1. Bölüm
BERİL ÖKE GÜLEN / Nişan Yüzüğü / NİŞAN YÜZÜĞÜ

NİŞAN YÜZÜĞÜ

BERİL ÖKE GÜLEN
berilokegulen

 

Bu öyküdeki tüm karakterlerin ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur.

 

Tamamen hayal ürünüdür.

 

 

 

Faruk, o gün nişan yüzüğünü takmayı unuttu. İki yıldır bir kursta öğretmenlik yapıyordu. Burada iş akdini başlatmak için “Akıl ve Ruh Sağlığı Yerinde” raporu almak zorunda olduğunu öğrenince, yakındaki bir hastaneye gidip doktora görünmüştü. Doktor O’na birbiri ardına sorular sordukça gerilmişti. Gergin olduğu zamanlarda, sağ elinin tırnaklarıyla, sol bileğinin iç tarafını kaşıma gibi bir huy edinmişti. O gün, derste, sınıfına bir korku romanı üzerine çalıştığını söyledi. Edebiyat yazarları da dahil olmak üzere bütün sanatçıların ruh hastası olduğunu düşündüğünü açıkladığında ise sınıftaki bazı öğrencilerden tepki görmüştü. Kendisi de bir sanatçı adayı olan ve sanatçıların ruh hastası olduğuna inanan Faruk’un “Akıl ve Ruh Sağlığı Yerinde” raporu almış olabilmesi de ayrıca şaibeliydi. Bu görüşlerini hastanede rapor almak için göründüğü doktora tabii ki açıklamamıştı.

 

Nişan yüzüğünü takmayı unuttuğu günün akşamında, nişanlısı ile buluşup sinemaya gitme planı yapmışlardı. Birkaç gün önce nişanlısının O’na, annesinin, nişan yüzüğünün takılmamasının uğursuzluk getireceğine inandığını söylediğini hatırladı. Eğer bu akşam film bitip evlerine gitmek üzere ayrılana kadar nişan yüzüğünü takmadığını fark etmezse; bugünü sorunsuz bir şekilde atlatmış olacaktı. Nişanlısının filmi izlerken el ele tutuşacakları için yüzüğünü takmadığını fark edeceğini düşünmesi O’nu strese soktu ve ders sırasında sürekli olarak sol bileğini kaşıdı. Bileği kaşınmaktan kıpkırmızı olmuştu.

 

İş çıkışı saati gelip çatınca nişanlısıyla buluşma noktasına gitmek için kurstan çıkmaya hazırlandı. Pantolonunun sağ arka cebine yerleştirdiği telefonunun orada olup olmadığını sağ elinin tersiyle hafifçe dokunarak kontrol etti. Nişanlısı ile buluştu ve uzun süredir birlikte görmek istedikleri filmi izlemek için sinema salonuna girdiler. Yol boyunca sağ elini cebinde tutmuştu ve yüzüğü takmayı unuttuğunu saklamaya çalışmıştı. Nişanlısı sağ tarafına oturmasın diye oldukça yoğun bir çaba göstermişti ancak O’nun sağ tarafta oturma gibi bir takıntısı olduğunu unutmuştu. Oysa ki o ana kadar sağ elini montunun altında saklamayı ustaca başarmıştı. Film başlayacağı için ışıklar kapandı ve reklamlar başladı. Işıklar kapanınca nişanlısı sol elini, onun sağ elini tutmak üzere uzatıp parmakları birleştiğinde Faruk’un yüzüğünü takmamış olduğunu hemen fark etti, kulağına doğru eğilip yüzüğünü neden takmadığını sordu. Faruk sabah, elini yıkamak için yüzüğünü çıkarıp lavabonun kenarına bıraktığını, daha sonra da orada unuttuğunu söyledi. Nişanlısı “Annem yüzüğü takmamanın uğursuzluk getireceğine inanıyor, biliyorsun” diye cevap verdi. Aslında sadece müstakbel kayınvalidesi değil; annesinin etkisi altında kalan nişanlısı da buna inanmış görünüyordu. Neyse ki “Bir daha unutma, lütfen” diye fısıldayıp film başlayacağı için konuyu daha fazla uzatmadan kapattı.

 

Sonraki hafta, Faruk kurstan bir gece önce geç saatlere kadar yazmakta olduğu korku romanı üzerinde çalıştığı için sabah uyuyakaldı. Alelacele evden çıkıp otomobili ile kursa varmak üzereyken gözü direksiyonun üzerinde 10’u 10 geçe şeklinde yerleştirdiği ellerinden sağdakine takıldı ve nişan yüzüğünü takmayı yine unuttuğunu fark etti. Eve dönmesi için artık çok geçti; öğrencileri sınıfta dakikalardır O’nu bekliyordu. Normalde çok dakik bir insan idi ve hiçbir yere geç kalmazdı.

 

O akşam, iş çıkışında nişanlısı ve müstakbel kayınvalidesi ile buluşup yakınlardaki bir alışveriş merkezinde yer alan bir mobilya mağazasına, evlenince oturacakları ev için mobilya bakmaya gitmeyi planlamışlardı. İkinci kez nişan yüzüğünü takmayı unutması, onu fena halde germişti; ders boyunca bileğini kanatırcasına, sert sert kaşımasına yol açmıştı. Bir an kuyumcuya gidip yeni bir yüzük satın almayı bile düşünmüştü ama bu fikri çok pahalı bir çözüm olduğu için hemen aklından çıkarmıştı. Bu sefer, nişanlısına, nasıl bir açıklama yapacağı, ders boyunca kafasını meşgul etmiş; eli, sürekli olarak istemsizce pantolonunun sağ arka cebindeki telefonunu kontrole gitmişti.

 

Adeta ders bitmesin istemişti. Kayınvalidesinden işiteceği sözleri defalarca zihninde duyar gibi oldu. Kayınvalidesinin, anlayışlı bir kadın olmasına rağmen birtakım batıl inançları olan, klasik bir Anadolu insanı olduğunu uzun süre önce fark etmişti. Zaten Faruk’un annesi, nişanlısının da Faruk’un köyünden uzak akrabası sayıldığını söylerdi. Birbirlerini çocukluktan beri tanıyorlardı. Faruk’un köyünde herkes, herkesin ne yaptığını bilirdi ve her şeyi hemen duyardı; bu bilgiyi, nedense daha önce bir derste öğrencilerine de verme ihtiyacı hissetmişti. Dersi uzatarak zaman kazanmak için o gün sınıfta anlatmayı planlamadığı konulara bile girmişti; zihni bir yandan mobilya alışverişinden kaçmak için ne gibi bir geçerli bir bahane bulabileceğini düşünüp durmuştu. Kaçınılmaz olana daha da yaklaşmıştı çünkü ders saati sona ermişti. Ders çıkışında öğrencilerin yanına gelip bir sonraki derse verdiği ödev ile ilgili sorular sorması O’nu esas konudan biraz olsun uzaklaştırdı. Sonra, aniden aklına parlak bir fikir geldi. Son zamanlarda biraz kilo aldığı ve parmakları kalınlaştığı için yüzüğün parmağına dar geldiğini ve yüzüğü incelterek genişletmesi için kuyumcuya bıraktığını, ertesi gün teslim alacağını söylemeye karar vermişti. Bu dahiyane fikir aklına geldiği için kendiyle gurur duydu. Nişanlısı ve kayınvalidesi ile buluştuğunda, daha onlar fark edip yüzüğü soramadan hemen bu bahanesini dile getirdi ve böylece kendini güvende hissetti. Biraz surat sallandırsalar da Faruk’un son zamanlarda kilo aldığını onlar da fark ettiği için bir şey söylememişlerdi. Kıvrak zekâsı sayesinde ikinci kez paçayı kurtarmıştı.

 

Bir sonraki hafta Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nde sahne alacak, nişanlısının çok sevdiği bir sanatçı olan Göksel’in konserine gitmeyi planlanmışlardı. Faruk, nişanlısıyla Tarihi Saat Kulesi’nin önünde buluşmak için Galataport İstanbul’a gelip, X-ray cihazının içinden geçmek üzereyken görevlinin metal aksesuarlarınızı çıkararak geçin ikazıyla üçüncü kez nişan yüzüğünü takmayı unuttuğunu fark etmişti. Nişan yüzüğünü takmamak, gerçekten de uğursuzluk getiriyor olabilir mi diye içinden geçirdi. Bu sefer paçayı kurtaramayacağını anlamıştı. Nişanlısı 50’li yılların modası olan, yüksek bel, boyu; diz altı hizasında biten elbisesi ile Tarihi Saat Kulesi’nin altında beklerken sahnenin ışıkları, bu beyaz renkli elbisesinin üzerinde rengarenk dans ediyordu ve Faruk’un gözüne oldukça hoş görünmüştü. Yanına gidip O’nu yanaklarından öpüp, çok güzel görünüyorsun diyerek, nişan yüzüğünü takmadığını fark etmemesi için elinden geleni yaptı. Konser boyunca sağ kolunu, bazen nişanlısının beline bazen de omzuna doladı, bazen elini cebine soktu ve sağ elini gizlemeyi bu yolla başardı.

 

Konser bitiminde kalabalık dağılırken nişanlısı deniz kenarında yürüyüş yapmak istemişti. Faruk hemen ellerini pantolonunun ön ceplerine sokup, sağ kolunu hafifçe havaya doğru kaldırarak nişanlısına “Koluma gir, istersen” dedi. Kol kola, mutlu bir şekilde yürüyüp, deniz kokusunu içlerine çekerek, Ay’ı ve yıldızları seyredip, köprünün ışıklarının gece karanlığında ne kadar büyüleyici göründüğünden bahsetmişlerdi. Hava, biraz serinlemeye başlamıştı. Nişanlısı aniden “Şurada oturup sıcak bir bardak çay içelim mi?” diye sordu. Faruk bu geceyi de yüzüğü takmadığını fark ettirmeden kazasız belasız atlatmayı planlarken bu teklif onu soğuk soğuk terletti. “Yarın sabah erken kalkmam gerekiyor, başka zaman içelim mi?” diye yanıtladı. Nişanlısı “Hadi ama... Sadece bir bardak çay içip hemen kalkarız” diyerek O’nu kolundan tutup çekiştirdi. Çaresizce bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı. “Tamam, sen şu masaya otur, ben ellerimi yıkayıp geleyim” diye cevap verip, lavaboda yalandan ellerini yıkayıp oyalanırken, bu sefer yüzüğü neden takmadığını nasıl açıklayacağını düşünmek için zaman kazanmaya çalıştı. Kâğıt havlu ile ellerini kurularken O’na yüzüğün aslında sadece bir sembol ve önemli olanın, gönül bağı kurmak olduğunu, yüzük takıp takmamanın çok da önemi olmadığını söylemeye karar verdi. Bu bahanesine kendi de inanmamıştı. Yine istemsizce sol bileğinin iç tarafını kaşıdı.

 

Nişanlısının oturduğu masaya geri döndüğünde, O çoktan iki bardak çay siparişi vermişti, garson da ince belli bardakları masaya bırakmak üzereydi. Hemen sandalyesine oturup ellerini masanın altına saklamıştı. Nişanlısı çayından bir yudum aldı “Çok güzelmiş, sen de içsene. Neden öyle oturuyorsun?” diye meraklı bir şekilde sordu. Faruk sol elini masanın altından çıkarıp çayından bir yudum aldı. Havadan sudan muhabbet ederek sağ elini halen daha masanın altında gizlediğini fark ettirmemeye çalıştı. Çayları bitince Faruk hesabı istemek için garsonu çağırdı. Sol arka cebinden cüzdanını çıkarıp ödeme yapmaya hazırlanırken bir anlığına yüzük olayını tamamen unuttu. Nişanlısı yüzüğü takmadığını tam da o anda ve sonunda fark etti. Garson hesabı alıp, masadan uzaklaşana kadar bekleyip, hemen konuyu açtı. Faruk önceden hazırlanmış bahanesini sundu. Nişanlısı anlayışlı bir kadın olmasına rağmen üçüncü kez yüzüğünü takmamasını hoş göremeyerek sinirlendi. “Sana, annemin nişan yüzüğü takmamanın uğursuzluk getireceğine inandığını daha önce söyledim. Yoksa, sen benimle evlenmek istemiyor musun? Başkası mı var?” diye art arda sorularını sıralayarak üzerine gitti. Faruk nişanlısını sakinleştirmek için telaşla birçok cümle kurdu ama ne dediyse de O’nu ikna edemedi. Nişanlısı bir anda masadan kalkarak çıkışa doğru hızlı hızlı yürümeye başladı. Faruk da hemen arkasından kalkıp O’na yetişmeye çalıştı. Caddeye ulaşana kadar uzun süre dil dökmüştü ancak nişanlısının geri adım atmaya niyeti yoktu ve ilk gördüğü taksiyi çevirerek ona hızlıca binip uzaklaştı. Faruk taksinin arkasından bakakaldı. Pantolonun sağ arka cebindeki telefonuna dokundu ama nişanlısını aramaktan son anda vazgeçti.

 

Eve döndü. Dişlerini fırçalayıp yatmaya hazırlanırken, gözü, lavabonun kenarında duran nişan yüzüğüne ilişti. Ani bir kararla yüzüğü alıp fırçalığın içine attı. Tam üç kez ona zor anlar yaşatan o yüzüğü artık görmek istemediğini fark etti. İzlediği bir filmde, psikolojide, “bilinçli hata” diye bir kavramdan bahsedildiğini hatırladı. Bir kişi itiraf etmek istediği bir şeyi, itiraf edemediği takdirde, bilinçsizce yapılmış gibi görünen bilinçli bir hata yaparmış. İzlediği C.R.A.Z.Y. adlı bu filmde, eşcinsel olan genç bir çocuğun, eski bir asker olan, sert mizaçlı, muhafazakâr babasının ona şiddet uygulayacağından korktuğu için cinsel tercihini, babasına itiraf edemediğinden dolayı, bir gün babasının onu görebileceği bir saatte, babasına ait otomobilin içerisinde erkek arkadaşıyla öpüşürken, kendini babasına yakalattığı sahne gözünün önüne geldi. Bunları düşünürken aslında evlenmek istemediğini, bunu kendine bile itiraf edemediğini, bunun için yüzüğü takmadığını ve nişanlısının bunu fark etmesini sağladığını kavradı. Yatağına uzandı. Gözlerini kapattı. “Hem kaç tane evli ve mutlu, korku romanı yazarı var ki?” diye düşündü ve aklına hiçbir yazar adı gelmedi. Yüzünde Amerikan filmlerindeki gibi tuhaf bir gülümsemeyle uykuya daldı.

 

-SON-

 

 

Beril Öke Gülen

Bölüm : 10.01.2025 23:22 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
BERİL ÖKE GÜLEN / Nişan Yüzüğü / NİŞAN YÜZÜĞÜ
BERİL ÖKE GÜLEN
Nişan Yüzüğü

18 Okunma

6 Oy

0 Takip
1
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...