
Sessiz kalıp çayımı yudumlayarak gözlerimi denize sabitledim; bardağın sıcaklığı avuçlarımda, içimdeki yorgunluk omuzlarımdaydı. Son birkaç ayda hayatımda büyük değişimler olmuştu. Her şey o kadar hızlı ilerledi ki bazen geride kalmış gibi hissettim. Ama bu yoğunluğu sevmeme sebep olan insanları, şartlar ne olursa olsun sevmeye devam edeceğimide biliyordum.
Bu olayı da onlara duyduğum sevginin büyüklüğüne sığınıp uzatmamaya karar verdim. Çünkü karşımda dikkatle bana bakan üç çift göz varken uzatmak anlamsızdı.
"Tamam, sebeplerinizi, almak zorunda olduğunuz bütün kararları anlamaya çalışacağım" dedim. Sesim sakindi yüzüm ise ifadesiz. Üçü de tuttukları nefesi aynı anda bırakıp koltuklarına yaslandı.
"Ama sen..." dedim, başımla Poyraz'ı işaret ederek. "Her ne kadar zorunda olsan da, seni affetmiş olsam da içimde hâlâ sana kırgın bir yer var."
Gözleri bir an gölgelendi. İtiraz etmedi. Hak verdiğini, susuşundan anladım.
"Senden uzak kalmayacağım," diye devam ettim, "ama kırgınlığım geçene kadar eskisi gibi olmamı bekleme."
Başını hemen salladı. Bu, ona verilmiş bir şanstı. Ve o şansı kaybetmemek için tüm gücüyle çabalayacak bir adam gibi bakıyordu.
Abimin hoşnutsuz homurtusu duyulunca bakışlarımı ona çevirdim.
"Ve sen. Sana büyük kırıldım abi. Çünkü siz erkeklere bir şeyi tek tek söylemeyince ne yapmanız gerektiğini pek anlamıyorsunuz. Sende hala sana ne kadar kırıldım anlayamıyorsun."
Sert yüzü bir an ciddiyetle gülümseme arasında gidip geldi. Önce ona doğru uzattığım işaret parmağıma, sonra çatılmış kaşlarıma baktı. Dayanamadı, güldü.
Bu daha da sinirlendirdi beni. Parmağımı yakalayıp hızla kendine çekti ve hafifçe ısırdı. Canım çok yanmadı ama refleksle küçük bir çığlık attım, tırnaklarımı eline geçirdim ama onda en ufak bir etki bile göstermesi.
"Şu tatlılığa bak, hatun," dedi yanındaki çakma yengeme beni göstererek. "Bir de kaş çatıyor."
Elimin üzerine bir öpücük kondurup yanağımdan makas aldı. Ardından ciddileşerek, "Yaptıklarımın farkındayım ve pişmanım küçük. Şartlar ne olursa olsun her zaman senin tarafında olacağım. Umarım bu kararıma pişman olmam," dedi ve Poyraz'a kısa bir bakış attı.
Yengem ise "hatun" kelimesinden sonra adeta donmuştu. Gözleri hâlâ abimdeydi, bunlar kesin birbirlerinden hoşlanıyordu. Ve ben bu olaya el atmaktan geri durmayacağım kesinlikle..
Hala abime bakan yengeme zamanla alışırsın demek istedim içimden. Çünkü kocan biraz gelgitli, yengeciğim.
Pardon. Çakma yengeciğim.
Kafede biraz daha oturup abimlerin evliliğini konuştuk. Sesler alçaldı, bakışlar sertleşti. Konu her açıldığında aynı ciddiyet masaya çöktü. Kimseye tek kelime etmemem konusunda beni defalarca uyardılar. Yengemin hayatı söz konusuydu; dışarı sızacak en küçük bir açık bile görevi ele verebilirdi. Onayladığımı belli eden kısa bir baş hareketinden sonra sandalyeler geriye sürtündü, konu kapandı. Hep birlikte kalkıp eve geçtik.
Yolda annemle mesajlaşırken Poyraz'ı akşam yemeğine davet etmemi istemesi içimde beklenmedik bir kıpırtı yarattı. Parmaklarım telefonda durdu, gülümseyerek arabaya bindiğimizden beri gözlerini benden alamayan adama döndüm. Annemin yemeğe çağırdığını söyledim fakat sevincim kısa sürdü; Poyraz askeriyeye dönmek zorundaydı. Bu haber en çok abimin yüzünü güldürdü. Eve girerken dudaklarının kenarı yukarı kıvrılmıştı. Ben ise abime sinir olmak dışında sessizdim. Beklemede kal, aslanım, dedim içimden. Yanındaki, hoşlandığını bile fark etmediğin karınla sizi nasıl yeni evli bir çift gibi oynatacağımı o zaman görürsün sen gülmeyi.
Günler birbirini kovalarken annemle ve ablamla alışverişe çıkmış, üniversitede giyeceğim kıyafetleri seçip aynanın karşısında uzun uzun kombinler yapmıştık. Poşetlerin hışırtısı, mağaza ışıklarının altında birbirimize attığımız onay bakışları... Hepsi küçük ama keyifli anlardı. Yeğenim için de yumuşacık, tatlı bir tulum aldım. Cinsiyeti haftaya belli olacaktı. O günü sabırsızlıkla bekliyor, daha şimdiden alacaklarımın listesini zihnimde uzatıyordum. Bu hafta içi öylesine dolu geçmişti ki tempo hoşuma gitse de, normalde yatakta pineklemeyi seven biri için fazlasıyla yorucuydu.
Bu arada Mahir abim sözünü tutmuş, beni Hayal ablayla tanıştırmıştı. Gerçekten abimin dişine göre biriydi. Sadece bir bakışıyla bile onu kendine çekebiliyordu. Evde genelde köşesinde sessizce oturap gözlem yapan abim; Hayal ablanın yanında bambaşka birine dönüşüyordu. Sürekli konuşan, espri yapan, gözleri parlayan birine... Bu hâlini görmek içimi ısıttı ama içimde küçücük bir kıskançlık da kıpırdamadı değil.
Şimdi ise evin içinde yoğun bir koşturma vardı. Annem, bütün evlatlarının ve onların sevdiklerinin katılacağı kalabalık bir akşam yemeği vermek istediğini söylemişti. Mutfaktan gelen tencere sesleri, salonun ortasında açılan masa örtüsü, bir yerden diğerine yetişmeye çalışan telaşlı adımlar... Böyle aile içi organizasyonlara ablamıda dahil etmesi beni tarifsiz mutlu ediyordu. Biliyordu çünkü ablamla yaralarımız ortaktı. Beni nasıl sabırla iyileştiriyorsa, ablamı da aynı şefkatle sarmalıyor, ikimizi birbirinden ayırmıyordu. Merhameti gerçekten sınır tanımıyordu.
Artık her şey hazır olduğunda herkesin işten gelmesini bekliyorduk. Ablamlar yoldaydı; az önce bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını sormuşlardı. Mahir abim de Hayal ablayı alıp gelecekti. Cihan abim ve Poyraz birlikte geleceklerdi. Yan yana, birbirlerine laf sokmadan duramayan bir ikili olsalar da her anlarını birlikte geçiriyorlardı.
Bugüne özel biraz "cici kız" moduna girip paspal ev kıyafetlerinden kurtulmuştum. Annemle Hazal ablanın muzip ama beğenen bakışlarına aldırmamaya çalışarak sağa sola adımlıyordum ki kapı çaldı. Hızlıca ilerleyip bekletmeden hemen açtım.
Önde ablamla Aras abi, arkada Mahir abimle Hayal abla duruyordu. Onlara kocaman bir gülümseme gönderip "Hoş geldiniz!" diyerek kapıyı ardına kadar açtım. Kadınlar önden geçerken erkekler peşi sıra içeri girdiler.
Aras abi yanımdan geçerken, "Naber baldız?" deyince kaşlarımı çatmadan edemedim. "Baldız" kelimesine sinir olduğumu bildiği hâlde bilerek söylemeye devam ediyordu. Sinirli hâlime gülerek salona geçti. Mahir abim ise yanağımdan makas alıp göz kırparak Aras abiyi takip etti.
Tam kapıyı kapatıyordum ki Cihan abim ıslık çalarak onları görmemi sağladı. O an dünya bir saniyeliğine yavaşladı. Poyraz özenle giyinmişti; koyu renk ceketi omuzlarına tam oturmuş, saçları her zamanki dağınık düzenindeydi. Göz göze geldiğimiz an yüzümdeki ifade istemsizce değişti. Yüzüm anında aydınlandı. Göz göze gelince aynı ifade onun yüzüne de yayıldı. Heyecanla sesimin yüksek çıkmasına engel olamadan, "Hoş geldiniz!" diye şakıdım.
Abim abartılı bir şekilde gözlerini devirirken ayakkabısını çıkarıp içeri adımladı. "Kapının önünde çok durma abicim, çarpar falan. Havalar serinledi malum. Hadi gel, beraber içeri geçelim," diyerek koluma asıldı.
Onu hafifçe iterek içeriye seslendim: "Yengeee, kocan geldi! Akşama kadar 'kocam da kocam' diye dolanıyordun, gel de karşıla kocanı!" diyerek abartılı tepkilerle abimi içeriye itmeye çalıştım.
Poyraz eşikte kalmıştı. Elleri cebinde, omzunu kapı pervazına yaslamış, bizi izliyordu. Dudaklarının kenarında bastıramadığı bir gülümseme vardı. Gözlerinde ise o tanıdık ifade... Eğlenen ama aynı zamanda bütün sevsini gözlerinden yansıtan bir bakış.
Ev kalabalıklaşırken, sesler üst üste binerken, kahkahalar yükselirken... Ben o an sadece kapının eşiğinde duran adamın varlığını doyasıya hissediyorumdum. İçeriye doğru bir adım attı. Kapının eşiğini geçip tam karşımda durdu. Aramızda yalnızca bir nefeslik mesafe kalmıştı.
Yengem Cihan abimi çoktan alıp salona götürmüş olmalıydı; çünkü onun sesi artık yakınımda değildi. Az önce kulaklarımı dolduran o abartılı serzenişler yerini tuhaf bir sessizliğe bırakmıştı.
Poyraz başını hafifçe eğerek yüzüme baktı. Gözlerinde hem gülümsemenin izi hem de ölçülü bir ciddiyet vardı. Üzerindeki hafif parfüm kokusu serin havayla karışıp aramızdaki mesafeyi daha da daraltıyordu. Bu kadar yakın olması kalbime zarardı. Aramız yeni düzeliyorken, ona uzun zamandır özlem duyuyorken bu kadar yakınımda olmamalıydı.
"Hoş buldum, Dilrubam," dedi gözlerimin içine bakarak. "Çok hoş buldum hem de." Az önceki karşılamama cevap verirken.
Gözlerimizi birbirimizden alamıyorduk. Zaman, koridorun dar duvarları arasında ağırlaşmış gibiydi. Tam o an, hafif aralık olan kapı birden geriye doğru itildi. İrkilerek bir adım geri çıktım.
Babam kapıda duruyordu. Bir eli kapının üzerinde, kaşları çatık, bakışları doğrudan Poyraz'a kilitliydi. O bakışta açık bir uyarı vardı.
Poyraz bir an ne yapacağını bilemez gibi babama baktı, ardından refleksle bir iki adım geri çekildi. Az önce üzerimde kurduğu o erkeksi, kendinden emin hâlin yerini belirgin bir tedirginlik alınca gülmemek için kendimi zor tuttum.
Boğazımı hafifçe temizleyip babama doğru bir adım atarak dikkatini üzerime çektim. "Babacığım, hoş geldin," diyerek gülümsedim ve elindeki ceketi nazikçe alıp askılığa bıraktım. "Hoş bulduk güzelimin güzeli," dedi babam; o her zamanki hayran dolu ses tonuyla, yanında olmasa bile karısına olan aşkını sözlerine iliştirmeyi ihmal etmemişti. Ardından Poyraz'a doğru, adeta bir uyarı barındıran o keskin ve ters bakışlarından birini fırlatıp içeriye geçti. Hemen arkasından Poyraz da biraz mahcup, biraz da çekingen adımlarla peşinden gidince, bu hallerine engel olamayıp sessizce gülümsedim.
Keyifli sohbetlerin eşlik ettiği akşam yemeğinin ardından, biz gençler el birliğiyle mutfağa doluşup ortalığı hızlıca toparladık. Hayal abla, aramıza ilk kez katılmasına rağmen sanki hep bizden biriymiş gibi sıcak bir bağ kurmuş, ortamın neşesine anında ayak uydurmuştu. Hatta Hazal ablayla kısa sürede kaynaşıp bir olup bana takılmaya, "görümce" şakalarıyla beni darlamaya bile başlamışlardı.
Göz ucuyla abilerime baktığımda, ikisinin de sevdiği kadınlardan gözlerini alamadığını fark ettim. Cihan abimin Hazal ablaya bakışlarındaki o derinliği görmemek imkansızdı; belli ki bu kağıt üzerindeki anlaşmalı evlilik, sessiz sedasız büyük bir aşka evrilmeye başlıyordu. Diğer yanda ise ablamın hamilelik telaşıyla yardım etme çabaları, Aras abi tarafından tatlı sert bir şekilde sabote ediliyor, onların bu sevimli didişmelerini izlemek hepimizi eğlendiriyordu.
Çaylar demini alıp ikramlıklar hazırlandığında, hep birlikte tepsileri kapıp annemlerin yanına geçtik. Salon, Hayal ablayı tanımaya yönelik meraklı sorular ve samimi cevaplarla yankılanırken; bu anlar, uzun zamandır hasretini çektiğimiz o huzurlu tablonun en güzel karelerinden biriydi sanki.
Ablamla bebek hakkında sohbete daldığımız sırada, hemen yanındaki telefonun ekranı ışıldayınca gözüm istemsizce kaydı. Ekranda "Babam" yazısını görmemle içimde bir yerlerin sızlamaz bir oldu. Bir zamanlar babam sanıp bir damla sevgisi için etrafında pervane olduğum adamın ismini orada öylece görmek, kalbimde hiç beklemediğim bir hareketlenmeye sebep oldu.
Onlara ne kadar kızgın olsam da bana doğrudan bir kötülükleri dokunmamıştı; sadece çocukluğumun büyük bir kısmını bir köşede onları bekleyerek harcamıştım. Bizden esirgedikleri sevgiyi ya da hayatın bize getirdiklerini her ne kadar affedemesem de, içimde bir yerlerde onlara karşı hâlâ bir şeyler kırıntı şeklinde duruyordu. O ismi görünce aslında onları özlediğimi fark etmek kendime kızmama sebep oldu. Onlar beni pek de özlemiş sayılmazdı; sonuçta en son görüşmemizden beri bir kez bile arayıp sorma zahmetine girmemişlerdi.
Ablam ekrandaki ismi fark edince bakışları anlık olarak bana kaydı ve telaşla telefona uzandı. Biliyordu ki babası bu saatte, hatta normal zamanlarda bile pek aramazdı. Yerinden fırlayıp mutfağa doğru adımlarken, telefon kapanmadan hemen açıp kulağına dayadı. Peşinden kalktığım için o tedirgin, "Baba?" deyişini duymuştum.
Ondan sonra ablamın ağzından tek kelime çıkmadı; sadece karşı tarafı dinledi. Telefonu yavaşça kulağından indirip bana döndüğünde gözlerinin dolduğunu gördüm.
Hemen yanına gidip kollarından tutarak, "Abla, ne oldu?" diye fısıldadım. O sırada arkamızda bir hareketlilik hissettim; Aras abi çoktan yanımızda bitmiş, bir terslik olduğunu anlamıştı. Ablamın dolu gözlerine bakarken kaşlarını çatmadan edemedi.
"Canım, iyi misin? Kimdi arayan?" diye sorunca, ablam derin bir nefes alıp güç bela, "Babam," dedi. Sertçe yutkunduktan sonra asıl haberi verdi: "Annemi hastaneye kaldırmışlar." Gözünden süzülen birkaç damla yaşın eşliğinde dudaklarından o ağır cümle döküldü: "Kalp krizi geçirmiş."
