
Zerrin Hanım saçlarımı son bir kez şefkatle okşayıp gülümsedi.
"Hadi bakalım, aşağıda herkes seni bekliyor," dedi.
Benimse yüzüm bir anda ekşidi. Gözlerim hafifçe kısıldı, dudaklarım kendiliğinden büzüldü. Tüm o sabah ilgisi, sıcaklık... çok güzeldi, evet. Ama erken kalkmak? İşte orada hâlâ barışamadığım bir mesele vardı.
Zerrin Hanım sesimi çıkarmayışımı fırsat bilip usulca devam etti:
"Dün gece bir ara ablanla konuştum," dedi, bakışları yaramazlık yakalamış gibi.
"Geceleri uyumayıp sabahlıyormuşsun. Cesur'un deyimiyle... artık hizaya çekilmen gerekiyor Çul Çürüten Bilge!"
Ona cevap vermeden battaniyeyi üstümden atarken içimden yükselen homurtuyu tutamadım.
"Off abla ya... bunu da mı söyledin?" dedim mırıldanarak.
Zerrin Hanım merdivene yönelirken son bir cümle bıraktı ardında, sanki her sabahı başlatan bir aile geleneği gibi:
"Güne dinç başlamak istiyorsan erken kalkman şart canım."
Ben ise battaniyeyi tekmeleyerek kenara fırlatıp kalktım. Ayaklarımı yere sarkıtırken hafifçe mırıldandım:
"Güne güzel ve dinç başlamak için öğleni bekleyebilirdik aslında..."
Gözlerim yarı kapalı, bedenim hâlâ yarı uykudaydı. Banyoya doğru adımlarımı sürerken içimde minik bir savaş vardı. Bir yanım hâlâ yastığa dönmek isterken diğer yanım... alışmaya çalışıyordu. Bu evin bir parçası olmaya, sabahlarına, kokusuna, seslerine.
Ve galiba en çok da sabah ilgisine.
İşlerimi halledip aşağı indiğimde, herkes akşamki oturuş düzenini hiç bozmadan masada yerini almıştı. Gözlerim uykulu, zihnim hâlâ uyanmakla uyanmamak arasında gidip gelirken onların bu kadar dinç görünmesi canımı sıkmadı değil.
Uykulu bir gülümsemeyle, "Günaydın," dedim ve benim için ayrılan sandalyeye yöneldim. Masada, Mahir ve Cihan abimin tam ortasındaki sandalye benim için ayrılmıştı. Oturur oturmaz fark ettiğim ilk şey, bu iki devin arasında resmen cüce gibi kaldığımdı.
Sessizce, çaktırmamaya çalışarak sırtımı dikleştirdim. Omuzlarımı hafifçe geriye atıp daha uzun görünmeye çalıştım. Tabii bu küçük çabam yanımdakilerin dikkatinden kaçmadı. İkisi de bakışlarını kaçırmadan sırıtmaya başladı.
İçimden bir of çektim, göz devirmemi bastırmaya çalışarak eski halime döndüm ve masadaki lezzetli görünen kahvaltılıklardan tabağıma almaya başladım.
Kahvaltımı yaparken, karşımdaki Cesur'un gözlerini üzerime diktiğini fark etmemek imkânsızdı. Sessizce dikkatimi çekmeye çalışıyordu ama ben, sabahın köründe beni uyandırma cürretinde bulunan bu insana içten içe kin beslemeye karar vermiştim. Sabah mahmurluğumun suçlusu oydu ve bu bile onu yok saymam için yeterliydi.
Israrla süren bakışlarını görmezden geldim, ama sonunda dayanamayıp başımı kaldırdım ve gözlerine baktım. Yüzündeki, o muzip gülümsemesiyle bana bakıyordu. Bu bakışı daha ilk günden tanıyor olmam garip miydi bilmiyorum, ama içime doğan şey kesindi: Az sonra sinirlerimi bozacak bir şey yapacaktı.
Ve..Bundan keyif alacaktı.
Biz, meydan okurcasına göz göze gelmiş, sessiz bir savaşa tutuşmuşken Asil Bey'in tok ama bir o kadar da yumuşak sesi ortamı böldü:
"Bilge, nasıl uyudun? Rahat mıydı odan? Yerleşebildin mi, kızım?"
Bir anda gözlerimi Cesur'dan ayırıp başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Ciddiyetini koruyan bakışlarında sıcak bir ilgi vardı. Sesi, babacan bir tonda çıkmıştı. "Kızım" demesi... içimi öyle bir ısıttı ki. O an, bana ait olmayan ama özlemini derinlerde hissettiğim bir şeye dokunmuş gibiydi.
Başımı hafifçe sallayıp mahcup bir gülümsemeyle cevap verdim:
"Çok güzel uyudum. Odam çok rahattı, teşekkür ederim."
Göz göze geldiğimizde, Asil Bey'in gözlerinde onaylayan ve korumacı bir ifade belirdi. Sanki sadece iyi uyumam değil, burada kendimi güvende hissetmem de onun için önemliydi. İçimden geçen duyguları bastırmaya çalışırken göz ucuyla Cesur'a baktım. O sırada hâlâ bana bakarak sırıtıp ardından bir de göz kırptı. Masum görünen bu bakışın altında kesinlikle bir hinlik vardı. Yüzünü babasına çevirip sözde ciddi bir ifadeyle konuştu:
"Asıl soru, kaçta uyudun olmalıydı baba. Çünkü Bilge, yatağının rahat olup olmadığını anlayamayacak kadar geç uyumuş olabilir."
Gözlerimi devirip derin bir iç çektim. Tabii ki durmayacaktı. Abi terörünün bu kadar erken başlayacağını düşünmemiştim.
"Ayrıca sen benim kaçta uyuduğumu nereden biliyorsun ya? Yoksa gizli gizli odama girip beni mi kontrol ediyorsun?" dedim, kaşlarımı çatarak.
Sözlerim masada hafif bir sessizlik yarattı, ama Cesur yerinde dikleşip hemen savunmaya geçti. Gözlerini devirerek ellerini havaya kaldırdı:
"Ne seni kontrol edeceğim kızım?" dedi, alaycı bir tonda. "Sen telefonuna kulaklığı bağlamayı unutmuşsun! Sesler kulaklıktan geliyor sanarken bütün odada bangır bangır izlediğin Reels videolarının sesi yankılanıyordu. Odamız karşılıklı, sesi duymamam imkansız tamam mı!"
Bir an durdu, sonra dramatik bir vurguyla ekledi:
"Senin yüzünden ben de uyuyamadım!"
Masadakiler bu halimize gülmeye başladı. Cihan Abi kahvesini yudumlarken bana göz kırpmayı ihmal etmedi. Mahir Abi ise yandın sen der gibi başını iki yana sallayıp homurdandı:
"Cesur'un odasının karşısında olmak bile ayrı bir sınav."
"Ayrıca o Reels videolarına gülen kaldı mı hâlâ?" diye devam etti Cesur, gözlerini devire devire. "O kadar saçma videolar izleyip kahkaha atman... Çok komikti Çul Çürüten Bilge?"
Bu aileye, geçmişte bana takılmış o tuhaf lakabı duyurmaya hiç niyetim yoktu. Ama ablam... Aras Abi'yle yaptığım küçücük iş birliğinin öcünü almak istercesine, o lakabı en olmayacak kişiye fısıldamıştı: Cesur'a. Duyduğum kelimeyle sinir katsayım ışık hızında yükseldi. Sakin kalmaya çalıştım ama olmadı. Dişlerimi sıkarak bastırmaya çalıştığım tepki, ağzımdan istemsizce çıkan sessiz bir küfürle patladı.
Tam o sırada yanımda oturan asker abim Cihan, müthiş bir refleksle elini ağzıma kapattı.
"Hop hop! Sakin ol küçük" dedi uyarı dolu ama gülümseyen bir sesle.
Gözlerim şaşkınlıkla büyürken, masanın geri kalanı hem olanları anlamaya çalışıyor hem de gülmemek için kendini zor tutuyordu. Mahir abi başını öne eğip kahvesine odaklandı, dudaklarındaki tebessümü gizleyemeden.
Cesur ise pişmiş kelle gibi sırıtıyordu.
O an hem utanmış, hem de sinirden deliye dönmüştüm.Bu iş burada bitmedi Cesur... Seni mahvedeceğim" diye geçirdim.
O an kendimi tutmasam muhtemelen üstüne zıplayacaktım. Ama Cihan Abinin hala elini ağzımda tutması bu "saldırımı" engellemişti.
Aksiyon dolu kahvaltı faslının ardından evin erkekleri işe gitmek üzere toparlanmaya başladı. Cihan Abi kapıdan çıkmadan önce yanıma gelip saçlarımı okşadı, alnıma sıcak bir öpücük kondurdu.
"Gelirken istediğin bir şey var mı küçük?" diye sordu.
Hiç tereddüt etmeden heyecanla, "Asker!" dedim.
Ne dediğimi tam anlamamış gibi baktı ve "Ne!"dedi.
"Asker işte," diye tekrar ettim coşkuyla. "Askerleri çok merak ediyorum. Bana bir tane getirir misin arkadaşlarından?
Sözüm biter bitmez salonda kısa bir sessizlik oldu, ardından Cesur'un kahkahası ortalığa yayıldı. Gülüşü öyle yüksekti ki, duvarlara çarpıp yankılanacak sandım. "Kıza bak ya! Sanki marketten bir kg domates istiyor!" dedi, kahkahalar arasından.
Mahir Abi ve Asil bey aynı anda boğazlarını temizleyerek zoraki bir "ıhım" sesi çıkardı. Yüz ifadeleri, bu garip ama komik isteğe karşı ne düşüneceklerini bilemediklerini açıkça belli ediyordu.
Cihan Abi'nin yüzü ise hafifçe gerildi. Ama alttan alta gülmemek için kendini zorladığını hissettim. Yine de sesini çıkarmadı. Sadece başını eğip iç geçirdi.
"İstediğin başka bir şey olursa ararsın küçük," dedi. Sonra gülümseyerek ama uyarır gibi ekledi:
"Lütfen... biraz daha makul isteklerle gel."
Bu sözlerinin ardından tekrar alnıma bir öpücük kondurup hızlıca kapıya yöneldi. Onun arkasından bakarken hâlâ ortamda Cesur'un kıkırdamaları devam ediyordu.
Cihan Abinin ardından bu kez Asil Bey yaklaştı. Alışılmadık bir hızla yanıma gelip alnıma kısa ama içten bir öpücük kondurdu. Ardından beni bir anlığına kucakladı; çok uzun sürmeyen ama içimi ısıtan bir sarılmaydı bu.
"Görüşürüz kızım," dedi ve tıpkı gelişi gibi hızla kapıya yöneldi.
Arkasından bakarken gülümsemeden edemedim.
Muhtemelen Cihan'ın yaşadığı travmanın etkisiyle "Bir şey istiyor musun?" diye sormaya çekinmişti.
Haklıydı Vesselam..
En son yanıma Zerrin Hanım yaklaştı. İki eliyle yüzümü nazikçe kavrayıp gözlerimin içine baktı. O sıcak ellerin teması, içimde anne sevgisine aç kalmış yerleri sanki yavaşça onarıyordu.
"Aslında ilk günden seni yalnız bırakıp işe gitmek hiç içimden gelmiyor," dedi üzgün bir ses tonuyla. "Ama acil, yaralı bir hayvan getirmişler. Önemli bir durum... Erken dönmeye çalışacağım tatlım, tamam mı? Lütfen bana alınma olur mu?"
Başımı hafifçe sallayıp gülümsedim. İçimde bir sızı, ama aynı zamanda güven vardı. Çünkü ilk kez biri, gitmek zorunda olduğu için bile benden izin ister gibi davranıyordu.
Zerrin Hanım evden çıktıktan sonra geride kalan iki abiye baktım. İkisi de rahatça koltuklara yayılmış oturuyordu. Mahir abiye biraz daha uzun bakınca, kafasını kaldırıp bana baktı.
"Ben işe öğlen gidiyorum, küçük," dedi umursamazca.
İçimden bu kelimeye hafifçe takıldım. "Küçük..." Pek hoşlanmıyordum böyle hitaplardan ama ilk günden kavgacı kız damgasını yememek için sustum.
Sonra gidip ona yakın bir koltuğa oturdum. Elindeki telefona dikkat çekmemeye çalışarak gizlice göz atıyordum. Halime gülümseyip telefonu hafifçe bana çevirdi. Basketbolla ilgili, bana oldukça sıkıcı gelen videolar izliyordu.
Tam o sırada karşımdaki koltukta yine dikkat çekmeye çalışan bir Cesur belirdi. Kahvaltıdaki mesele yüzünden hâlâ sırıtarak bana bakıyordu.
"Bu arada," dedi muzip bir ses tonuyla, "sen küfür etmeyi nereden öğrendin Cücük Bilge? Ben bile senin kadar orijinal küfürler edemem, o kadar yani!"
İşte bu! Mahir abimin "küçük" demesine susmuştum ama Cesur'un bu alaycı "Cücük Bilge" deyişi sinirimi dahada arttırdı. Kendime hâkim olamayıp arkamdaki kırlenti kaptığım gibi kafasına fırlattım ve hızla ayağa kalktım. Merdivenlere yönelirken, bir anda durup onlara döndüm:
"Ben cücük ya da küçük değilim, tamam mı!" diye çığlık attım.
Cırtlak çıkan sesimle Mahir ve Cesur yüzlerini buruşturarak bana baktılar. Umursamadan, ayaklarımı vura vura merdivenleri çıkıp odama doğru yürüdüm.
———
Odaya çıktığımdan beri telefonda takılıyordum. Yatağın enine uzanmış, ayaklarımı duvara doğru uzatmıştım. Başım yataktan aşağı sarkıyor, saçlarım yere değiyordu. Kulaklığımda en sevdiğim şarkılardan biri çalıyordu. Ellerim karnımda, şarkıya ritim tutarak keyif yapıyordum. Nakarat kısmı geldiğinde dayanamadım, ben de şarkıya eşlik etmeye başladım.
"Kafayı yormam, sonuna bakmam
Ben adam olmam deli gönlüm, neler ister de Seni aldatamam"
Saat öğleyi geçtiği için Mahir abi işe gitmişti. Geriye sadece Cesur kalmıştı ama onun benim cırtlak sesimden rahatsız olup olmaması umurumda değildi.
Ters bir pozisyonda, sesli bir şekilde şarkı söylemek bir süre sonra beni zorlamaya başlamıştı. Boğazım kuruyunca su içmek için komidinin üzerindeki karafa baktım ama maalesef boştu. İç çektim ve yerimden doğrulmaya çalıştım. Bu pozisyonda kalkmak biraz zordu; önce ayaklarımı kendime doğru çekip yan dönerek kalkmayı planladım. Tam hareketlenmiştim ki dengen bozuldu, baş aşağı kayıp yataktan düştüm. Başım yerde, gövdem hâlâ üstte, sanki takla atmaya çalışan çocuklar gibi saçma bir şekilde kalakaldım.
Ama bu tuhaf anı daha da tuhaflaştıran şey kapıda belirdi. Cesur kahkahalar eşliğinde bana bakıyordu. Elinde telefonu vardı ve videomu çekiyordu!
Gözlerim büyüdü, bir anda kendimi toparlayıp ayağa fırladım. Kalbim hızla atıyor, utançla sinirin karıştığı bir dalga içimi kaplıyordu.
"Sakın... sakın bana videomu çektiğini söyleme. "
Sinirli ama yavaş adımlarla üzerine yürümeye başladım. Her adım attığımda o bir adım geri çekiliyor, hâlâ kahkahasına engel olamıyordu. Ama yüzümdeki ciddi ve kararlı ifadeyi fark edince kahkahası yavaş yavaş kayboldu. Yutkunarak elindeki telefonu indirip odadan çıktı ve koşarak aşağı kata kaçtı.
Evet kaçtı!
Benden tam 4 yaş büyük ve adı Cesur olan abim benden korkup kaçtı!
Karakterine tezat olan bu ismi buna kim koydu Allah aşkına!
Peşinden hızla aşağıya indiğimde, antreden ayakkabılarını almakla meşguldü. Dışarı çıkacağını anlamıştım. Ama gitmeden önce o videoyu kesinlikle sildirmem gerekiyordu.
Ayak seslerimden geldiğimi fark etmiş olacak ki, başını çevirip bana muzip bir sırıtışla baktı.
"Ben dışarı çıkıyorum cücük... Yarım saate annem gelir, sen de bu sürede kafanı dinle. Tabii yerinde duruyorsa."
"Cücük" kelimesine özellikle bastıra bastıra söylüyor, ardından da yere düşerken başımı çarpmama laf sokarak alaylarına devam ediyordu. Küçümseyici tavrıyla beni kızdırmak için özel bir çaba gösterdiği her hâlinden belliydi.
Tam ağzımı açıp konuşacaktım ki, benden önce davranıp lafa atladı:
"Bu arada seni aile grubuna ekledim, hayırlı olsun. Şu anda orada deli muhabbet dönüyor. Annem gelene kadar sıkılmak istemezsen bir göz atarsın belki."
Gruptan bahsetmesi ve oradaki "deli muhabbet" lafı bana tek bir şeyi çağrıştırdı. Midemde bir kıpırtı, beynimde şimşek gibi bir düşünce çaktı:
Videomu gruba atmıştı, değil mi?!
Sinirle ona döndüm. Gözlerimi kısmış, kelimelerin her harfini vurgulayarak konuştum:
"Lütfen. Videoyu. Gruba. Atmadığını. Söyle."
Sözlerim havada ağır ağır yankılanırken o hâlâ karşımda sırıtıyordu.
Hiçbir şey demedi. Sadece elini salladı ve gayet keyifli bir şekilde dışarı çıktı.
Elimdeki telefon sessizdeydi. Hızla ekranı kaydırıp açtım. Yeni bir gruba alındığıma dair bildirim ve yetmiş küsür mesaj vardı. Kalbim hızlandı. Hemen gruba girdim ve dönen muhabbete bakmaya başladım.
Gözüm seyirmeye başladı.
İlk mesaj Cihan abidendi:
"İyi ki şarkı söylerken evde değildim. Videoyu askeriyenin ortasında açtım, bütün askerler bana baktı. Cidden sesi kulak tırmalıyor hahaha!"
Sonra Mahir abi eklemişti:
"Oğlum düşmesi çok komik ya! 😂"
Videomu hem izleyip hem de gülerek yorumlamışlardı.
Yetmemiş, Zerrin Hanım ve Asil Bey de mesaja gülme emojileriyle tepki vermişti!
Asil Bey! Yani bu evin en olgunu, en ağırbaşlısı! O bile kahkaha atmıştı!
Ama sanırım mesajları benim de göreceğimi sonradan fark etti ki hemen bir tane daha yazmıştı:
"Kızımla uğraşmayın sıpalar!"
Offlayarak Cesur'a içimden sessiz küfürlerimi sıraladım.
"Nasıl olsa ben bir şekilde onun hakkından gelirdim," diye içimden geçirdim.
Daha fazla sinir olmamak için telefonu kapatıp cebime koydum. Sonra derin bir nefes alarak mutfağa doğru yöneldim.
Mutfağa vardığımda büyük bir bardağa soğuk su doldurdum. Hemen arkamdaki sandalyeye çöktüm ve suyu bir dikişte içtim. O soğukluk boğazımdan geçerken sanki sinirimi de biraz bastırdı.
Ardından dolabı tekrar açtım, aynı bardağa bu kez limonata doldurdum. Gözüm masanın üstündeki küçük kurabiyelere takıldı. Ondanda iki tane alıp yukarıya çıktım.
Odamın olduğu koridora geldiğimde, durup incelemeye başladım. Bu katta üç oda vardı. Biri benimkiydi, diğeri Cesur'un odasıydı. Ama üçüncü kapının ne odası olduğunu bilmiyordum.
Bir an duraksayıp kapıya baktım.
Evde kimse yoktu.
"Acaba kimin odası? Misafir odası mı? Yoksa boş mu?" diye içimden geçirdim.
Bir iki adım yaklaştım.
Kapının koluna uzanacak gibi oldum ama sonra vazgeçip geri çekildim.
Evde kimse yokken oda karıştırmak istemiyordum.
Ama yine de aklım oradaydı.
Merak, içten içe dürtüyordu.
Dayanamayıp yavaşça kapının kolunu indirdim.
Kapıyı hafifçe aralayıp kafamı sessizce içeriye uzattım...
Odanın içini görünce buranın kimin odası olduğunu hemen anladım.
Dayanamadım, küçük bir adım atarak içeriye girdim.
Oda, tozpembe ve ekru tonlarında, zarif ve sevimli bir şekilde döşenmişti. Pencerenin önünde bir çalışma masası vardı; hemen çaprazında ise küçük, sade bir makyaj masası duruyordu. Yatak kapının sol tarafındaki duvara dayalıydı. Üzerinde türlü türlü peluş oyuncaklar diziliydi; belli ki hepsi özenle yerleştirilmişti.
Odanın ortasında biraz durup etrafı dikkatle inceledim.
Sonra gözüm makyaj masasının üzerindeki kumral, uzun bir peruğa takıldı.
Usulca yaklaşıp nazikçe dokundum. Yumuşaklığı, doğallığı... Bu onun gerçek saçlardan yapılmıştı değil mi?"
Boğazım düğümlendi. Gözlerim doldu.
Gözlerimi odanın içinde gezdirirken dikkatimi komodinin üzerindeki küçük çerçeve çekti.
Yavaşça elime aldım.
Fotoğrafta Cesur, Cihan ve Mahir yan yana duruyordu.
Ortalarında ise kol kola girmiş, sarıp sarmaladıkları genç bir kız vardı.
Onun zayıf ve bitkin hali fotoğraftan bile belli oluyordu. Genç yaşta bu dünyadan kopup gitmesi herkes için zor bir durumdu.
Fotoğrafa uzun uzun baktım.
Gözlerindeki ışık hâlâ oradaydı.
Ama artık yoktu.
Bu düşünce içimde tarifi zor bir sızı bıraktı.
Daha fazla odada kalıp anılarına saygısızlık etmek istemedim. Elimdeki çerçeveyi dikkatlice yerine koyup, bir elimde tuttuğum kurabiye tabağı ve limonata bardağıyla sessizce dışarıya yöneldim.
Boşta kalan elimle gözlerimde biriken yaşları silerken, odama ilerlemek üzere koridorda bir adım attım ki...
Başımı kaldırdığımda koridorun başında beni izleyen Zerrin Hanım'la göz göze geldim.
Onu görünce bir anda panikledim.
"Şey... Ben aslında odanın kimin olduğunu bilmiyordum ama... merak edip baktım. Vallahi hiçbir şeye dokunmadan hemen çıktım," dedim aceleyle, suçlu çocuklar gibi.
Zerrin Hanım bu halime üzgün ama sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Yavaşça yanıma gelip elini yanağıma koydu.
"Hiç sorun değil canım. Zaten seninle biraz sohbet etmek istiyordum. Hem evde kimse yokken anne-kız biraz dertleşiriz, olur mu?"
Sadece başımı sallayarak onayladım.
"Ben gidip üzerimi değiştireyim. Sonra bahçedeki koltuklarda buluşalım," dedi. Ardından tekrar merdivenlere yöneldi ama tam kaybolacakken dönüp ekledi:
"Bu arada, odalara yiyecek ve içecek çıkarmıyoruz tatlım."
Kalakaldım.
Nasıl yani?
Odama yiyecek içecek çıkarmamak mı? Bu benim hayattaki en büyük zevkim olabilirdi!
Sinirle değil ama hafif bozulmuş bir ifadeyle elimdeki kurabiyelerden birini ağzıma tıktım ve merdivenlere yöneldim. Bahçeye çıkıp Zerrin Hanım'ı beklemeye başladım. Bu sırada telefonumu çıkarıp önce gruptaki mesajlara üstünkörü göz attım, sonra Instagram'a girdim.
Bildirim panelinde üç yeni arkadaşlık isteği vardı.
İsimleri görünce gözlerim kocaman açıldı:
Mahir Dağıstanlı sizinle arkadaş olmak istiyor.
Cihan Dağıstanlı sizinle arkadaş olmak istiyor.
Cesur Dağıstanlı sizinle arkadaş olmak istiyor.
Bu işi kesin anlaşarak yaptıklarına emindim. Ve bu fikir bana inanılmaz komik geldi.
Ama hemen kabul etmedim. Önce profilime girip alay konusu olabilecek tüm eski fotoğraf ve videoları temizledim, arşive attım.
Profilim "güvenli" hale gelince, birer birer isteklerini kabul ettim ve hemen stalk moduna geçtim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 23.6k Okunma |
2.73k Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |