20. Bölüm

Küçük Oyunlar

Beyazbirkuş
beyazbirkuss

"Bihter neyi itiraf edecek, Firdevs Hanım? Bunun Behlül'le ne ilgisi var?"

Sıkıntıdan patlasam da ekranda dönen, bir zamanların popüler dizisi Aşk-ı Memnu'yu, çok seviyormuşum gibi hevesle izliyordum. Neden mi? Çünkü Cesur bu diziden nefret ediyormuş. Bence tek ortak yönümüz bu olabilirdi. Ama bu, ona işkence etmemem için yeterli bir sebep değildi. Diziye tahammül edemese de sırf ben istiyorum diye yanımdan kalkamıyordu. Saçma bahaneler üretip kaçmasın diye annemle öncesinden bir sürü hazırlık yapıp ortama sinema havası verdik. Patlamış mısır ve içeceklerden polar battaniyeye kadar her şey vardı. Kalkmak için bahanesi yoktu; dizi dışında ortam gayet güzeldi. Lakin orta sehpanın üzerine doğru uzanmış, alçıdaki ayağımı görmek, Cesur'a olan sinirimi daha da artırmaya başlamıştı. Bu çocuk benim imtihanımdı kesin. Kime ne gibi haksızlıklar yaptım da başıma gelen her olayın altından bu çürük yumurta çıkıyordu? Abisi olan bütün arkadaşlarımdan bir ara helallik istesem iyi olacaktı.

 

Dizimde duran telefonuma mesaj bildirimi gelince hemen elime alıp açtım. Poyraz, 1.352.729. kez nasıl olduğumu soruyordu.

 

Poyraz ✨

Nasılsın güzelim?

 

Ben 💬

İdare ederim... Diziyi izliyormuş gibi yaparak hayatta kalmaya çalışıyorum. 🙄

 

Poyraz ✨

Yine Cesur mu yanında?

 

Ben 💬

Evet. Kaçamıyor da... Annemle tuzak kurduk. Patlamış mısır + battaniye + sinema ortamı = Tutsak Cesur.

 

Poyraz ✨

Hak etti o şer... yani sevimsiz. Ona istediğin her şeyi yapabilirsin güzelim.

 

Ben 💬

Evet, hak etti. Daha bunlar onun iyi günleri. Ayağım iyileşene kadar burnundan fitil fitil getireceğim.

 

Tam o sırada sağ tarafımdan gelen acı dolu bir inleme sesiyle korkarak Cesur'a döndüm. Eliyle kalbini tutmuş, başını arkaya atmış, ağlar gibi sesler çıkarıyordu. Ona bir şey oldu korkusuyla tam telaşlanıp seslenecekken duyduğum cümlelerle olduğum yerde donakaldım.

 

"Başımıza bu da mı gelecekti? Yetişin komşular! Benim canım, kanım, biricik kardeşim elin adamlarıyla bana işkence etme planları kurmuş, durum değerlendirmesi yapıyor! Ahh ahh!" diye bağırarak koca karılar gibi dizlerini dövmeye başladı.

 

Mesajlarımı okumuş, aptal! Asıl aptal olan bendim. Onun yanında açık açık mesajlaşmamam gerektiğini bilmeli, bunu okuyacağını tahmin etmeliydim.

 

Arkamdaki yastığı kapıp kafasına vurmaya başladım.

 

"Yeter artık! Benimle uğraşmaktan vazgeç! Sen hiç akıllanmayacak mısın ya? Bu evde benim bir özelim olmayacak mı? Ne demek mesajları okumak?!"

Daha fazla vurmama fırsat bile vermeden yastığı elimden kaptı ve diğer koltuğa fırlattı. Koltuğa dayanıp bana o tanıdık ukala bakışını attı.

 

"Bu evde Mahir abim dışında kimsenin özeli sır olarak kalamaz, cücük. Aramızda ağzı en sıkı olan kişi o. Gerçi onun da sırlarını çözerim ama... yemiyor işte."

 

Pişkin sözleri karşısında şaşırmayı bırakalı çok olmuştu ama onunla uğraşmadan da duramıyordum. Biraz kıskansa hiç fena olmazdı. Kudursundu hormonlu kirpik.

 

"Haklısın, abimin özelini bilmemen normal. Ama asıl bilmediğin şey... o özelinin benden başka kimse tarafından bilinmemesi." dedim. Kaşlarımı sinsice kaldırıp indirirken dudaklarımda tatlı bir sırıtış belirdi.

 

Yüzündeki ifade bir anda değişti. Dikleşip gözlerini kısıp bana döndü.