O an dondum kaldım sanki, her şey bir film şeridi gibi hızla akmaya başladı. Babam ve annem, bir saniye bile tereddüt etmeden yanımıza gelerek bu zor anda yanımızda olmaktan çekinmediler. Aras abiyle birlikte bizi toparlayıp hastaneye götürdüler.
Evden son ayrılışımızda öfkeme yenilip ona sadece ismiyle hitap etmiştim. Ama şimdi bu hastane koridorunda, içimde sürekli "anne" diye feryat eden o küçük kızın sesi kulaklarımda çınlıyordu. Öz ailemin sevgisine ve desteğine kendimi o kadar kaptırmıştım ki, onlara olan kırgınlığımın da sevgimin de çoktan silinip gittiğini sanıyordum. Oysa yanılmışım; içimde hâlâ onlara ait bir yerlerin olduğunu, şu an yaşadığım o yakıcı kaybetme korkusuyla acı bir şekilde anladım.
Ameliyathanenin önünde ablama destek olmaya çalışırken ifadesiz durmaya zorlasam da kendimi sıkmaktan patlama noktasına gelmiştim. Doktor dışarı çıktığında hayati riskin atlatıldığını ama ciddi bir kriz geçirdiğini üzerine bastırarak belirtti. Bundan sonraki hayatını daha sakin ve stresten uzak geçirmesi gerektiğini söylediğinde zihnim bulandı. Ne stresi yaşamıştı da kalbi bu yükü taşıyamamıştı? Doktor yanımızdan ayrılınca ablam hemen Aras abiye sığındı; ben ise o boğucu atmosferden kaçarak kendimi lavaboya attım.
Ellerimi yıkayıp terleyen ensemi hafifçe ıslatırken, annemin içeri girdiğini aynadaki yansımadan fark ettim. Hâlâ ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum; sanki ona üzülürsem öz anneme haksızlık edecekmişim gibi suçlu bir his kemiriyordu içimi. Annem ellerini omuzlarıma koyup beni şefkatle kendine çevirdi. Yüzümü dikkatle inceledi ve kısık bir sesle, "Ağla," dedi. Kaşlarım hayretle çatılırken ne demek istediğini sormaya yeltendim ama o izin vermedi. "Ağla kızım, kendini sıkma. O senin annen... Size bunu hissettirememiş olsa da sen onu sevdin, yılların onunla geçti."
Anlayışla başını sallayıp, "Ağla anneciğim, sorun değil," diyerek beni göğsüne çektiğinde içimdeki tüm barajlar yıkıldı sanki. Gözyaşlarım peş peşe yanaklarımdan süzülürken ona sıkıca sarılıp hıçkırıklara boğuldum. Tek kelime etmedim, içimdeki kırgınlıkları haykırmadım ama o her birini kalbinde hissetti. Büyük bir şefkatle saçlarımı okşayarak ben sakinleşene kadar öylece bekledi.
Lavaboda sakinleşene kadar bekledikten sonra kendimi toparlayıp annemle birlikte dışarı çıktık. Geldiğimizden beri göz ucuyla takip ettiğim Levent babama baktığımda, bakışlarının üzerimde asılı kaldığını gördüm. Gözlerinde pişmanlık, hüzün ve tuhaf bir anlayış harmanlanmıştı; tüm bu zıt duyguları aynı anda nasıl yansıtabildiğini bilmiyordum ama bana hissettirdikleri tam olarak bunlardı. Affedilmeyi bekleyen bir suçlu gibi bakıyor, ama aynı zamanda affedilmemeyi de kabullenecek kadar her şeyin farkında olduğunu hissettiriyordu.
Ferda annemi normal odaya aldıklarında içeride sadece ablam, ben ve babam vardık; diğerleri bize alan tanımak için dışarıda beklemeyi tercih etmişti. Annem yavaş yavaş kendine gelmeye başlayınca ablam ve babam hemen başucuna sokuldular. Ben ise onlardan birkaç adım geride durup toparlanmasını bekledim. Gözlerini aralayıp ablamı görünce yüzünde soluk bir gülümseme belirdi. Ablam onun elini sıkıca tutup öperken, "Bizi çok korkuttun anne," diyerek alnını eline yaslayıp yeniden ağlamaya başladı. Levent babam, "Şşşt, sakin ol Yasemin. Annen iyi bak kızım, kendini de bebeğini de artık strese sokma," diyerek ablamı hafifçe geri çekince Ferda annemin bakışları bana takıldı.
