
Bölüme geçmeden sizinle biraz konuşalım mı??
Nasılsın sevgili okurum, umarım iyisindir. Öncelikle son iki gündür ülkemizde yaşanan olaylardan dolayı ne kadar üzgün olduğumu dile getirmek istiyorum, hepimizin başı sağ olsun.
Uzun süredir bölümler düzensiz, ayda bir bölüm bazen bir buçuk ayda... Bunun farkındayım. Fakat sanki tıkandım ve artık yazamıyorum gibi hissediyordum.
Hayallerim büyük, bir gün Sangre Roja'yı elimde tutmak; hepinizle teker teker tanışmak istiyorum.
Aslında birinci kitabın finalinden sonra bir iki ay mola versem böyle olmayacaktı, kendimi zorladım; zorlayarak yazmaya çalıştım.
Ama şimdi buradayım, ve şunu söyleyebilirim ki galiba artık hazırım çünkü sizi çok özledim.
Haftada en az bir bölüm gelecek. Bu bölüm, normal bölümlerimizin iki katı uzunluğunda olacak diye planladım. Bölümler arası zaman çok uzun olduğu için unuttuğunuz bazı detaylar, karakterler olabilir. E Sangre Roja zaten detaylar üzerine kurulu bir kitap; be sizn yerinizde olsaydım baştan şöyle bi okurdum ama 700 sayfada az değil. Vaktiniz yoksada okudukça hatırlarsınız, meraklanmayın:)
Ayrıca bu bölümlerim ayda bir geldiği dönemde arka planda bölümleri düzenledim ve şuan yayında olan hallerinde ne kadar acemi olduğumu gördüm. Özellikle ilk yirmi otuz bölümü okuyunca kendimi anlatım konusunda ne kadar geliştirdiğimi anlayacaksınız. Sonuçta bu yirmi sayfa yazıp bırakmadığım, üzerine yüzlerce sayfa yazdığım ilk kurgum. O yüzden başlarının öyle olması normal.
Fakat kitabın arka planda düzenledim ve yaklaşık ilk 150 sayfadaki o acemilikten yazarlığa geçiş sürecimdeki pürüzleri çok güzel hallettim, merak etmeyinnnn
Bu arada elimde hazır bölüm yok, yazarak ilerleyeceğim. Yazım ve imla hatalarım olursa şimdiden affola.
Sizi gerçekten çok özledim... Armina'nın hikayesinin daha başlarındayız... Şuan, ikinci kitabı yarıladık diyebiliriz. Eğer buraya kadar okuduysan bu kurgu şuan 700 sayfa civarında;)
Kendime şaşırıyorum, iki sene önce bugünlerde Sangre Roja zihnimde canlanmaya başlamıştı. 23 Nisan da yaınlamıştım ilk bölümü.
Bu arada özel bir bölüm planlıyorum, yüksek ihtimalle Ayhan&Bade çiftine gelecek🥹
Yazamadığım bu dönemde beni bırakmadığınız, daima yanımda olduğunuz için çok teşekkür ederim.
Bunu söylemekten hiç bir zaman bıkmayacağım.
İyiki varsın, iyiki varsınız.
⭐️Bölümümüzü yıldızlamayı ve yorum yapmayı unutmayınız⭐️
.
.
.
1 Hafta Sonra
Mavi Çiçek Operasyonu, Ankara
Ecel timi, Tümgeneral Ali Hamza Görmüş'ü tutuklama kararıyla yürüttükleri Mavi Çiçek Operasyonu'nun 38. saatindeydi.
Ali Hamza Görmüş, oldukça güçlü bir adamdı. Bugüne kadar İCO'nun kurduğu tüm yeraltı tesisleri için verilen sahte izinlerin altında imzası olan kişilerdendi.
Güçlendirme, yapılandırma diye diye ülkenin altına teknoloji dünyası kurmuşlardı. Yalnızca Ali Hamza Görmüş değil, pek çok yüksek yetkili yönetici vardı işin içinde.
İCO'nun 5. katmanında yer alan en yüksek rütbeli ajanlardandı bu adamlar. 5. katmanda yer alıp Türkiyede görev alan ajanların neredeyse hepsi tespit edilmişti, en iyi timler teker teker hepsini tutukluyordu.
Yurtdışına kaçırılmamaları, veya tutuklandıktan sonra konuşmamaları için İCO tarafından öldürülmemeleri için bu operasyonlar çok gizli bir şekilde yürütülüyordu.
İCO hakkında bir çok şey gibi içindeki katmanlardanda hiç bir ülkenin haberi yoktu, beşinci katmana yükselmeyi başarmış kişilerin İCO'ya canlarıyla bağlı olduklarından da bi haberlerdi.
"Kalyoncu." dedi Çınar Görgülü.
"Emredin komutanım." telsizden gelen Mert'in sesini duyan Çınar beklemeden konuştu.
"Giriş çıkış?" dedi.
"Yok efendim, ne yapalım?"
"Güçlü, sendeyiz." dedi. Asena, Çınar'ın emri üzerine büyük villanın girişine doğru yürümeye başladı.
Topuklularından çıkan ses büyük arazide yankılanıyordu, arkasında onunla birlikte adımlayan Efe ve Uraz da takım elbiselerinin içinde oldukça şıktı.
Onlar adımlarken Çınar Ufuk'un telsizine konuştu.
"Kapıdakilerin kimliklerini tespit ettin mi?" dedi.
"Komutanım, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde değiller." dedi. Çınar'ın gözleri kısıldı. Fakat üzerlerinde askeri üniforma vardı.
Onlar İCO'nun askerleriydi.
Asena, Uraz ve Efe kapıya yaklaştıklarında onlara doğrultulmuş onca silaha rağmen yürümeye devam ediyorlardı.
"Kimsiniz?" dedi kapıdaki adamlardan biri.
"Merhabalar, Ali Hamza beyin bu akşamki özel misafiriyim." dedi. Adam onu baştan aşağı süzdü. Abartılı makyajı, bir galaya giderken giyelebilecek kadar abartılı elbisesi, uzun topukluları ve kasla şekillenmiş mükemmel fiziğinde uzun süre oyalandı bakışları.
"Hoş geldiniz, üzerinizi aramamız gerekiyor. Hepinizin." Son kelimesinde bakışları arkasında koruması gibi dikilen ikiliye kaydı.
"Silahları indirin." dedi onun dışında duran on kişiye. "Fatih, Emrah. Buraya gelin ve onların üstlerini arayın." dediğinde beşi sağda beşi solda dizilerek kapının önünde bir yol oluşturmuş Türk askeri üniformalı adamlardan en yakın olan ikisi, silahlarını bellerine yerleştirip Efe ve Ufuk'un üstünü aramaya başladı. Üzerlerinden çıkan silahları alınırlarken bu onların umrunda değildi, ikisininde öldürücü bakışları Asena'nın bedeninde gezinen ellerdeydi.
Adam, özellikle göğüslerinde ve kaçasında oyalanıyordu. Efe ve Urazdan çıkan birer silahtan sonra Fatih ve Emrah yeniden yerlerine geçti fakat elebaşları olan adamın elleri dakikalarca Asena'nın üzerinde gezindi. Asena rahatsızdı, fakat bugün para karşılığında kendini satan bir kadındı; bunun onu rahatsız etmemesi gerekiyordu. Bu yüzden gülümseyerek adama bakıyordu.
"Aramanız bitmiştir diye umuyorum." Uraz'ın sert sesini duyan adam girdiği transtan çıkarak Uraz'a baktı. Uraz da Efe de sinirden deliye dönmüştü. Fakat profesyonelliklerini koruyor, öylece dikiliyorlardı. Asena'nın uyarıcı bakışları bir saniyeliğine arkasına döndü sonra yeniden karşısındaki adama döndü.
"Üzerimde bir şeyler gizleyecek olsam şimdiye anlamıştımız zaten, Ali Hamza beyi bekletmek istemem ama çıkışta eğer hala buralarda olursanız belki içerden bir şeyler çalmış mıyım diye kontrol edebilirisiniz." dedi hafifçe gülerek. Adamın bakışları parladı, başıyla onu onaylayarak içeriye geçmelerini işaret etti. Asena neredeyse kusacaktı, fakat kendini tuttu ve onun için açılan kapıdan hızlı adımlarla girdi. Arkasından Uraz ve Efe de içeriye girdiğinde Ufuk, Mert ve Çınar da dürbünle izledikleri görüntülerden sonra sadece o adamın ellerini koparmak istiyorlardı.
"Öldüreceğim o adamı." dedi Uraz fısıldayarak.
"Altı dakika boyunca ablamın bedeninde gezinen gözlerini oyacağım." dedi Mert sinirle.
"Vaktimiz yok." dedi Çınar. onlara hitaben. O da o adamın kardeşinin bedeninde arzuyla gezinen ellerini yakmak, gözlerini oymak istiyordu ama bugün buraya daha büyük bir iş için gelmişlerdi.
Çınar, Asena'nın kulağındaki küpe de dahil olma üzere tüm timin gizli telsizlerine konuştu.
"Öldürün, hepsini. İCO'nun askerleri." dedi. Ve ilk atışı o yaptı. Asena'yı arzulanayan adamı önce kalbinden vurdu. Adamın eli şokla kalbine gittiğinde diğerleri hızla silahlarına davrandı fakat bir kaç saniye geçmeden hepsi Mert ve Ufuk'un susturuculu silahlarıyla öldürülmüştü. Asena'ya dokunan adam, dizlerinin üzerine düştüğünde Mert tam ateş edecekti ki Çınar "Durun." dedi. Adam dizlerinin üzerinde acıyla dururken önce kalbînin üzerineki eline nişan aldı. Ve vurdu. Diğer eline sıktı sonra. Adam acıyla bağırdığında bu kez kasıklarından vurdu. Onu, etraf kan gölü olduğunda. Silahını son bir kez kaldırdı, ve tam sağ gözüne nişan aldı. Hiç düşünmeden sıktığında adamın acılı haykırışları arttı.
Sol gözüne de hiç düşünmeden sıktığında adamın cansızdan farksız bedeni geriye düştü, ve acılı nefesler içinde kıvrandı.
Bir kaç saniye sonra, hayata gözlerini yumdu.
"İçimin yağları eridi canımın komutanı." Ufuk'un sözleriyle Çınar çok hafifçe güldü.
Aynı anlarda Asena, Uraz ve Efe üçlüsü Ali Hamza Görmüş'ü kelepçelemiş, evin kapısına doğru sürüklüyorlardı. Uraz sol kolundan, Efe sağ kolundan tutarak adamı yerde sürüklerken bir kaç adım arkalarında olan Asena elinde silahıyla tetikte bir şekilde adımlıyordu.
Tik tak, tik tak.
Zaman duruyor.
Savaş başlıyor.
⚔️
Ali Hamza Görmüş, sorgu odasında sonunu bekliyordu. Öldürmeyeceklerini konuşana kadar günlerce, haftalarca hatta aylarca işkence deceklerini biliyordu.
Ama o bir saat sonra ölecekti.
Yaşamının son bir saati içinde olduğunu biliyordu; bu ölümü kendisi seçmişti. İCO'ya ihanet etmezdi, hiç bir şekilde. Ama istese de zaten edemezdi.
4 saatlik uzun bir bekleyişten sonra içeriye Khatar girdi. Fakat Ali Hamza, karşısındakinin Khatar olduğunu bilmiyordu tabii.
Yaşamının son iki dakikasındaydı.
"Merhaba, Ali Hamza." dedi Khatar duygudan noksan bir sesle. Ali Hamza'nın karışına oturdu.
"Sen konuşmadan, ben konuşayım." dedi Ali Hamza.
"Bitiremeyeceksiniz, İCO'yu yok edemeyeceksiniz. Tek bayrağa, tek yöneticiye, İCO'nun mutlak gücüne itaat edeceksiniz." Khatar yalnızca onu izliyordu, müdahale etmiyordu.
"Ben ömrümü İCO'ya adadım. Bir kere olsa, bir kere daha yaparım. Yıllarca, sustuk. Bizi küçümsediniz. Terör olayı dediniz. Şimdi ise tüm ülkelerden, tüm teknolojilerden üstünüz. Bilinç kırılır, ülkeler yok olur, İCO daima kalır."
"İCO'dan bahset." dedi Khatar. Ali Hamza gülümsedi. Ölme vaktiydi.
"Tabii, İCO beş-" odada bir alarm sesi yankılandı. Khatar'ın bakışları etrafta gezdi. Bu ses bir hoparlörden gelmiyordu, Ali Hamzadan geliyordu.
Khatar sesin ondan geldiğini anladığı anda ayaklandı. Ali Hamza ise gülümsedi, ve son sözlerini söyledi.
"Yaşasın, İCO." ve patladı. Beynin parçaları odanın her yerine yayılırken Khatar öylece karşısında patlayan adama bakıyordu.
İCO'dan bahsetmeye çalıştığı an beyni patlamıştı.
İnsanlar, İCO'nun gücünden haberdar değildi. İCO, pek çok ülkeyi kendi tarafına gerek tehditlerle, gerek vaatlerle çekmişti.
Bir savaş başlıyordu.
Kurulu olan düzene, ülkelere, geçmişten gelen geleneklere, köleleştirilmek isteyen ülkelere.
Bir savaş başlıyordu, bu savaşta silah teknoloji; strateji anlaşmalar, güç ise zekaydı.
Tik tak, tik tak.
Zaman duruyor.
Savaş başlıyor.
⚔️
Aylar Sonra
"Bugün taksime yapılan üçüncü bomba saldırısı ekipler tarafından engellenmiş olsa da Şanlıurfadaki camiye yapılan silahlı saldırı maalesef o kadar başarılı değildi. Biri imam olmak üzere on dört ölü, on ağrı yaralı ve yirmi sekiz yaralı-" Armina haberi kapattı. Tek başınaydı, son zamanlarda zaten hep tek başınaydı. Tim sürekli olarak görevdeydi, çoğunlukla eve bile uğramıyor; Armina'yı arayarak haber verip yeniden göreve gidiyorlardı.
Ülkenin dört bir yanına düzenlenen sayısız saldırı vardı. İCO yanlısı olduğu düşünülen onlarca, yüzlerce yüksek mevkili devlet insanı yakalanmıştı.
Hepsinin sorgu sırasında daha tek kelime etmeden beyinleri patlamıştı.
Armina'nın Kağan'ın kolları arasından ordan kurtulmasının üzerinden tam iki ay on yedi gün geçmişti. Armina, Korkmazlarla iki kere görüşmüştü sadece. Kağan'ı hastaneden sonra bir kez bile görmemişti. Sakine gün boyu yanında olsada Gülgün Kırşan Albay Arif ve Ahmet gibi boşluk buldukça gelebiliyordu.
Armina genelde yalnız kalmak için Sakine hanımı da gönderiyordu.
Hissetmiyordu, hiç bir şey hissetmiyordu. Alp'i düşünüyordu bazen, yurda verilmişti o da. Tıpkı Armina gibi İCO tesislerinde büyüyüp sonra yetiştirme yurduna verilmişti.
Armina iki aydır sadece düşünüyordu. Göreve dönmemişti, süresiz izindeydi. Şirketin durumunu ara ara kontrol ediyordu. Sena sadece asistanı değil, Armina'nın olmadığı zamanlarda hisselerin yöneticisiydi.
Onca acının, hatırlanmayan gerçekliğin içinde bir çok yalan vardı. Ama en çok can acıtan, Kağandı.
Sevmişti Armina. Ani olmuştu belki, ne zaman sevmeye başladığını bile hatırlayamıyordu şimdilerde. Ama sevdiği adamı tanımadığını öğrenmişti. Canı yanıyordu, ama kimseyle konuşamıyordu.
Ayhan Korkmaz, Alaca ve Ejder timi sürekli olarak onu ziyaret ediyordu. Fakat Armina bu ziyaretleri kısa kesiyor, sürekli tek başına kalmak istiyordu.
Bakışları kapalı televizyona düştü. Düşünmemek için televizyonu açmak istedi. Az önceki kanal açıktı hala, farklı bir haber vardı.
"İran Devlet Başkanı Dariush Farzan, İCO yanlısı olduklarını belirtti. İCO, İran üzerindeki tüm güçlerini geri çekti. İtaat eden yaşar ilkesiyle yola çıka-" sinirle kapattı televizyonu. İCO bir virüs gibi hızla yayılıyordu.
Göreve dönmesine 13 gün vardı. Kendisini toparlamak için son on üç günüydü çünkü kendine söz vermişti. Üç ayın sonunda toparlanacaktı.
Fakat ne bedenen, ne de zihnen toparlanması bu kadar kolaydı.
Ejder Timinden ve Armina'dan kimsenin haberi yoktu. Onlar kendilerini toparlayana kadar ölü görünmee devam edeceklerdi. Karşı Savunma ve İstihbarat Bölüğü ve aileleri dışında operasyonun başarılı sonuçlandığını bilen kimse yoktu.
Onları sevenler, hala mezarlarında gözyaşı döküyordu.
13 gün sonra
Hasan Fıstıkçı'nın anlatımıyla,
Yürüyordum. Üzerimde askeri kamuflajım vardı. Yüzük parmağımdaysa nişan yüzüğüm. Kimsesizdim, yalnızdım bugüne kadar. Şimdiyse, canımdan çok sevdiğim sevgilimle nişanlıydım. Ama mutsuzdum. Hatta, hayatım da ilk kez bu kadar mutsuzdum.
Düğünüm olduğuna heyecanlanamıyordum bile. Armina komutanıma bu kadar bağlandığımı ben de bilmiyordum. Gerçekten onu ablam, hatta annem yerine koyduğumu o gittikten sonra anlamıştım.
Doğuştan eksik kalan aileyi hissettirmişti bana, bize. Çok seviyordum, ama o gitmişti. Bir daha geri gelmeyecekti. 'Fıstıkçı!' diye bağıran sesini duyamayacaktım artık. Ve bu gerçeğe yürekten inanmak çok zordu. Derya bana destek olmaya, yanımda olmaya çalışıyordu. O iyi ki vardı. Ama hayatının en mutlu günlerinde onu da üzmemek için ona belli edemiyordum bu kadar çok üzüldüğümü. İçimde yaşamak zorundaydım.
Altı ay olmuştu neredeyse, ama acısı ilk günkü gibi tazeydi sanki. Demek ki, aileden birini kaybetmek böyle hissettiriyordu. Yarım kalmış gibi.
Yenice görevden dönmüştük, fazlasıyla yorgundum. Üzerimi değiştirip eve gitmekten başka istediğim hiç bir şey yoktu şu anda. Zaten Bozkurt Albay da bir gün izin vermişti, o yüzden rahattım.
Timimin giyinme soyunma odasının önüne gelince durdum. Ve bakışlarım istemsizce yan odanın kapısına düştü. Armina komutanımın kapısına.
Gözlerimi kapattım. Ve bir kez daha o tarafa bakmadan odamızın içine girdim. İki dakika kadar kısa bir sürede sivil halime dönünce, hızla çantamı alıp odadan çıktım. Ve yine yürümeye başladım. Dalgın dalgın yürüdüğüm sırada omzuma atılan elle irkildim. Bakışlarımı sağıma çevirince Kerem olduğunu gördüm.
"Naber lan?"
"İyilik, senden?" dedim ben de.
"İyiyim bende, göreve gideceğiz şimdi. Helallik almaya geldim." dediğinde hafifçe gülümsedim.
"Helal olsun." dedim. Bir anda yüzündeki gülümsemesi soldu.
"Hasan,"
"Hayır, hiçbir gelişme yok." dedim. Armina komutanı soracaktı, anlamıştım zaten. İkimiz de hiçbir şey söylemedik bir kaç saniye tam o anda "Oha!" diye bir bağırış duyuldu askeriye koridorunda. İkimizinde bakışları oraya çevrildi.
İki kişi geliyordu karşıdan. Askeriye koridorunda yan yana ilerliyorlardı. Öyle çok benziyorlardı ki, onları görmekten çok bu benzerliğe bile şaşırabilirdim.
Aynı duruş, aynı bakış, aynı yürüyüş, aynı ifade.
Başlarında bordo bereli, üzerlerinde askeri üniformaları, omuzlarında rütbeleriyle gelenler onlardı.
Yüzbaşı Armina Kırşan ve Binbaşı Ayhan Korkmaz. Vücudumda bir şok dalgası gezindi. Zihnim bana oyun mu oynuyordu?
Gördüklerimin gerçekliğini sorguluyordum. Nasıl olabilirdi? Armina Komutanım nasıl karşımdaydı?
Armina'nın anlatımıyla,
Vücudum yaralı, zihnim pusluydu. Ama ben, askeri üniformamın içinde dimdiktim.
Askeriyemin koridorlarında yürüyordum. Yanımda kurtarıcım, kahramanım amcam vardı. Bizi görenlerin bakışları şaşkınlıkla üzerimizde takılı kalıyordu. O an onu gördüm, Fıstıkçı'yı.
Öylece bana bakıyorlardı Keremle ikisi.
"Özlemiş gibisin Fıstıkçı?" dedim. Girdiği transtan çıkmış gibi bana baktı ce koşarak kollarını bedenime doladı. Bu canımı fazlasıyla yaksada bende ona sarıldım.
"Komutanım, komutanım çok özledim. Yen ederim çok özledim sizi. Komutanım," dedi. Güldüm.
"Hiç düşünmezdim ama bende seni çok özledim Fıstıkçı." dedim. Daha sıkı sarıldım.
"Siz benim ailemsiniz komutanım." fısıltısı özlem doluydu.
"Sende beim ailemsin Fıstıkçı." dedim. Geri çekildi. Bakışları Ayhan amcama döndü.
"Binbaşım." dedi saygıyla.
"Rahat ol asker." dedi Ayhan amcam. Ona amca demek fazla garipti çünkü aramızda on yaş bile yoktu.
"Siz, nasıl?" dedi Fıstıkçı.
"Ben kaybederken bile kazanırım Fıstıkçı. Bunu öğrenmiş olman gerekirdi." dediğimde güldü. Gözleri ıslaktı, özlemle ağlamıştı. Benimde gözlerim dolu doluydu zaten.
"Kaybederken bile kazanırsınız ama ölürken bile yaşayacağınızı tahmin edememiştim." dedi dalga geçerek. İki kere omzunu pat patladım.
"Bende seni özledim, Fıstıkçı. Bende seni." dedim. Kerem'e de başımla selam verdikten sonra amcamla yürümeye devam ettik.
"Fazla sevenin var." dedi. Güldüm.
"İnsanın ailesi olmayınca vatanı onu sarmalar Binbaşım." dedim. Yüzünde buruk bir tebessüm oluştu.
Ben çok kalabalık bir ailenin tek başına büyüyen kızıydım.
Paşanın odasının mnüne gelince durduk. Kapının önünde kimse yoktu. Binbaşı iki kez kapıyı tıklattı.
İçerden paşanın gel sesini duyunca içeriye girdik. Kemal Korkmaz, tam karşımdaydı.
Yüzünden ne kadar yorgun olduğu anlaşılıyordu. Tüm ülke bu haldeydi. Bir savaş vardı kapımızda, yalnızca bizim değil, tüm dünyanın kapısındaydı.
Yinede bu yoğunluğun içinde boşluk bulduğu her fırsatta yanıma gelmişti. Onu gerçekten seviyordum.
"Oturun, çocuklar." dediğinde oturduk. O ayaktaydı, cama doğru yürüdü.
"Ayhan, oğlum." dedi. O çok yükse rütbeli bir komutan olabilirdi, ama en nihayetinde aylarca hatta yıllarca oğlunu ölü bilmiş bir babaydı.
"Emredin komutanım." dedi. Paşa boğazını temizledi.
"İkinizide iyi gördüm."
"Daha iyiyiz paşam, sağolun." dedim. Bize doğru döndü ve gülümsedi. Yanımıza doğru adımladığı sırada konuştu.
"Daha da iyi olacaksınız." dedi. Saçımı okşadıktan sonra amcamında omzunu patpatladı ve yerine oturdu.
"Ayhan, ne kadar uzun süredir orada olsanızda Armina'ya kıysala çok daha iyi toparladınız. Ağır saha görevlilerine heniz dönmesenizde saha görevlerine döneceksiniz. KSİ, Ejder timini bekliyor." dedi.
"Biz iyiyiz komutanım, üç ay oldu artık. Göreve dönmek hepimiz için onur." dedi. General onu başıyla onayladı. Bakışları bana döndü.
"Bir senede bir askerin görev süresi boyunca aldığı kadar yara aldın, kızım. Yaşaman bile mucize. Saha görevlerine geri dönmeyeceksin bir süre daha. Olaylardan üç aydır uzak olduğunuz için bilmiyorsunuz. Fakat Özel Kuvvetler de dahil olma üzere en seçkin askeri birlik eğitimlerinin sürelerini azaltıp eğitimlerini arttırdık. Savaş kapımızda, ve bizim askere ihtiyacımız var. Armina, sen bir süre Özel Kuvvetler eğitmeni olacaksın. KSİ için asker yetiştireceksin. Her ayın sonunda, senden seçtiğin kişileri KSİ'ye göndermeni isteyeceğiz. Son aşamaların eğitiminden sorumlu olacaksın. Anlaşıldı mı?"
"Ama efendi-"
"KSİ toplantılarına katılacaksın. Sen İmha Timinin komutanısın. Fakat saha görevleri için iyileşmeyi bekleyeceksin. İtiraz kabul edilmeyecek. Anlaşılmayan bir yer." dediğinde ikimizde başımızla onu onayladık.
"Yarın saat altıda KSİ tesislerinde olun. Sizi alması için araç göndereceğim. Çıkabilirsiniz." İkimizde baş selamı vererek ayaklandık ve odadan ayrıldık.
Bir an önce iyileşmem gerekiyordu.
Çünkü savaş çanları çaldıktan sonra kimse sizin ayağa kalkmanızı beklemezdi.
Tik tak, tik tak.
Zaman duruyor.
Savaş başlıyor.
⚔️
Yorumlarda buluşalım🥹
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 133.24k Okunma |
11.23k Oy |
0 Takip |
87 Bölümlü Kitap |