2. Bölüm

•Kutlama Yemeği•

Şeyma Nur Deniz
darkpollyanna

 

 

 

BÖLÜM 2

 

 

 

KUTLAMA YEMEĞİ

 

 

 

"Ben de büyük meseleler yüzünden harcamış olmak isterdim hayatımı. Küçük dertler yüzünden yıpranıp gitmek istemezdim." -Oğuz Atay

Küçük arabamın ıslanmış aynalarını silerken bir yandan da üzerimi sıkıca örtmeye çalışıyordum. Bu gün hava aynı ruhum gibi biraz dağılmıştı. Haziran ayındaydık ve hava cidden bir anda bozmuş, dün akşam delicesine yağmur yağmıştı. Akşam demişken... Dün akşam kızlara durumu açıklamaya çalışırken ne kadar zorlandığımı fark etmiştim. Kelimeleri bir araya getirmek benim için tam bir külfet haline gelmişti ki o kadar insanlarla iletişim kuran ben, söz konusu arkadaşlarımdan ayrılmak olunca kekemeye dönmüştüm. Kızlar önce Özgür'ün arkasından sevgi sözcükleri yağdırmış sonrasında hain planlar kurmuşlardı. Arkadaşlarıma minnettardım. Çünkü beni desteklemekten asla vazgeçmemişlerdi. Onlar için, benim nerede, nasıl mutlu olacağım önemliydi. Dün akşam kendimden emin olmadığımı belki de görevlendirmeye başvurmayacağımı söylediğim vakit bana gaz vermiş ve desteklerini esirgememişlerdi. O yüzden onlara olan minnettarlığım asla bitmeyecekti. Hayliyle böyle gaza gelmişken anında müdüre mesaj atmış ve onayladığımı belirtmiştim. Ne zaman gideceğimi bilmesem de burada daha fazla kalmak istemediğimi de eklemiştim.

Bir kaç dakika sonra hastanenin otoparkı gözlerimin önüne gelince boş park yeri bulmak için gözlerimle etrafımı taradım. Koskoca park alanında tek boş yerin Özgür'ün arabasının yanı olması kadar saçma bir durum olamazdı.

" Hay ben senin şansına ya..." gün görmemiş küfürlerimi içime hapsederek minik arabamı Özgür'ün arabasının yanına doğru dikkatlice park ettim. O kadar çok temkinli hareket ettim ki park etmem neredeyse 7-8 dakikayı bulmuştur. Bu kadar dikkatli olmamdaki sebep herhangi bir şekilde Özgür'ün çok sevdiği arabasına değersem onun dilinden düşemeyecek olmamdı. Hem arabasına çok düşkündü hem de sanki ondan intikam almak için zaman bekliyormuşum gibi hareket ediyordu. Böyle bir durum yaşansaydı eminim ki bunu dillendire dillendire konuşurdu.

Arabada inmeden önce Cemre ve kendim için hazırladığım ama canım arkadaşımın yangından mal kaçırır gibi evden çıktığı için almayı unuttuğu kahvaltıyı aldım. Dikiz aynasından kendime çeki düzen verip sevgili minik arabamdan indim. Otoparktan çıkmadan önce hastaneye ve havaya gelişi güzel bakmak adına kafamı yukarı kaldırınca terastan beni izleyen Özgür'ü görünce midem bulandı. Daha fazla göz teması kurmamak adına başımı hemen indirip koşar adımlarla içeri girdim. Hastane giriş işlemlerini hallettikten sonra ilk işim direkt Cemre'nin yanına gitmek oldu. Asansörde laboratuvar katına çıkarken Özgür'ün bulunduğu poliklinikte asansör durunca bildiğim ne kadar dua varsa içimden etmeye başladım. Ancak dualarım kabul görmemişti...

Asansörün kapısı açılınca Özgür'ün beklentili bakışları üzerimde gezmeye başladı. Rahatsız olduğumu belli edercesine boğazımı temizledim. Özgür, mavi gözlerini benden çekip yalandan öksürerek yanıma doğru adımladı. " Kusura bakma." dedi kuru bir sesle. " Seni böyle görünce şaşırdım."

" Anlamadım?" diyerek soğukça baktım ona.

" Giyinişin..." dedi ve dudaklarını yaladı. " Yakışmış." dudağına koyduğu çarpık sırıtışla bana bakmaya devam etti.

Bu gün hava biraz yağmurlu olduğu için siyah kare yaka triko elbise ve altına çizme giyip üzerime gri kabanımı atmıştım. Yani öyle ahım şahım bir hazırlığım bulunmamıştı. Tiksinerek onun yüzüne tükürmek istesem de tükürüğümün bile ondan değerli olduğuna kadar verdim. Bakışlarımı yüzüne kilitleyip ne tepki vereceğine baktım. Çarpık gülümsemesi yavşak yüzünde daha çok yayılmış, gözleri parlamaya başlamıştı.

" Ya, bir siktir git Özgür." Asansörün kapısının açılma sesini duyunca onun bulunduğu ortamdan uzaklaşmak için hızlıca asansörden indim. Özgür'ün arkamdan geldiğini biliyordum çünkü benim adımlarıma eş değerde onun adımları kulağımda yankılanıyordu. Ondan olabildiğince uzaklaşmak için koşarcasına laboratuvarın ön kapısına doğru adımlarımı daha da hızlandırdım.

