11. Bölüm
dolunayelif / Yalnızlığımın İlacı - En Garip Ramazan / 10. BÖLÜM ~Eşim~

10. BÖLÜM ~Eşim~

dolunayelif
dolunayelif

Selamünaleyküm canlarım, canım okurlarım❣️

Bir yeni bölümde daha bizi buluşturan Rabbime hamdolsun🍁

Nasılsınız bakalım💕 Ramazan ayınız nasıl geçiyor 🌺

Şimdi bölüme geçmeden önce söylemek istediğim iki şey var. Birincisi; okumalar 40-50yi görürken 90ı 100ü görürken oylamaların 20yi dahi bazen görmemesi veya zor görmesi konusu. Bir kurgu da okuduğunuz bölümü geçip sonraki bölümü okumak istiyorsanız o bölüm ⭐oyu⭐ hak etmiştir zannımca. Sizlerin bu konuda daha hassas davranacağınıza inanıyorum.💝

İkincisi de🤗👇🏻

Biliyorsunuz geçen bölümde okuduğunuz bölümleri oylamadan, yorumlamadan geçmeyen siz okurlarıma isminize hitaben teşekkür etmek istediğimi söylemiştim.👉🏻👈🏻

Bu bölümde @helin_12 ve @lalan00000 'a teşekkür etmek istiyorum🍀

İyi ki varsınız 💞 Bölümlerin hepsini de okuyup, oyladığınız ve yorumlarda düşüncelerinizi paylaştığınız için çok çok teşekkür ederimm🪷

Her bölüm böyle teşekkür etmek niyetindeyim her bölümü oylayan okurlarıma💌

Evet... Söyleyeceklerim bu kadardı. Yazdıklarımı okuduğunuz için teşekkür ederim💐

Hadi daha fazla uzatmadan bölüme geçelim🪴

+++

~ 10. BÖLÜM ~

Hayat, insanların ne zaman, ne olacağını planlasa bile her zaman sürprizlere açık olan bu dünyada geçiyorsa, hiç beklemediğimiz bir anda bambaşka bir güzellik ve belki de bir bela başımıza sarılabiliyor. Her şerde bir hayır vardır, diyerek başımıza gelen zorluklarda güzellik aramak bazen zor olsa da aynı zamanda başımıza gelen bir güzellikte fark edemediğimiz bir kötülük de olabilir.

Başımıza gelen kötü şeylerin içinde güzel şeyler bulmaya çalışırken, Rabbimiz bize bu sabrımız karşılığında çok güzel bir gelecek hazırlıyor. İşte önemli olan bu sabrımız karşılığında gelecek güzelliklere tutunup isyana düşmemek. Çünkü bir şekilde kötü mü iyi bilmediğimiz olaylar çerçevesinde hayatımız devam ediyor. Önemli olan sabretmek ve güzelliklere odaklanmak.

Kahveyi fincanlara doldururken elimin titremesini engellemek oldukça zordu. Dün akşam, Cihan'ın patavatsız teklifine babam başta homurdansa da çok düşünmeden tamam demiş ve bu akşam teravihden sonra ailecek beni istemeye gelmişlerdi.

Üzerimde belden kemeri olan lacivert kupra bir elbise vardı. Üstüne de buz rengi bir şal uydurmuştum. Yalnızca özel günlerde giymeye ayırdığım bir elbisemin olmasının, beni böyle bir günde kurtaracağı aklımın ucundan geçmezdi elbette. Zaten hayatın bize aklımızın ucundan geçmeyecek şeylerle sürpriz yapmaya bayıldığını söylemiştim. Ve bu gecenin getirdikleri, hayatımdaki sürprizlerin ilki olmadığı gibi sonu da değildi.

"Hadi kızım acele et biraz."

Zaten gerilmişken bir de sıkıştırılmak beni oldukça sinir eden bir durum. Buradan yüzüne söyleyemediğim anneme sesleniyorum; lütfen gergin ortamlarda beni daha fazla gererek sıkıştırma sevgili anneciğim.

"Anne tamam koyuyorum işte. Hem Ramazan da kız mı istenilir ya!? İki ayağımı bir pabuca sokuyorum şu dar mutfakta..."

"Ne söyleniyorsun ağzının içinden bakayım?"

"Bir şey söylenmedi Melek yenge, gergin birazcık. Değil mi Gülşah?"

Kuzenim Ayça beni kurtarmak için araya girdiğinde dediklerini onaylayan bir mırıltı çıkardım.

Ayça bir haftalığına İstanbul'a gelmişti ve bu gelişinin benim istememe denk gelmesi bugünün en güzel tevafuğu olabilirdi. Sabah bize geldiği gibi ona Cihan ile olan ani evlilik kararımızın, anlaşmalı kısmı hariç bütün detaylarını anlatmıştım. Şimdi dayımlar da gelmiş içerideki kalabalık sohbete dahiliyetlerini kurmuşlardı.

Annem mutfaktan çıkarken ben derin bir nefes verip son fincanı da doldurdum.

"Ben de son kez içeriyi kontrol edeyim."

Ayça cümlesini sonlandırdıp annemin peşinden mutfaktan çıktığında Nazlı, dakikalardır istifini bozmadan oturduğu sandalyeden kalkıp yanı başımda durdu.

"Abla yüzük tepsisini ben tutsam olur muu?"

Fincanları ve su bardaklarını tepsiye koyarken yanı başımda bana yalvaran kardeşime bakamadım.

"Ayça tutacaktı ama Nazlı, sen de kabul etmiştin."

"Biliyorum abla ama lütfen ya. Ben gelinin kız kardeşiyim. Ben tutayım hadi ya," diye sızlandı.

"Git Ayça'ya söyle o zaman, kendi aranızda halledin," dediğimde yüzünde oluşan o kocaman gülümsemeyi görmesemde hissedebiliyordum.

Bugün Ufuk da kahve içeceğini söylemişti. Normalde kahveden hiç haz etmeyen kardeşim benim için kahve içecekti. Onun bu tatlılığına bende bir tatlılık yapmak istediğim için onun bardağına da sıcak çikolata koymuştum ki bardağın kaynar oluşundan kimse çikolata olduğunu anlamasın.

Bu kadar iş içinde Ufuk'u düşünüp sıcak çikolata kaynattığım için her ne kadar şuanda haberi olmasa da, bana ömür boyu çikolatalarımı almakla borçlu.

Kendi düşüncelerime gülerken bu sefer de Cihan için ayırdığım fincana baktım. Eski dönemlerde gelin tarafı, damat adayını istemiyorsa nazik bir dille reddetmek için kahvesine tuz koyarmış, adamda bunu anlayıp kalkar gidermiş. Şimdilerde bu, damat kahveyi tuzlu içerse eşi için her zorluğu aşar olarak düşünüldüğünden tam tersi bir gelenek haline gelmiş durumda. Ben bu kahveye tuz atacaktım ama amacım eski dönemlere dem vurmak olacaktı. Büyükler şimdiki geleneklerden birini yaptığımı zannedecek olsa da ameller niyetlere göredir. Ben Cihan'a alttan alttan mesaj veriyor olacağım. Seni istemiyorum canım.

Nihayet tepsi hazır olduğu sıra Ayça da mutfağa giriş yaptı.

"Her şey hazır mı?"

"Ben hariç evet."

Anlaşmalı yapacağımız bu evlilik için bu derece heyecanlanmam abartı olmalıydı. Ama duygularıma söz geçiremiyordum. O odada herkes gerçek bir evlilik yaptığımızı zannediyordu. Tek bir kişi, yalnızca asıl olayın sahibi bu oyundan haberdardı. Bu oyunu kuran...

Cihan ve ben ailelerimize büyük bir oyun oynuyorduk ve bu bizi nasıl etkileyecek, önümüze neler getirecek hiç kestiremiyordum. Bu olmaması gereken abartılı heyecanım da belki bu yüzdendi. Bu akşam ki isteme büyük bir yalanın ilk evresi ve ben yalan söylemekten nefret ettiğim gibi hiç de beceremem.

Ayça güven vermek istercesine gülümsedi.

"Sen halledersin."

Evet ben halledebilirim...

Tepsiyi elime aldım. Kuluplarını sıkıca kavrarken derin bir nefes alıp Ayça'ya baktım. Başını destek vermek adına sallarken bende ona tebessüm ederek göz kırptım ve gayet rahat görünmeye çalışarak mutfaktan çıktım.

Salona girdiğimde hafif bir sessizlik çökmüştü ortama. Sırayla önce Hakkı amca ve babam olmak üzere herkese kahvelerini dağıttığımda en son Cihan'ın önünde durmuştum. Yüzüne hiç bakmıyordum.

Tepside kalan son iki fincandan birine uzandı. O teşekkür etmeyi ihmal etmeyince ben de rica ederek doğruldum ve diğer kahveyi de Ufuk'a verdim.

Artık benim küçük ayım da büyük bir birey. Yetişkin bir kayınço adayı olarak takım elbisesiyle dümdüz oturuyor bakın ne de yakışıklı.

Ufuk, fincanını alırken yüzünü inceliyordum ki o da bana baktı. Yüzünde buruk bir hâl vardı. Gülümsedim kardeşime, o da tebessüme zorladı kendisini. Sonra ona yaptığım onun henüz haberi olmadığı jestten ötürü birde 'hadi yine iyisin' bakışı atıp göz kırptım. O ise tek kaşını kaldırarak bana bakmakla yetinmişti.

Tepsiyi tek elime alıp salondan çıktığımda hemen kapının önünde durarak içeriyi dinlemeye başladım. Sonra bir baktım ki arkamda Ayça ve Nazlı da içeriye kulak kabartmış, yüzlerine merak duygusu hakim olmuş bir hâlde beni taklit ediyorlar. Kızlar meraklı bir millet, vesselam...

Hakkı amca ve babam tam da bugün konuşulması gereken önemli bir konuymuş gibi fiyatların pahalılığından konuşurken Ufuk öksürmeye başladı.

Hayır, lütfen düşündüğüm şey olmasın.

"Benim bir bildiğim var da içmiyorum kahveyi."

Ufuk hemen kapının yanında oturduğundan söylenişini duymuştum. Ve düşündüğüm şey olmuştu, elimi başıma vurdum.

"Ne oldu Ufuk oğlum?"

Olamaz! Hakkı amca da duymuş!

"Siz büyükler bu kahvenin neyini seviyorsunuz da içiyorsunuz anlayamıyorum Hakkı amca," diyen Ufuk'un sesi buruşuk çıkmıştı. "Acı mı desem tuzlu mu bilemedim."

"Acı kahve iyidir oğlum," dedi Hakkı amca gülerek. "Bak Cihan'a, tuzlu kahvesini nasıl da tek yudumda içti."

He tuzlu kahve.

