45. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / YILBAŞI ÖZEL BÖLÜM

YILBAŞI ÖZEL BÖLÜM

Ayşe Deniz
ayseilhanli

 

 

 

02.01.2026

Merhaba, nasılsınız kar tanelerim? (isim konusunda çalışıyorum :D )

Bir süredir onlardan ayrı kaldık.

2026 yılı onlarsız kalamazdı gibi hissettirdiği için bu bölümü yazmaya başladım.

Onları o kadar özlemişim ki...

Umarım benim gibi siz de özlem giderebilirsiniz.

Bu bölüm kısa; yılbaşında bizimkilerin ne yaptığına dair sahnelerden oluşuyor. Finalden biraz daha öncesine ait olduğunu da söylemeliyim.

Asya'yı gördüğünüzde şaşırmayın diye şimdiden not düşeyim :D

Bölüm sonunda daha çok konuşacağım.

Keyifli okumalar <3

 

 

 

İyi ki varsınız 🖤

🖤

 

 

 

YILBAŞI ÖZEL BÖLÜM

HAKAN

 

 

 

“Patron?” Adımlarım yavaşlarken omzumun üstünden salon şefine baktım. Doug’un seslendiği gibi seslendiği için birkaç saniye aklım karışmıştı.

Restoranda olmama rağmen her an Doug, bir yerden çıkacakmış gibi bakışlarım etrafta gezindi.

“Söyle Kerem.”

“31 Aralık için mutfak ekibine izin vermişsiniz. Ama benim ekibim burada. Mutfakta yemek yapan olmazsa müşterilere ne servis edeceğiz?” Endişeyle süslenmiş restorana bakındı.

“Mutfak kapalı değil.”

“Aşçılar izinli-”

“Mutfakta yemek yapan ben olacağım.” Duraksadı ve şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. “Hayırdır Kerem. Yemek yapacak biri gibi durmuyor muyum?”

“Yok patron. Estağfurullah. Sadece ekip varken onca müşteriye tek kişi nasıl yetişeceksin?” Omzuna hafifçe vurup gülümsedim.

Yıllar önce hayalini kurduğumu yapacaktım.

“Özel misafirlerimiz olacak. Her zamanki yoğunluk gibi düşünme. Sen ekibine de söyle. Aileniz gelsin. Yılın son gününü kalabalık geçirelim.”

“Ailemiz mi? Tüm çalışanların mı?” Bakışlarım masalarda gezindi. Bence sığabilirdik. Yeteri kadar masamız vardı. Mutfak tıka basa yiyecekle dolu olacaktı.

“Evet Kerem.” Arkamı döndüm. “Yarın görüşürüz.”

“İyi akşamlar patron.”

“Bana patron deme.” Cık cıkladım. “Hakan iyidir.” Cevabını beklemeden soğuk geceye adımladım. Ellerimi birbirine sürterken montumun yakalarını çekiştirdim ve boynumu gizledim. Götüm donmuştu.

“Patron?”

Sokağa ulaştığımda arabasına yaslanan Doug’u gördüm. Aslında görünüşü baya farklıydı. Sarı bir peruk takmış ve aynı renkte gür bir sakalla bunu taçlandırmıştı.

Kamufle olmuştu ve sesinden tanımamış olsam bir yabancı olarak düşünüp onu görmezden gelirdim.

“Doug? Yüzünü gizlemeye devam mı?” Elimi uzattığımda tutup sıktı.

“Aslında artık yüzüm her yerde. Sizi görmeye gelirken mecburen şekilden şekle girdim. Yengeyi de görürsem İstanbul’a döneceğim. Faruk’un yanına.”

“Gel o zaman.” Kaldırımda beraber yürürken omzunun gerisine baktı.

“Hayallindeki restoranı açmışsın.”

“Valeria’nın hediyesi.” Hafifçe gülümseyip gözlerimi yola diktim.

İşimin eve yakın olmasını çok seviyordum. İşim biter bitmez tabiri caizse koşarak ona gidişimi hızlandırıyordu.

“Buradaki arkadaşlarını duydum. Polisle arkadaş olurken kafayı mı yedin cidden?”

“Mert bir adam. Öyle deme. Raskol sağ olsun her yerdeki fotoğraflarımı sildi. Bu yüzden endişelenecek bir şeyim yok. Sadece iş adamıydım. Ali’nin restoranlarını yöneten basit bir yöneticiydim. Sıkıntı yaşamayacağım.”

“Her neyse.”

“Her neyse mi?”

“Siz Türkler umursamaz olmak istediğinizde öyle demiyor musunuz?” Ellerini birbirine sürdü. “Türkiye bu kadar soğuk oluyor muydu?”

“Rusya kadar değil.” Bahçe kapısında bizi bekleyen Valeria başını sola yasladı.

“Selam yenge.”

“Selam Doğukan.” Doug göz ucuyla bana baktı. “Hayatım eski dostun senin için uzun yolsa gelmiş, ne duruyorsunuz kapıda?” Çekilip içeri girmemizi beklerken kaçamak bakışlarla etrafı kolaçan etti.

“Doğukan ismini sevmedim.”

“Artık Doğukan’sın sen.” Valeria azarlarcasına Doug’a fısıldadığında Doug sessizce başını eğdi.

“Endişelenme. Sorun olmayacak.” Onun belini sarıp bahçeye girdiğimde peşimizden gelen Doug kapıyı kapattı.

“Biri takip etmiş midir?”

“Kimse beni takip edemez.” Doug’un Rusça konuşmasıyla Valeria sakinleşti. “Faruk’a uğramadan önce size selam vermek istedim.”

“İyi yapmışsın.” Valeria’nın koyu kahverengi harelerinde yorgunluk vardı. Saçını dağınık bir topuz yapmıştı. Dağınık topuzu o kadar dağınıktı ki şüpheyle eve doğru bakındım. Efe neredeydi?

“Saçındaki un mu?” Uzandım ve beyaz saç tutamına dokundum. Parmaklarıma bulaştı.

“Koltuğa oturup kalkmak yok.” Oturma odasının olduğu pencereyi açıp içeri geçmemizi sağladıktan sonra soğuk havayı kesmek için kapattı.

“Efe nerede?”

“Mutfakta.”

“Mutfakta.” Diye tekrarladığımda sarsak adımlarla oturma odasının ortasına kadar gülerek gelen Efe’yi gördüm. “Tüm mutfak onun üzerinde Val.”

“Efe.” Valeria eliyle dudaklarını kapatırken arkasında beyaz ayak izi bırakmamışçasına Efe kıkırdamaya başladı. Baştan aşağı una bulanmıştı.

“Valeria hala evi uçurmaya devam mı?” Doug’un her an gülmeye başlayacakmış gibi sesinin titrediğini duydum.

