35. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / K26 - KONUŞAMAYANLAR III (Yutulmuş Sözler)

K26 - KONUŞAMAYANLAR III (Yutulmuş Sözler)

Ayşe Deniz
ayseilhanli

🎵 İkiye On Kala - Depresyon Güzelim 🎵

KONUŞAMAYANLAR II okuduysanız buradan devam edebilirsiniz. Bu 3. kısım. Atladıysanız geri dönün <3

🖤

26. BÖLÜM - KONUŞAMAYANLAR 3

YUTULMUŞ SÖZLER

HAKAN

Herkes cenazeden ayrılmıştı, Valeria hariç. Hala kilisedeki oturma alanında duruyordu. Arkasındaydım ve geldiğimi fark etmemişti bile.

Yüzünde en ufak duygu parçası yoktu. Bakışları az önce tabutu olan Maksim’in olduğu kısımdaydı. Ağlamıyordu. Valeria ne zaman ağlamadan acılarını soğukkanlılıkla karşılasa sonu daha büyük yıkımlarla çevrelenirdi.

Oturduğum yerden kalkıp onun yanındaki boşluğa oturana kadar adımladım. “Başın sağ olsun.” Bakışları ağır ağır bana çevrildi. Gözlerinde acı yerine hayal kırıklığı vardı.

“Buradan gitmek istiyorum.” Oturduğum yerden kalkıp dirseğimi ona uzattım. Bakışları koluma kaydığında birkaç saniye baktı sessizce.

“Gidelim. Hadi kalk.” Dediğimi yapıp koluma girdi ve çıkışa doğru kaplumbağa hızında yürümeye başladık. Sessizdi. “Yemek yedin mi?” Başını onaylarcasına salladı ve koluma yasladı.

“Eve götüreyim mi seni?”

“Eve gitmek istiyorum.” Dedi tutuşu sıkılaşırken. “Evime gitmek istiyorum.” Kapıdan çıkıp basamakları inerken onun hangi evden bahsettiği konusunda emin olamıyordum.

“Ev yerine Faruk’u görmek için Sergei’nin evine gidelim mi?” Adımları durdu ve başını kaldırıp bana baktı. “Faruk daima neşeni yerine getirir.”

“Faruk’a gidelim.” Dediğini yapıp arabaya yerleştiğimiz zaman sessizliği devam etti. Yine bir ölümü kendine mi saklıyordu? Bu yüzden miydi sessizliği?

Onun belini sarıp kucağıma çektiğimde bakışlarımız kesişti. Canımın yandığını gösterirsem kalkardı, bu yüzden onun bedenine kollarımı sardım ve başını göğsüme yasladım.

“Faruk’a gidene kadar sarılacağım sana. Tamam mı?” İtiraz etmesini bekledim. Yapmadı. Kolunu belime sardı ve başını kaldırıp boyun girintime gizledi.

“Eve gitmek istiyorum.” Dedi bir kez daha.

“Faruk’tan sonra götüreceğim seni.” Titrek bir soluk alırken eli göğsümün tam ortasına kaydı. Gömleğe ve tenimdeki sargılara rağmen elinin sıcaklığını hissetmek, gözlerimi kapatmama neden oldu.

“Eve gitmek istiyorum.” Sağlam olan elimi ensesine sürdüm. Derin bir soluk aldı. Bedenindeki her bir kas gevşedi.

“Evin benim ve şu an evdesin karım.” Belime sardığı elini sırtıma kaydırırken dudağı boynuma hafifçe sürtündü. Kollarıma sığınması daima reddedemediğimdi.

“Evimi özledim.” Diye fısıldadı. “Burada abim dışında seveceğim hiçbir şey yok.” Sonrasında sessizliği gömüldü ve yol boyunca sustu.

O burada mutlu değildi.

Buradan gitmek için Faruk’un uyanmasına ihtiyacım vardı. Onu kurtlar sofrasında yalnız bırakamazdım. Faruk’un uyanmasını beklerken Valeria’nın gitgide içine kapandığını görüyordum.

Hem kardeşim hem karım solup gidiyordu.

Araba yavaşlayarak durduğunda Valeria kollarımdan ayrıldı ve dışarı çıktı. Peşinden çıkarken elini kollarına sürdüğünü gördüm. Üzerimdeki ceketi çıkartıp omzuna yerleştirdim, bakışlarını bana çevirdi.

“Soğuk sevmezsin Hakan.”

“Karımı seviyorum ve soğuğun ona ulaşmasına izin vermek istemiyorum.” Dudakları hafifçe kıvrıldı.

“Teşekkürler.” Bakışlarını eve çevirip çenesini dikleştirdi. Etraftaki herkes başını kaldırıp ona baksa da Valeria onları umursamadan yürümeye başladı. İçeri girip Faruk’un odasına girene kadar sessizce onu seyredenlerden biriydim.

Gerardo yaslandığı yataktan doğrulduğunda dikkatle Valeria’ya baktı. Valeria onu da umursamadan yatağın etrafını dolaştı ve Faruk’a baktı.

“Ne zaman uyanacaksın?” Faruk’un uyanması için ilaçları kesmişlerdi. Neredeyse iki gün oluyordu. Bir türlü uyanmıyordu. Bu endişeli hissettirse de kardeşimin güçlü olduğunu biliyordum. Uyanacaktı.

Pakhan’da güçlüydü Hakan.

Maksim yaşlıydı. Faruk uyanacaktı.

“Uyurken kurbağaya benziyorsun.” Uzandı ve Faruk’un elini tuttu. Sırıttı. “Elim soğuk. Soğuk sevmezdin sen, değil mi?” Kıkırdadı.

“Seni burada sıcak odada değil de Rusya’nın soğuğunda mı yatırsak acaba?” Kenardaki sandalyeyi çekip oturması için yanına bıraktığımda oturup konuşmaya devam etti.

“Bir sürü şey yaşandı. Sana anlatacak bir sürü dedikodum var.” Valeria’nın gülüşüne rağmen gözleri ağır ağır sulanmaya başladı. “Bu arada Asya ve diğerleri iyilermiş. Ferhat’la konuştum.” Duraksayıp derin bir soluk aldı.

“Bana cahil diyememen için bir sürü araştırma yaptım.” Gerardo yanıma gelse de benim tüm odağım biz yokmuşçasına Faruk’a dert yanan Valeria’daydı. “Uyanmanı bekliyorum.”

“Cenaze nasıldı?” Omuz silktim. Hayatımda böyle ruhsuz bir cenaze görmemiştim. Bekir’in cenazesinde bile ağlayan Hatice vardı. Pakhan’ın arkasından tek bir gözyaşı dökülmemiş, sanki sıradan bir toplantıymış gibi insanlar gelip gitmişti.

“Bratva yaşadıkları topraklar kadar soğuktu.” Diye mırıldandım.

“Doktor, Faruk’u hareket ettirebileceğimizin iznini verdi.” Başımı ona çevirdiğimde dikkatle Faruk’la Valeria’yı izliyordu. “Yeni lider seçiminde daima kan dökülür. Buradan gitmeniz lazım.”

“Karım burada.”

“Biliyorum. Sadece hatırlatayım, Faruk’u götüreceğim.” Bakışlarını bana çevirdi. “Kendine gelene kadar yanımda kalsın. Sende karını beklersin.” Yardımına minnettardım.

“Bu konuda bana kızıyorsun. Değil mi?” Dedim gözlerimi kısarken. Sürekli arasında kaldığım seçimlerden bıkmıştım. Aynı anda iki seçeneği yapmak niye bu kadar zordu?

“Yok Karanbey. Ben bu süzgece kızıyorum. Olmadık anlarda yaralanıyor. Sonra uğraş dur.” Alaycı ses tonuyla başını sağa sola salladı. “Ben Faruk’la ilgilenirken sende Valeria’yı kaçırırsın.”

“Hani Bratva’dan kadın kaçırmak için yürek yemek gerekiyordu. Capo’nla bana tuzak mı kuruyorsun?” Başını öne eğdi ve gülüşünü bastırdı.

“Bratva’yla anlaştık seni indirmeye karar verdik. Planlarım açığa çıktı.” Dedi elini iki yana açarken. Gerardo fazlasıyla keyifliydi. İrina’yı bulmuş muydu?

“Faruk?” Valeria’nın sesindeki heyecan kulaklarıma ulaştığında bakışlarımı çevirdim. Faruk gözlerini hafifçe aralamıştı. Bakışları Valeria’yı bulduğunda gözlerini kapattı. Elini kaldırmaya çalıştı ama yapamadı.

