24. Bölüm

21. Bölüm

𝓃𝒶𝓏
deusnaz

Tekrardan evinize hoş geldiniz:)

Çok söz etmek isterim ancak bölüm sonu zaten çok konuşacağız. Tutmayayım siz bölüme, bende sizin yorumlarınızla bölümü okumaya geçiyorummm 🦦🦦

Keyifli okumalar ballarımm

Tarih; 17.05.2026

 

&

 

 

 

21. Bölüm: Kefaret Borcu

 

"Demirden giydiği zırhı çıkartmayı ben başardım, yine ben zararlı çıktım."
#parlayildizli

 

******

 

Bugün 7 Ocak.

 

Yılbaşı gecesinden bir hafta sonrası.

 

Yağmurun nasıl yağdığını bilemediğim, iliklerime kadar üşüyüp, dişlerimin titreyerek bana asla unutamayacağım anların yaşanmasından tam bir hafta geçmişti.

 

Elimde ki kalemi parmaklarım arasında çevirirken, bu işte yeni olduğumdandı belli ki, sürekli düşürüyor fakat bozuntuya vermeden düşürdüğüm kalemi tekrar elime alıp soruyu okumaya devam ederken tekrar tekrar döndürüyordum.

 

Sınıfta ki insanların birbirine karıştıkları boğucu ve yüksek ses, odağımı biraz bozsa bile sorun etmiyordum. Okuyup da anlamadığım soruyu tekrar tekrar en başından okuyor, okurken ise kaşlarımı çatıyordum.

 

"Sınav takvimi açıklanmış." Yan sıramda oturan Gizem, elinde ki telefonuyla direkt olarak arkamızki sıraya dönerek kafalarını sıraya koymuş olan Fadime ve yanı da ki Merve'ye gösterdi. "Daha yeni sınav olmadık mı biz?" Kendi kendine homurdanıyor, hatta yetiştiremediği sınavlar için sürekli olarak bana dert yanıyordu.

 

Elimde ki kalem son kez parmaklarımdan kayıp sıranın üstüne düştüğünde sert bir nefes eşliğinde Tyt Coğrafya test kitabını kapattım. Aksattığım derslerim artık vicdanımla oynuyor, bana sırtımdan bir yükün haberini vermek ister gibi büyüdükçe büyüyorlardı.

 

Topladığım saçlarımdan çıkan birkaç tutamını kulağımın arkasına sıkıştırıp arkamda, koyu bir ders içerikli sohbete giren bizim kızlara döndüm. "Oha!" Merve yerinde bir anda doğrulup, Gizemin elinde ki telefonu alarak ekrana baka kaldı öylece. "Matematik ve Coğrafya'yı aynı güne koymuşlar." Ağzı yarım metre açılırken Fadime ise bunları duymak istemiyor gibi kafasını çevirerek daha çok sırayla bütünleşti.

 

Sırtımı hemen yanımda ki duvara yaslayıp bacaklarımı kendimi çekerken Gizem'in kaygılı bakışlarını üzerimde hissettim. "Sana ne oldu?" Bu aralar benim için pek bir endişeliydi. Bir haftadır kendimde çözemediğim kadar garip olaylarla birlikteydim.

 

Mide bulantıları, baş ağrıları ve yoğun bir stres. Parmak kenarlarımın tamamı yaralar ve derisi yüzülerek ortaya çıkmış kan lekeleriyle kaplıydı. Her ne kadar yarabandıyla saklamaya çalışsam dahi.

 

"Yok bir şeyim." Tuğkan ile yaşananlardan Gizem de dahil diğerlerinin haberi yoktu. Bilenler; Akın, Kadir ve Emirhan'dı. Her ne kadar içsel olarak çözdüğümü hissetmiş olsam bile, kızlara söyleme cesaretine ait bir kırıntı yoktu bedenimde.

 

Gizem'e söylersem ondan alacağım tepkiyi gayet iyi biliyordum. Tuğkan'a karşı olan güler yüzü bir anda yok olup aksine düşmancıl bir insana dönüşecekti.

 

"Bakayım sınav takvime." Merve'ye elimi uzattığımda hiç ikiletmeden elinde ki telefonu uzattı bana. Sanki onu büyük bir sıkıntıdan kurtarmam gerek gibi davranmıştı.

 

Eliyle kendine yelpaze yaparken gözleriyle sınıfta olan diğerlerine baktı. Çoğunluğu sınav takvimini öğrenmek adına telefonlarına sarılmış, kalanı ise başka işlerle ilgilenerek umursamazlıklarını belli etmişti.

 

Ocağın 21'de başlayacak olan sınavlar gireceğimiz yoğun bir haftanın haberini vermişlerdi çoktan. Matematik ve Coğrafya sınavının aynı gün olması bile rüyalarıma kabul olacak girecekti. "Ne kadar saçma!" Diyebildim sadece. Gidip de itiraz etme lüksümüz yoktu idareye fakat kendi kendime herkese sövüp sayabilme özgürlüğü veriyordum.

 

"Off!" Gizem, Merveler'in masasına bıraktığı küçük aynayı eline alarak kendine baktı ve sıkıntıyla tekrar masaya bıraktı elinde ki aynayı. "Ne ara sınavlar geldi?" Sınav takvimininin fotoğrafını Gizem'in telefonundan kendime gönderip telefonu kapatarak ona uzattım. Uzattığım telefonu alırken gözleri hala benim üzerimdeydi. "Size bir şey söyleyeyim mi?" Derken ortaya laf attı.

 

Fadime sınıfa çevirdiği kafadını tekrar bize döndürürken herkes Gizem'i izliyordu. Gizem ise, duvar kenarı en arka ikilide ki Fatmagül ve arkadaşlarındaydı. "Şunlar yine ellerinde telefonla sınava girerlerse olay çıkartırım."

 

Onlara yandan bir bakış attığımda kendi aralarında bir şeyler konuştuklarını gördüm. "Harbi," Fadime uzandığı masadan doğrulup, sınıfta ki sesi bastırmak adına bize yaklaşarak konuştu; "Geçen sefer sayısal sınıfından bi kız şikayet etmiş bunları Mustafa hocaya."

 

"İyi yapmışlar!" Diye hırsla soludu Gizem. Elinde olsa gidip onları dövecek gib baktı üçüne de. "Ben bi yakalayayım şunların kopyasını bende gider şikayet ederim."

 

Elimi Gizem'in omzuna koyarken güldüm. "Sakin mi olsan?"

 

"Kanka," derken bütün bedenini bana çevirip laf anlatma moduna girdi. Düzleştirdiği saçları jilet gibi kusursuz dururken kulağının arkasına sıkıştırdı bir tutamını. "Ellerinle telefonla, şakır şakır çekiyorlar. Hocalar görüp bir şey de demiyor. Hakkımıza gidiyorlar ya hani," doğruydu aslında.

 

Fatmalar sanki onlardan bahsettiğimi anlamış gibi bize baktıklarında Gizem de onlara dönüp birkaç saniyelik ürkütücü bir bakışma yaşadık. Onlardan ilk önüne dönen Ayşe olunca Gizem de bana geri dönüp öfkeyle birkaç küfür savuşturmuştu dudaklarından.

 

Merve de Gizem'i gaza getirmek ister gibi yaklaştı bize. "Şu an tekrar plan yapıyorlar Gizem. Bak bak, gözlere bak!" Fadime kolundan tutup onu çekerek geri yerine oturmasını sağlamış ve susması için ona kaş göz yapmıştı.

 

Gizem en kolay gazla çalışırdı ve Merve de onu en çok fazlayan kişiydi. Tabi Gizem kavgaya gitse Merve de peşinden koşarak giderdi. Orası ayrıydı.

 

Sınıfın kapısı çaldığında, bütün odak kapıya dönmüş, kapıda ki küçük camdan gelene baktıklarında gelenin Kadir olduğunu görmüştüm.

 

Okul başlayalı iki ders falan olmuştu ve Kadir okula yeni teşrif edebilmişti. Tuğkan da ortalarda yoktu. Bildiğim kadarıyla o da yavaştan antrenmanlarına başlamış, spora gidiyordu. Sabah erkene verilen antrenman programında, beni siteden almamış vaya bugün onunla görüşememiştik.

 

Orhan hocadan bir komut beklemeden içeri giden Kadir nefes nefeseydi ve hocaya umut dolu gözlerle bakıyordu.

 

"Hocam," dedi nefes nefes, Orhan hocaya doğru ilerlerken. Bize bile bakmamıştı. "Allah için yok yazmadım deyin." Orhan hoca telefonuyla ilgilenirken Kadir masanın dibine kadar gelip yere çökerek hocaya masum masum baktı.

 

Sırtında çantası da yoktu bu çocuğun. Niye okula geldiği belli değildi. "Ben almadım yoklamayı oğlum," Orhan hoca, büyük gözlük çerçevelerinin altından Merve'ye baktı. "Başkan, yok yazdın mı?"

 

Merve ayağa kalkarak, "Yok hocam, sistem donmuştu zaten, almadı yoklamayı." Dediğinde Kadir büyük bir rahatlıkla ayağa kalktı. Orhan hoca ise gözlerinden çıkarttığı gözlüğüyle Merve'yi çağırdı.

 

"Gel, yok yaz." Gizem yanımda kıs kıs gülmeye başladığında Kadir ise bir anda Orhan hocaya dönüp korkuyla baktı. "Bakma lan sende öyle. Ders bitecek, adam yeni geliyor. Gel yok yaz." Merve gitmemek için yerine geri oturmuştu ki hocanın ısrarıyla kalkmak zorunda kaldı.

 

Orta sıranın en önüne koşarak boş sıraya oturan Poyraz ve Hüseyin ise Orhan hocaya bakıyorlardı.

 

"Hocam yapmayın ya!" Kadir isyan edercesine konuştuğunda kaşlarını kaygıyla çatmıştı. "Hocam valla devamsızlığım bitti, Mustafa hoca sildirmiyor." Orhan hoca unu hiç de takmayan bir sesle başından savarken Kadir ise tekrar gidip yanına eğilerek hocaya baktı. "Hocam yemin ederim koşa koşa geldim. Allah çarpsın!"

 

Orhan hoca ise yandan bir bakış attı Kadir'e. İkna olmamış olmalı ki yanına giden Merve'ye uzattı elinde ki telefonu.

 

Kadir sinirden yumruğunu sıkarken ön sırada oturan Poyraz atladı lafa. "Hocam, kral adamsınız siz. Yapın bi kıyak, bi daha olmaz. Baksanıza şuna." Kadir'in terden alnına yıpışmış saçlarını ve nefes nefese kalmış halini gösterdi.

 

"Nereden geliyor bu?" Kısık bir sesle Gizem'e sorduğumda, o ise elini dudağının üzerine siper ederek gülüyordu. Hala Kadir ve Orhan hocaya bakarken kulağıma yaklaştı.

 

"Tuğkan'ın yanından geliyor. Birlikte gitmişlerdi antrenmana." Kadir de sporcuydu fakat ikisinin kayıtlı oldukları klüplerin aynı olduğunu düşünmüyordum.