 

"Abim... sana özelini mi anlatıyor? Hah! Hiç güleceğim yoktu."diyerek alaycı bir şekilde kıkırdamaya başladı. Sonra birden durup,

"Bir de hayatında bir kız varmış de, tam olsun. Bu söylediğinden daha imkânsız bir şey yok."

diyerek daha da büyük bir kahkaha attı.

 

Bana inanmaması sinirlerimi yavaş yavaş tırmandırıyordu. İçimdeki sabır ipliği koptu.

 

"Evet, hayatında biri var. Hatta kızın kalbini kırdığı için kendini affettirmek adına benden yardım istedi!"

 

Cesur'un kahkahası bir anda bıçak gibi kesildi. Ben ise o an ne yaptığımı fark edip elimin içiyle alnıma vurdum. Abimin bana güvenip anlattığı şeyi... Cesur'a çat diye söylemiştim.

 

Tam toparlanıp "şaka yapıyorum" diyecekken—

 

"Oha... abimin sevgilisi mi varmış?"

Bu kez duyduğum ses Cesur'un değil, arkamdan gelen Cihan abimin sesiydi. Üzerindeki kıyafetlerden işten yeni geldiği anlaşılıyordu.

 

Gözlerimi sımsıkı kapatıp içimden kendime sövmeye başladım.

 

Kısıtlı hareketlerle arkamı döndüm. Durumu toparlamak için ağzımı daha yeni açıyordum ki merdivenlerde duran annemi fark ettim. Elini korkuluklara dayamış, gözleri büyümüş bir şekilde bana bakıyordu.

 

Olay, saniyeler içinde tamamen kontrolden çıktı. Haber, evde yankı gibi yayılıp tüm aile fertlerinin kulağına ulaşmıştı bile. Ben, "abime neyi bahane edip kendimi kurtaracağım" diye düşünürken kafamı iki elim arasına aldım.

 

Onlar ise şoku atlatmış, kendi aralarında abartılı yorumlara başlamışlardı bile.

 

Arada bana sorular yöneltiyor, daha çok detay almak istiyorlardı.

Keşke dilimi ısırıp sessiz kalsaydım... Cesur!! Hepsi onun yüzündendi!

                   

 

 

☘️

 

 

Akşam olmaya başlamıştı ve babamla Mahir abimin eve dönüş saatleri yaklaşırken ben de yerimde sessizce bekliyordum. Ayağım alçıda olduğu için, dolaşamıyor, sadece koltuğa yaslanıp kapıya bakabiliyordum.

 

Abime bir şey ima etmelerini bırak, tek bir soru bile sormamaları için üçünü de ikna etmiştim. Biraz tehdit, biraz yalvarma, biraz da vicdan yaptırma derken sonunda kabul etmişlerdi. (Şüpheli)

 

Kapıdan gelen anahtar sesini duyunca hafifçe doğruldum, ellerimi dizlerime koyup sessizce beklemeye başladım. İçimden hızlıca bir besmele çektim; ne olacağını bilmesemde yine de hazırlıklı olmak istiyordum.

 

Abim ve babam sırayla içeriye girdiklerinde, beni görünce yüzleri aydınlandı. Alışkanlık haline getirdikleri hareketi yaparak önce başımın üzerinden öpüp sonra nasıl olduğumu sordular. Aralarında yaş farkı olmasa kesin ikiz derdim; baba oğul ancak bu kadar birbirine benzeyebilirdi. Aynı duruş, aynı ağırlık ve o gizemli sert tavırlar... Ama kalpleri sevdiklerine karşı pamuk gibiydi; merhametlerinin sınırı yoktu.

 

İşte tam olarak abimin o merhametli yüreğine inanarak Hayal'den diğerlerine bahsettiğimi duyunca kızmamasını umuyorum. Evet, duyduklarını bir şekilde abime belli edecek ve beni zorlayacaklarını biliyorum. Aksi olması zaten imkânsızdı.

 

Akşam yemeği faslı geldiğinde, Mahir abimin koluma hafifçe destek oluşuyla yerime oturdum. O, tabağıma sevdiğim yemekleri özenle koyarken bakışlarım masadakilerin yüzlerinde gezindi. Annem, babama doğru eğilip abimi işaret ederek bir şeyler fısıldıyordu. Babam üzerini değiştirmeye gitmişti; annemin bir anda peşinden koşmasıyla ne söyleyeceğini anlamak zor olmadı.

 

Cihan abim ve Cesur'un birbirlerine kısa bir bakış atıp aynı anda başlarını onaylar gibi sallamaları da her şeyi ele veriyordu. Konuyu anlamamak zaten mümkün değildi. "Başa gelen çekilir." diyerek içimde yükselen huzursuzluğu bastırmaya çalıştım. Zaten moralim bozuktu; iştahım da kalmamıştı.

 

Tabağımdaki yemekle gelişigüzel oynamam, yanımda oturan abimin dikkatini çekmiş olacak ki yüzüme dönüp yumuşak bir sesle sordu:

 

"Niye yemiyorsun güzelim? Ayağın mı ağrıyor? Yoksa Cesur yine seni kızdıracak bir şey mi yaptı?"

 

Cümlesinin sonunda Cesur'a attığı o sert bakış, masanın havasını bir anda değiştirdi.

 

Peş peşe soru sorup benim için endişelendikçe, onlara tatlı bir gülümsemeyle baktım. Ardından fırsatı kaçırmadan Cesur'u şikâyet etmeye başladım.

 

"Evet, her şeyime burnunu sokuyor," dedim hafifçe kaşlarımı kaldırarak. "Odama istediği gibi dalıyor, eşyalarımı dağıtıp çıkıyor. 'Özel' diye bir şey zaten kalmamış. Arkadaşımla mesajlaşırken bile sinsice arkamdan dolanıp mesajları okuyor."

 

Sözlerim masada küçük bir kıpırdanma yarattı; ben de içimden, oh olsun, hak etti, diye geçirdim.

Sözlerimin bitmesiyle babam ve abim sert bakışlarını Cesur'a diktiler. Cesur, sessizce yerine sinerken tehditkâr bakışlarını bu kez bana çevirdi. "Öyle mi? Sen şimdi dur, bak ben ne yapıyorum," der gibi baktı. Ardından, arkadaş kısmına özellikle abartılı bir vurgu yaparak,

"Arkadaşınla mesajlaşırken ağzın bir karış ayrılınca... Ben de senin neye bu kadar mutlu olduğunu görmek istedim," dedi.

 

Sonra abimle babama dönüp omuz silkerek,

"Ne var yani? Kardeşimle biraz oynamışsam. Hem benim en büyük hayalim de kız kardeşimi sinir etmek," dedi. Hayalim kısmını özellikle vurgulayıp abime baktığında, abimin kaşları bir anda derin bir şekilde çatıldı. Gözleri bir bana, bir Cesur'a kaydı. Ben hemen bakışlarımı kaçırıp yemeğime yöneldim. Abim bir süre daha beni izledikten sonra sessizce kendi yemeğine döndü. Babam ise o sırada Cesur'u, beni rahatsız etmemesi için hafifçe uyarıyordu.

 

Bir süre yemek sessizlikle devam etti. Sonunda annem dayanamamış olacak ki, sandalyesine yaslanıp iç çekerek,

"Ah, ah... Şuraları da cıvıl cıvıl neşesiyle koşturan bir kız çocuğu olsa ne tatlı olurdu," diyerek konuya girdi.

 

Anneme dönüp "Bari sen yapma," bakışı attım, ama beni umursamadığını belli edercesine doğrudan abimin gözlerinin içine bakarak konuşmaya devam etti:

"Oğlum, bir tane torunum olsa fena olmaz mıydı? Etrafta sana 'baba' diyerek tatlılıklar yapan minik bir kız çocuğu hayali kurmuyor musun hiç?"

Hayal kısmına, tıpkı Cesur gibi vurgulu bir tonla bastı.

 

Abim bana ters bir bakış attıktan sonra aynı vurguyla,

"Şu an öyle bir hayalim yok anneciğim. Sen şansını diğer oğullarında dene bence," diyerek son noktayı koydu. Ardından bana dönüp,

"Sanırım doydun küçük. Hadi gel, seni odana çıkarayım," dedi ve cevabımı beklemeden beni sandalyeden kaldırıp bir anda kucağına aldı.

Esselaaa...

 

Abim merdivenlere yönelirken omzunun üzerinden geride kalanlara acılı bakışlar atarak yardım istedim ama kimse oralı olmadı; herkes neşeli hâlde yemeğine devam ediyordu.

 

Abim, beni kucağında taşıyarak merdivenlerden çıkarken hiç zorlanmıyordu. Durumu kurtarmak için ona yalakalık yaparcasına omzunda toz varmış gibi elimle silkelemeye başladım. Yüzüne bakıp tatlı tatlı gülümsedim, gözlerimi kırpıştırdım; ama sinirli yüz hatlarından hiçbir şey eksilmiyordu. Bu tatlı hallerimin onda en ufak bir etkisi olmadı.

 

Odamın olduğu kata değil, üst kata kendi odasına doğru yönelince panikle,

"Abiciğim, yanlış gidiyorsun. Benim odam bir alt katta," dedim.

 

Bana ters bir bakış atıp soğuk bir sesle,

"Hayır, doğru gidiyorum. Çünkü senin odana gitmiyoruz, küçük," dedi ve yürümeye devam etti.

 

Odasının kapısına gelince beni hiç zorlanmadan dizinin üzerine oturtup tek eliyle kapıyı açtı. Sonra beni yavaşça yatağın üzerine bıraktı. Yatağın önünde sağa sola gidip gelmeye başladı. Bu kadar sinirlenmesi beni ufaktan korkutmaya başlamıştı.

 

Sonra birden durdu, bana dönerek gergin sesiyle,

"Onlara hayalden bahsettiğine inanamıyorum," dedi. "Annem artık peşimi bırakmayacak. Sabah akşam başımın etini yiyecek."

 

Kendimi açıklama ihtiyacı hissederek,

"Abi vallahi anlatmadım," dedim hızlıca. "Sadece Cesur'la tartışırken beni kışkırttı. O ara ağzımdan kaçırmış bulundum. Ben salonda sadece Cesur var sanıyordum ama meğerse abimle annem de bizi duyuyormuş. Sonra üçünü birden üzerime gelip beni sıkıştırmaya başladılar. Detay anlatmadım ama... senin öğrencin olduğunu ve adının Hayal olduğunu söylemiş bulundum. Vallahi başka bir şey anlatmadım."

 

Yüzünü sertçe sıvazlayıp sinirli bir nefes verdi.

"Zaten anlatacak başka bir detay yok, Bilge. Çünkü aramızda sandığınız gibi bir şey yok."

 

Sözlerindeki netlik ve kızgınlık, odanın havasını biraz daha ağırlaştırdı.

 

Ona inanmayarak kaşlarımı kaldırıp baktım. Hâlbuki iki gün önce, kızın kalbini kırdım diye evde acıların çocuğu gibi dolaşıyordu; ama bunu ona söylemeyi bir taraflarım yemiyordu işte.

 

Bakışlarımı görünce pes etti, yatağa oturup yüzümü işaret ederek:

"Şu bakışlara bak... Sen bile aramızda bir şey olmadığına inanmıyorsan, annemi hiç ikna edemem. Beni yaktın cücük."

 

Tabii ki annemi ikna edemezdi; kadın, daha gelin adayının kim olduğunu bilmeden aklında düğünü derneği kurmuştu. Bir ara elinde telefon bebek kıyafetlerine bakıp, "Hangisini alsam?" diye Cihan abime fikir danışıyordu. Tabi bu detayı da abimle paylaşmadım.

 

Bir süre daha abimin odasında kaldık, konu üzerinde konuştuk. Tahmin ettiğim kadar kızmamıştı ama... Omzumla hafifçe omzuna dokundum.

"Eee, naptın, anlatsana. Hayali ikna ettin mi, seni affetti mi?"

 

Abim gözlerini kocaman açtı, inanamaz bakışlarla yüzüme dikildi.

"Böyle bir şeyi gerçekten soruyor musun? Artık sana bir şey anlatmam, cücük... Üstelik diğerlerine söyleme ihtimalini bilirken bir daha aynı hataya düşmem," dedi.

 

Sözlerindeki netlik, bana eskisi gibi güvenmeyeceğini ima etmesi kalbimi kırdı. Haklıydı. Yüzüm anlık bir hüzünle düştü ama hemen toparlanmaya çalıştım.

 

Boğazımı temizleyerek yüzüme hafif bir gülümseme kondurdum.

"Şey... haklısın aslında. Ne olursa olsun gaza gelip ağzımdan kaçırmamalıydım. Özür dilerim abi."

 

Sanırım, itiraz edip aralarında geçenleri anlatmam için ısrar etmemi bekliyordu; ama aksini belli eden sözlerimi duyunca kırıldığımı anladı.

Yüzüne daha fazla bakamadan önüme döndüm.

"Beni odama indirir misin? Biraz dinlenmek istiyorum..." diye mırıldandım.

 

Cevap vermeyince bakışlarımı tekrar yüzüne kaldırdım. Abim sırıtarak bana bakıyordu. Kaşlarımı çattım. Hem kalbimi kırıp hem de gülüyor muydu? Tamam, haklı olabilirdi ama "Pat diye sana artık güvenmiyorum, bir şey anlatmayacağım" denir mi kardeşe?

 

Bakışlarımdaki sertlik onu etkilememiş olmalı ki kahkaha atmaya başladı.

"Sen de Hayal de kızınca çok tatlı oluyorsunuz ve bu bana inanılmaz bir keyif veriyor" dedi.

 

Ağzından kaçırdığı sözlerle artık sırıtmaya başlayan bendim. Abim yaptığını ancak fark etmiş olacak ki bir anda gülmesini kesti.

"Hayal'i tatlı bulmuyorum," dedi, yüzünde hafif bir şaşkınlık ve toparlanma çabasıyla.

 

Külahıma anlat, yerse ben de inanırım. :)

 

☘️

 

Hayal, içindeki kıpırtı ve heyecanla, özenle hazırlanıp erkenden salona en yakın kafeye gidip iki adet kahve almıştı. Kahveler soğumasın diye hızlı adımlarla salona ilerlerken, planını aklında döndürüp duruyordu. Artık kendini küçük bir kız çocuğu gibi gösterecek tavırları bırakıp daha olgun ve umursamaz tavırlarla hareket edecekti. Yani Mahir kendisine nasıl davranıyorsa, o da ona öyle davranacaktı. Sadece dersiyle ilgilenip yapması gerekeni yapacak, Mahir'in peşinde kedi gibi dolanmayacaktı.

 

Aklındaki düşüncelerle salona ulaştığında kapıda Mahir'le karşılaştı. Mahir onu görünce duraksayıp baştan ayağa süzdü. Bakışları elindeki kahvelere kayınca yüzü aydınlandı.

 

"Günaydın hocam, nasılsınız?" diyerek yanına yaklaştı ve cevabını bile beklemeden Mahir'in yanından süzülerek içeri girdi.

 

Peşinden gelen Mahir, kızdaki değişikliğin farkında olarak sorusunu yanıtladı. Hayal'in yanına ilerleyip kahveleri işaret ederek,

"Bugün erken çıktığım için kahve içmemiştim, teşekkür ederim," diyerek kahveye uzandı.

 

Ama Hayal, kahveyi hızla geriye çekti.

"Ah... şey, bu kahveler sizin için değil. Sinan'a aldım. Bugün beni dribbling çalıştıracak da, öncesinde kahve içeriz diye düşündüm," dedi ve yüzüne sahte bir hüzün ifadesi takarak devam etti:

"Aslında size de almayı düşündüm ama daha önce getirdiğim kahveleri reddettiniz ya da yarısına bile gelmeden çöpe attığınız için kahve sevmediğinizi düşündüm."

 

Kızın sözleri biter bitmez Mahir'in afallaması bir oldu. Kahveleri çöpe attığını Hayal'in gördüğünü bilmiyordu. Hayal'in ilgisini heves olarak gördüğü için, onu vazgeçirmek adına itici davranırsa uzaklaşacağını düşünmüştü. Oysa asıl çocukça hareketleri yapan kendisiydi. Ona ne kadar kaba ve kötü davrandığını düşündükçe, yaptığı her şey daha çok gözüne batıyordu.

 

Düşüncelerinden, Hayal'in sesiyle sıyrıldı:

"İsterseniz size de kahve sipariş edebilirim. Kafe yakın zaten, hemen getirirler."

 

Mahir başını iki yana sallayarak Hayal'in gözlerine baktı; bakışlarında sessiz bir özür fısıldıyordu.

 

Hayal bunu anlamasına rağmen umursamaz görünmeye çalışarak ona seslenen Sinan'a döndü. Mahir'e bir daha bakmadan arkadaşının yanına ilerleyip kahvesini uzattı.

 

Mahir ise damarlarında kol gezen sinir kıvılcımlarıyla ardından baktı... Fark etmediği duyguları tam da şu anda gün yüzüne çıkıyor ve artık inkâr edilemeyecek boyutlara ulaşıyordu.

 

Artık peşinde dolaşma sırası Mahir'deydi ama kedi gibi değil, rakiplerine bölgesini işaretleyen bir aslan gibi. Derin bir nefes alarak Hayal'in arkasından ilerledi..

 

 

 

 

 

 

 

 

☘️

Bölüm geç geldi, farkındayım...

Ara tatil, çocukların evde olması derken ancak yazabildim, kusura bakmayın.

 

Ve yorum yapın lütfeeeenn — gerçekten fikrinizi duymak istiyorum. 🖤📚✨

Bölüm : 19.11.2025 13:15 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...