“Dur kıpırdama.” Faruk tekrar gözlerini araladı. Dudaklarını kıpırdatmaya çalıştı. Yatağa yaklaşıp solunum maskesini indirdim. Bakışları beni buldu. Dudakları aralandı, tek kelime edemedi.

“Kendini zorlama.” Gerardo’nun cümlesiyle gözleri daha çok aralandı ve bakışları güç bela onu buldu. “Süzgeç olarak kariyerine devam ettiğini görmek beni hala şaşırtıyor.” Faruk gözlerini kapatıp dudaklarını kıvırmaya çalıştı.

“Doktoru çağırmalarını söyler misin?” dedi Valeria. Gerardo içeriden çıktığında Faruk’a döndü. Onun elini bir kez daha sıktığında Faruk gözlerini aralayıp ona baktı.

“Niye sürekli senin uyanmanı beklemek zorundayım? Utanmıyor musun ölümden dönmelere?”

“Bakıcı,” Duraksadı. Günlerdir tek kelime etmediğinden sesi boğuktu. “Çayım nerede?” Valeria, gülmeye başladığında yanağından süzülen yaşları silmekle uğraşmadı.

“Çay mı istiyorsun?” Faruk yutkundu güç bela. Tamam dercesine gözlerini kapatıp açtı. “Doktora sormalıyız.”

“Kovuldun.” Hafifçe güldüğümde bakışları beni buldu. “Bok gibi görünüyorsun.” Dedi kıpırdanmaya çalışırken. Gözlerini sıkıca kapatırken burun delikleri genişledi. Acı dolu bir soluk aldı.

“Kıpırdama.”

“Tren çarpmış gibiyim.” Faruk suratını buruşturdu.

“Tren çarpmış olsa ölmüş olurdun.” Gerardo’nun yorumuna homurdandı.

“Ölmüş gibi hissediyorum.” Gözlerini kapatıp dudaklarını aralayıp kapattı. İçeri doktor girdiğinde yataktan uzaklaşıp rahat bir soluk aldım.

“Teknik olarak gömülmüş olduğuna göre öldün varsayabiliriz.” Dedi Gerardo gülerek. Bu hiç gülünecek bir mevzu değildi. Faruk’la aralarındaki ilişki bazen sinirimi bozuyordu.

“Gömüldüm mü?” dedi gözlerini tekrar aralarken. Doktor onların konuşmasını umursamadan onun gözlerine ışık tuttu. “Beyaz ışığı görüyorum lan.” Bu komik olmasa da hafifçe güldüm.

Doktor göz ucuyla bakarken onun gözündeki ışığı indirdi. Rusça soru sordu, Faruk gözlerini kısıp baktı adama. “Speak Türkçe.”

“Rusların da ayarlarıyla oynayacaksın.” Dediğimde bana döndü. “Sana ağrın olup olmadığını soruyor.”

“Ağrım var. Ama ağrı kesiciden önce çay içmem lazım. O keser ağrımı.” Doktora ağrısı olduğunu söylediğimde Faruk sessizce onu incelemesine izin verdi.

“Ben ağrı kesicileri aldım.” Doktor çantasındaki ilacı almak için uzandığında Gerardo araya girdi. Odadaki ilaç dolabına ilerledi ve aldığını söylediği ilaçları çıkartıp doktora kalmadan şırıngaya doldurdu. Kimseye güvenmiyor olsa da Faruk’un hayatını kurtaranların buradakiler olduğunu anlaması gerekiyordu.

Doktor ilacı verdikten sonra her şeyin yolunda olduğunu söyleyerek çıkıp gitti. Faruk ilacın etkisiyle tekrar gözlerini kapattığında Valeria telefonuna baktı. Suratı asılırken bakışlarını kaldırdı. Gitmesi gerekiyordu.

“Ben seni-”

“Faruk’la kal. Yeni Pakhan konuşulacak. Ne olur ne olmaz burada kalmalısın. Abim benim yanımda olacak. Güvendeyim.” Faruk’a göz ucuyla baktı. “Onu güvende tutmalısın.” Uzanıp Faruk’un yanağını şefkatle okşadı.

“Ben gelirken çay getireceğim.” İtirazımı beklemeden odadan çıktı. Peşinden gitmek için hareketlendiğimde Gerardo önüme geçti.

“Yalnız kalacak.”

“Orada asıl sen yalnız kalacaksın. Tüm Bratva üyeleri orada olacak ve seni oradan korumaya çalışıyor. Bunu batırma Karanbey.” Geri çekildiğimde başını salladı. “Sen süzgeçle kal. Ben uzaktan onun güvende olup olmadığını izlerim.”

Arkasını dönüp gitti.

VALERİA

Ölmüş birinin ardından bu kadar hızlı toparlanmaları o kadar garipti ki etraftaki yüzlere şaşkınlıkla bakıyordum. Sabah gömdükleri adamın koltuğunun hesabını, akşam görüyorlardı.

“Herkese tiksinerek bakıyorsun.” Dedi Yaroslov.

“Çünkü tiksiniyorum.” Suratımı buruşturdum. “Gittikçe rol yapamıyorum. Yüzümden belli mi oluyor?” Göz ucuyla ona baktım. Başını salladı.

“Yani buraya geldiğinden beri kimse sana yaklaşmadı. Bence bu sorunun cevabı oluyor.” Bakışlarım kadınlar ve adamlarda gezindi.

“Bu kadar acele edilmesi normal mi? Yani bir iki gün lidersiz, ölüp gitmezler ki.” Yaroslov olumsuz bir ses çıkarttı.

“Aslında dediğin gibi olur. Lider geçişleri daima kanlı olur. Bir de şu an yeni Pakhan’dan bahsediyoruz. Ortalık kan gölüne dönmeden halletmeliler. Hele ki yeni Pakhan’ın kim olacağına Capo’luk, karteller karışmadan önce karar vermeliler.”

“Onlara ne?”

“Yeni Pakhan yeni emirler ve sıkıntılar demek.” Kendilerine sıkıntı çıkartan adamı istemiyorlardı. Bu yüzden müdahale etmek için can atacaklardı.

Aptal mafya dünyası.

“Maksim, abimin lider olmasını emretmedi mi?”

“Maksim’e itaat etmekten zevk almayan aileler var.” Onlar da amcamı istiyordu. Bakışlarım kadehini yudumlayan Yegor’a kaydı. Sanki babası ölen o değil de bendim.

“Abim nerede?” Başıyla içeriyi işaret etti.

“Artem’in sakladığı bir şey varmış. Onu sorguya çekmeye gitti.” İrkildiğimi fark ettiğinden kaşlarını çattı. “Raskol aptal bir adam değil. Tabi ki bir şeylerin yolunda olmadığını anladı.”

“Öğrendi mi?”

“Artem ağzı sıkı biridir. Muhtemelen öğrenemeyecek.” Dedi bedenini yarı yarıya bana çevirirken. “Sende ağzını sıkı tutmalısın. Raskol deli-” Raskol’un verandadan çıkışı konuşmasını yarıda kesmişti. Abim yürürken ışıklar hafifçe söndürülürdü ve ortam loşlaştı. Evin ışıkları sönmüş duvarına projektör yardımıyla büyük bir ekran yansıtılmıştı.

“Bu da ne?” Yaroslov kolumu tutup sorumu duymamış gibi bedenimi korumak için bana yaklaştı. Ekranda eski doktorun bir sandalyeye bağlı görüntüsü yansıdı. Burnundan süzülen kanlar dışında gözlerinden biri mosmordu ve o kadar şişmişti ki gözlerini açamamıştı.

“Anlat.” Fedor’un sesini duydum. Doktoru sorgulayanın Artem olacağını düşünmüştüm. “Babamla bağlantını anlat.” Yegor’un soğukkanlılıkla olduğu yerde durduğunu ama bakışlarındaki öfkeyle bahçede Fedor’u aradığını gördüm.

“Fedor nerede?” Endişem sesime yansıdı.

“Buradayım.” Soluma döndüğümde göz kırpıp ekrana döndü. “Endişelenme. Her şey yolunda.” Amcamın deli gibi onu kalabalık içinde aramasında sorun görmüyordu anlaşılan.

“Doktoru hatırlamasan elimize kuvvetli bir koz düşmezdi, yılan.” Sesindeki minnettarlık burada birilerine yük olmaktan fazlası olduğumu hissettiriyordu.

“Raskol öğrenirse babanı öldürecek.” Abim az önceki yürüdüğü güzergahta değildi. “Abim yok.” Yaroslov gitmeme izin vermeden kolumdaki tutuşunu sıkılaştırdı.

