15. Bölüm

14. BÖLÜM ~Yüzleşmek~

dolunayelif
dolunayelif

Cümleten Selamünaleyküm canlarım cannım okurlarım🫂

Bu kız yine oy sınırının dolmasını beklemeden yeni bölüm atmaya karar verdi. Çünkü bu kız sabırsız, çünkü bu kız sizin yorumlarınızı özledi🥹👉🏻👈🏻

Pekâlâ bu bölüm teşekkürümüz; @benilknurr_ ve @nergiss ' e geliyor.💐Çok çok teşekkür ederim tüm oylarınız için🥰 bu desteğiniz benim için çokk değerli🪻

@benilknurr_ güzel arkadaşım🌸 yorumların için ayriyeten çok çok teşekkür ederimm sana💝

Evvet bölüme geçmeden önce satır aralarında yorum yapmayı unutmayın lütfen 😉 düşüncelerinizi okumayı çook özlediim😁🤗

⭐Yıldızı okşamayı da bir alışkanlık haline getirin ama canım💫 Okuyorsunuz işte. Bir yıldıza basmayı çok görmeyin ✨

+++

~ 14. BÖLÜM ~

 

Siz: Seni almaya geleceğim

🌹👑: Neden

Siz: Dedem, seni okuldan aldıktan sonra fırına uğramamızı istedi

🌹👑: Tamam ben kendim gelirim

Siz: Hayır

Siz: Seni almam daha uygun olur

🌹👑: Aynı anda gideriz anlamazlar

Siz: Dedemi bilmiyor musun Gülşah?

Siz: Gözünden hiç bir şey kaçmaz onun

Bir süre çevrimiçiliğini korudu Gülşah.

Siz: Ekrana üfleyerek bakmak yerine tamam yaz gitsin

🌹👑: Bu sefer gerçekten drone kullanıyorsun galiba

Siz: Ona ihtiyacım yok

🌹👑: Sen iyi oldun mu ki beni almaya geleceksin?

🌹👑: O gün fark etmedim sanma acı çektiğini

Siz: Sen beni mi izledin?

🌹👑: Yok köfteci amcayı izledim Cihan!

🌹👑: Ekmek arasını çok acı hazırlıyordu adam

🌹👑: Seninde de canın acı çekmiştir diyorum!!

Cihan'ın yüzünde silik bir tebessüm belirdi. Gülşah'ın sinirlenişi çok farklı bir boyuttu onun için.

Siz: İyiyim

🌹👑: Görmeden inanmam

Siz: Bugün görürsün

Telefonu yüzündeki silik tebessüm ile yatağın yanındaki komodine koyup, yatakta zorlukla sağına döndü. Sırtındaki yara, ilk günkü gibi olmasa da hala ağır bir sızı ile adeta Cihan'a işkence ediyordu. Dişlerini sıkıp gözlerini kapattı derin bir nefes verirken.

Acısı arttığında evdekiler anlamasın diye çıkacağı sıra dedesi bir ara Gülşah'ı okuldan alıp fırına getirmesini istemişti.

Gülşah uzun zamandır fırına uğramıyormuş, dedesinin pizzalarını özlemiştirmiş...

Her zamanki gibi bir yalan uydurup evden çıktıktan sonra yıllardır tek başına yaşadığı evine gelmişti Cihan. Yıllarca annesigilden habersiz aynı şehirde gurbet çektiği eve.

Defalarca kez ölümle burun buruna gelmiş ve her defasında ailesine gerçekleri söylememesinin pişmanlığını hissetmişti. Ancak bir gün nasip olur da şehitlik haberi annesigilie giderse, arkasında nasıl büyük bir enkaz bırakacağını tahmin dahi edemiyor ve bunu düşünmek ne kadar acı verse de sürekli ailesine açıklama yapma fikrini erteliyordu. Ve kendini avutmak için, Cihan'ın bir anda ortadan kaybolup sonsuza kadar ondan haber alamamalarının daha az acı verici olacağına inanmaya çabalıyordu.

Yatakta zorlukla doğruluğunda elini göğsüne koydu. O gece iki mermi neredeyse aynı yere gelerek iskeletinde büyük bir yaraya neden olmuştu. Hayati organlarına gelmemiş olması büyük bir mucizeydi onun için.

Düzgün tedaviye devam ederse eski sağlığına kavuşabilirdi.

Sırtındaki acıya rağmen dik durmaya çalıştıkça acısı artıyordu Cihan'ın. Bir şeyler olmamış gibi davranmaya çalıştıkça zorlaşıyordu hayat.

Yataktan kalktığında belini doğrultması zaman aldı. Kendi pansumanını yapamadığından hastaneye gitmişti.

Taze sargı bezine gitti eli. Gözlerini kapatıp, hissettiği acının gerçek olmadığını düşünmeye çalıştı. Kaşlarını çatarak, gözlerini açtığında yatağın ucundaki siyah tişörtü tek hamlede geçirdi üzerine.

Bugün güçlü olmalıydı. Bugün savaşmalıydı.

O akşam Gülşah'ın anlattıkları her ne kadar belli etmemeye çalışsa da çok öfkelendirmişti Cihan'ı.

Hele sesinin titrediğini duymuştu ya. Bütün ipler kopmuştu onun için.

O şerefsiz Arda'nın işini bitirmeliydi.

Bunları düşünerek hırsın ateşi kapladı tüm bedenini. Dişlerini sıkarken, ellerini yumruk yaptığının farkında bile değildi. Öfkesi, acısını biraz dindirmişti.

Binadan çıkıp arabasını çalıştırdığında gaza abanarak sürdü arabayı. Kolu da tam iyileşmemişti ancak tamamen kullanılamaz halde değildi.