Beni orada görmeyi beklemediği her halinden belliydi; şaşkınlıkla karışık, saf bir sevinçle "Bilge..." diye fısıldadı. Yanına yaklaşıp diğerlerinin bıraktığı elini tuttum ve "Geçmiş olsun... anne," dedim duraksayarak. Sesim ağlamaktan boğuklaştığı için kendimi hemen ele vermiştim. Onun da gözlerinin dolduğunu görünce, yarasına dikkat ederek usulca sarıldım ona. Serumun izin verdiği ölçüde kolunu kaldırıp bana karşılık verdi. "Gelmişsin kızım... İyi ki geldin," diyerek kesik kesik konuştuğunda, kendimi geri çekip gözyaşlarımı sildim. O da akan yaşlarını kurularken birbirimize öylece baktık. "Konuşacağımız çok şey, dileyeceğim çok özür var," dedi ablamla bana bakıp burukça gülümseyerek.
Levent babam yanımıza sokulunca ona yer açmak için geriye çekildik. Onlar alçak sesle konuşurken biz de odadaki ikili koltuğa iliştik. Tam o sırada kapı aniden açıldı; uzun süredir görmediğim anneannem ve dedem içeri girince, refleksle ayağa kalkıp sessizce beklemeye başladık.
İfadesiz bakışlar, önce yatakta savunmasızca uzanan Ferda anneme çevrildi; ardından bizi üstünkörü süzüp yatağa doğru ağır adımlarla ilerlediler. Anneannem, kızına yaklaşıp "Nasılsın Ferdacım? Çok solgun görünüyorsun," dediğinde, sesinde şefkatten ziyade soğuk bir eleştiri vardı. Sanki kızı ağır bir ameliyattan çıkmamış da, evde pijamalarıyla dağınık yakalanmış gibi onaylamayan gözlerle bakıyordu ona. İçimdeki sinir yavaş yavaş tırmansa da sessizliğimi koruyup beklemeye başladım. Dedem de formaliteden hal hatır sorunca, aralarındaki buz gibi konuşma kısa sürede noktalandı.
Bakışlar tekrar bize döndüğünde istemsizce gerildim. Artık eski ben değildim; yersiz bir laf ederlerse sessiz kalamayacağımı biliyordum. Anneannemin gözleri üzerimde gereğinden fazla oyalanınca, mecburiyetten selam verip hatırını sordum. "İyiyim canım. Asıl sen nasılsın? Öz ailenle aran iyidir umarım. Seni üzmüyorlar değil mi?" dediğinde, dudaklarımdan dökülen alaycı kıkırtıya engel olamadım. Bunu gerçekten dört ay sonra, ben yanlarından gideli beri bir kez bile aramamışken mi soruyordu? Hastane ortamında huzursuzluk çıkmasın diye, "Gayet iyiler, çok güzel anlaşıyoruz," diyerek konuyu kestirip attım.
O sırada dedem ile Levent babam arasındaki kısık sesli ama hararetli konuşma dikkatimi çekti. Babamın yüzü sinirden kızarmaya başlayınca ters giden bir şeyler olduğunu anladım. Dedem aniden anneme dönüp, "Bir aydır bu ihale için çalışmanıza rağmen, hangi dikkatsizlik ihaleyi kaybetmene sebep oldu Ferda?" diye sordu.
Ablam bir adım öne çıkarak, "Dede, şu an sırası değil. Annem yeni ameliyattan çıktı," diye uyardı ama dedem için bunun hiçbir hükmü yoktu. Ablama keskin bir bakış fırlatıp, "Büyüklerin işine karışmamalısın Yasemin," diyerek yeniden anneme odaklandı. Normalde bu ailede iş her zaman kutsaldı ama bu kadarı fazlaydı. Kızının can çekişen halini görmüyor muydu? Ferda annem, suçluluk dolu bakışlarını ellerine indirip, "Son günlerde kafam çok doluydu," dedi ve kaçamak bir bakışla bana bakıp sustu.
Dedem öfkeyle soludu: "O kafanı meşgul eden saçma düşünceler, milyonlar kaybetmemize sebep oldu!"
Ablam tekrar "Dede, lütfen!" diye araya girdiğinde, Levent babam daha fazla dayanamadı. "Ferda o ihale sırasında kalp krizi geçirdi Münih Bey!" diye gürleyince ortam bir anda buz kesti. "Milyonları bırakın, milyarların bile onun canı yanında değeri yok!" diye devam ettiğinde, hepimiz şaşkınlıkla babama bakıyorduk. Yıllardır bu iki insan, karı kocadan ziyade birbirine saygı duyan mesafeli iki iş arkadaşı gibiydi. Babam, dedemle kızı arasına asla girmez, annemi savunmak için risk almazdı.
Dedem şaşırsa da çabuk toparlandı ve zehirli sorusunu sordu: "Söylesene, aklını meşgul eden bu düşünce neymiş ki kalp krizine kadar sebep olmuş?"
Annem suçlulukla tekrar bana bakınca içim ürperdi. Benim yüzümden miydi? Uzun zamandır görüşmemiştik bile. O an, karşımızda her zaman dik ve duygusuz duran o kadının gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Hepimiz hayretler içindeydik.
"Ailem dağıldı!" diye feryat etti annem. "İşlerden fırsat bulup sevgimi, anneliğimi hissettiremediğim kızlarım artık yanımda değil!" Ablam onu sakinleştirmek için kolunu tutmaya çalıştı ama annem izin vermedi. Ben ise taş kesilmiş gibi onu izliyordum.
"Sizin iş hırsınız yüzünden ben de böyle büyüdüm," dedi dedemlere dönerek. "Çocukluğumda sevgi, aile, mutluluk gibi kavramlar yoktu. Beni bir iş anlaşması gibi evliliğe ittiniz, sonra torun diye tutturdunuz.
Her şeye rağmen, ben kocamı da kızlarımı da sevdim; ama onlara bunu nasıl göstereceğimi bilemedim. Sandım ki her şeyi önlerine serersem, istedikleri hayatı yaşarlarsa benim gibi olmazlar, sevildiklerini anlarlar..."
Bir an durup gözyaşlarını sildi ve bakışlarını doğrudan bana dikti. "Bilge gittiğinden beri hislerim tepetaklak oldu, sonra Yasemin gitti... Onların evdeki varlığı bile bana aile olduğumuzu hissettiriyormuş, gidince anladım. Ben aslında ailemi çok seviyormuşum, kaybedince anladım," diyerek hıçkırıklara boğuldu.
Dedem, annemin gözyaşlarına buz gibi bir umursamazlıkla omuz silkerek karşılık verdi: "İşlerin daha önemli; çünkü onlara sunduğun bu konforlu hayat o başarıların eseri. Paran olmasaydı ne kızların ne de kocan yanında olurdu. Bu hayatta güç kimdeyse sevgi de, saygı da onun etrafında toplanır. Kendini çabuk toparla ve derhal işinin başına dön!"
Bu saçma ve kalpsiz uyarı bardağı taşıran son damla oldu. Daha fazla duramadım, öne atılıp tam karşısına dikildim. "Siz ne dediğinizin farkında mısınız dede!" diye bağırdım. Elimle yatakta bitkin haldeki annemi gösterdim: "Bu kadın keyif yapmıyor, ameliyat oldu! Ya ona bir şey olsaydı? Nasıl bu kadar vicdansız olabiliyorsunuz!"
Sesimin yükselmesiyle odanın kapısı hızla açıldı; annem babam ve Aras abi içeri daldı. Dedemin gözlerinin içine bakarak devam ettim: "Sizin bitmek bilmeyen hırslarınız yüzünden annem duygularını bastırmak zorunda kaldı, bize yetemedi! Ama artık onu yönlendiremeyeceksiniz, buna izin vermiyorum! O bir robot değil ve artık sizin istediğiniz kalıba girmeyecek."