“Yegor, bir kız çocuğu getirdi.” Bakışlarım ekrana kaydı. “Victor’un kızıymış. İtalyanlara ait kız çocuğunu kaçırmış, Victor’un kızı da onun kaçmasına yardımcı olmuş. Bir sürü şeyden bahsetti.” Adam güç bela başını sağa sola salladı.

“Victor’un sağ kolu, en yakın arkadaşı…Adını hatırlayamıyorum. Victor’u vurmuş. O yapmasaymış Yegor, o gün kendi kardeşini öldürecekmiş. Yanında getirdiği kız çocuğu zaten gözleri önünde ailesi öldüğü için aklını kaçırmış haldeydi.” Bundan öylesine bir olaymış gibi bahsetmesi midemi bulandırıyordu.

“Babamın en yakın arkadaşı nerede?” Yaroslov’a baktım.

“Olay yerinde ölü bulunanlardan biriydi.” Buna üzülmüştüm. Babamı durdurmak için silahını kaldırması çok onurlu bir davranıştı. Adamlarıyla gelip ailesini katleden bir adamı öldürdüğü için ona minnettardım.

“Bunu Pakhan’dan gizledin. Niye?” Fedor’un sesi tekrar duyuldu.

“Kendi ailesine ihanet eden adamın lider olmasına Bratva izin vermezdi. Bu yüzden Pakhan’ın geriye kalan tek oğlunun sırrını sakladım.” Bunu söylerken en ufak pişmanlık yoktu yüzünde.

“Liderlik için.” Hafifçe güldüm ve Fedor’a baktım. “Bu cehenneme lider olmak için birbirlerine mi saldırıyorlar?” Hafifçe gülmeye başladığımda Fedor delirmişim gibi dikkatle beni seyretmeye başladı.

“Yani bir Nikoloeva’nın esir tutulmasını sağlayan Yegor muydu? Babam? Pakhan’ın son oğlu?” Doktor başını salladı.

“Bir şey daha var.” Doktor bilinci gidip geliyormuş gibi başını öne eğdi ve güç bela kaldırdı. “Pakhan’ı zehirlememi istedi. Hiç kimse fark etmeyecek şekilde azar azar.” Bahçede uğultular yükseldiğinde daha öncesinde tahmin ettiğim ne varsa doktorun itirafıyla kanıtlanıyordu.

“Pakhan dikkatlidir. Nasıl fark etmedi?”

“Onun anlamayacağı dozlarda veriyordum. İlaçları,” Doktor gözlerini kapattı. “İlaçlarını fark ettiği için bunu yapmaya devam edemedim.”

“Valeria fark etti; istenmeyen, gayrimeşru olan. Pakhan’ın hayatını tehdit eden kendi oğluydu ama onu kurtaran istenmeyen torundu. Evrenin adaleti çok garip.”

“Öyle.” Video kapandı ve ışıklar eski haline döndü.

“Kendiniz duydunuz. Yegor’un biricik oğlu Fedor’un sorgusunu dinlediniz.” Raskol’un sesi bahçede yankılanırken nerede olduğunu bir türlü anlayamıyordum.

“Şurada.” Yaroslov bakmam gereken köşeyi işaret etti. Bakışlarım abimi bulduğunda rahat bir soluk aldım. Ceketini çıkartıp sandalyelerden birinin üzerine atmış gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Gömleğinin ilk üç düğmesi aralanmış göğsündeki sargıları sergiliyordu.

“Aileye ihanetin cezası ne, Yegor?” dedi. Kirpiklerinin altından buz gibi soğuk bakan harelerini amcama dikmişti.

“Ölüm.” Dedi Fedor. Yanımdan ayrıldı ve onlara adımladı. “İhanetin cezası daima ölümdür.”

“Gayrimeşru evlilik yasak, baban bir yanlış yaptı.” Amcam geri adım atmak yerine meydan okurcasına etrafındaki insanlara baktı tek tek. “Kuralı çiğneyen bir Nikoloeva’ysa cezasına katlanması gerekir.”

“Maksim’i bu yüzden mi öldürdün?” Gerardo’nun sesi bahçede yankılandığında bakışlar girişe kaydı. “Pardon.” Bakışlarını bana çevirdi. “Valeria’yı bu yüzden mi öldürmeye kalktın? Baktın zehirle olmuyor. Sende Pakhan’ın zaafı olan torununu öldürmeye kalktın ki onun önüne atlayacağını bilecek kadar babanı iyi tanıyordun.”

“Bir İtalyan’a katılacağımı hiç düşünmezdim.” Dedi Fedor iç çekerken. “Sonuçta sevgili babamsın.” Bunu derken yüzündeki ifade her an kusmaya hazırmış gibiydi.

“Bu bir Bratva toplantısı. Artık toplantılara başkaları da mı katılıyor? Babamın yeniliklerinden bir diğeri bu mu? Önce Valeria’yı kabullenmek şimdi de Capo’ya itaat etmek mi?”

“Ben tanrı misafiriyim.” Dedi Gerardo tehditkâr gülüşüyle.

“Pakhan’ın ölümünde Yegor’un elinin olduğuna dair bir kanıt var mı?” Liderlerden biri bağırdığında abim başını ona doğru çevirdi. Bakışları en az amcama baktığı zamanki gibi merhametsizdi.

“Doktor, Pakhan’ın yıllardır yanında. Maksim ölmeden önce bile Yegor’u cezalandırmak için ona bu şekilde konuşmasını söylemiş bile olabilirdi.” Bunlar geri zekâlı mıydı? Fedor’un niye kanıt kanıt diye direttiğini artık anlayabiliyordum.

Bu aptallar laftan anlamıyorlardı.

“Gerçek kanıt var mı?” dedi biri daha.

“Var.” Uğultular büyüdü. “Kız kardeşim,” Bakışlardan bazıları beni bulduğunda ensemden bir damla ter, sırtıma süzüldü. “Bizi kaçıran adamın, topraklarımızda bu kadar kolay hareket etmesinin üzerindeki sır perdesini aralamışken Artem ve Fedor’da bu eve saldıran ekibin kimlerle bağlantılı olduğunu ortaya döktü.”

“Oğlum, sizin gibi sevmez beni. Bana komplo kurup tüm suçları benim üzerime atıyorsunuz. Ben niye kendi babamı öldüreyim?!” Amcam yüzündeki sakinliğe nazaran kulaklarına kadar kızarmıştı.

“Beni öldürmek isteyebilirsin.” Sesim sandığımdan güçlü çıkarken bir adım ileriye adım attım, Yaroslov kolumu serbest bıraktı.

“Çünkü senin yüzünü gördüm. Doktorun yüzünü de. Ailem öldürüldükten sonra oradaydın. Ümit’le anlaştın. Oğlunun hayatını mahvetmek için buraya gelmesine yardım ettin. Çünkü biz o sorunlarla uğraşırken açıkta olacaktım.” Dudaklarımı ıslatıp tamamen herkesin görebileceği açıklığa ulaştım.

“Kanıt!” Diye bağırdı Yegor. Başımı Gerardo’ya çevirdim. Bana gösterdiği kanıta şimdi ihtiyacım vardı. Elini iç cebine atıp çıkarttığı USB’yi projektörün yanındaki bilgisayara taktı.

“Ümit Karan’ı iyi tanımamışsın amca. O her şeyi kaydeder.” Gerardo, ses kayıtlarını ve videoları sırasıyla açtı. Hepsi amcamla Ümit’in sohbetlerinden kanıtlardı. Çoğu videoydu.

Fedor’un istediği o kanıtlardı. Gerardo’nun Ümit’in telefonundaki şifrelerini kırması saatlerini almıştı. Her uygulamaya ayrı ayrı şifre koymuştu ve bu yüzden vakit kaybedilmişti. Açıkçası telefonu umursamayacağım kadar Ümit’e öfkeliyken Gerardo’nun bu kısmı düşünüp telefonu almasına minnettardım.

“Başka kanıta ihtiyacınız var mı?” Raskol bağırdığında tüm uğultu geldiği gibi silindi. “Şimdi senin cezana gelirsek…Seni öldürmeyeceğim amca.” Buna sevinmemeliydim ama yine de seviniyordum. Timsah diye bir belaya bulaşmasını istemiyordum.

“Seni soyadından menediyorum. Sonsuza kadar.” Raskol gözlerini kıstı. “Bratva’nın sağladığı tüm ayrıcalıktan ve bu ayrıcalıkların sağladığı tüm kazancın geri alınmasını sağ-” Amcam yanındaki masadaki bıçaklardan birini alıp Raskol’a savurduğunda korkuyla ileri atıldım. Yaroslov beni geriye çekti.

“Ruslar daima şiddete meyillidir.” Dedi Gerardo kınarcasına bakarken. Kollarını göğsünün üzerinde çaprazladı. Keyifle bu dövüşü seyretmeye başladı.

Raskol amcamın bıçak savuruşlarından her seferinde kaçarken dünyanın en basit egzersizini yapıyormuş gibi umursamazdı. Fedor kenardaki atıştırmalık tepsisinden atıştırırken babasıyla abimin dövüşünü en az Gerardo gibi keyifle seyrediyordu.

“Bunlar deli.” Dedim homurdanarak.

“Kanepeye fıstık ezmesi katmak, hangi arzın talebi? Kim yaptı bunu?” Gerardo göz ucuyla baktı Fedor’a. “Yer fıstığı sevmem.” Fedor baştan aşağı Gerardo’yu süzdü. “Senden de hiç hoşlanmıyorum Gerardo.”

“Bana bulaşma Fedor. Seninle uğraşmakla ilgilenmiyorum.”

Bu kadar rahat olduklarına göre bende rahatlamalıydım belki de. Bakışlarım bir kez daha kavgaya çevrildiğinde Raskol, amcamın eline tekme atıp bıçağın diğer tarafa savrulmasına neden oldu.

“Canını bağışladığıma dua et!” Bağırışı bahçede bir kez daha yankılandı. “Çık git. Ben senin aksine kendi kanımı akıtmayacağım amca.”

“Senin bağışlamana ihtiyacım yok!” Öfkeden kıpkırmızı olmuş yüzü, alnından akan terden dolayı su içinde kalmış gibiydi. “Ben Yegor’um.”

“Bende Fedor.” Fedor babasının duyamayacağı şekilde ağzı dolu bir şekilde homurdandı. “Adını biliyoruz. Bu da iyice yaşlandı.”

“Ben buyum kesin sesinizi demek istedi.” Dedi Gerardo.

“Anladık herhâlde.” Fedor göz ucuyla bir kez daha Gerardo’yu süzdü. “Senin kadar Rusları sevmeyen ama onların dibinden ayrılmayan bir adama daha denk gelmedim. Git artık.”

“Sesini kes Fedor. Kanepelerini yemeğe devam et.” Gerardo başını sağa sola salladı. Dikkatimi dağıtan ikiliyi boş verip abime döndüm.

“Sen kendi ailene ihanet etmiş bir hainsin.” Abimin bağırışındaki otoritenin etkisi, buz gibi havadan çok daha soğuktu. “Hainler ölür. Senin canını bağışlıyorum. İhanet ettiğin ailene dair sana verilen tüm olanakları da alıyorum. Cezan bu.”

Derin bir sessizlik bahçeyi kapladı.

“Canımı bağışlıyor musun? Kibirli piç.” Elini salladı. “Senin o zaman gerçekten öldüğünden emin olmalıydım. Babanın beceremediğini yapıp kafanda bir delik açmalıydım.” Raskol’un bakışlarındaki öfke büyürken kıpırdamadı.

Onu kışkırtıyordu. En az kendisi kadar delirmesini istediği için Raskol’un yarasına basıyordu.

“Ama yapamadın. Babam kadar beceriksizsin.”

“Sen.” Amcam elini sol koluna yasladı. “Kurallar hayatta tu-” Nefesi kesiliyormuş gibi öne eğildiğinde gözleri dehşetle aralandı. Fedor atıştırmalık yemeğe ara vererek onlara adımladığında amcam öne doğru düşmeye başladı. Yere düşmeden Raskol onu tuttu.

“Amca?” Onu sırt üstü yatırırken gömleğinin ilk üç düğmesini araladı. Gerardo bile keyifli ifadesini silmiş, endişeyle bakmaya başlamıştı.

“Arabayı çıkart!” Fedor bağırdı. Korumalar koşuştururken amcam bakışlarını bir yere dikmişti ve zar zor soluk alırken bile gözlerinde beliren öfkeyi silmemişti.

Başımı çevirdim ve amcamın bakışlarını diktiği tarafta mutfak camının önünde örtülere sarınmış Varvara’yı gördüm. Bir elinde bir kadeh kırmızı şarap vardı. Dudaklarında ufak bir tebessüm vardı ve keyfi yerindeydi.

Amcamın ölümünü, gözlerini kırpmadan seyrediyordu.

“Hadi içeri.” Dedi Yaroslov, içeri girmem için sırtıma elini yaslayıp yönlendirdi. Benim bakışlarım son kez amcama kaydı. Rengi solmuştu. Onu arabaya taşıyıp onun yanında gittiler.

***

Abimler içeri girdiğinde misafirler gitmişlerdi bile. Varvara benim içeri girdiğimi görür görmez ortadan kaybolmuştu. Sanki ne yaptığını söylemekten kaçıyordu.

Amcama bir şey yapmıştı. Bu Timsah denen adamın abimi hedef haline getirmesini tetikler miydi?

“Ne oldu?” Odanın içinde volta atmaya ara verip gergince yutkundum.

“Kalp krizi.” Dedi Fedor içki köşesine yönelirken.

“Votka isteyen?” Raskol ve Yaroslov elini kaldırdı. “Kalkın kendi içkinizi kendiniz alın, derdim. Ama bugün mutluyum.”

“Niye bu kadar rahatsınız?” Abime döndüğümde ellerini koltuğun iki yanına kafasını da koltuğun arkasına yaslamıştı. Kalçamı koltuğa yaslarken tedirgin bakışlar eşliğinde onların hareketlerini takip etmeye çalışıyordum.

“Yastayız Val. Ne rahatlığı? Amcamız öldü.” Gözlerim kocaman açıldığında “On dört dakika süren uzun bir kalp kriziydi.” diye tamamladı cümlesini.

“Ama Timsah,” Cümlemin devamını getiremeden Fedor elime votka dolu bardağı bıraktı.

“Timsahları sevmem.” Dedi Fedor bardağını bardağıma çarpmadan hemen önce. Üçü aynı anda votkayı dikip bitirdiler. Ben elimdeki bardakla kalakaldım.

On dört dakika süren uzun bir kalp kriziydi.

“Nasıl?” Raskol gözlerimin içine bakarken tek kelime etmedi. Bakışları her şeyi anlatıyordu.

“Bizde anlamadık. On beşinci dakikaya geçmeden öldü.” Her yıla bir dövme…Her bir yıla, bir dakikalık ölümle dans.

“Geç içeri.” Artem, Varvara içeri geçince kapıyı kapattı. “Beni de öldür, rahatla. Bu gidişle kalpten giden ben olacağım.” Artem en az benim kadar dehşete düşmüş gibi görünüyordu. “Ben size ne dedim?”

“Adamın tak diye gidesi varmış.” Varvara elimdeki bardağı alıp abimler gibi tek seferde içti. Artem’in bakışları beni bulduğunda omuz silktim. Benim de her şeyden yeni haberim oluyordu.

“Ne yaptınız? Niye benim haberim yok?” Elini sallayıp Varvara’yı işaret etti. “Bu kadın sizi gaza getirdi, değil mi?”

“Büyükannene kaba bir şekilde kadın deme.” Dedi Raskol cık cıklarken. “Terbiyesiz bu nyanya.” Varvara abartılı bir oyunculukla başını salladı.

“Babasına çekmiş. Benim kutsal genlerimi alamadı bu.”

“İkinizde susun.” Artem her an sinirden patlayacakmış gibi kızarmıştı. Amcamın ölümünün Timsah’ı tetikleyeceğinden daima korkmuştu. Şimdi amcam gerçekten ölüydü ve odadaki tek gergin hisseden ikimizdik. Diğerlerinin umurumda bile değildi.

“Nasıl fark etmedim?” Bakışları tek tek onları inceledi. “Yanlış bir şey yapmayın diye kaç gündür sizi izliyorum.” Artem boş bardaklardan birine votka doldurup tamamını içene kadar konuşmadı.

“Bazen baban gibi aptal oluyorsun.” Varvara konuştuğunda abimler gülmeye başladı. “Bu yüzden düzgün biriyle evlen. Yanlış kişi yanlış genleri doğurmana neden olur.”

Varvara’nın mantıklı konuşmalarını umursamadan konuşmak için hareketlenen Raskol’a çevirdim bakışlarımı. Bunu nasıl yaptıklarını bende merak ediyordum.

