2. Bölüm

Zümrüd-ü Harabın Doğuşu (Part 1)

Buse Akay
buseninopucugu

SENE 2027

                                                                                                                                                                                     

Satranç turnuvasında gayet iyi gidiyordum hamlelerim oldukça yerindeydi. Şah mat zamanı oldukça yaklaşmıştı. Elimdeki bardağı barmene gönderdim. “Doldur.” Ne kadar içtiğimden habersizdim, bardağı tam alacakken bir el engel oldu. Elin sahibine bakmama gerek yoktu, kim olduğunu gayet iyi biliyordum. “Elini çek.” Kolundaki saate baktı, her zamanki gibi oldukça ciddi ve sexydi. Ama hayır bu hayatta aşkı yaşamak bana haramdı. “Üç saattir buradasın ve yaklaşık bir saattir aralıksız içiyorsun. Amacın komaya girmekse eğer, ulaşmak üzeresin.” Oflamamla birlikte beyefendi de kendisini geriye çekmişti.

Ona boş gözlerle bakmaya devam ederken bir anda beni sırtına aldı. “Ne yapıyorsun be pis sapık, çabuk beni yere indir.” Edis beni yere indirdiğinde destek almak için sırtımı duvara yasladım. Kafamı kaldırıp onunla göz göze gelmemle mantığım kendini devre dışı bırakıp duygularım devreye girdi ve ağlamaya başladım. Bunun en büyük etkenlerinden biri tabi ki alkoldü. Edis sağ kolunu duvara yaslayıp bana doğru eğildi. Boşta kalan eli ile yaşlarımı sildi gözünde anlamadığım bir bakış vardı. Sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyormuş da ben anlamamakta ısrar ediyormuşum gibiydi.

Başımı Edis’in eline yasladığımda kalbim sıkıştı. Ne hissedeceğimi ne düşüneceğimi bilmiyordum. Mantığım ve duygularım derin bir savaş içindeydi. Dudağımdan hafif bir hıçkırık çıktığında Edis aniden eğilip dudağıma bir öpücük kondurdu ve bekledi. Doğru değildi ona âşık olamazdım, olmamalıydım. Olan gücümle onu itip koşmaya başladım. Bana seslense de durmadım, dışarı çıktım. Hava da fırtına vardı, deli gibi yağmur yağıyordu. Yağmur damlalarından bir şey göremesem de koşmaya devam ettim nereye gittiğimi bilmiyordum. Kaçtığım şey Edis değil duygularımdı.

Edis’ten kaçmayı başaramamıştım, kolaylıkla bana yetişip beni durdurmuştu bile. “Niye yapıyorsun bana bunu?” İsyan ediyordu, artık sabrı kalmamıştı. Gözümdeki yaşlar yağmurun damlaları ile dans ediyordu yüzümde. Konuşamıyordum sadece ağlıyordum. “Seviyorum işte, görmüyor musun halimi? Sırılsıklam aşığım sana, niye inkâr ediyorsun, niye sevmiyormuş gibi davranıyorsun. Sözlerin beni istemese de gözlerin gelmem için yalvarıyor.” Edis dizlerinin üstüne çöktü sanki sırtındaki yükler yüzünden yıkılmış gibiydi.

Artık dayanmak, güçlü görünmek istemiyordu. Edis Karabey ilk defa birinin yanında göz yaşlarını döküyordu. Yapamadım, cevap veremedim sadece ağladım en sonunda her zaman yaptığım gibi kaçtım. Edis oradaydı yıkılmıştı, derbeder bir halde ağlıyordu. Ama benim tek yaptığım şey onu orada yalnız bırakmaktı.

 

 

 

 

Sene 2025

(Yazarın gözünden)

 

Yağmur iki yıldır bu dünya da yaşamını sürüyordu. Gerçi ölüden pek bir farkı yoktu, yavaş yavaş içindeki canavar uyanıyordu ve Yağmur bu durumdan hiç memnun değildi. Eski hayatını çok özlüyordu ama alması gereken intikam için duygularını göstermiyordu. Duygusuz bir insan olmak için çaba gösteriyordu ancak bu noktada mantığı ve kalbi iki zıt kutuptu. Bu dünyayı çekilebilir hale getiren kişiler vardı artık. Ece, Oğuz, Özgür ve en önemlisi Edis. Ece ona kız kardeş şefkati ile yaklaşmıştı, Oğuz abi gibi, Yağmur’u koruyordu, Özgür bu hayatta onu güldürmeyi başarmıştı. Edis ise onu ayakta tutuyordu, her ne kadar inkâr da etse Yağmur onu seviyordu.

Yağmur ve ekibi her zamanki gibi son cinayet mahalini oldukça güzel temizlemişlerdi ancak bu kusursuzluğa kusur bulacak bir piyon eklenmişti oyuna. Asya Demir, soğukkanlı ve zeki bir dedektif. Şüpheli kayıpların aslında bir cinayet olduğunu düşündüğü için düğmeye basmıştı. En az tilki kadar kurnaz bir insandı, herkese şüphe ile yaklaşırdı. Yeni bir insan tanıdığında ona katil gözüyle bakardı, hayır o deli değildi, yılların tecrübesiydi aslında onu bu hale sokan. Her zamanki gibi takım elbisesini giyinmiş ve saçını toplamıştı. Elindeki eldivenlerle kayıp sanılan ama gerçekte maktul’ün evini araştırmaya gelmişti.

Yanında maktul’ün çocukları vardı. “Ne zaman yurt dışına çıktı demiştiniz?” Maktul’ün kızı oldukça hüzünlüydü, ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu. “Bir ay önce çıktı, normalde üç gün içinde gelmesi gerekiyordu. En son arabadayken konuştu bizimle sonra telefonuna ulaşamadık.” Asya’nın dikkatini çeken bir şey vardı, bundan önce de şüpheli kayıp vakasındaki evin kokusu ve bu evin kokusu aynıydı. “Bu ev en son ne zaman temizlendi ne zamandır bu eve girilmiyor?” Kız duyduğu sorular karşısında şok olmuştu, böyle bir soruyu beklemiyordu. “İki hafta önce temizlendi o günden bugüne bir daha kimse bu eve girmedi. Babam yokken bu ev boş olur, babam gelince hizmetliler geri gelirdi.”

“Akif siz hanımefendiyi ifade için karakola götürün.” Asya kadın evden çıkarken masanın yanına gidip parmağı ile tozu kontrol etti. Başkomiser Tolga Ak dedektif ile pek anlaşamazdı. “Hayırdır Asya Hanım, titizlik perileriniz mi tuttu?” Asya derin bir nefes soludu, tahminlerinin doğru olduğundan yüzde yüz emindi. “Bu ev fazla temiz. İki hafta içinde bu evin tozlanması lazımdı. Ev oldukça ferah yani hava alması için camlar açılmış. Bu ev temizlenmiş, kayıp değil cinayet dosyası yani.” Başkomiser Asya’yı sorgularken içeri Asel komiser içeri girmişti.

“Kameraları araştırdık, bahsettiğiniz maktül bu eve üç gün önce eve girmiş.” Asya duydukları ile afalladı, sorguladığı kızın ifadesi ile Asel’in dedikleri uyuşmuyordu. Tolga komiser küçümser bir tavırla kollarını bağladı. “Ne oldu Asya Hanım, kendinizden oldukça emindiniz?” Asya’nın beyni iyice bulanmıştı. Bu işte bir terslik vardı ve bundan adı kadar emindi.

Asya, Asel’in elindeki belleği alıp laptopa taktı ve görüntüleri incelemeye başladı. Maktul yanında genç bir kızla eve girmişti, belli bir zaman sonra yanında kız olmadan kendi başına dışarı çıkmıştı. Ancak kız evden hiç çıkmamıştı… “Evi arayın bahçeyi, bodrumu, kazan dairesini, araştırılmadık yer bırakmayacaksınız.” Tolga bu hamleyi pek anlamamıştı çünkü buradaki tek amaç DNA veya parmak izi aramaktı. “Yine nasıl bir teori geldi aklına?”

“Beni sorgulamak yerine biraz çalışsan mı Tolga?” Tolga ve Asya arasındaki gerilim artmıştı. Asel konuyu dağıtmak için Tolga’ya olayı anlatma gereğinde bulundu. “Maktul üç gün önce yanında bir kızla eve girmiş, ancak kızın çıktığı görüntüler yok elimizde. Yani sizin anlayacağınız Asya Hanım kızın öldürüldüğünü düşünüyor.” Tolga duydukları ile ciddileştiğinde Asya göz devirip yanlarından ayrılmıştı. Bir ev, binlerce şüphe…

 

Yağmur’un gözünden

İki buçuk senenin ardından Kenan’a karşı güven elde etmiştim. Bu zamana kadar ne kaçmaya çalışmıştım ne de itaatsizlik etmiştim. Bu davranışlarım üzerimdeki şüpheleri yavaş yavaş ortadan kaldırıyordu. Dosyalar ile ilgilenirken odanın kapısı çalmıştı, hepimizin odak noktası gelen kişideydi. Bu Kenan’ın köstebeklerinden biriydi. “Söyle.” Odaya giren kız ile göz kontağı kurdum.

Kız saygı duruşunda durur gibi temkinliydi “Ali Çolağın cinayet işlediği şüphesine ulaştılar. Dedektifin aklı oldukça karışık bu durumda, şu anlık tek bilgi bu. Ancak bir tehlike var efendim.” Tehlike kelimesini duyar duymaz Kenan’ın gözleri açılmıştı. Edis ile göz göze geldiğimizde muhtemelen aynı şeyi tahmin ediyorduk. “Temizlik şüphesi?” Kızdan önce Edis ile aynı cevabı vermiştik. Kenan’ın dudaklarından küfür mırıltıları çıkmaya başladı. “Üstüne bastınız. Bana denildiği kadarıyla, evin kokusundan ve tozlu olmamasından bu şüpheye varmış. Diğer ekip konuşurken duydum hatta önceki dosyada da bu koku ile karşı karşıya geldiğini söylemiş.” Kenan elindeki viskiyi kafasına dikti.

“Bu kadının zekâsı beni hayran ediyor.” Edis ayağa kalktı ve saçlarını karıştırdı, bir oraya bir buraya gidip geliyordu. Herhangi bir risk onu oldukça tedirgin ediyordu, Kenan da ne yapacağını bilmiyordu sanırım. Gerçekten bu adamlar böyle bir işin içindeyken bir B planları yok muydu? Aklıma gelen fikirleri soluksuz söylemeye başladım, ne de olsa işin ucu bana dokunuyordu ve intikam almadan tutuklanmayı göze alamazdım.

“Yapacağımız şey belli, ürettiğimiz ürünleri satışa sunalım, resmi sayfa oluşturalım oradan da çekilişe sunalım. Bir de reklam ayarladık mı sorun kalmaz elimizde. Ama bunu kit olarak satışa sunsak daha mantıklı olur, çamaşır suyu alana oda spreyi hediye.”

Fikrim ile odadakilerin odak noktası ben olmuştum. Edis gururlu bir şekilde bana bakarken Kenan sırıtarak beni süzüyordu. “Bu kızın nadide bir parça olduğunu söylemiştim.” Bu sefer sırıtma sırası bendeydi, yavaşça masaya doğru eğildim. “Zekamı küçümsememen gerektiğini biliyorsun Kenan. Dikkat et de bu nadide parça seni paramparça etmesin!” Kenan’ın cevap vermesini beklemeden ayağa kalkıp odadan çıktım. Zira yüzüne baktıkça midem kasılıyordu.

Odama doğru yürürken Edis beni durdurmuştu. “Ne var senin aklında?” Sorgulayıcı bir ifade vardı yüzünde, sesi oldukça sert ve toktu. “İçeride anlat-” Lafımı bitirmeden Edis sözümü kesmişti, başka bir şey sezmişti bende. “Onu kastetmiyorum, babama karşı tavrından bahsediyorum.” Kolumu bağdaştırdım, kendimden emin bir ifade takınmaya çalıştım.

“Saklamak gibi bir amacım yok, zaten buradaki herkes farkında” Boy farkından dolayı Edis’in kravatını tutup yüzünü yüzüme yaklaştırdım. Parmaklarımın ucunda durup kulağına eğildim ve fısıldamaya başladım. “Babandan nefret ediyorum.” Ayağım yere sağlam bastığında bu sefer göz kontağı kurdum. “Elimde olsa onu bir kaşık suda boğardım.” Göz kırpıp onu rahat bıraktım ve yoluma devam ettim.

Yavaş yavaş içimde uyandırdıkları canavarı onların üzerine salacaktım ve Edis bunun oldukça farkındaydı. Korkmuyordum ne de olsa kaybedecek bir şeyim yoktu. Nefesim mi kesilecekti? Hiç şüphesiz o ipin düğümünü ben bağlardım, yeter ki o düğüm açılmasın.

Koridorda koşan adamı görünce bu zamana kadar geçireceğim ilk planın başladığını anladım. Dışarı çıktığımda tahminimin doğru olduğunu anladım. Kenan’ın düşmanı Atlas Göktuna tam karşımda duruyordu. Düşmanımın düşmanı dostumdur.

(Plan)

“Senin burada olman tehlikeli değil mi?” Kimseye yakalanmamak için buluşma yerimiz uçurumun kenarıydı. Arabadaki takip cihazı riskine karşı kendim için çaldığım motor ile gelmiştim. “Sanki umurundaymış gibi konuşma bana Atlas.” Atlas bana karşı döndüğünde, ben hâlâ manzaraya bakıyordum. “Umurumda senin gibi bir fırsatı bulmuşken” Eli çeneme değdi ve onunla göz kontağı kurmamı sağladı “Kaybedemem.”

Sert bir şekilde çenemdeki eli geri savuşturdum. “Plan ne?” Atlas sırıttı aklında birden fazla tilki dolanıyordu ve bu oldukça belliydi. “Kenan’ın sıradaki hedefi babam onu öldürecek, temizlik için sen bizim eve geldiğinde salondaki masanın altına senin için bir telefon saklayacağım. Seninle oradan haberleşeceğiz, siz ikinci maktul için uğraşırken bende o sırada kendi otoritemi kuracağım. En sonunda da hesap sormak için Kenan’ın arazisine geleceğim, sende orada bana güç gösterisinde bulunacaksın.”

Uçuruma biraz daha yaklaştım hava kapalıydı “Dikkat çekecektir Atlas, sonuçta ben Kenan’dan nefret ediyorum ve herkes bunun farkında” Atlas’a döndüm dikkatle beni dinliyordu “Neden ona zarar verecek birini durdurayım ki?” Atlas arabadan bir bira aldı, kapağını açıp içmeye başladı. “Doğru bir noktaya parmak bastın çekirge. Bu noktada ben sana laf atacağım, sende uyuz olduğun için bana karşı çıkacaksın.”

Bir sigara yaktım, çektiğim dumanı havaya üfledim. “Açıkça bana yürüyeceksin yani, doğru mu anladım?” Atlas parmağını şıklatıp elini bana doğru salladı. “Tam olarak öyle, hem az Edis Bey’i de sinirlendirelim değil mi?”

Elimdeki sigarayı bitirip yere attım, söndüğünden emin olmak için üstüne bastım. “Şimdilik bu kadar Yağmur Hanım gidebilirsiniz.” Göz devirdikten sonra kaskımı takıp Atlas’ın yanından ayrıldım.

*******

Dışarı çıktığımda arabaların dizildiğini gördüm. Atlas otoritesini sağlamış ve buraya gelmişti, plan için başını salladıktan sonra mesajı aldım. Adımlarım hızlandığında Atlas bıyık altından sırıtmıştı, bana karşı en ufak şüphe yoktu içinde. “Kenan Karabey çık karşıma.” Atlas’ın karşısına durduğumda Kenan’ın adamları arkamdaydı, bana karşı en ufak tehlikede devreye gireceklerdi. “Zorluk çıkarma Atlas, defol git.” Atlas sırıttı “Gitmesem ne olur prenses?” dedikten sonra saçımla oynamaya başladı. Elini tutup bileğini büktüğümde Atlas’ın dudaklarından küçük bir inilti koptu.

Kimse duymasın diye onun duyacağı tonda konuştum. “Ben senin bildiğin prensesler gibi, yardım etmesi için erkek yolu beklemem Atlas. Varsa bir sorun, halletmek için zekâmda yeter gücüm de.” Atlas’ı bıraktığımda yüzümdeki ifade oldukça ciddiydi, anlamıştı. Ondan medet ummadığımı tek amacımın Kenan’ın sonu olduğunu biliyordu.

Bir geri attığımda, benim bir adım önümde Edis vardı. Ellerini arkasında birleştirip kendinden emin bir şekilde durdu. “Hayırdır Atlas tasmandan kurtulunca yolunu mu kaybettin?” Atlas ile göz göze geldik, ikimizde biliyorduk burada özgür kimse yoktu. Herkesin ayağında demir prangalar vardı ve kurtulmak oldukça zordu. “Kendini görmeden bana bu şekilde diklenmen ne kadar acı.” İkisinin arasındaki gerginliğin şiddeti yavaşça artıyordu “Gerçi hayatındaki tek güzel şey o.” Atlas gözleri ile beni işaret etmişti.

Edis omuz üstünden bana baktı ve gülümsedi ancak bu gülümseme uzun sürmedi. Boğazını temizleyip tekrar Atlas’a döndü. “Ne dediğine dikkat et Atlas, dudaklarından çıkan tek bir cümle sonun olur.” Atlas sırıtıp, göz kırptı biliyordu ki Edis’in sabrı taşmak üzereydi. “Sende haklısın be Edis benim de yanımda böyle bir hatun olsaydı bende onu korurdum.” Bir bana bir de Edis’e baktı, üzerini düzeltti. “Ne de olsa Hatun taş, kimse kaybetmek istemez.” Edis’i bir kenara bırakıp Atlas’a bir yumruk attım ancak bu bir hataydı.

Henüz bu konuda derslerim devam ediyordu ancak yumruğu oldukça yanlış atmıştım, hissettiğim acı ile bu sefer dudaklarından inilti kopan kişi bendim. Edis hızla önümde eğilim bileğime baktı “İyi misin?” Cevap vermek yerine başımı olumsuz anlamda salladım. Edis derin bir nefes aldı yavaşça ayağa kalktı, boynunu kütletti ve Atlas’a son bir kez baktı. Sonrasında tam anlamıyla Atlas’ın üstüne uçtu. Atlas yere devrildiğinde oldukça sert bir yumruk attı, Atlas onun kalkması için çaba gösterirken Edis hâlâ onu dövmek ile uğraşıyordu.

Atlas’ın gücü pek yetmiyordu Edis’e güya bende bu herif ile işbirlikçiydim, bu çelimsizlikle mi yenecekti Kenan’ı? Edis hırsını alamayıp Atlas’ın boğazını sıktığında, herkes silahlarını çıkarmıştı. Atlas nefes almakta zorlanmaya başladığında yanına diz çöktüm ve Edis’in bileğini tuttum. “Dur artık.” Edis bana baktığında fazlasıyla yakın bir mesafedeydik, gözlerindeki nefret şefkate dönmüştü sanki. Ayağa kalktığında elini uzattı yüzünde bir pişmanlık vardı sanki. Uzattığı elini tuttum ve arkama bakmadan onu takip etmeye başladım.

“İntikamım büyük olacak.” Atlas son sözünü dedikten sonra adamlarını toplayıp arabaya bindi. Kenan’ı kapı da gördüğümde bizi izlediğini fark ettim, büyük ihtimalle onu şaşırtmıştım. O da, Edis gibi benim onu savunacağımı düşünmüyordu. Çünkü biliyordu ona zarar veren her yol bana cennetin kapılarını açacaktı.

Edis beni malikânenin içine soktu ve odasına doğru yol almaya başladı. Odasına geldiğimizde beni hemen koltuğa oturttu, dolaptan sağlık çantasını aldı ve yanıma oturdu. Bir şey demeden bileğime krem sürdü ve sardı. İkimizde susuyorduk, Edis’in işi bittiğinde bir şey demeden ayağa kalktım.

“Konuşmak istiyorum.” Edis kolumu tuttuğunda bir saniyeliğine duraksadım “Sonra konuşalım Edis.” Dediğimde ise bana zorluk çıkarmak yerine kolumu serbest bıraktı. Malikanenin dışına çıktım. Sonraki olası operasyon için hazırlık yapmamız gerekiyordu. Bizim için tasarlanan binaya doğru gittiğim esnada Edis’in de beni takip ettiğini, gölgesinden anlamıştım.

Onu umursamadan yoluma devam ettim, bize tasarlanan binada; temizlik malzemelerinin olduğu depo, sosyal hayatımız için vakit geçireceğimiz eğlence yeri gibi alanlar bulunuyordu. Benim odam hariç herkesin odası bu binanın içindeydi. Nedenini hâlâ çözemediğim bir şekilde benim odam ana binadaydı. Ana binada çetenin ileri gelen kişileri yer alıyordu.

Binaya girdiğimde anlaştığımız saatten beş dakika geç geldiğimi görmüştüm. Toplantı odasına girdiğimde odadakiler ayağa kalkmıştı. Buraya geldiğimden bir sene sonra temizlik işlerinin başına beni koymuşlardı. Planları ve kullanılacak malzemeleri ben ayarlıyordum. Kapıyı benim yerime Edis kapatmıştı, oturmaları için elimi hareket ettirdim.

“Lafı uzatmadan direkt olarak konuya giriyordum, olayları araştıran dedektif temizlik şüphesine varmış. Gelecek operasyonda deterjan ve oda spreylerini değiştiriyoruz, arada herkesin ulaşacağı malzemeler kullanıyoruz örneğin; Arap sabunu gibi. En önemli nokta bundan sonraki evde dedektifin kafasını karıştırmak için eve DNA bırakacağız.”

Son cümlemden sonra Atlas el kaldırmıştı, konuşması için onay verdiğimde ayağa kalktı. “Kimin DNA’sı bırakılacak ve neden?” Derin bir nefes aldım, bu kendim için verdiğim en zor kararlardan bir tanesiydi. “DNA bana ait olacak ve benim o evde öldürüldüğüme dair kanıtlar olacak, ana haber bültenlerine çıkacağım ve öldüğüm kesinleşecek.” Konuşurken boğazım düğümleniyordu, ailemin bana karşı bir ümidi kalmayacaktı.

Annemin belki yaşıyordur umudu kül olacaktı, arkadaşlarım benim yasımı tutacaktı. Yağmur Doğan küllerinden doğmamak üzere ölecekti. “Nasıl olacak o?” Masamda duran şişeden bir yudum su aldım ve konuşmaya başladım.

“Evde saç telim ve parmak izlerim bulunacak, sözde ben o evde zorla tutuluyordum ve bir sebepten ötürü öldürüldüm. Evde bulmaları için mektup yazacağım, aileme gösterdiklerinde annem bu el yazısını teyit edip doğrulayacak. Herhangi bir telefondan asıldığıma dair bir video olacak bu da medyaya sızacak. Asıldığım ipte de parmak izlerim olacak ancak cesedim kayıp.”

Edis olumsuz bir şekilde başını salladı. “Sana zarar verecek bir şeyi yapmana izin vermem.” Masamın üzerine oturdum ve Edis’e baktım. “O zaman bana zarar gelmemesi için elinden ne geliyorsa yap Edis Karabay, o ipten sen çek kurtar beni.” Odada bir ıslık sesi yükseldiğinde dikkatimi Edis’den çektim. Bu planda bir kusur yoktu ve devreye girecekti.

“Sıradaki kişinin kim biliyor musun sen?” Boş baktığım için Edis bilmediğimi anlamıştı. “Bu kadar denk gelmesine şaşırdım sadece. Sıradaki kişi senin okuldan arkadaşının, Cem Korel’in babası.” Duyduğumda gözlerim dolmuş bedenim buz kesmişti. O heriften de babasından da nefret ediyordum. Edis’in geçmişimi bilmesi ve geçmişimin kara lekesi olan o Cem… Hayır kesinlikle bunu beklemiyordum, benim hayatımdaki insanların bu dünyada yer alması imkansızdı.

Boğazımı temizleyip gözlerimdeki akmayan yaşları aldım. “Yerinde olmuş o zaman, evet bugünlük bu kadar.” Ayağa kalkıp dışarı çıktım, hava kararmaya başlıyordu. Otururken düşünmeyi en sevdiğim yer kamp ateşi yaktığımız yerdi. Ben oradayken yanıma kimse gelmezdi bu da Edis’in talimatıydı.

Ateşi yakacağım yere geldim odunlar hazırda yanmak için bekliyordu, cebimdeki çakmağı çıkarttım. Ateşin yanması için çakmağı çaktım ve yanmasını bekledim. Ateş yandıktan sonra oturdum geçmişi, şimdiyi ve geleceği düşünmeye başladım. Hava karardığında Edis elinde iki fincan ile geldi. Birini önüme koyduktan sonra yanıma oturdu, fincanı elime aldım. Kahvenin sıcaklığı içimi hafif ürpertmişti.

“Sinirlenince gözüm kararıyor, ne yaptığımı bilmeden hareket ediyorum. Sonucunu düşünmüyorum, nereye varacağını bilmiyorum. Ama ben böyle olmak istemiyordum Yağmur, bu hayat beni boktan bir hale sürükledi. Doğruları bildiğim halde saklamak o kadar ağır geliyor ki bazen. Bu yükü taşımak çok zor geliyor.”

“Ne zamandır takip ediyorsun beni Edis?” İşte bu an yavaş yavaş Edis ile birbirimizin arasındaki sınırların kalktığı yerdi. Ne onda ne de bende tek bir şüphe dahi yoktu. “Lise başından beri.”

“O zaman Cem olayını biliyorsundur. Cem yakın arkadaşımın sevgilisiydi, arkadaşım ona çok aşıktı hatta Cem’in de ona âşık olduğunu düşünüyordu. Ama Cem çıkarlarına aşıktı tek bir değer kırıntısı dahi vermiyordu kıza. Bir gece bazı olaylar yaşanmış kız hamile kaldı. İlk Cem’e gidip söyledi bu durumu o umursamayınca babasına. Baktı kız Serkan’ın peşini bırakmayacak kızı bıçaklayarak öldürdü. Otuz iki bıçak darbesi ile, ondan sonra da adam bana sarmıştı. Sonra ne olduysa peşimi bıraktı.”

Edis’e baktım gözleri o kadar çok şey anlatıyordu ki bana. “Tabi ya siz durdurdunuz değil mi?” Edis cebinden bir paket çıkartıp içinden sigara çıkardı. Geçmişimin belirli bölgelerinde o benim isimsiz kahramanımdı ama bunun farkında değildim. Gerçekler bu kadar acıtmak zorunda mı? Elimdeki fincanı bırakıp ayağa kalktım. “Senin buraya gelmemen için çok çabaladım çünkü biliyordum günlük hayattaki neşenin burada olmayacağını. O bindiğin minibüs senin cenaze arabandı, o günden sonra ölüden farkın olmadı. Çektiğin acının, sessiz hıçkırıklarının, göz yaşlarının haddi hesabı yok.”

Arkamı dönüp Edis’e baktım gözleri kanlanmıştı. “O eve sizden önce ben gireceğim yanımda da Serkan olacak.” Sözlerim biter bitmez malikaneye doğru yürümeye başladım tek isteğim odama gidip duş almaktı. Bu ev sırlarla doluydu ve benim gelmemle Pandora kutusu aralanmaya başlamıştı. Emindim daha çok şey öğrenecektim ve bu da bizim kaderimizi etkileyecekti. Malikaneye geldiğimde koridorlar oldukça boştu, kimseye görünmeden hızlıca odama gittim.

Hızlı bir duşun ardından camdan dışarı baktığımda odamın penceresine bakan bir silüet gördüm. Perdeyi aralayıp baktığımda kimin olduğunu net bir şekilde görmüştüm. Edis… Titreşimdeki telefonun çalmasıyla dikkatim oldukça dağıldı. Odanın kapısını kilitleyip telefonu açtım. “Ne oldu?” Atlas derin bir nefes verdi, anlaşılan diyeceği benim hoşuma gitmeyecek bir şeydi.

“Sonraki cinayetin yerini bana vermeni istiyorum, isimsiz bir ihbarda bulunacağım.” Atlas’ın beni görmeyeceğini bildiğim halde başımı olumsuz anlamda salladım. Yatağa oturdum ve istemsizce dizimi sallamaya başladım. “Olmaz Atlas sıralaman kötü, bu ev ile ilgili planlarım var ve senin çıkarın için bu planı harcayamam.” Cevabımdan sonra Atlas’ın dudaklarından küfür mırıltıları çıkmıştı. “Yağmur kendi planını siktir et ve bir kenara at, sonuç-” Sözünün devamını beklemeden telefonu yüzüne kapattım.

Bu işte yeni olsam da belli bir idealim vardı ve adam akıllı güvenmediğim biri için kendi planlarımı hiç edemezdim. Devamını dinleyip kendimi de strese sokmaya gerek yoktu. Uykumun geldiğini fark ettiğimde yatmayı tercih ettim ve uykuya dalmayı bekledim.

Uyandığımda güneşin doğmasına az bir süre vardı, kıyafetlerimi giyinip dışarıya çıktım ve odamın kapısını kilitledim. Evin içi gayet sessizdi henüz benden başka uyanan yoktu. Dışarı çıktığımda duraksadım, gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Güneşin ışıkları yavaş yavaş süzülürken kuşların cıvıltısı güne merhaba diyordu. Yürümeye başladım ve kamp ateşini yaktığımız yere gitmeye karar verdim.

Oradan gün batımını izlemek insana huzur veriyor, birkaç dakikalığına da olsa insana yaşattıklarını unutturuyordu. Sonraki operasyonu düşündüm, az da olsa ölme riskim vardı ve eğer gerçekten ölürsem kendi ipimi kendim hazırlamış olurdum. Henüz ölmek istemiyordum, en azından Kenan ölene kadar ya da cezasını çekene kadar. Onu öyle bir halde görmeden ölemezdim.

İlk planda kendimi ölü göstermekti, herhangi bir yerde kendi fotoğrafımı görmek istemiyordum artık. İkinci plan da yavaş yavaş adamların ölümüne tanıklık etmek olacaktı, Kenan hiçbir adamı öldürmez pis işlerini Edis’e yaptırırdı. Satrançta şah Kenan vezir ise Edis’ti bundan sonraki operasyonlarda yavaş yavaş dedektife mesajlar bırakacaktım.

İlk başta temizlik ekibinden başlayacaktım, bizim çocuklar hariç. Onlara herhangi bir zarar vermek istemiyordum. İkinci planda korumalar olacaktı, sonrasında yavaş yavaş malikanenin içindeki insanlara gelecektik. Kenan’a sıra geldiğinde deliller oldukça kuvvetli ve net bir şekilde olacaktı. Bu deliller arasında bana ait hiçbir delil olmayacaktı bu yüzden kendimi öldürülmüş olarak gösteriyordum.

Bu işin sonunda Kenan ya ölecekti ya da tutuklanacaktı ama bu süreçte benim istikbalim ne olur, bu konuda hiçbir fikrim yok. Belki de hırslarıma yenik düşüp oyun başlamadan bitirecektim, bu konularda oldukça acemiydim. Ancak planı dokuyarak işlersem oyunun galibi ben olurdum.

Tüm bunları düşünürken omzuma dokunan el nedeniyle ürperdim. “Edis?” Gülümsedi elini çekip kollarını sırt dayanan yere koyup destek aldı. “Erken kalkmışsın.” Derin bir nefes alıp doğan güneşe baktım. Bu saatte kalkmak ve düşünmek benim için verimli olmuştu. En azından artık ne yapmak istediğimi biliyordum. “Ben spor yapayım dedim de eşlik etmek ister misin?” Durdum ve kendimi dinledim vücudum bu sporu istemiyordu galiba. Başımı salladım “Yorgun hissediyorum Edis.”

“İyi dinlen o zaman adamın yanına bugün gideceksin.” Edis göz kırpıp koşmaya başladı. Ne yani operasyon bugün müydü? Bu kadar çabuk mu, hazır mıyım? Bilmiyorum. Bugün ölümle yüz yüze gelecektim fakat öleceğime dair korku yoktu içimde. Beni kurtaracağına dair Edis’e güveniyordum.

Ayağa kalktım ve Edis’in gittiği yöne doğru yürümeye başladım. Onunla konuştuktan sonra dışarı çıkıp Serkan’ın yanına gidecektim. Edis’in olduğu yere yaklaştıkça onu daha net görüyordum ve şu an yarı çıplak bir halde barfiks çekiyordu. Olduğum yerde durup onu izlemeye başladım, oldukça havalı görünüyordu.

Edis beni fark ettikten sonra durdu ve yere indi. Bana doğru yürümeye başladığında bende yürüdüm. Bana bakıp sırıtıyordu, en sonunda ortada buluşup durmuştuk. “Dikkatini çekmeyi başardım galiba, bilseydim daha önce çıkardım bu halde karşına.” Ufak bir kahkaha attım, uzun zaman sonra ilk defa bu kadar sesli gülmüştüm. “Ha ha ha, sen komik misin bu kadar?” Bu sefer gülme sırası ondaydı, göz kırpıp konuşmaya başladı. “Ne yapalım el mahkûm, güldüğünüz nadir anlar var.”

Göz devirmiştim, doğruydu Edis bu zamana kadar mutlu olmam için çaba gösteriyordu. “Birazdan Serkan’ın yanına gitmek için dışarı çıkmayı düşünüyorum, sen ekibi ne zaman toplarsın?” Edis sıkıntılı bir nefes verip kollarını bağdaştırdı. “Kahvaltı yaptın mı sen?” Yapmamıştım buraya geldiğimden beri adam akıllı yemek yemiyordum bile. “Böyle olmaz Yağmur hastalanacaksın bak. Şöyle yapıyoruz ben sana kahvaltı hazırlıyorum sen hazırladıklarımı yiyip bitiriyorsun ve bende o sırada ekibi topluyorum.”

Cevap veremeden elimi tutup yürümeye başladı. “Sen baya alışkanlık haline getirdin bu el tutma olayını.” Durup bana baktı, kaşları çatılmıştı “Rahatsız mı oluyorsun?” gülümsedim. Rahatsız olmuyordum onun yanında güvende hissediyordum. “Sadece yanlış anlaşılmak istemiyorum sonuçta sen benim patronumsun.” Edis bu duyduklarından rahatsız olmuş gibi ofladı.

“Birincisi ben senin patronun değilim, ikincisi kim ne anlamak istiyorsa onu anlayabilir. Sence bu benim umurumda mı Yağmur?” Değildi bunu ikimiz de biliyorduk, kim bu konuda konuşmaya cüret etse Edis onun cezasını keserdi ve bunun herkes farkındaydı. Edis ile malikaneye girdiğimizde mutfağa ilk defa gireceğimi fark ettim. Mutfağa girdiğimizde oldukça düzenli ve düşünülmüş bir şekilde dizayn edildiğini gördüm. Malikanenin aksine oldukça açık renkler tercih edilmiş ferah bir havası vardı. Masaya oturdum ve Edis’i izlemeye başladım.

 

İlk başta çaycıya su koyduktan sonra buzdolabını açtı ve kahvaltılıkları hazırlamaya başladı. Oldukça odaklanmış bir hali vardı bu işi ciddiye alıyordu. Bu durumda hem komik hem de sevimli geliyordu. Kahvaltı tabağını hazırladıktan sonra dolaptan yumurta alıp kırdı.

Her şey hazır olduktan sonra önüme tabağı koyup ikimize de çay döktü. Tabağa baktığımda yumurtaya gülen yüz şeklini verdiğini gördüğümde yine ufak çaplı bir kahkaha attım. Edis dirseğini masaya koyup beniz izlemeye başladı. “Çok tatlı.” Dediğimde Edis hâlâ bana bakıyordu “Bence de.” Tabaktan bahsettiğine dair şüphelerim vardı.

Çatalı alıp salatalığa batırdıktan sonra Edis’in yemesini sağladım. “Yemek yerken izlenmeyi sevmem, bu yüzden bana eşlik edersen daha mutlu olacağım.” Tabağa tekrar baktığımda karnım guruldamıştı, masadan temiz çatalı alıp kahvaltımı yapmaya başladım.

Edis ile birlikte tabağı resmen silip süpürmüştük, onca günün ardından ilk defa bu kadar doyduğumu hissediyordum. Mutfaktan çıkıp odama geçtim ve buraya ilk geldiğimdeki kıyafetlerimi giyindim. Böylesi daha inandırıcı olacaktı, ben dışarı çıktığımda her adımım takip edilecekti. O sırada ise Ece, Serkan’ın kaldığı evin kameraları ile ilgilenip onları devre dışı bırakacak arkamızda kanıt bırakmayacaktı.

Dışarı çıktığım zaman Edis’i o minibüsün önünde gördüm. Geçmişteki puslu sayfalar yavaşça gözlerimin önüne geldi. Onunla ilk karşılaşmamız, ilk cümlelerimiz, yaşadıklarımız yüzünden gerçeklik algımı kaybetmiştim. Şimdi ise buraya alışmış ve görevleri yönetir hâle geldim. Hareketlilik ile başımı çevirdiğimde taksi ile karşı karşıya kaldım, Edis planımı benim için daha güvenilir hale getirmişti.

Yavaşça yürüyüp ekibin yanına gittiğimde herkes hazırdı. Yavaşça arkama dönüp malikaneye baktım, istemesem de buraya alışmış ve bu ekibin bir parçası olmuştum. Her şey oldukça garip geliyordu, tabi bunun yanında benliğini kaybeden bir Yağmur… “Herkes hazır mı?” Ekibin yüzünde anlamadığım bir hâl vardı. Hoşuma gitmeyecek şeyler vardı ve herkes bunun farkındaydı.

“Yağmur, Serkan şu an babanın yanında daha yeni buluşmuşlar ve sen onunla dışarıda karşılaşacaksın. Güvenlik kameralarına da zoraki olmuş gibi yansıtacaksın. Gel bu işi sonra yap-” Oğuz’un sözleri ile içim sızlamıştı, ailemi çok özlemiştim. Ama vazgeçmeyecektim buradaysam geçmişimi silip atmam gerekiyordu. Ne de olsa eski masumiyetimi kaybettim. “Bu iş bugün yapılacak.” Hızla taksiye geçip oturdum ve beklemeye başladım.

Kalbim normalden hızlı atıyordu, nefes alırken zorlanıyordum. Sanki boğazımda bir yumru vardı ve yutkunmamı engelliyordu. İçten içe babamı görme düşüncesi beni korkutuyordu. Şoför kapısı açılıp kapandığı sırada elimi sıkıyordum. “Sakinleş.” Sesin sahibi Edis’ti beni yalnız bırakmayacak ve güvenliğim için elinden ne geliyorsa yapacaktı. Arabayı çalıştırıp sürmeye başladığında bende nefes egzersizleriyle kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.

Yol boyunca konuşmamıştık, araba durduğunda inmek için hareket ettiğim esnada Edis beni durdurmuştu. “Durum kötüye gittiğinde ismimi fısıldaman yeter ürkek ceylan.” Teşekkür edip arabadan indim ve yürümeye başladım. Babamın en sık geldiği yerlerden birisiydi burası, onun görmeyeceği bir yerde durup onları izlemeye başladım.

Babam yokluğuma alışmış gibiydi, kahkaha atıyordu ve bu benim küçükken duymayı en sevdiğim sesti. Birden onun kahkahalarının ve benim hıçkırıklarımın sesi birleşmişti. Bu manzaranın beni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Hayır Yağmur sen babanın kahkaha atmasını beklemiyordun. Serkan beni gördüğünde geriye çekildim ve duvarın kenarına oturup ağlamaya devam ettim. Başımı kaldırdığımda bir mağazanın güvenlik kamerasının açısı tam olarak buraya bakıyordu. Bu plan için iyiydi ancak karşıma odaklandığımda Edis’in beni izlediğini gördüm. Omzuma dokunan bir el ile irkildim. Elin sahibine baktığımda Serkan ile göz göze geldim. “Ne istiyorsun.” Serkan çömeldi ve eli yanağıma değdiğinde kusacak gibi oldum. Yüzümü çekip elini savuşturdum “Sonunda sana kavuştuk, gel babana gidelim.” ayağa kalkıp ona üstten bakmaya başladım.

Göz yaşlarımı silip üstüme çeki düzen verdim. “Kimsenin bana kavuştuğu yok Serkan, benim bir babam yok!” Serkan ayağa kalkıp kolumdan tuttu ve beni peşinden sürüklemeye başladı. “Gelmiyorum.” Geri çekilmeye çalıştığımda Serkan’ın umurunda değildi, bu durumda bizim işimize oldukça yaradı.

Bir limuzine bindiğimizde arabada Cem de vardı, işim belli ki zor olacaktı. “Eve sür.” Ya da bunların kuracağı en ufak oyun işimizi zorlaştıracaktı. “İlk önce beni okula bırak.” Cem’in sözleri ile ona döndüm. “Benden kimsenin haberi olmayacak.” Siktir. Operasyon için lazım olan çantamı almayı unutmuşum. Yağmur bu hatayı nasıl yaparsın?

İyi yönden düşün Yağmur o evde ip ararken parmak izin her yere yayılacak. Ya aksi bir durum olursa ne yapacağım ben? “Ne de olsa Yağmur bir süre misafirimiz.” Son duyduğum ile Serkan ve Cem’in konuştuğunu anlamıştım. Ama konuşulanları ne duymuştum ne de anlamış. Araba durduğunda Cem hiçbir şey demeden öylece indiğinde, Serkan sadece beni izliyordu. “Senden nefret ediyorum Serkan Korel.”

Serkan güldü ve bu ses duyduğum en iğrenç sesti. “Neden Yağmur Yücel?” Yüzümü buruşturdum ve kafamı cama çevirdim. “Suratın yeter.” Araba durduğunda bilerek inmemiştim. Serkan inip bana baktı, hareket etmediğimde beni çekiştirerek indirmişti. Kolumu çekip onu takip ettim, güvenlik kameralarında bunlar olacaktı ve bu görüntüler bültene sızacaktı.

Eve girdiğimizde sessizliğinden anladığım kadarıyla, evde kimse yoktu. Salona geldiğimizde etrafı inceledim. İşime yarayacak tek bir şey vardı, o da vazoydu. Biraz büyüktü ama illaki iş görürdü. Dışarıdan gelen silah sesleri ile Serkan panik olmuştu. Edis’in bu kadar çabuk gelmesini beklemiyordum.

Durduğum yerde sırıtırken Serkan ilk başta camdan dışarı bakmış sonra da kaçmaya çalışmıştı. Sakin bir şekilde vazoyu elime alıp Serkan’ın kolunu tuttuğum anda vazo kafasında tuz buz olmuştu. Serkan’ın bayıldığı esnada vazodan düşen parçalardan birini aldım ve avuç içime bir çizik atıp kanımın yere damlamasına izin verdim.

Kapı açılır açılmaz içeri giren ilk kişi şaşırtıcı bir şekilde Oğuz olmuştu. Elinde bana ait olan çanta vardı. Avcumu açtığım esnada çantamı atıp bana ulaşmasını sağladı. Ben çantam ile uğraşırken bağlı olan saçım çekilmişti. “Ne yapıyorsun sen?” Özgür tokayı gösterdi, üzerinde birkaç tel saçım vardı. “Delil.” Saçlarımı karıştırdığım esnada içeri Edis girdi. “Daha nazik olamaz mıydın Özgür?”

Bu konuşmalar geçerken ben boynuma asılacak ip ile uğraşırken, Oğuz, Serkan’ı bağlamak ile meşguldü. “Bu evin bir deposu var, oldukça kasvetli bir hava ve nem kokusuna sahip. Orada videom çekilecek, Serkan’ı öldürebilirsin bunun suçunu da Cem’e yıkacağız bir şekilde onu buraya getirmenin yol-” Sözüm bitmeden tanımadığım bir adam ve Cem kapıdan içeri girdi.

Yalan söyleyemezdim bu kadar çabuk beklemiyordum. İpi bir kenara bırakıp çantadan bir eldiven ve ruhsatsız bir silah çıkardım. Silaha elimle dokunup delil bırakamazdım, eldiven takıp silahı Cem’e uzattım. Gözlerindeki korku bana zevk vermişti “Bu tetik baban için çekilecek ve bunu sen yapacaksın.” Cem’in gözlerindeki ışığın yerini göz yaşları almıştı. Elleri titriyor ve başka tepki veremiyordu. Bana dönüp baktığında göz bebeklerinin büyüdüğünü gördüğümde sırıttım “Sen kimsin?” diye fısıldadığı esnada birçok duyguyu aynı anda yaşıyordu. “Zümrüd’ü Harab” Tüm ciddiyetim ile yavaşça fısıldadım “O tetiği çekmezsen… mermi babana değil sana ulaşacak.” Bu andan itibaren odada sadece Serkan, Cem ve ben vardım. “Üç dediğimde.” Cem’in titreyen elini tuttum ve silahı doğruca Serkan’ın anlına dayadım.

Diğerlerini ne gördüm ne de duydum, tek bir hedefim vardı o da Serkan’ın ölmesiydi. “Üç.” Dediğim anda Cem’in tetiğe dokunduğu parmağına baskı uyguladım. Mermi doğrudan Serkan’ın beynine ulaştığı esnada onun pis kanı yüzüme sıçramıştı. Silah sesini takip eden diğer bir ses ise Cem’in acı dolu feryatlarıydı. İçimde tek bir pişmanlık kırıntısı dahi yoktu.

Yazarın Gözünden

Yağmur’un yaptığı şey Cem’in zihninde oldukça büyük bir etki bırakmıştı. Babasını öldürdükten sonra Cem’in tek yapabildiği şey ağlamaktı. Titriyordu, hem de deliler gibi. Bugün yaşayacaklarını beklemiyordu, Yağmur’u ilk gördüğünde şaşırmıştı onu eski Yağmur olarak düşünmüştü. Ancak yanılıyordu Yağmur kaderi ile yüzleşip ona ayak uydurmuş ve en sonunda Zümrüd’ü Harab’a dönüşmüştü.

Edis bundan sonra olacaklar konusunda içinde büyük bir endişeyi barındırıyordu. Yağmur’u bu halde gördükçe babasına olan nefreti artıyordu. Yağmurun masumiyetinin kaybolmasına neden olup onun içinden bir canavar çıkmasını sağlamıştı. “Özgür, Oğuz siz bununla ilgilenin Ece sende kameralar ile ilgilen.” Yağmur elindeki eldiveni yere savurup ipi ve çantasını almıştı.

Ölümüne gitmeyi isterdi ancak ölmeden önce Kenan’ın ölümünü izleyecekti. Yağmur emin adımlar ile depoya yürümeye başladı, tüm planı tekrar gözden geçirdiğinde çoktan depoya girmişti. Bulduğu tabureyi alıp ipi doğal gaz borusuna bağladı ve sağlamlığından emin oldu. Çantadan tripodu aldıktan sonra telefonu tripoda sabitledi. Çantadan bir kâğıt ve kalem çıkardı ve yazmaya başladı.

Bu bir intihar değil, cinayetti!
Ve katilim senin zannettiğin gibi uzaklarda, karanlık sokaklarda saklanan biri değil...
Aynı sofrada oturduğun, kahkahalar attığın adamdı baba.
Sen gülmeye devam ettikçe, ben biraz daha gömüldüm.
Şimdi o kahkahalarına iyi bak... çünkü her biri benim mezar taşıma çakılan bir çivi gibi yankılanıyor kulağımda.

Yağmur yaşadığı hayal kırıklığını babasına vicdan yükü olarak geri iade etmeyi tercih etmişti. Yağmur sandalyeye çıktı. Derin bir nefes aldı. Ayakları titredi ama tereddüt etmedi. Gözlerini kapattı. Ve… boşluğa bıraktı kendini. Bu yaşananlar görüntüleniyordu tıpkı planlandığı gibi ancak plan dışı olan tek bir şey vardı. Yağmur şu an odada yalnızdı.

Yağmur ipin ucunda direnmeyi bırakmıştı, artık ölüme daha yakındı. Nefes alamıyordu. Edis, Yağmur’un yokluğunu fark etmesi ile evdeki bütün kapıları açmaya başladı. Depo neredeydi bilmiyordu ve geç kaldığı her saniye Yağmur’u ölüme daha çok yaklaşıyordu. En son depoyu bulduğunda kapıyı büyük bir gürültü ile açtı.

Gördüğü manzara ile kanı donmuştu, Yağmur ipin ucundaydı ve kendinden geçmesine çok az bir zaman vardı. Koşarak içeri girdi ve Yağmur’u tutup boynundaki ipi kesti. Edis, Yağmur’u indirip onunla birlikte yere oturduğunda gözleri dolmuştu. Yağmur derin bir nefes alıp ağlamaya başladı.

Yağmur’un her bir hıçkırığı Edis’in içindeki fırtınayı daha da kuvvetlendiriyordu. Yağmur, Edis’e yaslanıp ağlamaya devam ettiği sırada Edis sakinleşmesi için saçını okşuyordu.

İnsanlar bir efsaneyi sever ama bu kız, bir mucize değil, travmanın ve ihanete uğramış masumiyetin ürünü. Herkes onu mazlum sanarken, aslında o cehennemi ilmek ilmek örüyordu. Kendini asmış gibi gösterdiği o gün, eski benliği gerçekten öldü. Ama bedeni değil. Zümrüd-ü Harâb, o gün doğdu.

Yağmur düşüp kaybolduğunu sandığı boşluktan küllerinden doğarak çıkacağını düşünüyordu. Ama yanılıyordu bu onun küllerinden değil, çürümeden doğan haliydi. Yağmur hayattaydı ve bu sefer sahne onda olacaktı...

Bölüm : 04.08.2025 23:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...