"Tuzlu muydu kahven Cihan?"

Gülsüm teyzenin sorusuyla Cihan'ın güldüğünü duydum.

"Kaynar halde bir dikişte içtiğimden anlayamadım tuzlu mu değil mi."

Büyükler gülüşürken ben tekrar elimi alnıma vurdum. Ayça bir eliyle, alnımdaki elimi tutup indirirken diğer elini de omzuma koydu.

"Karıştırdın mı sen?" Fısıltıyla konuşmuştu.

"Ufuk'a yaptığım sıcak çikolatayı karıştırdım," dedim üzüntüyle.

"Anaa. Bak sen şu işe."

"Off... Ne yapacağım ben bu kafayla ya?"

"Valla bilmiyorum ama vur bir yerlere yeni format gelsin."

Nazlı, Ayça'nın sözleriyle ona gülerek vururken ben onların kıkırtılarına tahammül edemeyecektim. Göz devirerek tekrar kapıya doğru eğildim.

...  

Nihayet Hakkı amca söze girip beni istediğinde, babam konuşmayı çok uzatmadan verdim gitti demişti. Bu kadar kolaydı işte. Babamın ağzından çıkan iki kelime ile bitmişti iş.

Babam çok konuşmayı seven bir insan değildi. Kendi içinde yaşar, duygularını pek dışarı vurmazdı. Bizimle olan sohbeti, akşam eve geldiğinde teker teker gün içinde neler yaptığımızı dinlemekten ibaretti. Hemen sonrasında da televizyon karşısına geçip kanallara bakardı.

Öyle süslü cümleler kurmamıştı Hakkı amcaya. Cihan'a uzun uzun konuşmamıştı.

"Kızımın mutluluğu herşeyden önemli, eğer gençler bu izdivacı istiyorsa ben Hakkı babaya güvenerek Cihan'a kızımı verdim gitti."

Bu kadardı. Belki de yeterliydi. Zaten sahte bir evlilikti bu, ama babam bunu bilmiyordu. Onun için gerçek bir evlilik istemesinde konuşması bu olmuştu.

Babam beni çağırdığında elbisemi silkeleyip içeri girdim.

"Hayırlı olsun kızım."

Başımı eğip içime kaçan sesimle babama teşekkür etmiştim. Bu sırada Cihan da ayaklanıp babamın elini öptü. Sırayla büyüklerimizin ellerini öptüğümüzde yan yana geldik.

Nazlı, elinde ki yüzük tepsisiyle yanımızda durduğunda diğer büyükler de ayaktaydı. Bugün aceleyle bir kuyumcudan aldığımız yüzükler az sonra bizim sahte evliliğimizin nişanesi görevini üstlenceklerdi. Parmaklarımıza geçirilen kırmızı kurdeleli soğuk halkalar, bir çok kızı heyecanlandırdı ancak ben tam da bu anda heyecanımı söndürmüştüm. Bu sahte organizasyonlar yalnızca Gülsüm teyze içindi. Her ne kadar acımasız bir plan da olsa, Gülsüm teyze vefat ettiğinde anlaşmamız bitecekti.

Hakkı amca dualar eşliğinde kurdeleyi kestiğinde Nazlı ve Sevim bir alkış tutturmuştu. Onlara Selim de katılırken biz de tekrar el öpme faslına geçtik.

Herkes tekrar yerine oturduğunda biz kızlarla kuruyemiş tabağı hazırlamaya mutfağa geçtik.

Kuruyemişlerin olduğu tepsiyle salona girdiğimde Gülsüm teyzeye tabağını uzatırken yüzüme öyle kurnazca gülümseyerek bakmıştı ki ağzından ne bakla çıkaracak korkusuyla beklemeye başladım.

"Hazır yüzükler de takmışken imam nikahları da kıyılsın. Ne dersin Alper oğlum?"

Hem emir kipiyle yapılsın diyor hem de müsaade ister gibi soruyor. Gülsüm teyze deki manipüle taktikleri kimsede yok. Beni de manipüle edip bu evliliğe evet dedirtmiş olmasın sakın?...

"Hanım daha erken değil mi?"

Hakkı amca konuşurken göz ucuyla da bana bakmıştı.

Gülsüm teyzenin yüzü asılırken masum bakışları Hakkı amcaya dönmüştü. "Benim çok zamanım kalmadı ki bey, neyi ne zamana kadar göreceğim belli değil."

Hakkı amca sıkıntılı bir nefes vererek başını eğdiğinde annem devreye girdi.

"Aa, öyle söyleme Gülsüm teyze. Hiçbirimizin ne zaman ne olacağı belli değil."

"Yok kızım ben biliyorum, zamanım az."

"Babaanne lütfen."

Cihan, sevdiklerinin acı çekmesine dayanamıyordu. Kendisinin çare bulamadığı acılar onu deli ediyordu.

Başını kaldırıp bana baktı. Benim ona baktığımı o an fark etmiştim. Hızla bakışlarımı çekeceğim sıra kaşlarını kaldırdı. Bana soru soruyordu. "Ne dersin?" diyordu gözleri. "Şimdi desem tamam der misin?" diyordu.

Yalnızca bir kaç saniye düşündüm. Sonuçta yalnızca daha rahat konuşmamıza yarayacaktı bu nikah. Bir şey olmayacaktı. Dini nikahın şimdi veya sonra olması bir şey değiştirmeyecekti çünkü biz değişmeyecektik.

