10. Bölüm

9. BÖLÜM ~Vatana Millete Hayırlı Olsun~

dolunayelif
dolunayelif

Selamünaleyküm sevgili okurlarımm🍁

Bu sefer arayı çok açmadık😉

Geçen bölümde oylayacağınıza güvendiğimi söylemiştim. Şimdi bu bölümün başında bütün bölümleri oylayan tüm okurlarımın ismine hitaben teşekkür etmek istiyorumm.

İyi ki varsınız💞

Bir tanesiniz💌

Motive kaynaklarım sizii😁🤗

Çok da bekletmeyim sizi, benim bu sevgi patlamalarım bitmez🫠

Hadi bölüme geçelim🪴

 

+++

"Papatya gülü hep kıskanırdı çünkü onun yaprakları koparılırken güle şiirler yazılıyordu."

Özdemir Asaf'ın sözünü defterime yazarken sayfayı süslemek için gül ve papatyalar karalamaya başladım.

Güzel bir söze rastladığımda onu not almayı çok severdim. Bunun için yıllardır tuttuğum güzel sözler defterim bile vardı ve ne zaman moralim bozulsa bu defterde ki yazılarda kaybolup bu sözleri resme dökmek beni rahatlatırdı.

Bugün şansıma babamla aynı saatte çıktığım için kampüse arabayla gelmiştim ancak derslerin iptal olduğundan haberim olduğunda babam çoktan gitmişti.

Otobüsün gelmesine yarım saat olduğundan, kampüsün bahçesinde ki çardaklardan birinde tek başıma oturmuş defterimle oyalanıyordum.

Cihan ile o akşam konuşmamızdan sonra bir daha hiç görüşmemiştik. Üç günlük garip bir boşluk vardı yüreğimde ancak nasıl geçeceğini bulamamıştım henüz.

Otobüsün gelmesine on beş dakika kala defterimi çantama koyup ayaklandım. Ramazan'ın bitmesine iki hafta kalmıştı. Bu Ramazan, sanki su gibi akıp geçiyordu. Düşünüyorum da, ahir zamanda olduğumuz ve kıyametin yaklaştığının apaçık ortada oluşu beni bazen ürpertmiyor değil.

Büyük Kıyamet alametlerinden olan müslümanlar ve kâfirler arasında yapılacak olan savaşta, müslümanların komutanının Mehdi (as) olacağını biliyordum ve Mehdi (as)'ın bunu kırk yaşında öğreneceği rivayetinden de haberim vardı. Belki de Mehdi (as) doğmuştu ve kıyamet zannettiğimizden de yakındı, bu düşünce ne zaman aklıma gelse içimi bir korku kaplardı. Eğer göreceksem elbette Hz. Mehdi'nin ordusunda yer almak isterdim ancak ondan önce gelecek ve bütün dünyayı felakete sürükleyecek olan Deccal ile ilgili okuduklarım ister istemez beni dehşete sürüklüyordu.

Düşünceleeim eşliğinde durağa geldiğimde otobüsün gelmesine beş dakikadan az kalmıştı. Telefonumu çıkarıp mesajlar kısmına girdim. Cihan ile olan mesajların olduğu kısma gitti parmaklarım, engel olamamıştım.

En son bana herşeyi anlatacağını yazıp kaybolduğu mesaj duruyordu. En geriye gidip mesajları tekrar okudum ama bunu neden yaptığımı bilmiyordum. Arada gülümsedim ve en son mesaja geldiğimde yüzüm düştü. Durduk yere sinirlenmiştim.

Mesajlardan çıkacağım sıra Cihan çevrimiçi oldu. Kalbim ağzımda atarken hızla mesajlardan çıkıp telefonu kapattım ve cebime koydum. Tam zamanında tıkış pıkış otobüsüm geldiğinde derin bir nefes alıp otobüse bindim.

Kartımı okuturken geldiğim yola takıldı bakışlarım. Bir hafta önce neşeyle koşturmuştum bu caddede. Elimde Cihan'ın şemsiyesi, peşimden gelip gelmediğini düşünmeden su birikintilerinden sıçrayarak buraya kadar koşmuştum.

Düşüncelerimden sıyrılıp, bakışlarımı dışarıdan ayırmadan arkalara doğru ilerledim ve bir tutamaca tutunduğumda otobüs hareketlendi.

Bir elim tepemdeki tutamaca sıkıca tutunurken dışarıyı seyrediyor ve her an ondan gelebilecek bir mesaj ihtimalini düşünüyordum. O akşamki konuşmamızdan sonra kendime bir sürü konuşma yapmıştım ve önemli bir karar vermiştim. Tekrar, ümidini kesen Gülşah olurken aynı zamanda Cihan'a normalde olduğumdan daha mesafeli olmaya karar vermiştim. Yalnızca ailelerimizin yanında oynayacağımız bu oyun biz bize kaldığımızda molaya geçecek ve yüksek ihtimalle her ne kadar üzücü olsa da Gülsüm teyze vefat ettiğinde anlaşamıyor gibi yapıp sona erdirecektik.

Daha fazla dayanamayıp cebimden telefonumu çıkardım. Ekran kilidini açtığımda Cihan'dan mesaj geldiğini görmüştüm. Bir süre şaşkınlıkla ekran ile bakıştıktan sonra merakıma yenilip mesajlara girdim.

Selim'in Dayısı: Bakıyorum çevrimiçisin

Selim'in Dayısı: Bak ben farkedince nasıl da kaçıyor

Mesajları okuduğumda gözlerimi devirdim, o ise yine çevrimiçi olup yazmaya başladı.

Selim'in Dayısı: Tak diye nasıl da buradasın ama

Selim'in Dayısı: Gülşah seni birileriyle tanıştırmak istiyorum

Selim'in Dayısı: Ben şu an ne diye görüldü yiyorum acaba??

Siz: İşim var

Selim'in Dayısı: Otobüste olmak gibi mi?

Mesajı okuduğum an gözlerim irice açılırken heyecanla dışarıya baktım. Dışarda Cihan'ın arabası yoktu. Ya da ben göremiyordum. Tekrar telefonuma dönüp klavye üzerinde hararetle dans eden parmaklarımı doğru harfler üzerinde durdurdum.

Siz: Nereden biliyorsun

Selim'in Dayısı: Drone ile takip ediyorum seni

Siz: Ne!?

Siz: Pis sapık

Siz: Sen utanmıyor musun hiç beni drone ile takip etmeye!?

Selim'in Dayısı: Şaka yaptım sakin. Gülmemi engelleyemeyip otobüsü inleticem şimdi

Attığı mesajla bir kaç saniye bakışıp hızla başımı kaldırdım. Otobüs öyle kalabalıktı ki önlerde oturuyorsa görme şansım yoktu. Arkama doğru baktığımda en arka dörtlüde sırıtarak bana bakan Cihan'ı gördüm. Bakışlarımı hızla kaçırırken, göz devirmeyi de unutmamıştım. Tekrar başımı eğip telefona baktım.

Beni takip etme olasılığı yoktu değil mi?

Kız Gülşah daha bir kaç gün önce demedik mi kimseyi kendi üzerine alınma diye!?

Selim'in Dayısı: İneceğim durak geldiğinde sana yazayım sen de in

Siz: O niyeymiş?

Siz: İşim var dedim ya!

Selim'in Dayısı: Otobüsten inince bitecek mi bu işin

Göz ucuyla başımı kaldırıp baktığımda onun çoktan bana baktığını fark ettim.

Siz: Hayır

Siz: Evde işim var

Siz: Seni ilgilendirmez

Selim'in Dayısı: Annene iftar için yardım edeceksen ben hallettim

Selim'in Dayısı: Bu akşam zaten bizdesiniz

Selim'in Dayısı: Annenin buluşacağımızdan haberi var

Gıcık, hayır dememem için yolları kapatmak adına sürekli önce annemgilden izin alıyordu.

Siz: Benim haberim yoktu ama

Selim'in Dayısı: Oldu işte

Siz: Buluşacağımızdan en son benim haberim olması kadar komik bir şey yok

Selim'in Dayısı: Komik geldiyse bunu daha sık yapabilirim

İçimden sabır dilenirken Cihan'a kızgın bir bakış attım ancak hiç umurundaymış gibi görünmüyordu.

Cihan ile olan sohbetten çıkıp anneminkine girdim.

Siz: Anne Cihan diyor ki seni birileriyle tanıştıracağım

Siz: Annenden de izin aldım

Siz: Doğru mu?

Annem dakikalar içinde çevrimiçi olduğunda bir süre yazdı sonra tekrar çevrimiçi oldu ve bir daha yazdı. Bu bir süre devam ederken annemden uzun bir paragraf mesaj bekliyordum ki nihayet mesajı iletildi.

Allah aşkına gelen mesaja bakın.

Annemm: Evet kızım

Evet, dakikalardır beklediğim mesaj işte bu kadar. Evet kızım. Açık ve net.

Siz: Git mi diyorsun sen yani

Annemm: Git kızımsonr a da beraberronlara gecersiniz iftara Seher teyzengile davetliyiz.

Yıllardır akıllı telefon kullandığı halde hala mesaj yazarken ne yazdığına dikkat etmiyordu annem. Genelde telefon konuşması yaptığı için mesajlara çok alışamamıştı. Annem Mesaj Sözlüğünü (AMS), ancak çözebiliyordum artık.

Siz: Peki

Derin bir nefes verip çaktırmamaya çalışarak Cihan'a baktım.

Tövbe ya Rabbim. Bu sürekli böyle beni mi izledi acaba?

Onunla olan mesaj kısmına girip klavyeyi tuşladım.

Siz: Bana bakıp durma

Selim'in Dayısı: Neden

Siz: Haram Allah'ın akıllısı

Selim'in Dayısı: Bunun helal yolu yok mu hiç

Gerçekten mi soruyordu bunu yoksa öylesine laf mı etmişti anlayamamıştım. Dudaklarımı birbirine bastırırken mesajla bir süre bakıştık ve beni bu sürede izlediğinden emindim. Afalladığımı belli etmemek için parmaklarımı klavyede gezdirmeye başladım.

Ne yazacaktım?

Aslında cevap açıktı ama sebebini bilmediğim bir şekilde farklı bir duygu hissediyordum.

Siz: Sana haram olan kızı nikahına almadan ona bakman ve onunla sohbet etmen haram. Aslında bu kadar mesajlaşmamız da doğru değil.

Siz: Beni harama sürükledin pis

Siz: Kapat telefonu

Selim'in Dayısı: Tek yol nikah mı?

Siz: Evet

Selim'in Dayısı: O halde daha fazla bekletmeye gerek yok

Selim'in Dayısı: Evlenelim

Okuduğum mesaj ile kalbim pır pır öterken ben bakışlarımı telefondan kaldıramıyordum.

Ne demeliydim? Bir şey demeli miydim? Evlenecek miydik? Gerçekten bekletmeyecek miydik?

Selim'in Dayısı: Bu duraktan sonraki durakta ineceğiz hazır ol

Ben attığı mesajı henüz sindirememişken o gayet soğukkanlılıkla konuyu değiştirmişti.

Cevap vermek yerine telefonu cebime koydum ve başımı hiç onun tarafına çevirmeden dışarıyı izledim. Dediği durak geldiğinde onun da ayaklandığını gördüm, bizimle birlikte bir sürü insan inmişti.

Yahu bir kere de bu kadar insan ben inmeden inse şaşacağım.

Nihayet otobüsten indiğimde derin bir nefes çektim ciğerlerime, o kadar çok çektim ki bir ara fazla nefes almak orucu bozar mı diye bile düşündüm.

İnsanlar kendi yollarına koyulurken ben Cihan'a baktım, elleri pantolonun kemerinde bana bakıyordu.

Biri bu adama bana bakmaması gerektiğini aksi takdirde çantamı yüzüne yapıştıracağımı söylesin.

Uzunca bir caddede ileride gökdelenlerin göründüğü bir yere gelmiştik.

"Ne diye indik burada?" dedim ters bir ifadeyle.

"Seni bazı arkadaşlarımla tanıştıracağım," derken fazlasıyla rahattı.

"Nerede o arkadaşların?"

"Gel."

Üstünde beyaz tişörtü ve elinde deri ceketi ile önümde yürümeye başladı. Hava güneşliydi ama yine de kısakol giyecek kadar sıcak değildi.

Arkasından yetişirken sormadan edemedim.

"Üşümüyor musun?"

Gülmüş gibi bir nefes verdiğinde hafiften başını eğmiş ama durmadan yürümeye devam etmişti.

"Hayır."

"Kesin pazularını sergilemek için böyle giyiniyorsun."

"Kimsenin ilgisi ile ilgilenmiyorum."

O büyük adımlar atarak adeta yolu arşınlarcasına yürürken ben üç adımımla onun tek adımına yetişmeye çalışıyordum.

"Ne diye tişört giydin o zaman?" dedim arkasından hızlı adımlar atarak ona yetişmeye çalışırken. 1.64 boyum hiç de kısa gelmiyordu ta ki Cihan ile aynı yolu yürüyene kadar.

"Çünkü neden giymeyeyim?" dedi arşınlarını yavaşlatmadan.

"Aman banane. Ne giyersen giy."

Kollarımı bağlayarak peşinden yürümeye devam ettim.

Yaklaşık on beş dakikanın sonunda etrafı demir parmaklıklar ile korunan beş katlı bir binanın önünde durduk. Nefes nefese kalmıştım. Ellerimi dizlerime koyup hafifçe eğilirken başımı kaldırarak Cihan'a baktım.

"Oruç, oruç bu kadar yürümemizin sebebi beni bir hapishaneye getirmen miydi? Hapishanede arkadaşların mı var? Neden o tehlikeli insanlarla beni tanıştırmak istiyorsun?"

"Burası bir hapishane değil."

Başka bir şey söylemeden demir kapının arkasında bekleyen güvenliğe doğru yürüdü ve benim duymadığım bir şeyler söyledi. Az sonra güvenlik, yaya kapısını araladığında Cihan bana bakıp kafasıyla gelmemi işaret etti ve içeri girdi.

Merak ve endişe duygularım tüm bedenimi kaplarken aynı zamanda Cihan'ın yanımda olması güvende hissettiriyordu. Zıt duygularım kendi aralarında tartışırken, Cihan'ın peşinden içeri girdim.

Olabildiğince Cihan'a yakın durarak arkasından yürürken aniden durmasıyla geniş sırtına çarpıvermiştim. O bana gülerken ben utançtan ne yapacağımı bilemeden hızla geri çekildim.

"Ne yapıyorsun ya?!" Yüzümü ovuşturur gibi yaparak yüzüne bakmaktan kaçınıyordum.

"Asıl sen ne yapıyorsun?" Ellerini ceplerine koyup o ukala gülüşünü takındı. "Bana yakın olmak için korkmuş gibi yapmana gerek yok."

"Ha ha çok komik."

Ben kollarımı birbirine bağlayarak bakışlarımı kaçırdığımda nefes verişinden güldüğünü anlamıştım. Arkasını dönüp yürümeye başladığında arkasından yürümeye devam ettim.

Sessiz bahçeyi geçip binaya adım attığımız an dışarıdan hissedilen o soğuk duvar kırılmış, bizi renkli duvarlar ve neşeli çocuk çığlıkları karşılamıştı.

Beklediğimin aksine girdiğim mekan değişikliği ile afallamıştım. Bizi gören çocuklar sevinçle koşarken Cihan da kollarını açtı. O an hepsini kucaklayacak büyük kanatları var gibi hissettim.

Yaklaşık on, onbeş tane çocuk sevinçle Cihan'a sarıldığında arkalarından da benim yaşlarımda bir kız geldi. Uçlarını maviye boyamış olduğu düz siyah saçları, tombul yanakları ve hafif çekik gözleri onda ayrı bir hava olduğunu hissettirmişti. Üstünde ki yaka kartında ismi yazan Asya adlı kızın görevli olduğunu anlamıştım.

Oo harikasın Gülşah. Bu ultra zekandan herkese lazım. Nasıl da anladın hemen...

Cihan pantolonun ceplerinden çıkardığı çikolataları az önce kucaklaştığı çocuklara dağıtırken her birerlerinin yüzünde görülmeye değer bir mutluluk vardı. Bir ışıltı, bir umut...

"Ne diyorduk çocuklar?" Asya'nın sözleriyle, koro halinde Cihan'a teşekkür eden çocuklar Cihan'ın hiçbir yerde görmediğim kadar tebessüm eden haliyle rica ettiğini duyduklarında göz ucuyla bana baktılar.

Bakışlarında saf masumiyet olan yemyeşil gözlü, sarı saçlı, tatlı mı tatlı, küçük bir kız, Cihan'a baktı. Kulaklarındaki kirazlı küpeleri çok tatlı görünüyordu.

"Bize misafiy mi getiydin Cihan abi?"

Cihan, kızın sorusuyla başını hafifçe bana çevirdi. Sonra küçük kızın boyuna yakın olabilmek için bir dizini yere koyarken diğerini kaldırdı. "Evet Yeşim, Gülşah ablanızla tanışın. Artık daha sık görüşeceğinize eminim."

Diğer çocukların ürkek bakışlarının aksine cesur bir şekilde önümde duran Yeşim başını kaldırıp bana baktı. Bende yere çömeldiğimde Yeşim, uzun sarı saçlarını arkasına atıp elini uzattı.

"Benim adım Yeşim. Cihan abinin en sevdiğiyim."

Sözlerine gülümserken bende elimi uzattım.

"Benim adım da Gülşah. Tanıştığımıza memnun oldum Yeşim. Ayrıca bence seni tanıyan herkesin en sevdiğisin."

"Öyle olabiliy ama ben en çok Cihan abimi seviyoyum."

"Tamam, öyle olsun bakalım."

Yeşim arkasını dönüp diğer çocukların arasına karıştığında Cihan ile aynı anda ayaklanmıştık.

"Hadi çocuklar dışarı çıkıyoruz."

Görevli Asya'nın, sözleri ile çocuklar peşi sıra bahçeye çıktılar.

Asya koridordan geçen, bizden yaşça büyük görünen bir kadına, dışarıdaki çocuklara mukayet olması için ricada bulunup yanımıza geldiğinde ellerini önünde kavuşturdu.

"Hoşgeldin Cihan."

"Hoşbulduk Asya."

"Sizde hoşgeldiniz."

Başımı nezaketen hafifçe eğip tebessüm ettim. "Hoşbuldum."

"Odaya geçelim isterseniz."

Asya bizi buyur ettiğinde peşinden yürüdük. Sarı koltukları, turuncu halısı ve yeşil duvarıyla rengarenk bir odaya girmiştik. Asya masasına geçerken bizde iki yanındaki koltuklara oturduk. Ve Cihan bana dönerek anlatmaya başladı.

"Burası anlamışsındır ki bir çocuk esirgeme yurdu Gülşah. Yedi yaş ve altı çocuklar kalıyor bu binada. Daha sonra kız erkek ayırarak on sekiz yaş altı yetimhanelerine gönderiyoruz. Az önce gördüklerinin kimisi bebeklikten öksüz ve yetim kalan çocuklar, kimisi ailesi terk eden ve hatta kimisi de ailesinden bizzat kurtardığımız çocuklardan oluşuyor. Bu binada bu saydıklarımın onlarcası yaşıyor. Savaşta öksüz kalmış bir bebek, sokakta saldırıya uğramaktan son anda kurtardığımız bir kız ve daha nicesi çocuğun yaralarını sarmaya çalışıyoruz burada."

Sözlerinin her biri yüreğimde bıçak kesiği etkisi oluşturmuştu. Bu gerçekleri her gün haberlerde duyduğumuzdan, arsız kulaklarımız ve nankör gözlerimiz buna alışmış yalnızca duyduğumuzda içimiz acıyor ve aklımıza gelirse dua ediyorduk. Bu acı gerçek her gün yaşanırken biz rahat yataklarımızdan kalkıp işe gitmeye üşeniyor, tüyden sebeplerle birbirimize hayatı zindan ediyorduk. Oysa hala ailemiz yanımızda, sıcak bir yuvada, canımızın çektiğini yiyebildiğimiz için şükretmemiz gerekirdi.

"Seni buraya neden getirdiğimi soracaksın," dediğinde bir şey demeden devam etmesini bekledim.

"Senin çocuklara karşı tutumun çok nahif Gülşah."

İsmimi onun ağzından duymak nedense çok garip hissettiriyordu.

"Buradaki çocuklara güzel katkıların olacağını düşünüyorum. Ayrıca bu binanın arkasında da bir huzurevi var. Eminim oraya da gitmeyi istersin," dediğinde yüzümde şaşkın bir ifade oluştuğundan neredeyse emindim.

"Buranın prosüdürleri yok mu? Yani kafam esip istediğim bir anda gelebilir miyim?" dedim merakla.

"Senin için kayıt oluşturup stajını buraya aldırabiliriz. Hem Asya'ya yardım edersin. İyi anlaşacağınıza eminim."

"Evet, burada artı kırk yaş grubu görevlilerden daha iyi arkadaş olacağımıza eminim."

Asya'nın sözleriyle yüzümde bir gülümseme oluştu.

Ben herkesle iyi anlaşırdım, kimseyle bir derdim olmazdı zaten. Sorun samimileşince insanların da değişmesiydi.

Asya'ya baktım. O da bana gülümseyerek bakıyordu. Tekrar Cihan'a döndüm.

"Stajımı buraya aldırmak o kadar kolay mı?"

"Benim için evet."

Şu herşeyi halledebilirim kafasında oluşu bazen gıcık etse de insan etkilenmeden edemiyordu.

"Bilmiyorum, oraya alıştım. Zaten şurada dönemin bitmesine de az kalmış. Ürkek ve travma dolu çocuklara kendimi ne kadar sürede alıştırırım ya da kendimi sevdirebilir miyim emin olamıyorum," dedim kendimden emin olmadığımı bas bas bağırırcasına. Cihan'ın yüzünde ise duyduklarına katılmıyormuş gibi bir ifade vardı.

"Kendini sevdirme konusunda sorun yaşayacağını zannetmiyorum," dedi gözlerime bakarak.

...

Odadan çıkmış koridorda yürüyorduk. Cihan önümüzde adımlarken karşımıza çıkan bir çocuğu da yanına alarak onunla sohbet etmeye başlamıştı. Arkasından Asya ile birlikte gelirken çekingen tavrım yüzünden sohbet başlatamıyordum.

"Sen iyi bir kıza benziyorsun Gülşah. Cihan öyle pek misafir getirmez buraya," diyerek nihayet ilk adımı atan Asya olmuştu.

"Cihan hep gelir mi buraya?" diyerek bende açılış yaptığımda ilk sohbetimiz gerçekleşiyordu. Vatana millete hayırlı olsun, sosyalleştin Gülşah.

"Her zaman düzenli olmasa da ayda bir kesin gelir," dedi Asya soruma karşılık. "Çocuklarla oyun oynar, onlara abur cubur getirir. Onları mutlu etmeye çalışır."

"Ne güzel... Onun bu kadar düşünceli bir insan olduğunu düşünmemiştim hiç."

"Öyledir o. Pek belli etmez ama yufka yüreklidir," dediğinde Asya'ya yan bir bakış atmıştım. "Sen çok iyi tanıyorsun Cihan'ı galiba?"

"Ben buraya geldiğimde on beş yaşındaydım," dedi Asya yüzünden silinmeyen gülümsemesiyle. "Yıllardır buranın müdavimi kimdir, nasıl insandır iyi bilirim."

"Hmm... Anladım."

Az sonra Cihan'ın yanına arkadaşı olduğunu düşündüğüm birisi geldiğinde birbirlerinin omuzlarına vurup aynı anda sohbet etmeye başladılar.

"Üf yine mi bu sakar!?" diyerek hayıflandığında Asya'nın sözleri meraklanmama neden olmuştu.

"Tanıyor musun?"

"Maalesef... Cihan'ın en yakın arkadaşı Ömer. Her gelişinde bir olay çıkarıyor sinir oluyorum."

"Nasıl olay?" dedim merakla.

"Geçen gelişinde mutfağa aşçıya yardım etmek istedi, mutfağı batırdı. Ondan önceki gelişinde çocuklarla oynayayım derken topu kaçırdı, o kurtaramadan top bir arabanın altında patlayıverdi. Ve daha saymakla bitmez onlarca sakarlık."

Güldüm. Cihan ve namıdiğer sakar arkadaşı Ömer'in yanına geldiğimizde bize döndüler.

"Yine mi bu kız? Ben bugün dışarda işi var diye duydum sevinçle gelmiştim, oldu mu bu şimdi?" dediğinde Ömer'in de Asya'ya karşı pek sevgi dolu yaklaşmadığı anlaşılıyordu.

"Ben de sen geldin diye çok sevinmiştim zaten," diyen Asya kollarını bağladı.

"O zaman çok sevinme erken gideceğim," dedi Ömer ona bakmadan.

"Tüh nasıl üzüldüm bilemezsin."

"Tamam arkadaşlar flörtleşmenize sonra devam edersiniz."

Cihan'ın sözleriyle ikisi de aynı anda kızgın bir şekilde neredeyse bağırmıştı.

"Flört etmiyoruz!"

"Tabi ki de öyle," dediğinde Cihan'ın sesinde belirgin bir alay tonu vardı. "Neyse ne yapıyorsanız yapın."

Ömer kızgın bakışlarını Cihan'dan çekip bana baktığında hızla bakışlarımı kaçırdım.

"Oo yeni görevli alımı mı yapıldı?" dediğinde az önceki gerginliği uçmuş gibi sesi keyifli çıkmıştı.

"Hayır Ömer! O benim nişanlım," diye çıkıştığında Cihan sanki biraz fazla sert tepki göstermişti.

"Yok daha neler!" dedi Ömer abartılı bir şaşkınlıkla. Bir süre şaşkın bakışlarını ikimiz arasında mekik dokutup dehşete düşmüş gibi tekrar Cihan'a döndü. "Sen ciddi misin oğlum?"

"Evet," diyen Cihan ise şimdi oldukça sakin görünüyordu. Ellerini ceplerine koyduğu sıra gözlerimiz saniyelik olarak çakışsa da tekrar konuşan Ömer ile dikkatimiz ona çevrildi.

"Yahu Cihan, bir şeyler söylemediğini biliyorduk da bu kadarı da saklanır mı be?"

"Saklamadım ki," dedi Cihan aynı rahat ifadesiyle.

"E neden söylemedin o zaman?" dedi Ömer çileden çıkmak üzereymiş gibi.

"Sormadın," dedi Cihan omuzlarını silkerek. Şu an karşımda dikilen soğuk ve gıcık adam sürekli benimle dalga geçen ve berbat espriler yapan adam mıydı yani?

"Oldu olacak çocuğunun düğününe kadar söylemeseydin!" dedi Ömer sitemle.

Cevap vermedi Cihan. Onun bu derece soğuk tutumuyla ilk defa karşılaşıyordum. Benimle alay eden şakalaşan Cihan değildi burada gördüğüm Cihan, ki Asya, Ömer'in en yakın arkadaşı olduğunu söylemişti. Ama şimdi fark ediyordum da Ömer, Cihan'ın bu tavrını garipsememişti sanki. Belki de Cihan, dışarıya karşı hep böyleydi.

Asya ne demişti az önce? Belli etmez ama yufka yüreklidir o.

Nasıl yani belli etmez? Bana sormadan incelik gösterip döner söylediğinde, her seferinde babamlardan buluşmak için izin istediğinde, benimle olan konuşmasında, binaya girmemi beklediğinde...

Hepsinde incelik vardı, hepsi çok özel ve güzel hissettirmişti ve bu ince davranışların hiçbirini yaparken gizlememişti. O akşam konuşmamızdan sonra bunu herkese yapıp yapmadığını kendi içimde sorgulamaya başlamıştım. Şimdi tekrar kafama, midemi hoplatan sorular dolmaya başlamıştı.

Ailelerimizin altı yıla yakın süredir birbirini tanıyor olması birbirimizi tam manasıyla tanıdığımız anlamına gelmiyordu. Günler önce, yıllardır ailesinden mesleğini saklayan ama onlar için sevmediği bir kızla evlenecek kadar onlara değer veren Cihan'la tanışmıştım. Bugünse sert ama aynı zamanda yufka yürekli; otoriter ama şakalaşadabilen Cihan ile ilk defa göz göze gelmiştim.

Aramızda daha kaç Cihan vardı, gerçek manada birbirimizi ne zaman ve nasıl tanıyacaktık bilmiyordum. Ancak onunla ilgili daha bilmediğim çok şey olduğuna emin olmuştum.

...

Otobüsle eve geçtiğimizde iftara bir saatten az kalmıştı. Asya bana tüm binayı gezdirmiş, bazı çocuklarla tanıştırmıştı. Bu süreçte Cihan neredeyse hiç peşimizden ayrılmamış sınıfları, odaları bizimle gezmiş ve karşımıza çıkan çocuklarla sohbet etmişti. Onu çocuklarla ilgilenirken izlemek öyle hoş hissettirmişti ki yüzümdeki tebessüme ve onu izlememe engel olamamıştım. Arada gözlerimiz birbirini bulmuş kalbim çırpınırken ben bakışlarımı hızla ondan kaçırmıştım.

Şimdi geçirdiğim günün güzelliğini düşünürken iftar sofrası kurmaya yardım ediyordum. Misafir olarak gelmiş olabilirdik ama misafir değildik. Hakkı amcaların evi bizim ikinci evimiz gibiydi. Ve bu Ramazan farklı olarak daha kalabalıktık. Cihan ve Sevim de katılmıştı aramıza.

Erkeklere salonda sofra kurarken biz kızlara da mutfakta sofra kurmuştuk. İlkim abla ile birlikte Gülsüm teyzeyi de kaldırıp yanımıza oturtmuştuk.

İftara dakikalar kala herkes sofra etrafında toplanıp vaktin girmesini beklerken ben içimden dualarımı ediyordum.

"Ee kızım bugün Cihan ile buluşmuşsunuz."

Seher teyzenin sözleriyle gözlerimi açıp ona baktım.

"Evet Seher teyze, yani beni bir yetimhaneye götürdü çocuklarla vakit geçirdik."

"Cihan mı götürdü seni yetimhaneye?"

"E-evet, siz bilmiyor muydunuz?"

Cihan'ın mesleğini bile bilmiyorlar Gülşah, sen ne diye nereye gittiğinizi dan diye söylüyorsun?

"Hayret, bizim oğlanın öyle hayır işleriyle işi mi olurmuş ki?"

"Öyle demek ki Seher teyze. Cihan iyi bir insan."

"Bak nasıl da hayatına girdin çocuğun, huyları değişti hemen. Çiçek gibi kızsın maşallah."

"Estağfirullah Seher teyze, ben bir şey yapmadım gerçekten. Cihan kendi içinde iyi çocuk."

"Şu gece dışarı çıkmalarını, habersiz gidip günlerce gelmemesini de halletsek iyi çocuktur tabii benim oğlum."

Ah be Seher teyzem, oğlun devletini korumak için kutsal bir görev yapıyor ama görevi icabı bilmiyorsun. İyi çocuk Cihan, çok iyi bir çocuk.

"Ama namazlarını düzene soktu bak," dedi içimdeki düşünceleri çok uzatmadan. "Ben takip ediyorum namazını camide kılmayı da pekiştirdi. Diyorum ki bu işin bir ismini koysak artık."

Kurumuş tükürük boğaza kaçmaz demeyin. Beklemediğiniz bir anda, beklemediğiniz bir söz duyduğunuz an o olmayan tükürük boğazınıza yapışıveriyor. Demedi demeyin yani...

Ezan kurtarıcım olarak okunmaya başladığında önümdeki bardağı kafama dikiverdim. Bu seferde su boğazıma kaçtığından, güzelim iftar sofrasına mide suyumu bırakmamı son anda engellemiştim.

...

İftardan sonra ne kadar engel olmaya çalışsam da bulaşıklara İlkim abla girişince mecbur, tatlı servisi bana kalmıştı.

Neyse ki salonda ki sofrayı Cihan ve Ufuk topladığından yalnızca çay ve tatlı servisini hızlıca yapıp mutfağa geçecektim.

Ben trileçeyi dilimleyip tabaklara dağıtırken Nazlı da çayları doldurmuştu. İkimiz birlikte salona girip servisi yaparken özellikle Cihan'ı en sona bırakmıştım.

En son Cihan ve Ufuk'un tabaklarını elime alıp salona girdiğimde, babam ve Hakkı amca bizim hakkımızda konuşuyorlardı. Hakkı amca Cihan'ın namazlarını düzene soktuğundan bahsederken babamın yüz ifadesine bakamamıştım. Önce Ufuk'un tabağını uzatıp aynı koltuğun diğer ucundaki Cihan'a yerimden oynamadan tabağı uzattım.

Gerçekten de öyle olduğundan mı yoksa kendi kuruntum mu bilmiyorum, babamların bakışları üzerimizdeymiş gibi hissetmiştim. Tabaktan bakışlarımı çekmeden Cihan'a uzattığımda inadına almadığını biliyordum.

Kısık bir sesle ismini söylediğimde bana baktı.

"Teşekkür ederim, zahmet ettin Gülşah. Ben alırdım."

Yüzümü ekşittim.

"Al o zaman."

Sırıtan ifadesi anında bozuntuya uğrayıp uzattığım tabağı nihayet aldığında doğrulup odanın çıkışına ilerledim. Tam kapının önüne gelmiştim ki Cihan'ın sözleriyle olduğum yere çivileniverdim.

"Alper amca, izniniz olursa biz istemeyi daha fazla geciktirmeyelim diyoruz."

 

+++

 

Bölüm : 26.02.2026 21:24 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...