 

Merve zorla Kadir'i yok yazarken ona mahçup bir bakış attı. Kadir ise kendini yemeye devam ediyordu. "Hocam yarım gün gitti ya." Artık isyanı bir kenara bırakıp sadece dil dökmeye başlamıştı. Poyraz ve Hüseyin de hala şanslarını deniyorlardı tabi.

 

"Zamanında gelseydin oğlum." Orhan hoca Kadir'in omzuna birkaç kere vurup onu sırasına gönderdi. Kadir sinirle yanımıza gelirken küfür etmeyi ihmal etmiyordu.

 

Bizim bir ön sıramızda ki yerine yerleştiğinde gözleri direkt beni buldu. Sinirle solurken; "Hep senin o şerefsiz sevgilin yüzünden oldu." Sırtını duvara yaslarken herkes ona dikkat kesilmişti. Ben ise gülerek ona bakıyordum. "9,5 gün oldu." Derken kendi salaklığına yanıyor gibi yüzüyle buluştturdu ellerini.

 

Telefonu vermemeliydim diye geçirdim içimden. Tuğkan geldiyse bana yazmıştır.

 

Ayaklarımı oturaktan çekerek yere geri indirip Kadir'e doğru yaklaşıp kolundan çekiştirdim. "Tuğkan geldi mi?" Kadir, ellerini yüzünden çekip kafasını aşağı yukarı salladı. Bizim masanın üstünde duran, Gizem'in su şişesini alırken hiç sorma zahmetine girmedi.

 

Kapağını açıp tek yudumda suyun yarısını içerken Gizem'e bakıyordu. "Ayı!" Dediğini duydum Gizem'in. Kadir'e adam olmazsın sen der gibi bakıyordu.

 

Sınıfta ki uğultular yükselirken camdan vuran güneşin sıcaklığı ve ışığı beni iyiden iyiye rahatsız etmeye başlamıştı. "Sana da günaydın Gizemciğim." Kadir, sahteden bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Gizem'in aksine.

 

Zilin çalmadına birkaç dakika kalmıştı. Bazıları dışarıya erken çıkmak için Orhan hocadan izin kopartmaya çalışırken bazı kızlar dudaklarını tazeliyor, bazıları da hala sohbetlerine devam ediyorlardı.

 

Arkamda ki Merve ve Fadime ise kantine gitmeden önce paralarını toplamaya çalışıyorlardı. "Pişt, Sarı." Kadir'in sesiyle birlikte, Gizemle ona döndük.

 

Kadir'in bakışları benim üzerinde yoğunlaşmıştı. O günden sonra Tuğkan ile aramda olan soğukluğu o da biliyordu. Gizem'e anlatamadığım şeyleri Kadir ile paylaşıyordum. Pek paylaştığım bir şeyde yoktu aslında.

 

Tek yaptığım kendime ve Tuğkan ile olan ilişkimize zaman vermekti.

 

"Akın geldi mi?" Söz etmek istediği şey asla bu değildi. Gizem'in yanımızda olması ve sınıf ortamı her şeyi nötrlüyordu.

 

Kafamı iki yana sallarken zil çalmıştı bile. Anında dışarı çıkan Poyraz ve Hüseyin, diğer öğrenciler ve Orhan hocayla birlikte sınıf oldukça boşalmıştı. "Mersin'e gitti tekrar." Gizem'in de bakışı bana döndüğünde üstten genelleme yaptım. "Babası ameliyat oldu, yanına gitti."

 

Kadir anlayışla kafasını sallarken oturduğu yerden kalktı. Koridordan gelen yüksek gürültülü sesler sınıfın içine dolmuştu bile. Gizem de ayaklandığında kafasıyla bana işaret yaptı. Üstünü düzeltirken, "Kalk gezelim. Diğer teneffüs de aşağı inmedik." Bana kalırsa hep otururdum ben sıramda. Götüm yapışsındı hatta.

 

Bir haftadır aşağı doğru düzgün inmiyordum. Tuğkan yanıma geliyordu tabi ancak çok konuştuğumuz yoktu.

 

Bir haftadır aramızda olan o buzlu duvar ikimizi de birbirinden uzaklaştırıyordu. Yan yana olduğumuz halde birbirimizden uzakta kalmak garipti bizim için. Yılbaşı gecesinin ardından daha da eriteceğimizden asla şüphem olmayan duvarlar gittikçe büyüyor ve birbirimize ulaşmamızı engelliyordu.

 

O gün aramızda geçen şeyler, Tuğkan'ın benden sakladığı geçmişi ve hatalarıyla yüzleştirmişti. Hata. Kafamda hata olarak konumlandırdığım nokta tam olarak Tuğkan'dı. Tuğkan'ın hataları.

 

Onun yaptığı hataları hiçbir zaman dert etmezdim. Asla bunu yapmazdım. Beni severken o hataları artık hayatından çıkartmış birisinin gözünde olduğum konum, onu o iğrenç bir çukurdan kurtarmaktan farksızdı.

 

Çektiği acılar, hissettiği yalnızlık be baş ettiği birçok sorunuyla Tuğkan'ı kabul etmişken, düşünmeden edemediğim tek şey Tuğkan'ın yaptığı o hataydı.

 

Aramıza giren mesafe, dokunuşların bile uzaklaşmasından tut, sözlerde ki o mesafe bile gözle görülüyordu. Bedenen ona çekildiğim her an, ruhum kendime ihanet ediyor gibi beni terk edip gidiyordu sanki. Mide bulantılarım bu aralar çok sıklaşmıştı. Bir haftada solan tenim, ağrıyan karnım ve stresten tepki veren bedenimin her yanı aslında bir uyarıydı.

 

Farkındaydım.

 

Bir şeylerin ters gittiği açık beyan ortadaydı fakat hissettiğim şeyler sadece Tuğkan'dı. Geçmişimi hatırlatan, babamdan farksız olduğunu düşündüğüm o adamdı. Bir zamanlar Hasan'ın babamdan farksız olduğunu düşündüğüm her bir an için kendimden özürler dilemiştim. Aslında babama benzeyen kişi Tuğkan'dı. Bir süre sonra davranışlarını bile babamın davranışlarına benzetiyor, hatta bazen onun yanında suskunlaşmamışın nedenini tamamen buna yorumluyordum.

 

Mide bulantısı tekrar baş gösterirken oturduğum yerden yavaşça kalkıp arkada ki Merve ve Fadime'ye baktım. "Bir şey ister misin?" Fadime elinde ki paraları cebine koyarken bana bakıyordu. "Bir şeyler ye. Tenin çok solgun görünüyor." Farkındaydım. Tenim bile buza değmişim gibi soğuktu. Ancak midem bu kadar bulanırken yemek yiyemezdim.

 

Kafamı iki yana sallayarak onları geri çevirdiğimde Merve kaşlarını çattı. "Soran olmadı." Fadime'nin kolundan tutarak hızlıca yanımızdan geçip gittiğinde ağzımı açmama bile fırsat vermemişlerdi.

 

Sıcak bir ten koluma değdiğinde bunun Gizem olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Gözlerinde hala kaygı ve gözle görülür bir endişe vardı. Ona bir şeyler anlatmadığımın farkında gibi bakıyordu. "İyiyim Gizem." Yüzüme bir gülümseme yerleştirdiğimde kapının önünde bizi bekleyen Kadir'e baktım.

 

Ellerini düz kesim siyah pantolonunun ceplerine yerleştirmişti. Üstünde soğuk havayı umursamadığını belli eden siyah bir tişörtle bana bakıyordu. Onu çok kaygılı göremezsiniz fakat şu an bakışları Gizem'in bakışlarından farksız ve donuktu.

 

Neden böyle olduğumu biliyor gibiydi. Elimden geldiğince en normal halimle insanların yanında olmaya çalışıyordum fakat Tuğkan'ın yanında işler pek öyle yürümüyordu.

 

Bazen, rüyalarıma bile girer olmuştu.

 

"Bana anlatmadığın ne var?" Bunu bir hafta boyunca ondan defa sormuş olamlıydı. Her seferinde onu geçiştiriyor, hatta bazen boş vermesini söylüyordum. "Yok bir şey deme. Var bir şeyler."

 

Açtığım ağzımı, sözleriyle tekrar mühürlerken sıkıntılı bir nefes verdim. Gizem benim için ne kadar endişelenirse kendimi o kadar kötü hissediyordum. Yaşananları ona anlatsam sanırım aramızda büyük bir tartışma olacak ve Tuğkan'a gidip benden gizli bir şeyler konuşacaktı.

 

Kadir'in yanına vardığımızda birlikte ilerlerken koridorun boğucu havası beni çok rahatsız etmişti. Gelip geçen insanlar Kadir'e selam veriyor hatta el kol şakası bile yapıyorlardı. Kadir de onlara takılıyor fakat yoluna devam ediyordu.

 

Karşıdan gelen Tuğkan'ı görünce midemin tekrar kasıldığını hissettim. Artık bu hisler beim bütünüm gibi nereye gitsem peşimdelerdi. Sadece Tuğkan'ı görmemi bekliyorlardı.

 

"Senin yüzünden!" Kadir ellerini ceplerinden çıkartıp parmağını sallayarak Tuğkan'a ilerledi. "Şerefsiz Orhan yok yazdı amına koyayım!"

 

Tuğkan ona kaşlarını çatarken oldukça sakindi. Duştan yeni çıktığı gibi gelmiş olmalıydı okula. Hala ıslak olduğu belli olan saçları ve üstüne geçirdiği ince ceketi ile üşüdüğünü gösteriyordu. "Siktir lan oradan. Sanki ben yok yazılmadım."

 

Kadir ona bir ağız dolusu küfür bahşederken Tuğkan ise sanki bunları bir iltifat gibi anıyor, kulağının kenarından geçip gider gibi umursamıyordu.

 

Ta ki, gözleri benim üzerimde durana kadar. Yol boyunca beni izlediğini zaten biliyordum, fakat şimdi gözlerimizin buluşması açıkçası bende garip hisler uyandırıyordu.

 

Aramızda ki soğukluğu fark etmeyen yoktu elbet. En büyük belirtisi başlı başına bendim. Onu severken, ondan uzak kalmak kendimden nefret etmeme neden oluyordu. Bir yandan da aklıma da ki diğer şeylerin nefretin önüne geçmesine.

 

"Duş mu aldın?" Gizem kolumdan belli belirsiz bir anda çıkarken Kadir'e yaptığı davranışlarının etik olmadığından ya da ne kadar öküz bir kıro olduğundan söz ediyordu.

 

Yeni çıkmaya başlamış olan sakallarının yerleri görülüyordu. Alnına düşen saçlarını hiç şekillendirmemişti bile. Göz altlarında gözle görülür morluklar ve halkalar vardı.

 

Yine mi uykusuz kalıyordu?

 

"Spordan sonra çok terlemiştim." İlerlemeye başladığımızda ikimizde koca koridorun ortasındaydık. O elleri cebinde, yanımdaydı. Kafasını önüne eğmiş, adımlarımızı izliyordu.

 

Bende yanımızdan gelip geçen, arada sırada bize bakan öğrencilerle göz göze geliyor, tanıdıklarım varsa tebessüm ediyordum. "Saçlarını kurutmamışsın."

 

Gözlerinin bana döndüğünü hissettiğim bir anda bakışlarımız buluştu. Camlardan yansıyan güneş ışığı bu kez ona vuruyordu. "Daha yeni iyileşmemiş miydin sen?" Merdivenlerin başında durduğum o anda Tuğkan birkaç adım aşağı indi. Boylarımızın eşitlendiği o anda bakışları beni buldu.

 

Artık birbirimize sarılmıyorduk. Ufacık dokunuşlar bile birbirimize bakmamıza neden oluyordu. Sanki uzun süre boyunca aşmaya çalıştığımız engeller bir anda tekrar başa sarmış ve bir engeli aşsak içimizde ki başardım duygusu hep hüsranla sonuçlanmıştı.

 

"İyileştim." İyileşmemişti. Kafasını sağ omzuna doğru eğerken merdivenlerden geçip giden insanlara bakma zahmetinde değildi. "Bir kerelik böyle oldu." Cebinden çıkarttığı eliyle saçlarını ileri geri salladı.

 

Yüzüne gelen su damlaları ile kaşlarımı çatmıştım. Ona ters bakışımla yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. "Belli, iyileşmişsin." Aşağı inmeye başladığımda benim yanımda o da merdivenleri tek tek iniyordu.

 

Aşağı katta bizi merdivenlerin başında bekleyen ya da birbirileri ile tartışmaya giren Gizem ve Kadir bu kez ciddi bir tatışmanın içinde gibiydiler.

 

Koridorda olan öğrenciler -daha çok alt sınıfta olanların- sesi yüksek çıktığından herkesin sesini bastırıyorlardı. "Sen nasıl oldun?" Tuğkan'dan gelen kısık sesle birlikte ona bakmadan kafamı aşağı yukarı salladım.

 

Tuğkan'ın gözlerine bakamamak bile acı veriyordu. Fakat baktığımda da kendime acı çektiriyor gibi hissediyordum. "İyiyim," Zorlukla yutkunurken sessizliğe gömüldü.

 

Gizem'in sesi artık duyulur olduğunda, "Kadir, beni anlıyor musun? Aklın var değil mi?" Sinirli olduğu o kadar belliydi ki, bizim yanlarına gittiğimizi bile fark etmemişlerdi.

 

Kadir de aynı şekilde bir eli cebindeyken Gizem'e laf anlatmaya çalışıyordu. "Ben de sana diyorum ki, yok öyle bir şey. Kim söyledi öyle bir şeyin varlığını?" Olaydan çok geri kalmış gibi hisseden sadece ben olamazdım.

 

Gözlerim ikisi arasında git gel yaşarken Gizem'in kolundan tuttum. "Noluyor?" Gizem ise hala Kadir'e sinirle bir şeyler anlatıyordu.

 

"Aylin söyledi. Gitmişsiniz, ikişer shot içmişsiniz. Yalan mı?" Kadir kiminle shot içmişti? Gözlerim Kadir'i bulduğunda Tuğkan da Kadir'in omzundan tutarak geri çekip ters ve kaşlarını çatacak kadar sert bir bakış atmıştı.

 

Kadir bir an öylece dona kalırken kaşları iyiden iyiye çatılmış, bir Tuğkan'a bir Gizem'e bakmıştı. "Aylin kim amına koyayım? O kim?" Gerçekten bilmiyor gibi her birimize baktı.

 

Orada olan alt sınıflar da bizim gibi olayı anlamamış ve anlamak adına bizim olduğumuz ortamda kalarak Gizem ve Kadir'e bakıyorlardı.

 

Gizem akıllı biriydi. Öyle ufacık bir olay için gidip Kadir ile okul ortasında kavga edip de kendisini rezil etmezdi. Demek ki büyük bir olaydı. "Ya bir git işine Kadir." Gizem tam ortamdan ayrılacağı zaman onun kolundan tutarak peşine takıldım. Kantin yolunda ilerlerken ellerinde bir ton yiyecekle bize resmen el sallayan Merve ve Fadime ile karşılaştık.

 

Onlar da bir şeylerin ters olduğunu anlamış gibi bize bakıyorlardı. "Ne olduğunu anlatır mısın artık?" Gizem'i bir kolonun arkasına çekerken sinirle etrafına bakıyordu. "Kim kiminle shot içmeye gitmiş?" Olayı anlamaya çalışıyordum ve şu kadarcık anladıysam da Kadir bir kızla Pub'a gitmiş.

 

"Ya bir şey olduğu yok." Gözleri benim arkamda bir yere odaklandığında göz devirdi. "Geri zekalı." Arkamı dönüp gelene baktığımda Kadir'di. Bu kez yanı da sadece Tuğkan değil, Emirhan da vardı.

 

Kadir, Gizem'in aksine gülüyordu hatta. "Lan yok öyle bir şey yok!" Kadir ellerini birbirine vururken kendini aklama çabasıyla Gizem'e konuşuyordu.

 

Orada durup onları izlemeyi isterdim ancak bir soğukluk beni bileğimden tuttuğunda çoktan hareket etmiştim bile. Gizem ve Kadirler'den ayrıldığımda kafamı çevirip bu kişinin Tuğkan olduğunu görmek sessizleşmeme neden oldu. "Ne olduğu hakkında fikirin var mı?" Derken son kez dönüp arkama, onlara baktım. Emirhan'ın bize bakıp kafasını aşağı doğru eğerek bir şeyin onayını verdiğini görmek merakla Tuğkan'a dönmeme neden oldu.

 

O da benim gibi arkasını dönüp Emirhan'a bakıp tekrar yolumuza dönmemize neden olmuştu. Bahçeye çıkarken bileğimi hala tutmaya devam ediyordu. "Tuğkan?" Ondan bir açıklama beklediğimi belli ettiğimde bileğimi tuttuğu elini çekip etrafına bakındı. "Ne olduğunu anlamadım." Diyebildim sadece. "Niye kavga ediyorlardı?"

 

"Onların kendi ilişkisi." Diye başından savarca konuştu Tuğkan. Omuzlarını kaldırıp indirirken bahçenin ortasında adımlıyorduk. Gözlerim onu bulduğunda o ise bana bakıyordu.

 

Bakışmayı bozmadan hemen önce birkaç kere kirpiğimi kırpıştırmış ve bakışlarımı ondan çekmiştim. Bugün havada tek bir bulutun bile olmaması beni o kadar mutlu ediyordu ki, bahçede olan dut ağacına yandan bir bakış attım. "Eee?" Derken basketbol sahasının kenarından geçiyorduk. "Kadir'in yaptığı şeyden haberin var herhalde."

 

Ondan bir süre ses gelmediğinde bakışlarım tekrar onu buldu. Kaşlarını çatmış, suçlu bir adamın yapacağı bir şey gibi olayı üstünden atmaya çalışarak etrafına bakmıştı. "Bugün hava çok güzel değil mi?"

 

"Tuğkan," Ona beklentiyle baktığımda omuzlarını kaldırıp indirdi. Bahçede ki insanların bakışlarını üzerimizde hissedebiliyordum.

 

"Sarı?" Bir süre birbirimize öylece baktığımızda derin bir nefes daha verip yüzüne vuran güneşle kaşlarını çattı. "Hala söylediğim şeyin arkasındayım. Bu onlar ilişkisi." Sözleri bende histerik bir gülümsemeye neden olduğunda onun da yüzünde bir tebessüm oluştu. "Ben bi' sana bakarım." Bunu söylerken oldukça içten zikrettiği belliydi ki bakışları hala benim üzerimdeydi.

 

Aramızda ki soğukluğu giderme görevini hep o üstlenmişti fakat bunun öylesine bir konu olmadığını o da biliyor gibi sessizliğini kendine rol ediniyor ya da açıklama yapacak herhangi bir şey bulamıyordu.

 

Günlükte yazılanları okuduğum o ilk andan itibaren Tuğkan'ın gözünde olduğum konum benim için çok değerli olmuştu. Benim hakkımda hissettikleri, sözleri ve beni tasvir ederken ki her bir kelimesi o kadar içime işlemişti ki, ona söylediğim her bir söz için kendime onlarca kez lanetler ettim.

 

Ancak gördüğüm gerçekler, benden gizlenen her bir şey beni kendisiyle büyük bir uçurumun kenarına itmiş gibiydi. Kendi hakkında söz ettiği her şey aslında benden de birer travmaydı.

 

Babamdan, geçmişimden, Hasan'dan ve en önemlisi kendimden olan birer travmalardı.

 

O gün Tuğkan'ın yanından ayrılıp gece yarısını geç bir saatte eve döndüğümde aklımda olan tek şey, Tuğkan'dı. Sabaha kadar onu düşünürken uyuyakalmıştım. Sabah uyandığımda ise tek düşündüğüm şey Tuğkan hakkında öğrenmediğim diğer gerçekler.

 

Onu seviyordum. Onun varlığını, varlığıma kattığı o muhteşem hissi seviyordum. Tuğkan Demirsoy, demirden bir zırh giymişti üstüne. Herkese ve her şeye karşı kendine demirden bir zırh edinmişti. O zırhı teker teker parçalayan kişi bendim. Zarar vermeyeceğini bildiğim kişide aslında görmek istemeyeceğim, tekrarını yaşmaya gücümün yetmeyeceği kadar büyük bir gerçeklikle karşılaştım.

 

Ve zararlı yine ben oldum.

 

Ona soramazdım. Kim olduğunu, gerçek benliğini veya hissettiklerini. Bu artık benim için imkansızlık kelimesinin tanımı olmuştu. Bedenim onun yanındayken, onun bedeni benim yanımdayken birbirimizden uzak olan iki ruhtan başka bir şey değildik. Tuğkan'ın bana söylediği yalanlar, yalan söylemememek için sustuğu gerçekler ve ben aynı masada, kararı vermek için sessizce oturuyorduk.

 

Hiçbirimizden çıt yoktu fakat zaman, sanki bu sessizliği bozmak için aramıza sinsi bir kefaret göndermişti.

 

Hasan'ı göndermişti.

 

Tuğkan'ın günlüğünde okuduğum ve asla hafızamdan silinmeyen bir kısım vardı. Hasan ile biten dostluğu. Dostluk diyorum çünkü, Tuğkan'ın günlüğünde her zaman ele aldığı o kelime buydu.

 

Dostluk.

 

Hasan'dan yediği darbeyi her ince ayrıntısına kadar tam olarak 18 sayfa yazmıştı. Hasan'a karşı hissettiği her şeyi 18 sayfaya sığdırmıştı. Biten dostluklarının baş rolü olmak midemi alt üst etse dahi, o sayfaları gözyaşlarıyla okuyup kendimi bir de o sayfalarda görmüştüm.

 

Tuğkan'ı herkesten de en iyi tanıyan kişi Hasan'dı. Bunu, Tuğkan kendi günlüğünde yazmıştı. Hasan onu herkesten iyi tanırken, ona yaptığı ihanetin borcunu ödeyeceği günler elbette ki olacaktı. Kadir'in dediğine göre, yılbaşı gecesi ben Tuğkanlar'ın evinde, o günlüğü okurken Tuğkan ise mezarlıkta Hasan ile birlikteymiş.

 

Bunu bildiğimi Tuğkan bilmiyordu elbette. Fakat aralarında o an her ne geçtiyse, Hasan'ın yerle bir ettiği sadakatte ödemesi gereken bir kefaret vardı. Kefaret borcu.

 

Bir haftadır zihnimde dolanıp duran tek şey, öğrenemediğim gerçeklerin Hasan da kalmasıydı. Yılbaşı gecesini kendi aralarında nasıl çözdüklerini aklım ermezdi belki fakat Hasan ile konuşursam ondan öğrenmem gereken bazı gerçekler olduğu da aşikardı.

 

Zil sesi kulaklarıma dolduğunda bakışlarımı yerden kaldırıp etrafıma baktım. Dalgınlığımın sık olduğu bir zaman dilimdeydim. "Sarı," kulaklarıma dolan Tuğkan'ın sesi geriden geliyordu. Birkaç adım gerimdeydi fakat bana çabuk yetişmişti. "Yemeğini yedin mi?" Derken ceketinin fermuarını açmıştı.

 

Esen rüzgar saçlarına değerken en azında çabuk kurur diye birkaç saniye saçlarına odaklata kaldım. "Sabah birkaç şey atıştırdım ama," başımı iki yana sallarken okul binasına doğru ilerleyen öğrenciler arasında bizde vardık.

 

Herkes okul forması ile tek bir bütün gibi görünüyorken biz ise aykırı birer genç gibi sivil kıyafetlerle aralarında sırıtıyorduk. "Gel," Tuğkan soğuk elini umursamadan elimi tuttuğunda biraz daha hızlı ilerliyordu.

 

"Nereye?" Binaya ilerliyorduk oysa, fakat Tuğkan'ın kafasında başka bir şey varmış gibi bizi hızlı hareket ettiriyordu.

 

"Karnını doyurmaya." Merdivenlerden ikişer ikişer çıkarken hala elimi bırakmamakta ısrarcıydı. Bende peşinden hızlı hızlı merdivenleri çıktığımda elini sıkarak çektim.

 

Bu onu yavaşlatsa bile durdurmaya yetmemişti tabi. En azında bakışları beni bulmuştu. "Yemek istemiyorum, aç değilim." Gözleri bir süre öylece bana bakıp sonrasında gri ceketimin kapüşonunu kafama çekti. Toplamış olduğum saçı bozacak korkusuyla onun koluna vursam da yavaştım. "Saçımı bozma!" Kapüşonu kafamdan indirsem bile o bunu umursamadan tekrar kafama hızlıca geçirmiş ve beni sinir etme yöntemini eline almıştı. "Tuğkan."

 

"Kal böyle," Tuğkan kafasını eğerek göz göze gelmemizi sağladığında gözlerine baktım bir süre, öylece. Cebinden çıkarttığı telefonuyla ne olduğunu anlamadan fotoğrafımı çekince bir anda telefonu tutup yere doğru indirdim.

 

Tehdit içerikli parmağımı ona sallarken o ise halimizden oldukça memnun gibi gülüyor hatta sırıtıyordu. "Pislik yapma. Sil onları." Bir yandan da kafamdam kapüşonu çıkartmaya çalışıyordum.

 

O ise çok da umurumda değil der gibi telefonu sessizce cebine atıp boş ellerini gösterdi. "Daha iyisini yapıp telefonu yok ettim." Bir an sinirle gülmeye başladığımda o ise beni umursamayıp arkama geçerek beni omuzlarımdan yönlendirdi. Nefesini kulağımda hissederken tüylerim diken diken oldu. "Gülüşünü özlemişim." Sesiyle birlikte gülümsemem yüzümde öylece tebessüme dönüştü.

 

"Sinirdendi o." Derken kafamı yana çevirip ona bakmaya çalıştım fakat o buna izin vermeyerek direkt beni kantine soktu. "Ayrıca, sana bin kere dedim ki," omuzlarımı bırakıp kantin penceresinin önünde durdu. Elini cebine atarak çıkarttığı cüzdanıyla beni sözde dinliyor gibi kafasını sallıyor, neye onay verdiğini bile bilmeden he şekilde beni onaylıyordu.

 

"Ne alayım sana?" Kantinci İlhami abi bize gülümseyerek bakarken ben ise omuz silktim. Tam ağzımı açmış, bir şey istemediğimi söyleyecekken Tuğkan lafı ağzıma tıkayıp İlhami abiye dönmüştü tamamen. "Abi bir çikolatalı süt, bir Brownie, bir Yengen tost, bir tene de su alayım." Her bir tanesini sayarken ağzım açık kalmış bir şekilde ona bakıyor, sanki kendisine sipariş veriyor gibi rollenmesi beni şaşırtıyordu. Arkasına dönüp bana baktığında onay bekliyordu. "Brownie Gold mu olsun yoksa İntense mi?"

 

Kantin penceresine biraz daha yaklaşırken ona ters ters bakıyordum. "İntense olsun İlhami abi." Kantinin diğer pencerelerinden sipariş alan öğrencilerin çoğu derse yetişmek için acele ederken biz ise oldukça sakin ve rahattık. Dersimin ne olduğunu bile çoktan unutmuştum.

 

Tuğkan bana şirin şirin gülümserken İlhami abinin uzattığı poşeti alıp benim elime tutuşturarak iki üç adımı ilerletmiş ve ben ne ara olduğunu bilmeden parayı bırakıp hemen yanıma gelmişti. "Yengen tostu sen ye." Tuğkan'ın en sevdiklerinden birisi de yengen tosttu.

 

Poşetin içinden çıkartmaya çalışsam da buna izin vermemişti bile. "Senin onlar. Aç niye kalıyorsun, iyice zayıflamışsın." Düşünceli bir şekilde bana bakarken bende onun yaptığı gibi kendime baktım. "Biri çarpsa düşersin." Elimden poşeti alıp bizi merdivenlerde doğru ilerlettiğinde hala ne kadar zayıflamış olduğumu göz kararı hesap etmeye çalışıyordum.

 

"Gerçekten zayıflamış mıyım?" Zayıfladığımı asla düşünmüyordum ama çevreden bu aralar en çok duyduğum şeylerden birisi bu olduğu için zayıflamış olduğum bilgisini kabullenip köşemde otursam benim için daha iyi olur gibiydi.

 

Merdivenleri çıkarken bakışları arada bana dönüyor sıkıntı ve kasvete bürünmüş yüzünde ki bakış gittikçe donuklaşıyordu. "Ne oldu?" 12. Sınıfların katına geldiğimizde son birkaç basamağı zor bela çıkmıştım. Dersin başladığından şüphe yoktu, etrafta kimsenin olmamaması da bu teoriyi en güçlendiren etkendi.

 

Nefes nefes son birkaç basamağı da çıkarken Tuğkan bana üstten bir bakış attı. Islak saçları az da olsa kurumaya başlamış gibi görünüyordu. "Bir şey yok. Derse girecek misin?" Boş koridora baktığım da kimsenin olmadığını görmemle kafamı aşağı yukarı salladım.

 

Elinde ki poşeti bana verirken gözleri dalgındı. Benim aklımdan geçenler gibi miydi acaba onun da aklından geçenler? Çok merak ediyordum.

 

"Sende girecek misin derse?" Güneş ışığıyla aydınlanan koridor artık daha az ürkütücü gözüküyordu. Hep klostrofobik bir ortam olduğunu düşündüğüm koridor bu kez oldukça geniş ve ferah hissettiriyordu.

 

Adımlarını koridorun kenarına bıraktıkları tek kişilik oturağa doğru yöneldiğinde elimde ki poşetle yavaşça peşinden ilerledim. Oturağa yerleştiğinde gözleri etrafta gezindi. Koridorda kameraların olmasını önemseyeceği bir davranışta bulunmayacak gibi bana baktı öylece. "Öğleden önce girmem."

 

"O niye?" Ona göre oldukça zıt bir şekilde yanıtladım. O cevap vermek için uzun süre beklerken ben ise düşüncelerinden bi' haber hızlıca cevap veriyordum.

 

Sanki söylemek istediği bir şey vardı ve o şeyi söyleyip söylememek arasında bir ikilemde gibi davranıyordu. Kafasını omzuna doğru düşürürken bu kez bana kafasını kaldırarak bakan taraf oydu. "iki ders yok yazıldım. Yarım günüm zaten gitti."

 

Mantıklıydı aslında ancak Kadir de derse girdiyse Emirhan ile dışarıda takılırlardı. "Anladım." Usulca kafamı sallarken elimde ki poşete döndü gözlerim. O da benim gibi üstten bir bakış attı poşete. Poşetin içini açıp sıcak yengen tostu çıkarttığımda ona çaktırmadan bir bakış attım. "Yemek yedin mi?"

 

Herkes bana zayıflamış olmamadan söz ediyordu fakat bana kalırsa Tuğkan çok zayıflamıştı. Yemek yediğini bile düşünmüyordum. Bazen onu ayakta tutanın sadece bir kuru simit gibi hissettiriyordu.

 

"Yedim." Oturduğu yerden kalktığında gözleri benim arkamda kalan koridora bakıyordu. Koridor boyu yankılanan kızlı erkekli bir ses vardı. "Ayrıca, onlar senin." Sağ eli uzanıp saçıma dokunduğunda tebessüm ettiğini gördüm. "Saçın çıkmış."

 

Poşeti tekrar tek elimin bileğine geçirip yengen tostu da elimde bıraktım. Boşta ki elimi uzatıp onun dokunduğu yerden geriye doğru itekledim. "Senin yüzünden." Ondan uzaklaştığımda hala saçlarımı düzeltmeye çalışıyordum.

 

Üstümüze düşen güneş ışığıyla yere ikimizin de gölgesi yansıyorken koridorda ki ses gittikçe yaklaşıyor ve daha büyük bir ses tufanına neden oluyordu. "iki tel çıkmış diye kalbimi kırıyorsun ya," Yalandan kırılmış gibi dudaklarını birbirine bastırdı.

 

"Kötüye bir şey olmaz." Diye şakasına bahsettiğim sözle arkama dönerek geliyor olan Kadir ve Gizem'e baktım. Tuğkan'ın bakışlarını hala üzerimde hissetsem bile dönüp ona bakmadım. Ya da bakmayı reddetmiştim.

 

Gizem düz bir ifadeyle yanımıza gelirken Kadir ise yüzü asık ve modu oldukça düşük bir şekilde Gizem'in birkaç adım ardından geliyor bize el kol yaparak Gizem'i işaret ediyordu.

 

Gözlerimi kısarak ikisi arasında bir bakışma seli yaşasam bile Gizem hemen yanıma geldi. Gözlerim onu takip ederek yanımda duran kendisine kısık bir sesle; "Ne oldu?" Diye sorsam da, o sonra anlatacağının sinyallerini bana çoktan vermişti bile.

 

"Siz niye girmediniz derse?" Bu kez ortaya attığım soru ile Gizem daha ağzını açmadan Kadir hemen araya girmişti.

 

"Gizem'e laf anlatmaya çalışıyorum. Ondan." Gizem ise histerik bir şekilde gülerken kolumdan çekiştirdi. "Dur şurada." Kadir'in emir yüklü sesiyle Gizem bir anda ciddiliğe büründü.

 

"Emir verme bana." Gizem ciddi bir şekilde konuşurken Kadir ise sabır çekiyor, kendi kendine gülme krizine giriyordu. Sinirinin çok bozulduğu açıktı.

 

Tuğkan, Kadir'in omzuna kolunu atarken bize bakıyordu. "Biz girmiyoruz derse." Kadir ellerini cebine atıp düşmancıl bir şekilde Gizem'e bakarken yüzünün yarısına vuran güneş ışığı ile sert bir ifadesi olduğu açık bir şekilde ortadaydı. "Bir de, aklıma gelmişken." Kolunu Kadir'in kolundan çekip bana odaklandı bu kez. "Yarın öğle arasından sonra derslerin boşmuş." Bizim bile bilmediğimiz bu bilgiyi bize sunarken şaşkınlıkla kaşlarım havalandı.

 

Kadir de bundan haberdar gibi bir anlık Tuğkan'a boş bir bakış atıp kafasını yere eğerek önüne baktı. Gizem de ona bakmamaya özen gösteriyor gibi elimde ki poşete atılıp eline aldı. Sorgusuz poşeti ona teslim ederken Tuğkan bana odaktaydı. "Sen nereden eriştin bu bilgiye?" Derken kaşlarım havalanmıştı.

 

O ise omuzlarını kaldırıp indirdi. "Kuşlar fısıldadı." Tek kaşımı şüpheci bir şekilde kaldırırken sanki söyleceklerimi ön görmüş gibi parmağını kaldırıp konuşmadan beni susturdu. "Yarın öğleden sonra bilardo artı bowling?" Bir anda beklemediğim teklifle öylece kala kalırken Gizem'in dikkatini çekmiş gibi kafasını kaldırıp bir bana bir de Tuğkan'a baktı.

 

"Bilardo?" Bir anda böyle bir teklifi beklediğim söylenemezdi. Özellikle bir haftadır çok konuşmadığımızı ve aramızda ki mesafeyi hesaba katarsak çok şaşırtmıştı beni.

 

Gizem arkadan kazağımı çekiştirirken evet demem için baskı yapıyor gibi hissettiriyordu. Tuğkan ise kolunu Kadir'in omzuna atarken yanında ki onu da işaret etti. "Kadir'in fikriydi. Dördümüz." O an Gizem'in dokunuşları bir anda yok olmuştu. Bu kez benim gözlerim onu bulduğunda o bir bana bir de karşısında ki Kadir'e baktı.

 

Kadir, Gizem'e fırsat vermeden, "Lafı ağzıma tıkamasan ben teklif edecektim." İlk kez Gizem'e bu konu için kızabilirdim. Bu hissettirmek için ise karnına doğru hafifçe dirseğimle dokundum. "Dördümüz gidelim. Gizem, ben, Tuğkan, Parla." Ortaya attığı fikirle Tuğkan ile birlikte ikimize bakıyorlardı. Bizden onaya dair bir şey bekledikleri aşikardı.

 

Gizem bana döndüğünde sanki onay vermemiş bekliyor gibi bakıyorken yüzümde bir tebessüm oluştu. "Tamam tamam," Dedi Gizem, koluma girerken. "Çok ısrar ettin." Kadir'e yaptığı bir kurdu sanırım bu. Yüzümde tebessüm oluşmasına neden olmuştu.

 

Kadir ise yüzünde bir sırıtma ile kafasını omzuna doğru eğdi. Büyük ihtimalle bu plan gerçekten Kadir'den çıkmıştı ve bana kalırsa tek amacı Gizem ile yakınlaşmaktı.

 

"Geliriz." Diye bende onlara katıldığımda Tuğkan'ın da yüzünde rahatlamış bir ifade yer etti. "Ama," gözlerim her ikisinde de gezindiğinde yüzlerinde ki gülümseme donuklaşmıştı. "emin miyiz yarın öğleden sonranın boş olduğuna?"

 

Kadir bana göz devirirken elinin tersiyle Tuğkanın kolunu ittirerek biraz bize doğru yaklaştı. "Sarı, sınavlara kalmış şurada bir-iki hafta. Adam gibi gidip gezip, eğleneceğiz. Bozma lütfen bizi!" Oldukça ciddi bir mevzuya çevirmişti bu konuyu.

 

"Doğru diyor." Gizem de Kadir'e katıldığında ona yandan bir bakışla susması için gözünün içine içine baktım. "Ya, bakma öyle Parla." Kollarını omzularıma bastırırken sırıtıyordu. "Hem fena mı? Tuğkan'la dışarı çıkıp eğleneceksiniz."

 

"Heh!" Kadir sanki orta yolu bulmuş gibi sevinçle parmağını şıklattı. "Tam dörtlü date tadında. Mis gibi!" Kadir için söylemesi kolay bir şeydi bu. Gizem de zaten farkındaydı dörtlü date olduğunun ama Gizem'in göbek adıdır kendini ağırdan satmak.

 

"Yavaş." Duruşunu dikleştirdiğinde midemin altında tekrar baş gösteren bulandı dudaklarımı birbirine bastırmama neden oldu. "Çok konuştunuz. Geliyoruz yarın.. Hadi Parla." Gizem kolumdan çekiştirirken son kez onlara baktım.

 

Tuğkan'ın yüzünde uzun zaman sonra ilk kez gördüğüm gerçek ve içten bir gülümseme vardı. "Tostu yemeyi unutma." Önüme dönmeden önce söylediklerine kulak asarak kafamı aşağı yukarı sallayıp sınıf kapısının önüne gelmiştik. Biraz geç kalmış olmalıydık ama Merve'nin bizi yok yazdırmayacağını bildiğimden rahattım.

 

Gizem kapıyı çalıp içeriden duyduğu gir komutu ile içeri girdiğinde arkasında girmeden önce Tuğkan'ın hala bana baktığını gördüm. Dudaklarını oynatarak, "Seni seviyorum." Dediğini anlamıştım.

 

Ben ise kapıdan içeri girmeden önce, ağrıyan karnım ile zor bela, "Bende." Diyebilmiştim.

 

*****

 

Yazar Anlatımıyla;

 

Kadir, son kez aynadan kendisine uzun ve oldukça memnun bir ifadeyle bakarken elini saçları arasına daldırarak istediği şekli bozmadan tazeledi.

 

Boyadan aynanın yanında olan yatağı üstünde, Kadir'in kıyafet yığınının yanında uzanan Tuğkan ise elinde telefonuna bakarak kısa videoları kaydırıyordu. Arka planda çalan Paronoya şarkısına eşlik eden kişi sadece Kadir'di.

 

Odası o kadar dağınık ve annesinin deyimi ile bok yuvasına benziyordu ki, Kadir'in ilk kez annesine katıldığı anlardan biri olabilirdi. Yeni almış olduğu tişörtü ve altında ki pantolonuyla birlikte Tuğkan'a doğru döndü.

 

Dizine birkaç kere vurup ona dönmesini sağlarken Tuğkan kafasını kaldırıp karşısında, dağınık odanın hakkını verecek yakışıklığıyla duran Kadir'e baktı. "İyi." Dedi tek kelimeyle. Kadir'in bu kadar süslenip, Gizem için parfüm banyosuna gireceğini bilse değil odasına, evine bile gelmezdi.

 

"Ne iyisi lan?" Kadir beklediği tepkiyi alamayınca sinirle Tuğkan'a bakmayı sürdürdü. Saçlarının şekli bozulmasın diye çok hareket de etmek istemiyordu fakat daha sert bir şekilde telefona gömülmüş olan Tuğkan'ın ayağına vurdu. "Düzgün yorum yap."

 

Tuğkan acıyla bacağını tutarken kafasını Kadir'in yatağına ait olan yastığa bastırdı birkaç saniyeliğine. "Irzını sikeyim yavşak!" Yastığa bastırdığı yüzünden sesi o kadar boğuk çıksa da Kadir'in alamasına yetmiş olmalı ki Kadir ayağının altında yuvarlanmış ve takılsa yere düşeceği kıyafetlerini itekledi.

 

Oda, savaş alanından farksızdı. Üstelik Tuğkan koku zehirlenmesi yaşayacaklarını falan düşünüyor gibiydi. "Hadi hadi, düzgün yorum yap. Olmuş muyum?" Aynada bu kez yan bir poz verip kendine tekrar baktı.

 

Tuğkan ve kendisi bugün sabahtan okula gitmemişlerdi. Tuğkan zaten Kadir'lerde kaldığından, arkadaşının sabahın köründe kalkıp kıyafet arayışıyla uyanmak zorunda kalmıştı. Sinirleri yüksek olsa bile Parla ile buluşacağı için bir yandan heyecan dolu bir yandan ise karamsardı.

 

Bastırdığı kafasını yastıktan kaldırıp son kez Kadir'e uzun ve bıtkınlık dolu bir bakış attı. "Olmuşsun Kadir." Sıkıntı bir nefes verirken yattığı yerden kalkıp bozulan saçlarını önemsemeden giydiği pola yaka tişörtünün kenarından yaka silkti. "İllallah ettirdin var ya. Mükemmelsin, benden bile yakışıklı olmuşsun." En son söylediği şeyler kaşlarını çatıp yüzünü buruşturdu. "Pardon, benden daha yakışıklı değilsin de yaklaştın diyelim."

 

Kadir sinirle yere eğilip yerden aldığı Celvin Klein boxerını Tuğkan'ın yüzüne fırlattı fakat kollarını kendine siper eden Tuğkan son anda kurtuldu. "Sik sik konuşma."

 

Tuğkan kendini tekrar yatağa atarken telefonunu pantolonunun arka cebine sıkıştırdı. Kadir'in bu hallerine anlam vermek için için çok zordu. Özellikle Gizem'e karşı ilgisini dile getirmediğini bilmek tamamen Kadir'i çıkmaza sürüklediğini biliyordu ancak niye hala açılmadığı konusunda pek bir yorumda bulunmak istemiyordu da.

 

"Annen bu odanın halini görse ikimizi de öldürür." Yatağın üstünde yığınla olan kıyafetlere bakıp bozulmuş ve ütüsünün yok olmuş olan giysilere baktı. "Yazık günah, kadın o kadar ütüleyip katlamış." Hepsi de Kadir'in istekleri ve beğenmedikleri olarak iki tarafa ayrılıp tamamen dağılmış bir yığın olarak kalmıştı.

 

Kadir, artık kendisiyle uğraşmayı bırakıp yere eğilerek düşen kıyafetleri alıp dolabına götürerek bir anda içine attı. Yataktakilerini de alıp aynı şekilde dolaba fırlattığında Tuğkan'ın söyleyebileceği pek bir söz kalmamıştı.

 

"Var mı etrafta bir şey?" Kadir etrafında iki üç kere döndüğünde hiçbir şeyin olmadığını görünce rahat bir nefes verdi. Ona göre oda şu an toplanmıştı ve annesi ona kızmayacaktı. Ha, eğer kızarsa da buluşma sonunda eve gelip kendisi her şeyi toplar, kıyafetleri tek tek ütüleyip katlardı. "Hazır mısın sen?" Gözleri Tuğkan'a döndüğünde onu inceledi bir süreliğine. Kendisi üç saat boyunca ne giyeceğimi düşünürken Tuğkan çoktan beş dakika içinde hazırlanıp kenarda oturuyordu. Her şey hazırdı ona göre.

 

Gidecekleri arabadan tut, bilardo ve bowlingin rezervasyonlarını bile çoktan yapmıştı. "Hazırım."

 

Kadir onu tekrar boydan süzünce aslında aralarında çok da bir fark olmadığını, kendisiyle benzer göründüğünü fark etti. "İnsan, özenir biraz." Dedi Kadir, yüzünü buruşturarak.

 

Tuğkan ise bir kendi üstüne bir de Kadir'in üstüne baktı. "Hemen hemen aynı şeyleri giymişiz konuşturma beni." Yatağın üstünde duran Audi araba anahtarını ve cüzdanını cebine atarken duvarıda asılı olan sarkaç saate baktı. Kadirler'in evi oldukça modern olsa dahi evde çoğu kullanılmayan eşya Kadir'in odasına atılmış ve odada büyük bir antika mahzeni gibi bir alan yaratılmıştı. "Hızlı ol, saat 12 olmuş bile."

 

Tuğkan odadan çıkmadan önce Kadir'in özel parfüm koleksiyonuna bir göz attı. Hepsi oldukça lüks markalardan olan parfümlerdi. "Kullansana lan." Kadir, giyip de beğenmediği ceketi dolaba sıkıştırırken Tuğkan'ın eli, Kadir'in bu aralar gözdesi olan Sauvage parfümlerden birine gitti.

 

Tuğkan kokuları seven biriydi. Auranın çoğunu parfümlerden oluştuğunu düşünürdü her ne kadar Kadir gibi koku takıntısı olmasa bile.

 

Ona göre Kadir tam bir psikopattı bu konuda. Lüks markalardan aldığı parfümleri üstüne boca etmeyi çok severdi. Bazen beğenmedikleri de oluyordu elbet. Elinde şu an kullanabileceği yedek olarak üç tane daha Sauvage parfümden vardı. Tuğkan parfümü üstüne sıkarken Kadir ise hızlı bir şekilde odadan çıkıp mutfağa gitmiş ve Tuğkan ile kahvaltıda yemiş oldukları tabakları hızlı bir şekilde bulaşık makinasına yerleştirmeye başlamıştı.

 

Annesi sabah erkenden işe gittiğinden evi temiz tutmadı gerektiğini biliyordu ve eğer bir yer bile dağınık olursa annesi ile kavga edecekleri kesindi.

 

"Kadir," Odadan çıkan Tuğkan mutfağa doğru Kadir'e baktı. "Aşağı iniyorum ben. Hızlı gel." Kadir onu yanıtsız bırakarak bulaşıklara devam ederken Tuğkan ayakkabılarını giymiş ve son kez kapının girişininde bulunan boydan, altın yaldızlı aynadan kendine bakmıştı.

 

Parla ile arasında olan ne olursa olsun onun yanına yakışacak şekilde giyinmesi gerekiyordu. Parla öylesine bir şey giyse bile Tuğkan'ın yanında bir yıldız gibi parlıyordu. Adının hakkını en güzel şekilde veriyordu.

 

Demir kapıyı açıp dışarı çıkarken cebinden çıkarttığı telefonundan bir bildirim var mı diye ekrana baksa bile tek bir bildirimi bile görmemek sessizce telefonunu cebine geri atmadına neden olmuştu.

 

Bir hafta kadar önce Parla ile yaşanan olaylar sonrasını çok iyi biliyordu. Bazen geceleri uyuyamıyor, acaba diyordu. Parla o gün bırakıp gitseydi nasıl olurdu? Ya da hiç öğrenmeseydi. O günlüğü okumasaydı ona karşı bir adım atabilir, geçmişini ona anlatabilir miydi?

 

Hayır.

 

Tuğkan Demirsoy böyleydi. Kendini açıklamak için kelimeleri bile seçemezdi. Aklının bazen kendisine oyun oynadığını düşünürdü. Geçmişte yaptığı hataların artık birer hata olmadığını kendine hatırlatırdı.

 

Tuğkan kendi isteğiyle yaptığı şeylerden dolayı kimseyi suçluyamazdı ya da suçunu bir hata olarak insanlara lanse edemezdi. Hata bir kere olurdu. Geri kalanları insanların keni seçimleriydi ve Tuğkan hep seçimleriyle kendi elleriyle kendini yok etmişti.

 

Kafasını omzuna doğru eğerken olacakları merak ediyordu. Parla ile ne zamana kadar bunu devam ettireceklerini, Parla'nın onu bırakıp bırakmayacağını ve daha birçok şeyi merak ediyordu.

 

Kendisini bulduğu kız, geçmişinde her ne yaşadıysa, babasıyla olan geçmişi nasılsa kendisini nasıl hissediyor diye düşünüyordu. Parla onu bırakmamıştı fakat omzuna yatacak kadar da yanında değildi.

 

Sarılacak kadar dokunamazdı.

 

Yanındayken sesini duyduğuna şükreder, güldüğünde cennette olduğunu düşünürdü.

 

En azından yüzüme bakıyor diye kendini avuturdu.

 

Adımlarını apartmanın dış merdivenlerine çevirdiğinde göğsüne çöken ağırlık adımlarını yavaşlattı bir anda. İndiği merdivenler bile yok oldu ona. Kafasını kaldırıp bulanmış ve bulutların kümeler haline gelmiş olduğu gökyüzüne baktı. Dünden ne eser ne de bir iz vardı.

 

Sitenin içinde futbol oynayan küçük çocuklara baktı göz ucuyla. Kendi aralarında küçük bir futbol sahası kurmuşlar ve top peşinde koşturuyorlardı. Zihninde ki puslu düşünceleri yok etmek için gözleri sürekli etrafı inceliyor, ne görüyorsa okuyup ona dalmaya çalışıyordu. En azından kafasını dağıtmak için bunu yapabiliyordu ve işe yarıyordu.

 

Cebinden arabanın anahtarını çıkarttığında galeriden almış olduğu arabanın çok güzel bir görünümde olduğunu yeni fark ediyordu. Dün gece alıp gelmişti arabayı ve araba oldukça güzel bir şekilde ciladan çıkmıştı.

 

Arabanın kapısını açarken çalan telefonu ile elini sağ arka cebine atıp çıkarttığı telefonunun ekranında yazan Hasan yazısı ile kaşlarını çattı.

 

Hasan onu öylesine aramazdı. O olaydan sonra değil telefonda konuşmak, yüzüne bile bakmaya utanırken şimdi telefonundan arama cesaretine şaşırmıştı. Aramayı yanıtlarken ses vermedi.

 

"Alo," Hasan hattın düşmediğinden emin olmak için seslendiğinde Tuğkan arabaya binmişti bile. Kaşları hala çatıktı.

 

"Söyle." Diye emretti. Sesi her zamanki gibi ona karşı sert ve olması gerektiği gibi mesafeliydi.

 

Tuğkan'ın kini asla dinmezdi. Asla yok olmazdı. Hasan'ın yaptığı halleşlikleri unutmuş sayılmazdı. "Galeriye gelebilir misin?" Hasan'dan beklenmedik bir şekilde sesi sakin ve bir o kadar da düzgündü. O günden sonra Tuğkan'ı değil aramak yüzüne bakmaya cesareti yokken böylesine bir konu için Tuğkan'a iletişime geçiyor olması canını sıkıyordu.

 

Tuğkan arabayı çalıştırırken telefonu hoparlöre almıştı. Neden galeriye gelmesini istediğini anlamamış bir şekilde telefona odaklandı. "Gelemem." Diye noktayı koymuştu fakat Hasan'ın bu kez ısrarcı tarafı ile karşılaşmayı beklemiyordu.

 

"Tuğkan, önemli bir konu." Hasan, hattın diğer ucunda galerinin üst katında ki ofiste olan deri koltuklardan birine oturmuş, stres ve olacakların korkusuyla eliyle gözlerini ovuşturuyordu. "Önemli olmasa seni aramazdım." Gerçekten aramazdı ve Tuğkan da bunu biliyor gibi sessiz kaldı bir müddet.

 

"Sadede gel." Apartmadan hızlı bir şekilde çıkıp koşar ardım merdivenlerden inen Kadir'i gördü Tuğkan. Kadir ise koşarak gelip arabanın sağ kapısını açmıştı ancak bir şey söylemesine fırsat vermeden Tuğkan onu bakışlarıyla susturdu. Hasan'ın tarafında bir süre sessizlik sonunda,

 

"Parla." Dediğini duydu Tuğkan. Hasan'dan tekrar Parla'nın adını duymak bir anda yerinde doğrulup telefonu eline alarak hoparlörden çıkartıp telefonu kulağına dayamasına neden oldu.

 

Kadir ise olayı anlamasa bile telefonda ki sesin sahibini tanımış ve hızla koltuğa oturarak kapıyı kapatmış, merak ve ne diyeceğini bilmediğinden gelen şaşkınlıkla Tuğkan'a bakıyordu. "Ne Parla'sı lan?" Tuğkan elini sertçe direksiyona geçirdiğinde parmak boğumları beyazlaşana kadar sertçe sıktı.

 

Kalp atışları düzensizleşip, öfkesi her tarafına yayılırken burnundan sert bir nefes verdi. "Müsait olduğun bir zaman galeriye uğra. Bugün buradayım." Hasan yerinden doğrulup önüne eğilerek önünde duran engin masa üstünde ki satranç taşlarından şahı eline alıp, elinde çevirmeye başladı.

 

İçinde onun da kaygı ve bilinmezlik vardı. Parla'nın kendisine ulaşıp Tuğkan hakkında sorular sormasını o da beklemiyordu. Ancak Tuğkan hakkında Parla'ya bilgi vermemesi onun için çok iyi olmuştu.

 

"Bir daha onun adını ağzına almayacaksın demedim lan ben sana?" Kadir hareketsiz bir şekilde nefesini bile tutmuşken ikili arasında ki konuşmaya tanık olduğunda hala bir şeyleri anlamaya çalışıyordu aynı Tuğkan gibi. "Canının kıymeti mi yok lan senin?"

 

Bir hafta önce ki kavgalarında Hasan üzerinde hala büyük yaralar ve yer yer morluklar duruyordu. Hatta sağ elinin eklem kemiklerinde iki çatlak bile vardı. Onun için elinde atel ile duruyordu.

 

Hasan nasıl söyleyeceğimi bilemese bile derin bir nefes verdi. "Parla bana yazdı." Dedi tek solukta.

 

O an Tuğkan söyleneni anlamadı. Parla, Hasan'a mı yazmıştı? "Ne?" Tuğkan, arabanın dışında, gözleri biraz ileride futbol oynayan çocuklarda takılı kalırken Kadir ise Tuğkan'ın kulağında ki telefona yaklaşarak Hasan'ın ne dediğini anlamaya çalışıyordu. "Ne yazdı?" Dedi en sonunda. Derin bir şekilde yutkunmuştu. Kadir de tam olarak olanları anlamış olamlı ki telefondan uzaklaşıp kaşları çatık bir şekilde dışarıyı izledi.

 

Tuğkan zaten biliyordu neden yazdığını. Beklediği bir şeydi Hasan'ın aksine. "Senin hakkında konuşmak istediğini söyledi." Tuğkan'ın beklediği cevap buydu ve aldığı cevapla göğsüne yüklenen baskı bir anda yok olup gitti. "Sana söylemem daha doğru olur diye düşündüm." Hasan, parmakları arasında çevirdiği şahı tekrar satrançta ki yerine bırakırken gözleri satranç taşlarının her birinde gezindi.

 

Tuğkan kafasını önüne eğip gözlerini kapatarak kendine birkaç saniye verdi. Parla'nın Hasan'a ulaşmak isteyeceğimi zaten biliyordu fakat Hasan'ın bunu kendisine söyleyeceğini tahmin etmemişti. "Sen ne söyledin?" Boğuk ve geriden gelen sesi tam olarak kendisine olan şaşkınlığını gösteriyordu.

 

Hasan oturduğu yerden kalkıp cam ofis duvarlarından, aşığıda iki arabanın kenarına oturup karşılıklı çay içen babası ve Hadun Demirsoy'a baktı. "Hiçbir şey." En azından bu kez hain olmadın Hasan. Kendi kendine bunu düşünürken gözlerini iki adam üzerinden çekti Hasan. Tuğkan'a tekrardan bir hata daha yapmamak için her şeyi yapardı. "Senden duyması gereken çok şey var Tuğkan." Yaptığı hatalar gözünün önünden geçip giderken gözleri dalmıştı.

 

Tuğkan'dan bir süre ses gelmedi. Burun kemerini sıkarken derin birkaç nefes verdi arabaya. "Eyvallah." Diyebildi en sonunda. Hasan ile arasında olan her ne ise Hasan tarafından aklanmaya çalışılan bir şeydi. "Akşam üstü galeriye uğrarım." Bu konuyu detaylı bir şekilde Hasan'dan öğrenmesi gerekiyordu.

 

"Tamamdır kard...." Hasan hatırladığı gerçeklikle gözlerini bir anlık kapatıp kendine lanetler etti. "Tamamdır." Diye düzelttiğinde telefonu Tuğkan'dan bir yanıt beklemeden kapatmıştı.

 

Kardeşim.

 

Tuğkan'ın uzun zamandır duymadığı kelimeler Hasan'ın boğazında kalmıştı. Bir zamanlar kardeşken şimdiyse birer yabancılardı.

 

"Ne olmuş?" Kadir olanları anlasa bile yine de Tuğkan'a meraklı bir bakış attı. "Parla," dedi yanlış bir şey söylemeye çekinir gibi, onay almak istercesine. "Hasan piçine mi yazmış?" Tuğkan telefonu sessizce torpidonun üstüne bırakırken kafasını aşağı yukarı salladı.

 

Kadir şaşkınlığına şaşkınlık katan bir ifadeyle onu izlerken Tuğkan'ın düşündüğü gibi düşündü. "Bekliyor muyduk böyle bir hamleyi?" Tuğkan arabaya bağladığı anahtarı çevirirken arabayı çoktan çalıştırmıştı.

 

"Bana sormasını beklemediğimize göre." Dedi Tuğkan kısık bir sesle. Hasan'a tam olarak neler sorduğunu merak ediyordu. Aslında her şeyi merak ediyordu. Hasan'dı bu. Belki yalan bile söylemiş olabilirdi az evvel Tuğkan'a. Ancak Tuğkan yakan olsa hissederdi.

 

Kadir cebinden çıkarttığı telefonla ekranına düşmüş olan Gizem'in mesajlarını okudu. "Bekliyorlar." Dedi, az önce ki heyecanlı hali yoktu üzerinde. O da Parla'nın Hasan'a neyi sorduğunu merak ediyordu.

 

Tuğkan ise sessizdi bu konuda. O Parla'nın söylediği şeylerden çok Hasan'ın kendisini arayıp az önce bu olanların olmasına şaşırıyordu. "Kadir," dedi şaşkınlığını üstünden atmaya çalışarak.

 

Kadir'in düz bakışları Tuğkan'ı bulduğunda, arabayı süren kardeşinin bakışlarının ne kadar donuk olduğunu görüyordu. "Hasan, kardeşim dedi bana." Üstünden atamadığı bir şaşkınlıktı bu.

 

O kadar uzun zaman olmuştu ki Hasan'dan bunları duymamak. Belki şu an Parla'nın yanına gidiyor olmasa ya da araba da tek başına olsa oturup çocuklar gibi ağlardı. Bu aralar çok duygusal olduğunu düşünüyordu fakat bunda gerçekten ağlayacağını kendisi de kabullenmiş gibiydi.

 

Kadir bir süre öylece yüzüne bakıp dağılmış ve bozulmuş saçlarına elini atıp ileri geri sallayarak daha da dağılmalarını sağladı. Kullandığı o kadar yeni aldığı berber şekillendirme alet ve kremlerine boşuna para verdiğini anlamış oldu.

 

"Ona mı şaşırıyorsun?" Diye sordu Kadir. Bakışları yanında ki camdan dışarı döndü. Okula yakın bir siteydi onların da evi. Okulun tanıdık yollarını izlerken belki tanıdık bir yüzle karşılaşırız umuduyla etrafı kolaçan ediyordu. "Hasan yaptığı sadakatsizliğin kefaretini ödüyor sadece."

 

Tuğkan'ı lâle çeviren sözleri ikili arasına bir sessizlik girmesine neden oldu. Okula yaklaştıkları sıra Kadir yandan bir bakış attı Tuğkan'a. "Sen ne düşünüyorsun Parla konusunda?" Tuğkan bir haftadır hiçbir şey yapmayıp sadece öylece Parla'yı düşünüyordu.

 

O gece, Parla günlüğünü okuduğunda. O günlüğü yakmıştı ve artık günlük yazmamaya kadar vermişti.

 

"Kafası karışık. Gizemler'e bile bahsetmemiş olanlardan. Çok zayıflamış. Benden hep geri duruyor. Beklemediğim bir şey değildi fakat," Gözleri biraz ileride okulun girişinde duran Parla ve Gizem'e kaydı. İkisinin de çantaları omuzlarında fakat sivil kıyafetlerle oldukça tatlı bir okulu ekiyor olmanın heyecanı ve Kadir'in arabadan çıkartıp onlara gelmelerini işaret ettiği koluyla arabaya doğru ilerlemeye başlamışlardı. "Yan yana olup elini bile tutamamak kötü hissettiriyor." Kadir'e baktığında Kadir'in de gözleri onu buldu. "Konuşmam gerek." Parla ve Gizem arabaya binmeden önce Parla, Tuğkan'a tebessüm etmişti.

 

*****

 

"Elim yetişmiyor ki, bak havada kaldı." Parla, bilardo oynamayı bilmediği için Tuğkan'ın öğrettikleriyle yapmaya çalışsa bile pek becerebildiği söylenemezdi. Eline aldığı çubuğun atış hareketini bile tam olarak yapamıyordu.

 

Tuğkan derin bir nefes vererek elinde ki çubuğu karşı taraflarında kalan Kadir'e uzatarak Parla'nın yanına ilerledi. "Sarı, önemli olan elinin havada kalması değil yavrum. Bak tekliye vur. 5 numara." Parla'nın arkasında kollarını göğsünde birleştirerek oyuncusunu eğiten bir teknik direktör edası ile beklerken Parla'ya bahsettiği şeyleri aynen uyguladığını gördü. Parla topu hareket ettirdi fakat top deliğe değil de onun hemen önünde kalan Kadir ve Gizem'in takımına ait topu delikten içeri düşürmüştü.

 

"İşte bu!" Gizem ve Kadir kendi çaplarında sevinir curcunası yaşarken Parla ise düş kırıklığıyla arkasını dönüp Tuğkan'a baktı.

 

Elinde ki çubuğu Tuğkan'a uzattığında elinden alınan çubuk ile arka tarafta kalan deri koltuğa oturdu. "Çok iyiydin, niye canını sıkıyorsun?" Tuğkan hemen yanına gidip önüne düşen saçlarını kulağının arkadına itelerken Parla ise ona kafasını kaldırıp baktı yüzüne doğru.

 

"Yalan söylüyorsun sende. İki maçtır kaybediyoruz benim yüzümden." Tuğkan elinde ki çubuğa kafasını yaslarken Parla'nın saçlarını okşadı.

 

Gözleri dalgın bir şekilde Parla'yı izlerken karanlık salonda etraftan duyulan yüksek bir melodik ses etrafı dolduruyordu. Arka tarafta ise Gizem ve Kadir atış yapmak için top seçimine başlamışlardı. "Benim derdim maçı kazanmak mı sence? Kaybedelim, ne olmuş?" Parla dizine yasladığı direğiyle, avucu içine aldığı yanağını yüzünden çekerek arkasına yaslanıp Tuğkan'ı daha iyi görmeye çalıştı.

 

Parla, Hasan'a yazdığından beri içi Tuğkan'a karşı daha yakındı. Mesafeleri eritmemişti fakat Hasan'ın Tuğkan ile konuşması gerektiğini söylediğinden beri bunları nasıl ona soracağını düşünüyordu. "Sen demedin mi, ben bu işin piriyim diye?"

 

Tuğkan yaslandığı çubuktan uzaklaşarak çubuğu elinde döndürdü. "Söylemişimdir." Arkasını dönüp Parla'nın önünden çekilerek Kadir ve Gizem'in atışını incelemeye başladılar. Atışı Gizem yapacaktı fakat Parla'ya o kadar gülmüştü ki, sanki Gülme komşuna, gelir başına atasözünün temsili olmuştu. "Atamayacak, iyi izle." Tuğkan'ın sesli söylemi Kadir ve Gizem'in bir anda kafasını kaldırıp Tuğkan'a bakmasına neden olmuştu.

 

"Konuşma abicim." Kadir kendinden ve eğittiği Gizem'den oldukça emin ve gururlu bir bakışla başını kaldırdı. Dik bir şekilde üstten bir bakış attı. Gizem ise atış yapmak için pozisyonunu almış, göz kararı hesabını yapıyordu. "Benim öğrencim seninkinden daha iyi."

 

Gizem anlık özgüven patlaması yaşarken Parla'nın çok da umurunda olan bir şey değilmiş gibiydi ancak Tuğkan bu konuyu oldukça ciddiyete taşımış gibi, sessizliğini ilk başta korusa bile Gizem attığı topun boşa gitmesiyle Kadir rezil olmuş, Tuğkan ise derin bir nefes eşliğinde odağı üstüne çevirmişti.

 

"Benim öğrencim en azından topa vuramasını biliyor." Parla avucuna bastırdığı yanağını haraket ettirerek Tuğkan'a döndüğünde yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. Tuğkan ise ona göz kırpmış ve bilardo masasına doğru ilerlemişti. "Öğretmeni iyi olunca, öğrencisini de görüyoruz."

 

"Tamam, abartma." Gizem, Parla'nın yanında ki koltuğa otururken Tuğkan ile pozisyonunu almış ve üç numaraya bir atış yaparak direkt deliğe girmesine sebep olmuştu. Parla bir anda ayağa kalkıp Tuğkan'ı alkış tufanına tuttuğunda Tuğkan ise kendinden emin bir şekilde kollarını iki yana açarak onlara döndü.

 

Ön tarafta başka bilardo masasında oynayan insanların bazıları bile dönüp bakmıştı. Gözleri üzerine toplayan Tuğkan, gururla onu izleyem Parla'ya doğru ilerledi. "İşte," Böbürlenerek kendini Kadir'e gösterdiğinde Parla'nın yanına çoktan varmıştı. Parla'nın omzuna kolunu akıp saçlarından bir öpücük kondurduğunda Kadir çok özenmiş bir eda ile yerinde dikleşti.

 

Deri koltuğun oturduğu kolundan kalkarak elinde ki çubuğun ucunun pürüzünü alıp tekrar yerini almadan önce Parla ve Gizem'e Tuğkan'ı işaret etti. "Ben öğretmiştim ona, gelmiş laf yapıyor."

 

"Büyük balık, küçük balığı yer kardeşim." Tuğkan'ın kendisini büyük balık olarak tanımlaması Kadir'in ona orta parmak çekmesiyle yok olmuştu.

 

Kadir kafasını bir sağ omzuna, ardından sol omzuna eğerek çıtlattıktan sonra omuzlarını birkaç kara kaldırıp indirerek esnediğini göstermişti. Gözüne kestirdiği bir topa nişan alırken oldukça konsantreydi. "Atamıyoo," Parla, onu manipüle ederken Kadir bunlardan pek etkilenmiyor gibiydi. Gizem de zaten Parla'nın onu manipüle etmesine izin vermiyordu. Koltuktan uzanıp elinde ki çubukla Parla'ya vurmaya kalktığında Tuğkan onu diğer tarafına, kolunun altına alarak Gizem'den gizledi.

 

"Durun siz," Gizem kollarını göğsünde bağlayarak arkasına yaslanıp ayak yak üstüne atarken Kadir'in atabilmesi için dua ediyordu yoksa onlardan işitecekleri korkunç ötesi lakapları düşünebiliyordu. Dalga geçmelerin hepsi tabi ki dahildi bunlara.

 

Kadir parmakları arasına sıkıştırdığı çubuğu sertçe iterken değdiği top bir başka topa çarpmış ve topun deliğe gitmesine sebep olmuştu.

 

Bu kez heyecanla ayağa kalkan Gizem'di. Kadir ise yerinde gerim gerim gerilirken etrafta ki insanların onlara bakmalarına sebep olacak kadar yüksek bir sesle güldü. Ortamın sesini değiştiren melodik sesi bastırmışlardı bile. Kadir, Gizem'e gücünü abartılı bir şekilde göstermek adına kol kaslarını gösterirken Gizem koşarak Kadir'e sarılmıştı. Kadir ise tek eliyle belini kavrayacak kadar kendinden geçmişti.

 

Onları köşeden izleyen Parla ve Tuğkan ise onların bu hallederine gülüyor özellikle Parla onları en ince ayrıntısına kadar inceliyordu ki, Gizem nasıl göründüklerini sorduğunda Parla detaylı bir anlatım yaparak her şeyi anlatacaktı.

 

O sırada salonda, melodik sesi bile bastıracak yükseklikte gelen anons sesine dikkat kesildi herkes. "Tuğkan bey, bilardo saatiniz bitmiştir." Sesi duyan Tuğkan ağız dolusu bir küfür savururken Kadir ise yüzüne oldukça belli ettiği meşrep dolu bir sırıtmayla karşılık vererek Gizem'den ayrılıp Tuğkan'a doğru ilerledi.

 

"Yaz lan bu günü tarihe." Tuğkan bıtkın bir ifadeyle onu görmezden gelmeyi seçse bile salonda bir anons daha duyduldu.

 

"Pelin hanım, bowling saatiniz bitmiştir." Bilardo sonrası bowling zamanına geldiklerini anlayan Parla heyecanla ayağa kalktı.

 

"Bizim sıramız mı orası?" Tuğkan Parla'dan aldığı çubuğu da yerine yerleştirirken Kadir ise hala Tuğkan'a sataşıyordu.

 

"Yaş bu günü. Tuğkan Demirsoy yenildi. Ama bak," Derken elinde ki çubuğu diğer çubukların olduğu uzun bir demir plağın içine koydu. "Büyük harflerle yaz böyle." Kadir böyle konuşarda pek affedici değildi. Özellikle Emirhan veya Tuğkan'a karşı bir şey kazandıysa onun lafını yapmaktan asla geri kalmazdı.

 

Parla ve Gizem ellerinde ki bilardo eldivenlerini çıkartırken Tuğkan, Parla'nın elini tutarak çıkartmasına izin vermedi. "Bırakmayın burada, atın çantaya." Gizem bir anlık hırsızlık olduğunu düşündü fakat Kadir herkesten önce davranıp eldiveni cepleyince keyfi yerindeydi.

 

Gizem üçlüye bakarak en sonunda bakışları Parla üstünde durdu. "Hırsızlık değil mi bu?" Parla Kadir ve Tuğkan arasında bir gitgel yaşasa da Tuğkan elinde ki eldiveni çıkartıp sessizce konuştu.

 

"Tek kullanımlık eldiven diye yutturup herkese kullandırtıyorlar. Normalde tek kullanımlık. Atın cebe, anı kutusuna koyarsınız." Parla dikkat kesilerek Tuğkan'ın anı kutusu fikriyle anında Gizem ile birbirlerine bakıp bu fikri anında onaylamış ve çıkarttıkları eldivenleri ceplerine sıkıştırmışlardı. Çantalarını arabalarında bıraktıkları için çantaya atma gibi bir lüksleri yoktu şu anlık için.

 

Kadir ellerini ceplerine atıp adımlarını birkaç metre ileride olan bowling sahasına baktı. Üç numara boş olduğu için oraya ilerlerken Gizem de hızlıca peşindem izlerlemişti.

 

Parla ise Tuğkan ile yavaş adımlarla en arkada ilerlerken az önce çıktıkları bilardo sahasına yeni birileri gelmişti. "Anı kutun var mıydı senin?" Parla'nın Tuğkan'da merak etti birçok şey gibi bu da onların içindeydi.

 

Tuğkan kafasını yavaşça aşağı yukarı sallarken gözünün önünde uzun zamandır içine bir şey atmadığı anı kutusu geldi. "Uzun zamandır kullanmıyorum ama." Bir anlık hatırladığı şeyler yüzünü buruşturdu. "Hassiktir ya!"

 

Parla ona merakla bakarken o ise kendi kendine gülüyordu. "Ne oldu?" Gizem ve Kadir'in yanına vardıklarında yan tarafta oynayan diğer insanların sesi onların sesini bastırıyordu.

 

"Kadir!" Tuğkan, diğer insanların sesini bastırmak için sesini yüksek tutarak Kadir'in arkasından omzuna dokundu. "Geçen sene sen, ben, Hasan'ın arabayı kaçırdığımız günü hatırlıyor musun?" Bir anlık Kadir'in anımsayamadığı anıyla kaşlarını açatmıştı. "Lan kaza yaptığımız!" Tuğkan hatırlamadı adına verdiği detaylarla Kadir hatırlamış ve kafasını aşağı yukarı sallamıştı. "O gün Menderes'e içeriz diye götürdüğümüz rakı şişesi kırılmıştı ya, aldım büyük kırık parçasını ben anı kutusuna attım." Kadir'in kulağına söylemişti fakat Gizem ve Parla her şeyi duymuştu.

 

Kadir ise inanamaz bir şekilde Tuğkan'a baktı. "Yemin et!" Dedi şaşkınlıkla.

 

Tuğkan ise ilk kez bu kadar gülüyor ve gülmesine hakim olamıyordu. "Allah'ıma. Hasan da alıp atmıştı bi parçasını." Kadir de Tuğkan'a katılarak güldüğünde Parla'nın ilk kez Hasan ile bir anılarından bahsedildiğini duymak garip hissettirmişti. Özellikle Tuğkan bunu asla gücenerek ya da Hasan'dan nefret ederek belirtmemişti.

 

İki arasında ki kahkaha tufanını bozan şey Tuğkan'ın çalan telefonuna aitti. Kadir, pek onu umursamadan toplara döndüğünde Gizem de yan tarafta bowling oynayan diğer liseli gençlere bakıyorlardı. Ortamda çalan melodik ses artık daha da kasvetli be ağır bir tonda çalıyordu.

 

Parla'nın odağı ise Tuğkan'ın üzerindeydi. Cebinden çıkarttığı telefonun ekranında yazan isim ise Hasan'dan bir çağrı olduğunu gösteriyordu.




 

Ballarımmm biz geldikkkkk

 

Sonunda dediğinizi duyar gibiyim🙏🙏

 

Araya çok mesafelerimiz girdi fakat bana kalırsa en güzel şekilde geri döndüğümüzün teminatını verebilirim size :) Bölümü atarken 21.30 dedim ancak şu size duyduğum özlem yazısını yazmak için beş-on dakika geç göndermek durumunda kalacağım affedin😔

 

Eee nasılsınız? Özlediniz mi bizi?

 

Çok özledim sizii, inşallah en güzel şekilde devam edeceğiz kitabımıza. Bölüm aralıkları haftada bir şeklinde her pazar olarak yayınlanacak. Gün ışığı ise hafta içinde bir gün olur ama kesin değil hangi gün olacağı, size kanaldan haber veririmm

 

Girye'nin yeni bölümünü bekleyen arkadaşlarınız varsa lütfen onlara da haber vermeyi unutmayın, burada da bölüm hakkında ki görüşlerinizi yazmanızı dilerim, şimdiden çok teşekkür ederim hepinize 🫶🦦

 

Bölümlere yaptığınız editlerden bizi haberdar etmek için lütfen tiktok üstünden bizi etiketlemeyi unutmayın!!! 🫶🫶

 

Sormak istediğim çok soru var hepsini buraya sığdıramam ama Instagram da bu konu hakkında uzunca konuşalım. Siz bir bölümü sindire sindire okuyun, başka bir şey istemiyorum. Bölümde yazım yanlışları varsa affedin kitap tamamiyle bittikten sonra düzenlemeye alınacak çünkü.

 

Sizce Parla'nın içsel durumu nasıl? Yani Tuğkan'a karşı olan tavırlarını kast ediyorum. Merak ettiğiniz bir yer varsa düşüncelerinizle birlikte hemen belirtin buraya!!!!

 

Hasan peki... Kardeşim demiş Tuğkan'a!
Hasan'ın kişisel gelişmi hakkında daha çok konuşuruz ama sizce Parla'nın Hasan'a yazması doğru muydu? Yazdıysa da Hasan'ın bun Tuğkan'a söylemesi ne kadar doğruydu???

 

Siz bu görüşlerinizi belirtin bem de sizi çok gazla Girye'den mahkum etmeden hemen bölümü yayınlayayım ballarımmm

 

Sizi çoookkk seviyorummm haftaua görüşmek üzereee

 

(NOT: Gün Işığı yeni bölümü 19 Mayıs günü yayınlanacaktır.)

 

Wattpad: @deusnaz

 

İletişimler; deusnazz@gmail.com
Instagram; deusnazz
Tiktok; krizantemqw
Wp kanal linki bio da mevcuttur.

 

Bölüm : 17.05.2026 22:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...