" Umay bir dakika..." Özgür'ün arkamdan yaklaşan sesi beni daha acele ettirirken kapı girişinde kartımı okutarak hızlıca içeriye girdim ve Cemre'nin alanına doğru yürümeye başladım. Dış kapının açılma sesini duyunca Özgür'ünde laboratuvara girdiğini anlayınca gizlice arkama baktım.

Özgür, telaşa kapılmış bir şekilde yanıma doğru gelmeye çalışırken yanından geçenlere çarpmamaya çalışıyordu. Hızlıca gözlerimi ondan çekip önüme dönünce bir anda bir şeye tosladım. Duvardı galiba yoksa bu sertliğin başka açıklaması olamazdı. Elimdeki kahvaltı çantalarını düşürmemek için büyük çaba sarf ederken gözlerimi kırpıştırdım ve önümdeki şeye baktım. Beyaz bir şey ama üzeri pürüzsüz. Bu, bir duvar değil önlüktü. Omuzlarımdan geriye doğru çekilince başımı kaldırdım.

" Umay Hanım?" Okan Bey'in şaşkın yüzüne bende aynı onun gibi şaşkınlıkla bakıyordum. " İyi misiniz? Bir anda karşıma çıktınız kusura bakmayın ne yapacağımı bilemedim." cümlelerinin arasından bir yerime zarar geldi mi diye beni inceliyordu. "Siz, gerçekten iyisiniz dimi?"

Okan Bey, Mikrobiyoloji Uzmanı olarak hastanemize yeni gelmişti. Açık konuşmak gerekirse kendisini çok tanıma fırsatım olmamıştı. Ortadan bir tık uzun boylu, esmer ve atletik yapılı bir adamdı. Hastanedeki dedikoduların bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak çok ta efendi bir adam olduğuyla biliniyordu.

" İyiyim hocam." bir adım geri çekilerek bu sefer ben, adamın bir yerinde hasar var mı diye bakmaya başladım. " Asıl siz kusura bakmayın, önüme bakmam gerekirdi."

Okan Bey, kıkırdayarak kafasını iki yana salladı. " Estağfurullah Umay Hanım." dedi ve bir kaç adım geriye giderek önlüğünü düzeltti.

Okan Beyin önlüğünün ön kısmında fondöten lekesini görünce gözlerim irice açıldı. " Ay!" hızlıca çantamın öndeki gözünü açıp ıslak mendili çıkarttım. " Vallahi kusura bakmayın."

Islak mendili ona doğru uzattığım zaman önlüğüne kısa bir bakış attı ve ufak bir kahkaha atarak ıslak mendili elimden aldı. " Çok kusura bakıyorum şu an." dedi ve mendille lekeyi silmeye başladı. " Sizden bana kalan bir hatırayı silmemi istemeniz beni kırdı."

Kurduğu cümleye istinaden şaşkınlık içindeyim. Elbette karşımdaki adamın espri yaptığının farkındayım ancak nasıl bir cevap vereceğimi kestirememiştim. Benim yüzümdeki eblekliği gören Okan Bey kahkaha atarak düz ve güzel dişlerini gözler önüne serdi.

" Latife yapıyorum Umay Hanım..."

" Şu sıralar pek şakacı çıktın başımıza Okan Hocam?" Arkamda Özgür'ün sesini duymamla ayaklarım otomatik hareket etmeye başlamıştı ki Özgür, hiç zorlanmadan kabanımın arka ucundan beni tutarak olduğum yerde kalmamı sağladı.

" Sizde şu sıralar olmamanız gereken yerlerdesiniz Özgür Hocam?" Okan Beyin kinayeli sorusu yüzünden tüm yüz hatları gerilen Özgür, ona cevap vermemeyi tercih etmişti.

Rahatsızca yerimden kıpırdanmaya başladığımda Okan Beyin bakışları önce beni sonra da Özgür'ü buldu. " Umay Hanım?" Okan Beyin sorgulayan sesiyle ona baktım ve tek kaşımı kaldırdım. " Siz galiba Cemre'nin yanına gelmiştiniz değil mi?"

" Evet hocam." diyerek kafamı salladım. " Alana girmek için üzerim müsait değil rica etsem siz çağırabilir misiniz?"

Özgür'ün gülümseyen sesini duymamla aslında ne kadar salakça bir önderi sunduğumu anlamam geç olmamıştı.

Gerizekalı Umay! Sen adamdan kaçmaya mı çalışıyorsun yoksa onunla yalnız kalmak için vakit mi ayırmaya çalışıyorsun. Kendine gel , aptallık etme. Sen Umay Mercan'sın!

Gözlerimi sıkıca kapatıp derin nefes aldım. Okan Bey, yaptığım salaklık karşısında önce bir şaşırdı ama sonra kendini toparladı. " Şöyle yapalım Umay Hanım." diyerek arka çaprazında duran kapının girişine uzandı ve kartını okutarak kapıyı açtı. " Benim de içeride işim var beraber girelim. Laboratuvar şu an temizleniyor zaten steril hale gelmedi daha sıkıntı yok gelin beraber girelim."