Gözlerimi kapatıp açtım. Başımı sallarken bakışlarımı halıdan kaldırmamıştım.

Cihan derin bir nefes verirken belini doğrulttu.

"Eğer rızanız olursa şimdi bir imam bulup nikahı kıyabiliriz."

Sohbeti çoktan değiştiren babam ile Hakkı amca ve kendi aralarında sohbete dalan annemler bir anda susup Cihan'a baktılar. Cihan'a göz ucuyla baktığımda kendinden emin bir halde dimdik babama bakıyordu. Yüzünde tereddüte yer yoktu.

Babama baktım. Oturduğu koltuğun kolçaklarını sıkıyordu. Önce Hakkı amcaya baktı.

"Hakkı baba, kusura bakma ama..." Hakkı amca bir şey demedi, babam da Cihan'a döndü.

"Cihan, yanında büyüğün olduğu halde destursuz istemeye gelmek için izin istedin tamam dedik. Şimdi de yine destursuz imam nikahı diyorsun. Sen ne zamandan beri kızımla evlilik düşünüyordun da bu kadar acele ediyorsun?"

Salonun atmosferi gerilirken herkes birbirine bakmaya başlamıştı. Dudaklarımı dişledim. Babam haklı olarak Cihan'a kızmıştı ve Cihan böyle patavatsızlığa devam ederse babam çok sinirlenip bu evliliğe izin vermeyebilirdi.

"Alper amca, o akşam ki saygısızlığım için özür dilerim. Dedem o gün yalnız kalınca benimle konuştu, yanlışımı fark ettim. Ve yine bugün sizden bir ricada bulunurken amacım saygısızlık değil."

Babam tek kaşını kaldırdı.

Cihan, devam etme, sadece özür dile geç. Ne uzatıyorsun!?

"Eğer izniniz yoksa şimdi çıkıp gidebiliriz."

Babamın kızgın bakışlarının odağı Cihan, inanılmaz derecede sakin görünüyordu.

"Oğlum," dedi Gülsüm teyze araya girerek. "Cihan'a kızma. Ben dedim ya nikah fikrini."

Babam Gülsüm teyzeye baktı, elimde boş tepsiyle ben ise ateş hattında ki bir kurban gibi öylece kalakalmıştım. Yavaş adımlarla kimseye fark ettirmemeye çalışarak odanın kapısının önüne kadar geldim. Bir elimi Ufuk'un omuzuna koyduğumda başını kaldırıp bana baktı. İyi olduğumu göstermek için göz kırptım. Tekrar harareti sönmemiş babama dönen Ufuk, gerçekten ne ara büyümüştü? Hareketleri olgun bir abiyi anımsatıyordu.

"Kusura bakmayın Hakkı baba, mübarek Ramazan günü tatsızlık çıksın istemiyorum."

Babamın sakinleşmeye çalışan ses tonuna karşılık Hakkı amca yumuşak bir gülümseme sunarak ona döndü.

"Oğlum kusur yok. Biz daha geç olmadan kalkalım, daha uygun bir vakitte konuşuruz bu konuyu."

Babam bir şey demedi. Hakkı amcanın ayaklanması ile İlkim abla da Gülsüm teyzenin koluna girerek kalkmasına yardım etti. Seher teyze ve annem ise birbirlerine üzgün bakışlar atarak kalktılar. Ben herkesin ayaklanmasını fırsat bilip mutfağa koştum. Sevim, Ayça ve Nazlı kendi aralarında az önce olanları tartışıyorlardı. Selim ise yere oturmuş arabasıyla oynuyordu

"Kız Gülşah, bu seninki acele edeceğim diye işinizi kökten bitirecek."

Gözlerim bölerterek Ayça'ya baktım. Sevim buradaydı.

İçeriden Sevim ve Selim'e seslendiklerinde biz de koridora çıktık. Ortamı yumuşatmak adına Hakkı amca kahvelerin çok lezzetli olduğunu söylerken babam da ona eşlik etmeye çalışarak gülüyordu. Bir yandan da Hakkı amcanın Cihan'ı dışarı çıkması için ittirdiğini görmüştüm.

Yüzüne hiç bakmamıştım Cihan'ın. Olası bir göz göze gelmemiz durumunda babamın fark etmesi bardağını taşıran son damla olabilirdi.

Cihanlar çıktıktan sonra dayımlar da biraz oturup kalktılar. Eve sessizlik çöktüğünde babam ve Ufuk salonda oturuyor içeri yalnızca televizyonun sesi geliyordu.

Nazlı ve ben odamıza geçip üstümüzü değiştirdiğimizde o telefonuna gömülürken ben sırt üstü yatağıma uzandım.

Bugün olan biteni, tavanı izleyerek gözden geçirirken kapı tıklandığında içeri Ufuk girdi.

"Ne oldu?" dedim yerimden doğrulurken.

"Babam seni çağırıyor abla," dediğinde zaten bunu beklediğimden ayaklandım. Bu akşam olanlardan sonra babamın bir konuşma yapması ihtimali, çikolatalı süt içtiğimizde çikolata tadı almamız kadar yüksek bir ihtimaldi.

"Neden ki?" dedim hiç bir şey bilmiyormuşum ve de tahminde bulunmuyormuşum gibi.