Okulun dağılmasını sabırla bekledi. Nihayet okulun olabildiğince boşaldığına kanaat getirdiğinde daha dikkatle süzdü okuldan çıkanları.

Yarım saat içerisinde istediği kişiyi görmüştü.

...

Okuldan çıkıp, ıslık çalarak herşeyden habersiz yürüyen Arda, az sonra olacaklardan habersiz ilerlerken, arkasından yavaş adımlarla onu takip eden Cihan, sıktığı yumruklarını onun yüzüne geçirmemek için büyük bir sabır sınavı veriyordu.

Az sonra, tenha bir sokağa girdiklerinde Arda, siyah Jeep'ine yöneldi. Otomatik anahtarı ile kilitleri açtığı sıra yakasından tutulup duvara vurulmasıyla bir şok geçirmişti.

Cihan, gözlerinden ateş fışkırırcasına yaka paça tuttuğu adama bakarken, Arda neye uğradığını anlamaya çalışıyordu.

"Ne yapıyorsun lan sen!? Bırak beni!"

"Sus lan!"

Cihan yumruğunu sertçe yüzüne geçirdiğinde Arda büyük bir sarsıntı geçirmiş, son anda düşmekten kendini almıştı.

Tek eliyle Arda'nın kolunu kavradı. Arda acıyla inlerken Cihan, karşısında adam demeye dilinin varmadığı varlığa, tiksinircesine bakıyordu.

"Böyle mi tuttun lan kızın kolunu pezevenk?" dedi dişlerini sıkarken.

"Ne saçmalıyorsun lan sen?" dedi Arda inleyerek.

"Yediğin bokları gördü diye peşinden koşup kolunu sıktığın karımdan bahsediyorum," dedi Cihan, gözleriyle eşdeğer sözleriyle ateş etmekten geri durmadan.

Arda korkuyla bakışlarını Cihan'a kaldırdı.

"Sen nereden..."

"Resmi bir kurumda, bir pislik işleyeceksen çok ince düşünmen gerekir müdür bey," dedi Cihan dişlerinin arasından. "Sizin günahınıza hiç istemeden ortak olan Gülşah, orada tek değildi."

Arda, saniyeler içerisinde o güne ve o ana gitti.

Gülşah'ı okuldan gönderdikten sonra temizlikçi kadını son anda fark etmişti. O da aynı Gülşah gibi kaçmak için başka bir koridora saptığında, Arda onu da yaka paça tutup evlatları ile tehdit ederek susturmuştu kadını.

Gülşah, zaten gururundan söyleyemezdi kimseye. Kadın, evlatlarına bir şey olacak korkusundan diyemezdi. Merdivenlerde kamera yoktu. Koridordaki kamera kayıtlarını silmişti.

Delirecek gibi oldu. Açığa çıkmak, yıllar sonra, korkak bir kız yüzünden olamazdı.

"Ne biliyorsan söyle," dedi küfreder gibi.

"Senin bildiğin kadar," dedi Cihan öfkeli gözlerini Arda'nın titreyen göz bebeklerinden ayırmadan.

"Elinde kanıt yok," dedi Arda. Köşeye sıkışmış, çaresiz tepkisini gizleyememişti.

"Bunu bilemezsin." Korkutucu bir gülümseme yayılmıştı Cihan'ın yüzüne. Tehlikeli bir ifadeydi bu.

Arda'nın nefes alışverişleri hızlanmıştı. "İmkansız."

"Ne kadar paran olursa olsun, doğruların üzerini kapatamazsın müdür bozuntusu."

"O kaltak karın ne anlattı sana?"

Cihan'ın yüzündeki ani değişim fark edilmeyecek gibi değildi. Sert bir yumruk daha geçirdi Arda'nın kızaran yüzüne.

Kanlı bir dişi ağzından fırlayan Arda'nın kendine gelmesi zaman almıştı. Acıyla inlerken bir yumruk daha yedi ve bir yumruk daha... Nefes nefese kararan gözlerini şuursuzca bir yere odaklamaya çalışıyordu. Cihan'ın yakasından çekiştirmesiyle zoraki olarak alevlerin parladığı koyu kahve gözlere baktı.

"Bir daha karıma laf edersen..." dedi Cihan, Arda'nın suratına doğru tükürerek. "Onun adını ağzına alırsan gebertirim seni! Gebertirim, duydun mu lan!?"

Yakasından tutup başını kaldırdı kendinden geçen adamı.

Arda'nın konuşacak hâli kalmamıştı. "Seni..." İşaret parmağını salladı zorlukla. "Seni şikayet edeceğim. Sürüm sürüm süründüreceğim seni."

Karşısındakinin kim olduğunu bilmeden, tek yumrukla katmanları açılmış soğana benzediğini umursamadan tehditler savuruyordu.

"Buradan görünen, yakanı bıraktığım an senin sürünecek olman," dedi Cihan, küçümseyici bakışlarını Arda'nın dağılan giysilerinde gezdirirken.

"Ne istiyorsun?!" dedi Arda.

"Gülşah'dan özür dileyeceksiniz," dedi Cihan. Öfkesinden bir tutam kaybetmemişti.

Arda, Cihan'ın tiksinen bakışları eşliğinde, çirkin bir kahkaha attı. "Dinleyeceksiniz?" dedi bağırarak. Kulakları çınladığından kendi sesini duyamıyordu.

"Günahını paylaştığın kızla," dedi Cihan kendi sözlerinden tiksinerek.

"Başka?" dedi Arda alayla, yüzünden kanlar akarken. Cihan onun bu hareketlerini dayak sersemliğine veriyordu. Aksi takdirde Arda'yı dayak manyağı yapmamak için zor duruyordu.

"İtiraf edeceksiniz," dedi Arda'nın yana düşen başını kaldırmak için yakasını çekiştirerek.

