
Bir güne kaç farklı düşünce, kaç farklı duygu ve kaç an sığdırmıştı Cihan...
Sabah hüzün ve öfke, gün içinde çaresizlik, akşama doğruysa sahiplenme ve kıskançlık.
Daha ilk kez gördüğü bir kadını nasıl olur da kıskanırdı?
Ne ara sahiplenmişti onu?
Düşüncelerinde bile başka bir adamla yan yana gelmesine nasıl tahammül edememişti?
Daha bu sabah, "Hızlı başlayan şeyler hızlı biter," demiyor muydu?
Ne olmuştu da her şey ışık hızında gerçekleşmişti?
Yarım saattir evli bir adam olduğunu düşündükçe, yaşadığı anın bir rüya olma ihtimali daha da güçleniyordu. Ama şimdi... Aynı arabanın içinde, yan koltukta oturan, nefesini duyduğu nikâhlı karısı varken gerçeklik algısı paramparça oluyordu.
Araba hareketsizdi.
Ellerini direksiyonda kenetlemiş, öylece bekliyordu.
Önce şoktan çıkmalıydı.
Sonra ailesine ne diyeceğini düşünmeli, ardından karısını onlarla tanıştırmalıydı.
Karısı...
Cihan'ın karısı.
Yarım saat önce "Evlenmek bana göre değil," diyen adamın karısı...
"Şey... daha ne kadar böyle durmayı düşünüyorsunuz acaba?" dedi kadın.
Sesindeki iğneleyici tını, kelimelerden önce dokundu.
"Konuşmamız ya da arabaya bindiğimize göre bir yere gitmemiz gerekmiyor mu?"
Cihan, bu sözlerle kendine geldi.
O bir askerdi.
Soğukkanlı olmalıydı.
Anlık gelişen durumları yönetmeyi bilmeliydi.
Ama şu an...
İlk kez okula başlayan bebeler gibi, ne yapacağını bilmiyordu.
Direksiyondaki ellerini gevşeterek kucağına indirdi. Parmakları, sanki biraz önce sıktığı direksiyonun izlerini hâlâ taşıyormuş gibi ağırdı. Bakışlarını yanındaki kadına çevirdiğinde yüzündeki sertlik değişmedi.
"Düşünüyorum," dedi. Ardından, kelimelerini tartarak ekledi:
"Ayrıca siz demeyi bırakmalısın. Herkesin yanında bu şekilde hitap etmen bizim için iyi olmaz."
Ona yabancı biri gibi siz demesi Cihan'ın içinde tanımlayamadığı bir huzursuzluk uyandırdı.
Mantığının açıklayamadığı, fakat zihninin inatla üzerinde dolandığı bir histi bu. Ona da sinirlendi; çünkü bu rahatsızlığın bir karşılığı, makul bir sebebi yoktu.
Kadını tanımıyordu. Hayatına, ani ve geri dönüşü olmayan bir kararla dahil olmuştu. Ne sesine aşinaydı ne susuşlarına... Peki ne bekliyordu? Bir anda role girip samimi olmasını mı? Sorular zihninde yankılanırken, ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
Hazal ise şaşkındı. Yanındaki adamdan yayılan gerilim dalgaları, sanki ok gibi bedenine saplanıyordu. Hayatında sadece bir kez gördüğü bir adamın, yarım saat içinde kocası olması zaten boğazında koca bir yumruyken, şimdi bir de tersleniyordu. Evet, evliliklerinin sahte olduğunu biliyordu. Kimsenin bunu anlamaması gerekiyordu, bunun da farkındaydı.
Ama şu an ona siz dediğine takılmamalıydı.
Çünkü konuşmaları gereken çok daha önemli şeyler vardı.
Yine de dediğini yaptı; resmiyeti aradan kaldırdı.
"Ailenle birlikte yaşayacağımızı söyledin," dedi. "Bir sürü şey soracaklardır. Nasıl tanıştık, ne zamandır birlikteyiz..."