Kaşlarını kaldırıp, dudaklarını büzüştürdü. Omuzlarını silkerken, "Bilmiyorum" dediğinde ayaklandım. Odadan çıkıp derin nefesler alıp vererek salona ulaştığımda gülümsemeye çalıştım. Bazen pozitif yaklaşım negatif enerjiyi yatıştırabilme gücüne sahip olabiliyordu. Burada unutmamamız gereken, pozitif enerjinin negatif enerjiden yüksek olması gerekçesiydi.

Kapıdan başımı uzattım. İçeri girip babamdan sinirli bir nutuk dinleyecek cesareti kendimde bulamıyordum.

"Beni çağırmışsın baba," dedim isteksizce.

Daldığı düşüncelerden sıyrılan babam bana baktı. "Gel şöyle bakalım."

Utana sıkıla babamın karşısındaki koltuğa oturduğumda pijamamın kollarını çekiştiriyordum. Utanılacak şeyi Cihan yapsın ama ben utanayım. Ah gözünü sevdiğim patavatsızlık. Bir bana yar olmadın.

"Ben tekrar bir şey söyleyene kadar Hakkı amcanlara gitme, tamam mı kızım?"

"Tamam gitmem baba da..."

Devam etmeme müsaade etmeyen o bakışını attı. Ben de sustum.

"Yarın da senin çıkışına ben yetişirim tamam mı?"

"Kendi işin varsa benim için şey yapma baba."

Boş yere o kadar stres yaptım ki konuşamıyorum.

"Yok. Sen çıkmadan önce ararsın beni."

"Peki..."

"Bir de o zibidi seni rahatsız ederse söyle. Bir süre onu senin yakınlarında görmek istemiyorum."

Zibidi diye bahsettiği kişinin kim olduğunu düşünmek için zamana ihtiyacım olmamıştı. "Tamam baba," dedim sessizce.

Bir süre suskunca oturup kendi düşüncelerimizi dinledik. Esnememi engelleyemediğimde "Baba ben yatayım artık" dedim. Daldığı düşüncelerden başını kaldırıp bana bakan babam da en az benim kadar yorgun görünüyordu. "Tamam kızım hadi iyi geceler," dedi ve televizyon kumandasını eline aldı.

"Hayırlı geceler baba."

Salondan çıkıp mutfakta sessizce tezgahı silen annemin yanına uğradım. Yanağına bir öpücük kondurdum. Ev fazla sessizdi. Herkesin zihnini ele geçiren bu akşam kolay unutulacağa benzemiyordu.

"Yatıyor musun kızım?" dedi annem elindeki bezi yıkarken.

"Evet anneciğim saat bayağı bir geç oldu."

Beni kolunun altına alıp alnımdan öptü.

"Bugün olanları takma. Baban iki güne yumuşar."

"İnşallah..."

 

-_-_-_-_-_-_-_-_-

 

"Senin derdin ne oğlum? Daha dün konuşmadık mı bu konuyu?"

"Dede."

"Ne dede, dede!?"

Yanımızda bizi endişeli gözlerle izleyen annemlere baktım.

"Yalnız konuşalım mı dede?"

Dedem de koltukta kuzu kuzu oturmuş bizimkilere baktı bir süre. Annem o an hızla ayaklanıp babaannemin koluna girdi.

"Anne sen de geç olmadan yat artık," dedi annem, babanneme hitaben. Babaannem annemin yardımıyla ayaklanırken yaşlı gözlerle dedeme baktı. "Bey, gitme çocuğun üstüne. Ben dedim diye söyledi öyle," dedi sesi titrerken. Bu ara her şeye ağlar olmuştu.

Dedem gözlerinde anlayamadığım bir ifadeyle baktı babaanneme.

"Hadi hanım, yorulmuşsundur sen. Seher seni yatırsın," dedi sakince. Dedemin işaretiyle annemler, peşinden de ablam ve çocuklar salondan çıktılar.

"Evet, dinliyorum Cihan."

Kapalı kapıya baktım bir süre. Birazdan söyleyeceklerimi, içeridekilerin, özellikle de babaannemin duymasını istemiyordum.

"Dede, bizim Gülşah ile olan bu evliliğimizin sebebi babaannem."

"Eee?"

"Babaannem hem benimle hem de Gülşah ile konuşmuş evlilik için. Ve bizde o... Yani üzülmesin diye kabul ettik."

"Üzülmesin diye ne demek Cihan? Sevmiyor musunuz birbirinizi?"

Hayır. Daha fazlasını söyleyemezdim. Bu çok daha büyük sorunlar doğurabilirdi. En nefret ettiğim şeylerden biri olan yalan, uzun zamandır hayatımın bir parçası olmuştu.

"Seviyoruz dede o nasıl söz? Sadece babaannemin, o çok istediği evliliğimiz uzamadan gerçekleşsin diye çabalıyoruz."

"Çabalıyorsunuz?" dedi sorgulayıcı bir ifadeyle.

"Evet," dedim elimi enseme atarak. "Gülşah da yapıyor bir şeyler."

"Amacın ne olursa olsun saygı çizgisini aşmayacaksın oğlum. Bu işler böyle yürümez."

"Haklısın dede. Ben bilemedim."

"Neyse tamam... Alperlere de ayıp oldu. Gönül almak lazım."

"Ben o işi halledeceğim dede. Bir hata yaptıysak telafi etmesini de biliriz evelAllah."

Dedem, sözlerimin üstüne yarımca gülüp sırtıma vurdu.

"Eşek sıpası!"

"Hakkını helal et dede. Ben seni zorda bırakacak bir şey yapmak istemezdim."

"Helal olsun oğlum da tek ben zorda kalmadım ki. Gülşah da babasına karşı mahcup hissetmiştir."

"Ben telafi edeceğim dede."

"İnşAllah oğlum inşAllah... Hadi sen de yat, daha sahura kalkacağız."

"Tamam dede."

"Ha birde, sen ne yaptın şu iş görüşmesini?"

Durdum. Daha önceden hazırladığım yalanım sorunsuz ilerliyordu ancak artık aileme mesleğim veya hayatım hakkında yalan söylemek daha zordu. Eskiden olsa haftada bir görüştüğümüzden, işim hakkında çok konuşmuyor oluşumuz onlara karşı potansiyel yalan sayımı en azda tutuyordu. Ancak şimdi her gün yüzlerine baka baka yalan söylemek vicdanımı hiç rahat bırakmıyor.

"İşe Türkiye'den devam etmemi sorun etmediler dede, ancak bu hafta önemli bir toplantı için bir haftalığına gitmem gerekebilir. Belki daha uzun da kalabilirim."

"Peki oğlum. Rabbim işini gücünü rast getirsin."

"Amin dede."

Dedem de odasına geçtiğinde koltuğa oturup başımı tavana diktim.

Babaannem nikah isteyince zaten sahte olacağından Gülşah'ın zamanı sorun edeceğini düşünmemiştim. Yine de ilk ondan onay alıp öyle sormuştum Alper amcaya, ancak beklemediğim bir tepkiyle karşılaşmıştım.

Şimdi içimi kemiren tek sıkıntı, Gülşah'ın babasına karşı mahcup hissedip hissetmediğini bilememekti. Gerekirse Alper amcadan dayak bile yiyebilirdim ama Gülşah'ın, babasına karşı benim yüzümden zor durumda kalmasına asla gönlüm el vermezdi.

 

- İstemeden İki Gün Sonra -

"Söyle bakalım kızım, sen bu delikanlıdan mehir olarak ne istiyorsun?"

Başımı yanımda oturan delikanlıya çevirdim. Sahiden delikanlı gibi dimdik oturuyordu yanımda. Dil çıkaramayacağım için tatlı tatlı gülümseyip imama döndüm.

"Son model bir crossover istiyorum."

Cihan'a kısa süreliğine manasız bir öksürük krizi uğrayıp geçerken Gülsüm teyzenin Hakkı amcaya ne dediğimi sorduğunu duymuştum. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

Olaylı isteme gecesinin ardından neden hemen iki gün sonra nikah kıyıyoruz diye merak ettiyseniz, söyleyeyim bende merak ettim ve bir anda bize imam geleceğini haber veren babama sordum. Bana verdiği cevap ise, "Cihan beni ikna etti," olmuştu. Evet sadece bu kadar, ikna olmuş. Nasıl olduğunu ben de hiç bilmiyorum.

Şimdiye, tam da mehir olarak iki cumhuriyet altını ve bir de araba istediğim kısma gelecek olursak bence az bile istemiştim. Sonuçta bir ev bile isteyebilirdim.

Cihan'ın iyi maaş aldığına emindim. Altındaki araba Mercedes'ti bir kere. Bana da güzel bir araba almasında sakınca görmüyordum.

"Ney kızım?" dedi İmam. Anlaşılan nikahtan önce uzun bir süre annemgil telaşla etrafta koşuştururken kapsamlı bir araba modeli araştırması yaptığımdan habersizdi. Bir de crossover'dan tabii.

"Araba modeli," dedim bilgilendirircesine.

Bütün salon biraz şoka uğramıştı. E şoka da uğratmayacaksam ne diye bu oyunu oynuyoruz öyle değil mi ama?

"Sen bu mehiri karşılayabilir misin?" diye klasik bir soru sordu İmam.

Benden uzun olduğundan başımı kaldırmadan Cihan'ın tepkisini göremiyordum ancak bana kısa bir bakış attığını hissetmiştim. Gerçekten gülmemek için zor duruyordum. Haylaz bir çocuk gibi hissetmem normal mi?

"Evet," dedi Cihan kendinden emin bir duruşla. "Karşılarım."

"Pekala," dedi İmam gülümseyerek ve bana döndü. İşte o kilit andaydık. Derin bir nefes almaya çabaladım ancak nefesim yarıda kesilmişti. Heyecan duygumun en hoşlanmadığım yanı benim nefesimi kesmesiydi.

"Alper kızı Gülşah, rahmetli Niyazi oğlu Cihan Demir'i kocan olarak kabul ettin mi?"

Hemen yanı başımda oturan Cihan, nasıl hissediyor bilemiyordum ancak ben şaşırılacak derecede aniden sakinlemiştim sanki. Belki de şok etkisi hissizliği içerisindeydim.

Daha fazla duraklamak yerine cevap vermem gerektiğini hatırlayıp hocaya döndüm .

"Ettim."

"Ettin mi?"

"Ettim."

"Ettin mi?" Durdum, hayatımı buradan itibaren değiştirecek, ipotek edecektim.

"Ettim," dedim. Hoca ısrarla bir kez daha sorduğunda, bu sefer beklemeden "Ettim," dedim.

Sonra sıra Cihan'a geldi.

"Sen rahmetli Niyazi oğlu Cihan Demir, Alper kızı Gülşah'ı, eşin olarak kabul ettin mi?"

"Ettim."

Hiç duraksamamıştı. Tereddüt ettiğini düşündürecek bir saniye kadar bile düşünmemişti.

Hoca tekrar sorduğunda aynı kararlılıkla "Ettim," dedi ve tekrar sorduğunda da...

Hoca, nikahımızı kıyıp dualar ettiğinde herkes odadan çıkmıştı.

Cihan ve ben yalnız kalmıştık, helal olarak...

"Başını kaldırabilirsin Gülşah."

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Derin bir nefes alıp kaldırdım başımı. Altı yıllık tanışıklığımız boyunca bugün İlk kez çekmek zorunda olduğumu düşünmeden baktım ela gözlerine.

Yanağının neredeyse görünmeyecek kadar kenarında ufak bir ben olduğunu şu an farkediyordum.

Gözlerimizin buluştuğu ilk an titrek bir nefes verdiğini duydum Cihan'ın. Öyle derin baktı ki, kalbimin hızlanmasına engel olmamın mümkünatı yoktu.

Biraz daha böyle kalırsak ben dalıp gidecektim onun gözlerinde.

"Alnından öpeyim mi?"

Yutkundum. Ne demeliydim ki?

"Neden?" dedim şaşkınlığımı gizleyemeden.

"Babaannem kapının arasından bizi izliyor."

Doğru ya. Neyse ki daha fazla bakışmadık.

"Öpmen şart mı?" dedim sıkkınca.

"Ne yapacağız?" derken gözlerinde şefkat görmüştüm. Sanki bir bebeğe bakar gibi bakıyordu gözlerimin içine.

"Gel sarılalım," dedim dan diye.

Güldü. Gülünecek bir şey mi olmuştu?

Sonra aniden beni kendi göğsüne çekiverdi. Gözlerim yuvarlarından fırlayacak şekilde büyürken şok etkisiyle öylece kalakalmıştım.

"Babaannem hâlâ izliyor," dediğinde yavaşça, afallamamı atlatarak ellerimi kaldırdım ve sırtını sıvazladım, biraz pışpışlamış da olabilirim. Ne zamandan beri tuttuğunu bilmediğim nefesimi yavaşça serbest bıraktım ve tekrar nefes alırken kokusu burnuma doldu. Hayatımda hiç göremediğim okyanus gibi ferah bir koku beni mest ederken, bu pozisyonumuzu daha fazla uzatmamak adına hızla ayrıldım.

Cihan'da farklı bir şeyler vardı. Bakışlarını hiç utanmadan yüzümde gezdiriyordu.

"Hadi çocuklar, iftara geç kalacağız."

Sersem Cihan, beni de sersemletmeden ilkim ablanın sözleriyle hızla ayaklandım.

Bugün, hava uzun bir zaman sonra güzel olduğundan iftarı Ayasofya camiinin bahçesinde yapacaktık. Cihanlar ile beraber...

...

İftarı yaptığımız alanda bizim gibi başka ailelerde vardı. Akşam ezanını yetiştirmek için biz hızlı bir şekilde sofrayı toplarken babamlar çoktan camiye girmişti.

Ben izinli olduğumdan namaz kılmayacaktım. Yavaş yavaş çöpleri poşete dolduruyordum.

Annemler beni orada tek başıma bırakınca, herkesten önce namaz kılıp gelen Sevim ve Nazlı yanıma gelip bana yardım etmeye başladılar.

Sevim, Nazlı ile buluştuğu zamanlar namazlarını kılıyordu ancak İlkim abla, yalnız olduğunda kılmadığını söylemişti. Nazlı'nın, bir arkadaşının sevap işlemesine vesile olması onunla gurur duyduğumu tekrar hissettirmişti.

Benim kardeşim süslü ama güçlü, harika bir kız.

 

 

"Üç kız bir araya gelip yinede şu küçük sofrayı toplayamadınız mı?"

Elleri ceplerinde, bize pişkin pişkin sırıtan Ufuk'a baktım.

"Çok yadırgadıysan yardım et!"

Hayır, bu çıkış bana ait değildi ve yine hayır, bu çıkış Nazlı'ya da ait değildi. Ufuk'a çıkışan Sevim olmuştu.

"Zaten az kalmış. Onu da hallediverin," dedi Ufuk.

Sevim bir şey demeden Ufuk'a baktı. Ufuk ise derin bir iç çekip eğildi ve elimdeki çöp poşetini aldı. Ben ona, tek kaşımı kaldırırarak sırıtırken, Nazlı abartılı bir şaşkınlıkla abisinin çöpleri poşete dolduruşunu izliyordu.

Az sonra Selim, koşarak Ufuk'un sırtına atlayınca yoğun bakışlarımızın adresi değişti. Selim'in arkasından da Cihan'ın geldiğini gördüm. Piknik sepetini koluma takıp ayaklandığımda Cihan'a bakmamaya gayret ediyordum.

Yemek boyu ne zaman kaçamak bir bakış atsam onu beni izlerken bulmuştum. Kaşlarımı çatıp, önüne bakmasını işaret edip tekrar önüme dönüyordum ve biraz sonra benzer bir senaryo tekrarlanıyordu. Her ne kadar umursamamaya çalışsam da kalbimin teklediğini derinlerden hissetmiştim.

Sevim ve Nazlı gülüşerek Ufuk'un Selim ile boğuşmasını izlerken Cihan tam yanı başımda durdu. Bense, bakışlarımı çocuklardan çekmeden gülümseyerek onları izliyordum.

"Gülşah."

Arkamda tanıdık ama bir o kadar da yabancı bir sesin ismimi seslenmesiyle arkama döndüm.

"Aa sizde mi buradaydınız?"

Sesimdeki memnuniyetsiz ifadeyi elimden geldiğince şaşkınlıkla saklamaya çalışmıştım.

Karşımda kol kola bana gülümseyenler Cenk ve Dilara'dan başkası değildi. Onların farklı bir yakınlığı olduğunu zaten hissetsem de bugün burada onları kol kola görmem bu teorimi tescilliyordu.

Dilara'nın sütlü kahve süveteri ve deri taytını süzdüm. Saçını at kuyruğu yapmış, ağzında gevşek bir sakız vardı.

"Evet, iftarımızı yakındaki bir lokantada yaptık," dedi bakışları benden çok Cihan'da oyalanırken. "Cenk de hazır yakınındayken camiye uğrayıp namaz kılmak istediğini söyledi."

"İyi Allah kabul etsin, tamamına erdirsin," dedim düz bir sesle.

"Bu yakışıklı kim?" dedi Dilara, Cihan'ı arsızca süzerken.

Yakışıklı?

Sen, sevgilinin yanında başka bir adama nasıl yakışıklı dersin?

Üstelik bu yakışıklı benim kocam!

"Eşim," dedim, Cihan'ın koluna girerken. Cihan'ın şaşa kalıp bir kaç saniye bana baktığını hissetsemde umursamamıştım.

"Ne!?" dedi ikimizi baştan aşağı süzen Dilara. "Oha! Sen ciddi misin?"

"Evet, yalan söyleyecek halim yok ya," dediğimde sesim istemsizce ters çıkmıştı ancak Dilara bu sert tavrımı umursuyor gibi görünmüyordu.

"Sen hepimizden de hızlı çıktın Gülşah," dedi ağzındaki sakızı gevelerken. "Senin için yere bakan, yürek yakan derlerdi de inanmazdım."

"Nazar değmesin diye kimseye söylememiştik," dedim hızlıca. Aklıma başka bir şey gelmemişti, bende Cihan'ın daha önce Arda Bey'e söylediği "gerekçeyi" söylemiştim. Bana kesinlikle iyi örnek olmuyordu. Söylediklerime karşılık keyifli bir nefes verip bana baktığını hissettiğimde bunu umursamamaya çalıştım.

"Siz biraz fazla pimpirikli davranmışsınız," dedi Dilara. "Herhalde şimdi sormasam çocuklarınızın düğününde öğrenirdik."

"Onu da haber vermezdik biz."

Kaşlarımı çatarak, aniden çok keyifli sohbetimize dahil olup sonra da Cenk'in elini sıkan Cihan'a baktım. Onun ise beni taktığı yoktu. Bu sırada Dilara, Cihan'ın sözlerini şaka olarak algılamış olmalı ki şuh bir kahkaha attı.

"Cihan ben," dedi Cihan, elini sıktığı Cenk'e bakarak.

"Ben de Cenk," diyen Cenk, Dilara'ya dönmüştü. "Hadi Dilara daha fazla geç kalmayalım."

Dilara, Cenk'i duymamış gibi cüretkar bakışları ile Cihan'ın süzmeye devam ediyordu. Dudaklarımı dişledim. Cihan'ın koluna daha çok sarılarak başımı ona çevirdim.

"Annemler birazdan döner," dedim sert kahvelerine bakarak. "Çocukları boş bırakmayalım."

Cihan, koluna sardığım koluma imalı bir şekilde sırıtıp, yüzüme baktı.

"Haklısın güzelim." Nefesim tutuldu. Bu sefer engelleyememiştim.

Sanırım rolümü çok güzel oynuyorum.

Bakışlarını Cenk'e çeviren Cihan, "Size iyi geceler. Allah kabul etsin," dediğinde Cenk de ona tebessüm etmişti. "Eyvallah, amin."

"Yarın kampüste görüşürüz Gülşah," diyen Dilara arkasını dönmüş yürürken bana el sallayarak Cihan'a bakıyordu.

"Görüşürüz Dilara," dedim sinirli çıkan sesimle.

Cenk ve Dilara camiye doğru ilerlerken annemlerin de camiden çıktığını görmemle, hızla Cihan'dan ayrıldım.

"Ne diye çekiniyorsun? Biz artık karı kocayız."

"Sen sus."

"Ben ne yaptım?"

Omuzlarımı silkip annemlere doğru yürürken Selim yanıma koşup elimi tuttu. Ona gülümsedim.

"Ramazan'ın nasıl geçiyor Selim."

"Çok güzel öğyetmenim. Bu yamazan en güzel yamazan."

"Öyle mi? Neden peki?"

"En sevdiğim öğyetmenim akrabam oldu."

Tebessüm ettim. Varlığımdan memnun olan insanlar iyi ki hayatımdalar. Bu bir rol, ne kadar sürecek bilmiyorum ama güzel hissettiriyor.

Güzel hissettiren şeylere bağlanmamak çok zor arkadaşım.

Bir gün her şey gidecek, bunu biliyorum ama bu gerçeği kabullenmek çok zor. Ki şu an elimde olan şeyler tam anlamıyla gerçek bile değil.

Emin olmak istediğim tek bir şey var; bir yalana bağlanmayacağım.

+++

Evvett bir bölümün daha sonuna geldikk💌

Oy ve yorumlarınızı merakla bekliyor olacağım🪻

Bir sonraki bölümde görüşene kadar Allah'a emanet olunn🌸

 

Bölüm : 05.03.2026 20:58 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...