Daha büyük bir kahkaha attı Arda.

"Cezanız hafifler," dedi Cihan, Arda'yı umursamadan.

"Ne cezası lan?"

"Suçunuzun cezası."

"Suç, kanıtlanmadığı sürece suç sayılmaz."

"Nerenden uydurdun lan bu sözü? Göt!"

"Kamera kayıtlarını sildim. Görüntülü kayıt olmadığı sürece hiç birşeyi kanıtlayamazsın," dedi ağzından kan damlaları fırlarken.

"Görgü tanıklarınız var."

"Kim ne görmüş lan? Kim inanır onlara?"

"Son kez söylüyorum. İki gün içinde söyledin, söyledin. Ha söylemedin, sen bilirsin. Zaten bir daha Gülşah'ı göremeyeceksin."

Karnına son bir yumruk daha geçirip arkasını döndü Cihan. Arda iki büklüm kalırken o, yavaş adımlarla arabasına yürüyordu.

-Yarım Saat Önce-

Yarım saat içerisinde istediği kişiyi görmüştü Cihan.

Selma Hanım, yorgun argın okuldan çıktığında genç bir adamın onu durdurmasını beklemiyordu.

"Affedersiniz. Çok kısa bir konuda konuşabilir miyiz?" dedi genç adam.

Kadın korkuyla baktı Cihan'ın suratına. "Siz kimsiniz?"

"Okulunuzda staj yapan Gülşah Aydın'ın kocasıyım."

Kadın, duyduğu cevapla rahat bir nefes aldı.

"Aa... Gülşah'ın evlendiğini duymuştum. Demek o şanslı damat sizsiniz."

Cihan içinde bulunduğu durumun ciddiyetini bozmak istemediğinden gülümseme isteğini geri çevirdi.

"Siz ne konuşacaksınız ki benimle oğlum?" dedi Selma Hanım merakla.

"Geçenlerde yaşanan bir skandala şahitlik ettiniz, öyle değil mi?"

Kadın endişelenmişti. "Polis misiniz siz?" dedi etrafına bakınarak.

"Hayır," dedi Cihan güven vermek isteyerek. "Yalnızca Gülşah'ın uğradığı haksızlığı savunmak istiyorum."

Gözlerini kaçırdı kadın. "Ben... Bir şey bilmiyorum."

"Konuştuğumuzdan kimsenin haberi olmayacak," dedi Cihan sakin bir tavırla.

"Ne konuşacağız? Ben bir şey bilmiyorum ki," dedi yaşlı kadın etrafına bakarken.

Cihan'ın sabrı taşıyordu ancak sakin kalmalıydı. "Selma hanım, rica ediyorum haksızlığa sessiz kalmayın."

"Oğlum kimsin, ne için geldin bilmiyorum ama burnunu çok sokma bu işlere. Müdür Bey'in işlerine karışman senin zararına olur," dedi kadın fısıldayarak.

Cihan'ın yüzüne belli belirsiz bir gülümseme uğrayıp kaybolmuştu. "Konuşacağım şeyin müdür ile ilgili olduğunu nereden anladınız?"

Selma Hanım, tongaya düşmenin verdiği sinirle sıkıntılı bir nefes verdi.

"Rica ediyorum. Çok zamanınızı almayacağım," dedi Cihan sesini hafifleterek.

"Burada konuşamam ama."

Kadının korkusu gözlerinden okunuyordu ve anlaşıldığı üzere okulun çevresinde konuşmak istemiyordu.

"İlerideki park uygun mudur?" dedi Cihan, kadının konuşmayı kabul etmesinin verdiği rahatlamayla.

"Olur ama hızlı olalım," dedi Selma Hanım çekinceyle. Her an vazgeçecekmiş gibi görünüyordu.

Birlikte okul çıkışı kalabalıklığının en yüksek olduğu parkta boş bir çardak bulup oturan Cihan ve Selma hanım vakit kaybetmeden konuya giriş yaptılar.

"Ne gördüyseniz veya ne biliyorsanız anlatın lütfen," dedi Cihan. Sesinde, sözlerine tezat bir emir havası vardı. Sabırsızlığına rağmen olabildiğince nazik olmaya çalışmıştı.

"O gün, okula çocuğum hasta olduğu için geç gitmiştim. Öğretmenler odasına çay götürdüğümde herkes, Gülşah'ın evliliği hakkında atıp tutuyorlardı. Bizim öğretmenler işsizdir oğlum, herşeyi konuşurlar," diyerek Cihan'ı sakin tutmaya çalıştı kadın. Cihan'dan bir tepki göremeyince devam etti.

"Ben de bir şey bilmediğimden sustum. Bir ara Gülşah'ın sabah öğretmenler odasında dedikodusunun edilmesine tepki gösterdiğini de duydum. Sonraki teneffüs bütün hocalar müdürün odasına çıkmışlar hatta ama ne konuştuklarını bilmiyorum. Okulu temizlemeye ancak son derste başlayabildiğimden ve diğer görevliler gelmediğinden işim uzun sürmüştü. Okul tamamen dağıldığında ben de işimi bitirmek üzere üst kattaydım. Müdür bey odasından çıkıp beni gördüğünde şaşırdı ve işimi geçe bıraktığım için kızdı. Alt katları bitirdiğimi söyleyince de sakinleşti. Sonra da aşağıda bir işi olduğunu, gelmememi eğer ihtiyacım olursa aramamı söyledi. Bende ne işi olduğuna kafa yormadım. Kendi halimde temizlik yapıyordum ki Gülşah geldi. Uyuya kaldığını söyledi kızcağız. Kapıyı da kilitlemiş müdür bey. Bende yangın merdivenlerini kullanmasını söyledim. Biraz sonra çıkabildi mi diye kontrol etmek için arkasından gitmiştim ki müdür beyin, Gülşah'ın kolunu çekiştirerek kızdığını gördüm. Kızcağız da korkmuş görünüyordu yazık."

