
BÖLÜM 7
ŞAH-MAT

'Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın timsaliydi.' - Kürk Mantolu Madonna (Sabahattin Ali)
Zirveden aşağı bakmak güzeldir ama zirveye tırmanırken döktüğünüz kan, attığınız her adımın sızısı size ait değilse, o manzara sadece bir illüzyondur. Özgür’ün yıllarca başkasının emeğiyle kurduğu o illüzyonun temellerine ilk balyozu, Artvin’in o soğuk, rutubetli ama dürüst sabahında vurduk. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber Artvin Otogarı’na girdiğimizde, Teoman’ın yüzündeki ifade bir suç mahalini inceler gibiydi. Teoman'ın kendi bir aracındaydık ama Teoman’ın dikiz aynasından sokağı süzüşü, yan koltukta oturan beni bile tetikte tutuyordu.
"Bekir’in geldiğinden emin misiniz Umay Hanım?" dedi Teoman, elleri direksiyonda ritim tutarken. "Özgür’ün bu kadar kolay bir açık vereceğini sanmıyorum. Bekir’in peşine birini takmış olması %90."
"Bekir saftır Başkomiser ama sadıktır," dedim camdan dışarı bakarak. "Ayrıca Özgür, Bekir’i hiçbir zaman ciddiye almadı. Onu, odamın kapısında bekleyen bir süs bitkisi olarak gördü hep. İşte bu, Özgür’ün en büyük hatası: İnsanları küçük görmek."
Birkaç dakika sonra, üzerinde Artvin soğuğuna hiç uymayan incecik bir trençkot, elinde ise hayatımızı kurtaracak o ağır evrak çantasıyla Bekir göründü. Etrafına şaşkın şaşkın bakıyor, sanki dünyanın sonuna gelmiş gibi titriyordu. Bekir, Artvin Otogarı’nın soğuğunda titreyen omuzlarıyla, elinde sadece evrak değil, on yıllık geçmişimin utanç vesikalarını taşıyordu. Teoman’ın arabasına bindiğimizde Bekir’in yüzündeki korku, Özgür’ün İstanbul’da nasıl bir psikolojik terör estirdiğinin kanıtıydı.
Teoman, dikiz aynasından Bekir’e baktı. "Dosyalar nerede?"
Bekir titreyen elleriyle çantayı açtı. "Burada. 2024 yılına ait tüm 'Aksoylar' yazışmaları, iptal edilen ihaleler ve... Umay'ın, sizin imzanız olan adınıza düzenlenmiş o ek protokoller."
Teoman arabayı hızla sürmeye başladı. "Onları şimdi açmayın. İlk etapta sizi ve Umay Hanım rutin olarak hastanede işlerinizi hallediniz. Dosyalar bende kalsın akşam bir araya geliriz." diyerek yolunu hastanenin yönüne çevirdi.
Yol boyunca Bekir ile arada gizlice bakıştık. Onunla ne kadar çok konuşmak istediğimi bir ben bir de Allah bilirdi. Arkadaşlarımı, orayı ve oradaki işleyişi o kadar çok özlemiştim ki buranın sakinliği ve bir o kadar kaos dolu ortamı beni bunaltmaya başlamıştı. Hastaneye geldiğimiz zaman Bekir ile beraber hızlıca içeriye doğru adımladık. Onun 'sözde denetim' için geldiklerini biliyorlardı lafta beni denetleyecekti. Apar topar kimseye bir şey demeden odama geçince derince bir nefes verdim ve Bekir'e döndüm.
" Bekir..." dedim ağlamaklı ses tonuyla. O da benim gibi hüzünlü bir şekilde bana yaklaştı ve dostça bana sarıldı. Bir kaç saniye sonra geri çekildi.
" Ah, benim arkadaşım ah!" sitemle omuzlarını düşürdü ve hızlıca önündeki koltuğa oturdu beni de karşısında oturttu. " Sen yokken neler neler oldu bir bilsen Umay!"
Merakla kaşlarımı çattım. " Hayırdır? Bu arada çay mı içersin kahve mi? İstersen sana tost yaptırayım açsındır."
Bekir kafasını iki yana salladı. " Aç değilim arkadaşım sağ ol kahve içerim."
Dect telefonu elime alıp dahili numarayı tuşladım. " Asiye hanım müsait olduğunuz zaman sizden iki sade Türk kahvesi rica edebilir miyim?" karşı taraftan tatlı onaylar ses gelince gülümsedim. " Teşekkür ederim, çok kolay gelsin."
Bekir, benim nazikliğime sinsi sinsi gülüyordu. " Bak sen Umay'a ne kadar da nazik. Hoş sen personellere hep böyleydin." dedi ve gülümsedi. " Senin gerçek yüzünü ben bilirim ben!" şakayla karışık onun omuzuna bir tane vurdum ve gülümsedim.
" Şamatayı keselim neler oluyor anlatır mısın? Orada durumlar nasıl?" tam cevap verecek oldu ama o sırada içeriye kahvelerle beraber Asiye Hanım geldi.
" Pardon Müdire Hanumum." dedi Karadeniz ağzı ile Asiye hanım.
" Estağfurullah, ellerinize sağlık. Çok sağ olsun." diyerek bana doğru uzattığı kahveyi aldım. Asiye hanım 'afiyet olsun' diyerek odadan çıkınca Bekir hızlıca kahvesinden bir yudum aldı ve konuşmaya başladı.
" Özgür bey hakkında şimdi konuşmak istemiyorum Umay. Onu Teoman bey ile beraber konuşursak daha uygun olur." diyerek etrafını süzdü. " Yerin kulağı var." etrafta olabilecek 'ispiyoncular' için temkinli davranmak istedi. Safça görüntüsünün altında aslında ne kadar da zeki bir adam olduğunu fark etmemek elde değildi aslında.
" Haklısın." kahveden bir yudumda ben aldım. " O zaman anlatabileceğin şeyleri anlat."
" Sen gittiğinden beri bir bakıma tüm yardımcılık yükü bana kaldı biliyor musun?" hüzünle omuzlarını düşürdü. Müdür beyin onu ne kadar zorladığını tahmin edebiliyordum. " Önceden iyiydi böyle gereksiz sorumluluğum yoktu. Yazı işleriyle uğraşıp, birimlerin amirliğini yapıyor olmak iyiydi Umay! Senin işin daha zormuş yahu! Her gün başkanlığın istediği verileri doldurup onları incelemek üst yazılara cevap vermek toplantılar ve saire beynim çorba oldu cidden."
Hafifçe tebessüm ederek ona anlayışla baktım. " Ne kadar zorlandığını tahmin edebiliyorum ama unutma oradaki tek yardımcı sen değilsin Bekir. Başkalarından da destek iste." bitmiş kahvemi bir kenara koydum. " İstediğin zaman beni ara ve bir sorun olursa yardım istemekten asla çekinme."
" Asla çekinmem emin olabilirsin. Tansu Başhekim ve Müdür Bey'in sürtüşmeleri devam ederken delirmemek adına seni arayacağım." o da kahvesinden seslice son yudum aldı. Dediği şeye gülmeden edemedim hastanede herkesin aynı şekilde kalıyor olması ve benim onlardan uzakta olmam kalbimde bir hisse sebep olmuştu.
Özlem...
Evet, İstanbul'u özlemiştim. Ama daha çok özlediğim şey dostlarım ve oradaki yaşantımdı. Her ne kadar orada sıkışmış olsam da çalıştığım hastaneyi ve konumumu seviyordum. Elbette bir yanım her zaman şehir değiştiren taraf olmuştu ama gerçekleşince geride bıraktığım şeylerin değerini bir kere daha anlamıştım.
" Senin nasıl gidiyor?" diyerek beni düşüncelerimden aldı Bekir. " Yani bu olaylar haricinde."
Kollarımı iki yana açtım. " Nasıl gitsin ki? Sizin gibi aşırı bir yoğunluğa sahip değil burası."
Bekir, anladığını belirten bir ifade ile bana baktı. Ardından hafifçe eğilerek fısıldamaya başladı. " Sormadan edemeyeceğim merakıma yenik düşüyorum ama bu Teoman Bey, tam olarak neci? Adamın bir araması ile Tansu Hanımlar falan apar topar bana görevlendirme yazdırdı."
Teoman'ın bu kadar yetkili birisi olduğunu açıkçası bende tahmin edemiyordum doğrusu. Cidden Bekir sorunca benimde kafamda bu bir soru işareti olarak kaldı. Bunu kesinlikle ona sormalıydım.
" Başkomiser, çevresi yeterince geniş belki de o yüzden hızlanmıştır." diyerek kaçıngan bir cevap verdim. " Bir de malum olayları Tansu Hanım ve saire bildiği için olayı hızlandırıp çözülmesi adına yardımcı olmuşlardır."
Bekir kafasını salladı. Dediklerim ona mantıklı gelmiş olmalıydı. Yani şu an bu dediklerim bana bile mantıklı gelmişti doğrusu. Bir kaç dakika daha sohbet ettikten sonra ona buradaki işleyişimi göstermeye karar verdim ve neler yaptığımı derince anlatmaya başladım. Yarın bir gün kendisi de bir Müdür adayıydı ve bunlara ufaktan hakim olması gerekiyordu. Bir süre sonra hastanenin içerisinde gezmeye başladık sonra öğlen yemeği yiyip onu kalacağı otele kadar taksiyle eşlik edip işime geri döndüm. Bu gün arabamı yanıma almadığım içinde kendime bir hayli kızmıştım. Akşama kadar işlerimi halledip hastaneden dışarı çıktığım vakit otoparkta Teoman'ın arabasını gördüm. Kaşlarımı çatıp arabaya doğru ilerlerken kendisi arabanın bir kaç metre ötesinde telefonla görüşme halindeydi. Etrafa olan bakışları arasında gözleri beni bulunca telefondaki kişiye bir şeyler dedi ve telefonu kapatarak arabanın yanına yürümeye başladı bende eş zamanlı olarak ona doğru yürümeye başladım.
" Hayrola?" dedim ona doğru yaklaşırken.
Teoman, geniş omuzlarını dikleştirerek beyefendice gülümsedi. " Sabah sizi iş yerine ben bıraktığım için arabanızın yanınızda olmadığını hatırladım." diyerek yolcu kapısına doğru yürüyerek ön sağ kapıyı açtı. " Lütfen, beraber eve geçelim. Yolda giderken de Bekir Bey'i alırız."
Açmış olduğu araba kapısından içeri girerek sağ koltuğa oturdum ve onun da arabaya binmesini bekledim. Arabası aynı onun gibi kokuyordu. Hafif erkek losyonu ve sanki biraz ağaç kokusu gibi bir koku vardı tam emin olmak için bir kere daha derin iç çekince kendisi bir anda arabaya bindi ve ben de derince çektiğim nefesle kala kaldım. Bir kaç saniye sonra nefesimi elimden geldiğince sessiz bırakmak istesem de ne kadar beceriksiz olduğum ortaya çıktı.
" Huh!" dudaklarım arasından çıkan sesle Teoman'ın gözleri merakla bana döndü.
" İyi misiniz?" diyerek sorusunu yöneltti. Bakışları beni ölçer tarzdaydı olabildiğince durumumu tartmaya çalışıyordu.
Kafamı salladım. " İyiyim Teoman Bey, geldiğiniz için teşekkür ederim."
Teoman, kemerini takıp dikiz aynasını düzeltti ve el frenini indirirken yan gözle bana baktı. " Ne demek Umay Hanım."
Ve yol boyunca aramızda olan sessizliği bozan tek şey Barış Manço'nun şarkısı olan Nazar Eyle idi. Şarkı eşliğinde ilk etapta Bekir'i otelden almış, sonrada vakit kaybetmeden eve gitmiştik. Eve gelince ilk olarak Bekir, Teoman'ın evine geçmişti ben ise kendi evime geçerek üstümü değiştirip onlara katılmıştım. Teoman geldiği gibi Gül teyze kapıya bitmişti. Attila'yı babasına teslim ederek arkadaşları ile dizi seansı yapacağını söyleyip hızlıca ortamı terk etmişti. Attila'nın uykusu olduğu için Teoman onu yatırmaya giderken bende mutfağa geçerek ocağa çay atma kararı almıştım.
***
Şu an ise Bekir, Teoman’ın salonunda otururken elindeki çay bardağını her zamanki o çekingenliğiyle tutuyordu. Gözleri yorgun, omuzları ise İstanbul’un stresinden çökmüştü.
Emin bir şekilde karşısında oturdum ve ona doğru eğildim." Konuş Bekir." dedim sorgulayıcı bir şekilde.
"Umay, Özgür... o eski Özgür değil," dedi Bekir kısık bir sesle. "Hastanede herkes onun senin için ne kadar 'endişelendiğini' konuşuyor. Bakanlıktaki tanıdıklarını arayıp 'Umay orada yapamaz, bu soruşturma onu bitirir, onu geri getirmeme yardım edin' diyormuş. Herkes onu kahraman, seni ise yardıma muhtaç bir kazazede sanıyor."
Teoman, oğlunu uyutmuş olacak ki köşede kollarını göğsünde kavuşturmuş bizi dinliyordu. "Klasik bir narsist hamlesi," dedi tok bir sesle. "Önce dünyanı başına yıkar, sonra seni o enkazdan kurtaracak tek kişiymiş gibi elini uzatır. Eğer o eli tutarsan, ömür boyu onun kölesi olursun." demesiyle kafamı ona çevirdim.
Teoman’ın bu tespiti içimi titretti. Doğruydu. Özgür beni hapse attırmak istemiyordu; o sadece uzman bir doktor olarak temiz hayatına devam ederken, benim onun kanatları altında, suçluluk duygusuyla yaşamamı istiyordu.
"Umay, bir de bunu gizlice satın alma arşivinden aldım," diye araya girdi Bekir sesi titreyerek. "Özgür'ün dayısının o dönem Aksoylar firmasıyla doğrudan bir bağı olduğu belgelenmiş. Ama bu bilgi dosyanın içinden çekilmiş. Özgür, senin o dönemki 'ihmalini' gündeme getirirken, asıl bu bağı örtbas etmeye çalışıyor. Eğer sen İstanbul’a dönüp onun sunduğu şartları kabul edersen, bu belgeyi tamamen yok edecekler." elinde tutmuş olduğu dosyayı orta sehpaya doğru bıraktı
Teoman, elleri cebinde yaklaştı ve dosyanın üzerine eğildi. Bakışları bir avcı gibi keskindi. "Yani mesele sadece Umay Hanım’ı geri getirmek değil," dedi Teoman. "Mesele, Umay Hanım’ın bu Aksoylar dosyasının içindeki akraba bağlantısını kurcalamasını engellemek. Onu 'soruşturma' ile korkutup rehin alacaklar ki, aile meclisindeki bu büyük açık kapanmasın."
Her birimizden onaylar nidalar çıkarken, ben nasıl bir şeyin içinde düştüm diye içten içe söyleniyordum.
***
Bir kaç saat sonra salon bir savaş merkezine dönmüştü. Bekir’in getirdiği evraklar masanın üzerine yayıldı. Teoman bilgisayar başında emniyet sisteminden "Aksoylar Medikal" firmasının ortaklık yapısını döküyordu. Bense, en sevdiğim kalemim ve hesap makinemle verilerin arasına daldım.
"Bakın," dedim Teoman’ı ve Bekir'i yanıma çağırarak. Sesimdeki heyecan, aylardır üzerime çöken o ağırlığı atmanın verdiği bir hırstı. "Bu teknik şartname açığı dedikleri şey... Burada bir matematiksel imkansızlık var. Aksoylar firması, piyasa değerinin %30 altında bir fiyat vermiş. Normalde bu, kamu yararına gibi görünür. Ama alt sayfalardaki hammadde maliyetlerine bakın."
Hesap makinesinde hızlıca birkaç tuşa bastım. "Bu ürünleri bu fiyata mal etmeleri imkansız. Eğer bu fiyata satıyorlarsa, aradaki fark bir yerden karşılanıyor demektir."
Teoman kaşlarını çattı. "Nereden?"
"Özgür’ün babasının başında olduğu vakıftan," dedim. "Bakın, vakıftan Aksoylar firmasına 'bağış' adı altında para girişi olmuş. Sonra o firma, hastaneye düşük fiyatla mal satmış. Ben o dönem bu şartnameye şerh koyduğumda, aslında onların para aklama çarkına çomak sokmuşum. Özgür beni sadece aldatmakla kalmadı, bu çarkın durmasının sorumlusu olarak beni kurban seçti." dedim kalemi sertçe kağıda bastırarak. " Daha net anlatmak için çizeceğim." diyerek üçgen çizmeye başladım. " Para vakıftan çıkıyor, firmaya uğruyor ve hastaneye 'ucuz malzeme' olarak giriyor. Kağıt üzerinde her şey yasal görünüyor çünkü aradaki 'bağış' makbuzlarını gizlemişler. Ama ben bu üçgenin tam ortasındayım. Özgür beni bu üçgenin içine hapsetmiş!"
Teoman elindeki kalemi masaya fırlattı. "İşte bu! Bu sadece bir kumpas değil, bu bir 'Nitelikli Dolandırıcılık' şeması. Özgür, Umay’ı 'ihmalkar' gibi göstererek aslında kendi babasının yaptığı ihaleyi örtbas ediyordu."
"Bir de şu da var," dedim, sesimdeki yorgunluğu gizleyemeyerek. "Bu teknik şartnameyi onaylamamdaki en büyük sebep, Özgür’ün etik kurulundayken sunduğu bir 'tavsiye kararı' üzerine şekillenmişti. Ben o dönem bu karara güvenmiştim. Çünkü Özgür’ün tıbbi bilgisine ve bana olan sevgisine güveniyordum."
Teknik şartnamedeki o boşluk, aslında Özgür’ün imzaladığı bir protokole dayanıyordu. O günleri hatırladım. 10 yılın verdiği o kör güvenle, "Özgür halleder, o biliyordur" diyerek incelemediğim o dosyalar şimdi boğazıma dolanıyordu.
Teoman masaya yaklaştı. Aramızdaki mesafe azaldığında, onun o keskin ve güven veren kokusu Özgür’ün anılarıyla kirlenmiş odayı temizler gibiydi. "Sizi kendi güveninizle vurmuş Umay Hanım. Siz imza atarken o arka planda bu açığın bir gün 'gerekli' olacağını planlamış olabilir mi?"
"Hayır," dedim kafamı sallayarak. "O zamanlar her şey iyiydi. Sanırım bu açığı, ben onu terk ettikten sonra, eski dosyaları karıştırırken bir 'koz' olarak fark etti. Ve şimdi o kozu kullanıyor."
Teoman masaya oturdu. Aksoylar firmasının o dönemki mali tablolarını ve Umay’ın attığı imzayı karşılaştırdı.
"Umay, bir de şu var bak," dedi Bekir, kalemiyle bir satırı işaret ederek. Satırı bana iyice göstermek için yaklaştı. "Senin imzanın olduğu teknik şartname açığı, aslında bu firmanın elenmesi için yeterliymiş. Ama Özgür’ün etik kurulu raporu, bu açığı 'tolere edilebilir' olarak göstermiş. Sen Özgür’e güvendiğin için imzayı atmışsın. Şimdi ise Özgür, sanki o raporu hiç yazmamış gibi topu sana atıyor. Çünkü dayısının ihalesini kurtarması gerekiyordu." bakışlarımız buluşunca gözlerimi kapattım ve derince iç çektim.
İçimdeki o sızı derinleşti. On yıl boyunca sevdiğim adam, beni sadece aldatmakla kalmamış; en başından beri beni kendi aile çıkarları için bir "imza makinesi" ve "sigorta" olarak kullanmıştı.
" Yani olay apaçık çözüldü aslında." diye araya girdi Teoman. Bekir, bir kaç santim geri çekilip gözlerini kaçırdı. Teoman'dan çekindiği ortadaydı. " Tek gereken şey kanıtları adam akıllı birleştirmek."
Bekir heyecanla kafasını salladı. " Kesinlikle Teoman Bey." dedi ardından devam etti. " Etik kurul raporu, bağışlar birleştirip ve buna ek olarak keşke Özgür'den de bir itiraf alırsak çok iyi olacak."
Teoman, gözlerini kısarak ona derince baktı ve kafasını onaylar nitelikte salladı. " Evet Bekir Bey." dedi sessiz ama net bir şekilde.
Bekir, seslice yutkundu ve gülümseyerek ayağa kalktı. " Ben artık kalkayım saat de bayağı geç oldu." göz ucuyla telefonun saatine bakınca vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımızı fark ettim.
Aslında Bekir'in bu saatte otele gitmesine gerek yoktu benim evimde bir oda boştu ve orada kalabilirdi tabii bunu teklif etsem yakışık kalmayabilirdi ama sonuç olarak burada fesat bir düşüncemde bulunmuyordu. Çocuk o kadar yardım için gelmişti ve bir hayli de yardımı dokunmuştu onu bu saatte otele yollamak asıl en büyük yakışıksızlık olurdu. Tam teklif edeceğim sırada Teoman, elini omzuma koyarak ayağa kalktı ve konuşmama fırsat vermeden boşta kalan diğer eliyle Bekir'e elini uzattı.
" Yardımlarınız için çok teşekkürler Bekir Bey. Ben size bir taksi çağırayım." diyerek koltukta duran telefonunu almak için uzaklaştı.
Ben de olduğum yerde Bekir'e baka kaldım. O, çoktan üstünü giymeye başlamış elinde çantası ile hazır halde duruyordu. Teoman, telefon konuşmasını bitirerek kafasını kaldırdı. " Tamamdır geliyor, buyurun sizi geçireyim." diyerek onu yönlendireceği sırada beynim çalışmaya başladı ve bende ayağa kalktım.
" Bekir," diyerek kapıya dönük arkadaşıma yaklaştım. Bekir, bana dönerek gülümsedi. " Çok teşekkür ederim bunu asla unutmayacağım."
Bekir, kolunu omzuma atarak bana sakince sarıldı ve geri çekilirken gülümsemeye devam etti. " Teşekküre gerek yok Umay'cığım. Her zaman buradayız..." diyerek göz kırptı.
Teoman, kapıyı seslice açınca ayakkabılarını giymek için dışarı çıktı. Ayakkabılarını giyip vücudunu kaldırınca yüzünde hala o gülümseme devam ediyordu. " İkinize de iyi geceler diliyorum." tekrardan Teoman ile el sıkıştılar.
" Yardıma ihtiyacın olursa Bekir bak..." dememe kalmadan boşta kalan elini kaldırarak beni susturdu.
" Biliyorum, her zaman arayabilirim. Teşekkür ederim iyi geceler diliyorum..." diyerek arkasını döndü ve apartmandan çıktı gitti.
Biz de içeri girince Teoman'ım homurdandığını duydum. Ağzının içinden bir şeyler diyerek Attila'nın odasına doğru giderken yine söyleniyordu ama ne dediğini tam anlayamıyordum. Çok fazla takılmamaya çalışarak dağılmış olan masayı toparlamaya başladım. Ardından boş bardakları da tepsiye koyarak mutfağa girdim. Kirlileri makineye yerleştirirken beynimin içinde çalan aydınlanma adına bir an elimde bardakla makineye eğik bir şekilde kala kaldım. Birini on yıl boyunca sevmek, sadece kalbinizi değil, zihninizin haritasını da ona teslim etmektir. Özgür benim için sadece bir nişanlı değildi; o, her sabah uyandığımda gördüğüm manzara, her kararımda danıştığım sesti. Ancak o manzara, başka bir kadının hamilelik haberiyle bir gecede toz buz olmuştu. Şimdi Artvin’de, bir Başkomiserin mutfağında, on yılımı verdiğim adamın beni neden "yakmaya" çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Bu bir nefret değil, bu bir belki 'geri döndürme' belki de bir 'prestij' operasyonuydu. Özgür, beni Artvin’e sürgün ederek diz çökeceğimi ve İstanbul’a, onun himayesine ağlayarak döneceğimi sanıyordu.
Sonra bir şey daha dank etti kafama. Ben şu an ne yapıyorum? Taş çatlasa bir ya da iki aydır tanıdığım adamın evinde, sanki kendi evimmiş gibi sahiplenme yaşayarak hareket ediyordum. Bu rahatlık bana nereden geliyordu böyle?
Bardağı makineye koyup, kapağını kapattım. Mutfağın tezgahına iki elimi dayayıp destek alarak boynumu eğdim ve mantıklı davranmaya çalıştım.
" Bekir, çokta saf birisi değil." arkamdan gelen ses ile irkilerek yavaşça arkamı döndüm.
Teoman, kapının ucuna kollarını birleştirerek yaslanmıştı. İri vücudu kapıyı komple kaplamıştı ve mutfağa vuran salon ışığı onun vücudu yüzünden kesilmişti. Adam durduğu yerde ışığın mutfağa girmesini engelliyordu daha nasıl bir irilikten bahsedebilirdik ki yani? Mutfağı şu an sadece davlumbazın ışığı aydınlatıyordu.
" Ne alaka?" dedim hafif gözlerimi kısarak. Teoman'ın mimiklerini anlamaya çalışıyordum ama anlayabilene aşk olsun.
Teoman, omuz silkerek arkasını döndü ve salona doğru ilerledi. " Ne oldu da bu kanıya vardınız acaba?" bende arkasından sanki çok cevap alabilecekmişim gibi soru sorarak ilerlemeye devam ediyordum.
Teoman, beni çokta takmayarak koltuğuna oturdu ve kafasını geriye yaslayarak gözlerini kapatıp, bana adem elmasını sundu. Gözlerim onun yüzünü süzerken kendimden geçmemek adına sakinliğimi korumaya çalışıyordum ve hayır onun yakışıklılığından değil vermediği cevaplar yüzünden kendimden geçecektim.
" Teoman Bey?" net ve bir o kadar sert bir ses ile ismini vurgulayınca kafası hala geride gözlerini sinsice açıp gülümsedi.
" Size karşı apaçık ilgisi bulunuyor Umay Hanım?" sorarcasına kaşlarını kaldırdı ve merakla benim cevabımı bekledi.
Pardon? Bekir? Bana ilgi duyacak.
Komik, bakın cidden aşırı komik. Komik çünkü bahsettiği kişi Bekir yani. Ben onun standartlarına bir kadın değildim ne de o benim standartlarımda bir erkekti bir kere. Ne kendimi ne de onu aşağılamak için söylemiyorum bunu. Bekir, her ne kadar bir benimle aynı mesleki eğitimde ya da ne kadar mütevazi olursa olsun onun kendi çevresi çok farklıydı. Bir kere aşırı bir zengin ailenin çocuğuydu çevresindeki kadınlar ve erkekler farklı seviyelerdeydi. Dünyaya bakış açılarımız bile farklıydı ki o bir kere Bekir'di yani.
" Saçma." diyerek kıkırdadım. Teoman, bu tepkimi beğenmemiş olacak ki kafasını kaldırma zahmetinde bulundu ve oturuşunu dikleştirdi.
Gözleri kararlılıkla bana baktı. " Nedir saçma olan? Bir erkeğin size ilgi duyması mı?"
" Hayır tabii." diyerek kıkırdamaya devam ettim. Ne yapayım komikti yani. " Dediğiniz kişinin Bekir olması çok saçma ve bir o kadar da komik."
" Nedenmiş o?" cevabım onu meraklandırmış olmalı ki kurt gibi dikkatlice bana bakıyordu. Sanki ben bir avım, o da bir kurttu o derece bir etkisi vardı şu an üzerimde.
Omuz silkerek çaprazındaki sandalyeye yaklaştım ve kendime çekerek oturdum. " O, Bekir yani..."
Sol kaşını kaldırdı. " Yani?"
" Devamı yok. Bekir işte saçma yani." diyerek konuyu kestirip attım ve derince iç çektim.
Teoman, başını salladı ve kollarını göğsünde birleştirdi. Ardından konuşmak için ağzını açmıştı ki telefonum çaldı. Ekranda o ismi görmek, hala karnıma bir ağrı saplanmasına neden oluyordu. Teoman bana baktı, ekranı ona çevirince gözleriyle "karar senin" dedi. Telefonu açacağımı anlayınca " Hoparlöre ver." dedi. Titreyen parmaklarımla telefonu açtım.
"Umay, duyduğuma göre Artvin’de misafirlerin varmış," dedi Özgür’ün o iğrenç, sesi. "Umay. Bekir’le vakit kaybediyorsun." Özgür’ün sesi o kadar sakindi ki, insan onun bir kadının hayatıyla oynadığına inanamazdı. "O dosyalar sadece senin elini kolunu bağlar. Ama ben buradayım. Başhekimle konuştum, dosyanın seyrini değiştirebilirim. Sadece 'yanlış anlaşıldı' demen ve istifanı verip buraya gelmen yeterli. O kadınla ilgili mevzu kapandı, bebek... o bir prosedür hatasıydı. Biz on yılımızı bir prosedüre kurban mı edeceğiz?"
"Prosedür hatası mı?" diye fısıldadım. Gözlerimden bir damla yaş düştü ama sesim sertti. "Özgür, sen benim hayatımı bir prosedür hatasına çevirdin. Şimdi de bir hiç gibi bana pazarlık mı teklif ediyorsun? Beni koruduğunu sanıyorsun ama sen sadece kendi vicdanını susturmaya çalışıyorsun."
"Anlamıyorsun Umay! Orada yapamazsın! Bir başkomiserin merhametine mi kaldın? O adam senin geçmişini bilmez, senin on yılını bilmez! Seni sadece ben bilirim." Teoman hakkında bilgiye sahip olması beni nedensizce korkutmuştu. Benim hayatıma kimin nasıl girdiğini nereden bu kadar bilebiliyordu ki?
"Özgür, neyin peşindesin?" dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak (bu sefer rol yapıyordum). "Kariyerimi bitirdin, benim buraya gelmemdeki en büyük sebep sensin. Daha ne istiyorsun? Daha ne tür oyun oynayacaksın üzerimde!"
"Yalvarmanı istiyorum Umay. Diz çöküp 'Ben yaptım, seni boşladım, hata bende' demeni istiyorum. O zaman nüfuzumu kullanır, seni bu bataklıktan çıkarırım. Yoksa yarın o evraklar müfettişlerin önüne 'delil' olarak gidecek ve hapis yatacaksın." Ardından sanki sakinleşmek için derin nefes aldı. Özgür’ün sesi telefondan her zamanki yumuşaklığıyla döküldü. Oysa o yumuşaklığın altında ne büyük bir zehir olduğunu artık biliyordum. "Oyun değil bu Umay, bu bir gerçek. O belgelerde imzan var. Ama ben buradayım. Başhekimi ikna ettim, eğer yarın istifanı verip İstanbul’a gelirsen, soruşturmayı geri çekecekler. Seni bir özel hastaneye yerleştiririm. O kadın... o bebek... hepsi geçecek. Biz on yılımızı çöpe atamayız."
"Sen on yılımızı o kadın dediğin senin öz kuzeninin yatağında çöpe attın Özgür," dedim, sesim ilk kez bu kadar net çıkıyordu. "Şimdi de beni Artvin’de bir 'usulsüzlük' dosyasıyla tehdit ederek geri mi çağırıyorsun? Bu mu senin sevgin?"
"Bu benim seni koruma biçimim!" diye bağırdı aniden. Sesi sertleşmişti. "Orada o polisin yanında ne yapıyorsun sanıyorsun? O adam seni kurtaramaz. Sadece ben kurtarırım. Ya yarın o istifa dilekçesini yazarsın ya da müfettişler kapına dayanır. Karar senin."
Teoman yanımda fısıldadı: "Onu daha da konuştur."
"Aksoylar dosyasını kapatmayacaksın yani?" diye sordum.
"Aksoylar sadece bir araçtı bebeğim ve kapandı gitti. Sen o gün o imzayı atarak, bana güvenerek büyük bir hata yaptın. Şimdi bedelini ödüyorsun. Bekir’i de yanına al ve Artvin’in o soğuk sularına atla, çünkü İstanbul’a dönüş biletin ben istemediğim sürece hiçbir zaman olmayacak."
"Dosya kapanmamış Özgür," dedim, sesimi sabit tutmaya çalışarak. " Sizinkilerin Aksoylar ile bağını gördüm. O dönem yazdığın o etik kurulu raporunu da bulduk. Beni bir 'prosedür hatası' ile korkutup İstanbul’a çekmeye çalışıyorsun çünkü ailenin ve senin foyan ortaya çıksın istemiyorsun."
Telefonda buz gibi bir sessizlik oldu. Özgür’ün o kibirli nefes alışlarını duyabiliyordum. "Bak Umay," dedi sesi aniden alçalarak. "On yılımızın hatırına söylüyorum. O dosyayı deşersen sadece beni değil, kendini de yakarsın. Bakanlıktaki çevremi biliyorsun. Bu işten sağ çıkamazsın. Ama dönersen... her şeyi temizlerim. Seni hâlâ seviyorum, o kadın bir hataydı diyorum sana." daha demin kendine güvenen ego dolu sesinden toz tanesi bile kalmamıştı.
"Sen beni sevmiyorsun Özgür," dedim gözlerim dolarak. "Sen beni, akrabalarının ve ailenin pisliğini örten şeyi giydiğin o beyaz önlük sanıyorsun. Ama o önlük Artvin’de kirlendi. Artık senin gölgende kalarak, oyununda piyon olmayacağım."
Telefonu kapattığımda ellerim gerçekten titriyordu ama bu korkudan değil, öfkedendi. Telefonu kapattığımda omuzlarım sarsılıyordu. Ağlamıyordum, hayır; on yılımın bu kadar ucuz bir pazarlığa dönüşmesine gülmek istiyordum. Teoman yanıma geldi. Elini havada tuttu, sanki dokunup dokunmamak arasında tereddüt etti. Sonra yavaşça omzuma koydu. O sıcaklık, Özgür’ün telefonundaki o buz gibi "koruma" vaadinden çok daha gerçekti.
" Bundan ne ben ne de o temiz çıkabilecek off!" sitem ederek söylendim. Teoman'ım omuzumdaki eli hafifçe sırtımı sıvazladı.
"Kariyerine zeval gelmesini istemiyorsunuz, anlıyorum," dedi Teoman. "O bir doktor. Onu hapse attırmak sizin on yılınızı daha da kirletir gibi hissediyorsun. Ama onun bu tehdit gücünü elinden almalıyız."
"Nasıl?" diye sordum.
"Hepsini aldık," dedi Teoman. Gözlerinde ilk kez bir hayranlık kıvılcımı gördüm. "Hem itiraf, hem tehdit, hem de o ihaleyle olan bağını kendi ağzıyla söyledi. Umay, bu iş bitti."
"Bekir en kısa sürede İstanbul’a dönecek," dedi Teoman, planı kafasında çoktan kurmuş gibi. "Ama elinde Özgür’ü bitirecek bir dava dosyasıyla değil, bir 'ayna' ile gidecek. Bekir, Özgür’e o meşhur şartname kararının altında kendi tıbbi tavsiye imzasının da olduğunu hatırlatacak. Eğer bu dosya açılırsa, Umay Hanım idari ceza alırsınız ama Özgür 'tıbbi etik ihlali' ve 'ihaleye yanlış yönlendirme' ile doktorluk lisansını tehlikeye atar. Yani, sizin yanmanız demek, onun da yanması demek. Özgür risk almayı sevmez."
Gözlerimi Teoman’a diktim. "Yani ona 'Eğer beni yakarsan, sen de yanarsın' mı diyeceğiz?"
"Hayır," dedi Teoman gülümseyerek. "Özgür bir doktor, kariyerini ve ailesinin itibarını her şeyin üstünde tutuyor," dedi Teoman. "Onu hapse göndermek için uğraşmak, bu siyasi güçle çok zor olur. Ama ona bir 'ayna' göndereceğiz derken şunu demek istedim. Bekir, Özgür’e diyecek ki: 'Umay Hanım’ın elinde bu belgelerin asılları var. Eğer soruşturma devam ederse, Umay Hanım bu belgeleri doğrudan müfettişlere değil, ihaleye fesat karıştırma birimine sunacak. Ve o zaman sadece Umay’ın memuriyeti değil, Özgür’ün uzmanlık lisansı ve dayısının tüm mal varlığı tehlikeye girecek.' "
Teoman bana döndü. "Ona bir çıkış yolu bırakıyoruz Umay Hanım. Sizi rahat bırakacak, soruşturmanın 'sehven' yapıldığını beyan edecek ve siz burada huzurla çalışacaksınız. O da İstanbul’da kendi kirli dünyasında doktorluk yapmaya devam edecek. Bu, sizin on yılına olan son borcunuz olsun. Onu yok etme, ama sizi yok etmesine de izin vermeyin."
O an anladım ki, bazen kazanmak için yok etmek gerekmiyordu. Sadece sınırları yeniden çizmek yetiyordu. Gözlerimi Teoman’ın gözlerine diktim. Bu oturma odasında, on yıllık bir enkazın üzerinden yükselen bu yeni güven duygusu, hayatımda hissettiğim en sağlam zemindi.
"Anlaşıldı Başkomiser," dedim. "Bekir yarın gidiyor. Ve Özgür, kendi kurduğu o saçma oyunun içinde hapsolacak."
Gece biterken, Teoman balkon kapısını açıp içeri giren soğuk havayı ciğerlerine çekti. "Yarın sabah yeni bir sayfa açıyoruz Umay. Ve bu sayfada saçma sapan ihalelerde yok, Özgür de."
***
Umay'ın çizdiği üçgen üzerindeki yazılar aslında aşağıdaki gibidir. Kafanızda daha net otursun diye açıklamak istedim...
Üçgenin Tepe Noktası: Özgür’ün babasının vakfı (Para girişi).
Sol Köşesi: Aksoylar Firması (Parayı aklayan ve düşük fiyat veren maske).
Sağ Köşesi: Hastane İhalesi (Suçun işlendiği ve Umay’ın imzasının olduğu yer).
Yeni bölümün sonuna gelmiş bulunmaktayız. Geç geldiği için kusura bakmayın ama uzun bir bölümle telafi ettiğimi varsayıyorum.
Bu bölümdeki eleştirileriniz nelerdir? Her birinizin düşünceleri benim için çok önemlidir.
Sizce Bekir'in hisleri olabilir mi? Yoksa Teoman çok mu şüpheci?
Umay'ın arkadaşları sizce ne durumlalar? Onları yavaştan dahil etmeyi isterim.
Özgür bundan sonra neler yapacak? Sizce diğer bölümlerde onu görelim mi?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |