16. Bölüm

Ortaya Karışık

Beyazbirkuş
beyazbirkuss

Bir gün... sadece bir gün aksiyonsuz, sakin bir şekilde günü tamamlayıp başımı huzurla yastığa koymak istiyordum. Ama beladan kurtulmayan başım ve sürekli birilerine yakalanmam hiç bitmiyordu. Aras abi ve Cihan abim meslek hayatlarında bile benim kadar aksiyon yaşamıyordur, eminim. Biz daha aramızda ne olduğunu çözmeye çalışırken, bir şeylere yeni yeni adım atmaya başlamışken yakalanmıştık. Hem de hiç olmaması gereken kişi tarafından...

 

Mahir ya da Cihan abime yakalansak, daha acısız ve kesin bir sonumuz olurdu. Ama Cesur'a yakalanmak... işte o sürüm sürüm sürünmek demekti. Ona yaptıklarımın bin katını bana yaşatacağından şüphem yoktu. Cesur hâlâ şoktan çıkamamış, gözlerini bizden ayıramıyordu. Ben ise korku dolu bakışlarımı taze flörtüme çevirdim. "Seninle kısa da olsa güzel şeyler yaşadık ama buraya kadarmış," demek isterdim belki... Ama Cesur'a pabuç bırakmamak için kuyruğumu her zamanki gibi dik tuttum.

 

Poyraz'ın ise keyfi kaçmış gibiydi. Cesur'a yakalanmaktan korkmamış ama bu kadar erkenden, bu şekilde ortaya çıkmak moralini bozmuştu. Eminim şimdi kendini suçluyordur. Sonuçta misafiri olduğu evin kızıyla onların asla hoş karşılamayacağı bir durumda yakalanmak, bir erkek için hiç de hoş değildi.

 

Aklımın çizdiği senaryolara bir set çekip kendimi durdurdum. Sanırsın uygunsuz bir anda yakalanmışız! Alt tarafı sarılıyorduk, Bilge! Uçtun iyice sen kızım... Senin aklın kalbine karışmış, mantıklı düşünme yetini çoktan kaybetmişsin.

Kendimi bir güzel payladıktan sonra "gönder gelsin" diyerek Cesur'a döndüm. İnşallah çok şamata yapmadan bu durumu atlatırdık. Yoksa daha ilk günden aileme madara olmak istemezdim.

 

Cesur nihayet şoktan çıkmış gibiydi. Bakışlarını bizden ayıramıyor, bir bana bir Poyraz'a dönüyordu. Kaşları her saniye biraz daha çatılıyor, yüzündeki kaslar gerildikçe geriliyordu. Sessizliği, bağırmasından daha ürkütücüydü. Sanki birazdan dudaklarının arasından çıkacak ilk kelimeyle bütün dengemizi yerle bir edecekti.

 

Bakışları en son Poyraz'da durdu.

"Sen az önce benim minicik, küçücük kardeşime koala gibi sarılıyor muydun, yoksa ben mi yanlış gördüm lan?" dedi. Normal başlayan ses tonu giderek yükseliyor, yüzündeki ciddiyet her saniye biraz daha sertleşiyordu.

 

Alt metinde verdiği mesaj öyle açıktı ki anlamamak imkânsızdı: Benim hâlâ çocuk olduğumu, yaşıma bakarak daha büyüyemediğimi vurguluyordu. Onun gözünde küçücük bir kızdım hâlâ...

 

Bu işin uzayacağı belliydi ve ben, bu durumun hemen kulaklara taşınmasını hiç istemiyordum. Cesur'un yanına ilerleyip açık bıraktığı kapıyı sessizce kapattım.

Poyraz tam konuşacaktı ki araya girdim.

"Abi, bak... sandığın gibi bir şey yok," dedim ve yan tarafımda duran Poyraz'a çekinerek baktım. Bakışları hızla gözlerimi buldu. Ona, gözlerimi kapatıp açarak sabırlı olmasını işaret ettim. Umarım anlamıştır.

 

"Sana yalan söylemeyeceğim. Aramızda, sizin de fark ettiğinizi bildiğim bir çekim var. Ama daha çok yeni... Biz bile duygularımızı yeni yeni anlamaya başladık. Lütfen, şimdi ortalığı ayağa kaldırma ve diğerlerini de başıma sarma."

 

Üç abi ve bir babayla aynı anda baş edemeyeceğimi biliyordum. Cesur ikna olursa, onu bir şekilde halledebilirdim. Ama henüz bu kadar yeniyken diğerlerinin öğrenmesini kaldıramazdım. Belki de bu konuda annemden yardım istemek daha doğru olurdu.

Cesur ciddi ciddi beni dinleyip kafasını onaylar gibi sallıyordu. Bu hâli umutlarımı artırdı. Hevesle yüzüne bakıp bir şeyler söylemesini bekledim.

 

"Olur kardeşim. Siz birbirinizi tanıyın, aranızdaki bağı güçlendirin, birbirinizi sevin... Ben de en büyük destekçiniz olurum," dedi.

 

Duyduklarıma inanamayıp ağzım şaşkınlıktan aralandı. Sevinçle ellerimi çırpıp Poyraz'a baktım ama o, benim aksime, umutsuz bir vakaya bakar gibi abime bakıp başını iki yana sallıyordu. Gülüşüm yavaş yavaş silindi. Bakışlarımı abime çevirdiğimde ise sesi birden yükseldi:

 

"Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz lan? Adam burada, bizim evimizde, kız kardeşime koala gibi yapışmış aşkını depreştiriyor, ben de size alkış mı tutacağım?"

 

Yüksek çıkan sesinden irkilip bir adım geriye çekildim. Cesur sinirle derin bir nefes aldı ve Poyraz'a döndü.

 

"Hele sen... Oğlum, bu kız daha çocuk! Sübyancı mısın lan sen?"

 

Verdiği abartılı tepkiye sessiz kalamadım.

"Yuh! Yok artık abi. Sen ne diyorsun Allah aşkına? Sübyancı da ne demek? Hem aramızda sadece beş yaş var ve bu gayet ideal."

 

Biz birbirimize tehditkâr bakışlar atarken Poyraz daha fazla sessiz kalamadı ve araya girdi:

 

"Yaptığın imalara dikkat et, Cesur. Tamam, kız kardeşini kıskanıyor, kimseyle paylaşmak istemiyor olabilirsin ama bir daha böyle imalarda bulunma. Ayrıca herkes kendi kararlarını verecek yaşta."

 

Onun sert sesi ve kendinden emin duruşu o kadar güçlüydü ki gözlerimi ondan alamadım. Hülyalı hülyalı bakarken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Ama bunun yeri ve zamanı değildi. Derin bir nefes alıp kendimi toparladım ve abime doğru adım attım. Gözlerim hızla dolarken dudaklarımı büküp masumiyet maskemi taktım. Ablam artık bu numaraları yemiyordu; ama abim, birileriniikna etmek için neler yapabileceğimi henüz bilmiyordu. Sesimi her an çatlayıp ağlayacakmış gibi titreterek konuştum:

 

"Tamam, git söyle herkese. Ortalık birbirine girsin, herkes bize tepki versin." Derin bir nefes alıp hüzünle gözlerine baktım.

"Biliyor musun, bu konularda bana en çok senin destek olacağını sanmıştım hep. Ama şimdi tepkini görünce, bunun hiç de öyle olmadığını anladım. Sen böyle yaparsan, diğerleri neler demez ki?"

 

Cümlelerimden sonra iyice role bürünüp bakışlarımı abimden kaçırdım, başımı yavaşça öne eğdim. Gözümden süzülen tek damlayı abim çoktan fark etmişti. İçimden kendimi tebrik ederken, yan tarafta duran Poyraz'ın dudaklarının kıvrılıp keyifle sırıttığını gördüm. Ne yaptığımı anlamıştı. Zeki şey seni.. Abim ise benim kırılgan hâlime hüzünle bakıp, ne yapacağını bilemeyen bir hâlde çaresizce düşünüyordu. Poyraz'ın alaycı gülüşünden habersizdi.

 

Sonra sıkıntıyla burun kemerini iki parmağıyla sıktı, gözlerini kapatarak sinirli bir soluk verdi. Kardeşini kıskanıyor, onu kimseyle paylaşmak istemiyordu. Ama bu hâlim onu etkilemiş olacak ki sonunda bir karara varmış gibiydi. Gözlerini açtığında bize ters bir bakış gönderdi.

 

"İyi, tamam... şimdilik kimseye bir şey söylemeyeceğim. Ama siz de hareketlerinize dikkat edeceksiniz."

 

Son sözlerini özellikle Poyraz'a dönerek söyledi:

 

"Öyle saçma sapan temaslar, sarılmalar yok. Efendi efendi bizim yanımızda oturur sohbet edersiniz. Yalnız kalmak, dışarıya çıkmak yok!"

 

Her bir kuralı sıralarken içimden gözlerimi devirdim, ama dışarıdan başımı onaylar gibi sallamakla yetindim. Şimdilik kimseye bir şey söylememesi daha iyiydi; sonrasını sonra düşünürdük.

 

Poyraz da benim gibi onaylamak zorunda kaldı. Abimin ters bakışları eşliğinde diğerlerinin yanına doğru yürüdük. Masada herkes bizi bekliyordu, aralarındaki derin sohbet yanlarına varmamızla bölündü, gözler bize dönmüştü. Beklettiğimiz için apar topar özürlerimizi sıralayıp yan yana duran üç sandalyeye yöneldik. Abim geçip hemen ortadakine oturdu, kimseye bakmadan yemeğine daldı. Poyraz'la göz ucuyla birbirimize bakıp aynı anda abime ters bakışlar attık. Daha şimdiden aramıza girmeye başlamıştı bile.

 

Herkes kendi halinde sohbet ederken Mahir abim derin düşüncelere dalmış, sessizce yemeğini eşeliyordu. Normalde de çok konuşmazdı ama kulağı sürekli bizde olur, ufak tefek sohbetlere dahil olurdu; hiç konuşmasa bile yüzünde eğlenen bir tebessümle bizi izlerdi. Şimdi ise garip bir sessizlik vardı, canı sıkılmış gibiydi. Tam karşımda olduğu için masanın altından ayaklarına hafifçe vurup dikkatini çektim; göz göze gelince hafif bir tebessümle ne var anlamında başını salladı. "Neyin var abi? Canın sıkkın duruyor, iyi misin?" diye sessizce sordum; biri duyarsa diye masadakileri kontrol etti "bişey yok" deyip geçiştirecek diye düşünmüştüm, ama beni yanılttı.

"Yemekten sonra bahçeye çıkalım mı? Sana danışmak istediğim birkaç şey var," dedi, ben de merakla karışık şaşkınlıkla başımı sallayıp hızlıca yemeğimi yemeye başladım. Bir an önce bitirip bahçeye çıkmalıydım; abimin bu haline sebep olan şeyi çok merak ediyordum. Abim bana gerçek bir gülümsemeyle baktıktan sonra yemeğine döndü, biliyordu tabi kardeşinin ne kadar meraklı olduğunu.

 

Yemeği fazla hızlı yemiş olmalıyım ki midemde ufak bir ağrı başladı; biraz daha sakin hareketlerle son lokmamı yiyip geriye yaslandım. Sol tarafımdan gelen sesle masaya eğilerek yemek yiyen Cesur'u geriye iteleyip sesin kaynağını bulmaya çalıştım . Sonunda ulaşınca gözlerimiz birbirine tutununca hemen sıcak bir gülümseme gönderdim ama görüntü bir anda kayboldu çünkü gözlerini kapatmış olan abim vardı. Sinirli bir soluk vererek elini tutup masaya indirdim, tekrar Poyraz'a bakınca göz kırparak "Tuzu uzatır mısın" dedi; ama gözleri telefonumu işaret ediyordu. Anladım dercesine başımı sallayıp masada tuzu aramaya koyuldum, bulunca tam uzanacaktım ki Cesur benden önce alıp sert bir şekilde Poyraz'ın önüne bıraktı; çıkan sese masadakiler anlık bakmıştı. Cesur hemen araya girerek "Poyraz abi tuzu istedi, verirken elimden kaydı," diyerek bilerek abi kısmına baskı yaptı.

 

Aras abi ise Cesur'un Poyraz'a "abi" demesine takıldı: "Abi mi? Sizin aranızda kaç yaş var ki? Ben sizi yaşıt sanıyordum." Deyince, hadi cevap ver diyerek sevgili eniştemi işaret ettim. Cesur hiç gocunmadan "Yaş farkı var tabi Aras abi, koskocaman bir yaş var. Abi demezsem ayıp olur, ben büyüklerine saygılı bir insanım," dedi. Karşı çaprazdan Cihan abim ise Cesur'a bakarak "Yine ne işler karıştırıyorsun acaba?" diyerek mırıldandı.

 

Cesur’un abartılı yaş muhabbetlerini umursamadan, kimseye fark ettirmeden telefonuma göz attım.

Poyraz’dan mesaj vardı:

‘Yarın sabah iznim bitiyor. Erken çıkacağım için konuşmaya fırsatımız olmayabilir. O yüzden herkes uyuduktan sonra, abin bitirmeme fırsat vermediği konuşmamı tamamlamak istiyorum.’

 

Konuşmaya devam etmek istiyordu! Oysa bugün yaşananlar bile benim için fazlasıyla yeterliydi. Heyecan ve stresten öbür tarafa geçmemi istiyorsa, buyursun konuşalım. Bu adamdaki cesarete gerçekten hayret etmek lazım. Evde üç abi — ki biri daha ilk günden bizi öğrenmişti — bir de baba vardı. Onlar uyuduktan sonra gizlice bir araya gelmemizi istemek… Nasıl bir aksiyon yaşatmayı planlıyor acaba?”

 

Öte yandan benimle bağ kurma çabası o kadar hoşuma gidiyordu ki, gözüm kapalı her şeye atlayasım geliyordu. Ama acemisi olduğum bu duyguları bir anda yaşayıp sonra yere çakılmak istemiyordum. Yine de onu reddetmek istemedim. Bu yüzden onaylayan bir mesaj gönderip konuşmayı kabul ettim.

 

Bunların ötesinde yarın tercih sonuçları açıklanacaktı. Ailem, benden duyduğu rahat ve zihin yormayacak mesleklerden ötürü sonucu korkarak bekliyordu tabii. Ben ise onlara durumu anlatırken biraz abartmış, tuhaf ve korku dolu bakışlarından gizliden gizliye çok eğlenmiştim. Puanım istediğim meslek için yeterliydi ama bütün tercihleri ailemle yaşadığım şehre yapmıştım. O yüzden sonuç ne olur, bilmiyordum.

 

Düşünceler aleminden, sofrayı toplamaya başlayanların sesleriyle sıyrıldım. Elime birkaç boş tabak alıp mutfağa geçtim. Ablam da elindekileri tezgâha bırakıp bana döndü. Yüzünde gördüğüm mahcup bakışlar kaşlarımı çatmama sebep oldu.

“Nasıl hissediyorsun ablacım? Seni uzun zamandır ihmal ettiğimin farkındayım. Bugünkü abla-kardeş günümüz de bozuldu. İstersen giderken seni de götüreyim, uzun uzun konuşuruz?”

 

Ablamın sözleri paniklememe sebep oldu. Poyraz yarın gidecekti ve gitmeden onunla az da olsa vakit geçirecektik. Ablama henüz hiçbir şey anlatmadığım için bunu şu an söyleyemezdim.

‘Şey… bugün olmasa abla. Ben biraz yoruldum da, erkenden uyuyacağım. Hem yarın tercihler açıklanacak, bizimkilerle birlikte bakacağız. Başka bir gün ayarlasak olur mu?’

 

Bahaneleri peş peşe sıralarken fazla telaşlı görünmem ablamın gözünden kaçmadı. Tek kaşını kaldırıp dikkatle yüzüme baktı.

“Dökül, Bilge.”

 

Bu kadın nasıl oluyordu da her şeyi hemen anlayabiliyordu, bilmiyorum. Her seferinde “dökül” diyor ve ben de ne var ne yoksa anlatıyordum. Kesin hipnoz, büyü filan yaptı bana; yoksa bunun başka bir açıklaması olamazdı. Omuzlarım pes edercesine düştü, ben de ‘Offf…’ diyerek az ilerideki masaya oturdum.

 

“Poyraz’la aramızda garip bir çekim var. Bugün birazcık bunu itiraf etti ama Cesur abim hemen yakaladı ve yan yana gelmememiz için elinden geleni yapıyor. Ayrıca Poyraz sabah gidecek ve bir daha ne zaman görüşebileceğimiz belli değil. O yüzden herkes uyuduktan sonra benimle konuşup aramızdaki bağı netleştirmeden gitmek istemediğini söyledi.”

 

Tek nefeste ne var ne yoksa dökmüştüm. Ablama anlatmak, korktuğumun aksine, beni rahatlatmıştı. Ablam ise bilmiş bir edayla kollarını bağlamış, eğlenen bir ifadeyle beni süzüyordu.

 

Tam o sırada arkamdan gelen sesle gözlerimi yumup kendime küfrettim. Neden her şey benim kontrolüm dışında gelişiyordu ki?

“Biliyordum! Ayy hemen bunu oturup konuşmamız lazım, anneciğim!”

 

Annemin sesi benimkinden daha heyecanlı çıkmıştı. Kim derdi ki koskoca Zerrin Dağıstanlı, kızının sevgili yapmasına çocuklar gibi sevinecek?

 

Tam anneme cevap verecektim ki Mahir abim mutfağa girip, “Hanımlar konuşmanızı bölüyorum ama bu küçük bana lazım,” diyerek elimden tutup beni masadan kaldırdı ve kimsenin cevabını beklemeden bahçeye açılan kapıya ilerledi. Beni mutfaktaki konuşmadan kurtardığı için ona ayrıca teşekkür etmeliydim. Ablam ve anneme sırıtarak abimin beni çekiştirmesine izin verdim.

 

Bahçeye çıkınca hasır koltuklara karşılıklı oturduk. Abim koca gövdesiyle neredeyse iki kişilik yer kaplıyordu. Bir ara bana basket öğretmesi için yanına gitmeliyim, belki boyum biraz daha uzardı’ diye geçirdim içimden. Dikkatimi abime verince söze nasıl başlayacağını bilemiyor gibi kıvrandığını fark ettim. Vücuduna hiç yakışmayan bu hareketleri beni içten içe güldürüyordu. İşe yaramasını umut ederek, onun üzerinde ablamın taktiğini kullanıp konuşmasını teşvik ettim.

“Dökül abi.”

 

Abim sıkıntıyla başını sallayarak konuşmaya başladı. Oha! Bu kadar kolay oluyorsa ben bunu hep kullanırdım.

“Bir öğrencim var, adı Hayal. Basketbol öğrenmek için salona kayıt yaptırdı. Ama bu spor için uygun biri değil. Yeteneği yok bir kere. O kadar çelimsiz ve kırılgan duruyor ki topu kaldırıp atabilecek gücü yok gibi. Ona bunu anlattım; basket için ne kadar çalışırsa çalışsın uygun olmadığını söyledim ama çabalamaktan vazgeçmiyor, inatçı keçi!”

 

Direkt konuya girip detaylı anlatmasına şaşırdım ama abimin bunları birisine anlatması gerekiyormuş gibi bir hali vardı. Sanki içinde tutarsa patlayacak gibiydi. Onu hiç bölmeden dinlemeye devam ettim.

 

“Daha fazla onunla vakit kaybetmek istemediğim için diğer arkadaşa yönlendirdim ama benimle çalışmakta ısrar edince kabul ettim. Çabuk pes edip gitmesi için onu zorladım. Diğerlerini bir set çalıştırıyorsam onu iki, üç bazen dört set çalıştırdım. Herkes mola yaparken ona sahayı paspaslatıp saçma sapan işler verdim bırakması için. Yine de istikrarlı bir şekilde devam etti”

 

Derin bir nefes aldı ve acılı bir şekilde yutkunarak sözlerine devam eti.

 

“Bugün salona erken gittiğimde yine oradaydı. Telefonla konuşarak ileri geri yürüyordu. Arkası dönüktü, geldiğimi görmedi. Telefondaki her kimse ona: “Hayır, ben görüntümün aksine zayıf biri değilim. Onun için çabalamak beni mutlu ediyor. Ona yakın olup gözlerine bakmak paha biçilemez bir duygu. O yüzden beni ne kadar zorladığının bir önemi yok.”’ Diyordu.

 

Abim bunları anlatırken kendine kızar, hatta kendinden nefret eder gibi bir ifade vardı yüzünde. Sanki yanında ben yokmuşum da, kendi düşünceler denizinde boğuluyordu. Bahçeye çıktığımızdan beri ilk kez gözlerime bakarak konuştu:

 

“Onu kırdım! Hatta parçalayıp darmadağın ettim. Bilge, onun bana olan duygularını çocukça bir heves sandım, ciddiye almadım. Onu duyduğumu fark etmedi ama dersteki ilk hatasında bağırarak ona beceriksiz bir çocuk olduğunu, saçma heveslerin peşinde koşarak beni meşgul ettiğini söyledim. Hem de herkesin içinde! O an bana bir bakışı vardı ki kendimi dünyanın en kalpsiz adamı gibi hissettim. Onca eziyetime, bağırmama, zorlamama rağmen dersleri bırakmayan kız… duygularını basit bir heves sandığımı anladığında gözleri dolmasına rağmen tek damla akıtmadan arkasını dönüp gitti.”

 

Abim benimle konuşmak istediğini söylediğinde bu kadar derin ve önemli bir konuşma yapacağımızı düşünmemiştim. Normalde çok konuşmasa bile her zaman sevgiyle bakıp, karizmatik gülümsemeler yollayan abimin iş yerinde bu kadar katı ve kaba olmasını öğrenmek benim için sarsıcıydı.

 

Sonra Hayal’i düşündüm. Abimin bütün eziyet ve sıkıntılarına rağmen yanında, yakınında olmak için çabalamış ve vazgeçmemişti. Bu bile onun ne kadar güçlü biri olduğunu gösteriyordu. Ama duyguları onun ince çizgisi olmalıydı; oraya kimseyi, hatta abimi bile yaklaştırmamak için geri çekilmişti. Abim fark etmese de onun inatçı, vazgeçmeyen, hedefi için çabalayan biri olmasından etkilenmiş gibiydi. Belki daha da fazlasını hissediyordu. Ama en belirgin duygu, yüzündeki o katıksız pişmanlıktı. Abim için sancılı günler başlamış gibi duruyordu..

 

—————————————————————————————————————

 

Selam arkadaşlar, nasılsınız?

Size ufak bir şikayetim var. 😅 Neden oy ve yorum konusunda bu kadar cimrisiniz? Birkaç kelimeyle bile olsa kitabın gidişatı hakkında yorum yapmanız beni çok mutlu eder. Çünkü güzel yorumlarınızı okudukça daha da hevesleniyorum ve peş peşe bölümler paylaşmak istiyorum.

Lütfen emeğimi görmezden gelmeyin. Seviliyorsunuz! ❤️

Bölüm : 18.09.2025 10:14 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...