Cihan'ın gözlerinden alevler fışkırırken, yumruklarını mı yoksa dişlerini mi daha çok sıktığını kestirmek güç bir durumdu. "Gülşah'ın kolunu mu tuttu? Bir de sıktı mı?" dedi öfkeyle.

"Evet. Ne olduğunu anlayamadığımdan saklanıp izlemeyi tercih ettim. Sonra Dilara çıkageldi. Önce neden orada olduğunu anlayamadım, ikisine birden kızıyor zannettim müdür beyi. Ama sonra hareketleri ve Arda Bey'in sürekli Gülşah'ı, gördüklerini söylememesi için tembih etmesiyle anladım. Olay çok daha farklıymış."

Cihan, sıkıntılı bir nefes verip elini saçlarına daldırdı.

"Aman oğlum bu işe karışma. Ne kendi başını yak ne de Gülşah'ı zora sok."

"Siz neden sustunuz?" diyen Cihan için sinirlendiğini saklamak imkansızdı artık. Merhamet kırıntılarının sonunu zorluyordu.

"Beni son anda gördü oğlum. Çok güçlü insanlar tanıdığını söyledi. Çocuklarıma zarar vermekle tehdit etti. Sadece işimi değil hayatımı da elimden alacağını söyledi," dedi kadın ağlamaklı bir tonda.

"Apaçık tehdit etmiş sizi," dedi Cihan. "Neden şikayet etmediniz?"

"Yapamam oğlum," dedi Selma Hanım gözlerinden akan yaşları silerek.

"Korkma abla böyle insanlardan. Devletimiz korur."

"Aman oğlum boşver."

"Bana anlattıklarınızı bir arkadaşıma tekrar anlatabilir misiniz?"

"Polis mi?"

"Değil ama adaletin tecelli etmesi için gücü var. O itin güçlü tanıdıklarına taş çıkartan bir güç."

"Asker misin oğlum sen? Teşkilat mısın yoksa?" dedi kadın şaşkınlıkla.

"Anlatır mısın, anlatmaz mısın abla?" dedi Cihan ısrarla.

Selma Hanım durdu. Söz konusu çocukları için her şeyi yapardı. Onların canına bir zarar gelmesindense ölmeyi yeğelerdi.

"Anlattığınızı kimse bilmeyecek," dedi Cihan tekrar. Kadının evet demesi için her şeyi yapardı.

Son kez düşündü emekçi anne. Usulca başını salladı sonra. Cihan rahat bir nefes alıp kadına güven verici bir bakış attı.

"Bugünden itibaren ne sana ne çocuklarına, onun tarafından gelecek bir zarardan korkma tamam mı?"

...

Gülşah okuldan çıktığında heyecanla etrafına bakıyor, beklediği kişiyi arıyordu. Onu bekleyen kişinin ona baktığından habersiz etrafı süzen gözlerle yürümeye devam ettiğinde, nihayet gözleri dakikalardır onu izleyen gözleri bulmuştu.

Adımlarını hızlandırıp, kalbini sakinleştirmeye çalışırken aynı anda yüzünde sevindiğini belli eden gülümsemeyi de silmeye çalıştı.

Cihan yaslandığı arabasından ayrılıp kollarını iki yana açtı.

"Nihayet teşrif edebildiniz Gülşah Hanım."

"Hoca bırakmadı bir türlü. Hem sen nereden biliyordun bu saatte çıkacağımı?"

"Duyuru panonuza baktım."

"Yok artık!"

"Rahatsız mı oldun?"

Omzunu silkti Gülşah. "Yani sonuçta, biz ayrı dünyaların bireyleri, sevdiklerimiz için aynı dünyada gibi oyun oynuyoruz."

"Yani?"

İnce düşünmen kalbimi ağrıtıyor. Bu ağrının sonu iyi yerlere gitmiyor, diyemedi Gülşah. "Öyle işte." diyebildi yalnızca. "Hem sorsaydın söylerdim."

Tek kaşını kaldırıp güldü Cihan. "Sence gerçekten söyler miydin?"

Düşündü Gülşah. Yüzüne bir gülümseme yayıldı. "Söylemezdim." dedi çocukların yaramazlık yaptığında güldüğü gibi gülerek.

Cihan onun bu haline takıldı. Bir süre sessizce, umarsız izledi Gülşah'ı.

"Huu! Sınavdaki yanlış cevaplarını mı hatırladın, bi daldın?"

Bakışlarını çekti Cihan. Helal olduğu halde çekti çünkü biraz daha bakması ikisi içinde iyi olmayabilirdi.

"Ben yanlışlarımı unutacak adam mıyım?" dedi arabasına yaslanarak.

"Sen her şeyi unutursun." dedi Gülşah alayla kollarını göğsünde kavuşturduğu sıra.

"Her şeyi mi?" dedi Cihan bir iç çekerek.

"Of ne oldu sana? Efkar perileri basmış seni. Dalıp gidiyorsun. Alzeymer teşhisi mi koydular yoksa?"

"Ne teşhisi?" dedi Cihan. Bu sefer ses tonu alaylı olan oydu.

"Alzeymer."

Cihan kafasını geriye atarak kahkaha attı.

"Ne gülüyorsun ya?"

Gülşah utanarak Cihan'ın koluna vuracakken göğsüne vurdu.

Cihan'ın sesi kesilip öne doğru bükülmesi ise çok ani olmuştu.

"Senin elin ne ara bu kadar sertleşti yav?" dedi öksürerek.

Gülşah endişeyle elini, Cihan'ın göğsünü tuttuğu elinin yanına koydu, kalbinin üzerine.

"Saçmalama. Ya sen çok prensessin ki bu devlet adamı için imkansız bir lakap. Ya da yaranı buldum ama hala saklamaya çalışıyorsun."

"Yaram orada, iyi buldun," dedi göğsündeki ince ele bakarken. Yarasının acısıyla yarışır şekilde hızlı atan kalbini fark etmiş miydi Gülşah?...

Gülşah, Cihan'ın zorlukla söylediği söz ve bakışlarının odağı üzerine hızla elini çekti. Utanmış, kendini kötü hissetmişti.

"Affedersin."

Cihan'ın eli hala göğsündeydi.

"Neden elini çektin?" Acısı tekrar çoğalmıştı.

"Arabanın anahtarı nerede?" dedi Gülşah. Ne yapacağını bilemediğinden strese girmiş ve Cihan'ın sorusunu duymamıştı.

"Cebimde," diyen Cihan ne kadar belli etmemeye çalışsa da acısından zorla ayakta duruyordu. Belki de dikişi sızdırmaya başlamıştı. Bir eliyle arabadan destek alırken Gülşah'ın aceleci tavrına bir anlam vermeye çalışıyordu. Onun bu anlam veremediği halleri her seferinde Cihan'ın yüzünde silik bir tebessüm oluşmasına yol açıyordu.

"Sağ mı sol mu?"

"Aklından geçen şey kesinlikle izin vermeyeceğim türden," dedi Cihan. "Arabamı ben kullanabilirim."

"İki cebine birden elimi sokmamı istemiyorsan söyle hangi cebinde?" dediğinde Gülşah'ın vazgeçmeyeceğini anlamıştı.

Acı çekmesine rağmen kurnazca gülerek Gülşah'a baktı Cihan.

"Ben istesem sen sokar mısın?"

Gülşah kaşlarını çattı.

"Cihan!"

Güldü Cihan. "Sen ehliyeti ne ara aldın?"

"Sen yurtdışında yaşıyor gibi gösterirken," dedi Gülşah avucunu Cihan'ın yüzüne doğrultarak. "Artık söyleyecek misin şu anahtarın yerini?"

Gülşah'ın sinirli çıkan sesine bir daha tebessüm etti Cihan. Acısı vardı ama kuş gibiydi şimdi. Bu tezatlık anlatılmaz yaşanır diyordu kendi kendine.

Ne o, göğsündeki veya arabadan destek alan elini kıpırdattı ne de Gülşah ikisinden birini yapmasını bekledi.

"Sağ," diye yanıtladı Cihan sonunda.

Gülşah utandığını belli etmemeye çalışarak elini hızla Cihan'ın sağ cebine daldırıp çıkardı. Anahtar yoktu.

Cihan Gülşah'ın sinirli nefes verişine gülerken arabadan destek alan kolunun uyuşmaya başlamasını umursamadı. Sırtındaki sızı büyüyordu. Elbette Gülşah vurduğu için başlamamıştı acısı. Zaten olan acı kendi kendine çoğalıvermişti bir anda.

"Dua et yaralısın. Yoksa şimdiye seni mahvetmiştim Cihan!"

"Ne yapabilirsin ki?"

Sesi hala alaylı çıkıyordu. Acısını umursamadan Gülşah'la eğlenmek acısını unutmasını sağlıyordu.

"Bir anda bu adam beni taciz etti diye bağırırım. Linç ederler valla," dedi Gülşah, gözdağı vermek ister gibi.

"Taciz eden kim acaba burada? Elini cebime soktun sapık kız."

Açılan ağzını tek eliyle kapattı Gülşah. Bir yandan da Cihan'a ayıplarcasına bakıyordu.

"A-aa! Böyle mi olduk şimdi?"

Cihan dudaklarının kıvrılmasına engel olamadı.

Arkasında sakladığı elini uzattı karşısındaki genç kıza.

Gülşah şaşkın ve sitem dolu bakışlarını, Cihan'ın parmakları arasında sallanan anahtar ve Cihan'ın kısık gözleri arasında mekik dokuttu. "Anahtar başından beri elinde miydi?" dedi kaşlarını çatarak.

Elini hızla anahtarı almak için kaldırdığında Cihan elini yumruk yaparak anahtarı avucunda hapsetmişti. Gülşah tehditkâr bakışlarını Cihan'a diktiğinde yumruğu açıldı. Gülşah anahtarı kaptığı gibi arabaya bindiğinde Cihan yerinden hiç kıpırdamamamıştı.

Anahtarı yerine sokup, yan koltuğunun camına doğru eğildi Gülşah. "Gelsene," dedi eliyle işaret yaparak.

Cihan elleri cebinde cama doğru eğildi. "Seni duyamıyorum," dedi kulağını işaret ederek.

Gülşah gözlerini devirip önüne döndü. Direksiyonu kavrayıp arabayı çalıştırdı. Bir yandan da yan koltuğunun camını açtı.

"Beni duyamıyorsan tek duyduğun arabanın motorunun sesi olur Cihan efendi."

Gülşah motoru çalıştırdığında, Cihan aniden toparlandı. "Gülşah..."

"Fırında görüşürüz gazim."

"Dur Gülşah!"

Gülerek gaza bastı Gülşah.

"Dur diyorum." Kapıyı hızla açıp bindi Cihan. "Deli misin kızım sen?" Eli hala göğsündeydi.

Kahkahasını engelleyemedi Gülşah. "Senden akıllıyım."

"Bir an gerçekten gideceksin sandım."

"Giderdim."

Cihan, tek kaşını kaldırarak baktı Gülşah'a.

"Doğru. Sende o potansiyel var."

"Öyle mi? Demek bende o potansiyel var. Ben insanı yarı yolda bırakan biri miyim?"

"Öyle mi dedim Gülşah ya?"

Omuzlarını silkti Gülşah. Dudaklarını büzüp önüne döndü.

"Gülşah?" dedi Cihan inanamayan gözlerle yanındaki kıza bakarak.

Gaza basıp arabayı hareket ettirdi Gülşah.

"Gülşah öyle demedim. Ayrıca sen dedin giderdim diye," dedi açıklama yapmaya çalışarak.

Gülşah saniyelik bir hareketle Cihan'a bakıp tekrar yola döndü. "Ben insanı yarı yolda bırakırım mı dedim?"

"Ben mi dedim?"

"Tamam Cihan."

Arabayı sürmeye devam etti Gülşah. Yol boyu sessizlik sürdü. Ve sessizliği Gülşah bozdu.

"Belki de insanlar da benim yarı yolda bırakacağımı düşündüğünden yalnızım."

"Yalnız değilsin."

"Evet tabi. Annem, babam, kardeşlerim hatta kocam bile var değil mi? En sahtesinden."

"Gülşah..."

Cihan'ın diyebileceği bir şey yoktu. Belki de vardı ancak söylememesi gerektiğini düşünüyordu.

Yol fırına vardıklarında bitti. Ancak kat etmeleri gereken daha çok uzun bir yol vardı.

...

İki genç Güllü Pastane'sinden içeri girdiklerinde kapının üstündeki zil, emektar Hakkı Bey'e misafirlerinin geldiğini haber veriyordu.

Tezgahın arkasında, kurulduğu sandalyesinden kalktığında beklediği misafirlerini görmenin sevinciyle yüzüne güzel bir tebessüm yerleşmişti.

"Oo hoşgeldiniz gençler."

"Selamünaleyküm dede."

"Ve aleykümselam."

Dedesi hala tepkiliydi torununa. Üzülüyordu oğlunun emaneti için. Endişeleniyordu, kızıyordu ama elinden bir şey gelmiyordu bir dede olarak.

"Nasılsın Hakkı amca?" Gülşah, Hakkı amcasının, torununa hala sinirli olduğunu fark etmişti.

"Çok şükür halimize kızım. Sen nasılsın? Dersler nasıl?"

"İyi çok şükür Hakkı amca. Beni özledin galiba, çağırmışsın?"

Güldü Hakkı bey. "Tabi özledim kızım. Cihan geldiğinden beri uğramaz oldun."

"Yok Hakkı amca. Cihan ile ne ilgisi var? Dersler, staj yoğunlaştı iyice."

"Sende haklısın kızım. Okuyun da bizim yapamadığımızı yapın." Göz ucuyla Cihan'a bakmayı da ihmal etmemişti.

"Taze pizzalarından var mı Hakkı amca?"

Gülşah'ın sevimli sorusuna gülümsedi Hakkı amca. Neşeye ihtiyacı vardı ve bunu Selim ve Gülşah ona çok güzel hissettiriyordu.

"Benim fırınımda bayat bir şey yoktur."

"Tabii ki Hakkı amcacığım, aksini iddia eden varsa gelsin beni bulsun."

Hakkı Bey gülerek tezgâhın arkasına geçerken Cihan, dedesinin ona karşı olan tepkisinin sebebini anladığından, sessizce onları izlemekle yetiniyordu.

Az sonra küçük pastanenin iki misafiri pizzalarını yerken Hakkı amca, Gülşah için limonata getirdi. Gülşah konuşmak için zorlukla ağzındaki lokmayı yuttuğunda, Cihan'ın onu gülümseyerek izlediğinden habersizdi.

"Teşekkür ederim Hakkı amca. Ne gerek vardı?"

"Sen seversin."

Gülşah sevilmenin verdiği o hoş şımarıklığa kendini kaptırmamaya çalışıyordu.

Hakkı Bey arkasını dönüp yalnızca bir masayı dolduran müşterisine baktı. Tek başına pastasını yiyip bilgisayarına bir şeyler yazan, pastanenin müdavimi genç kadın, Hakkı Bey için yabancı sayılmazdı artık.

Bir sandalye çekip gençlerin masasına ortak olurken Cihan'a sert bir bakış attı.

"Çayı yeni demledim. İki bardak kap gel."

Cihan, tepkisini korusa da merhametini esirgemeyen dedesine, başını sallayıp masadan kalktı.

Çayları doldururken, dedesine baktı Cihan. "Patatesli poğaça var mı dede?"

Dedesi sert görünmede kararlı olsa gerek, yüzünü torunundan tarafa hiç çevirmemişti.

"Siz gelmeden önce çıkarmıştım fırından. İçeride dinleniyorlar."

Cihan fırının olduğu odadan iki poğaça alıp tekrar masaya geçti. Dedesinin, torunu ona çayını uzatırken ona merhamet dolu bakışlarla baktığını yalnızca Gülşah fark etmişti.

Hakkı Bey kızıyordu torununa. Çünkü seviyordu. Ona bir zarar gelmesini istemiyordu. Cihan'nın, nerede, ne yaptığını bilmemek onu endişelendiriyordu.

Cihan yerine oturduğunda tabağında ki poğaçayı Gülşah'ın tabağına koydu.

"Dedemin poğaçaları gibisi yoktur."

"Sadece poğaçalarımı mı övüyorsun eşek sıpası?"

"Dede yok. Yani ben öyle demek istememiştim."

"Hem Gülşah kızım, poğaça yemez."

Gülşah tebessümünü engellemek için dudaklarını dişledi. Ciddi olmaya çalışılan bir ortamdaydı.

"Bugün de hep tersleniyorum ya hadi hayırlısı."

"Ağzının içinden söylenme!"

