10. Bölüm

Aya Benzer

Beyazbirkuş
beyazbirkuss

Dün hevesle gidip, hüsranla döndüğüm askeriye macerasının ardından kendimi odaya kapatıp yastığıma abanmıştım. Aslında niyetim yastığı değil, Cesur'u boğmaktı ama gel gör ki o, ismine hiç yakışmayan bir hızla ortalıktan kaybolmuştu. Hem her haltı yer, hem de ödü kopardı. Bir de abi olacaktı başımıza.

 

"Kendi 'cücük' dediği yetmezmiş gibi bir de elin adamına beni rezil etmişti. Sanki tüm dünyanın önünde, benimle dalga geçilmesi için özel bir gösteri yapıyordu."

Sevgili abiciğime söylenirken, yastığın masumiyetine acıyıp onu rahat bırakmaya karar verdim. Ama Cesur için aynı merhameti gösterir miydim, orası hâlâ muallaktı.

Dün yaşanan saçma olayları düşünerek kendime eziyet etmeyi bırakıp aşağı inmeye karar verdim. Evde kimse yoktu; herkes işinde gücündeydi. Ama bugün benim için özel sayılabilecek bir gündü. Çünkü akşam yemeğine ablam ve Aras abi gelecekti. Annem işe gitmek zorunda olduğundan, ara sıra eve çağırdığı yardımcı abladan temizlik ve yemek konusunda yardım istemişti. İsminin Zeynep olduğunu öğrendiğim bu ablayla tanışıp biraz sohbet ettikten sonra mutfakta birlikte vakit geçirmiş sonra odama çıkmıştım.

 

Zeynep abla işlerini bitirip evden ayrıldıktan sonra, küçük ses bombamı alıp salona indim. Bizimkilerin gelmesine hâlâ bir saat vardı. Genelde herkes aynı saatte gelir ve yemeğe hep birlikte oturulurdu.

 

"O zamana kadar biraz eğlenebilirim" diye düşündüm.

Telefonumu açıp Mustafa Sandal'ın "Aya Benzer" şarkısını bulup ses bombasına bağladım. Uzun zamandır bağıra bağıra şarkı söyleyip dans etmemiştim. Ayarları yapıp aynanın karşısına geçtim. Müziğin ritmi ilk notalardan içime doldu; omuzlarım hafifçe kıpırdamaya, dudaklarım farkında olmadan şarkıya eşlik etmeye başladı. Sonra...

 

Şarkının ritmine çoktan kapılmış, dilediğim gibi hareketler yapıyordum; deyim yerindeyse kuduruyordum. İşaret parmağımı aynaya doğru uzatıp kendimi göstererek bağıra bağıra söylemeye devam ettim:

 

"İyi dinle, duyarsın sesimi uzaklardan

Dinle en kuytu acılardan

Kalbinde yorulduysan yolculuklardan

Vazgeç artık yıldızlardan"

 

Bir yandan vücudumu kıvırıyor, garip hareketlerle etrafımda dönüyordum. Nakarata gelince, Mustafa Sandal'ın klibindeki dansı taklit etmeye başladım. Sağ elimi göğsüme koyup ileri geri sallanırken, kalçamı ve başımı da sağa sola doğru ritmik şekilde savuruyordum.

 

Belki biri görse "Bu kız tımarhanelik" diyebilirdi. Ama ben, her koşulda eğlenmeyi bilen biri olarak, bunu asla umursamazdım.

 

"Aya benzer yüreğim

E doğal olarak takipteyim

Ah şu kaderi çözersem eğer

Bekle geliyorum aşkım

 

Aya benzer yüreğim

E doğal olarak takipteyim

Ah şu kaderi yenersem eğer

Seni seviyorum aşkım"

 

Nakaratın son kısmında aynı hareketleri tekrarladım. Müziğin bitmesiyle birlikte nefes nefese kaldım, arkamı dönüp tam hayali seyircilerime selam verecektim ki... seyircilerin hayal olmadığını fark ettim. Gözlerim kocaman açıldı. Salonun girişinde, sevgili aile üyelerim, ablam ve Aras abi bana bakıyordu.

 

Hepsinin yüzünde bambaşka ifadeler vardı. Ablam dudaklarını birbirine bastırmış, gülmemek için kendini zor tutuyordu. Başını yavaşça iki yana sallayıp bana o meşhur "Sen adam olmazsın" bakışını attı. Aras abi ise ablama kıyasla kendini daha iyi tutuyor gibiydi ama gözlerinden her şey okunuyordu; durumdan acayip zevk aldığı belliydi. Zaten o da ablam gibi benim bu hallerime alışkındı.

 

Annem ve babam, gülmemek için yüzlerini garip şekillere sokup birbirlerine bakıyorlardı. Abi tayfası ise bu çabayı göstermeye bile gerek duymadan kahkahalarını patlatmıştı. Ve tabii ki... Cesur. Elinde telefon, yüzünde kocaman bir sırıtışla beni videoya çekiyordu.

 

Acaba ne zamandır orada beni izliyorlardı? Hararetle dans etmekten kızaran yüzüm, kapıda gördüğüm ailemle birlikte iyice yanıp kavrulmuştu. Saç diplerim terden nemlenmiş, ışığın altında parlıyordu.

 

Acaba ölü taklidi yapsam bu konuyu burada kapatırlar mıydı? Sanmıyorum... Ellerine büyük bir koz geçmişken kim bu durumu kullanmazdı ki? Ben olsam kullanırdım yani, hem de dibine kadar. O zaman onlara bu konuda utandığımı ya da benimle uğraşmalarını istemediğimi belli etmemeliydim. Bir şeyden ne kadar çok kaçarsan, o şey üzerine daha fazla gelirdi.

 

Ben ise, her zamanki gibi akıllı, strateji dehası ve muhteşem bir varlık olarak, hiçbir şey olmamış gibi davranacağım. Onlara, özellikle de abi tayfasına, bu zevki yaşatmayacaktım.

 

Her gün bu şekilde karşılaşıyormuşuz gibi sağ elimi havaya kaldırıp salladım. Dudaklarımda hafif, alaycı bir gülümseme vardı.

"Selaaaaam! Bugün erken geldiniz. Ben de sıkılınca biraz oynayıp kafa dağıtayım dedim. Ee, dansımı beğendiniz mi?"

 

Sıvama konusunda bu kadar ustalaşmak benim için çocuk oyuncağıydı. Normal davranıp düşüncelerini başka yöne çekeyim derken, olayın tam merkezine çekmek... işte bu, tam benlikti.

 

Ablam, ne yaptığımı anlamış gibi gülümsedi ve bana göz kırptı. Beni kurtarmak istercesine öne doğru bir adım atıp kollarını açtı.

"Beni özlemedin mi, cadı? Neden hâlâ üzerime atlamadığını çok merak ediyorum!" dedi, sesi hem neşeli hem de hafif kışkırtıcıydı.

 

Cevap vermek yerine, onu ne kadar özlediğimi göstermek için dediğini yapıp üzerine atladım. Kolları beni anında sardı, ben de sıkıca sarıldım. İlk defa bu kadar uzun süre ayrı kalmıştık. Her gün konuşup mesajlaşsak da bir arada olmanın yeri bambaşkaydı.

 

Omzuna başımı gömdüğümde, tanıdık kokusu hemen içime doldu. Sıcacık teni ve kalbimin atışına karışan ritmi, özlemin ne kadar ağır bastığını bir kez daha hatırlattı. Onunla sarılmak, sanki ayrı geçirdiğimiz bütün günleri bir anda silip atmıştı.

 

Ablamla hasret giderdikten sonra, tedirgince gülümseyerek Aras abiye adımladım. Sonuçta, onu ablama ifşaladığımı biliyordu. Aras abi bu halime sinsice gülümsedi, kollarını açıp bana sarıldı.

 

"Biraz ortalıktan kayboldum, hayatına yeni aksiyonlar girmiş... ispiyoncu."

Geriye çekilirken "ispiyoncu" kelimesinin üzerinde özellikle durdu ve bana tehditkâr bir bakış attı.

 

Ben ise görmezden gelerek gülümsedim.

"Tabii canım, ben senin gibi sıradan bir insan mıyım? Hayatına hareket istiyorsan, aksiyonuma ortak olabilirsin," dedim, ses tonuma hafif meydan okuma katarak. Sıradan dediğim insan da katillerin, suçluların arasında atma-çatma oynuyordu.

 

Aras abi ve ablam, annemin yönlendirmesiyle koltuklara oturdular. Babam yanıma gelince sevimlice sırıtıp yanağına öpücük kondurdum.

"Hoş geldim, babacığım," dedim, tatlı çıkarmaya çalıştığım sesimle. İçimden, kendime istersen biraz daha küçük çocuk gibi konuş Bilge desem de, abilere karşı yanımda müttefik edinmem gerekiyordu. Babam, onların benimle uğraşmalarını tek seferde bertaraf eden tek kişiydi.

 

Babam da öpücüğümü bana iade ettikten sonra dudaklarını kulağıma yaklaştırıp, "Dansını çok beğendim, kızım," dedi ve yüzümdeki şaşkın ifadeye gülümseyip annemlerin yanına geçti. Annem ise beni buldukları ana odaklanamayacak kadar meşguldü; misafirlerini rahat ettirme çabası içindeydi.

 

Yönümü abilere çevirdim ve sessiz bir kabullenişle yüzlerine baktım; "Hadi yapın, ne yapacaksınız?" der gibiydim. Mahir abi yanıma gelip saçlarımı fazla bozmadan karıştırdı.

"Bi ara senle şu dans işini konuşalım, küçük," dedi ve salona ilerledi.

 

Cihan abi ise, askeriyeden beri ona olan tripli hallerime yenisini eklemek istemediğinden olsa gerek, anlımdan öpüp salona sırıtarak girdi.

 

Cesur ise... söylememe gerek bile yok. Elindeki telefondan videoyu tekrar tekrar izleyip, her seferinde farklı bir yere takılıp gülüyordu. Ona sinirle baktığımı görünce elindeki telefonu bana çevirip, nakarat kısmından yaptığım saçma hareketleri gösterip,

"Şu hareketi bana da öğretsene, Bilge kız! Hahahaha, çok orijinal ya!" dedi.

 

Ona sadece gözlerimi devirip arkamı döndüm ve ablamla Aras abinin arasına oturdum. Tabi, birazcık Aras abiyi ittirerek kendime yer açmış da olabilirim.

 

Biraz tanışma ve kaynaşma içeren sohbetin ardından ablamla ben ayağa kalkıp masayı kurmada anneme yardımcı olduk. Hep birlikte yenen yemek sırasında sık sık ablama bakıyordum. Yüzünde sahici bir gülümsemeyle, kim konuşursa ona bakıyor, sofradaki aile sıcaklığına imrenmeden edemiyordu.

 

Onun o evde yalnız kalmasına çok üzülsem de artık annem vardı ve ablamı bir başına bırakacak gibi değildi. Ablamı sürekli aile etkinlik ve planlarına dahil etmeye çalışması, kalbinin ne kadar geniş olduğunu gösteriyordu. Üstelik bir aya ablamın düğünü vardı; artık o soğuk duvarlar arasında değil, Aras abinin sıcak yuvasında olacaktı. Beni ablam konusunda rahatlatacak tek konu buydu.

 

Yemek sonrası mutfak işlerini hep birlikte hallettikten sonra onları salona gönderip çaylarımızı doldurdum. Zeynep ablayla mutfakta muhabbet ederken bir taraftan da kek yapmıştım. Dilimlediğim kekleri tabaklara koyup avazım çıktığı kadar,

"Cesuuurrr!" diye bağırdım. İçeride boş boş oturacağına bana yardım edip bir işe yarayabilirdi.

 

Cesur, söylenerek mutfağa girdi. "Bana adımla seslenmeyeceksin, abi diyeceksin!" Ben ise sadece gözlerimi devirip alaycı bir gülümseme taktım yüzüme. Eline çay tepsisini verip iki tabak kek alarak içeriye doğru ilerledim.

Diğer tabakları sahiplerine verdikten sonra ortada dönen sohbete kulak kabarttım. Keşke mutfakta kalıp daha fazla bir şeyler hazırlasaydım.

 

O sırada üniversite sınavıyla ilgili konu, bölüm seçimi ve tercihlere gelince, kimseye çaktırmadan yerimden kalkıp mutfağa kaçacaktım. Tam o anda ablam bileğimden tutup beni yanına oturttu.

 

Diğer taraftan anne ve babama dönerek, "Bilge de sınavdan iyi bir puan aldı ama daha iyi olabilirdi," deyip bana sinirli bir ifadeyle baktı, sonra tekrar anneme döndü: "Tabii, telefonla sabahlamayıp daha fazla ders çalışsaydı."

 

Hemen savunmaya geçip konuştum:

"Niye daha iyisi olacakmışım? Ben kendime yeterli gördüğüm puanı alacak kadar çalıştım. Herkes doktor, mühendis ya da hakim olacak değil ya! Ara mesleklerinde yapılması gerek. Hem ben bedenimi artı beynimi yoracak işler yapmak istemiyorum! Kararlarıma saygı duyarsan sevinirim!"

 

Kendini gülmemek için zor tutan Cihan abim,

"Hem bedenini hem de zihnini yormadan hangi mesleği yapmak istiyorsun, tembel cücük?" diyerek karşımdaki yerini aldı.

 

Bugünlerde çok gözüme batıyordu; Zaten askeriyedeki tavrından sonra kara listeme eklenmişti.

Ona cevap vermek istemesem de herkes gözlerini bana dikmiş, vereceğim cevabı bekliyordu.

 

"Yani... bilemiyorum. Oturduğum yerden yapılabilecek her iş olabilir. Kadrolu servis şoförü olur, güvenlik görevlisi ya da rehberlik öğretmeni olabilir. Tabi, üzerine biraz daha düşünürsek seçenekleri artırabiliriz. Ama rehberlik öğretmeni iyi sanki. Bütün gün odasında oturup şikâyete gelen birkaç öğrencinin sorunlarını gidermek zor olmasa gerek. Hatta tam benlik gibi. Ne dersiniz? Arada bir sınıflara gidip motive edici konuşmalar yapmak demek, ben demek!"

 

Millet, şok olmuş bir halde yüzüme ciddi miyim diye bakarken, Mahir kafası karışmış gibi yanındaki Cihan'a fısıldadı:

"Elinde tesbih, göbekli bir şoför olduğunu düşünsene..."

 

Başını iki yana sallayarak, titrer gibi bir ifadeyle devam etti:

"Düşüncesi bile kötü! Tüm gün evde kıro gibi dolanıp, kamyon arkası sözler söyler bu küçük."

Abimin hayal gücünün geldiği seviyeye gözlerimi devirerek karşılık verdim. Ablam tek eliyle yüzünü kapatmış, benden utandığını hiç saklama gereği duymuyordu. Bu hali onun hem eğlendiğini hem de durumun saçmalığı karşısında şaşkın olduğunu ele veriyordu.

 

Annem ise hayalleri yıkılmış bir halde:

"Meslek seçimlerin berbat, annecim. Yani herkes okuyacak diye bir şey yok, biz de seni başgöz eder, torun severiz artık!"

 

Annemin abimlerin evlenmesine olan umudunun yok oluşunu ve çıtasının bana kadar düşüşünü hayretler içinde izliyordum. Bu kadının torun sevdası ayrıca ele alınmalıydı.

 

Ben cevabımı veremeden, babam ve abilerim aynı anda konuşarak anneme evlenmem konusunun bu evde hiç açılmaması gerektiğini anlatıyorlardı.

 

Herkes aynı anda konuşuyor ama kimse kimseyi dinlemiyordu. Sesler birbirine karışmış, odada adeta küçük çaplı bir pazar yeri havası oluşmuştu. Ortam tam istediğim seviyeye gelince, koltukta geriye yaslandım; kollarımı birbirine bağlayıp hafif bir sırıtışla hakkımda alınan kararları dinlemeye koyuldum.

 

Tam o sırada, bana dikkatle bakan Aras abiyle göz göze geldik. Başını yavaşça iki yana sallıyor, bana "Sen yok musun sen..." der gibi, içinde hafif bir sitem barındıran bakışlar atıyordu. Ardından aileme dönerek gayet sakin bir ses tonuyla:

 

"Meslek seçimi konusunda içiniz rahat olsun. Biz Bilge'yle tercihleri birlikte yaptık. Orta yolu bulduk sayılırız. Artık sonuçlar açıklanırsa sürprizi öğrenirsiniz," dedi.

 

Aras abimin sözleri üzerine tüm bakışlar yeniden bana çevrildi. Ben ise eğlenen ifademden ve rahat tavrımdan ödün vermeden, yüzlerindeki tedirgin ifadeyi izliyordum. O bakışlarda iki ayrı dünya vardı: Bir taraf, gerçekten aklı başında tercihler yapabileceğime inanan umutlu gözler... Diğer taraf ise, benden her an şok edici bir hamle bekleyen, "acaba ne yaptı bu kız" diye emin olamayan kuşkucu bakışlar atıyordu.

 

Bana olan bu "farklı güven" gözlerimi yaşartıyordu, ama içimdeki muzip taraf ağır basıyordu. Sonuçlar açıklandığında yüzlerinde belirecek o ifadeyi görmek için sabırsızlanıyordum. Ne tercih yaptığımı sormaya kimse cesaret edemiyordu; çünkü vereceğim cevabın onları fazlasıyla tedirgin edeceğini biliyorlardı.

 

Eh... biraz merak iyidir. Gerilim ve beklenti, insanı diri tutar ne de olsa.

Bölüm : 14.08.2025 15:41 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...