Minnettar bakışlarımı ona sunarken benim ve Özgür'ün konuşmasında fırsat vermeden koluma girdi ve laboratuvara doğru çekiştirdi. Laboratuvara girdiğimiz anda arkamızdan hızlıca kapanan kapı rahatça nefes alıp vermemi sağladı. Kendimi rahatlıkla serbest bırakırken, kapının kenarında galoş giymek için oturulan koltuğa doğru oturdum ve seslice nefes verdim.

" Oh, çok şükür." dedim kendi kendime sonra beni izleyen bir çift göze doğru baktım. " Size ne kadar teşekkür etsem azdır biliyorsunuz değil mi?"

Okan Bey dostane bir şekilde bana yaklaştı ve omzumu sıvazladı. " Olayları duydum Umay. Senin nasıl zorlandığını görüyorum kolay değil." dedi ve yanıma oturarak kenardaki galoştan uzattı. " Bundan sonra sana adınla seslenebilirim değil mi?"

Bana beklentiyle bakan adama karşı tebessüm ettim. " Elbette hocam." dedim kafamı sallarken.

" Ne hocamı Umay?" diyerek yalandan kızgın bakış attı. Ardından elini bana doğru uzattı. " Merhaba ben Mikrobiyoloji Uzmanı Okan Kartal. Bu hastaneye yeni atandım."

Gülerek, el sıkışmak adına ona karşılık verim elimi salladım. " Merhaba ben Umay Mercan. Sekiz yıldır bu hastanede çalışıyorum ve şu an Müdür Yardımcısıyım."

Aynı şekilde bana gülerek karşılık verdi sonra tokalaşmayı bırakıp galoşlarını giyip ayağa kalktı. " Hadi bakalım küçük müdür, mesai başlamadan arkadaşınla güzel bir kahvaltı et." diyerek kafasıyla beni selamladı ve içeriye girdi.

Daha demin yaşanan tuhaf ama bir o kadar da eğlenceli durumu hazmetmek adına kafamı iki yana salladım ve galoşlarımı giyip hızlıca Cemre'nin bulunduğu alana doğru ilerledim. Sabahları besiyeri sonuçlarını gözlemlediğini bildiğim için hızlıca alana doğru giderken sol tarafımda kalan Genetik Laboratuvarına da göz ucuyla bakarken Okan'ı görmemle bakışlarımı hemen geri kaçırdım.

Bir kaç saniye sonra Cemre'nin yanına gelip ona başımdan geçenlerin hepsini anlatıp ardından ona güzel bir azar çekmiştim. Sırf laboratuvara erken gelip kimseyle muhatap olmamak için şafak vaktiyle evden çıkıyordu. Her birimizin kendine ait arabası olduğu için pek sürünmüyorduk ancak bu kadar da erken çıkması saçmaydı. Hanım ağaya ne zaman sorsak 'insanların yapmacık suratlarını görmek istemiyorum direkt işe başlıyorum.' diyerek kestirip atıyordu. Bu kızın bizimle arkadaş olarak kalması bile mucizeydi galiba. Mesai başlayana kadar dinlenme alanında güzelce kahvaltımızı ederken Cemre arada Özgür'e ana avrat giydiriyor sonra da 'tövbe tövbe' diyerek vicdanını rahatlatmaya çalışıyordu. Dinlenme alanına gelip giden çalışanların gözleri arada bizim üzerimizde oluyor sonra da dedikodu malzemesi çıkmayacağı için kestirip atıyorlardı.

Telefonuma gelen bildirimle ekran aydınlanınca saat gözüme ilişti. " Hadi kuşum mesai başlar." diyerek ayağa kalktım ve ufaktan eşyalarımı toplamaya başladım.

" Ya kızım sen Müdür Yardımcısı değil misin? Genelde vekalet sende olmuyor mu?" Cemre'nin sorusuna karşılık kafamı sallayarak onu onayladım. Devamında ne geleceğini aşırı merak ediyordum. " Ee, o zaman neden bu kadar çalışmak için yırtınıyorsun ki? Bir yarım saat geç başlasan ölmezler. Hastaneyi sen kurtarmayacaksın sonuçta."

Gözlerimi devirmekle yetinerek gülümsedim ancak Cemre bundan tatmin olmadığını belirtir şekilde bakınca ona cevap vermek adına konuşacaktım ki telefonumun çalmasıyla ekrana baktım. Ekrandaki ismi görünce kahkahamı bastırarak telefonu Cemreye çevirdim.

Başhekim Arıyor...

" Oha ama bu kadarı da fazla!" unun haklı isyanına karşılık gülerek onu sağ yanağından öptüm ve koşarcasına dinlenme alanından çıkarken telefonum çalmayı bırakmıştı bile.

Kısa süreli çaldırma: Hemen odama gel.

Kod buydu. Adımlarımı başhekimin odasına doğru yönlendirerek etrafıma bakmadan hızlıca odaya girdim. Sekreter yerinde yoktu bende hızlıca odanın kapısını tıklayarak müsaade isteyerek içeriye girdim. İçerideki çiçeklerin yoğun kokusu etrafımı sararken başhekim hanımın beni mutlu ve sevecen karşılamasından mütevellit benimde yüzümde bir tebessüm oluştu.

" Hoş geldin kuşum, gel otur şöyle seninle biraz konuşalım." Anaç tavrıyla beni yumuşatırken dediklerini ikiletmeyerek karşısındaki koltuğa oturdum. " Nasılsın bakalım." dedi bir yandan bilgisayardan gelen üst yazıları okuyor diğer yandan da benimle ilgileniyordu.

" Çok şükür hocam siz nasılsınız?" diyerek yüzünü inceledim. Yanık bir teni vardı, karamel rengine boyadığı saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu. Atmış üç yaşında olan bir kadına göre oldukça dinç, bakımlı ve enerjik doluydu. İstisnasız her gün taktığı kelebek kolyesi her nefes alış verişinde hareket ediyordu.

Ela gözlerini kırpıştırarak bana doğru döndü ve gülümsedi. " Seni gördüm daha iyi oldum." ardından ellerini birleştirip masaya doğru uzattı. " Görevlendirmeni hızlandırdım." diyerek beklentiyle baktı bana.

Aniden gelişen olaylar karşısında olabildiğince soğuk kanlı olmuşumdur ancak şu son zamanlarda bunu başarabildiğim pek söylenemezdi. Kafamı aşağı yukarı salladım ve seslice nefes aldım. " İyi yaptınız hocam." diyerek onayladım onu. " Ne kadar sürem var?"

" Şimdi, şöyle ki normalde atamaların sonucunda en geç bir ay içinde işinin başında olman lazım ancak sen geçici vekil olarak orada bulunacağından senin süren kısıtlı ne kadar erken gidebilirsen o kadar iyi kızım." diyerek benim bir şey söylememe fırsat vermeden devam etti. "Şimdilik vekaleten oraya gidiyorsun canım fakat bir kaç ay sonra tam görevlendirme alınca orada kalmak zorunda olduğunun farkındasın değil mi?"

" Farkındayım hocam." diyerek kafamı salladım. Benim kararımdan emin olup olmadığımı ölçer tarzda bakınca sıcaklıkla gülümsedim ve kararla tekrar kafamı salladım. " Kararımdan eminim hocam sorun yok."

Başhekim hanım, bir kaç yerle konuşma yaptıktan sonra işimin başına dönmek için yanından ayrıldım ve rutin işlerime koyuldum. Öncelikle rutin kontrollerimi yaparak bana düşen üst yazıları cevaplamaya başladım. Daha sonra Artvin'de ev kiralarını araştırmaya sonrasında ise gideceğim hastanenin etrafına araştırmaya başladım. Genel anlamda dağlık bir yer olarak gözükmekteydi ancak sahil kesimine çok uzak değildi. Zamanında Artvin'e çok gitmiştim deli fişek zamanlarımda çok gezen biriydim. Anne tarafım Rizeli olunca buraya gelmemek aptallık olurdu doğrusu. Bir süre sonra Cemre'nin mesajı üzerine öğle yemeği için akşamdan hazırladığım salatamı alıp idare binasından çıkarak karşı binamda bulunan yemekhane katına çıktım. Cemre, yemeğini almış oturmak için bir yer arıyordu. Onun yanına giderek kafamı omzuna yaslayınca ilk önce irkildi ardından beni görünce bakışları yumuşadı.

" Yine mi salata?" Cemre, boş bir yer bulup oraya yerleşirken her zaman ki gibi söylendi.

" Kilo aldım yavrum." diyerek karşısına oturdum ve temiz havayı içime çektim. Yemekhane, farklı bir blokta en üst katta olduğu için teras katında da oturabiliyorduk.

" Umay, saçmalıyorsun iyice." çorbasından içmeye başlarken azarladı beni. " Bünyen zayıf düşecek bak."

Omuz silkerek salatamdan yemeğe başladım. " Bir şey olmaz. Hem bak ne tesadüf bir hastane çalışanıyım ve en yakın arkadaşlarım da laborant."

Cemre, bana aşağılayıcı şekilde baktı. " Sen akıllanmazsın."

" Hayırdır boka bakar gibi bakıyorsun?" şakayla karışık sinirlendirmek istedim onu.

Derince iç çekerek ofladı. " Allah'ım sen sabır ver. Hasbihal..." diyerek başını iki yana salladı ve yemeğini yemeğe devam etti.

" Biliyorum beni düşünüyorsun ama kendimi tutmazsam benim için kötü olur." dedim salatamı yemeğe devam ederken. " Bir daha o kilolara çıkmak istemiyorum."

Kendimden emin bir şekilde salatama saldırmışken arkadaşımın merhametli bakışlarını yakalamak beni birazcık üzmüştü. Hala Özgür travmasını atlatamadığımı düşünüyorlardı ve bir yerde haklı sayılabilirlerdi. Ona karşı sevgi, öfke ya da herhangi bir duygu beslemiyordum sadece Özgür'ün bende bıraktığı aşağılık kompleksini üzerimden atmaya çalışıyordum. İlişkimiz esnasında doğrudan olmasa da dış görünüşüm hakkında gizliden bana mesajlar yolladığının farkındaydım ve bu durum benim özgüvenimi yerle bir etmişti. Etrafımdaki herkes bunun farkındaydı. Öncelik olarak kendi sağlığım değil de onunla daha iyi bir ilişki yaşamak adına zayıflamış ve dış görünüşüme aşırı özen göstermiştim. Kendim için değil çoğu şeyi onun mutlu olması için yapmıştım.

Ve bu, bu zamana kadar kendime yaptığım en büyük ihanetti.

Cemre, kafasını anlayışla salladı. " Her zaman arkanda olduğumuzu biliyorsun değil mi?"

Sorusu üzerine masaya doğru eğilerek Cemre'nin en nefret ettiği şeyi yaptım, saçlarını karıştırdım ve gülümsedim. " Her zaman."

Cemre, gülümsemelerinin ardındaki küfürleri gizlemek için saçlarını düzeltmeye başlamışken bir yandan da bana sinsi bakış atıyordu. " Elinin ayarına tüküreyim Umay." Havadan ona öpücük attım ve salatamı yemeğe devam ettim.

Bir kaç dakika boyunca sessizce yemeğimizi yerken yemekhanenin yoğun çıkan tabak çanak sesi hafiften kesilmişti ve sadece öksürük sesi duyuluyordu. Cemre'yle bakışlarımızı yemekhanenin orta kısmına çevirirken Başhekim hanım ve Müdür beyin orada olduğunu gördük. Başhekimin gözleri birini arıyordu. Gözleri beni bulunca elini havaya kaldırdı ve beni yanına çağırdı. Cemre'yle birbirimize bakıp hızlıca ayağa kalktık. Terastan içeriye adım atınca başhekim ve müdür gülerek bana doğru bakmaya devam edince tüm yemekhanenin odak noktası biz olmuştuk.

" Hah!" dedi başhekim hanım heyecanla. " Günün kazananı da geldi!" merakla onun yanına doğru adımladım. Başhekim, yanına geldiğim anda beni kendine çekerek kolumu sıvazladı. Herkesin gözü merakla bize dönüktü. " Hastanemizin çiçeği Umay Hanım, mevki değişikliğiyle tayin olacaktır."

Cidden bunu yapmış olamaz değil mi? Tansu Başhekimin nasıl birisi olduğunu biliyordum. Özgür'ün yapmış olduğu ihanet sonrası bana en çok destek olanlardan biriydi ve benim kadar Özgür'e kinliydi. Başhekim, hep bir kız çocuğu olsun istemiş ama beş tane erkek çocukla sınırlı kalmış maalesef. Ben müdür yardımcısı olarak görev aldığım vakit o da yeni tayin alıp bizim hastaneye gelmişti. Şu an eminim ki milletin gözüne sokmak için burada duyuruyu yapıyordu. Son zamanlarda benim hakkımda dönen dedikoduların ardı arkası kesilmediği gibi bu olay başhekimliğe bile çokça yansımıştı. Utanarak, bakışlarımı etrafımdan kaçırıp başhekim hanıma baktım. Bana destek olan siması ile derince nefes alıp gülümsedim. Etraftan fısıltılı sorular gelirken, fısıltıların bile ne kadar çok ses yaptığını fark ettim. Başhekim hanım, beni tebrik ederek sarıldı ve devam etti.

" Bundan sonra karşınızda Müdür Umay Hanım bulunuyor. Böyle saçma sapan kulaktan doğma şeylerle konuşmanızdansa apaçık söylemek daha uygun geldi arkadaşlar." meydan okurcasına başını dik tuttu ve gözlerini kısarak yalandan gülümsedi. " Hadi bakalım bu kutlu haberi verdiğimize göre işinizin başına dönebilirsiniz. Hastalar bekletilmemeli değil mi?"

Sorarcasına ettiği tehdidin vermiş olduğu yetkiye dayanarak yemekhanedeki çoğu doktor ufaktan sıvışmışlardı. " Bak görüyorsun değil mi nasıl da sızıyorlar..." sinsice arkalarından bakarken sessizce fısıldadı bana.

Güldüm, " Hocam, buna gerek yoktu. Herkes pozitif ayrımcılık olduğunu düşünecek." diyerek hafifçe yandan bakış attım.

Omuzlarını silkti. " Ayrımcılık yapıyorum zaten Umay. Onlar akşam 16.30 dediğin zaman kapıyı kapatıp çıkıyor. Sen izinli gününde bile gelip çalışıyorsun." ardından Cemre'ye döndü. " Haksız mıyım Cemre'ciğim?"

Cemre, şahsına gelen soruyla önce bir afalladı ardından hızlıca kendini toparlayarak gülümsedi. " Haklısınız tabii ki de hocam."

Başhekim, aldığı cevap karşısında gururla başını salladı. Bende gülerek onlara bakmakla yetindim sadece. Müdür bey, bir kaç adım yanımızdan uzaklaştı ve arkasını dönmeden bana seslendi. " Hadi bakalım Umay Müdür, gel benimle sana hızlı bir oryantasyon vereceğim."