Dedesi, Cihan'a kızdıkça Gülşah'a gülme geliyordu. Bu sefer eliyle ağzını kapattı. Nihayet gülmesini geri itebildiğinde dede-torunu başbaşa bırakmak için iki aksi adamın birbirine attığı sessiz bir o kadar da gürültülü bakışmayı bozdu.

"Ben bir lavaboya gidip geleyim."

"Tamam kızım."

Gülşah çantasını alıp tuvalete gittiğinde, dede-torun bir süre bakışmaya devam ettiler.

"Kızdı mı Gülşah sana?"

Cihan dedesinin neyden bahsettiğini anlamamış gibi baktı. "Neden kızsın ki?"

"Habersiz ortadan kaybolup bir anda ortaya çıkıyorsun diye."

"Habersiz kaybolmadım ki dede. Mesaj atmıştım."

"Mesaj attın. Bir mesaj attın ve sonra da telefonu kapatıp eğlenmeye mi gittin?"

"Dede."

"Ne var dede, dede!?"

"Eğlenmeye gitmedim. İş için gittim ya."

"İşin ne senin oğlum? Gittiğin yerde telefonları mı topluyorlar?"

"Çok yoğundum."

"Yedi-yirmi dört mü?"

Cihan sessiz kaldı. Çok güzel kelime oyunu yapabilen biriydi. Ama iş, değer verdiği insanlara gelince süt dökmüş kedi gibi öylece kalıyordu.

"Neyse, burada konuşulacak konu değil bu. Gülşah'ı iyi tanı, duydun mu beni?"

"Tamam dede."

"Gülşah pek belli etmemeye çalışır ama hassas kızıdır, hem de unutmaz. Üzgün olduğunda şu köşedeki masaya oturup hep aynı defteri tekrar, tekrar okur. Kimsenin üzülmesini istemez. Onu herkesten daha iyi tanımalısın. Kimse senden daha fazla bilmemeli karını."

"Tamam."

"Eğer habersiz gittiğin o yerlerde kötü işlere bulaşıyorsan," dedi gittikçe ciddileşen Hakkı Bey. "Eğer Gülşah'ı üzecek tek bir şey yaparsan Alper'den önce ben çıkarım karşına. Tamam mı?"

"Tamam dede."

"Onun gözyaşlarını silen ol, akıtan değil. Olur da bana bir şey olursa ve ben gittikten sonra kırarsan Gülşah'ı, diğer dünyada bırakmam yakanı. Bu dünyada da Alper tabi."

"Onu üzmeyi bende istemem dede."

"Yol arkadaşın o senin. Yoldaş yoldan mühimdir. Yol yorsa bile, yol taşlı da olsa yoldaşın desteği herşeyi daha kolay, güzel ve sabredilebilir kılar."

"Anladım dede."

"İnşallah anlamışsındır."

Gülşah, tuvalette beklemekten sıkıldığında, bu kadar konuşmaları da yeter herhalde, düşüncesi ile yanlarına gitti.

"Hakkı amca her şey için çok teşekkür ederiz. Ellerine sağlık yine çok güzeldi pizza ve limonata."

"Afiyet olsun kızım. Her canın çektiğinde gel. Benim çağırmamı bekleme. Daha dün Ufuk'la, Nazlı geldiler. Kurabiyelerimi yiyip yiyip gittiler. Kardeşlerin gibi ol biraz."

"Evet anlattılar. Annem de iyi bir azarladı."

"Aa, söyle annene kızmasın çocuklara. Onlar yesin diye yapıyorum zaten."

"Parasını ödememişler ama."

"Dedem izin verir miydi ki sanki?" Cihan gülerek söylediklerine, dedesinin, sen ne karışıyorsun? bakışı ile pişman olup önüne döndü.

"Ben izin verir miydim ki kızım?"

"Ama Hakkı amca mahcup oluyoruz bizde."

"Sen her buraya geldiğinde bu muhabbeti açacak mısın?"

"Ama yani Hakkı amca."

"Aması, maması yok. Biz bir aileyiz."

"Sağol Hakkı amca."

"Hep beraber kızım."

...

Biraz daha oturup Hakkı amcaya kolay gelsin dilekleri ile veda eden gençler evin yolunu tutmuştu.

Arabada sessiz bir müzik çalarken Gülşah telefonuna gelen e-posta bildirimi ile bakışıyordu.

"Of şifremi ne diye unuttum ki?"

Cihan bakışlarını saniyelik olarak Gülşah'a çevirip tekrar yola döndü.

"Yalnız gül, iki bin sekiz."

"Efendim?"

"Mail adresin."

"Sen nereden biliyorsun? Sakın telefonuma girdiğini söyleme."

"Telefonuna neden gireyim?"

"Nereden öğrendin o zaman?"

"Geçmişten bir kareyi hatırladım yalnızca."

"Hangi geçmişte, ben sana mail adresimi verdim acaba?"

"Biraz zorlarsan hatırlasın."

Tekrar anlık bir bakış attı yanındaki şaşkın kıza.

"Hadi bekletme de gir mesaja."

"Hıh. Sanki okuyunca sana ne yazdığını söyleyeceğim."

Cihan yalnızca yarımca güldü. Sessizce sürdüğü yolu izlemeye devam etti.

Az sonra Gülşah, gözlerini yavaş, yavaş gezdirdiği mesaja baktı. Bu mesajı bekliyordu. "Bugün şube müdürü beni odasına çağırdı."

Cihan'ın sessizliği, Gülşah'ın dediklerini onaylayan ve devam etmesini bekler nitelikteydi.

"Staja orda devam etmeyeceğimi söyledi."

"Neden?"

"Arda bey, okulun masrafları arttığından maaşımı ödeyemeyeceğini söylemiş."

Küçümseyici bir gülüş vardı Cihan'ın dudaklarında. "Ne zaman ödedi ki?" dedi, yüzündeki küçümseyici ifadenin sebebi hakkında konuşarak.

"Bir de özellikle Cenk veya o kız değilde benim olmam çok ayrı bir mevzu zaten."

"En azından kurtuldun," dedi Cihan, sanki Gülşah'ın stajını aldırmak için şube müdürü ile konuşmamış gibi.

"Müdür staj yapmam için bir önerim olup olmadığını sordu. Bende yetimhanenin ismini verdim. Orada genç görevliye ihtiyaç var, dedim."

Cihan, bir önceki gün şube müdürünü staj değişikliğine ikna ettiğinde direkt yetimhaneye stajını aldırmak yerine Gülşah'ın fikrini duymak istemişti. Yetimhaneye gitmek isteyeceğinden emindi ama yinede bu kararı onun vermesinin doğru olacağını düşünüp, müdüre bu konuyu açmamıştı.

"Ee, müdür ne dedi?"

"Bu saatten sonra, ikinci dönemi bile yarılamak üzereyken, yeni staj yapacak yer bulmam çok zor olurmuş, talep oluşturmam gerektiğini söyledi. Bende orada hemen özgeçmişimi gönderdim. Mesaj bekliyordum ki işte şimdi geldi."

"Güzel."

Gülşah, yüzünde güller açan ifadesiyle Cihan'a baktığında onun yan profilden Keskin çene hatlarının daha belirgin olduğunu fark etmişti. "Ayrıca bir şey daha yaptım."

"Ne yaptın?" dedi Cihan Gülşah tarafından izlendiğini görmezden gelmeye çalışarak.

Gülşah, omuzlarını silkip önüne döndüğünde yüzünde muzır bir ifade vardı. "Söylemeyeceğim."

Cihan sabırlıydı. Ne zaman söylemek isterse o zaman dinlemeye hazır olacaktı ancak Gülşah'ın merak ettirme isteğini görmezden gelemedi. "Merakta bırakma insanı Gülşah."

Gülşah kollarını birbirine bağlayıp camdan dışarı çevirdi kafasını.

"Gülşah." Cihan'ın sesi ikna etmeye çalışır gibi yumuşacıktı. Çok nazik.

Omuzlarını silkti Gülşah.

"Madem söylemeyeceksin, ne diye merakta bırakıyorsun beni?"

"Biraz da sen merak et."

"Ben seni merakta mı bıraktım?"

"Tamam şurada dur." Dedi Gülşah, Cihan'ı umursamadan.

Gelmişlerdi. Oysa Cihan yol uzasın diye olabildiğince farklı yollardan geçmişti.

Gülşah arabadan çıkacağı sıra, Cihan, Gülşah'ın kolundan tutmak istedi. Ama yapmadı.

"Gülşah."

Arabanın kapısını açarken arkasını döndü Gülşah.

"Efendim."

"Ben seni merakta mı bıraktım?"

"Bilmem."

"Bir daha seni merakta bırakmayacağım."

"Ama ben bırakırım. Yolda bile bırakırım ben."

Gülşah, arabadan indiğinde arkasında düşüncelerin dibinde bir Cihan bırakmıştı. Az önce kapattığı kapının açık camına doğru eğildi Gülşah.

"Annenlere de selam söyle."

Cihan başını kaldırıp Gülşah'a baktı. "Söylerim."

Gülşah derin bir nefes verip başını geriye yatırdı.

"Ve aleykümselam, diyeceksin. Söyle evet ama gönderdiğim şeyi almadan götüremezsin."

Kapıyı kapatıp arkasına bakmadan binaya girdi. Hızlı adımlarla merdiveni çıkıp, evlerinin kapısının önünde durdu Gülşah.

Derin bir nefes verdi, gözyaşlarını geriye itti ve çaldı kapıyı. Kırılmıştı Cihan'a. Ancak asıl kırgınlığı, bu adama kırılacak kadar değer verdiğini fark ettiği kendisineydi. Yalnızca değer verdiği insanların yaptıklarına kırılırdı Gülşah. Değer vermediği insanların yaptıklarını umursamazdı.

Öte yandan Cihan hala arabada öylece kalakalmıştı.

Dedesi haklıydı. Gülşah, hassas ve unutmayan bir kızdı.

Cihan demediği halde, yolda bırakırsın, demiş gibi kırılmıştı Gülşah.

Neden bir anda alıngan olduğunu anlayamamıştı Cihan. Hep sert, sinirli görünmeye çalışıyordu belki de ama içinde kırık bir kız çocuğu vardı Gülşah'ın.

Sonra alık bir gülümseme yayıldı yüzüne. Onu merak etmişti Gülşah. Gittiğinde merak etmişti. Habersiz kaldığında merak etmişti belki de.

Şimdi de sen merak et, derken bunu kast ediyor olmalıydı.

Cihan, düşünceleri içinde kaybolmuşken sırtında ki acı arttı. Sırtında hissettiği sıcaklık, dikişlerin patladığına işaret ediyordu. Sıktı dişlerini. Kendini sıkmaktan yüzü kızarmıştı. Zorlukla hareket ettirdi arabayı. Acil hastaneye yetişmeliydi.

Babasına kavuşması için zaman vardı.

 

+++

🎉Evvett bir bölüm daha bitti👏🏻

Okunmada bin beşyüzleri görüyor bu gözler ey güzel Allah'ımm🤍

Bölüm nasıldı? Beğendiniz mi? Ben yazarken bayağı güldüm de😁

Yorumlarınızı merakla bekliyooruuum🤩

🍀Ve tabiii kiii oy⭐ Unutmayın rica ediyorum⭐🍀

🪷Bir sonraki bölüme kadar sağlıcakla kalın Allah'a emanet olun💖

 

 

 

Bölüm : 02.04.2026 22:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...