
Buttress - Brutus
🖤
4. BÖLÜM -KABULLENİŞ
YAZARDAN
21 yıl önce...
"Hakan?" Ali'nin çağırışıyla adımlarını arka bahçeye ilerletti Hakan. Ali'nin bisikletten düştüğünü görünce ona yardım etmek için koşmaya başladı. Ali'nin gri gözlerinden akan yaşlardan nefret etmişti. Etraftaki korumaların kardeşine yardım etmemesi sinirlerini bozmuştu.
"Canım çok yanıyor." Ali bacağını tutup kanayan dizine bakıp ağlayışlarının sesli bir hal almasına izin verdi. Hakan bahçenin taşlı yoluna geçtiğinde korumalardan biri onun belini sarıp Ali'ye gitmesine engel oldu.
"Bırak beni! Emrediyorum. Bırak beni!" Sesi bahçede yankılanırken koruma onu dinlemeden yerinde sabit tutmaya devam etti. "Ümit Karan'ın emri var. Ali her düştüğünde kendisi kalkmayı öğrenecek." Hakan kendisini tutan kollarla savaşmaya devam ederken Ali yerden kalkmak için Hakan'ı bekliyordu.
"Kalk yerden. Biraz erkek ol." Ümit Karan merdiven basamaklarını ağır ağır inerken alt basamağa oturup cebindeki sigarayı çıkarttı. Hakan'a baktığında gözlerindeki asi bakışı gördü. "Kardeşini prenses gibi kollayacaksan güçlenmesine engel olacaksın." Sigarayı dudaklarına yaslayıp çakmağıyla yaktı ve içine çektiği dumanı serbest bırakıp dirseklerini dizine yasladı.
"Kalk ayağı dedim sana." Sesindeki sabırsızlıkla kaşları çatılmıştı.
"Acıyor." dedi Ali bakışlarını kaçırıp Hakan'a bakarken. Hakan babasının inatçı olduğunu biliyordu. Ali kalkana kadar bırakmayacağını da... "Kalk ayağa Ali." diye mırıldanırken Ali'ye başını salladı. "Ayağı kalk İkiz." Ali burnunu çekerken yaralı elini yere yaslayıp ayağı kalkmaya çalıştı. Ayağı kalkamadan tekrar dizinin üzerine düştü.
"Bırak oğlumu!" Hakan annesinin sesini duyduğunda korumanın onu serbest bıraktığını hissetti. Koşarak Ali'nin yanına gittiğinde korumalar Azra Karan'ın önünde başlarını eğdiler. Azra, Ali'nin yanına diz çöküp yaralarına baktı. Öfkeyle tekrar ayaklanırken Ümit oturduğu yerde karısına bakmaya başladı.
"Çocuklarım senin deneyin değil, Ümit!" Öne eğildi. "Bir daha çocuklarıma yaklaşırsan-" Ümit oturduğu yerden kalktığında Azra'nın ona doğru salladığı parmağı tutup öfkeli gözlerini onun yüzünde gezdirdi.
"Çocuklarımızı..." Elini kendisine doğru çektiğinde Azra'nın dengesi bozuldu. Göğsü Ümit'inkiyle birleşirken Ümit dudağını onun kulağına yasladı. "Bir daha bana korumalarımın içinde bağırırsan seni öldürürüm."
"Çocuklarımın asla senin gibi olmayacak. Duydun mu? Buna izin vermeyeceğim." Ümit geri çekilip gülümsedi ve elinin tersiyle Azra'nın yanağına dokunmak istedi, Azra başını geriye çektiğinde elini indirdi.
"Bu dünyada doğdun, büyüdün, şu an ki gücünü bu dünya sana veriyor Azra. Bu dünyadan birinin koynuna girip iki çocuk dünyaya getirdin. Bu dünyaya doğurdun onları...Onlar bu dünyaya aitler. Hele-" Ümit, Azra'nın sırtını göğsüne yaslayıp kollarını bedenine sardığında Azra, Hakan'ı gördü. Kardeşinin yarasına üfleyen merhametli oğlunu gördü. "Hakan...Önce Hakan olacak. Tamda benim gibi." Azra itiraz etmek için başını sağa sola salladı. Hakan başını kaldırıp annesiyle babasının sarıldığını görünce Ali'ye döndü.
"Annem yine kurtardı bizi." Ali'nin bisikletini düzeltip yanağındaki yaşları sildi. "Annem hep bizi kurtarır."
KARANBEY
Günümüz
Adımların çocukluğumu cehenneme çeviren adamla geçen o eve yöneldiğinde bedenimdeki her bir hücrem gerildi. Korkudan değildi. Tiksinmektendi. Annemin güzelleştirdiği bu yuva olmaktan uzak olan evde büyümek kimi zaman huzur verirken kimi zaman nefret ettiriyordu.
Bu ev benim kara kutumdu.
Bu ev Karanbey'den öncesiydi.
"Babanız ve misafirleri yemek odasında." Verandaya adımladığımda bahçenin en kenarında sigara içip volta atan Melih'i gördüm. Sinirli gibi bir hali vardı. Haldun Çetin'de mi buradaydı?
"Misafirler kim?" Çocukluğumda bile burada olan adam bana baktı. "Haldun Çetin, oğlu ve kızı." Kaşlarımı yavaşça çatarken başımı kapıya çevirip öfkeli adımlarımı yönlendirdim. Bu evde olmamalıydı. Olması hiç iyi değildi.
"Hoş geldin oğlum." Babam ellerini iki yana açtı, koltuğundan kalkmadı. Haldun Çetin onun solundaydı. Bekir ve Kübra karşı koltuktaydı. "Misafirlerim birazdan kalkacaktı zaten. Otursana." Ortamdaki garip gergin enerjiyi sezen bir ben miydim?
"İşlerim var. Acil dedin. Konuşup gideceğim. Bir iki dakika ayır bana. Bekleyemem." Konuşurken bakışlarım Kübra'yı buldu. Bakışları ellerindeydi ve parmaklarıyla oynuyordu. Bekir'se her zamankinden farklı olarak benden korkan adamın gözleri yerine nefret eden gözlerle bakıyordu.
"Biz bir aileyiz. Otur." Ailene sokayım Haldun.
"Misafirlerin gidince gelirsin depoya." Arkamı dönüp çıkışa adımladığımda ardımdan gelen adım seslerini duydum. "Çalışma odasına geç." Omzumun gerisinden Ümit Karan'a baktım. Yanımdan geçip çalışma odasına geçtiğinde bir an önce onunla konuşup defolmak için peşinden içeri girip kapıyı kapattım.
"Otur." Oturmadım. Etrafımdan gezinip karşıma geçti. Kalçasını masanın kenarına yaslarken ellerini iki yanına yasladı. "Kübra güzel bir kadın." Kaşlarımı ağır ağır çattığımda gözlerini kıstı. "Değil mi?"
Onu hedef haline getireceksin.
"Sadede gel." Sabırsızca ağırlığımı diğer bacağıma verdim. "Haldun benim arkadaşım ve Bekir'le anlaşamadığınız su götürmez bir gerçek." Kübra'nın bu konuyla alakasını anlamaya çalışıyordum.
"Sadede gel." dedim bir kez daha.
"Haldun güçlü bir müttefik. Masada sırtımı kolayca yaslayacağım adamlardan biri. Birbirimize daha çok güvenmemiz için ailemizi birleştirme kararı aldık."
"Haldun'la evleniyor musun?" Alaylı bir gülüşle başımı sola yasladım. "Bekir bana abi derse gırtlağını keserim."
"Zevzekliği bırak." Homurdanıp oturduğu yerden doğruldu. "Senle Kübra evleneceksiniz." Gülüşüm küçülürken elini kaldırdı. "İtiraz yok. Haldun bana en çok destek veren liderlerden biri ve evet başka oğlum olmadığı için sen evleneceksin." Başka oğlu yoktu çünkü bana düzenlenen suikasttan bir tek ben sağ çıkmıştım. Ali yaşasaydı bile babamın dediğini yapıp rastgele biriyle evlenmezdi bile.
"Haldun Çetin bir halt etti ve sende bunun üzerini kapatmaya çalışıyorsun değil mi? "Eli inerken bir saliseliğine gözlerinde doğru söylediğimin kanıtını gördüm. "O kadını benimle evlendirmek bu kadar önemli mi? Yoksa o kadını herhangi biriyle evlendirmek mi önemli olan?" Kübra o evde tutsaktı. Niye benimle evlendirmek gibi bir hamle yapıyorlardı? O kadınla aynı evde kalırsak sorularımdan bunalıp her şeyi anlatırken bulacaktı kendini. Niye onu benimle aynı eve tıkmak gibi bir hata yapıyordu ki?
"Sorgulama! Dediğimi yapacaksın." Arkama dönüp kapıya adımladım. Hala tehditle çalışmadığımı anlayamıyordu. "Sen evlenmezsen ben evleneceğim." Adımlarım durdu.
Sikerler.
"Kızın neredeyse üç katı yaşındasın. Yaşına uygun birini bul." Gözlerinde eğlenen sinsi bir ifade belirdi. "Senin evleneceğin yok, soyumuzu ya sen ya ben devam ettirmeliyim." Kübra'yı onun yanında hayal ediyor olmak kanımı kaynatıp öfkemi harladı.
Hayır.
Zihnim aynı kelimeyi tekrar tekrar söylüyordu.
Hayır. Hayır. Hayır.
"Kız senden küçük. Ne sapkın adamsın sen?" Bağırışımla gülüşü genişledi. Öfkemden zevk alıyordu, neden bu kadar öfkelendiğimi bilmeden daha da öfkeleniyordum.
"Kadınlar benim için, sana ifade ettiği anlamı taşımıyor evlat. O yüzden nefesini boşa harcama." Kadınlar onun için insan olarak bile sayılmıyordu. Anneme de yaptıklarında bu denli umursamaz olmasının sebebi buydu.
"Onunla evlenmene Haldun izin verecek mi? Yıllardır gizlediği kızını kart, baston kullanacak kadar işi bitmiş bir adama mı verecek?" Gözleri öfkeyle kısılırken omuz silktim. "Gerçekler Liderim."
"O zaman sen evlen." Suratımı buruşturdum. Hayatımda duyduğum en sikik fikirdi. Midemden yükselen o acı sıvıyı yuttum. Gözlerimin önüne gelen kadınla başımı sağa sola salladım. Sonuçta ona can borcum vardı, değil mi? Babamla evlenmesi ona cezaydı. Benimle evlenirse-
Sikerler.
Evlilik istemiyordum. Gerçek veya sahte fark etmiyordu. İstemiyordum. O kadını kullanıyorlardı, biliyordum. Bana karşı koz olarak kullanacak hamleleriydi bu, biliyordum.
Kabul et Karanbey. Kabul et ve onların bu hamlesini kullan.
Kübra'nın korksa da cesur bakan o gözlerini anımsadım. Babamın kirli planlarına dahil olacak kadar onların yanında mıydı yoksa şu an kullanılıyor muydu? Hapsolmuştu. Bunu biliyordum. Ama ya olmadıysa? Ya hapsolmuş gibi davranan o hareketleri bile bir oyunsa?
Şüphelerimi bastıramıyordum. Kimse güvenilir değildi. Benim en büyük düşmanım babamdı, bu yüzden hiç kimse güvenilir değildi.
"Sen biraz düşün. Zaten her türlü evlenecek." Suratına yumruğumu geçirmek istedim. Ama bir şey beni durduruyordu. Bir planı vardı ve bunu öğrenmek için onun suyuna gitmek istiyordum, rahatladığı ilk an açık verecekti bana. Ama Kübra'yı bu çerçevenin içinde göremiyordum. Bu hikayedeki amacını bilmiyordum.
"Yarın Haldun'un evinde nişanı açıklayacağım. Damadı belli olmayan nişanı..." Odadan çıktığımda elimi çeneme sürttüm. Piç bir babam vardı. Beni köşeye sıkıştırmaktan zevk alıyordu. Sürekli onunla savaşmamı isteyen bir babam vardı, sonunda önünde diz çökmemi sağlayacak kayıplarımın olmasını isteyen.
KÜBRA
Kendimi neye bulaştırdığımın farkına varamıyordum. Tek bir dileğim vardı. Aileme ölmeden kavuşabilmek ve bu esaretten kurtulabilmekti. Şimdi bir fırsatını bulmuştum işte. Bu yanlış mıydı?
Hayır değildi.
Bu mafyalarının arasına düşmek benim seçimim değildi. Geçmişimi unutturacak ilaçlar verilmesi...Kendi adım dahil geçmişimi hatırlayamamam...Gözlerimin önünde sırf benimle konuştukları için infaz edilenler... Hiçbiri benim seçimim değildi.
Kapı çalmaya başladığında bacaklarımı kendime çekip kollarımı etrafına sardım. Kalp atışlarım korkuyla kasılırken odadaki karanlık köşedeki hareketlenmeyle çığlık atıp elimle ağzımı kapattım.
Melih.
"Burada ne işin var?" Saatlerdir burada yalnız başıma olduğumu sanıyordum. Ümit Karan'ın teklifini kabul ettikten sonra eve gelmiştik ve Bekir'in gazabından kurtulmak adına Melih'in odasına saklanmıştım. Bekir'in delirdiğinde ne yapabileceğini biliyordum ve şu an özgürlüğüme ufak bir adım yaklaşabilmişken ölmeye niyetim yoktu.
"Benim odamda olan sensin. Sorunu kendine sor." Homurdanarak kapıya adımladı ve kilitlediğim kapıyı açmadan önce üzerindeki gömleği çıkartıp yere attı. Kapıyı açınca elini pervaza dayayıp benim görünmemi engelledi. "Ne var Bekir?"
"O burada mı?" Kelimeleri birbirine dolaşmıştı. Sarhoştu. Korku bedenimin her zerresine yayıldı. Bekir'den daha kötüsü varsa o da sarhoş Bekir'di. "Müsait değiliz." Kapıyı kapatmak için hamle yaptığında kapı kapanmadı.
"Önce o Karanbey'i sonra seni geberteceğim. Benden onu alma cüreti gösterdiniz." Midemden yükselen o iğrenç sıvıyla yatağın diğer tarafına emekleyip yere oturdum ve kendimi saklamaya çalışarak cenin pozisyonu aldım. Sırtımdaki ağrı umurumda bile değildi.
Ben onun değildim. Ben kimseydim.
"O senin değil Bekir. Olmadı. Olmayacak. Rado." Seslenişiyle bir kapının açıldığını duydum. "Baban burada olduğunu duyarsa senin için iyi olmaz. Rado seni dışarı çıkartsın." Kapı gürültüyle kapandığında kilidin sesini duydum. Kapının ardından Bekir'in bağırışlarını duymamak için elimle kulağımı kapattım.
Buradan kurtulmalıydım. Buradan kaçmalıydım.
Odanın ışıkları yandığında elimi kulaklarımdan çekip oturur pozisyona geldim. Bakışlarım Melih'in yeşil gözlerini buldu. Zehir ve öfke saçıyordu. Üzerine tişörtünü geçirmişti, adımları tam önümde durduğunda bir dizini yere yasladı, boyumuzu eşitledi.
"Buradan kurtulmak için her şeyi denedim." Gözlerimin yandığını hissederken Melih'in çatık kaşlarına baktım. "Bu son şansım. Çünkü savaşmaya artık gücüm kalmadı." Sonlara doğru sesim fısıltıyı andıran bir tonlamaya dönmüştü. "Bu yüzden ailemi bulmak için bunu deneyeceğim. Bana öfkelensen de umurumda değil."
"Aptalsın." Kaşlarımı çattım. "Bu evde kalmak seni Bekir gibi aptallaştırmış." Omzundan itmek için elimi kaldırdığımda kaşlarını kaldırdı. "Devam et. Olacakları göstereyim." Onu umursamadan omzuna vurduğumda elimi tutup sabitledi. Elimi kurtarmak için çabaladığımda sırtıma saplanan acıyla gözlerimi yumup başımı arkadaki yatağa yasladım. Elimi bıraktığında gözlerimi araladım. Bana hayal kırıklığıymışım gibi bakıyordu. "Karanbey'i kandıramayacaksın-"
"Beni korkutmaya çalışma. Fikrimi değiştiremezsin." Çenemi tutup başımı salladı. "Mantıklı düşün Rus Kızı. Aptallık etme."
"Karanbey'in kadınlara zarar vermediğini sen söyledin." Başını sallayıp öfkeyle soluk alıp verdi. Melih'ten duyduklarım ve bu evin her kenarındaki konuşmalar az buçuk Karanbey denilen adamı tanımama olanak sağlıyordu. Bekirler ondan korkuyordu, ben korkmuyordum. Yani boynuma hançer yasladığı zaman dışında korkutucu gelmiyordu.
"Kadınlara zarar vermez dedim. Ama ihanet edenin cinsiyetini de önemsemez." Çenemi tutuşu sertleşti ve başımı salladı. "Seni öldüreceğini falan mı sanıyorsun? Hayır. Seni süründürecek. Aklınla oynayacak. Kendini ona her şeyi itiraf ederken bulacaksın. Sonra da seni öldürecek olan onun celladı olacak." Celladın ismini bilmiyordum ama ondan eli kanlı katil oluşu dışında hiçbir şekilde bahsedildiğini duymamıştım. Karanbey'in celladıydı. Gerçek ismini de yüzünü de bilen kimse yoktu. Maskesiyle tanınıyordu.
"Başka çarem mi var? Görmüyor musun? Bekir'in saplantısını, Haldun'un umursamazlığını, senin onlarla iş birliği yapışını-" duraksadım. "-14 yıldır bu evdeyim ben. 14 yıl öncesine ait tek bir hatıram bile yok. Adımı bile bilmiyorum ve bu evde silinip gitmek istemiyorum. Ailemi istiyorum. Kurtulmak istiyorum." Sesimdeki çatırdamaya engel olmadım. Çenemi serbest bıraktığında bakışlarımı ondan ayırdım. Sanki seçenekleri ve sabrı bol olan biriymişim gibi davranıyordu. Yoktu. Bu ev mezarım olacaktı ve ben bunu istemiyordum.
Cevap vermedi. Ayağı kalkıp odanın içindeki banyoya adımladı.
O da biliyordu.
Benim başka yolum yoktu.
KARANBEY
Faruk karşıma oturduğunda önüme bir bardak çay koydu. "Dökül Karanbey. Babana gittiğinden beri suratının hali hoşuma gitmedi." Çayı aldığımda biten sigaramı söndürdüm. "Çocukların dediğine göre Melih'te oradaymış. Çetin ailesinin orada olduğunu varsayıyorum." Başımı onaylarcasına salladım.
"Kübra ile evlenmemi istedi. Ailelerin gücünü birleştirecekmiş." Gözleri kısılırken öne eğildi. "Bu kadın o evde tutsak değil mi? Ne güç birleştirmesiymiş?" Duraksadığında başımı salladım tekrardan. "Baban bir haltlar karıştırıyor."
"Haldun'un yaptığı bir yanlışın üzerini örtmek için yapıyor. Tanıyorum babamı. Yanlışların üzerini örtmeye bayılır." Çay bardağını masaya bıraktım. "Senin Kübra'yla evlenmen bunun neresinde?" Arkama yaslanıp derin bir soluk çektim.
"Belki de zorluyorlardır. Bilmiyorum. Belki de gerçekten onlara çalışıyordur. Hiçbir şeyi bilmiyorum." Elimi çeneme sürttüm. O kadınla ilgili yanılmak istemiyordum. Ama aptal bir adam değildim. Bugüne kadar ismi bile geçmeyen kadını fark ettiğim ilk anda benimle evlendirmek istemesinin mantıklı hiçbir yanı yoktu. O evde hapsolmuş olsun veya olmasın bu işte bir iş vardı.
"Belki de ondan hoşlandığını düşündükleri için onunla anlaşmışlardır." Ondan hoşlanmıyordum ki. Sadece borçluydum, iki kez beni kurtarmıştı. Can borcumu ödemek istiyordum. O kadardı. "O kadına neden o kadar korumacı bakıyorsun?" Öyle bakmıyordum.
"Kübra'nın yüzündeki korkuyu görmedin. Korksa da kendini savunmak için çenesini dikleştirdiğini de...O kadın hayatımı kurtardı-" Faruk kahkaha attığında sustum. Kaşlarımı çatarken elini yüzüne sürerek ciddileşmeye çalıştı.
"Kusura bakma ama yalancısın. Hayatını kurtardığın kaç kişiyi evine aldın?" Kaşlarını kaldırdığında Douglas bize doğru adımlamaya başlamıştı. "Douglas?" Elimle onu işaret ettim. "O senin değil, sen onun kıçını kurtardın Karanbey. Kendine yalan söylemeyi kes. Bu kadın niye dikkatini çekti?" Haklı olduğunu biliyordum. Sigara paketinden bir dal sigarayı dudaklarıma yasladım ve yakıp derince ciğerlerime çektim.
Annem gibi bakmıştı. Dilinden çıkmamıştı yardım isteyen sözleri ama gözlerinde görmüştüm. Annem ne yaparsa yapsın kimse yardım edememişti ona. Ben yardım edemeyecek kadar güçsüzdüm. Güçlü olanlarda annemin sesini duymayacak kadar onursuzdu. Annem gitmişti. Sözleri bir kez olsun yardım istememişti ama gözlerini okumuştum. Kimse görmemişti ama ben görmüştüm o yardım isteyen korku dolu kadını.
Kübra'nın gözleri annemin öldürüldüğü günkü gibiydi. Sözleri keskin, çenesi dikti. Asiydi ama gözleri korkuyordu. Gözleri yenilmiş ve çaresizdi. Yanılmak istiyordum. Yardıma ihtiyacı olacağına gerçekten Çetin ailesinin kızı olmasını diliyordum. Haldun Çetin'e sadık bir kadın olabilirdi, ailesi için benimle evlenmeyi kabullenen biri olup intikam savaşına girebilirdi. Ama değildi.
Gözler asla yalan söylemezdi.
"O kadın babanla çalışıyor olabilir. Burada kaldığı zamanlarda etrafı arayan küçük bir ajan gibiydi. Douglas'ın maskesini sorduğunu duydum. Senin yaralarını Namık'a sordu. Yardıma ihtiyacı olan değil, etrafı gözetleyen küçük hain bir kadın o."
"Beni çağırtmışsın Patron." Douglas'ın cümlesiyle Faruk'a vereceğim cevabımı yutmak zorunda kaldım. Douglas'a oturması için baş işareti verdiğimde koltuğa çöktü ve elindeki dosyayı masaya bıraktı.
"Haklıymışsın Patron." Gerginliğimi bastırıp bakışlarımı tamamen ona odakladım. "Kübra bir Çetin değil. Annesi diye geçen kadının mezarından DNA aldık. Haldun ve Kübra'dan aldığımız gibi. Kübra hiçbiriyle uyumlu çıkmadı. Kübra'nın kimlik işlerini onaylayan kim varsa birkaç hafta sonrasında öldürülmüş. Kanıt yok. Konuşacak bir tanık yok. Sadece Haldun'un 'Kübra benim kızım.' İtirafı dışında gerçeği yansıtan tek bir delil yok. DNA hariç."
"Bu yine de onu masumlaştırmıyor." Faruk'un cümlesiyle gözlerimi kapatıp derince bir soluk çekip bıraktım ve ona döndüm. "Alıp yetiştirmiş olabilirler. Hatice'yi hatırlamıyor musun? Bekir için kavga edecek kadar yırtıcı bir çocuktu. Belki de Kübra onların yetiştirdiği yırtıcı bir piyondur."
"Bu dediğine katılmıyorum. Etrafa sordum." Douglas'a döndü Faruk. "Evi koruyan bazı korumaların Kübra'dan haberi bile yok. Çoğu yıllardır o evde. Haldun'un bir kızı olduğunu duymuşlar, asosyal ve evden çıkmaktan hoşlanmayan. Hepsi sorgulamamış bile. Zaten-" Elini cebine attı ve çıkarttığı zarfın içindeki fotoğrafları bize uzattı. Elindekileri aldığımda gözlerim kısıldı. Haldun'un bir gece ansızın ölü bulunan adamlarıydı. "-söylentiye göre Kübra'yı gören kim varsa ertesi gün ölü bulunuyor. Bunu yapanın kim olduğu belli olmasa da içeriden adamımın dediğine göre Bekir'in yaptığı olası. Her ölen koruma sonrası Bekir ve Haldun kavga ediyormuş. Bazı korumaların Bekir'in gazabından korkup Kübra'yı görseler bile görmezlikten geldiği söyleniyor."
Bekir'in tekinsiz oluşunda hissettiğim rahatsızlığın nedenini anlayabiliyordum. Kübra'ya yaklaşmam onu deli etmişti, tıpkı korumaların yaklaşmasının deli etmesi gibi.
Kübra bir piyon değildi, mahkumdu. Çetinlerin cehennemine maruz kalan bir kadındı.
"Ben yine de güvenmiyorum." dedi Faruk elindeki fotoğrafları sehpaya bırakırken. "Orada hapsolduysa nasıl bu kadar kolay kaçıp mezarlığa geldi ki? Mezarlıkta sana yaklaşıp uyarmasını saymıyorum bile. Hem tam da saldırıya uğrayacağın zaman bunu bilip önüne atlaması da şaibeli...Tam da kendine gelip evine döndüğünde babanın onunla evlenmeni istemesi o kadına karşı şüphelerimi artırıyor."
"Sırtında izler var. Kemer izleri olduğuna yemin edebilirim. Boynuna hançer yaslandığında...Hayır...Hançer gördüğünde kilitlenip kalıyor. Aç gözünü Faruk. Hainse de bana hain amına koyayım. Buraya geldiğinden beri etrafı gözetlemiş, sorular sormuş diyorsun. Ne yapacaktı? Hapsolduğu o boktan evden başka bir cehenneme gelip gelmediğini kontrol edemez mi?" Neden Kübra'yı korumak istiyordum bilmiyordum. Savunmamalıydım da. Faruk şüphelenmekte haklıydı. Durduk yere onunla evlenme fikrini atan Ümit Karan'dı ve babamı biraz tanıyorsam mutlaka bir planı vardı ki benden bunu istiyordu.
Faruk şüpheleniyordu. Tıpkı benim gibi.
"Ne yapacaksın? Kahraman falan değilsin. Olmayacaksın da. Onu Çetinlerden alıp boktan hayatına mı hapsedeceksin?" Faruk öne eğilip sorduğunda kaşını kaldırdı. "Kendin söyledin. Kan dökmeye yemin etmiş birisin. O kanda boğulsun diye onunla evlenecek misin?" Haklıydı.
"Evlenmezsem babam evlenecek. Babamın bir kadına daha anneme yaşattıklarını yaşatmasını istemiyorum." Faruk ne demeye çalıştığımı anlamış gibi arkasına yaslandı ve bakışlarını çekerek çayını yudumladı.
"O kadına güvenmiyorum. Yalan söylediği bir şeyler var. Umarım Faruk haklıymış demezsin." Sessizce Faruk'un suratındaki oluşan hoşnutsuz ifadeyi seyrettim. Ailesi öldükten sonra kız kardeşini güvende tutmak için uzaklaştırmıştı. Güvende ve bu dünyadan uzakta tutacak bir hayat vermişti ona. Benimle kalıp ailesinin intikamı için yemin etmişti. Onun fikirlerine daima önem verirdim. Şu an da bunu yapmıyor olduğumu düşünüyordu ama hayır. Faruk benim kardeşimden öteydi ve onu huzursuz eden neyse hissedebiliyordum.
Kübra yalan söylemişti. Gözümün içine baka baka yalan söylemeye devam etmişti. Şu an bu evliliğe onu zorluyor olma ihtimali dışında bile isteye ihanet etmeyi kabullenmişte olabilirdi. Her bir seçeneği en az Faruk gibi düşünüyordum ama yine de Kübra'nın onlarla çalışmaması için onlarca sebebi varken niye babam veya Haldun'un piyonu olsun ki?
Çaresiz olan her şeyi yapandır Karanbey. Çaresizlik beraberinde ihaneti getirir. Ona asla inanma.
"O zaman kıçımı kollayacaksın kardeşim." Bakışları bana döndüğünde omuz silktim. "Kimse beni sırtımdan bıçaklayamaz. Sırtımı sana boşuna mı yasladım?" Gözlerini devirdi, yüzündeki hoşnutsuz ifade dağılırken boğazını temizledi. "Siktir git. Kıçını kollayacağımı kim söyledi?" Güldüğümde gözlerini kıstı.
Bunu hep yapardı.
Bunu hep yapardık.
Kübra hain olabilirdi, olmayabilirdi de. İhtimaller yarı yarıyayken onu o evde bırakma fikrinden hoşlanmamıştım. Sadece yapmam gerekeni yapacaktım. Hainse cezası benim elimden olacaktı. Değilse, özgürlüğünü ona verecektim. Sonuçta iki kez beni kurtardığı için ona borçluydum.
Karanbey borçlu olmaktan asla hoşlanmazdı.
"Patron aranıza girmek istemem ama..." Başımı Douglas'a çevirdim. "Meksika baronunun kardeşi bu sabah Türkiye'ye girmiş." Tüm odağımı ona verirken bedenim gerildi. Faruk'un hareketlendiğini gördüm. "Ümit Karan'ın evlerinden birinde ağırlanıyormuş."
"Bildiğin pazarı konuşmak için yanına yerleştirmiş." Faruk'un sesindeki sitemle elimi çeneme sürttüm. Böyle bir şeyi ulu orta yapması korkusuz olduğundan değildi, aptallığındandı. Dünya liderleri bunu duysa dümdüz ederdi onu. Ama hala buradaki liderliğine ve gücüne güveniyordu.
"Sevkiyattı kanıtlayacak birilerini bul. Her bir karesini çekip bana atsınlar." Sonrasında yapacağım şey belliydi. İtalyan mafyasına babamın fotoğraflarını sızdıracaktım. Onlar babamın işlerine el koyarken masanın ona olan güveni sarsılacaktı. Sarsılan o güveni yerle bir edip babamın tüm gücünü yok edecektim.
"Ben çekerim." Faruk'un cümlesiyle duraksadım birkaç saniye. "Yaparım diyorum. Güvenmiyor musun?" Güveniyordum. Ama yine de başkasının gitmesini tercih ederdim.
"Yapmak istiyorsan, yap. Ama yakalanma. Babamın neyin üzerinde çalıştığımızı anlamasını istemiyorum. Sessizce o fark etmeden düğümleri ilmek ilmek işleyeceğiz ve onun boynuna dolayacağız." Başını onaylarcasına sallayıp termosunu salladı. Oturduğu yerden ayaklandığında eve doğru yürümeye başladı. Çayı bitmişti veya artık konuşmak istemiyordu.
"Patron?" Douglas oturduğu yerden önce kaydı. "Sevkiyat bugün kıl payı polislerden kurtuldu. Şikayet edilmiş. İçi silah olmayan tırı polisler enselesin diye her zamanki güzergahta gönderince polisler kesti önünü. Bizde diğer sevkiyatları uzun yoldan geçirdik."
"Polisler oradan geçeceğimizi nereden öğrenmiş?" Sevkiyatın patlamamış olmasından memnundum. Şu sıralar sürekli polis baskı yaşanıyordu. Bunun en büyük sebebinin Mert Sezgin olduğunu biliyordum. Adam mafyalara takıntılı biriydi ve istihbaratla çalışıyordu. "Mert miymiş?" Başını sağa sola salladı.
"Asıl olayı söylemedim." Douglas rahatsızca kıpırdandı. Gözlerim maskeli yüzünde gezinirken başını mahcup bir şekilde eğdi. "Uzun yolda önümüzü kestiler. Kim olduklarını bilmiyoruz." Başımı koltuğun arkasına yaslayıp gözlerimi kapattım, dişlerimi gıcırdatırken derin bir soluk alıp verdim. Babamdı. Biliyordum. "Zarar?" dedim bıkkınlıkla. Ona itaat etmediğim her saniye ceza çektirmekten zevk alırdı. Buna bünyem alışmıştı. Artık sinirlenemiyordum bile.
"Sevkiyatın hepsi." Gözlerimi araladım. Sevkiyat sikimde bile değildi. Babam sürekli bunu yapardı ve sonra eskisinden daha iyi bir sevkiyat ve para akışı bulmam gerekirdi. "Adamları soruyorum Doug."
"Bir ölümüz var. Diğerleri hafif yaralı. Namık'ın kliniğindeler." Elimi çeneme sürterken cebimden telefonumu çıkarttım. Faruk elindeki termosla geri dönüp yüzümdeki ifadeyi inceleyip kaşlarını çattı. "Ölen kim?"
"Kimsesi yoktu Patron." Telefondan babamı arayıp kulağıma yasladığımda bedenimdeki gerginlik kontrolden çıkmıştı bile. "Adamlarımı yaraladın." Telefonun açıldığını anladığımda konuşmaya başlamıştım bile.
"Sevkiyatı canları pahasına korumasalarmış." Pişkin ses tonu oturduğum yerden kalkmamı sağlamıştı bile. "Sevkiyatından önce adamlarının hesabını mı soruyorsun?" Güldüğünü duydum. Ense köküme saplanan ağrıyı bastırmak için elimi enseme sürttüm. "Sana hiçbir şey öğretememişim. Annene çekmi-"
"Annemi buna karıştırma!" Anneme çekmek benim için onurdu. Sinirimi bozan anneme benzemekten ziyade onu bu pis işlerle anmasıydı. Telefonu kapatırken oturduğum koltuğa attım.
"Sen şanslı bir çocuksun Hakan. Babanın aptallığını değil annenin zekasını aldın sen. Bana çok benzediğin için baban daima seni düşmanı olarak görecek. Daima savaşı seninle olacak."
Annemin sesini hatırlayamasam da cümlesi zihnimde yankılanmıştı. Benimle uğraşacaktı, savaşı kazanana kadar bana zarar vermekten vazgeçmeyecekti.
"Sakin ol." Faruk'a döndüğümde öfkemi bastırmaya çalıştım. Sevkiyatlar art arda patlatılıyordu. Hepsini toparlarken o kadar koşuşturuyordum ki intikamıma zamanım kalmıyordu. Elimi enseme sürttüm. "Babamı süründürmezsem bana da Karanbey demesinler."
"Yaralılar iyileşene kadar ailelerine bakılsın." Olduğum yerde bir ileri bir geri yürürken düşünmeye çalışıyordum. Babamı pişman edecek herhangi bir yol bulmalıydım. Kural tanımazdı, umursamazdı, hiçbir olay onun için tehdit sayılmazdı. Zaafsız bir adamdı.
"Meksikalılarla görüşmesini kayıt altına alacaksın Faruk." Adımlarım dururken Faruk omzunu dikleştirerek başını aşağı yukarı salladı. "Sen de sevkiyat için patlayıcı bul." Douglas gözlerini kıstı. "Meksikalılardan iş almasına izin vereceğiz. Sonra da para cebine inmeden sevkiyatı patlatıp Ümit Karan'ı köşeye sıkıştıracağız." Kanıtları İtalyanlara verirsem babamın işini bitiren Enrico olurdu. İtalyan caposunun ihanete karşı tavrı netti. Kanıtları babamı yönetmek için kullanacaktım. Boynuna dolanacaktı bu iş.
"Yarın ki davete katılacak mısın?" Düşüncelerimden sıyrılırken Faruk'la göz göze geldim. Kübra ile nişan duyurusu... "Katılacağım." Kalktığım yere tekrar oturup derin bir soluk serbest bıraktım. "Kim piyon kim mağdur görmek için orada olacağım."
Umarım Kübra Ümit Karan'a bağlı bir piyon olmaz.
Umarım beni karşısına alabilecek kadar sandığım gibi deli bir kadın değildir.
KÜBRA
Karanlık.
Nefesimi kesen bir karanlıktaydım ve ışığı bulmaya çalıştıkça karanlık her zerremi sarıp sarmalıyordu.
Masada oturan adamların yaşadığı bu dünyadan nefret ediyordum, tiksiniyordum. Şimdi o adamlardan biriyle evlenecektim, onu kandıracaktım. Vicdanımın sızlamaması gerekiyordu çünkü en az onlar kadar berbat biriydi. Adı anıldığında mutlaka ardından kan akla gelirdi. Başkalarına merhameti olmayan adamı kandırmak beni korkutmalıydı ama bunun yerine kötü hissettiriyordu. Yapmamalıymışım gibi.
"Şu yüzünü topla Bekir!" Haldun Çetin'in sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp başımı kaldırdım. Bekir kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. Gözlerindeki öfkeyle yanan o ifade nefesimi kesmişti bile. Çenemi dikleştirdim.
"Başka bir yolu yok mu?" Babasına döndüğünde gözlerinde yalvaran bir ifade belirdi. "Başka bir yolu olmalı baba." Haldun'un kaşları derin bir şekilde çatıldı. Bekir'in bana olan saplantısını engelleyememişti ve her geçen gün bu saplantıyı farkında olmadan belki de bilerek beslemişti. Bu saplantı onun eseriydi.
"Kes sesini! Sakın ortamın içine etme. Seni buna pişman ederim." Bekir öfkeyle göğsünü şişirirken Haldun bana döndü. "Sense senden ne isteniyorsa onu yapacaksın. Madem kabul ettin bir yola girdin. Yolundan dönersen hepsinden önce ben seni öldürürüm." Kaşlarımı kaldırdım.
"Bu evde olanları anlatırsam sana ne yaparlar? Evleneceğim adam sana ne yapar?" Güldü. "Hiçbir şey. Anlatmayacaksın-"
"Belki de onu kafeslemek adına her şeyi anlatırım. Böylelikle Ümit Karan'ın dediğini daha hızlı gerçekleştiririm. Bana acır ve daha hızlı benimser." Öfkeli soluğuyla burun delikleri genişledi.
"Ümit Karan seninle anlaştı diye özgür olduğunu mu sanıyorsun?" Cık cıkladı. Arkama yaslanırken gerilen kaslarımı gevşetmeye çalıştım. "Ben hep özgürdüm Haldun. 14 yıldır bu eve fiziksel olarak tutsak olabilirim ama bir gün bile size diz çöktüğümü hatırlamıyorum. Seni delirten de buydu değil mi?" Gülümsedim. "Herkesi eğittin, emirlerini yapmalarını sağladın. Bende hiçbiri işlemedi. Anılarımı almaktan öteye gidemedin."
"Anıların olmadan özgür olamayacağını fark ettiğimde 12 yaşındaydın. Sana Kübra dedim. Adını dahi hatırlamayacak kadar güçsüz bir zihnin var. Bu evden çıktığında bile geçmişini hatırlayamayacaksın küçük. Zihnini o kadar tahrip ettim ki ömür boyu anıların ve kim olduğun sana gelmeyecek. Asiliğinin bedeli olarak düşün." Buradan çıktığımda bile geçmişimin gelemeyecek oluşu bir tokat gibi çarptı yüzüme. Asla aileme kavuşamayacaktım. Ailem olmayacaktı. Anıları olmadan ölüp yitip giden biri olacaktım.
"Dediklerimi kabul ettiğine göre zihninde bana tutsak Kübra. Kabul etsen de etmesen de. Zihnin ve kim olduğun bende saklı. Ölene kadar da bende kalacak. Ümit Karan sana asla aileni vermeyecek." Yavaşça yutkunurken bakışlarımı ondan ayırdım. Ağlama hissiyle dolup taşarken tırnaklarımı avuç içime bastırıp kendimi durdurmaya çalıştım.
Ağlama. Sakın ağlama.
Masadan kalktığını duyduğumda çenem titremeye başladı. Tırnağımı daha sert bir şekilde avucuma bastırdım.
Ağlama. Adın her neyse.
Ağlama.
"Gitti." diyen Melih'le başımı kaldırdım. Kaşları çatık bir şekilde kapıya bakıyordu. Bakışlarını bana çevirdi. "Hatırlayacaksın. Direncini kırmasına izin verme." Başımı sallarken yutkundum.
Hatırlayacağım. Kim olduğumu da kimden geldiğimi de...
"Ben güçlüyüm. Ona boyun eğmedim. Hiç." Tek kelime etmedi ama gözlerinden anladım onayladığını. Ben savaşmıştım. Pes etmemiştim. Savaşım bitmemişti. Kaybetmemiştim ama kazanamamıştım da.
"Toparlan. Birazdan burada olurlar." Odadan çıktığında sofradaki yemeklerde gezdirdim gözlerimi. Karanbey anlamıştı. Bir Çetin olmadığımı ima etmişti. İmasından emindi. Bu aileden olmadığımı bile bile evlenmeye ses etmemişti. Bir planı vardı. Planıma karşılık tanımadığım bir adamın planı vardı.
Bahçeden gelen araba sesiyle midem bulanmaya başladı. Oturduğum yerden kalkıp banyoya adımladım. Midemdekileri çıkartırken zihnimdeki tüm düşünceler suspus olmuştu. Ağzımı suyla çalkalarken elimi lavaboya yaslayıp eğildim. Bir süre sessiz kaldım.
"Ne olur... Her şey yolunda gitsin...Ne olur." Derin nefes alıp başımı kaldırdığımda banyonun aralık kapısında dikilen Melih'i gördüm. "Geldiler." Başımla onaylayıp son kez aynadaki harap olmuş ifademi izledim. Yüzümdeki ifadeyi silmek istesem de gözlerim beni ele veriyordu.
"Nasıl görünüyorum?" Aynadan ona baktığımda gözlerini kıstı. "Kübra gibi görünüyorsun." dedi homurdanarak. İç çekerek ona döndüm. Banyonun çıkışına adımladığımda omzunu dikleştirdi.
"Hayatında birinin olmaması çok normal. Bir kadına böyle mi iltifat edilir?" Yanımda yürümeye başladığında kaşlarını çatmıştı. Onunla uğraşmak, sert çıkışmayacağı zamana kadar eğlenceli oluyordu.
"Kadın gibi görünüyorsun işte. Neyine iltifat edeyim?" Hoşnutsuzluk akan ses tonuyla gülümsedim. Bakışlarını koridorun sonundaki kapıya çevirmişti. "Çok kalabalık mı?"
"Tüm mafyalar ve aileleri bahçede." Huzursuzluğum artarken bakışlarımı onun yaptığı gibi kapıya çevirdim. Boynumdan büyük bir işe kalkışıyormuş gibi hissediyordum. Bu kadar mafyaya ifşa olacakken nasıl güvende kalacaktım ki? Üzerine karşıma alacağım kişi bu adamların bile çekindiği adamdı. Karanbey'di.
"İyi düşündün mü?" Kapıyı açmadan durduğunda ona döndüm. "O adamı kandıramazsın. İyi düşündün mü?" Ağırlığımı bir ayağımdan diğerine verdim ve onaylarcasına başımı salladım.
"İyi o halde." Kapıyı açıp benden önce çıktı ve çıkmam için bekledi. Yavaş adımlarla dışarı çıktığımda etrafa dağılmış masalarda oturan onlarca yüzü gördüm. Kimse beni fark etmemişti ki bu da nefesimi toparlayıp kendime gelmem için zaman kazandırmıştı bana.
"Oraya seninle gelemem." dedi Melih. Başımla onaylayıp verandada adımladım. İzleniyormuş hissiyle bakışlarımı etrafta gezdirirken gözlerim Hakan'la kesişti. Tüm masaların ortasında olan masada oturuyordu. Arkasına yaslanmış bir şekilde dikildiğim yere odaklanmıştı.
"Merhaba." Dudaklarımdan fısıldarcasına çıkan kelimeye engel olamadım. Başını eğdi, gözlerini kapayıp açarak selam verdiğinde nefesimi serbest bıraktım. Selamıma karşılık vermesiyle hissettiğim tüm olumsuz duygular silindi ve adımlarımı masaların olduğu yeşil alana çevirdim.
Etraftaki masalarda tek bir boş sandalye yoktu. Garip bir şekilde soğuk havaya rağmen üşüyen herhangi birini görmüyordum. Hepsi kat kat giyinmiş ve neşelilerdi. Birkaçı beni fark ettiğinde yavaş yavaş bahçeyi saran sessizlikle adımlarım durdu.
"Sizi kızımla tanıştırmama izin verin." Haldun yanımda belirdiğinde bir elini omzuma sarıp sıcak baba kız tanıştırması yapacağını anladım. "Çetin soyunun küçük kızı. Kübra Çetin." Midemden yükselen safrayı yutup gülümsedim.
Ben bir Çetin değildim. Ben herkimsem oydum. İsmimi bilmiyordum ama bir gün ben Çetin değilim diye bağırırken kendi adımı haykıracaktım.
"Kardeşimin mutlu bir günü için buradayız." Haldun kolunu omzumdan çektiğinde Bekir yaralandığım kurşun yarasının olduğu kısma elini bastırdı. İrkilmemek için dişlerimi birbirine kenetlerken gülüşüm küçüldü. Hakan'ın oturduğu sandalyeden kalktı. Ümit Karan onun kolunu tuttuğunda duraksayarak ona döndü.
"Kızımın, en yakın dostumun oğluyla evlenmesinden onur duyarım." Haldun'a baktım. Ümit Karan'la dost falan değillerdi. Birbirlerini güç ve iktidar için kullanan zavallı adamlardı. Bakışları bana döndüğün gözlerimdeki tiksintiyi görmüş olacak ki yüzündeki gülüşe rağmen gözlerindeki öfke harlandı.
"Zavallısın baba." diye fısıldayıp gülümsediğimde bakışlarını ayırıp etrafa gülüşler eşliğinde hikayesini anlatmaya devam etti. Bekir'in dokunuşundan uzaklaşmak için birkaç adım sola kaydığımda tekrar bana yaklaşmaya kalktı. Verdiği acıyı almamdan emin olmaya çalışıyordu.
Sırtım bir bedene çarptığında Bekir'in uzattığı eli tutup tokalaşan kişiye döndüm. Hakan, Bekir'in elini sıkarken yüzündeki ifadeden dolayı ondan kaçma hissiyle dolup taştım. "Bir daha yarasına dokunursan eline yapacaklarıma karışmam." Bekir'in gözlerindeki acının kaynağının tokalaştığı Hakan'ın eli olduğunu biliyordum.
"Bugün nişanlanan oğlum ve dostumun kızının evliliklerini kutlamak için buradayız." Ümit Karan'ın sesiyle Bekir'in elini bırakıp ikimizin arasına yerleşti ve eli nazikçe yaramın olduğu kısma değdi.
"Merhaba küçük Çetin." Sesindeki alayla ve sırtımdaki elinin nazik dokunuşuyla gülüşüm genişledi. Üstten bana bakıp elini sırtımdan çektiğinde Ümit Karan elindeki yüzükle bize yaklaştı.
"Senin elinden yüzük almayacağımı biliyorsun." Hakan'ın sert sesiyle Ümit Karan durdu. Sesini yalnızca üçümüz duyabilmiştik. Hakan başını kaldırıp bahçedeki masalara baktığında bakışlarını takip ettim. Beş takım giymiş adamla bir masada oturan kadın ayağı kalktığında içlerinden biri kaşlarını çattı. Bu kadını anımsıyordum. Verilen davetlerden birinde bu eve gelmişti. Yılmaz ailesinin en küçük ve tek kız kızıydı. Yanındakiler abileri olmalıydı.
Sibel Yılmaz, bize yaklaşırken Hakan babasına döndü. İkisinin bakışmaları sözsüz bir kavgaymışçasına gerginlik doluydu. Sibel kocaman gülümseyerek bana baktığında gülüşüne karşılık verdim. "Ben Sibel." Elini uzattığında nazikçe elini tuttum ve sıktım.
"Karanbey, turnayı gözünden vurmuşsun." Kıkırdayıp Ümit Karan'a döndü. Gülüşü küçülürken yüzündeki ifade ciddileşti. Ümit Karan elindeki kutuyu uzatıp birkaç adım uzaklaştığında Sibel, Hakan'a döndü.
"Baban beni hala geriyor. Adam gerginlik fırlatıyor." Yüzükleri çıkarttı ve etrafına bakınıp Bekir'i görünce kutuyu tutsun diye tabiri caizse onun kafasına fırlattı. Bekir kutuyu tuttuğunda kaşlarını çatarak Sibel'e baktı. "Mendebur." Sibel homurdanıp yüzüğü kaldırdı. Hakan elindeki yüzükleri çekip birini kendisine diğerini de elime uzanıp parmağıma taktı.
"Uzatma Sibel. Kes git-"
"Makas yok." Sibel masalara doğru bağırdığında gülen birkaç kişi duydum. Niye gülmüşlerdi ki? Makas yoksa nişan olmazdı, bunun nesi komikti?
"Makasa ihtiyacım yok." dedi Hakan ve iç cebindeki-mezarlıkta boğazıma yasladığı-hançerini çıkartıp kurdeleyi kesti. Sanki anormal bir harekette bulunmamışçasına hançeri tekrar iç cebine koyup kendisine bakanlara döndü.
"Sanırım bu da çözer." Sibel homurdanırken Hakan öne eğildi.
"Paradan daha önemli isteklerin olduğunu biliyorum. 10 dakikaya arka kapının oraya git. Faruk orada olacak." Sibel hoşnutsuzluk dolu ifadesini silerken gülümseyip etrafına döndü. "Bir alkış yok mu? Nişan tamam." Alkışı başlatan Sibel'di, herkes kademe kademe alkışlarken Hakan'ın küfür savurduğunu duydum.
Hakan'ın eli bileğime dolandığında ona döndüm. Ümit ve Haldun'u es geçip masaya adımlamamızı sağladı. "Bir de el öpeceğim. Pezevenkler." Kendi kendine mırıldanırken masadaki sandalyelerden birini çekti. "Otur." dedi sesindeki sertliği silmeden. Dediğini yapıp oturduğumda yanımdaki sandalyeyi çekti. Oturmasını beklerken omzumun üzerine ceketini bıraktı ve sandalyesine oturdu.
Siyah gömleği bedenindeki her bir kası belli edecek şekilde tenine yapışmıştı. Boynunun açıkta bıraktığı yaralara göz ucuyla baktıktan sonra yüzünü incelemeye başladım. Gri gözlerinde fırtınalı bir ifade vardı. Sanki soru işaretleri onu boğuyor gibiydi. Bakışları etraftaki insanlardaydı ama aklı burada değildi.
"Sorun ne?" diye sordum. Başını bana çevirip kaşlarını kaldırdı. "Huzursuz görünüyorsun." Gözleri ağır ağır yüzümde gezinirken bakışlarımızı ayırdı. Masaya yaklaşan garsonun uzattığı bardakları es geçip kapalı cam şişeyi alıp kapağını açmasına izin vermeden açacağı aldı ve açıp yudumladı. Garson açacağı alırken titreyen tepsi eşliğinde masadan uzaklaştı.
"Sende huzursuzsun." Şişeyi tamamen bitirip masaya bıraktığında arkasına yaslandı. "Ağrın var mı?" Gözleri sırtımı yasladığım sandalyeden gözlerimi buldu. Bu eve geldiğimden beri ağrılarımı ben bile sorgulamamıştım. Vurulduğumu resmen unutmuştum. Ben bile kendime bu kadar acımasızken onun yaramı sorması haksızlıktı.
"Biraz var." Sesimdeki nazlanışa engel olamadım. "Gönderdiğim kremleri sürdün mü?" Elime krem falan geçmemişti. Derin nefes alıp öfkeyle baktı. "Yarana pansuman yaptın mı?" Başımla onayladım. "Kim yaptı?"
"Sorguya mı çekiyorsun beni?" Cık cıkladı. "Yarama iyi bakıp bakmadığından emin olmaya çalışıyorum." Yarama mı dedi o?
"Melih pansuman yapmama yardımcı oldu." Gözlerindeki karanlık tehditkar ifade artarken dudaklarımı birbirine bastırdım. Korumaların, bir liderin eşine dokunması yasaktı. Bunun için Melih'e zarar verir miydi?
İyi de ben daha onun karısı değildim, Melih'te benim korumam değildi, gardiyanımdı. Bu evde benim hapishanemdi. "Melih'ten ben istedim. Yani emrettim." Kaşları çatılırken titreyen ellerimi birbirine kenetleyip kucağıma indirdim. "Onu öldürme." Gözleri titreyen ellerimi beceriksizce saklamaya çalışmamı takip etti.
"Öldürmem." Bakışlarını benden çektiğinde tuttuğumu fark edemediğim nefesimi serbest bıraktım ve bakışlarımı ondan uzaklaştırdım. Melih kaşlarını çatarak olduğum masaya bakıyordu.
"Ama evlendikten sonra hala bu şekilde bakmaya devam ederse onu öldürürüm." Sesindeki buz gibi soğuk ifadeyle korku dolu bakışlarımı ona çevirdim. Melih'e bakıyordu. Onu öldürmek istercesine bakıyordu. "O gece hayatımı kurtarman onun da hayatını kurtardı. Bana sıkmış olsaydı-" Bakışlarımızı kesiştirdi. "Şu an ölmüştü."
Tamda tahmin ettiğim gibi o gece tetikçi Melih'ti. İlaç kullanmayacağımı bilmesine rağmen vurulacağımı bile isteye mi yapmıştı? Yoksa gerçekten orada olmayacağımdan emin olup öyle mi Hakan'ı öldürmeye teşebbüs edecekti?
"Onu öldüremezsin." Sesimdeki çatırdamaya engel olamadım. Kaşları yukarı kalkarken alay edercesine baktı. Yapardı. Çenem titrerken önüme döndüm. Ne düşünüyordum ki?
Bakışlarım Melih'le kesiştiğinde bir sorun olduğunu anlamış gibi bir adım attı. Çenemde hissettiğim baskıyla bakışlarım Hakan'ı buldu. "Karım olmadan önce acına son vermemi iste. Gözlerin başka dilin başka şey söylerken-" İşaret parmağı çenemin altına kayıp başımı kaldırdı. "-sana inanmamı zorlaştırıyorsun. Sana Karanbey olmamı istemiyorsan asla yalan söyleme." Çenemi okşayıp bıraktı.
"Yalan söylemiyorum." En azından daha söylememiştim.
"İşimi zorlaştırma. Zora geldiğimde Karanbey olurum ve bundan hoşlanacağını hiç sanmıyorum." Bu bir tehditti. Onu kandırırsam olacakların bir uyarısıydı. Tehdit edilmekten hoşlanmıyordum. Bu savunma mekanizmamın ortaya çıkmasını sağlıyordu.
"Beni tehdit etme." Ona yaklaştığımda gözlerinde oluşan eğlenceli parıltıyla yutkundum. "Zora geldiğimde manyak bir kadın oluyorum. Bundan hoşlanacağını hiç sanmıyorum." Az önce korkudan titreyen ben değilmişim gibi garip bir cesaret sarmıştı benliğimi. Hep böyle oluyordu. Her seferinde deli bir kadın beni ele geçirip boynumdan büyük laflar etmemi sağlıyordu. Sonrasında hiçbirini geri alamadığım için ceza çekiyordum.
"Manyak biri olduğunu mezarlıkta anlamıştım zaten." Dudakları kıvrılır gibi oldu. "Benim de pek akıllı olduğum söylenemez." Kendi kendine mırıldanırken eğilip dudağını kulağıma yasladı ve sıcak nefesiyle ellerimi yumruk haline getirdim.
"Anlat bana Kübra. Neler döndüğünü anlat ki seni bunlardan uzak tutabileyim." Burnumu dolduran kokusuyla derin bir soluk aldım. Sesindeki tehditkâr tonlama yok olmuştu, anlayışlı ve yardım vadeden bir tınıdaydı.
"Dans etmeyecek mi çiftler?" Faruk'un sesiyle Hakan benden uzaklaştı. Yanaklarımın sıcaklığıyla başımı kaldırdım. Bekir'in öfkeli bakışlarını görmezden gelerek Faruk'un dikildiği kenara baktım. Vurulduğum ve onlarla kaldığım zaman şüpheli bakışlarla beni seyrederdi. Şimdiki neşeli tavırları bile onun o bakışlarını unutmamı engelliyordu.
"Ben dans bilmem." diye mırıldandım. Hakan oturduğu yerden kalktığında ona döndüm. "Ben dans edemem diyorum. Rezil mi olacaksın?" Başını eğip elini uzattı. Kesinlikle rezil olacaktık. Yumruk yaptığım ellerimi açarken elini tutup oturduğum yerden kalktım. Üzerimdeki ceketi düzeltirken masadan uzaklaştım ve Faruk'un olduğu yere adımladım.
"Manyak adam." Mırıldanışımla masaların ortasındaki boş alana adımlarken Faruk'un gülüşü silindi. Arkamda bir yere bakarken adımlarım durdu ve omzumun gerisinden bakmak için hareketlendiğimde önüme geçip kollarını saran beden yüzünden hiçbir şey göremedim. Birlikte yere düştüğümüzde patlayan silah sesini duydum.
"Pomogi mne!" Yardım edin! Kulaklarım çınlarken duyduğum cümleyle elimi kulaklarıma götürüp gözlerimi sıkıca yumdum. "On umirayet. Pomogi mne." O ölüyor. Yardım edin.
Güm. Güm. Güm.
Elimin üzerinde hissettiğim el ile irkilsem de hızla gözlerimi açtım. Hakan'ın gri gözleriyle kesişti gözlerim. Dudakları kıpırdıyordu ama duymuyordum. Kulağımdaki lanet çınlama devam ediyordu. Kaşlarını çattığında nefesimi tuttum. Yattığım yerden doğrulmamı sağladığında ellerimi kulağımdan çekip etrafa baktım. Hakan'ın ardında iki adam yatıyordu. Haldun'un adamlarıydı.
"O güvende değil." Hakan'ın bağırışıyla irkildim, kulağımdaki çınlama yok oldu. Oturduğum yerden beni kaldırırken arkasına çekti. "Onu öldürmeye çalıştılar. Benimle geliyor." Beni öldürmeye mi çalışmışlardı? Ailemi bulamadan öldürülecek miydim? Ritmini şaşıran kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.
"Ağır ol evlat. Kübra burada güvende olacak-"
"Onu arabaya götür." Faruk kolunu uzattığında gözlerimi kırpıştırdım. "Gidelim Kübra." Melih'e baktığımda şaşkınlıkla karışmış endişeyle olduğu yerde dikiliyordu.
Beni öldürmeye çalışmışlardı.
Bedenimi saran titreyişe engel olamadan Hakan'ın sırtına elimi yasladım. Bedeni kasılırken ellerinden biri arkasına uzanıp koluma değdi. "Nişanlandık. Zaten evleneceğiz. Güvende değilse evleneceğim kadını burada bırakmayacağım." Sesindeki netlikle kaçamak bakışlarımı öfkeden kıpkırmızı kesilmiş Haldun ve Bekir'e çevirdim.
"Ağır ol Karanbey. Kendi kardeşimi korurum ben." Kendi hariç her şeyden koruyabilirdi. Doğru.
Gözlerim etraftaki şaşkın bakışlardaydı. Kavga eden adamlar dışında benim gibi şaşkın olan insanların olması kendimi iyi hissettirmemeliydi, yine de hissettirmişti. Ne olup bittiğini algılamakta sorun yaşıyordum. Az önce öldürülmek üzereyken şimdi kimin yanında kalacağımın tartışması yaşanıyordu.
"Zaten evlenece-"
"Kızımın hesabını sana vermeyeceğim Ümit." Haldun'un ilk kez sesini yükselttiğini görüyordum. Ümit kaşlarını çattığında Haldun bana döndü. "Buraya gel Kübra." Sesindeki sertlik omzumdaki cekete rağmen titrememe sebep olmuştu. Onun yanına gidemezdim. Burada güvende değildim, hiç olmamıştım.
Karanbey'e güvenebileceğinden de emin değilsin Kübra. Ona yalan söylemek üzeresin ve bu senin onunla da güvende olamamanı sağlayacak.
"Buraya gel dedi babam. Duymadın mı?!" Bekir bağırdığında kaşlarımı çattım. "Nişanlıma bir daha sesini yükseltirsen ses tellerini keserim." Hakan öne adımladığında Faruk onun önüne geçip durdurmaya çalıştı. Bekir bir adım gerilirken gözlerinde kendini gösteren pişmanlıkla babasına bakıp tekrar Hakan'a baktı.
"Kübra benim müstakbel karım. Burası onun için tehditse benimle geliyor-"
"Bu fevri bir hareket. Herkes bir sakinleşsin önce." Ümit Karan ellerini kaldırıp otoriter tonlama da konuştuğunda Hakan bana doğru dönüp başıyla çıkışı işaret etti.
"Karanbey!" Haldun'un bağırışıyla omzunun üzerinden baktı Hakan. "Beni durdurmak için öldür Haldun. Karım olacak kadını bu tehlikeli evde bırakmak adamlığıma sığmaz." Başını çevirdi ve bana baktı.
"Hadi Kübra." Faruk'a baktığımda kapıya doğru adımladı. Peşinden mi gidecektim? Bu kadar kolay mı bırakacaklardı beni? Sırasıyla Haldun, Bekir ve Melih'e baktım. Kimi dinleyecektim? Bu esaretten kurtulup Karanbey'in esiri mi olacaktım? Melih haklıydı. Ben aptalca davranıyordum.
Arkamı dönüp yerdeki korumanın etrafından dolaşıp Faruk'un peşinden adımladığımda ardımdan gelen adım sesini duydum. Ellerimin titreyişini bastırmak için elbiseme elimi sürterken kapı gitgide yaklaşıyordu. Haldun'un adamları durdurmuyordu beni. Bu evden kaçmadan çıkabilmem için önümden çekiliyordu.
Demir kapı dışına çıktığımda üzerimdeki cekete daha da sıkı sarıldım. Soğuk değildi, üşümemiştim ama garip bir titreme bedenimi ele geçirmişti. Omzumun gerisinden bahçenin ardına bakmak istediğimde belimde bir el hissettim ve görüş alanımı Hakan kapattı.
"Karanbey'in karısı olacaksan bazı kurallarımız var. Asla arkana bakmamak gibi." Belimdeki elini hafifçe ittiğinde önüme döndüm ve yürümeye devam ettim. Büyük bir arabanın önüne geldiğimizde kapı açıldı ve içeri girip sorun çıkarmadan oturdum. Karşımda gördüğüm siyahlar içindeki adamla çığlık atarken gözlerimi sıkıca yumdum.
"Korkma." Gözlerimi yavaşça açtığımda şapkasını indirip eldivenini çıkarttıktan sonra yüzündeki korkunç maskeyi normal maskeyle değiştirmiş olan Douglas'ı gördüm. Normal maskesiyle onun kim olduğunu idrak edebilmiştim. Onun yanına Faruk oturduğunda yanımdaki Hakan'a döndüm.
"Patron az kalsın seni vuruyordum. Sola hedef alacağım dedim. Niye sola atlıyorsun ki?" Gözlerim şaşkınlıkla aralanırken sırayla üçüne baktım. "Kübra sola yürüdü." Hakan ters ters bana baktığında gözlerimi kırpıştırdım.
Burada ne oluyordu?
"Haldun'un adamlarını vuran sen misin?" Douglas'a baktığımda yeşil gözlerinin etrafı gülüyormuş gibi kısıldı. "Evet Yenge." Yenge mi? Araba hareketlenirken ve evden uzaklaşırken ne olduğunu daha iyi anlıyordum. Onca görgü tanığının şahit olduğu bir tehlikeyle evleneceğim adamın yanına gidecektim. Evlenene kadar hapsedilmek yerine Hakan'ın güvenli evinde kalacaktım. Bir mafyanın evi ne kadar güvende olursa o kadar güvende olacaktım.
"Teknik olarak seni kaçırmadan kaçırdık." Faruk gülerek konuştu ve ufak bir dolaba benzeyen kapıyı açıp içinden termos çıkardı. "İşte bunun üzerine keyif çayı içilir."
"Haldun sinirlenmeyecek mi?" Hakan'a döndüğümde beni izliyor olduğunu gördüm. "Sinirlendiğinde adi bir adama dönüşür." Ümit Karan'ın emri üzerine açığa çıkarılmıştım. Oğlu tarafından alıkonuluyordum. Bu Haldun'u iyice delirtecekti. Ya Hakan'ın evini basıp beni geri alırsa? O zaman tüm öfkesini benden çıkaracaktı.
"Her zamanki hali yani." Faruk çayını yudumlamadan gülerek konuştuğunda duraksadım. Niye bu kadar rahatlardı ki? Niye Hakan konuşmuyordu? Niye ben bu kadar sakindim ki? Tedirgin olmalıydım. Haldun delirirse, Bekir'i kontrol etmezdi. Onlarla geldiğim için cezalandırılan ben olacaktım. Yine de bu beni garip bir şekilde korkutmuyordu.
"Haldun sınırlarıma girmeye cesaret edemez." dedi kendinden emin bir ses tonuyla. Gözlerindeki eğlenceli parıltıyla dudakları kıvrıldı. "Umarım cesaret eder. Akşam akşam eğlenmek istiyorum."
Karanbey zır deliydi.
Gözlerim sırayla üçünde gezindi. Hakan'ın bakışları üzerimdeydi ve bundan kaçınmak için Faruk'a döndüm. Çayını yudumlayıp arabanın dışına bakıyordu. Douglas ise maskenin ardından baktığı gözlerini kısmış telefonuna odaklanmıştı.
"Korkma." Hakan'a döndüm. Korkmuyordum. Sadece bu kadar rahat oluşlarını hazmetmeye çalışıyordum. Korkmuyorlardı. Hiçbiri, diğer liderlerden cidden korkmuyordu.
"Korkmuyorum." dedim çenemi dikleştirirken. Gri gözleri ağır ağır yüzümde gezinirken kaşları çatıldı. Sanki bir sorunum varmış gibi bakıyordu. Ona güven vermiyordum. Biliyordum.
Bakışlarımı yola çevirdiğimde dahi bakışlarını hissedebiliyordum. Araba yolculuğu boyunca tek yaptığı huzursuzluğumu arttıran o keskin gözleriyle bakmaktı. Araç demir bir kapıdan içeri girdiğinde yavaşlayarak durdu, Douglas ve Faruk inerken Hakan kıpırdamadan bana bakmaya devam ediyordu.
"Niye konuşmuyorsun?" Hakan'a kaçamak bakış attığımda başımı sağ omzuna yatırdı. "Senin konuşmanı bekliyorum Kübra." Gözlerimi kısarken tamamen ona döndüm.
Kararını ver. Kararını ver.
"Sor, müstakbel kocam." Çenemi dikleştirirken göğsümü şişiren derin bir nefes alıp verdim. Şüphe dolu bakışlarını özümseyebiliyordum. Şüphesinde haksız olduğunu kanıtlamak istiyordum.
"Neyi sorayım?" dedi gözleri konuşmamı istercesine merakla parıldamıştı. "Babanın senin diz çökmeni sağlamam karşılığında bana vadettiği şeyi sor." Yüzündeki afallayan ifadeyle gülümsedim. Bunu beklemiyordu.
Bunu yapmayı bende beklemiyordum.
"Senin ona karşı itaatkar olman karşılığında yaptığımız anlaşmayı sor."
🖤
Yorumlarınızı okumak ve izlemek bana iyi gelecek, gülüp eğleneceğiz.
İnstagram: ayseilhanl / #karanbey
TikTok: ayseilhanli / #karanbey
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 119.65k Okunma |
6.93k Oy |
0 Takip |
41 Bölümlü Kitap |