Başhekim beni hızlıca öne doğru ittirip kafasıyla gitmemi işaret edince koşarcasına müdür beye yetiştim. Önümüzdeki bir kaç saat boyunca beynimin sulanacağını biliyordum. Derince nefes alıp verirken bir yandan da telefonumdan gerekli firmalara, mesaj yoluyla cevap veriyordum. İdare binasına geldiğimiz zaman müdür bey durdu ve bana doğru döndü.

" Telefonunu odana bırak. Gelirken defterini ve kalemini al." diyerek hızlıca binaya girdi ve kendi katına çıkmak için asansöre bindi.

Saniyelik olarak ayaklarım istemsizce kendi odama çıkmak için koşarcasına hareket etmeye başladı. Hızlıca odaya girip eşyalarımı gelişi güzel bırakıp defter ve kalemimi alıp dışarı çıktım. Sonrasında asansöre binerek müdürün odasına doğru yol adım.

Evet Umay, başlıyoruz. Hızlandırılmış eğitime hazır ol.

*

Beynimin tamamı kullanılmaz hale geldiği vakit müdür bey benim halime dayanamayarak saatler sonra beni salma kararı almıştı. Sağ olsun çok bilgi almıştım fakat bu kadar bilgi yüklenmesi benim zekama ağır gelmişti. Odama geldiğim zaman mesainin bitmesine yarım saat kaldığını fark edip isyan edercesine ofladım ve telefonumu elime alarak gelen mesajlara bakmaya başladım. Cemre, yemekhanede olan ufak çaplı şovu videoya almış gruba atmıştı ve Nazlı'yla beraber hunharca beni zorbalayarak eğlenmişlerdi. Her zaman ki gibi Özgür'den gelen yığınla mesajlar bulunuyordu. Gözlerimi devirip telefonu masaya gelişi güzel koyup derince nefes verdim ve gözlerimi kapatarak koltuğuma yaslandım. Şu an sadece dinlenmek istiyordum. Başka bir şey değil.

Odamın kapısı ani bir hızla açılınca gözlerimi açarak hızlıca toparlandım. Cemre ve Nazlı kapının ucundan yüzlerinde hain sırıtışla bana bakıyordu. Şaşkınlık içinde gülümsedim. " Hayır ola kızlar?" Diyerek ayağa kalktığımda arkadaşlarımda hızlıca yanıma gelerek eşyalarımı toparlamaya başladılar. " Ay neler oluyor ayol?"

Nazlı, gözlerini devirerek astığım kabanımı omuzlarıma attı ve Cemre'nin toparlamış olduğu çantayı da elime tutuşturdu. " Hadi gidiyoruz." Dedi omuzlarımdan beni ittirirken. " Kankam müdür oluyor kutlama yapmayacak mıyız canım?!" Sorarcasına sitem ederek söylendi.

Cemre, açık kapıdan geçmem için elini uzatırken kafamı iki yana sallayarak gülümsedim. " Ama mesai..."

" Yav kızım." Nazlı çıktığımız kapıyı sakince kapatıp kilitlerken konuşuyordu. " Başlayacağım mesaine."

Bizim çıktığımız vakit karşı odadan başhekim hanım çıkınca kaşlarım çatıldı. " Heh, çıkardınız mı? Vallahi Selçuk, kızı salmayacak diye diken üstündeydim."

" Hocam?" Şaşkınlıkla dudaklarımdan dökülen kelime sonucu kahkaha attı ve elitle gel işareti yaparak idari birimden çıktı. Arkadaşlarımın beni çekiştirmesiyle şaşkın bir biçimde otopark alanına doğru gidiyordum.

Sanki arkamızdan atlı kovalıyormuş gibi o kadar hızlı hareket ediyorduk ki istemsizce yürürken yalpalanmıştım. Otoparka geldiğimiz zaman beni hızlıca arabaya bindirip onları takip etmem gerektiğini belirtmişlerdi. İçimden bildiğim güzel sözleri geçirerek yarım saatlik bir araba merasimi sonrası istedikleri yere varmıştık. Nazlı, Cemre ve ben peş peşe arabaları fark ederken restoranın park alanında bir o kadar da araba görmüştüm. Umarım buraya tüm hastaneyi toplamamışlardı. Arabadan inip kızlarla içeri girmek adına beklemeye başlayınca göz ucuyla restorana baktım. Balık restoranı severdim ve bunu bilen arkadaşlarım bilerek burayı seçmişti buna eminim. Restoranın boydan boya uzanan camından hastanedeki samimi olduğumuz kişileri görünce kızlara bakarak gözlerimi devirdim ve kafamı iki yana sallayıp güldüm.

Nazlı, bal köpüğü saçlarını geriye doğru atıp yüzünde tatlı bir gülümsemeyle koluma girdi ve beni çekiştirmeye başladı. " Çok eğleneceğiz..." başımı aşağı yukarı sallayıp arkadaşıma gülümseyerek ona ayak uydurdum ve restorandan içeri girdik.

Camların etrafına dizilmiş uzunca ters U şeklinde masa bulunuyordu. Masaya kısa bir göz gezdirdiğim vakit en az 20-30 kişilik bir masa vardı. Başhekim ve müdür başta olmak üzere herkes sırayla oturmuş siparişlerini veriyordu. Masaya göz gezdirdiğim vakit doktorların arasında Özgür'ü görünce bıkkınca Nazlı'ya baktım. Bakışlarımı fark etmiş olacaktı ki ilk önce Özgür'e sonra şaşkınlıkla bana baktı.

" Kanka vallahi biz çağırmadık." diyerek açıklama yapmaya başlamıştı ki lafını keserek onu durdurdum.

"Elbette siz çağırmadınız kuşum biliyorum." dedim ve ardından derince iç çektim. " Hangi ve kimin yüzüyle buraya geldi anlamış değilim. Hastanede ki herkes ondan nefret ediyor şu an."

"Bir kişi hariç." Cemre'nin omuzumu dürtüp Özgür'ün yanında duran Meltem Doktoru gösterince gözlerimi devirmekle yetindim. " Meltem şıllığı çağırmıştır baksana içine düşecek."

" Adama da değse bari." Nazlı'yı onaylarcasına kafamı salladım ve masaya doğru bizim için ayrılan yere yürüdüm. Özgür ve Meltem'in yanından geçerken Nazlı olabildiğince sesli konuştu. " Hayır yani yanındaki mahlukat bir şey olsa gam yemeyeceğim. Adam hem nişanlısını aldattı hem de kuzeninden çocuk peydahladı bir de hiç bir şey yokmuş gibi buraya geliyor. E o da yetmiyor hala kızın peşinden it gibi koşuyor. " dedi ve acıyarak Meltem ile Özgür'e gözlerini çevirdi. " Yazık... Çok yazık."

Nazlı'nın cümlesi üzerine Meltem ve Özgür kendini toparlayarak sandalyelerine gömüldüler. Nazlı'ya 'Çok fenasın' bakışı atıp kafamı iki yana sallayarak başhekimin sırasına teker teker yerleştik. Sırayla herkes siparişini verip yemekleri beklerken masada baya seslice sohbet bulunuyordu. Ben kızlarla ve diğer iş arkadaşlarımla şakalaşarak eğlenirken arada Özgür'ün bakışlarıyla karşılaşmamak için sırtımı onlara dönmüştüm. Başhekim ve müdür bu organizasyonun benim için yapıldığını ve kutlama için hızlıca bu şekilde ayarladıklarını söyleyince onlara karşı hem çok mahcup hem de bir o kadar gururlu hissetmiştim. Masada dozunu kaçırmadığımız sürece alkol almamıza mani yoktu bende buna istinaden bir rakı balık yapabileceğimi düşündüm ve ona göre sipariş vermiştim.

" Evet arkadaşlar..."Başhekimin sesi üzerine herkes pür dikkat ona odaklandı. " Siparişlerimiz gelmeden önce Umay'ı tekrardan tebrik etmek istiyorum." diyerek tatlı gülümsemeyle benim tarafıma döndü.

Aramızda bir kaç kişi olduğu için hafifçe masaya doğru eğilip ellerimi birleştirdim. " Teşekkür ederim hocam. Hiç böyle şeylere gerek yoktu beni utandırıyorsunuz vallahi." diyerek mahcup bir şekilde gülümsedim.

Ankastrem tuttu.

Yer yarılsa da yerin içine girsem...

Başhekim ufak bir kahkaha attı ve saçlarını geriye savurdu. "Ne demek gerek yoktu güzelim. Sen hastanenin gülüsün sana az bile."

Müdür bey ve bir kaç iş arkadaşım onaylar nidalar çıkarırken Nazlı ve Cemre beni kenardan dürtüyordu. Onların bu tavırlarına karşı gülmemek için kendimi zor tuttum. Siparişler birer birer gelmeye başlayınca başhekim ellerini çırptı. " Hadi bakalım afiyet olsun arkadaşlar."

Yemeklerin dağıtılmasıyla birlikte mesai sonu aç olan herkes yemeğine saldırdı. Arada Nazlı ve Cemre'yle sohbet ederek yemek yerken çoğu zaman karşımdaki güzel tabağa odaklanmayı tercih etmiştim. Akşam güneşinin ortama vurmasıyla ve masadaki çoğu kişi hafif çakır keyif olunca ortalık daha da şenlenmişti. Ortamın mayhoşluğu ve tatlı kokusu tüm herkesin benliğini etkilemişti. Bir kaçı kalkıp dans ediyor, dans edenlere şarkıyla eşlik ediliyordu. Sohbeti koyulaşan iş arkadaşlarım, aldıkları alkolün etkisiyle hararetli bir şekilde beden dilini kullanırken ben ve kızlar etrafa mana veren bakışlarla gülüyorduk. Evet, bu ortam bize bir hayli dedikodu malzemesi çıkartıyordu.

" Umay Hanım?" karşı taraftan Meltem'in sesini duymamla ona döndüm. Kadının sesini duyan bir çok kişi sessizleşerek Meltem ile bana gözlerini sabitlemişti.

Elimdeki çatalı bırakıp, sakince peçeteyle ağzımın kenarını sildim. " Buyurun Meltem Hanım?" Meltem, sayı boyalı saçlara sahip alımlı ve baya da bakımlı bir kadındı. Her ay düzenli olarak yüzüne enjekte ettiği dolguları tazelettiğinden dolayı yaşını anlamak bir hayli zordu.

" Sizin adınıza hem sevindim hem de üzüldüm doğrusu." diyerek kıkırdadı ve sarı saçlarını omuzunun üzerine topladı. " Şahsen ben, tüm her şeyimi bırakıp farklı bir yere gidemezdim." dedi ve yanında duran Özgür'e cilveli bir şekilde sırıttı. Özgür, onu karşılıksız bırakmayarak yüzüne yavşak gülümsemesini koydu.

Aşağılayıcı tavırla kurduğu cümlesi sonucu yanımda duran benim sakin mizaçlı güzel kızlarım avına yaklaşan aslan kıvamını aldı. Onun yaptığının aksine yüzüme sakin bir ifade kondurup omuzlarımı dikleştirdim. " Doğrudur, insandan insana değişir." dedim bakışlarımı sertleştirerek. " Şahsen ben, başkalarının artıklarıyla yetinemezdim." Masaya vuran ölüm sessizliği ile beraber zafer gülümsememi yüzüme yerleştirerek önümde duran rakı bardağını kaldırdım. " Şerefinize olsun diyelim o zaman."

Rakıyı anlık olarak kafama diktim. Boğazımdan aşağı akan acımtırak tadı önemsemeyerek yutkunup Meltem'e göz kırptım. Meltem, bakışlarını kaçırarak müsaade istedi ve çantasını alarak masadan kalktı. Nazlı ve Cemre, masanın altından ellerini uzatınca iki elimle de onlara 'çak' yaptım ve gülümsedim. Etraftaki sessizliğin yerini yavaş yavaş müzik alınca insanlar daha deminki hallerine dönmeye başladı. Anason kokan bu havayı ciğerlerime soluyarak ayağa kalktım.

" Nereye?" Cemre'nin sorusu üzerine ona döndüm.

" Sigara içeceğim." diyerek çantama doğru uzandım. " Gel sende."

Cemre kafasını iki yana sallayarak Nazlı'ya doğru uzandı. Nazlı, Cemre'nin kıvırcık saçlarını karıştırarak gülümsedi ve bana baktı. " Sen çık kanka. Bu, içmediği halde çakır keyif oldu."

Gülerek kafamı salladım. Bir insan içki içmeden nasıl sarhoş olurdu demeyin. Söz konusu Cemre ise imkansız görünen tüm olaylar bunun başına gelebilirdi. Hem çok şanslı hem de bir o kadar burnu boktan ayrılmayan biri kendisi. " Tamam yavrum, az bir hava alayım hem de sigara içerim." diyerek onlara yaklaştım ve Nazlı'nın yanağından makas aldım. " Geldiğimde çıkarız."

Omuzlarıma aldığım kabanla kendimi sarmalayarak dışarı çıktım. Hava hafif esiyordu ve denizden gelen yosun kokusunun yoğunluğu tüm etrafı sarmıştı. Hızlıca sigaramı yaktım ve zehri ciğerlerime doldurdum. Denize sıfır olan bu mekan oldukça hoştu. Esinti karşısında hırçınlaşan dalgalar dış mekanın korkuluk camlarına vuruyordu. Bir kaç adım daha atıp denize yaklaştım ve dirseklerimi korkuluklara yaslayarak denize doğru eğildim.

Derin değilmiş. Atlasam ölmem büyük ihtimalle ama dalga var. Büyük olasılıkla dalgaya kapılır mekanın altındaki boşlukta boğulabilirim.

Kafamın içinde kendi kendime konuşurken yosun kokusunun haricinde başka bir koku algıladım. Bu kokuyu nerde olsa tanırdım. Yanıma yaklaşan adım seslerini duyunca yanılmadığımı anlamıştım.

" Neden geldin?" Adım sesleri kesilince sigaradan bir fırt daha çektim.

" Ben olduğumu nereden anladın?" Özgür'ün şaşkın sesine karşılık gülümsedim.

" Parfüm." dedim düz bir sesle. Başım hala denize doğru eğikti ve dalgalar gittikçe yükseliyordu.

Özgür'den gelen gülme sesiyle yüzümü ekşittim. Gülümsemesi aynı kendini beğenmişliği temsil ediyordu. " Unutamayacağını biliyordum."

Bakışlarımı denizin derinliğinden çekerek ona doğru çevirdim. Dudaklarımı büzdüm ve omuz silktim. " Katiller unutulmaz." ona doğru yaklaştım. Sigaramın sönmeye yakın olduğunu fark edince hızlıca onu omuzun üstünden arkaya attım. " Kendini bir bok sanma."

Özgür'ü geride bırakarak içeriye doğru giderken içimde hissettiğim huzur tarif bile edilemezdi...

 

Bölüm : 10.11.2025 00:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...