1. Bölüm

Şok Dalgası

Beyazbirkuş
beyazbirkuss


Selam! İlk kitabımla karşınızdayım. Daha önce birkaç kez yazma denemem oldu ancak içime sinmediği için hepsini silmiştim. Aradan bir iki yıl geçince, “Neden yeniden denemeyeyim?” diye düşündüm. Gerçek aile hikâyelerini konu alan kurguları seviyorum, ancak tam istediğim gibi olanlar çok az. Bu yüzden kendi kurgumu yazmaya karar verdim. Acemi bir yazar olarak hata ve eksiklerimi hoş görün lütfen. Zamanla kendimi geliştireceğime inanıyorum. Eleştirileriniz ve yorumlarınız benim için çok değerli; satır aralarında görüşlerinizi görmek beni mutlu eder. Kendinize iyi bakın!

————————————————————

Geceler, bazı insanlar için hiçbir zaman sessiz olmazdı. Uyumamayı tercih edip sabahlayanlar kervanına ben de dâhildim. Uyku, zihnimi yoran düşüncelerin gürültüsünden beni kurtarmıyordu. Uykusuzluğa çoktan alışmıştım. Bu hâlime artık şaşırmıyordum ama birazdan kapımı kırarcasına açıp odaya dalacak olan ablamı bir hayli şaşırtacaktı.

Ah be abla... Her gün aynı manzarayla karşılaşmana rağmen, bir gün bu kız adam olur da normal bir şekilde yatağından kalkar mı umuduyla güne başlamak seni yormuyor mu, balım? Niye bunu kendine yapıyorsun çiçeğim.

Beni bi sal ya da kabullen artık. Ben çul çürütenim ve halimden gayet memnunum.

 

Evet, kafamda ablama karşı 1587. savunmamı yaparken aynı zamanda telefondaki videoları izlemeye devam ediyordum ki... Kapı pat diye açıldı ve arkasındaki duvara çarptı. Çıkan sesten korkup irkilen ablama sırıtarak baktım ve telefonu yatağa bıraktım.

 

"Günaydın. Ben de ne zaman gelip kapıyı yerinden sökersin diye bekliyordum."

 

Bana "Sen adam olmazsın." bakışı atıp...

"Sana iyi geceler olmadı ki günaydın olsun, Bilge."

 

Başını yukarı kaldırıp dua eder gibi ellerini açtı.

 

" Allah'ım, bari isminin anlamını biraz taşısaydı..."

Deyip, anlamadığım birkaç şey daha mırıldandı.

 

"Hadi kalk, elini yüzünü yıka da mutfağa gel. Bir şey konuşmamız lazım."

 

Arkasını dönüp hızlıca odadan çıkınca, şok olmuş bir halde arkasından bakakaldım.

 

Sesindeki tedirgin tını, yerimde huzursuzca kıpırdanmama neden oldu.

Normalde ne kadar söylense de, yanağıma öpücüğünü kondurmadan odadan çıkmazdı.

Daldığım düşüncelerden hızla sıyrılıp lavaboda işlerimi hallettim ve hemen mutfağa, onun yanına gittim.

Ablam, elleri titreyerek tezgâhın üzerindeki salatalıkları doğruyordu. Daha doğrusu, adeta katlediyordu.

 

Onun bu hâli, içimdeki huzursuzluğu artırdı.

Ablam normalde soğukkanlılıkla en kötü durumları bile yönetir, mantıklı düşünerek her şeye mutlaka bir çözüm bulurdu.

Ama şu anki hâli... fazlasıyla tuhaftı. Gözleri boşluğa dalmıştı, hareketleri mekanikti. Yutkunarak birkaç adım yaklaştım.

 

"Bir şey olmuş...

Seni bu kadar tedirgin eden ne, abla? Neler oluyor?"

 

Sözlerim ağzımdan dökülürken sesim kısıktı. Elleri durdu, bıçağı yavaşça tezgâha bıraktı.

Derin bir nefes aldı ama yüzüme bakmadı. Ben ise yerimde hafifçe geriye yaslandım, parmak uçlarım masaya dokunurken kalbimin hızını bastırmaya çalıştım.

Hareketsiz kalan ablamın yüzündeki ifade, içimdeki sessiz paniği iyice büyüttü.

 

Yavaşça bana döndü.

Ruh hâlini bana çaktırmadığını düşündüğü için, onu anlamama epey şaşırmış görünüyordu.

Bakışları kısa bir anlığına donakaldı, sonra hızla kendini toparladı.

Hazırladığı kahvaltı masasını başıyla işaret etti.

" Otur. Yerken konuşuruz."

 

Önceki hâline göre daha rahat görünmeye çalışıyordu ama hâlâ üzerinden atamadığı bir tedirginlik vardı.

Onu böyle görmeye daha fazla dayanamıyordum. Dikkatini dağıtacak bir şeyler yapmam gerekiyordu.

Ne olduğunu doğrudan sorabilirdim, ama bu onu daha da huzursuz edecek gibiydi.

 

Söylediğini yapıp usulca yerime oturdum.

Benim için doldurduğu çaydan bir yudum aldım ama...

 

"Ah, ananı... Yandım ama ya

 

Bardağı fırlatırcasına masaya bıraktım, yerimden kalkıp doğruca mutfağın musluğuna koşturup kafamı musluğa dayayıp soğuk su içmeye başladım.

 

Ablam söylenerek yerinden kalktı, sinirle yanıma geldi.

Saçlarımı yolarcasına tuttuğu gibi kafamı musluğun altından çekti.

 

"Iyy! İğrençsin Bilge ya!

Bardak diye bir şey var, pislik!"

 

Kollarımı yukarı kaldırıp kendimi ondan korumaya çalışırken gülmemi tutamadım.

O ne kadar sinirli görünse de, ben onun o sert çıkışlarının ardındaki endişeyi net görebiliyordum.

 

Aslında ağzım o kadar da yanmamıştı.

Sadece işi çirkefliğe vurup ablamın dikkatini dağıtmak istemiş ve başarılı olmuştum.

 

"Artık kendine çeki düzen ver, Çul Çürüten Bilge. Lakabının anlamı gibi rahat ve vurdumduymaz olamazsın. Hadi, ben neyse de diğer insanların yanında normal davran."

 

Tek kaşımı hafifçe kaldırıp gözlerimi kısmış halde dik dik yüzüne baktım. Başımı usulca yana eğip sordum "Diğer insanlar kimmiş?" Sorgulayıcı bir şekilde onu süzmemle gözlerimin içine bir anlığına bakabildi, sonra huzursuzca bakışlarını kaçırdı. Omuzları çöktü, yüzündeki o umursamaz ifade yavaşça silindi. Belli ki bakışlarım yetmişti; ruh hali bir anda değişti, içine kapanıp eski hâline geri döndü.

 

Masaya yeniden oturup katlettiği salatalıklardan birini alarak ağzıma attım ve sinir bozucu bir yavaşlıkla çiğnemeye başladım.

 

Sonunda, pes edercesine derin bir nefes verip karşıma oturdu.

 

"Dün, sen odana çıktıktan sonra annem aradı..." dedi.

 

Cümlenin devamını nasıl getireceğini bilemez bir hâlde gözlerini kaçırdı. Bir bana, bir yanındaki boş sandalyeye baktı. Parmak uçlarıyla masaya hafifçe vururken dudaklarını kemirdi. Kararsızdı, ama konuşmak zorunda olduğunu da biliyordu.

 

Bak..." dedi, sesi titreyerek. Gözleri dolmuştu ama kendini tutuyordu.

"Sen benim her şeyimsin, tamam mı? Her ne olursa olsun, ben senin ablanım."

Cümleyi bitirdiğinde göz göze geldik. Yutkundu. O an, ortamı derin bir sessizlik kapladı.

 

"Abla..." dedim sessizce, boğazımdaki düğümü yutmaya çalışarak.

 

"Biz niye böyle bir konuşma yapıyoruz ki?"

Gözlerine baktım. Cevap oradaydı sanki ama yine de duymak istiyordum. Açık açık. Lafı dolandırmadan.

 

"Annem sana ne dedi?"

Sorumun ardından ablamın gözleri doldu. O an, soğukkanlı duruşum tamamen dağıldı. Yerimden hızla kalkıp yanına gittim. Ellerini tuttum, gözlerinin içine baktım.

 

"Anladım..." dedim. "Benimle ilgili bir boklar dönüyor ama ne olur, uzatmadan söyle artık."

 

Sustu. Benim sabrım da, aklım da tükenmek üzereydi.

 

"Bilmiyorum... Aslında korkulacak bir şey olmayabilir. Belki senin için daha iyi bile olur. Hatta... Küçükken hayalini kurduğumuz o aile sıcaklığını yaşarsın, hım?"

 

Kaşlarımı çatıp sinirle ayağa kalktım.

"Abla, ne diyorsun Allah aşkına? Lafa ortasından girip durma. Dosdoğru anlat işte..."

Gözümün önüne gelen saçlarımı tek elimle geriye attım, diğer elim belimdeydi. Ablamın anlatmasını beklerken yeterince sabırsızdım.

 

Ablam sonunda derin bir nefes aldı, gözleri dolu dolu başladı konuşmaya:

"Bilgem... Annemi seni doğurduğu hastaneden aramışlar. Doğduğun gün iki bebeğin karıştığını söylemişler."

Sesi titriyordu, kelimeler boğazından zorlukla çıkıyordu.

 

Şok olmuş bir halde ablama baktım. Eğer gözlerindeki yaşlar olmasaydı, benimle alay ettiğini sanır, kahkahalarla gülerdim. Ama gözlerime öyle bir bakıyordu ki, bu bakış beni paramparça etmeye yetiyordu. Başımı iki yana hızlıca sallayıp,

"Abla, sen ne dediğinin farkında mısın?" diye sordum.

 

Ablam beni sakinleştirmek için yanıma gelip kollarımı tuttu. Ama söylediklerini duyunca, bir anda tüm vücudum titremeye başladı hem de yaz günü!

 

"Şşşt... Sakin ol lütfen," dedi fısıltıyla.

"Daha hiçbir şey kesin değil. Yarın hastaneye gidip DNA testi yapılacak. Ablacığım... Belki de durum sandıkları gibi değildir."

 

Duyduklarımla sakinleşmek yerine daha da stres oluyordum.

Ne dedi o? Hastane mi? DNA testi mi?

Ya bunlar kitaplarda, dizilerde olmuyor muydu?

 

İçimden yükselen panik dalgasını bastıramadım.

"Allah'ım..." diye geçirdim içimden.

"Tüm bunlar, 'çok sıkılıyorum,hayatıma biraz hareketlilik gelsin' dediğim için mi oluyor gerçekten?"

Kafamda sesler birbirine karıştı.

 

Aklıma birden gelen düşünceyle yerimde hızla doğruldum, ablamın kollarından çıkıp sordum.

 

"Annemle babam nerede? Geliyorlar mı? Uçağa binmişler mi?

 

Sorularımı art arda sıralarken sesimdeki telaşı gizleyememiştim. Ablam, gözlerini kaçırdı.

Bir anlık sessizlikten sonra kısık bir sesle konuştu:

 

"Şey... Annem, işlerinin çok olduğunu söyledi.

"Siz gidin, testi verin. Zaten diğer ailenin kızı bir sene önce kanserden vefat etmiş. Bizlik bir durum yok," dediler.

 

Ailem, her şey sanki sıradan bir detaymış gibi davranıp, benim için böylesine önemli bir konuda bile işlerine ara verme gereği duymadığında... içimde bir kez daha derin bir sızı oluştu.

Her defasında olduğu gibi, yine görmezden gelindim. Ve yine, kalbim sessizce kırıldı.

 

Hadi beni geçtim... Kızları olma ihtimali yüksek birinin vefatını böylesine basit bir şekilde geçiştirmelerine gerçekten hayret ediyordum.

Sanki söz konusu olan bir insanın hayatı değilmiş gibi, sanki bu hikâyenin ucunda biz hiç yokmuşuz gibi...

İçimi yakan bu düşüncelerin içinde kaybolmuşken, ablamın sesiyle gerçekliğe geri döndüm.

 

Diğer aile, durumun farkına kızlarının kanser olduğu dönemde, hastane sürecinde varmış.

Ona donör olamadıklarında yapılan testlerle, aralarında kan uyuşmazlığı olduğu ortaya çıkmış. Bu da detaylı incelemeleri beraberinde getirmiş ve sonunda genetik bağlarının hiç olmadığını öğrenmişler.

Bir yandan evlat bildikleri kızın tedavisi için çırpınırken, diğer yandan gerçek kızlarını aramaya başlamışlar.

Hâliyle bu süreç, onlar için hem zorlayıcı hem de yıpratıcı olmuş.

Ancak kızları, hastalığa daha fazla direnemeyip bir yılı bile doldurmadan vefat edince... arayışa ara verip yas tutmayı seçmişler.

Diğer kızın kardeşi olma ihtimalimi bilirken, onun durumunu bana anlatmak ablam için oldukça zordu.

Kim, bir kardeşi daha olduğunu öğrendiği gün, onun çoktan öldüğünü duysa kötü hissederdi zaten.

Tanımasa bile, birini kaybetmiş olduğunu bilmek ablamı içten içe daha da çıkmaza sürüklemişti.

 

Test sonuçları çıktığında neyle karşılaşacağımızı az çok tahmin ediyordu.

Ve belki de en çok, bu evde tamamen yalnız kalma ihtimali sarmıştı etrafını.

Çünkü biz, ablamla ailemiz olmasına rağmen hep kimsesizdik.

İki kardeş, birbirimizin annesi babası olmuştuk.

Birbirimizi karşılıksız, koşulsuz sevdik.

 

Ve bu hayattaki en büyük korkumuz, birbirimizi kaybetmekti.

Konuşmamı beklemeden, aile hakkında bilgi vermeye devam etti.

Araya girersem tekrar toparlanıp konuşması zor olur gibiydi, bu yüzden sessizce dinledim.

 

— Aile, kendini biraz toparlayınca aramaya devam etmiş ve sonunda annemlere ulaşmışlar.

Yarın hastaneye gidip test vermemiz gerekiyor.

Ben Aras'ı arayıp durumu anlattım, o da ön araştırma yaparak bu bilgileri bana verdi.

Aile, işinde gücünde, kendi hâlinde bir aileymiş.

Tabii ben sonra daha detaylı bir araştırma yapacağım, balım.

 

Sessizce başımı sallayıp yeniden yerime oturdum.

Ablam "araştıracağım" dediyse, sülalesinin yedi ceddine kadar izini sürer; en ufak bir tehlike sezdiğinde ise onları bir şekilde benden uzaklaştırmayı mutlaka başarırdı.

O, çok zorlu davaların altından kalkmış, başarılı bir avukattı.

Nişanlısı Aras Abi ise işinde isim yapmış, saygı duyulan bir polisti.

 

Aralarındaki sevgi ve güven bağı öylesine güçlüydü ki, onlara hayran olmamak elde değildi.

Ve ikisi bir araya geldiğinde, önlerinde durabilecek bir suçlu kalmazdı.

 

Kahvaltılıklardan bir iki lokma daha atıştırıp sessizce masayı topladım.

Bulaşıkları sudan geçirip makineye yerleştirdim, ardından tezgâhı güzelce sildim ve ablama döndüm.

 

O, sessizce beni izliyordu. Belki yaşananları sindirmem için bana zaman veriyordu... ya da tüm işi üzerime yıkmak için sessiz kalıyordu, kim bilir.

 

Yeniden masaya oturdum.

Ne diyeceğimi bilmeden kıpırdanıp durdum, içimden cümleleri evirip çevirdim.

Ama kelimeler, düşünmeden ağzımdan dökülüverdi.

 

"Şey abla ... Onlar nasıllar?Yani... kimler...

Off, işte anladın sen.

Anlatsana biraz."

 

Cümleler ağzımdan dökülürken gözlerimi kaçırmıştım ama ablamın beni tebessümle izlediğini fark ettim.

Aileye karşı ilgili merakım, onun hoşuna gitmişti.

Gerginliğin içinde bile, bu küçük anı yumuşatacak bir sıcaklık vardı yüzünde.

 

Elimi yüzüme kapatıp bir süre öylece bekledim.

18 yaşıma yeni girmiş olsam da, ablamın mesleğinden dolayı bazı şeyleri az çok biliyordum.

Eğer onların kızı olduğum kesinleşirse, büyük ihtimalle beni yanlarına almak isteyeceklerdi.

 

Ya da... bilmiyorum.

Aklım, duygularım, hepsi birbirine karışmıştı.

Ne istediğimi, ne hissetmem gerektiğini ben bile anlayamıyordum.

 

Ablam, beni daha fazla bekletmeden söze girdi:

Anne, Zerrin Hanım. Veterinermiş. Küçük, tatlı bir kliniği varmış. Herkes, hayvanlara olan sevgisinden ve merhametinin sınır tanımadığından bahsediyor.

 

Kısa bir duraksamadan sonra devam etti:

 

Baba, Asil Bey. Savcı. Onu araştırmam zor olmadı zaten. Aynı yerde çalışıyor olup adını sıkça duyduğum bir savcının baban olma ihtimali... bence büyük bir tesadüf. Tanıyanlara sordum, hepsinden aldığım cevap neredeyse birebir aynıydı.

"Adı gibi Asil... Tam bir adalet avcısı. Tanıyan herkes 'Çocuklarına düşkün, baba gibi baba' dedi, bir tanem.

Eğer testler olumlu çıkarsa ne olacak biliyor musun?

Ben hayalini kurduğumuz o baba figürüne hiç kavuşamasam da... sen kavuşacaksın.

 

"Söz ver bana ablacığım.

Eğer baban Asil Bey çıkarsa, onlarla hak ettiğin hayatı yaşayacaksın.

Kendini geri çekmeyecek, herkese gösterdiğin o ketum tavırlarını evin dışında bırakacaksın, tamam mı?

Hem kendine, hem de evlatlarını kaybettikten sonra seni bulan o aileye bir şans vereceksin.

Anlaşıldı mı?"

 

Sözlerini bitirip yerinden kalktı, saçlarımdan bir öpücük kondurarak kapıya yöneldi.

Biraz daha yanımda dursa ağlayacak gibiydi, bu yüzden hızla uzaklaştı.

Tam kapıdan çıkarken durdu, yavaşça bana döndü.

Yüzünde tanıdık bir ifade, o meşhur imalı sırıtışı vardı.

 

Ben bu gülümsemeyi çok iyi biliyordum...

Bu, "asıl bombayı şimdi patlatacağım" bakışıydı.

"Sana üç tane abin olduğunu söylememiş miydim?"

Göz kırpıp devam etti. "Sonra hastanede görüp şok olma, tamam mı balım?"

Deyip gülerek hızla evden çıktı.

Beni, ağzı açık kalmış hâlde, az önce attığı bombayla baş başa bıraktı.

 

Üç abi mi?!

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 23.05.2025 18:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...