana seni bulduktan sonra ne yapacağım hakkında bir planımın olmadığını söylediğimi hatırlıyor musun?" Başımı sallarken hıçkırığımı yuttum. "Artık biliyorum. Senin Bratva'dan uzakta bir hayat yaşamanı sağlardım."

"Sen de Bratva'ya aitsin. Bu yüzden mi seninle uzakta bir hayatım olmalı?" Başını aşağı yukarı sallayıp gülümsedi.

"Aynen öyle."

"Gitmek istemesem de-"

"Gideceksin. Tartışmaya kapalı." Niye durduk yere vedalaşmak zorundaydı ki? Sesindeki sertlikle yüzümü elinden kurtarıp silinenlerin yerini alan yeni gözyaşlarımı sildim ve çenemi dikleştirdim.

"Abim olmayı da mı bırakacaksın?" Sesimdeki çaresizliğin tek nedeni onu da kaybetmek istemeyişimdi. Babamın, dedemin, amcamın aksine o daima benimleydi. Benim için yıllarını heba etmiş arayıp durmuştu. Abim benim Rusya'daki koşulsuz ve gerçek olan tek ailemdi.

"Asla. Buradan gideceksin Val, benim kardeşim olmayı bırakmayacaksın." Başımı sallayıp ayaklandım.

"Nasıl göreceğim seni? Ya Karanbey canımı tekrar sıkarsa ve şikayet etmek için seninle konuşmam gerekirse." Dudaklarını kıvırsa da gözleri hüzünlüydü.

"Telefon var."

"Aptal teknolojiyi istemiyorum. Ya sana sarılıp kollarında ağlamak istersem, o zaman ne olacak?" Çocukça davrandığımı bilsem de buna engel olamıyordum. Onu bulduktan sonra arkamda bırakacağımı hiç düşünmemiştim ki.

"O zaman yanına geleceğim." Dedi anlayışlı bir şekilde.

"Ya geç kalırsan?"

"Kalmam. Bu sefer kalmam." Bunu öyle bir söylemişti ki inanırken buldum kendimi. "Nereye gidersen git, ben zaten bunu bileceğim. Seni bulmuşken bırakırım mı sandın?" Başımı sağa sola salladım.

O sıra içeri giren Polina nefes nefeseydi. Raskol, baktığım yöne çevirdi bakışlarını. Polina hızla ellerini salladı. O kadar endişeliydi ki bazı hareketlerini kaçırdım.

"Ne?" dedi Raskol oturduğu yerden kalktı ve bedeni gözle görülür biçimde kasıldı. Polina başını sallayıp öncekinden daha yavaş bir şekilde ne demek istediğini işaret etmeye başladı. Hala işaret diline yüzde yüz emin olmasam da bir kelimeyi net bir şekilde anlamıştım.

Öldü.

Raskol odadan çıktığında olduğum yerde durdum öylece. Bakışlarım çalışma masasından koltuklara oradan da geri kalan eşyalara dokundu.

Hiçbir şey hissedemiyordum.

Az önce gitmemi isteyen abime gözyaşı akıtan gözlerim kurumuş, ölüm haberine tek bir damla bile gözyaşım akmamıştı.

Kim öldü?

Zihnimde durmadan tekrarlanan soru buydu.

Polina kolumu tutana kadar gerilediğimin farkında bile değildim. Sırtım kitaplık raflarından birine değdiğinde yere kayıp oturdum. Polina benim gibi yere oturduğunda onun gözlerine odaklanmaya çalıştım.

"Deduşkam mı?" Başını tereddüt ederek aşağıya yukarı salladığında dizlerimi karnıma çekip kollarımı etrafına sardım. "Hem benim kaçırıldığımı bilip susuyor hem de hayatımı kurtarıp kahraman oluyor." Ellerini hareketlendirdiğinde başımı sağa sola salladım.

"O ihtiyar beni sevmiyor. Kesin hayatta kalmam için bir nedeni vardı. Bencil," Hıçkırığım dudaklarımdan süzüldüğünde başımı sağa sola salladım.

"Bencil. Koltuğunu düşündü. Babam gibi...Bratva'nın geri kalanı gibi." Derin bir soluk alıp hıçkırığımı bastırmaya çalıştım. "Burası abimin de sonunu getirecek."

Pakhan öldü. Enrico'nun kardeşinin gizlenmesine ses etmeyen, kaçırıldığım evde hapsedilişime göz yuman, kendi kanından olanları kışkırtıp oğullarını öldürmeyi düşündürten o sistemi besleyen adam...

Deduşkam öldü.

Yüzümü dizlerime gömüp öyle kaldım. Göğüs kafesimi yakan bir acı vardı. Hıçkırığım boğazımda düğümlenirken ben ağlayamıyordum.

Ağlamak istemiyordum. Sadece öfkeliydim. Pakhan uzun ve kanlı bir ömür geçirmişti. Herkesin hayatını biraz biraz mahvetmiş ve bunun karşılığında kandan tahtında krallığını yönetmişti.

Bratva.

O kanı yönetecek olan yeni Pakhan, abimdi.

Her sonun bir başlangıcı vardır derler. Pakhan'ın sonu, cehennemin başlangıcı mıydı yoksa abimin yerle bir oluşu mu?

🖤

 

Bölüm sonrası dinlenme köşesi

Sonraki bölüm düzenlenip atacağım. Bugün yetişirse bugün. Yoksa yarın öğlen olmadan <3

 

 

KONUŞAMAYANLAR III - YUTULMUŞ SÖZLER >>>>

İnstagram: ayseilhanl / #karanbey

TikTok: ayseilhanli / #karanbey

 

Bölüm : 02.08.2025 23:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...