17. Bölüm

Gurur

Beyazbirkuş
beyazbirkuss

Yazardan.. "Mahir"

 

 

 

Mahir, ders günlerinde evden her zamankinden erken çıkardı. Sevdiği işi yapmanın huzuru ve bunun getirdiği gururla yoluna koyulurdu. Hayatında her şey planlı ve düzenliydi; en küçük aksaklık bile tahammülünü zorlayabilirdi. Onun için iş, yalnızca bir uğraş değil, çizgisini belirleyen bir sınırdı.

Ve son zamanlarda Mahir'in tahammülünü fazlasıyla zorlayan biri vardı: Hayal. Onun basket kulübünde bulunmadığı bir gün, kızı derse kaydetmişler ve kendisine sorulmadan grubuna dahil etmişlerdi. Üstelik bunu yapanın kim olduğu da bir türlü öğrenememişti.

Kendi kontrolü dışında gelişen her şey, Mahir'in içinde şüphe uyandırır, daha dikkatli olmasına sebep olurdu. Bu yüzden, ona sorulmadan grubuna yeni birinin kaydedilmesi hiç hoşuna gitmemişti. Fakat kayıt çoktan yapıldığından mecburen kabullenmek zorunda kalmıştı. Mahir, çok konuşmayı seven biri değildi; insanlarla sadece gerektiği kadar iletişim kurardı. Ama bu kız... hiç susmuyordu. Sürekli soru soruyor, bir dakika bile yanından ayrılmıyordu.

 

Üstelik cüssesine bakmadan yapamayacağı bir sporu öğrenmek istemesi bile Mahir'in sinirini bozuyordu. Ona göre her işin bir yakışanı vardı; uygun değilsen, zorlamanın anlamı yoktu. Bu kız ise basketbol topunu potaya atmayı bırak, elinde tutmayı bile beceremiyordu. Mahir, uygun bir dille bu sporun ona göre olmadığını anlatmaya çalışmıştı ama o inat etmiş, daha çok çalışmaya koyulmuştu.

 

Ama dakikalardır yaptığı tek şey topun elinden kayıp gitmesine engel olmaya çalışmaktı. Bir ara topa öfkelenip ayağıyla vurmuş, ardından küçük bir kız çocuğu gibi ayağını tutup ağrıyor diye sızlanmıştı. Mahir, böyle şımarık tavırlara tahammül edemezdi. Daha fazla uğraşmamak için onu kulüpteki başka birine yönlendirdi, fakat inatçı keçi buna da itiraz etti.

 

Sonunda Mahir, pes etmesi için onu zorlamaya başladı. Gücünün yetmeyeceği hareketler yaptırıyor, bağırıp azarlıyordu. Ama ne kadar üzerine gitse de, dışarıdan çıtı pıtı görünen bu kızın inadı ve öğrenme azmi ondan daha büyüktü. Asla vazgeçmeyi bilmiyordu!

 

Bir hafta Mahir'in bağırıp çağırmaları ve Hayal'i pes ettirmek için zorlamalarıyla geçti. Ama Hayal'in inadı kırılmadı. Mahir grubundaki erkeklere bile yaptırmadığı ağır hareketleri ona yaptırmasına rağmen, tek bir kez bile şikâyet etmeden hepsini yaptı. Bu kararlılık, Mahir'in içten içe şaşırmasına sebep oluyordu.

 

Oysa niyeti zorbalık yapmak değildi. Sadece pes etsin, yoluna devam etsin istiyordu. Ama Hayal'in inadında, çabasının ardında onu düşündüren bir şey vardı. Bu düşünceler, kontrol edemediği şekilde zihninin bir köşesinde hep yer ediyordu. Ve bu durum Mahir'i rahatsız ettikçe, kendini istemeden ona daha çok yüklenirken buluyordu.

 

Gün sonunda Hayal'in yüzü domates gibi kızarmış, saçları terden sırıl sıklam olmuştu. Mahir, onu öyle görünce istemsizce gülümsedi. Bu hali... nedense ona tatlı gelmişti.

 

Ama düşüncelerinin gittiği yönü fark eder etmez kaşları çatıldı. Hemen kendi içinde bir set çekti.

"Hayır!" diye söylendi sessizce. "Tatlı değil. Sadece... yağmurda uzun süre koşup ıslanmış bir sokak kedisi gibi görünüyor, o kadar."

 

Çünkü onun için tatlı olan tek kişi vardı: biricik kardeşi Bilge.

Bilge, aileye sonradan gelen, geç kavuştukları kıymetli kardeşiydi. Mahir için o, hayatın sunduğu en büyük armağandı. Onun varlığı eve huzur, yüreğine ise bambaşka bir ışık katmıştı. Gözünde Bilge, ne kadar büyüse de daima korunması gereken narin bir emanetti. İşte bu yüzden Mahir'in kalbinde tatlılık kelimesi yalnızca Bilge ile anlam buluyordu.

 

Ama aklı, ona rağmen kendi oyununu oynuyordu. "Tatlı" kelimesi zihninde yankılandığında, yalnızca Bilge'nin resmi beliren o köşeye şimdi inatla Hayal'in profili de sızıp yerleşiyordu. Mahir bunu fark ettiği an öfkeyle içini çekti. Hayır! Onu tatlı bulamazdı. Hayal, sadece hayatına zorla dahil edilmiş bir öğrenciden ibaretti, başka hiçbir şey değil.

 

Ertesi gün Mahir, yine erkenden uyanmıştı. Evdekiler kalkmadan sabah koşusunu yapmış, ardından duşunu alıp çoktan evden çıkmıştı. Bugün Bilge, ablasında kalacak ve kız kıza vakit geçireceklerdi. Mahir'in dersi olduğu için onu ablasının yanına Cesur bırakacaktı.

 

Kulübe vardığında derse hâlâ bir saat vardı. Kahvaltı yapmadığından karnı açtı; bu yüzden kafeteryaya uğrayıp hızlıca bir şeyler atıştırdı. O sırada aklından geçen tek şey, Hayal'in şimdiden salonda çalışıyor olabileceğiydi. Ders günleri erkenden gelip tek başına basket idmanı yaptığını diğerlerinden duymuştu.

 

Yemeğini bitirir bitirmez salona yöneldi. Evden eşofmanlarıyla çıktığı için üzerini değiştirmeye gerek görmemişti. Ancak salona girmeden önce, yan taraftaki koridordan Hayal'in sesini duydu. Adımlarını yavaşlattı. İçinde bir merak kıpırdandı ve farkında olmadan durup onu dinlemeye başladı.

 

Hayal, telefonla konuşuyordu. İleri geri yürürken arkasını dönmüştü, bu yüzden Mahir'in geldiğini fark etmedi. Sesinde kararlılıkla karışık bir heyecan vardı:

 

"Hayır, ben görüntümün aksine zayıf biri değilim. Onun için çabalamak beni mutlu ediyor. Ona yakın olup gözlerine bakmak paha biçilemez bir duygu. O yüzden beni ne kadar zorladığının bir önemi yok."

 

Mahir'in kaşları kademe kademe çatıldı. Duyduklarını anlamaya çalışıyordu. "Ne yani? Bunca zamandır katlandığı şeyler... sırf benim yanımda olmak için miydi?"

 

İçinden alaycı bir ses yükseldi: "Ne bu, ergen dizisi mi çekiyoruz burada? Hoca-öğrenci fantezisi mi var bu kızın kafasında?"

 

Mahir'in sabrı taşmaya başlamıştı. Zaten böyle şeyler ona tamamen tersti. Bir de küçük kızların çocukça duygularıyla uğraşmak zorunda kalmak... iyice sinirini bozuyordu.

 

Adımlarını sertleştirerek salona yöneldi.

 

Bu işi bugün bitirmeliydi. Çocukça oyunlara burada yer yoktu. Mahir, kendi kurallarından ödün vererek onun derse katılmasına zaten göz yummuştu. Ama artık daha fazla tahammül edemezdi. Bir öğrencinin inadı yüzünden düzeninin bozulmasına izin veremezdi. Bu mesele burada noktalanmalıydı.

 

Ama her şeye rağmen, Hayal'in inadı ve gözlerindeki o ısrarcı ışık, zihninin bir köşesinden asla silinmiyordu.

 

Herkes salona toplandığında Mahir, sinirlerini kontrol ederek derse başladı. Ders ilerledikçe grup düzgün bir ritim yakaladı, herkes adım adım ilerleme kaydetti.

 

Ama Mahir'in gözleri sık sık Hayal'e kayıyordu. Daha önce defalarca anlatmasına rağmen, o hâlâ topu yanlış tutuyor ve potaya atmaya çalışıyordu. Aradığı fırsatı bulunca sert adımlarla Hayal'in yanına yürüdü.

 

"Beceriksiz bir çocuktan farkın yok! Defalarca göstermeme rağmen hâlâ aynı hatayı yapıyorsun!"

 

Mahir'in sesi salonda yankılandı. Hayal irkildi, hızla arkasına döndü ve Mahir'e baktı. Hep ona kızıp zorlamıştı, ama ilk defa gözlerinde gerçek bir öfke vardı. Ne demişti? Beceriksiz bir çocuk mu!

 

Herkesin içinde, gururunu kıran bu sözler karşısında Hayal cevap veremedi. Sadece sessizce dinledi, utanmıştı. Çevresindekiler de çalışmayı bırakmış, onları izliyordu.

 

Ama Mahir durmadı:

"Bu işi ciddiye almadığın, saçma ve basit heveslerin peşinden koşarak buraya geldiğin her halinden belli! Daha fazla beni meşgul etmeden sadece derslerine odaklansan iyi edersin! Şimdi topu gösterdiğim gibi tut ve potaya at."

 

Hayal, telefonla konuşurken Mahir'in kendini duyduğunu fark etti. Bu, onu utandırmıştı; ama daha çok, duygularının basit bir heves gibi görülmesi kırmıştı. Mahir'in onu zorlamasına ve herkesten fazla çalıştırmasına daha önce ses çıkarmamıştı, çünkü onunla geçirdiği her an, her şeye rağmen güzeldi.

 

Ama bu azarlama, önceki kızmalarına hiç benzemiyordu. Bu, düpedüz duygularını küçümsemek ve alay etmekti. Üstelik herkesin içinde!

 

Gururu hiç bu kadar kırılmamıştı Hayal'in. Bulunduğu ortam onu boğuyordu. Gözleri istemsiz dolup elleri titremeye başlayınca, top elinden kayıp yere düştü. Gözleri Mahir'in gözlerine takılınca, ona hayal kırıklığıyla bakıp arkasını döndü ve salondan çıktı.

 

Mahir ise içinde garip bir sızı hissetti. Gözlerinde gördüğü ifade canını yakmıştı. Söylediklerini düşününce, fazla ileri gittiğini anladı. Sinirle ellerini yüzüne sürüp diğerlerine döndü. Herkes onlara bakıyordu. Bunca insanın içinde bir genç kızın duygularını hiçe saymış, onu küçük düşürmüştü!

 

O böyle bir adam değildi. Her zaman nerede, nasıl davranması gerektiğini bilirdi; aşırı tavırlar sergilemezdi. Ama bu kız, onun bütün ezberini bozmuştu. Kendini hem suçlu hem de kızgın hissediyordu. Aslında en çok da... ona kızıyordu. Neden buraya gelmişti ki?

 

Hayal gitmişti. Bunca eziyete sessiz kalmış, daha çok gayret etmişti; ama konu duygular olunca orada daha fazla durmayı kendine yediremedi. Diğer taraftan Mahir, dersi zorla bitirip düşüncelere gömülmüş halde evine geldi. Kulüpte yaşadıklarının üzerine evde öğrendikleri, zaten gerilmiş olan sinirlerini kopma noktasına getirmişti.

 

Biriciği, evin neşesi olan kardeşi Bilge, bir pislik tarafından takip edilmiş ve telefondan taciz edilmişti! Mahir yerinde duramıyor, öfkesini tutamıyordu; o adamı ele geçirince neler yapacağını hayal edip küfürler savuruyordu. Bilge ise korkusuna rağmen abisini böyle görmeye dayanamayıp, onu sakinleştirmeye çalıştı: "İyiyim abi, korkma..." diye tekrarladı durdu. Ağlamaktan kızarmış, şişmiş gözleri ve hâlâ titreyen elleri olmasaydı belki Mahir'i inandırabilirdi.

 

Onu daha fazla korkutmamak için duruldu. Bilge'yi kucağına çekip sıkıca sardığında Mahir biraz olsun kendine geldi. O andan sonra o konu bir daha açık açık konuşulmadı; sohbete geçtiler, çaylar içildi. Evin hanımları akşam yemeğine girişince, erkekler de yakalanmak üzere olan o pisliğin neden Bilge'yi rahatsız etmeye çalıştığını konuşmaya başladılar.

 

Cihan, suçlu suçlu bakarak anlatmaya başladı: "Benim yüzümden oldu herhalde. O şerefsiz, askeriyeden bir teğmen. Mesleğini ve ordunun imkanlarını kendi şahsi işleri için kullanırken yakaladım. Birkaç usulsüz evrak işi de vardı, ben dilekçe yazınca görevden alındı. Bana kin beslemiş olmalı, intikam almak istemiş." Cihan, sert bakışlarla Cesur'a bakıp sözlerine devam etti: "Bu mal, Bilge'yi askeriyeye getirdiğinde görmüş olmalı. Kardeşim olduğunu öğrenince de böyle bir plan kurmuş, nasipsiz!"

 

Sözler sustuğunda odada soğuk bir sessizlik bıraktı. Herkesin yüzünde aynı kaygı ve öfke vardı; Mahir'in içindeki kor küllenmemiş, aksine daha da alevlenmişti.

 

Kardeşinin yaşadıkları ve gün içinde Hayal'e yaptıkları, içinde taş gibi bir ağırlığa dönüşmüştü. Yemek vakti geldiğinde diğerleriyle birlikte sofraya oturdu ama lokmalar boğazına diziliyor, iştahı kaçıyordu.

 

Bu hâli Bilge'nin dikkatinden kaçmadı. Ondan hiçbir şey gizlemek istemiyordu, üstelik belki de en çok onun önerilerine ihtiyaç duyacaktı. Bu yüzden yemek bittikten sonra bahçede konuşmak üzere sözleştiklerinde içine hafif bir rahatlama çöktü.

 

Sofra kalkıp herkes kendi köşesine çekildiğinde meraklı kardeşini daha fazla bekletmedi. Birlikte bahçeye çıktılar. Derin bir nefes alıp sıkıntılı bakışlarını yere dikti, sonra da Hayal'le karşılaştıkları andan itibaren yaşananları bir bir anlatmaya başladı. Bilge'nin yüzü dinledikçe şekilden şekile giriyor, abisinin içindeki yükü sezince yüreği burkuluyor, ona acımadan edemiyordu çünkü fena halde sürünecek gibi duruyordu.

 

Konuşması bittiğinde derin bir sessizlik çöktü. Gözlerini bilgeye dikmiş, ondan gelecek sözü bekliyordu. Bilge ise abisinin yaptıklarına öfkesini bastıramıyor, öte yandan duyguları uğruna yılmadan mücadele eden Hayal'e hayranlık duyuyordu. Ama abisinin bakışlarında öyle bir beklenti vardı ki, sessiz kalması mümkün değildi.

 

Sonunda derin bir nefes aldı. Ayağa kalktı, Mahir'in omzuna dostça bir dokunuşla destek verdi. Ama dudaklarından dökülen kelimeler, tokat gibi yüzüne çarptı abisinin yüzüne:

 

"Abi, kusura bakma ama resmen batağa saplanmış gibisin. Bu kız kolay kolay seni affetmez, ben sana diyeyim."

 

"Sen iyisi mi, kendini affettirmek için elinden geleni yap."

 

Mahir, kardeşinin sözleriyle yerinde duramadı. Ayağa kalktı, sol eliyle ensesini sıvazlayarak Bilge'nin karşısına geçti.

 

"Kızı herkesin içinde rezil ettim. Hem ben öyle çok konuşan biri değilim, biliyorsun. Ona ne diyeceğim ki?" dedi çaresizlikle.

 

Bilge, şaşkınlıkla abisine baktı. Sonra bir adım ileri atarak gözlerini dikti.

 

"Kızın duygularını alaya alırken fazlasıyla konuşmuşsun zaten abi!" diye çıkıştı. "Beni delirtme, git kızı bul ve özür dile. O sana nasıl yapışıp yanından ayrılmadan her şeyine katlandıysa, sen de aynısını yapacaksın."

 

Mahir, kendi boyunun yarısı kadar olan kıza yapışıp peşinde dolandığını düşündü. O inatçı küçük keçinin gözlerini dikerek kendisini azarlayışını aklında canlandırınca dudaklarının kenarı istemsizce seğirdi, göğsünde hafif bir sıcaklık hissetti. Gözlerini kapatıp o anı tekrar tekrar yaşadı; kızın dik duruşu, hafif çatık kaşlar, sesi ve tedirgin bakışları, hepsi bir film karesi gibi zihninde canlandı. İçinden hafif bir kahkaha yükseldi ama onu tutmaya çalıştı; daha fazla dayanamadı ve Bilge'nin şaşkın bakışları arasında, sessiz bahçeyi dolduracak kadar yüksek bir kahkaha attı.

 

Bilge ise hayretle abisine bakıp başını iki yana salladı:

 

"Delirdin iyice! Kız sende ciddi hasar bırakmış, belli!"

 

Mahir kahkahalarının arasından tek kelime edemedi, sadece başını sallayıp eve doğru yürüdü. Bilge ise arkasından bakarken yüzünde yarı öfkeli, yarı gülümseyen bir ifade vardı.

 

Ertesi gün Mahir yine erkenden kalktı. Spor kıyafetlerinin rahatlığını bir kenara bırakıp daha özenli giyindi, aynada kendine kısa bir bakış fırlattı. Gözlerinde kararlı ama huzursuz bir ifade vardı. Evden çıktığında adımlarını sıklaştırmış, nereye gittiğini bilse de içinde hâlâ bir boşluk hissi taşıyordu.

 

Kulübe uğrayıp kayıt yaptıran öğrencilerin listesini eline aldığında yüreğinde istemsiz bir sıkışma oldu. Sayfalar arasında hızlıca göz gezdirdi, sonra bir isimde durdu. Gözleri oraya kilitlendi. Dudakları belli belirsiz kıpırdadı: "Hayal Özden..."

 

Telefon numarasını hemen not etti. Adresi yoktu ama şimdilik bu kadarı yeterdi. Cebine kâğıdı yerleştirirken zihninde türlü ihtimal dönüp duruyordu.

 

Kulüpten çıkıp sahil kenarına yürüdü, her zaman uğradığı kafeye girip köşedeki yerine oturdu. Önünde kahvesi, elinde telefon vardı. Mesaj mı atsa, yoksa doğrudan arasa mı? Her ikisinin de başlangıcı kafasında defalarca dönüp durdu, ama hiçbirini uygun bulamadı.

Belki de kız hiç cevap vermeyecekti. Bu ihtimal, yüreğini garip bir şekilde sıkıştırdı.

 

Ama kendine sürekli aynı şeyi hatırlatıyordu: Bu bir duygusal mesele değildi. Bu, kırdığı kalbi onarma çabasıydı. Gönlünü almak için değil, sadece yaptığı hatayı telafi edebilmek için adım atacaktı. Ardından hayatına kaldığı yerden devam edecekti.

 

Sonunda kararsız kalmaya dayanamadı ve kızın isminin üzerine tıklayarak onu aradı. Uzun çalmaların sonunda açmayacak diye düşünürken uykulu mırıltı şeklinde çıkan "efendim" diyen sesini duydu. O hali istemsiz gözlerinde canlandı; yatakta dağılmış kıvırcık saçlarıyla yorgana sarılmış bedeni ve yarı açık gözleriyle telefonu açtığı an... Bir an onu öyle görmeyi istediğini fark etti. Aklını yitirmiş olmalıydı. O kimse hakkında böyle şeyler düşünmez, tatlı bulmazdı. Düşüncelerine bile sınır koyar, düzenli yaşardı. Ama kız tek kelimesiyle yine ayarlarıyla oynamayı başarmıştı. Sert çıkan sesini fark etmeden, "Basket oynamayı gerçekten öğrenmek isteyen biri için fazla uyuşuksun. Şimdi uyuman değil, antrenman yapman lazımdı!" dedi.

 

Sözler bitince telefonu kendinden uzaklaştırıp sesli bir küfür savurdu. Ne için aramıştı, ne yapıyordu? Tekrar kulağına götürüp dinlediğinde uzun bir sessizlik karşıladı. Ekranı kendisine çevirip arama bitti mi diye baktı ama hâlâ devam ediyordu.

 

Hayal ise duyduğu sert ses ve azarlama ile uykusundan tamamen ayıldı. Önce hayranı olduğu sesi duyunca sersemce gülümsedi; iyice azar arsızı olmuştu. Ama sonra dünkü yaşananlar aklına gelince kasları gerildi, sinirle telefonda kayıtlı olmayan numaraya baktı. Sonunda sesini bulduğunda:

"Neyden bahsediyorsunuz siz? Farkındaysanız artık sizin öğrenciniz değilim. Dün kaydımı sildirdim. Ayrıca numaramı nereden buldunuz?" dedi.

 

Sorularını peş peşe sıralayıp yataktan kalktı. Camı açıp odanın havalanmasını sağladı. Kuş cıvıltıları yükselen sinirini biraz olsun yatıştırdı. Ama dün o kadar lafı söyledikten sonra araması onu fazlasıyla şaşırtmıştı.

 

Mahir, az önceki çıkışına nazaran sesini daha yumuşak çıkarmaya özen göstererek söze girmeye çalıştı ama beceremedi. Daha önce kimseden özür dileyecek kadar aşırı bir davranışta bulunmamıştı ve nasıl konuşacağını kestiremiyordu.

"Aslında şey... ben..." diye mırıldandı.

 

Kelimeler boğazında düğümlenmişti. Sanki tek bir cümleyle kontrolünü kaybettiğini belli edecek, tüm dengesi bozulacaktı. Hayal ise bekledi, ama bu kez sabırsız bir şekilde değil; karşısındakinin zorlandığını hissederek, merakla. İçinde hâlâ dün yaşananların öfkesi vardı fakat karşısındaki tereddütlü ses tonunu fark edince şaşkınlığı daha ağır bastı.

 

Telefonun ucunda ilk defa güçlü, dik duran değil de ne diyeceğini bilemeyen bir Mahir vardı.

 

Boğazını temizleyerek hızlıca söze girdi. Eğer biraz daha kekelemeye devam ederse hiçbir şey yapamadan telefonu kapatacaktı.

"Sahildeki kafedeyim. Kulübe yakın olan. Yeni uyandığını varsayarsak kahvaltı yapmadığını biliyorum. Seninle dünkü mevzuyu konuşmak istiyorum. Konuşurken kahvaltı etmeye ne dersin?"

 

Sözleri ağzından çıkarken istemsizce çenesini sıktı. Bu teklifin fazla direkt olup olmadığını bilemedi. Bu işin çabucak sonuçlanması istiyordu.

 

Hayal, telefonu kulağından biraz uzaklaştırıp kaşlarını çattı. Dün söyledikleri hâlâ kulağında çınlarken, sabah sabah yapılan bu davet kafasını karıştırmıştı. Ona kızgındı, evet. Ama bir yandan da merakı gıdıklanıyordu. Dün kovulduğu kulüpte, bu adamın bugün neden böyle bir adım attığını anlamak istiyordu.

Ama herkesin önünde paramparça olan kalbi ve gururu buna izin vermiyordu. Derin bir nefes aldı, omuzlarını dikleştirdi. Sanki Mahir karşısında duruyormuş gibi sert bir sesle konuştu:

 

"Konuşulacak bir şey yok. Dün gayet açık konuştunuz zaten. Ayağınızın altında dolanan biri de kalmadı. Rahat olun, keyfinize bakabilirsiniz!"

 

Böyle bir tepki alacağını aslında biliyordu Mahir. Kız haklıydı; bunu inkâr etmenin anlamı yoktu. Derin bir nefes aldı, daha önce yapmadığı bir şeyi yapıp süngüsünü indirdi. Sesinde alışılmadık bir yumuşaklık vardı, üzgün ama netti:

 

"Dünkü tavrım ve tepkim fazlaydı Hayal, farkındayım. Ben... kontrolüm dışında gelişen şeylere alışmakta zorlanırım her zaman. Ve bu da çoğu zaman dışa vurumuma yansır; sert ve gergin olurum. Dün sana bu yüzden fazla yüklendim. Özür dilerim."

 

Sözler ağzından çıktığında kalbinin üzerinden ağır bir taş kalkmış gibi hissetti. İlk kez bu kadar açık bir şekilde duygularını dile getirmişti. İçini kaplayan rahatlama ile arkasına yaslandı. Hâlâ sessiz kalan kıza doğru telefonu kulağında tutmaya devam ederken bu kez yumuşak ama kararlı bir tonla konuştu:

 

"Kahvaltı için seni bekliyorum. Yarım saatin var."

 

Son cümle biraz odunca çıkmıştı belki, ama Mahir bunun Hayal'i kızdıracağını ve sonunda onu buraya getireceğini biliyordu. Dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı, gülümsemesi genişledi. Kahvesinden bir yudum aldı ve gelecek olanı beklemeye koyuldu.

Bölüm : 30.09.2025 09:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...