“Ben değil. Efe yapıyor.” Valeria, Efe’ye yaklaşırken Efe ondan kaçmaya başlayıp bunu bir oyun haline getirdi. “Her yer un oldu. Dur ya.” Efe kahkaha atarak bacaklarıma sarıldığında unun birazını bana da bulaştırmış oldu.

Bu fazlasıyla yaramaz oldu Hakan.

Onun tişörtünden tutup yüz yüze gelmemizi sağlayacak kadar yukarı kaldırdığımda gözleri kocaman açıldı.

“Ben şuraya oturayım.” Doug üzerindeki paltoyu çıkartıp karmaşamızdan en uzak kenarda var olan koltuğun ucuna yerleşti. “Siz keyfinize bakın.”

“Bir şey içecek misin?”

“Unsuz ne varsa içerim.” Valeria’nın bakışlarının hedefi olunca gülüşü yarım kaldı. “Su lütfen.”

“Ben getiririm.” Valeria arkasını döndüğünde Efe’yi kucaklayıp peşinden ilerledim. Mutfağa girdiğimde adımlarım durdu.

“Karım?”

“Konuşma Hakan.”

Her yer her yerdeydi.

“Meraktan soracağım. Mutfağı yok etmek için unu kullanmanı kim söyledi?” Uzandığı raftan bir bardak alıp ters ters bana baktı.

“Un kek içindi.” Başıyla Efe’yi işaret etti. “Efe yaptı.”

“Efe’nin tezgâha yetişebildiğini bilmiyordum.” Valeria’nın omuzları çöktü.

“Tezgâhı ben yaptım. Unun olduğu dolabı açmış. Elinden alırken torba patladı ve tezgâhı un yaptım işte. Geri kalanı o yaptı.”

“Va va.”

“Seninle konuşmuyorum. Küstüm.”

“Va va.” Efe, Valeria’nın ne dediğini umursamadan her zamanki şirinliklerini yapıyor kıkırdıyordu.

Şeytan tüylü velet.

“Gülme öyle.”

“Va va.” Kollarını uzattı. Valeria, gözlerini kıstı. Birkaç saniye dirense de pes edip bize yaklaştı ve unlu Efe’yi kucağımdan aldı. Efe kollarını Val’in kafasına sardı.

Efe’ye sarılmayı öğretmelisin Hakan.

“Kek pişene kadar buraları toplayacağım. Onu ve kendini undan arındırır mısın?”

“Etrafı toplarken daha da dağıtacak mısın?”

“Sen dünyanın en büyük zorbasısın Hakan.” Ciyakladığında Efe sarılmayı bıraktı. Kocaman gülümsediğimi görünce Valeria’nın bağırışından etkilenmeden sırıtmaya devam etti.

“Daima karıcığım.” Başımı hafifçe sola yaslayıp bana dayanamadığı o bakışla baktım.

“Şirinlik yapma.”

“Asla. Ben zorbayım ve seninim.” Bakışları ağır ağır yüzümde gezindi.

“Beni kandıramazsın. Sana birkaç dakika küseceğim.” Kucağındaki Efe’yi kollarıma bıraktı. “İkinizde mutfağımdan çıkın.”

“Kek ne’li?”

“Zakkum ye.” Kahkaha attım.

“Zıkkım o.”

“Sen zakkum ye.” Boştaki kolumu omzuna sarıp başımı boynuna gömdüm. Bedeni kolumun etrafında gevşedi. “Çikolata parçacıklı ve cevizli. Sevgi verdi tarifi.” Dudağımı tenine değdirip geri çekildim.

“Bir dilim kek…Pardon…Zıkkım yerim.” Dudaklarında beliren tebessümle geri geri yürüyüp ondan uzaklaşmaya başladım. “Biraz büyük bir dilim zıkkım olsun.”

Efe’nin tişörtünden tutup poşet taşır gibi taşıyarak mutfaktan çıktım.

“Düşüreceksin.”

“Düşmesine izin vermem.”

 

 

 

VALERİA

Doug ve Hakan sigara içme bahanesiyle dışarı çıkmış, Efe çoktan uykuya dalmıştı. Sehpanın üzerindeki laptopun ekranında Raskol vardı. Elinde kadehi vardı.

“Yılbaşı hediyesi olarak ne istiyorsun?” diye sordu.

“Gelmen.”

“Gelemem. Biliyorsun.” Biliyordum.

“O zaman ikinci hediyeme geçelim.” Devam etmem için elini salladı. “Şu kalın şapkalardan istiyorum. Rusya’da kulaklarımı sıcacık tutuyorlardı.”

“Orası için fazla kalın kalır.” Omuz silktim.

“Kocama ve Efe’ye de birer tane gönder.” Kocaman gülümsedi.

“O asla giymez. Burada donduğunda bile takmadı.” Hakan’ın o şapkalarla nasıl görüneceğini hayal etmeye çalıştım. Gözümün önünde canlanan görüntüyle kahkahamı serbest bıraktım.

“Vazgeçtim. Sadece Efe ve bana gönder.” Elimi karnıma yaslayıp gülüşümü bastırmaya çalıştım.

Olmadı.

“Hayır. Ona da göndereceğim.” Çoktan telefonunu çıkartmış ekranda bir şeyler yazmaya başlamıştı. “Bana bir fotoğrafını çekip at. Burada gülmek istedikçe açıp bakacağım.”

“Kocamla dalga geçmene izin vermeyeceğim.”

“Buna engel olamasın Val.” Gülmeye devam ettiğim için beni ciddiye almaması çok olasıydı.

“Yarın partiye katılacak mısın?” Dudaklarındaki gülüş küçüldü ve gözlerini kıstı. “Varvara söyledi.”

“O yaşlı cadıya seninle konuşması tehlikeli demiştim.” Güvenli bir yerden aradığı için bana ulaşılmasına engel oluyordu. Varvara aynı hat üzerinden beni arıyordu. O yüzden tehlikeli değildi.

“Sen onu boş ver. Söyle bana. Liliya’yla neler oluyor?”

“Hiçbir şey.”

“Raskol.”

“Ne?” dedi sertçe.

“Anlat bana. Varvara dedikodu yapmayı çok sevdiğinden sıra ona gelmiyor. Ne yapacaksınız? Nişan yakınmış. Bundan emin misin?”

Sessiz kaldı.

Ne zaman konu onun hayatına gelse sessizleşiyor, tek kelime etmiyordu.

“Kapatmam lazım Val.”

“Abi.”

“Eminim.” Oturduğu yerde omzunu dikleştirdi. “Sorgulama daha fazla.”

“Tamam.” Derin bir solukla meraklı yanımı dizginlemeye çalıştım. “Kendine dikkat et.”

“Sende. Bir daha kaybolma.” Dudaklarım kıvrıldı.

“Günlük tutuyorum. Unutmamak için.” Gerçi unuttuğum tek bir anı yoktu.

Bazı mutlu anlar, başka mutluluğun önüne geçtiği için zihnimde rafa kaldırılıyordu. Yazdığım günlüklerde rafa kaldırılmış ne varsa tekrar tekrar anımsama şansım oluyordu.

“İyi o zaman.” Bakışları kameranın ardından bir yere kaydı. “Gitmem lazım Val.”

“Görüşürüz.”

“Görüşürüz Volk.” Arama sonlandığında masaüstü ekranındaki Hakan, Efe ve benim sarılıp gülümsediğimiz o fotoğrafla baş başa kaldım.

Üçümüzün beraber ve her şeyden uzakta ilk yeni yılıydı.

Efe uyuyakalmıştı.

Ben, bizden uzakta olan abilerime ulaşmakla meşguldüm.

Hakan’sa dışarıdaki soğuk havaya inat Gerardo’yla konuşuyordu.

Yarın bu yılın son günüydü. Yıl boyunca döktüğümüz her bir damla gözyaşına inat mutlu olduğumuz bu evde yaşayacağımız ilklerden bir diğeriydi.

Laptopu kapatıp başımı kaldırdım. Hakan sürgülü camdan içeri giriyordu.

“Doug gitti.”

“Onunla biraz daha vakit geçirmek istiyordum.”

“Faruk’la görüştükten sonra Enrico’nun yanına geçecekmiş.” Bana adımladığında sessizce bakışlarım onu takip ediyordu. “Enrico’yu arayalım ister misin?”

“Olur.” Enrico telefonlarımı açmadığı için İtalya’yı basıp kafasını duvara sürtmek istiyordum. Gariptir ki Hakan ne zaman arasa onun aramalarını açıyordu.

Hakan yanımda yere oturduğunda laptopu açtı. Enrico’yu aradığına dair ekranda yanıp sönen sembol gitti ve ekranda onun yüzü belirdi.

“Ne var-” Duraksadı.

“Telefonlarımı açmıyorsun.”

“Evet. Onunla konuşmam için beni arayacaksan seni de engelleyeceğim Karanbey.” Beni engellemiş miydi?

Raskol’a söyleyip evini taratalım Val.

“Hele bir yap. Atlar bir uçağa gelirim oraya.” Arkasına yaslandı.

“Havalimanından dışarı adım atabileceğini mi sanıyorsun?”

“Senin gibi kılık değiştiririm.” Duraksadığında çenemi dikleştirdim. “Sustun.”

“Hepiniz beni taklit etmeye can atıyorsunuz. Gerardo, Türkiye’ye kaçmış. Ona gitmemesini söylemiştim. Adamlarımı atlattığına göre iyi kamufle olmuş.”

“Sarışındı.” dedi Hakan.

“Cidden mi?” Şaşkınlıkla kameraya eğildi. “Benim bunu görmem gerekiyor.”

“Karımın engellini kaldırırsan sana çektiğim fotoğrafı atarım.” Hakan kolunu omzuma attı.

Yerim seni adam.

Enrico birkaç saniye duraksayıp düşünmeye başladı.

“Tehlikeli.”

“Bunu yıllarca başka kimlikle yaşayıp kimseye yakalanmamış sen mi söylüyorsun?” Hakan elini salladı. “Hadi Capo. İstesen kimsenin ruhu duymaz.”

“Kocandan hazzetmiyorum Rus Kızı.”

“Ben sana bayılıyorum zaten. Çabuk söyle. Kabul ediyor musun?” Öne eğildi. “Kumar oynamaya kalkma. Şerefin üzerine-”

“Olmaz. Capo ailesinin şerefsiz it olduğunu söylemişti.” Hakan bana döndü. “Onun üzerine yemin etmesin.” Pazarlığın heyecanına kapılmıştım.

“Üzerinde Rus sinsiliği var.” diye homurdandı Enrico. “Tamam. Gerardo’nun sarışın halini istiyorum. Bir ömür fotoğrafa bakıp bakıp eğleneceğim.”

“Anlaştık.” Hakan arkasına yaslandı ve memnuniyet dolu bir gülüşle dudaklarını kıvırdı.

“Şimdi kapatabilirim miyim? Yeteri kadar size maruz kaldım.” Cevabımızı beklemeden aramayı sonlandırdı.

“Uyuz.” Pislik.

Hakan’a döndüm. Bakışları dalgınca ekrandaydı. “Ne düşünüyorsun?”

“Hiçbir şey.” Bakışları beni buldu. Duygularını perdeleyen o ifadesizliğe sığındı. “Uyuyalım mı? Sabah erken kalkacağım.”

“Niye?”

“Yarın restoranda tüm yemekleri ben yapacağım.” Kaşlarım hafifçe yukarı doğru hareketlendi.

Kalabalık olmayacak mıydı? Koca ekiple bile bazen sorunlar yaşıyorlardı. Yalnız nasıl yetişecekti?

“Mahalleliyi çağırdım. Yani sitede kim varsa topluca kalabalık bir şekilde yeni yıla gireceğiz.” Kalabalık derken bakışlarında beliren o özlemi hissedebiliyordum.

Neyi özlüyorsun Hakan?

“Sana yardım edebilirim.” Uzanıp yanağımı öptü ve oturduğu yerden kalktı.

“Seni seviyorum. Ama mutfakta çalışılacak bir partner değilsin.” Bunun doğru olduğunu bilsem de suratımı buruşturdum.

“Kalbimi kırıyorsun.”

“Kıyamam kalbine.”

“Kıydın işte. Sen git uyu. Ben uyumayacağım.” Yalandan trip atıyordum.

“Nazlanma.” Cevap vermeden şömineye diktim bakışlarımı. “Karım?” O burada değilmiş gibi laptopu kapattım. Onunla ilgilenmiyormuşum gibi yapıyordum.

Adamı delirtme Val. Haklı olduğunu biliyorsun.

“Ben senden daha çok inadım.” Eğildi. Ne yaptığını anlayamadan bir elini dizimin altına diğerini belime yasladı ve beni kucaklayıp yerden kaldırdı.

“Senin inek inadından bana ne?”

“Keçi o manyak kadın.” Beni çevirip omzuna attığında baş aşağı sallanırken buldum kendimi. “Şimdi uyumaya gidiyoruz.”

“Uyumak istemiyorum.”

“O zaman uyumak isteyene kadar seninle ilgilenmem gerekecek. Sensiz uykuya gitmeyeceğim.” Terbiyesizleşti bu adam Valeria.

“Beni yere indir.” Sırtına vurdum.

“Dejavu mu yaşamak istiyorsun?” Popoma vurduğunda şaşkınlıkla ciyakladım. “Seni ne zaman omzuma atsam sırtıma vuruyorsun. Karşılığını vereceğimi bile bile yapıyorsun.”

Kuru iftiraydı. Nereden bileyim?

Val…

“Omzuna atmadan beni taşısana.” Adımları durduğunda omzundan yavaşça kaydırıp yüz yüze gelmemizi sağladı. Bacaklarımı beline kolumu omzuna doladım. “Bak böyle olabilir.”

“Nazın bitti mi?” Cık cıkladım.

“İnsan sevdiğine nazlanırmış. Nazımı daima çekeceksin kocam bey.” Göz kırpıp yüzümü boynuna gizledim. “Uyuyabiliriz.” Belimdeki eli kalçama kayarken odamıza giden yolu tamamladı.

Odamıza girdiğinde burnumu dolduran ikimizin birbirine karışmış kokusuydu. Memnuniyet dolu bir iç çektim. Bunu çok seviyordum.

“Duş alacak mısın?”

“Evet.” Banyoya yönelse de beni bırakmadı. “Benimle geliyorsun.” Bugün aldığım duşu umursamadan teklifine seve seve vardım.

“Yarını yalnız başına halledebilecek misin?” Kalçamı lavabo mermerine yaslarken onu serbest bıraktım ve gömleğinin düğmelerini açmaya başladım.

“Biraz zorlanacağım. Ama halledeceğim.” Kazağımın eteğini tutup başımın üzerinden çıkartıp banyonun zeminine bıraktı.

“Bu benim ilk yılbaşım.” diye mırıldandım.

“Rusya’da Raskol yanındaydı.” Başımı salladım. “Onlar kutlamıyor mu?”

“Aslında kutlanıyor. Büyük bir parti verilmişti. Ama yine saldırıya uğradığım için partiye katılamadan hastanelik olmuştum. Gözümü açtığımda 2 Ocak’tı. Yani hayır. Rusya’da yılbaşını hiç kutlamadım.” Hakan yavaşça çenemi okşayıp başını eğdi.

“O zaman yarın kraliçe gibi ağırlandığından emin olacağım.”

“Seninleyken hep öyle hissediyorum.” Gömleğini omzundan aşağı süzülmesine izin verdim. “Tam da kraliçe gibi.”

“Biraz çabalıyorum gibi.”

“Fazlasıyla yetiyor.” Elimi omzundan koluna kaydırdım. Aramızda büyüyen o çekimi görmezden gelmek imkansıza yakındı.

“Nasıl geçerdi?”

“Ne?”

“Yılın son günü senin için nasıl geçerdi?” Hakan iç çekti.

“Faruk’la. Daima onunla geçerdi.” Enrico’yla konuşmam bittiğinde bakışlarında beliren o özlemi anımsadım. Enrico’nun benim için didiştiğim abi potansiyelinde olduğunu biliyordu. Faruk da onun için kardeşiydi.

“Ne yapardınız mesela?”

“İçip sabaha kadar konuşurduk. Yıla nasıl girersen öyle geçer derler. Faruk’la beraber girerdik. Birbirimizi kolladığımız ve asla kaybetmediğimiz bir yıl geçirmek için de sabahlardık.” Dudaklarında buruk bir gülüş belirdi.

“Onu aramalısın.”

“Hayır.” Kollarımdan çıkıp pantolonundan da kurtuldu.

“Duşa giriyorum.” Kalan kıyafetlerinden de kurtuldu ve hepsini kirli sepetine tıkıp duş kabinine girdi.

Ara sıra birbirlerini arayıp konuştuklarını biliyordum. Benimle Raskol gibiydiler. Tek fark benim Raskol’a asla ulaşamayacağım bir ülkede olmasıydı.

Faruk iki, üç saatlik uzaklıktaydı. Ona ulaşmaya benden çok daha yakındı.

Bunu iyice düşünelim Valeria.

Bu inatçı iki ineği bir araya getirmenin bir yolu olmalıydı.

Önce duş al. Yarın düşünürsün Val.

“Pişt.” dedim ayaklarımı sallarken. Hakan duş kabininden başını dışarı uzattı. “Beni almayı unuttun.”

“Kendin gel.”

“Gel beni al.” Ellerimi iki yanıma yasladım. “Duşu teklif edip beni soyan sensin. Ya tekrar giydir ya da beni yamacına al.” Dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı.

“Emredersin Karan Hanım.” Duştan çıktı ve iki büyük adımla tam karşımda durdu. Pantolonumu tutup kalçamdan sıyırırken çıkarmama yardımcı oldu.

“Düzeltmem gerekiyor. Duştan fazlasını teklif etmiştim.”

“Az laf çok iş Karanbey.” Kollarımı omzuna bacaklarımı beline doladığımda kucağına almak için duraksamadı.

“Güzel.”

***

HAKAN

“Şef.” Hüseyin’in sesiyle hazırladığım tabaklardan uzaklaştım. “Mangal yaparsın diye bekledim. Mangal nerede?”

“Mangal senin işinken ben niye yapayım?” Uzattığı elini tutup sıktım. Tabaklara bakıp bir ıslık çaldı.

“Restoranını açtığında yatırımcı olarak yöneteceğini düşünmüştüm. Sende aşçılık da var.” Bir ıslık daha çaldı. “Tüm bunları sen mi hazırladın?” Hafifçe gülerken elimi çektim ve başımı onaylarcasına salladım.

Yorucuydu ama çok eğlendiğim bir gün olmuştu.

Mutfağa giren ekibe başımla işaret verdim. Tabakları ikişer ikişer içeri taşımaya başladılar.

“Sevgi, Valeria’yı sordu. Bende bu bahaneyle içeriden kaçtım.” Gözlerim kısıldı.

“Valeria içeride değil mi?”

“Hayır. Efe, diğer çocuklarla oynuyor. Kerem Bey ilgileniyor onunla.” Kaşlarım çatılırken cebimdeki telefona uzandım.

“Ben geliyorum. Sen içeri geçebilirsin.” Başıyla onaylayıp mutfaktan çıktı. Telefonun ekranındaki cevapsız çağrılara bakınırken endişelensem mi kafeden çıkıp onu mu arasam bilemeden önlüğü çıkarıp tezgâha bıraktım.

“Valeria? Neredesin?” Efe’yi yalnız bırakmazdı.

“Geliyorum.” Arabadaymış gibi sesi uzaktan geliyordu.

“Nereden geliyorsun?”

“Yeni yılda hediye almalıymışız. İzlediğim dizilerde öyle olduğunu gördüm. Efe ve sana hediye almaya çıktım. Çok az kaldı. Birkaç dakikaya restorandayım.” Koridora sapıp kalabalığın aksi istikametteki ufak ofisime girdim.

“Kolyen seninle mi?”

“Evet. Korkudan aklını kaçırma diye takıp çıktım. Efe küçük ve her gördüğüne bakmaya bayılıyor diye onu çocukların yanına bıraktım. Lena bakacak ona. Bir de şu uzun boylu müdürün.” Kerem.

Kontrol manyağı yanım devreye girerken gözlerimi sıkıca kapattım ve derin bir soluk aldım.

Eski hayatın yok Hakan. Endişelenme.

“Kolyem bende.” Diye tekrarladı.

“Nerede olduğuna bakmayacağım. Bana çabucak gelmeni bekliyorum.” Göğsümdeki o baskı aldığım soluklarla silindi. Gözlerimi araladım ve etrafıma baktım. “Hemen gel karım.”

Her şey yolundaydı.

“Restoranda görüşürüz.” Arama sonlandığında telefonu cebime tıktım. Dudaklarımı ıslatırken geldiğim yola geri döndüm. Tanıdık simalara selam vere vere Efe’nin olduğu tarafa döndüm.

Çocuklar için ayrılmış alanda kıkırdayarak kule yapıyordu.

Tamam.

Hayatımın tek parçası da gelirse yılın son günü çok daha güzel geçecekti.

Bebekler için olan mama sandalyesini oturacağım sandalyenin yanına çekiştirip Efe’yi içine oturttum.

“Geldiğiniz için teşekkür ederim.” Tüm bakışlar beni bulurken ve masalar tam da istediğim gibi yemeklerle tıka bası doluyken bile bir şeyler eksikti.

Herkes memnunmuşçasına gülümsüyorken bile benim dudaklarımdaki gülüş sahteydi. Buraya geldiğimden beri ilk kez rol yapıyordum.

Anda kal Hakan.

Derin bir soluk daha alırken gülüşümü genişlettim.

“Hüseyin’in mangallarından gına gelmiştir diye düşünüyorum.” Hüseyin’le göz göze geldiğimizde kaşlarımı yukarı hareketlendirdim.

“Mangallarının bir numaralı seveniyim. Ama buraya geldiğimden beri dört kilo aldım.” Formumun içine etmişti.

Eskisinden çok daha iştahlı bir adama dönmüştüm.

Üzerine restoranda çalışmanın dezavantajlarını yaşıyordum. Her an yiyecek bir şeylerin olması tüm rutinimi terse döndürmüştü. Birkaç yıla kalmadan göbekli ve orta yaşlı bir adama dönecektim.

“Konuşmayı seven daima karımdır. Bu yüzden konuşmayı kısa keseceğim. Afiyet olsun.” Bardağımı kaldırdığımda restorandan içeri Valeria girdi. Sarı saç telleri dümdüz bir şekilde omzundan aşağı sarkarken kırmızı elbisesine eşlik eden bordo bir ruj sürmüştü.

Sikerler.

Karım ateş gibiydi.

“Durun bu yemek yapılamaz.” Kocaman güldü. “Türk dizilerinde gördüm.” diye kendini açıklayarak yanıma ulaştı.

Herkes onun Türkçesine ve anlık kurduğu cümlesine alışmıştı. Bu yüzden restoranda ufak bir kahkaha yükseldi.

“Güzel görünüyorsun.” Elimdeki bardağı masaya bırakıp belini sardım.

“Teşekkürler.” Ayağındaki topuklulara rağmen parmak ucunda yükseldi ve yanağıma dudaklarını değdirdi. “Geciktiğim için üzgünüm.”

Artık buradaydı.

Gecikmesi umurumda bile değildi.

“Hadi otur.” Geri çekildim ve sandalyesini çektim. Kalçasını yerleştirdiği zaman hafifçe masaya yaklaşması için ittim. Kendi yerime oturduğumda masadaki sohbete eşlik etmeden önce Valeria’nın tabağına yiyeceği yemekleri bırakmaya başladım.

Yemek ilerledikçe bazıları sarhoş olmaya başladı.

Umursamadım.

Odağım iki şeyde takılı kalmıştı.

İlki yanımdaki kadındı.

Diğeri telefonumun kendisiydi. Bakışlarım telefonuma kayıp duruyordu.

Faruk’un yalnız olmadığını biliyordum. Asya’sı vardı. Yine de içimdeki o aptal sese kulak vermeden edemiyordum.

Valeria’nın olmadığı o yılın son gününde benimle kalmıştı.

Depresif ve sürekli Val’i düşünürken ve onunla her zamanki neşeli adam olamadığım anda bile sabırla yanımda olmuştu.

Şimdi ailemi bulduğum için onu rutinimden uzaklaştırmam ne kadar doğruydu?

O benim kardeşimdi.

Masalardan birindeki hareketlenmeyle bakışlarımı çevirdim. Lena ve Demir çiftiydi. Çocuklarını kucaklarken vedalaşmak için hazırlanır görünüyorlardı.

Saat 21:45’ti.

Çocuklu aileler için uyku vakti gelmiş, geçiyordu.

Efe cin çarpmış gibi olduğu yerde neşeyle kendini batırıyordu.

Bu çocuk cidden Karan kanı taşıyordu.

“Biz de kalkalım. Çocuklar uyukluyor.” Sevgi, Hüseyin’in omzuna dokunduğunda Hüseyin kalktı ve yere kıvrılıp yatan oğlunu kucağına aldı.

“Bizim evde de son sözü hanım söyler. Erken kalkıyor gibi olduk.”

“Yok.” dedim ayaklanırken. Gitmeleri için onları geçirirken içeride neredeyse birkaç aile kalmıştı.

Yorgunluk kaslarımı ele geçiriyor, eve gitmek için tarifsiz bir hisle dolup taşıyordum.

Faruk’u ara Hakan.

Bakışlarım bir kez daha telefonumu bulduğunda uzanıp masadan aldım ve Faruk’un numarasını aradım.

Çaldı.

Açan olmadı.

“Ne oldu?” dedi Val.

“Faruk’u aradım. Açmadı.”

“Belki uyumuştur.” Göz ucuyla saate baktım. Öldürsem bu saatte uyumazdı.

“Yemekler çok güzeldi.” Göz kırptı. “Seninle evlendiğime memnunum.”

“Yemek yaptığım için memnun olman diğer her türlü mükemmelliğim için bir hakaret. Biliyorsun değil mi?” Tatlı bir gülüş dudaklarından süzüldü.

Ruh halimi tamamen silen bir gülüştü.

Bakışlarım dudaklarındaki gülüşte takılı kalırken etraftaki herkesin defolup gitmesini istedim. Yeni yıla karımla beraber girebilirdim.

Saçına dokundum. Burnumu dolduran lavanta kokusuna eşlik eden kendi şampuanımın kokusuydu.

“Güzel kokuyorsun.”

“Dün kendi şampuanınla saçımı yıkadın.” diye fısıldadı. Ağır gözlerine baktım. Bunu sık sık yapmalıydım.

“Güzel. Senin şampuanlarını çöpe atıp benimkilerden alacağız.” Valeria hafifçe kahkaha atarken uzanıp elini göğsüme vurdu. Dokunduğu tenim alev aldı ve kalbim göğüs kafesine ihtiyaç dolu bir hisle çarpmaya başladı.

Toplu yemek yapma fikrini düşünen aklımı sikeyim.

“Bizde kalkalım. Her şey çok güzeldi.” Düşüncelerim evren tarafından duyulmuşçasına geri kalanlar da ayaklandı ve yavaş yavaş çıkmaya başladılar. Salon şefi kalan son bulaşıkları da içeri taşıdığında Valeria’ya döndüm.

Saat 22:48’di.

“Hakan Bey, mutfak-”

“Sabah temizlik ekibi gelecek.” Kerem’e elimi uzattım. “Bu geceki yardımlarınız için teşekkürler.”

“Rica ederim. Mutlu yıllar.” Geri çekilip geldiği nişanlısıyla restorandan çıktı.

“Bizde gidelim.” Valeria Efe’yi kucağına almıştı. Efe’nin başını göğsüne yasladı. Restorandaki karmaşayı temizlik ekibine bırakacaktım. Bu yüzden ceketimi alıp kapıları kilitleyerek çıktım.

“Üşümüyor musun?” Ceketimi omzuna attım. Önüne geçip düğmeleri iliklerken itiraz etmedi. Efe, Valeria ve ceket arasında kozaya sarılmış gibi huzurla uykusuna devam etti.

“Kar yağacak diyorlar. Abimden Rusya’daki kar şapkalarından göndermesini istedim.” O berbat şapkaları hiç sevmiyordum. Suratımı buruşturduğumu görünce Val kıkırdadı. “Sen takmazsın diye Efe ve kendime istedim.”

“O hiçbir insan evladına yakışacak şapka değil Val.”

“Ben seviyorum. Sıcacık tutuyor.” Onunla bir kez daha didişmek yerine eğildim ve kucağıma aldım. İkisini aynı anda taşıyacağım kadar hafiflerdi.

“Kayıp düşersen biz de düşeriz.”

“Kayıp düşersem benim düşmemi değil kendi düşmenizi mi düşünüyorsun karım?” Val duraksadı. “Yazıklar olsun.”

“Efe var Hakan. Sen ben düşsek bir şey olmaz da o daha minnacık.” Bu velet bir türlü büyümüyordu.

“Her neyse.”

“Surat asmasana. Kollarımı ceketin içine hapsettiğin için sana sarılamıyorum.” Kollarımda enfes duruyordu. “Niye öyle bakıyorsun?” Gözleri kısıldı.

“Yılın bitmesine daha çok var.” Dudağımı alnına değdirdim.

“Aklında her ne varsa sil Hakan.” Burnunu çekti. “Hem daha sürprizimi görmedin. Bana biraz kızabilirsin gibi.” Adımlarım yavaşlarken kaşlarım çatıldı.

“Kucağımda Efe varken kaşını çatamazsın.”

“Ne yaptın Valeria?”

“Adımı uzun uzun söyleme. Yanlış bir şey yapmışım gibi geliyor.”

“Kızabileceğim bir şey olduğunu söyledin. Yanlış bir şey yapmış olmalısın ki böyle düşünüyorsun.” Sessiz kaldı. “Ne oldu?”

“Eve gidelim anlatacağım.” Adımlarımı hızlandırdım.

“O kadar acele etmesene. Kayıp düşersin bak.”

“Düşmem.”

“Huysuzlanma kocam.”

“Yaptığın her neyse kafamda kurup sana kızacağım. Senin yüzünden huysuz bir adamım ben.” Val kahkahayı patlattı. Ciddiyetsiz manyak.

“Seninle tanıştığım ilk günden beri huysuz manyağın tekisin. Kabul et.”

“Sensin manyak.”

“Huysuz olduğunu kabul ediyor musun yani?”

“Manyak olduğunu kabul ettin mi yani?” dedim onun sesini taklit ederken.

Tekrar gülmeye başladı.

“Off. Seni çok seviyorum.” Huysuzluğum dağılırken göğsümden yükselen memnuniyet dolu o sese engel olamadım. “Huysuz Karan Bey’im.”

Evin önüne geldiğimizde inmek için kıpırdandı. Onu yere bırakırken araladığım bahçe kapısından koşuşturarak içeri girdi.

Evin ışıkları yanıyordu.

“Işıkları kapatmadın mı?”

“Unutmuşum. Acele geldim diye sanırım.”

“Kızacağım şey bu mu?”

“Yok bu değil.” İçeri girmeden önce arkasını döndü. “Ben Faruk’u İstanbul’dan kaçırttım.”

“Pardon.” dedim doğru duyup duymadığımdan emin olamadığım için.

“Ferhat Yılmaz’a yazdım. Aslında senin ağzından bir mesajdı.” Cebimdeki telefona pantolonun üzerinden dokundum. “Yeni yılı Faruk’suz geçirmek istiyorsan onu Bursa’ya kaçır dedim. O da getirip paketi bıraktırmış.”

Bakışlarım eve kaydı.

“İçeri de mi?”

“Evet.” Kucağındaki Efe’yi işaret etti. “Ben onu yatağa bırakana kadar sen arkadaşına merhaba de.” Ceketin düğmesini açıp düşmeden kucağıma fırlattı.

“Val-”

“Kızmak yok.” İçeri koşuştururken ardından küçük adımlarla içeri girdim ve kapıyı kapattım. Merdiven basamaklarında yankılanan topuklularının tıngırtısı birkaç saniye içinde sessizlikle taçlandı.

“Faruk?” Oturma odasına girdiğimde Asya ve Faruk’u koltukta buldum. Ayaklarını sehpaya uzatıp patlamış mısır yiyorlardı.

“Bolat kardeşler?” Ceketi tekli koltuğa attım.

“Buyurun biziz.” dedi ikisi aynı anda.

“Gerçekten beni bir Yılmaz’a mı kaçırttın?” Faruk başını geriye yaslayıp bana baktı.

Kardeşimi özlemiştim.

“Masaya oturduysan liderinin yapabileceklerini hesaplaman lazım.” Oturdukları koltuğa yaklaştım. “Niye telefonumu açmadın lan?”

“Beni kaçırttığın için sana kızgınım. Fiyakamın amına koydun.”

“Düzgün küfretsene abi ya.” Asya tiksinircesine baktı Faruk’a.

“Küfrün hangi biri düzgün?” İkisi didişmeye hazır gibi birbirlerine bakarken boğazımı temizledim.

“Efe uyuyor bağırmayın.” Bana döndüler. Elimle oldukları hali işaret ettim. “Ayrıca hiç kaçırılmış ve bundan yakınan biri gibi durmuyorsunuz.”

“Ben hobi olarak boş zamanlarımda kaçırılıyorum zaten. En sonunda birini ben kaçıracağım göreceksiniz.” Asya söylene söylene boş kaselerden birini aldı ve oturma alanından uzaklaştı.

“Kaçırılmış olmana sevindim.” dediğimde Faruk’un gözleri kısıldı. Merdiveni işaret ettim. “Odan üst katta.”

“Benim odam mı var?”

“Tabi. Yakında mafyacılığı bırakırsan diye tedbir aldım.” Bırakmayacaktı. Gözlerindeki o bakışı çok iyi biliyordum.

“Bana özel oda yaptın. Beni yanında mı istiyorsun Karanbey?” Göz kırpıp pişkin pişkin sırıttı.

“Senin çay krizlerini çekebilmek için mi? Kalsın.” Gülmeye başladı. Beni ciddiye almıyordu.

“Çay demişken evde çayınız yok mu?”

“Çay içmiyoruz biz.”

“Valeria içiyordu.” Ekrandaki ne olduğunu çözemediğim televizyon programına bakmaya devam ettim.

“Gerginlik yapıyor diye bıraktı.”

“Çay yok mu şimdi? Bir evde çay nasıl olmaz? Evi yuva yapan çaydır.” Yandan ona baktım. Dehşete düşmüşçesine soluk soluğaydı.

Çay onun kırmızı çizgisi Hakan.

Biraz daha uğraşırsam bağırıp çağıracak ve komşuları eve toplayacaktı.

“Evi yuva yapan içindeki insanlardır.”

“Siktir. O herkesi kandırmak için. Çay olmadan o insanlarla neyin dedikodusunu yapıp bilgi alışverişi yapacaksın. Mesela çay yok. Evi terk etmek istiyorum. Yuvanın içine edildi şu an.” Ayağı kalkıp etrafına bakındığı sırada Valeria merdivenden indi.

“Çocuğu uyandıracaksın.” Üzerindeki kıyafeti daha rahat eşofmanlarla değiştirmişti. Yüzündeki makyajı silmeye vakti olmamış gibi görünüyordu.

“Ne diye celallendiniz ikiniz?”

“Çay yok.”

“Çay var.” dedi Val.

“Kocan yok diyor.” Val bana döndüğünde başımı sağa sola salladım.

Sakın söyleme.

“Çünkü senin için sakladığı çay paketlerini bilmeni istemeyecek kadar inatçı inek.”

“Benim için çayın mı var?” Faruk elini göğsünün üzerine yasladı ve bana döndü.

“Senin için değil. Burada misafirimiz çok oluyo-”

Valeria hah diye bir ses çıkarttı ve “Artvin’den getirttiğini söylememiş miydin?” diyerek konuşmamı yarıda kesti.

Bugün karımın beni delirtesi vardı.

“Benim için Artvin’den çay mı getirttin?” Faruk’un dudaklarındaki tebessümden hoşlanmıyormuşum gibi suratımı buruşturdum.

“Sırıtmayı kes. Çay işte.”

“Bir atasözü şöyle der: Sevdiğine çay ver.” Öyle bir atasözü yoktu. “Gelecek nesillerin atası olacağım. Bu sözü kullanacaklar.” Kalktığı yerine tekrar oturup kollarını omzuma sardı.

“İyi ki kaçırılmışım lan.” dedi gülerek. Sarılışına karşılık verdiğimde sırtıma sertçe vurdu. “Özledim lan ikinizi. Hatta o veledi de özledim.”

“Bende seni özledim kardeşim.” Başımı kaldırdım. Valeria kollarını göğsünde çaprazlayarak omzunu duvara yaslamıştı ve bakışları bizim üzerimizdeydi.

“Araya gireceğim.”

“Sus.” Faruk hızla geri çekildi. Valeria onun bu haline kahkaha attı.

“Kocamın seninle ilgili gizlediklerini açığa çıkarmışken senin için susacağımı mı sandın?”

“Vazgeçtim seni hiç özlememişim.” Faruk’un bakışlarından etkilenmeden omuz silkti.

“Faruk kaçırılmadı bu arada. Yılmaz her şeyi anlatmış ona. O da dayanamayıp gelmiş.”

“Söylediğin için rahatladın mı?” Faruk başını sağa sola salladı. “Berbat bir arkadaşsın.” Kaçırılmamış olmasına rağmen kendi istediği için buradaydı. Daima olduğu gibi.

“Ben çay demlerken siz sohbet edin.” Valeria gülüşünü bastırmadan mutfağa geçti.

“Yeni yıla senin suratına görerek girmek istemiyorum.” Faruk yandan bana bakıp kumandayı televizyona uzattı. “Film açacağım.”

“Evime gelen sensin. Beni görmek istemiyorsan ne diye buradasın?” Az önce yaşadığımız sarılma faslı yaşanmamışçasına yolumuza bakacağımız kesinleşmişti.

“Ben Bo ve Zenas için geldim.”

“Köpeklerim dışarıda. Defol git dışarıda gör onları.” Cık cıkladı.

“Çok kabasın. İnatçı bir öküzsün.”

“Sensin öküz.” Elimin tersini karnına çarptım.

İkimiz de sessizce televizyona odaklandık. Konuşacak kelimelerimiz tükenmişti. Derin bir soluk aldım.

“Nefes almayı keser misin? Rahatsız oluyorum.” dedi.

“Beni delirtirsen komşuma seni ihbar ederim.”

“Silahım yanımda değil ki.” Gülüşünü duydum. “Minik çekirdek ailene yaklaşırken tehlikeyi yanımda getirmedim.” Kolumu dürttü. “Polis arkadaşına beni şikayet mi edeceksin?”

“Emekli. Muhtemelen ona ne söylersem arkadaşlarına iletir.”

“Yerimi dolduran o mu?” Başımı çevirip elimin tersini koluna vurdum.

“Senin yerini kim doldurur lan.”

“Sen evlendikten sonra çok değiştin. Bir noktada yerimi dolduran birini de bulursun elbet.” Televizyonu kapattı ve kumandayı sehpaya bıraktı.

“Kardeşimsin benim.” Yaşadığımız onca kırgınlığı ve sırları görmezden gelecek kadar ailedendi işte. Artık ona karşı öfke veya kırgınlık duymak istemiyordum.

O Faruk’tu.

Cehennemdeyken bile benimle yanan kişiydi.

“Her şey yolunda mı?”

“Yolunda. Sevgili Yılmaz ailesi her şeyi ölçülü yönetiyor.” İç çekti. “Tabi bir Karanbey olamıyorlar.” Hafifçe güldüm. Egomu besleyen sihirli cümleyi biliyordu ve bunu kullanmaktan çekinmiyordu.

“Hala egoist piçin tekisin, değil mi?” Ona yaptığım gibi elinin tersini koluma vurdu.

“İhtiyaç duymuyorum desem yalan olurdu. Herkes var olan güzelliklerin dile gelmesini ister.” Faruk gözlerini devirdi.

“Haklısın kıymetlimiz.” Sonunu tıslarcasına uzatmıştı. Kahkaha attım.

“Kek de yer misiniz?” Mutfaktan bağıran Valeria’ya onaylayan bir sesle karşılık verdim.

“Kek ne’li?” Faruk bağırdı. Dünkü mutfak konuşmasını anımsadığımda tekrar kahkaha attım.

“Ne gülüyorsun lan?” Ters ters bana baktı.

Burada olmandan memnunum kardeşim.

“Kekte zıkkım var. Zıkkım ye.” Cık cıkladı. Bana laf yetiştirmek için dudaklarını araladı ama Efe’nin mızmızlanan ağlamaklı sesi buna engel oldu.

“Efe’yi öperken uyandırmış olabilirim.” Asya kucağında Efe ile içeri daldığında Efe yaşlarla dolmuş gözlerini etrafta gezdirdi.

“İki dakika rahat duramadın mı?” Oturduğum yerden kalktığımda Asya’nın kucağındaki Efe’yi kollarıma aldım. “Uykusu bölününce huysuz oluyor.”

“Sıradan bir Karan gibi yani.” dedi Asya.

Efe titrek bir soluk alırken yüzünü boynuma sakladı ve kollarını boynuma sardı.

“Bana laf yetiştirme çakma mafya.” Başımla koltuğu işaret ettim. İtiraz etmeden oturdu.

“Efe’yi ne diye uyandırdın ki?”

“Özlemişim. Hakan ve Valeria’nın kara kaşına gözüne gelmedim.”

“Hala bir yılan kadar dilin sivri.” Homurdanarak ikiliden uzaklaştım. “Bir dahakine Asya’yı getirme Faruk.”

“Ben gelmem zaten.” Bağırdığı için Efe sıçradı ve kollarını sıktı. Yavaşça sırtını okşadım.

“Sana sarılmadığım için mi kızgınsın?”

“Hiç de bile.” Kollarını göğsünde çaprazlayıp başını sola çevirdi. Ufak bir kız kardeşten farksızdı.

“Efe’yi korkutmayı bırakırsan sana da sarılacağım.” Göz ucuyla bana baksa da karşılık vermedi.

“Efe amcaya bak.” Saçını okşadım, usulca başını kaldırdı. “Va Va neredeymiş?” Adımlarımı mutfağa yönlendirdim. “Mutfakta mıymış?” Mutfağa girdiğimde Efe bakışlarını çevirdi.

“Efe uyandı mı?” Valeria şaşkınlıkla ciyakladığında Efe gülmeye başladı. “Daha uyuyalı yarım saat olmadı.”

“Bolat vakası. Sen onu alır mısın? Ben geri kalanları tabaklarım.” İtiraz etmeden kucağına aldı. Efe’nin yanağına öpücük kondurdu.

“Seni uyandıran kimse onun kıçına tekme vurma gidelim.”

***

 

 

 

VALERİA

Gözlerim açıldığında baş ucumdaki saatte 05:03 yazıyordu.

“Hakan.”

“Uyandırdım mı?” Kolları karnıma sarılırken sırtımı göğsüne yasladı. Gözlerimi geri kapattım ve usulca karnımın üzerindeki eline parmaklarımı kaydırdım.

“Hayır. Faruk’la sabahladığınız konusunu abartıyorsun sanıyordum.”

“Biraz konuştuk. Uzun sürdü.” Başını boynuma gizlerken iç çekti. “Teşekkürler.”

“Senin dile getirmediklerini gerçekleştirdiğim için mi?” Kolları sıkılaştı.

“Evet karım.”

“Sen daima ruhumu görüp bana el uzattın.” Yana dönerken karanlıkta pek seçilemeyen yüzüne odaklanmaya çalıştım. “Bende kafanın içindekileri duyuyorum.”

“İlişkimizin gözü ben kulağı sen misin?” Gülüşüme engel olamadım. Sanırım böyleydik.

“Efe’de durmadan konuştuğuna göre ailenin ağzı.” diye söylenirken iç çektim.

“Öyle.” Güldü. “Uyuyana kadar Faruk’un söylediği her şeyi tekrarlamaya çalıştı. Çenesi çok düşük bir çocuk olacak.”

Efe’nin konuştuğu zamanları duymaya hevesliydim. Sanırım onunla durmadan konuşup çene çalacaktım.

“Sen az konuştuğuna göre senin yerine kelime hazneni harcayan o olacak.”

“Ben az konuşup çok iş başaranlardan biriyim.” Kollarını gevşetip sırt üstü yatmama neden oldu. “Artık uykun kaçtığına göre-”

“Uykumun kaçtığını söylemedim ki. Uyuyacağım. Rahat dur.” Kollarımı omzuna bacaklarımı beline sarıp onu üzerime çektim. Başını boyun girintime yaslarken ağırlığını üzerime vermekten çekinmedi.

“Ezildim.”

“Sus karım. Uyuyacaksın madem.” Ağırlığının bir kısmını üzerimden alırken dudağı boynuma yavaşça dokunmaya başladı. Başımı sağa yasladım. Kulağımın arkasındaki o hassas kısma geldiğinde yavaşça altında kıpırdandım.

“Hakan.”

“Uyusana sen.”

“Dudakların yüzünden uykum kaçıyor.” Kulağımı hafifçe ısırdığında soluğum kesildi.

“Uyurken yanımda ne varsa ısırırım ben. Rahatsız oluyorsan uyuma boş ver.” Yanağıma öpücük kondurdu. “Ya da arkana yaslan ve seni bir kraliçe gibi memnun etmeme izin ver.”

Uykum sonsuza kadar defolup gidebilirdi.

🖤

Yeni yılda da onların mutlu olduğunu bilerek özel bölümlere devam edebiliriz.

Üç kitabın ardından, KARANBEY için #3.5 olarak bir novella eklemek istiyorum. Her şeyi bıraktıktan sonraki hayatlarına dokunmak istediğim sahneler var.

Onların sonrasını, sakin ama hâlâ onlara ait bir hayatı yazmak istiyorum.

2026'da KARANBEY 1. kitap dosyasını yayınevine göndermeyi planlıyorum.

Basım sürecine dahil olabilirsek, devamında gelecek diğer mafyaları da birlikte okumaya devam edeceğiz.

ENRİCO bekleyenler var.

RASKOL'U okumak için can atanlar var.

Hatta YILMAZ kardeşlerin kurgusunu bile iple çeken var.

KARANBEY basım sürecine girdiği anda her şey daha netleşecek.

Bu sürecin hızlanabilmesi için, sosyal medyadan ya da buradan desteklerinizi esirgememeniz benim için çok kıymetli 🖤

Yeni özel bölümlerde ve diğer mafya kitaplarında görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın <3

 

Beni sosyal medyada takip edenler zaten biliyor, bilmeyenler için de küçük bir not bırakayım 🖤

TikTok : ayseilhanli

Instagram : ayseilhanl

 

Bölüm : 26.04.2025 10:23 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...