“Yaroslov benim arkadaşım Artem.” Dedi abim.

“Ben arkadaşlarıma yalan söylemem.” Dedi Yaroslov. Artem, amcamla ilgili ne varsa Yaroslov’un yanında konuşmuştu ve o da gidip abime mi yetiştirmişti?

Yaroslov’a asla sırrını anlatma Val. Sonra abinle dedikodu yapmaya gider bu. Not edildi.

“Ben de dibine kadar yalancıyımdır.” Dedi Fedor.

“Haber niye vermiyorsunuz? Adam senin kollarında ölüyor diye aklım çıktı.” Abim bardağını orta sehpaya bırakıp dirseklerini dizine yasladı.

“Kardeşimi gözetlemen için seni görevlendiriyorum. Sen benden sır saklıyorsun.” Artem kollarını göğsünün üzerinde çaprazlarken kalçasını koltuğunda kenarına yasladı.

“Timsah sana bulaşmasın diyeydi o.” Dedim Artem’i korumak için. Raskol bana döndüğünde dudaklarımı birbirine bastırdım. Hiç iyi bakmıyordu.

“Beni düşünme diye kaç kere söyledim? Amcam bir gece, seni uyurken boğazlasa ne olacaktı? Niye söylemiyorsun? Başladığı işi ne zamandır yapmaya çalışıyor, görmüyor musun?” Keyifli ifadesi silinmiş yerini öfke almıştı.

“Kıza bağırma.” Dedi Varvara.

“Kardeşimle konuşuyorum.” Dedi Raskol.

“Kardeşinle konuşmuyorsun, bağırıyorsun.” Raskol öfkesini dizginlemek için derin bir soluk alırken Varvara başını sallayıp odadaki adamlara tek tek baktı.

“Valeria’yla bir sorunu olan varsa, o sorunu katlayıp göt-” Varvara’nın ağzını kapattığımda bakışları beni buldu.

“Çok küfürbazsın.” Elimi çekti ve ters ters baktı. Konuşmasına devam etmedi.

“Timsah anlamayacak mı?” Bakışlarımı üçünde gezdirdim. Onlar kadar rahatlayamamış, endişeden delirmek üzereydim.

“Herkesin içinde amcamın canını bağışlamışken mi? Bana saldırmasına rağmen ona saldırmamışken mi? O kadar öfkelendi ki aniden kalbi buna dayanamamışken mi?”

“Bugünün her şeyi plan mıydı?” dedi Artem, tüm bunlardan uzak tutulmuş olmaktan asla memnun değildi. Ne zaman planlamışlardı bunu? Aklım almıyordu.

“İlaç-”

“Düşmanını iyi tanı.” Dedi Varvara. Göz kırpıp cebinden çıkarttığı ufak bir şişeyi sehpanın ortasına koydu. “İlk dozu o kadar çok kalbini hızlandırır ki kalp krizi olarak düşünürsün. İkinci doz, kalbin şok kurşunu.” Raskol cebinden çıkarttığı ufak şırıngayı Varvara’nın koyduğu şişenin yanına bıraktı.

“Kanda göremezler. Zehir değil ve babamın kesinlikle almaması gereken bir ilaç.” Yıllarımı hiç eden adam ölmüştü. Birini bu kadar planlı bir şekilde öldürmelerine sevinmemeliydim. Üzerime çöken duygulara tutunurken buraya geldiğim ilk andan itibaren ilk kez kendimi bu aileye ait hissedebiliyordum.

Ben bir Nikoloeva’ydım ve canımı yakanlar birer birer yok olup gitmişlerdi.

Benim için intikam almışlardı.

“Senin için değil.” Dedi Fedor göz ucuyla beni süzerken. “Ben kendimi düşündüm. Seni düşünmedik.” Raskol elinin tersiyle onun koluna çarptı.

“Kimin için ne yaptığınızı sorgulamayacağım.” Derin bir soluk alıp verdim. “Yine de teşekkür ederim. Burada arkamı kolladığınız için de beni aileye kabul ettiğiniz için de.”

“Sen Bratva’ya aitsin zaten.” Fedor huysuzluğu geri gelmişçesine baktı ters ters. Başımı sağa sola salladım.

“Ben bir Nikoloeva’yım. Bratva’ya hiçbir zaman ait olmadım. Aile diye bahsettiğim şey, şu an bu odada var olanların dahil olduğu ufak psikopat bir aile. İhtiyacım olan buydu.”

Gözlerim her zamanki gibi yanıyorken gülümsedim. Acıdan değildi. Korkudan, üzüntüden, kırgınlıklarımdan…Bunlardan hiçbiri için sulanmıyordu gözlerim. Bu seferki bir yere ait olabilmekle ilgiliydi.

“Sizden şüphelenmezler değil mi?” diye sordum tüm duygusallığı bir kenara atarak.

“İmkânsız. Yalnız bir cenaze töreni daha yapmalıyız. Yarın?” Fedor’a döndü. “Baban ölmüş gibi ağlayabilir misin?” Fedor suratını tiksinircesine buruşturdu.

“Babam öldü. Tabi ağlayacağım.” Oturduğu yerden kalktı ve bardağına tekrar votka doldururken göz kırptı. “Mutluluktan ağlayacağım.”

“Hadi asma suratını.” Varvara neşeyle Artem’e göz kırptı. “Haberin olmadan her şey çözüldü. Ne güzel işte.” Artem ters bakışlarını silmemişti ve bu seferki hedefi Varvara’ydı. İkisinin atışmalarını umursamadan ayağı kalktım.

“Biraz yürüyeceğim.” Odadan çıkıp kalın kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Tüm bu entrikalar kafamın içini çorbaya çevirmişti. Eldivenimi ellerime geçirip buz gibi geceye adımladım. Derin bir soluk aldım usulca.

“Beraber yürüyelim.”

“Emredersin Pakhan.” Paltosunu düzeltirken kirpiklerinin altından ona öyle seslenmemden hoşlanmadığını gösterircesine baktı.

“Bana kızgın mısın hala?” Ormana girmeden sınırında yürüyecek şekilde adımladığımızda sordu. “Sana gitmeni söylediğim zamandan beri benimle konuşmuyorsun.”

“Düşünüyordum. Sana kızgın değilim abi.” Yüzündeki ifade gevşedi. “Alt tarafı beni buradan kovdun.”

“Val,” Kolumu tutup durmamızı sağladı.

“Nefesini boşa harcama. Gideceğim.” Nereye olduğunu bilmesem de ben de burada kalmak istemiyor, gitmeyi mantıklı buluyordum.

“Onunla mı?” Hakan’la aramızda olanları konuşmayı, daha fazla erteleyemezdik.

“Onunla gidemem.” Raskol’un gözlerine bakmak, bende her şeyi dürüstçe itiraf etme isteği oluşturuyordu. Belki de sığındığım güvenli bir liman oluşundandı.

“Niye gidemezsin?” Bakışlarım ağır ağır etraftaki adamlarda gezindi.

“Çünkü bu karanlık kanlı kafese hapsolmak istemiyorum. Özgürken bile esir düşmek hiç doğru gelmiyor.” Dudaklarımı ıslatırken birkaç gündür beni esir alan bu düşünceleri sesli bir şekilde ifade etmek rahatlatıyordu.

“Onun bu dünyadan uzaklaşmasını mı istiyorsun?”

“Artık değil. Ona, benim için şunu yap demeyeceğim. Bu onun hayatı ve onu sevsem de olduğu o hayatın sayesinde Çetin evinden kurtulmuş olsam da… Ona benim için her şeyi bırak demeyeceğim.” Onu istemediği bir hayata mecbur eden bir de ben olmayacağım.

Karanbey, hala benim kahramanımdı.

Benim on dört yıllık cehennemimden kurtuluşumun öznesiydi.

Her şeyi ardımızda bırakıp gideceğimiz zamanlarda bile bunu kendisi istemişti ve başaramamıştı. Yine intikamı onun aklını çelmişti. Ona tekrar gidelim demek istemiyordum.

“Dedem beni kandırdı. Babamız bizi öldürmek istedi. Amcamız…Onun ailesi de böyle. Ben sürekli bir döngüye girmiş gibi hissediyorum. Şimdi de sen. Pakhan olacaksın. Seni indirmek isteyenler olacak. Destek olanlar da. Kişiler değişiyor ama savaş daima aynı.”

“Sende kaçacaksın yani.”

“Gitmemi sen istedin.” Dedim sertçe ve tekrar yürümeye başladım. “Beni kovup kovup kaçma demeniz ayrı bir ironi.”

“Seni kovmuyorum. Sen buraya ait değilsin.” Bu eskisi kadar beni kırmıyordu. “Kendin söyledin. Bu kafese hapsolmak sana göre değil. Bratva’ya direnemezsin. Fırsatın varken gitmeni istiyorum diye seni kovduğumu düşünemezsin.” Haklıydı. Onu bununla itham etmemeliydim. Benim için istiyordu.

“Sadece bu konuda biraz alınganım.” Adımları bana yetiştiğinde başımı sağa çevirmiştim. “Özür dilerim abi.”

“Son zamanlarda iyice alıngansın. Onun yüzünden mi?” Kıkırdadım. Bulduğu her fırsatta Hakan’a laf atıyordu. “Ondan bu yüzden mi kaçıyorsun?”

“Biraz daha konuşursan Karanbey’in tarafındaymışsın sayacağım. Ondan kaçacağım için sevinirsin sanmıştım.” Düşünürcesine uzaklara bakarken sustu. O depoda kaldıkları süre boyunca Hakan’la buzlarını eritmiş miydi?

“Ona söyledim.” Dedi fısıldarcasına.

“Neyi?” Başını çevirip gözlerime dikti bakışlarını. O anlamam için bakarken ayaklarım birbirine takıldı, düşmeden kolumu tuttu. Zihnimde beliren düşüncelerle, şüphelendiğim her ne varsa onun sözleriyle kesinleşti.

“Niye?” Elinden kurtuldum. “Niye bunu ona söyledin?”

“Karışık. Orada ardında seni acılarınla yalnız bıraktığını öğrenmesi gerekiyormuş gibi geldi. Eğer ölürse seni tamamen bırakmış olacaktı.”

“Ölürse ne demek? Ümit, zaten beni bekliyordu.” Abim başını sağa sola salladı.

“Orada yalvardı Val. Senin ölmemen için babasına kendisini öldürmesi için yalvardı.” Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. “Bende ölmemesi için bir neden vermek istedim. İşe yaradı.” Derken gözlerini kaçırdı. “Seni yalnız bıraktığı bir ölüm vardı. Eğer ölürse bu iki ölüm olacaktı.”

Ona bir kez daha yalvarmıştı.

“Bebeği bilmiyordu. Beni yalnız bırakan o değildi abi. Ben kendimi yalnız bıraktım. Onu bu konuda suçlayamazsın.” Hakan bebeği öğrense yaşanacakları tahmin etmek istemiyordum. Şimdi bebeği biliyordu ve korktuğumun aksine çok farklı davranmıştı.

“Madem biliyor niye konuşma-” Faruk’un öldüğünü sanması, yeni kurtulmuş oluşu, dedemin gerçekten ölmesi…Tüm bunlar varken aylar önce konuşulmayanı üstünkörü konuşmak istememişti. Belki de o da benim gibi korkuyordu konuşmaya.

“Onunla o depoda günler geçirdim, Val. Dilinden düşürmediği bir Faruk’tu bir de sen. Onu hala sevmiyorum. Ama sanırım o seni seviyor.” Omzumu tutup öne eğildi. “Sende onu. Haksız mıyım?” Haklıydı.

“Ona geri dönme konuşması yapıyorsun. O depoda kafana mı vurdular?” Gülüşü genişlediğinde topuzumu sıkıca tutup başımı sağa sola salladı.

“Bratva’daki hiçbir adamı senin yanında düşünmüyorum. Karanbey,” Elini omzumdan çekip cebine tıktı ve gözlerini düşünürcesine kıstı. “Yani…İdare eder.”

“İdare eder mi?”

“0 ve 1 arasında puan verecek olsam 0,75.” Yanlış bir şey yapmış gibi suratını buruşturdu. “0,85 en fazla.”

“Onu kabullenmiş gibisin.” Kollarımı göğsümün üzerinde çaprazlarken tek kaşımı yukarı kaldırdım.

“Kabullenmek büyük bir iddia. Puanlama yapıyorum. Hala ondan hazzetmiyorum.” Başını sağa sola salladı. “Sadece onunla mecburi geçirdiğim vakitlerde kaçırdığım bir gerçeği anladım.” İç çekti. “En az senin kadar boktan bir ömür geçirmiş.”

“Bu yüzden onunla mı olmalıyım?”

“Hayır. Bu yüzden o boktan yaşanmışlıkları görmezden gelip yeniden başlayabilirsin.” Uzanıp yanağımı sıktı ve yürümeye devam etti.

“Ya birbirimize zarar verirsek?” Omzunun gerisinden bakarken durdu.

“Şu an birbirinize yararlı mısınız?” Değildik.

“Kardeşine ilişki tavsiyesi verdiğinin farkında mısın?” Elini sallayıp güldü.

“Kardeşime verebileceğim son şey, bir tavsiye. Vakti varken dilediğini yapabilmesi için ufak bir dokunuş. Adına her ne dersen de. Kibarca buradan defol ve dilediğini yaşa.”

Dilediğini yaşa.

“Ya yapamazsam?”

“Bırak o yapsın.” Başka bir şeyler söylemek için kararsızca bakıyordu. “Niye çabalayan tarafta yalnızca sen olasın ki?” Hakan’da çabaladığı için bunu hiç düşünmemiştim.

“Niye ona bebeği söylemedin Val? Dürüst ol.” Bedenini tamamen bana çevirdi. “Onu savunuyorsun, bebeği bilmiyor diyorsun. O zamanlar hayatı mahvolan bir adam olduğunu söylemiştin. Her şeyi sorgulayan…Baştan sonra yalanlarla çevirili bir adamdan tek bir gerçeği niye sakladın?”

“Seninle konuştuk bunu.”

“O zamanki kadın, yıllarca hapsolmuş ve hayal kırıklıklarıyla doluydu. Şimdi ne istediğini biliyorsun. Değil mi? Artık özgürsün. Seçimlerini yapabilmen için tüm Bratva’nın sesini keserim. Biliyorsun.” Artık özgürdüm. Haklıydı.

“Özgürsün ama duyguların tutsak.” Dedi bana yaklaşırken. Gözlerine baktıkça zihnimde kendimden emin belirlediğim her bir düşünceye şüpheyle yaklaşıyordum.

“Kendi kendine tutsaksın.” Söylediği her bir cümle, canımı yakıyordu. Beni suçlamıyordu. Hayır. Gözlerinde görebiliyordum bunu. “Esarete o kadar alıştın ki kendini bir acıya tutsak etmek senin için bir kaçış.”

“Öyle bir şey yapmadım.” Sesim titrerken başımı sağa sola salladım. “Ona söyleseydim bana inanmayacaktı. Sana söyledim Raskol. Eğer bana inanmamış olsaydı-” Elini kaldırıp konuşmamı yarıda kesti.

“Sana inanmasaydı onu terk ederdin.” Eliyle etrafını işaret etti. “Onu zaten terk ettin Volk. Hala niye saklıyorsun ki? Kendine dürüst ol.” Niye durduk yere bu konunun üzerine gidiyordu ki?

“Seni artık iyi biliyorum.” Diye mırıldandı. Bakışları her bir zerremi okuyormuşçasına gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu.

Niye ona söylemedin Valeria?

Bakışlarımı ondan kaçırırken soru zihnimde art arda yankılandı. Cevabı belliydi. Boğazımda düğümlenen o cevapla bakışlarımı kaldırdım. Raskol başını sağa sola salladı. Yalan söylersem bunu anlayacakmış gibiydi.

“Söyle.” Dedi bir kez daha. Aylar öncesinde hissettiğim o kayıp tekrar kalbimi sızlatırken karnıma saplanan yalancı acıyı görmezden gelmek çok zordu. Buna neden olan seçimlerimi dile getirmek tam bir işkenceydi.

“Sahip olduğum tek şey o acıydı ve onunla paylaşmak istemedim, diye düşündüğün içindi. Değil mi?” Bu kulağa bencilce geliyordu.

“Ona anlatsaydın, sana inanmamış olsaydı bile Artem’le yine gelirdin. Onun sana inanmamasından da korkuyordun, tamam. Ama başka bir nedenin de vardı.” Ne demeye çalıştığını anlıyordum.

“Onun tek ailesi ona zarar verenlerdi. Benimse ölü bir bebek.” Titrek bir soluk aldım. “Onun inanmamasından da korktum. Her ihtimali düşündüm. Suçlu ben miyim?”

“Burada suçlu aramıyoruz Val. Kendini daha fazla kandırmanı istemiyorum. O depoda ona söylediğimde dehşete düşen bir adam gördüm. Yaptıklarından, geçen zamandan, kayıplarından pişmandı. Babası onun canını yaktıkça senin oraya gelme ihtimaline karşılık delirdi. Canının yanmasını umursamadan senin canını umursadı.”

“Biliyorum. O daima kendinden önce başkasını düşünür.” Zihnimdeki o işkence videolarını tekrar anımsamak ağlamamak için direndiğim her bir zerremi tekrar gözyaşına boğdu.

Duraksayıp elini ensesine sürdü. Kararsızdı. Söyleyeceklerini dile getirmekten bir anlığına çekindiğini düşünebilirdim bile.

“Onun ölmesi senin suçun değil.” Dedi başını sallarken. “Onun kabullenmemesinden ziyade seni suçlamasından korkmana gerek yok. Çünkü bunu sen kendine yapıyorsun zaten.” Bir adım geriledim.

“Ben kendimi suçlamıyorum.”

“Yalan söylemeyi bırak. Korumaların çocuklarının nasıl olduğunu sorup duruyorsun. Birinin çocuğu hastalansa ilk koşan sensin. Onlarla vakit geçirdikten hemen sonra odana girip ağlıyorsun.” Bunları fark ettiğini bilmiyordum.

Beni izlemişti, tıpkı benim onu ve diğerlerini izlediğim gibi.

“Val.” Dedi şefkatli bir tınıda. Kollarıyla sarılmamış olsa da bu seslenişi sıkıca sarılmış gibi beni titretmeye yetti.

“Bilerek yapmıyorum” Hıçkırığım dudaklarımdan döküldüğünde karanlık gökyüzüne bakıp burnumu çektim. Niye yüzleşmemi istiyordu ki? Kendi içimde yaşmak çok daha kolaydı.

“O masumdu ve aptal bir intikam savaşı yüzünden öldü. Onu kaybettiğim gün hem varlığını hem de ölümünü öğrendim. Aynı anda ikisini öğrenmek ne kadar berbat bir şey. Bebeğim vardı ama çoktan yoktu.” Elimin tersini yanağıma sürdüm. Hiç sahip olmadığım bir şeye ağlamamalıydım.

“Duygularımı abartılı yaşadığım için ölmesine neden olduğum gerçeğini unutmayacağım. Bahane de üretmeyeceğim.” Mantığım suçum olmadığını haykırsa da duygularım yargılayıcıydı.

“Senin yüzünden ölmedi.” Bunu kendime sürekli tekrarlamadığımı mı sanıyordu? Gözlerimi kapattım, yanağımdan süzülen yaşları umursamadım. “Kendini daha fazla yalnızlığa mahkûm edip cezalandıramazsın.”

“Onu mu cezalandırsaydım? Onun istediği de buydu zaten.” Gözlerimi aralayıp hıçkırdım. “Ailesinin yaptığı gibi her şeyin suçunu onun omuzlarına yükleyip siktirip gitmek…İş işten geçtiğinde yıllarını verdiği için ortada kalmasını umursamadılar bile. Ben umursuyorum.”

Onun suçu değildi. Kaybımın yükünü tıpkı ailesinin yaptığı gibi ona yüklersem acımasız davranırdım. Benim de suçum yoktu. Sadece karnımdaki o boşluğun, bir nedeniydim.

“Kendini cezalandırarak mı?”

“Kendimi cezalandırarak.” Bağırışım bahçede yankılandı. Dediklerinde haklıydı. Hakan benim hamileliğime inanmasaydı, onu terk ederdim. Bundan korktuğum kadar beni suçlamasından da korkmuştum.

“Hayatıma giren herkesin istediği cehennemi yaşadım ben. Bir kez olsun kendi cehennemimi ben seçtim.” Burnumu çektim. “Suç mu?”

“Suç.” Hakan’ın sesini duyduğumda Raskol omzumun gerisine çevirdi bakışlarını.

“Ne zamandır orada?” dedim abimin duyacağı ses tonuyla. Cevap vermeden yanımdan geçip gitti. Arkaya dönmeye cesaret edemedim. Kaçamadım da.

“Faruk’u yalnız bırakmamalıydın.” Adımları bana yaklaşırken olduğum yerde karanlık ormanın girişindeki patikaya bakmaya devam ediyordum.

Karşılık vermedi.

“Uyandığından beri biliyordun. Niye bir şey sormadın?” Artık kaçmaktan da saklamaktan da yorulmuştum. Bu yüzden ne kadar çabuk konuşursak o kadar çabuk bundan kurtulurduk.

Adımları durdu. Sıcak bedenini sırtımda hissedebiliyordum. Ondan uzaklaşmama fırsat vermeden kolları belime dolandı. Bedenimi ona doğru çevirerek kendine çekti. Başımı göğsüne yaslayıp sıkıca sarıldı.

“Valeria.” Sesindeki sıcaklık her bir zerremi sardı usulca. “Karım.” Kolları sıkılaştı ve alnıma dudağını değdirdi. “Rus’um.”

“Niye bağırmıyorsun?”

“Sen niye bağırmıyorsun?” dedi duraksamadan. Çünkü bağırmaktan yorulmuştum. “Yaşadığın o karanlığı göremediğim için özür dilerim.”

“Görmene izin vermedim.” Dedim itiraf ederken. Sessizleştiğimde beni yalnız ben anlardım. Ona kendimi kapattığım o bir hafta da istese de bana ulaşamazdı. İstememişti de. Aklında başka sorunları vardı.

“Özür dilerim.” Sesinin titreyişiyle harekete geçerek kollarından sıyrıldım. Aramıza mesafe koyduğum sırada başımı kaldırıp ona baktım. Gözleri kızarmıştı ve suratı her an ağlayacakmış gibi duruyordu.

“Dileme. Senin suçun yok.” Dedim çatallaşmış olan titreyen sesimle. “O zaman öğrenseydin, her şey daha kötü olacaktı zaten.” Bana bir adım atıp başını sağa sola salladı.

“Sana inanmayacağı mı düşündün?”

“İnanmazdın.” Boğazımda düğümlenen yumru, hıçkırığımı bastırdı.

“İnanırdım.”

“Kendini kandırma Hakan. İnanmazdın. Şimdi inanıyorsun. O zaman inandığın her şeyi sorguluyordun. Sevgimi ve niyetimi bile sorguladın sen.” Dudakları aralanıp kapandı. Bunu yaptığını biliyordu.

“Ben hala baba olup olmayacağımı kontrol etmedim.” Başını salladı. “O aptal testlerinin hepsini defalarca kez yapıp baba olamayacağımdan emin olduğum o yıllardan sonra bunun aksini kanıtlayan bir test daha yaptırmadım.” Baba olmayacağını kanıtlayan testlere rağmen mi bana inanıyordu?

Göğsümün üzerine çullanmış o tonlarca ağırlık hafifledi.

Şimdi inanıyordu, ama o gün asla inanmayacaktı. Onu iyi tanıyordum. “Dürüst ol.” Bir süre sessizce baktı. Gözlerinde bunu onaylayan bir bakış belirdi. “Şu an inanıyorsun. Ama o gün inanmazdın.”

“İnanmazdım.” Dedi suratını buruştururken. “Götün teki olduğum için her şeyi yine mahvederdim.” Elini çenesine sürdü. Onu suçlamazdım. Hayatının gerçekleri birer birer yalan çıkarken tek gerçeğe bile inandıramazdım onu.

“Şimdi inanıyorsun.” Sesimdeki titreyişe eklenen umut kalbimdeki her bir kırgınlığın üzerine sürülen merhem gibiydi. Bakışları karnıma kaydığında utançla başını eğdi.

“İnanıyorum.” Dedi utancı sesine yansırken. “Yine geç kaldım.”

“Ona bende geç kaldım.” Omuzlarımdaki bu yükü onunla paylaşmış olduğum için hafiflediğimi hissediyordum. Ondan bunu gizlemem, önce kendime daha sonra da ona yapılmış adaletsiz bir seçimdi.

Bana inanıyordu.

Bebeğin ölümü yüzünden beni suçlamıyordu.

“Bunu nasıl kendi başına yüklenirsin Karım?” Bakışları tekrar benimkilerle buluştu. Yanağından süzülen bir damla yanağından sakallarına kaydı.

“Eşeklik yapmama izin vermeden niye bana haykırmadın? Sessizce köşene çekilip nasıl ikimize ait bir yükü taşımaya kalkarsın?” Sesinde en ufak suçlayıcı tını yoktu. Acı çeken bir adamın haykırışı gibiydi sesi.

Çözmem gereken yeteri kadar sorunum var. Biraz anlayış istiyorum, demişti.

“Çözmen gereken yeteri kadar sorunun vardı Hakan. Biraz anlayış gösterdim.” İrkildi. Gözlerini kapatıp suratını bir kez daha buruşturdu.

“Ölen bir canın ardından da mı intikam yemini edecektin? Tekrar aynı yük, sorumluluk, dert, tasa…Sana söylemediğim için pişman değilim.” Hatta bunu yalnız yaşamaya katlandığım için de değildim. Gözleri aralandı. Yorgunluk, acı, pişmanlık… Hepsini yüreğimin en derininde hissedebiliyordum.

“Ben pişmanım; sana söylediklerimden, senin yalnızlığına ortak olamadığım her bir saniyeden.” Dudakları aralanıp kapandı. Yanağından süzülen yaşlar artarda akarken başını gökyüzüne çevirip derin bir soluk aldı.

“Sen de benim kadar acı çekmişken kendini nasıl yalnızlaştırırsın Karım?” Griye çalan hareleri beni bulduğunda boğazımda düğümlenen her ne varsa hıçkırıklarıma karıştı. “Nasıl bu yükün altına girersin?”

Birbirimize bakarken biriken ne varsa gözyaşlarımız eşliğinde akıtıyorduk. Akan ne varsa karnımdaki o boşluğa iyi geliyordu.

“Seni gördükçe kollarına sığınıp sana kaybımızı anlatmayı o kadar istedim ki.” Çenem titrerken soluklarım kesik kesikti. “O zaman sende sen değildin ki. Annen de beni korkutuyordu. Baban gibi bakıyordu. Kaçmak istediğimi anladığında beni suçladın sen. Bebeği öğrenseydin beni suçlardın.” Ben konuştukça yüzündeki her bir duygu pişmanlığa bulanıyordu.

“Ben aptalım.” Dedi boğuluyormuş gibi. “Sen bebeğimizin kaybından beni suçlamazken ben seni gideceksin diye aptalca suçladım.” Gidişimi planlamıştım. Ondan uzaklaşmazsam onu kıracaktım. Bunu bile bile o evde kalmak istememiştim. Bunu anladığında yüzündeki dehşet, Karanbey’in acımasızlığına karışmıştı.

Yanlış kararlar almış, o kararlar yanlış cümleleri seçtirmişti.

“Karnımdaki o boşluğu hiç dolduramadım.” Hakan aramızdaki mesafesi kapattı. Sargılı eline rağmen yanağımı avuçlayıp başımı kaldırdı.

“Ben yalnızca kaybettiğim bebeğin yasını tutmuyordum Hakan. Seni kaybetmek de canımı yaktı.” Baş parmağını gözaltımdaki yaşlara sürdü.

“Kalbin patlayacak gibi ağrıyor muydu her gece?” Başımı aşağı yukarı salladığımda alınlarımızı birleştirdi. “Aniden nefesin kesiliyor muydu?” Gözlerimi kapattım sıkıca. Dudakları sırasıyla sağ ve sol gözüme öpücük kondurdu.

“Geceleri uyumakta zorluk çektin mi?” diye devam ettim onun sorularına. Paltosunun yakalarını sıkıca tuttum.

“Her gece. Uyku ilacı kullanıyordum Karım. Seni o zaman rüyalarımda görebildiğim için uyumak için kendimi zorluyordum.” Gözlerimi açtım.

“Rüyalarında beni gördün mü?” Başını sallayıp güldü.

“Uyanıkken bile benimleydin. Daima. Aramızda kilometreler varken bile. Senin hayalini görmek aklımı kaçırmama engel olan tek şeydi.” Beni mi görüyordu?

“Gerçekten manyaklaştın yani.” Hafifçe kıkırdadığımda bile gözlerimden süzülen yaşlar, yanağımı tutan avuçlarına akıyordu. Bu dengesizliği bile özlemiştim.

“Senle manyak olduğum anları özleyerek, ne kadar manyaklaşabilirsem o kadar manyaklaştım.” Ağır ağır yüzünü incelerken yanağımdaki elini enseme kaydırdı. Dokunuşuyla gözlerimi kapattım. Alınlarımız tekrar birleşti.

“Benimle gel. Yeniden başlayalım. Manyak olan sen olursun, sana daima manyak olan ben.” Manyak kelimesini mecazen kullandığını bilecek kadar iyi tanıyordum onu. Bu ondan duyabileceğim en romantik cümleydi.

“Yeniden başlamak.” Dudağım dudağına sürtünürken nefesimi tuttum. “Yeniden şahit olacağımız ölümlere inat nasıl beraber olacağız? Yeniden başladığımız o hayatımızda yine ihanetler olacak.”

“Bunların olmasına izin vermeyeceğim.”

“Burası da senin hayatından farksız. Buradaki ölümleri ve ihanetleri kaldırabileceğimi düşünmüyorken geri dönüp oradaki tüm o mafyalığı kaldıramam Hakan. Artık böyle bir hayattan fazlasını istiyorum.”

“İstediğin bu mu?” Sıcak nefesi dudaklarımı yalayıp geçerken yutkundum.

“İstediğim normal olmak. Bana yeniden başlarsak bunu verebilir misin?” Cevap vermedi. Dudaklarımızı birleştirmekle yetindi. Bunu evet olarak kabullendim.

Elim omzuna dolandı, parmak ucumda yükselerek bedenimi bedenine yasladım. Dudaklarının hareketi o kadar yavaştı ki özlemini gideriyormuş gibiydi.

Birleşmiş göğüslerimiz sayesinde hızlanmış kalp atışlarını hissedebiliyordum.

Onun kokusu, sıcaklığı, kalp atışlarının ritmini şaşırması…

Yanağımdan süzülen yaşları umursamadım.

Bratva’daki aptal düzeni ve kuralları da umursamadım.

Tek umursamadığım dudaklarıyla bana cennetti yaşatan bu adamdı. Kırıldığım, özlediğim, sevdiğim adamdı.

“Karım.” Dedi dudaklarımız ayrıldığında.

“Ben evli bir kadın değilim, Karanbey.” Hala ondan uzaklaşmamıştım ve dudaklarımızın birbirine yakınlığı aklımı bulandırıyordu.

“Tekrar evlen benimle o zaman.” Geri çekildiğimde ensemi tutmaya devam ettiğinde ondan yeteri kadar uzaklaşamamıştım. “Evlen benimle ve aynı evin içinde yaşayalım.”

“Evlilik teklifin bile anormal olduğunun farkında mısın?” Dudaklarını kıvırdı.

“Bence bu bizim normalimiz.” Gözleri ağır ağır yüzümde gezindi. “Geçmişi siktir etmenin bir yolunu bulup geleceğimizi normalleştirelim, Karım.”

Her şeyden vazgeçecek miydi? Onun hayatıydı bu.

“Masa senin her şeyin Hakan.” Başını sağa sola salladı.

“Benim her şeyim sensin.” Yüzünü tekrar yaklaştırdığında bakışlarım dudağına kaydı. “Sen düşünürken seni bir kez daha öpeceğim.”

Kendime engel olamadan kıkırdadım, dudaklarımızı bir kez daha birleştirdi.

Geçmişi görmezden gelip normal olabilecek miydik? Bunu düşünmek bile beni kaygılandırırken onun dudaklarındaki sıcaklığa tutundum.

Beraber halledeceksek endişelenmek istemiyordum.

🖤

Bölüm sonrası konuşma köşesi.

Merak ettiklerinizi sorabilirsiniz, yorumlarda cevaplamak isterim <3

Şu aralar Raskol kitabı hatta Gerardo için avuçlarım kaşınmaya başladı. Karanbey biter bitmez biraz taslak yazma aşaması olacak. Sonrasında onları da yazmak istiyorum. Tabi GERARDO kitabı için ENRİCO'yu okumamız lazım. İkisi aynı seride ne yazık ki.

Belki GERARDO kitabını beklemeden RASKOL'a da atlayabilirim. RASKOL'la anı anda paylaşmak istiyordum aslında. Evren ve olayları pek bağlantılı olmadığı için karışmaz diye düşünmüştüm. O yüzden belki İtalyan mafyasının olduğu seriyi yazarken RASKOL'a çoktan başlamış bile olabiliriz. Bunu daha sonra konuşuruz.

 

Yeni bölümde görüşürüz <3

 

İnstagram: ayseilhanl / #karanbey

TikTok: ayseilhanli / #karanbey

 

Bölüm : 03.08.2025 13:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...