Dedem, öfkeden bir adım üzerime yürüyüp dişlerinin arasından konuştu: "Ailemden bile olmayan bir çocuktan direktif alacak değilim. Ses tonuna dikkat et ve haddini bil!"
Tam o anda annem, yatağından doğrulmaya çalışarak araya girdi: "Baba! Onunla bu şekilde konuşamazsın! Artık bitti. Bize müdahale etmene daha fazla izin vermeyeceğim!" Annem konuştukça monitörden gelen ritmik sesler hızlanmaya, kalp atışları tehlikeli sınırlara dayanmaya başladı. Ablamla hemen yanına adımlayıp onu sakinleştirerek yatağa yatırdık.
Levent babam, kararlı adımlarla dedeme doğru ilerledi: "Karımı duydunuz Münir Bey, artık bize karışamazsınız. Ayrıca şirket hisselerini ayırma kararı aldık; tüm ortaklıklarımızı bitiriyoruz." Dedem, parmağını tehditkar bir tavırla sallayarak, "Buna pişman olacaksınız!" dedi ve anneanneme bir bakış atıp kapıya yöneldi.
Ancak bu kez öz babamın sarsılmaz duvarına çarptı.
Babam, dedemin yolunu keserek gürledi: "Bir daha kızımla bu şekilde konuşursanız olacaklardan ben sorumlu olmam Münir Bey. Bilge benim geç kavuştuğum kıymetlimdir; onun isminin sizin dilinize bu şekilde değmesine asla müsaade etmem."
Dedem tam çıkacakken babam son darbeyi vurdu: "Bu arada, Ataşehir'deki şirketiniz hakkında usulsüzlük ve vergi kaçırmaktan savcılık inceleme başlattı, haberiniz yoktu sanırım."
Dedemin yüzü kırmızıdan mora dönerken babam bana dönüp göz kırptı. Beni şefkatle kolunun altına alarak annemin yatağına yaklaştı. "Geçmiş olsun Ferda Hanım, umarım en kısa sürede sağlığınıza kavuşursunuz," diyerek nezaketle temennilerini sundu. Aradan biraz zaman geçince babam ve Levent babam ilk kez yan yana gelmelerine rağmen, aralarında yılların dostluğu varmış gibi samimi bir sohbet başladı, Aras abi de onlara katıldı.
Ablamla ben annemin yatağının iki yanına tünemiş, ellerini sıkıca tutuyorduk. İki annemin arasındaki o eski, mesafeli buz dağı erimeye başlamıştı; bakışları artık çok daha sıcak ve gerçekti. Ferda annemin üzerinde hala yılların getirdiği o donukluk olsa da, sevgiyle bunu aşacağımızı hissediyordum.
Doktor odaya girip kalabalığın fazla olduğunu, annemin artık dinlenmesi gerektiğini söyleyerek bizi dışarı davet ettiğinde, ablamla ikimiz yanında refakatçi olarak kalmak istedik.
Ancak Levent babam gitmememiz için komik ama haklı bahaneler üretiyordu.
Annemle konuşacak "uzun konuları" olduğunu söylerken gözlerinde çocuksu bir heyecan pırıltısı vardı. Sanki otuz yıllık evlilikleri, o gün o hastane odasında küllerinden yeniden doğuyor, bir aşk hikayesine evriliyordu. Birbirlerine kaçamak bakışlar atıp gülümseyerek gözlerini kaçırmaları, her şeyin artık çok daha güzel olacağının kanıtıydı.
🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸
Hayırlı Ramazanlar canlarım! 🌸
Oruç nasıl geçiyor? Benim günlerim bayagı yoğun geçtiği için bölümler biraz gecikmeli geliyor. Eğer bölümlerin daha sık gelmesini istiyorsanız, beni biraz motive etmelisiniz! 😅🤭 Bölüm hakkındaki düşünceleriniz ve o güzel yorumlarınız beni harika motive eder mesela. Ben o yorumları okudukça, yeni bölümleri yazma şevkiyle adeta döktürürüm. 🥰😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 23.6k Okunma |
2.73k Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |