3. Bölüm
Tuğçe Tihomira Şeker / Another Life-Hyunlix / Yanlış Kararlar

Yanlış Kararlar

Tuğçe Tihomira Şeker
daisy_sheker23

Keyifli Okumalar...

 

Hyunjin~

"Seni çok seviyorum Hyunjin"
"Bende seni çok seviyorum Felix"

Ah benim sarışın meleğim, sen bana bu gözlerle bakarken ben nasıl açıklayayım bu görevin bir geri dönüşünün olmadığını?
Oysa açıklamama gerek var mıydı, yoktu.
Her ikimizde farkındaydık.

Her ikimizde evden ayrıldık, kapının önündeki siyah araba bizi bekliyordu.

Ben ön koltuğa, Felix ise arka koltuğa yerleşti. Artık şu andan itibaren birbirimize isimlerimizle seslenmemiz tamamen yasaktı. Bundan sonra sadece Yin ve Yang vardı.

Ben Hyunjin, kod adım Yin.
Canımdan çok sevdiğim Felix'im, kod adı Yang.

Şoför bizim bindiğimiz an arabayı çalıştırmış, sürmeye başlamıştı. Emniyet kemerimi takmadan önce son kez mühimmatımı kontrol ettim. Kemer çantamda yakın dövüşe karşı keskin bıçaklarım, bayıltıcı iğnelerim vardı.

Silah kemerimdeyse tabancam, yedek mermilerim vardı. Ceketimin iç cebinde siyah, yarı maskem vardı. Akla gelebilecek her şeyi yanımda bulunduruyordum. Kol çantamda çeşit çeşit telsizler vardı, telsiz, telsiz kulaklık falan.

Dikiz aynasından arka koltukta oturan Yang'a baktım. Son kontrollerini yapıyordu. Kontrolleri bittikten sonra sıkıntılı bir nefes vererek arkasına yaslandı, başını hafif geriye attı. Gergindi, anlayabiliyordum. Bende gergindim.

Felix~

Yola çıkmamızın üzerinden yaklaşık 3 saat geçmişti. Oldukça gergindim ve maalesef ki dışa yansıtıyordum. Kendimi sakinleştirebilme amaçlı kulaklığımı takmış, müzik dinlemeye başlamıştım. O kadar çok dalmıştım ki, şarkıların ne zaman değiştiğini dahi fark etmiyordum. Hiç bir görev bana böyle hissettirmemişti. Korkumun en temel sebebi, Yin'e bir şey olabilme ihtimali idi. Görev esnasında fark edilir ve zarar görebilirdi, sırf benden bilgi alabilmek için Yin'e saatlerce işkence edebilirlerdi, düşüncesi bile berbattı.

Daha sayamayacağım bir çok neden kafamda dolanıp dururken aniden gözümün önünde gezinen bir el ile tüm dikkatim dağılmıştı, araba bir benzin istasyonunda durmuştu. Farkına bile varmamıştım. Yin beni gerçeğe döndürebilmek için elini sallamıştı.

"İhtiyaç molası için durduk Yang, iniyoruz." Başımı tamam anlamında sallayıp müziği durdurdum, kulaklığı çantama attım ve arabadan indim. Peşimden Yin'de inmişti. Şoför sigara içmek için arabadan inmiş, arabaya yaslanmış ve yolu izleyerek sigarasını içmeye başlamıştı. Bizde Yin ile beraber benzin istasyonuna girdik.

Çalışanlar dışında kimse yoktu, ilk önce işimizi hallettik. Daha sonra lavabodan çıktık. İlk dikkatimi çeken peluş oyuncakların olduğu reyon oldu. Hızlı adımlarla reyona doğru ilerledim, peluşları severdim.

Beyaz renginde, pofuduk bir ayı buldum, çok güzeldi. Arkamda hissettiğim nefesle irkildim. "Korkma Yang..." Yin sırıtarak konuştu, "Korkmadım, sen fazla sessizsin sadece." Sırıtışı genişledi, "Fazla iyiyim." Güldüm, "Hayır, fazla odunsun." Peluşla beraber kasaya doğru ilerledim, arkamdan "Seni bir peluş ayıdan kıskanacağım asla aklıma gelmezdi..." Diye mırıldandığını duydum. En azından peluş ayı sevimli, sen odunsun Yin.

Neden mi odun diyordum? Odundu da ondan.

Peluş ayının ödemesini yaptıktan sonra arabaya geçtik. Molamız bitmişti, şoför tekrar arabaya bindi ve saatler süren yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ettik.

Ben yine düşüncelere daldım, yine kafamda türlü türlü cevapsız soru dolandı. Bir şarkı vardı, "Ölürsen gebertirim seni" diyordu bir kısımda. Yin, bu şarkı bizim şarkımızdı.

Ölürsen gebertirim seni Yin, onca şeye rağmen ölümümüz bu görevde olacaksa, ben, sen acı çekme diye seni en huzurlu şekilde gebertirim.
Acı çekmene dayanamıyorum Yin, istemiyorum. Asla izin vermem.
Asla.
Asla.

Yaklaşık yarım saat sonra bir his tüm bedenimi esir altına almaya başlamıştı. Bu his kötü hissettiriyordu. Gözüm direkt olarak şoföre kaydı, hemen sonra ayağımın altındaki, arabada bulunan, küçük bir kasa.

Kemerimi çözüp eğildim, kasayı açmak için hamle yaptığımda Yin konuştu.

"Takip ediliyoruz."

Duraksadım. İmkansızdı, kasayı hemen açtım. İçerisinde ses kayıt cihazı vardı.

"İhanete uğradık." Bu sefer konuşan bendim. Şoför aslında bir casustu. Tüm planlarımızı bilen ve aslında bizi canlı olarak onlara teslim edecek olan o casus.

Belimden çıkarttığım tabancayı şoförün kafasına dayadım. Tepki vermemişti, sanki biliyordu neler olacağını. Fakat başka bir şeyde olabilirdi. Takip edenlere güveniyor olabilirdi.

"Yang sen adamı arka tarafa çek." Yin hızlı bir plan yapmıştı kafasında, bende hemen ayak uydurdum ona. Adamı sert bir şekilde arka tarafa doğru çektim. Yin bir yandan direksiyon hakimiyetini korurken bir yandan adamı arka tarafa doğru ittiriyordu. Adamı arka tarafa aldığımızda Yin hızlı bir yer değişikliği ile şoför koltuğuna geçti ve sürmeye başladı. İzimizi kaybettirmemiz imkansızdı çünkü arabada takip cihazı olabilirdi. Riske atamazdık.

Arka tarafta adam bir anda belinden bir tabanca çıkarttı. Alnımın ortasında namlunun ucunu gördüm.

Silah sesi geldi.

Hayır ölmemiştim.

Unuttuğu bir şey vardı, benimde tabancam vardı. Üstelik tam şakağında duruyordu. Sıkan bendim.

Kanlar fışkırırken gözleri kaydı, hiç uğraşamazdım. Direkt kapattım ellerimle gözlerini.

Adamı arabanın zeminine attım. Yin sürmeye ve kalabalığın arasında karışmaya devam ederken ben arabayı incelemeye ve araştırmaya başlamıştım. Eğer herhangi bir yabancı madde bulur ve etkisiz hale getirirsem bir şekilde izimizi kaybettirebilir, gizli üslerimizden birine gidip oradan bir araç alabilirdik.

Peşimizdeki araba oldukça iyi bir sürücü olduğunu çoktan belli etmişti. O kadar ani dönüşlere bile ustaca karşılık vererek tam gaz peşimizden gelmeye devam etmişti.

Arabanın içindekileri analiz etmeye çalıştım, eğer yanlış görmüyorsam içeride 3 kişi vardı.

Lee Know
Jungkook
Bangchan

3 kişiye karşı 2 kişiydik.

"Siktir.." Yin'den duyduğum küfürle hemen o tarafa döndüm. Yollar barikatlar ile kapatılmıştı.

Bence de, siktir.

Yapacağı hamleyi biliyordum. Gaza köklenecek ve o barikatları ezerek geçecekti. "Yin bu barikatları ezemezsin!" Allah kahretmesin. Tekrar arkamızı kontrol ettim, yaklaşmışlardı. Üstelik bu yolda bir Allah'ın kulu yoktu.

"Yang mecburum!" Sinirlenmeye başlamıştım ama soğukkanlı olmam lazımdı. Bu şoförü nasıl fark edememiştik.

"Yin yapma!" Yang aniden arabayı durdurdu. Camdan fırlattığı şeye baktım. El bombası fırlatmıştı. "Eşyaları al koş!" Hızla arabadan indi, bende peşinden indim. Koşmaya, olabildiğince uzaklaşmaya başladık. Barikatları geçtikten sonra arkamı dönüp nişan aldım ve mermileri boşalttım. Bazı haykırış sesleri yükseldi. Tekrar önüme dönüp koşacaktım ki omzumda bir el hissettim. Hemen sonra ise boynumda bir acı.

Omzumun üzerinden baktım, boynuma bayıltıcı iğne saplayan kişiye, Seo Changbin. Ne bekliyordum ki? Tabii ki de hazırda adamları olacaktı. Yavaş yavaş mayışırken gözlerim Yin'i aradı, neredeydi? Benim Yin'im neredeydi?

Bacağından vurulmuştu, bir yandan ensesindeki Lee Know onun nefes alışını kesiyordu. Çünkü eli boğazındaydı. Bu Lee Know az önce arabada değil miydi?

Gerçi onlardan her şey beklenirdi. Gözlerim tekrar Seo Changbin'e kaydı. Beni belimden kavramıştı, dengede duramıyordum. "Geçecek güzelim." sırıtarak fısıldadı. Yüzüne tüküresim geliyordu. Şerefsiz...

İttirmeye, gücümü toplamaya çalıştım. Olmuyordu. Seo Changbin aniden beni kucağına aldı, o sırada gözlerim kapanmaya başlamıştı. Yin'in de yerde uzandığını, hemen ardından onunda kaldırıldığını gördüm.

Nasıl bu hale gelebilmiştik?

En önemlisi, ne olacaktı bize?

Yin, ölürsen gebertirim seni...

Gözlerim kapandı.

 

 

 

 

Bölüm : 26.02.2025 21:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...