Birliktelik kelimesi dudaklarından dökülürken gözlerini kaçırdı. Yüzüne anında sıcak bir kızıllık yayıldı. Bu konuşmaları yapmak onun için bir ilkti. Daha önce hiç erkek arkadaşı olmamıştı. Nefesi hafifçe düzensizleşti. Çekingen bir sesle devam etti:
"Onlara haber vermeden aniden evlendik... ve bu konuda bizi yanlış anlayabilecekleri bir durumun içine girmek istemiyorum."
Sözlerini bitirip Cihan'ın gözlerine baktı. Ne demek istediğini anlamak zor değildi. Cihan, sessizce başını sallayarak onu onayladı. Hazal'ın utanıp gözlerini kaçırması, boğazından midesine doğru yayılan tuhaf bir gıdıklama hissi bıraktı içinde. Kısa sürdü; fark edilmemesi için yüzünü yola çevirdi.
"Eve gitmeden plan yapmalıyız," dedi ciddi bir tonla. "Yalnız olduğumuz zamanlarda bile aynı cevapları vermeliyiz. Annem bir açığımızı yakalarsa üstüne gider."
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
"Ayrıca habersiz evlenmemiz konusunda baban hakkındaki gerçekleri yüzeysel anlatmamız gerekebilir. Zaten evlenecektik ama bu sebepten biraz hızlı oldu deriz. Şimdi en baştan başlayalım. Önce nasıl tanıştık... sonra aileme kadar her şeyi ince ince planlamalıyız."
Yaklaşık bir saat boyunca arabanın içinde hiç yaşanmamış bir geçmişi adım adım kurguladılar. Açık bırakmamak adına Hazal sürekli müdahil oldu, detaylara dokundu, eksikleri tamamladı. Planlama yalnızca Cihan'a kalsaydı, ilişkileri bir operasyondan farksız olabilirdi. Hazal'ın dokunuşlarıyla hikâye daha insani, daha romantik ve daha inandırıcı bir hâl aldı.
Şimdi ise eve gitmek üzere yola koyulmuşlardı. Yol boyunca arabayı dolduran sessizlik, heyecan ve korkuyla ağırlaşmıştı. İkisi de kendi düşüncelerine gömülmüştü.
Nasıl karşılanacaklarını bilmemek...
Eve geldiklerinde ikisi de kapının önünde bir an durup birbirlerine baktı. Sessiz bir tereddüt... Cihan, sert yüz hatlarını bilinçli bir çabayla yumuşattı; Hazal'a güven veren kısa bir tebessüm gönderdi. Ardından onu hazırlıksız yakalayarak soğuk ellerini uzattı ve Hazal'ın elini tuttu.
Hazal'ın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Cihan, bu ifadeye bıyık altından gülerek karşılık verdi ve zile bastı.
Kapının arkasından önce bir patırtı koptu, ardından böğürtüyü andıran bir ses yükseldi:
"Ben bakarım!"
Cesur'un sesi daha yankısı dinmeden kapı açıldı. Cesur, abisini görünce otomatik bir refleksle arkasını dönüp içeri adım atacakken durdu. Geri döndü. Abisinin yanında duran kızı fark etti. Gözleri önce yüzlerinde gezindi, sonra yavaş yavaş aşağı kaydı... ve birbirine kenetlenmiş ellerde durdu.
"Vay anasını..." dedi fısıltıyla.
Bakışları tekrar yüzlerine, oradan yine ellere gitti.
Bir saniyelik sessizliğin ardından, kimsenin beklemediği bir hamle yaptı:
"ANNEEEE! ABİM KIZ KAÇIRMIŞ!"
Cesur'un bağırtısıyla Hazal'ın gözleri panikle daha da büyüdü. Refleksle Cihan'a döndü. Cihan, sinirle gözlerini kapattı.
"İlk dakikadan lan..." diye mırıldandı. "Daha ilk dakikadan gol yedik resmen."
Gözlerini açar açmaz hızla içeri bir adım attı. Boştaki eliyle Cesur'u ensesinden yakalayıp kendine doğru çekti. Diğer eli hâlâ Hazal'ın elini bırakmamıştı. Cihan hareket edince Hazal da istemsizce onunla birlikte içeri sürüklendi.
Ortaya çıkan manzara fazlasıyla tuhaftı.
Cihan, Cesur'un kulağına eğilip alçak bir sesle bir şeyler fısıldadı. Ne söylediyse, Cesur'un yüzü anında gerildi. Gözleri korkuyla büyüdü, bedeni titredi. Bir hamlede abisinin elinden kurtuldu ve hiçbir şey söylemeden içeri doğru koşmaya başladı.
Hazal, arkasından bakakalırken hâlâ Cihan'ın elini tutuyordu.
İçeriden yükselen naif sesle Hazal derin bir nefes alıp kendini toparlamaya çalıştı.
"Yine ne aksiyonlar arıyorsun acaba oğluşum?" dedi kadın, sesi yumuşak ama alışkın bir sitem taşıyordu. "Abinin bırak kız kaçırmasını, eve dişi bir sinek bile getiremeyeceğini herkes biliyor."
Ardından gelen derin bir iç çekiş ve tıkırdayan terliklerin sesi, yavaş yavaş onlara doğru yaklaştı.
"Ahhh ah..." diye devam etti. "Keşke kız kaçırsa. Ona bile razıyım."
Güzel, orta boylarda, zayıf bir kadın yanlarına doğru ilerlerken Hazal'ın kalbi hızlandı. Parmakları istemsizce Cihan'ın eline gömüldü; tırnakları tenine batıyordu. Cihan, bu ani baskıyı hissetti ama elini çekmedi.
Annesi hâlâ başını kaldırmamıştı. Söylenerek yürürken gözleri yerdeydi. Hazal, henüz fark edilmemiş olmanın verdiği o kısacık zaman dilimine tutundu. Bir saniye daha... belki iki.
Sonra başını kaldırdı.
Ve oğlunun yanında, ürkek bakışlarla kendisine bakan güzeller güzeli kadını gördü.
Bir an durdu. Emin olmak ister gibi gözlerini kapatıp tekrar açtı. Hayır... ayakta uyuya kalmadıysa oğlu şu anda elini sımsıkı tuttuğu genç bir kadınla karşısında duruyordu.
"Cihan..." dedi boğuk bir sesle. "Sen... kız... bize torun..."
Bir anda irkildi. "Ay tövbe estağfirullah! Konuşmayı unuttum görüyor musun?"
Gözlerini Hazal'a çevirdi. Başından ayağına kadar dikkatle süzdü. Sonra yüzü bir anda aydınlandı, dudakları kocaman bir gülümsemeyle yukarı kıvrıldı. Hiç beklenmedik bir coşkuyla içeri doğru bağırdı:
"Asiiiil! Koş gel! Cihan bize torun getirmiş! Ay.. Şey yani kız getirmiş"
Hazal, duydukları karşısında daha ne kadar şaşırabileceğini sorguladı. İçinden, Nasıl bir ailenin içine düştüm ben? diye geçirirken refleksle bir adım geri çekildi.
Cihan ise hâlâ Hazal'ın elini bırakmamıştı. Boştaki eliyle yüzünü sıvazlıyor, dişlerinin arasından sessiz küfürler savuruyordu.
"Bir de torun diyor ya..." diye mırıldandı. "Allah'ım sen bana akıl fikir ver."
Diyerek içinden hızla bir tövbe çekti.
Annesinin bağırtısıyla birlikte içeriden birkaç ayak sesi daha yükseldi. Bir anda karşılarında, kapıyı açan oğlan dışında üç kişi daha belirdi. Hepsi aynı anda donup kalmıştı. Bakışlar, iş birliği etmişçesine aşağı kaydı... ve hâlâ birbirine kenetlenmiş ellere takılı kaldı.
Hazal, bu bakışlara daha fazla dayanamadı. Elini silkeler gibi bir hareketle Cihan'ın elinden kurtardı. Sessiz olduğunu sandığı ama evin içinde yankılanan bir ses tonuyla fısıldadı:
"Ehh... bıraksana be elimi sen de. Elimin taposunu üstüne almış kara borsacılar gibi yapıştın kaldın."
O an evdeki sessizlik, patlamaya hazır bir balon gibiydi.
Cihan, duyduğu kelimelerle dik bakışlarını yavaşça yanındaki kadına çevirdi.
Evet, elini ilk tutan oydu. Ama sonra... stres büyüdükçe, kadın sanki boğuluyormuş gibi can simidine sarılır gibi eline yapışmıştı.
Parmaklarının arasına gömülen tırnakların bıraktığı ince sızı hâlâ avucundaydı. Şimdi suçlu kendisi mi olmuştu?
Sesinin diğerleri tarafından da duyulduğunu fark edince Hazal, paniğini bastırmaya çalıştı. Samimi olduğunu düşündüğü bir gülümsemeyle kalabalığa bakıp ardından tekrar Cihan'a döndü.
"Şey... yani elimi heyecandan biraz fazla sıktın," dedi. "O yüzden ben de stres olunca... bırakayım dedim, kocacığım," deyiverdi birden.
Kelime ağzından çıkar çıkmaz içini bir uğultu kapladı. Kocacığım.
Hazal, hem kendine hem diline sessizce saydırdı. Ne kocacığım ya? Aklını mı yedin?
Kalabalığın uğultusu bir anlığına arttı; fısıltılar, bakışlar, bastırılmaya çalışılan kahkahalar havada asılı kaldı.
O sırada kalabalığın içinden genç bir kız öne çıktı. Bir kaşını yukarı kaldırmış, yüzünde sorgulayıcı bir ifade vardı. Bakışlarını Hazal'dan Cihan'a gezdirip kelimeyi özellikle vurgulayarak tekrarladı:
"Kocacığım?"
Tek kelime...
Ama evin içindeki bütün dengeleri yerinden oynatmaya yetmişti.
Asil, en az diğerleri kadar şaşkın ve meraklıydı. Ama kapının önünde, ne yapacağını bilemeden duran ikiliye daha fazla kıyamadı. Göğsünü dolduran tok sesiyle bir adım öne çıktı; evin içindeki uğultu anında kesildi.
"Herkes sussun," dedi sakin ama tartışmaya kapalı bir tonla. "Salona geçiyoruz. Durum neymiş, bir anlayalım bakalım."
Kapı eşiğinde duran gençlere kısa bir bakış attı. Bakışlarında ne yargı vardı ne öfke; yalnızca ölçüp tartan bir ciddiyet.
"Anlaşılan," diye devam etti, "gençlerin bize anlatacağı önemli bir mevzu var."
Sözlerini bitirirken karısını ve kızını kollarının altına aldı. Onları önüne katıp salona doğru ilerledi. Evdeki gerilim, onun adımlarıyla birlikte yön değiştirmişti.
Cesur, bir an bile beklemeden peşlerinden fırladı.
Mahir ise Cihan'ın yanından geçerken sırıttı; göz kırpışı tek kelimelikti sanki: Geçmiş olsun.
Cihan, derin bir nefes alarak yanındaki kıza döndü, bakışları hem güven verici hem de biraz uyarıcıydı.
"Daha ilk dakikadan aksiyonlu bir giriş yaptık," dedi yavaşça, sesi gergin ama sakinleştirici bir tonda devam etti. "Ailem biraz fazla gürültücü ama seni hemen kabullenecekler, emin olabilirsin. O yüzden korkma, tamam mı?" Derin bir nefes alarak muzip bir ses tonuyla ekledi. "Kara borsacı ha? Sevdim bu ismi. Çok orijinalmiş."
Dudak kenarında beliren o kısa gülümsemeyi engelleyemedi.
Hazal, Cihan'ın sözleriyle biraz olsun rahatladı ama son cümlesiyle gözlerini kaçırarak cevap vermeden elleriyle uğraşmaya başladı. Kalbi hâlâ hızlı çarpıyordu, ama içindeki panik yavaşça çözülüyordu.
Cihan, kızın konuşmayacağını anlayınca içerideki meraklı ailesini daha fazla bekletmemek için Hazal'a salonu işaret etti ve adımlarını oraya doğru çevirdi.
Kendini yönlendiren adama güvenerek ördek yavrusu gibi onu takip etmeye başladı.
Sade ve hoş bir şekilde döşenmiş salona girince az önceki heyecan bedenini yeniden yokladı. Herkes yerine oturmuş, tam karşılarında duran ikili koltuğu onlara bırakarak sorgudaymışçasına onları bekliyorlardı. Kendilerine ayrılan yere oturduklarında Hazal, bakışlarını kucağındaki ellerine dikti. Kimseyle göz göze gelecek cesareti henüz yoktu.
Cihan ise beklemenin bir anlamı olmadığını anlayınca boğazını temizledi. Yüzünde kendinden emin bir ifadeyle anne ve babasına baktı. " Size hiç bahsetmeden Hazal'ı bu şekilde karşınıza çıkarmak istemezdim. Ama gelişen bazı sebeplerden dolayı bugün Hazal'la yıldırım nikâhıyla evlendik."
"Evlendik" kelimesini duyan annesi, şaşkınlık dolu bir ses çıkardı. İki elini ağzına kapatıp gözlerini oğluna dikti.
Evlenmesini en çok isteyen kişi annesiydi ama hiçbir şeyden haberi olmadan bu şekilde karşısına çıkmak, Cihan'ın içinde sanki gerçekten suç işlemiş gibi ağır bir suçluluk duygusu uyandırdı.
Babasının sorgulayıcı bakışları altında konuşmak zor olsa da sözlerine devam edeceği anda babası elini kaldırarak onu susturdu.
"Henüz bir kız arkadaşın olduğunu bile bilmiyorken, sen şimdi bir kızın elinden tutup apar topar karşımıza çıkıyor ve "evlendik" mi diyorsun oğlum?
Hangi sebep, sizi ailenizden gizli evlenmeye itmiş olabilir?"
Babasının sert ve haklı sözleri odada yankılanırken, Hazal titreyen bakışlarını yavaşça Asil Bey'e kaydırdı; boğazı düğümlenmiş, kalbi göğsüne sıkışmış gibiydi.
Cihan, onun yüzünden ailesinin karşısında zaten zor durumdaydı. Daha fazla bu duruma sessiz kalamayarak derin bir nefes aldı ve titrek ama kararlı bir sesle konuştu: "Cihan'ın bir suçu yok... Lütfen ona kızmayın efendim. O sadece beni korumak istedi."
Sözleri dudaklarından dökülürken gözlerini hafifçe yana çevirdi; Cihan'a minnetle baktı, kısa, neredeyse fark edilmeyecek bir gülümseme kondurdu yüzüne. Sonra tekrar ailesine döndü.
"Babam... bazı yasa dışı işlere karışıyordu. Bunu birkaç ay önce fark ettim ama elimde delil olmadığı için onu ihbar edemedim."
Bir an durdu, nefesini sessizce toparladı; gözleri yerde gezinirken sesi biraz kırıldı: "Cihan'a da hemen söyleyemedim. Çünkü... arkadaşlığımız henüz yeniydi."
Geçmişinden bahsetmek sandığından daha çok zorladı onu. Biraz bekleyip kendini toparlayarak dolu gözlerini onu hüzünle dinleyen Zerrin Hanım'a çevirdi, kısık sesle devam etti:
"Annem ben çok küçükken vefat etti. O zamandan sonra babamla aramızdaki iletişim tamamen koptu. Ama son bir ay içinde... baba hakkını öne sürerek yaptığı işlere yardımcı olmam gerektiğini söyledi. Beni zorladı."
Bir suçlu gibi bakışlarını utanarak kaçırdı. Titreyen sesiyle devam etti. "İşler şiddete varınca bulabildiğim ilk delille babamı ihbar ettim. Cihan da bu şekilde her şeyden haberdar oldu. Ama babam... bir şekilde kaçmayı başardı."
Hazal'ın sözleri salonda buz gibi bir hava estirdi; sanki zaman durmuştu. Cihan gözlerini Hazal'dan ayırmadan onu dinliyordu; planları dışında ailesi hakkındaki gerçekleri ilk defa ondan duyuyordu. Şiddet gördüğünü öğrenince içinde sinir dalgaları yükseliyordu sanki. Hiç düşünmeden, sessizce destek vermek istercesine ellerini Hazal'ın avuçlarının içine koydu ve parmaklarıyla elinin üstünü okşadı. Hazal, bu dokunuşla derin bir iç çekişte bulundu, ellerini geri çekmedi; Cihan'ın bakışlarındaki güven ve sakinleştirici güç, ona cesaret veriyordu. Bu sessizlikten güç alarak Cihan konuşmaya devam etti: "Babası Hazal'ın peşindeydi... Onu korumak için çok uğraştım, ama aklıma evlenmekten başka bir fikir gelmedi. Zaten uzun zamandır istediğimiz bir şeydi." Diyerek yandan kimsenin farketmeyeceği alaycı bir bakış attı karısına.
"Eğer Hazal resmiyette bir üsteğmenin eşi olarak görünürse, babası ona yaklaşamaz diye düşündüm."
Sözleri odada sessiz bir ağırlık bıraktı; Hazal, Cihan'dan aldığı güvenle bakışlarını kaldırıp kendini hüzünle dinleyen aileye çevirdi. "Sizinle tanışamadan bu şekilde karşınıza çıktığım için üzgünüm." Diyerek gelecek tepkileri bekledi; hesap sorma, kızma veya soğuk davranma gibi pek çok şey geçti aklından, ama karşısındaki genç kızın burnunu çekip yerinden kalkarak ona bir anda sarılmasını hiç beklemiyordu. "Nasıl olduğunun bir önemi yok. Ailemize hoş geldin, Hazal abla."
Hazal öyle şaşırmıştı ki, artık görümcesi olan kızın sarılışına karşılık bile veremeden Bilge bir adım geri çekildi. Yine de ona, samimi olduğunu düşündüğü sıcak bir gülümseme gönderdi. Kalbi hâlâ hızlı hızlı atıyordu.
Sonra bir an durdu. Kimsenin beklemediği bir şey yaparak yerinden kalktı. Doğruca Zerrin Hanım'ın önüne gitti.
"Eğer izin verirseniz..." dedi usulca.
Elini işaret etmesiyle tutması bir oldu. Zerrin Hanım ne olduğunu anlayamadan Hazal elini öptü, başının üzerine koydu. Hareketindeki saygı ve içtenlik odadaki herkesi bir anlığına susturdu.
Hazal aynı kararlılıkla bu kez Asil Bey'e doğru bir adım attı. Adam hemen ayağa kalktı. Uzanan eli tutup iki avucunun arasına aldı. Babacan bir tavırla, elinin üzerine nazikçe iki kez vurdu.
"Madem oğlum seni eşi olarak karşımıza çıkardı," dedi tok ama yumuşak bir sesle.
"Bu saatten sonra sen de bu ailenin bir kızısın. Hoş geldin evine, kızım."
Eline bir kez daha vurup bıraktı. Ardından şaşkın bakışlarla olan biteni izleyen oğluna döndü.
"Hazal kızıma bak da bir şeyler öğren, eşek sıpası," dedi gülümsemesini saklamadan.
"Eve gelin getirmesini biliyorsun ama azıcık nezaket, yol yordam öğrenmeyi de bil."
Diyerek elini uzattı.
Cihan, babasından aldığı bu yarı ciddi uyarıyla hemen ayağa fırladı. Elini öptü, ardından hızlıca sarıldı. Sırtına yediği uyarıcı tonda pat patlamayı ise görmezden gelmedi tabii.
Sonrası tebrikler, sarılmalar, kahkahalarla devam etti.
Zerrin Hanım ve Bilge, Hazal'ı ortasına almış, adeta soru yağmuruna tutmuştu. Onu tanımak için akıllarına gelen her şeyi soran bu iki sabırsız kadın karşısında Hazal ne yapacağını bilemedi. Ama yüzünden düşmeyen gülümseme ve içini dolduran mutluluk, uzun zamandır hissetmediği bir şeydi.
Sanki annesiyle geçirdiği günlere gidip gelmiş gibiydi. İçini saran o tanıdık aile sıcaklığı, boğazında bir düğüm bıraktı.
Uzun süren sohbetlerin ardından Zerrin Hanım gençleri rahat bırakmaya karar verdi. Yemekten sonra dinlenmeleri için odalarına gönderdi.
Ev sessizliğine çekildiğinde, odada yalnız kalan ikili birbirine bakakaldı.
Odada tek bir yatak vardı doğal olarak.
Filmlerdeki gibi bir kanepe, ya da yer yatağı hazırlayacak ekstra bir şey de yoktu.
Cihan sessizliği bozdu. Başını yatak tarafına doğru eğerek Hazal'a işaret etti.
"Mecbur aynı yatakta yatacağız, çakma hemşire," dedi yarı ciddi, yarı muzip bir tonla.
"Benden yana sıkıntın olmasın. Yattığım gibi kalkarım. Sana temas etmem."
Hazal, duyduğu lakapla şaşırmadan edemedi. Ona hemşire olduğunu ima bile etmemişti. Adam kendi kafasında tahmin yürütmüş, yetmezmiş gibi bir de lakap takmıştı. Siniri ince ince kabardı.
Kollarını göğsünde birleştirip dik bakışlarını taze kocasına çevirdi.
"Ben de uyurken hareket etmem," dedi soğukkanlı ama meydan okur bir tonla.
"Yatağın ir kenarına kıvrılırım."
Ardından yatağın ucuna yürüyüp oturdu. Elini üstündeki kıyafetleri işaret ederken bakışlarını ondan ayırmadı.
"Şimdi bana uyurken giymem için kıyafet ver, sahte kocam."
Kelimeler bilinçli seçilmişti.
Ve hedefine ulaşmıştı.
"Sahte kocam" lafını duyan Cihan dişlerini sıkarak homurdandı. Hiçbir şey söylemeden dolaba yöneldi. Kapakları biraz gereğinden sert açtı. İçinden Hazal'a olabileceğini düşündüğü birkaç parça kıyafet çıkarıp arkasını döndü.
Kıyafetleri uzatırken suratsız bakmayı da ihmal etmedi.
"Üzerini banyoda değiştirebilirsin," dedi kısa ve net bir sesle.
Sonra köşede duran kapıyı başıyla işaret etti.
İkisi de uyumak için hazırlandıklarında tek kelime etmeden yatağa girdiler. Aralarındaki mesafe öylesine fazlaydı ki, rahatlıkla bir kişi daha sığabilirdi. Fiziksel uzaklık vardı ama zihinlerindeki karmaşa o boşluğu dolduruyordu.
Hazal, ilk defa kalacağı bu evde, başlayacak yeni hayatın sorgusuna dalmıştı. Düşünceler birbirine dolanırken huzursuz bir uykuya teslim oldu.
Cihan, kızın nefeslerinin yavaşlayıp düzene girdiğini fark ettiğinde onun uyuduğunu anladı. Tüy kadar hafif hareketlerle yan döndü. Bakışları, karanlıkta siluet hâlinde bile tanıdık gelmeye başlayan yüzünde gezindi.
Farkında olmadan dudaklarının kenarında beliren gülümsemeyi hissedince hemen kendini toparladı. Bakışlarını tavana çevirdi. Kendine itiraf edemese de, uzun zamandır ilk kez uykuya dalarken bu kadar huzurlu hissediyordu.
Yeni evli çift, uykuya daldıkları hâliyle uyanacaklarını sanıyorsa...
Biraz daha öyle sanmaya devam edebilirlerdi.
Çünkü fark etmeden, birbirlerinin kokusuna alışmış; gece boyunca, tamamlanma hissiyle yavaş yavaş birbirlerine çekilmişlerdi bile.
☘️☘️
Uzun zaman sonra kendimi az da olsa mutlu hissediyordum ama kalbimin bir köşesinde, varlığını hiç unutturmayan bir sızı vardı. Yatağımda uzanmış, gözlerimi tavana sabitlemiş, ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum.
Poyraz'a tahmin ettiğimden çok daha fazla bağlandığımı, bu adı konmamış ayrılık sürecinde anlamıştım. Ayrılmış mıydık, yoksa hâlâ biz diye bir şey var mıydı bilmiyordum. Ama bizi bu noktaya getiren, benim bilmediğim sebepler olduğunu hissediyordum. Hatta bu sebeplerin onu buna mecbur bıraktığını da...
Gözleri başka şeyler söylese de askeriyede ağzından dökülen kelimeleri unutamıyor ansızın gelen ağlama krizlerine engel olamıyordum.
Cihan abim de bu durumu biliyor, ama sessiz kalmayı seçiyordu. Yanıma yaklaşırken bile çekingen davranıyordu. Bizi ayırmak için bana karşı yaptığı sert çıkışları unutamıyordum. Ne kadar onu anlasam da, kalbim tam olarak affetmeyi beceremiyordu.
Bugün ani evliliğinde onu tebrik ederken de bunu fark etmiştim. Soğuk, mesafeli bir sarılmayla hemen geri çekilmiştim. Gözlerime hüzünle bakmıştı. Ama haksız olduğunu bildiği için tek kelime edememişti.
Karanlık odam, telefonuma gelen mesaj bildirimiyle kısa bir anlığına aydınlandı. İsteksizce elimi telefona uzattım. Cesur abim yine su istiyorsa, uyuyor taklidi yapacaktım.
Ama ekrana baktığımda...
Hâlâ neden engellemediğimi bilmediğim, kalp sızımın adını görünce donup kaldım.
Tek kelimelik mesaj beni sersemletmişti:
"Aşağıdayım."
Mesajı açmadan ekrana bakarken bir mesaj daha düştü.
"Lütfen gel, konuşalım Dilrubam."
Kalbimdeki sızı derinleşti. Sızının yanına öfke, hayal kırıklığı ve kırgınlık eklendi. Yumruğumu sıktım. Bir sebebi olduğunu, istemeden benden uzaklaştığını anlıyorum diye... Hiçbir şey olmamış gibi aşağı inip onunla konuşacağımı mı sanıyordu gerçekten?
Yoksa karşısına çıktığım an, üzerine atlayıp o aptal, boş kafasını ısırmadan durabileceğimi mi düşünüyordu?
Benden çekeceklerinden habersiz, kapıma gelebilecek kadar cahil cesaretliydi. Ya da fazlasıyla şaşkoloz bir âşık.
"Bir daha bana Dilruba dedirtir miyim ben sana..." diye homurdandım kendi kendime.
Odanın içinde bir sağa, bir sola gidip geldim. Kalbimle aklım birbirine girmişti. Gitsem kırılırdım. Gitmesem eksik kalırdım.
Gitmek mi daha ağırdı, kalmak mı... Yoksa gururum mu?
O an anladım; bu gece uyku bana haramdı.
Ve hangi kararı verirsem vereyim, bir yanım mutlaka kaybedecekti…
——————————/-/———————-
Hadi söyleyin bakalım bölüm nasıldı?
Sizce karakterler nasıl? Neler okumak isterdiniz çiftler arasında?
Cihan?
Hazal?
Bilge?
Poyraz?
İnstagram: @beyazbirkuss
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 23.6k Okunma |
2.73k Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |