
~ 2. BÖLÜM ~
Kahverengi elbisemin üstüne kırık beyaz bir şal taktım. Bugün Hakkı amcaların evine gidecektik. Nazlı su yeşili elbisesinin kemerini sıkarken bana baktı.
"Abla görücüye çıkmıyosun bu kadar güzel olmasan mı?" Burnunu sıktım.
"Sen önce kendine bak fıstık." Nazlı'nın gözleri benim ve Ufuk'un aksine babama çekmişti. Yeşil gözleri ile adeta babamın kızıyım diyordu. Biz ise annem gibi kahve gözlüydük.
Gözlerimden memnundum. Ufuk'un da bir şeyden şikayet ettiği yoktu. Ama kumral saçları ona çok yakışıyordu. O ne zaman -yalnızca annemlerin zoruyla özel günlerde- saçlarını tarasa onu sinir ederek saçlarını karıştırmayı çok seviyordum. O benim şalımı bozmak için peşimden koşarken ders çalışan, müzik dinleyen veya arkadaşlarıyla konuşan Nazlı, bize bağırıyor, Annem bize kocaman oldunuz başlığı altında söylenirken, babam bu halimize gülümsüyordu.
"Hadi kızım bekletmeyelim insanları." Babamın seslenmesiyle odadan çıktık. Ufuk normalde yapmadığı şeyi yapıp saçlarını taramıştı. Oysa hep onlar yabancı değil biz de misafir değiliz deyip hazırlanmayı reddederdi. Kurnazca gülümsediğimde başını iki yana salladı. "Abla gelme üstüme. Baba bir şey yap."
"Hadi çıkalım."
Ufuk'u sallamayan babamın komutuyla ilk çıkan Ufuk oldu. Arkasından babam da çıktığında ben de hızlı adımlarla çıkıp ayakkabımı giydim. Ufuk ise çoktan koşarak merdivenlerden inmiş binadan çıkmıştı.
Ben ve Ufuk binanın dışında annemlerin inmesini beklerken Nazlı'nın ellerindeki meyve sebze dolu torbaları görünce kapıyı açtım.
Babam halde çalıştığından evimizde çeşitli meyveler sebzeler eksik olmuyordu. Hakkı amcanın bize sürekli tatlı yolladığı gibi babam da onlara özel kasa hazırlayıp getirirdi.
Ben Nazlı'nın ellerindeki torbalardan birini alırken Ufuk da bir diğerini aldı.
Hakkı amcaların evi bir üst sokağımızdaydı. İki dakikada kapılarında belirmiş zili çalmıştık bile.
Kapının önündeki ayakkabılardan ve içerideki seslerden evin normalden kalabalık cümbüş içerisinde olduğu belli oluyordu.
İlkim abla gülümseyen ifadesiyle kapıyı açtığında annesi Seher teyze de hemen yanında belirerek bizi içeri buyur ettiler.
Babam ve Ufuk salona geçerken biz de -benim Selim ile ufak sarılma faslımızın ardından- hanımlar olarak mutfağa geçtik.
Geniş mutfaklarına girdiğimizde köşe takımına yerleştim yanıma da Nazlı sığıştığında, annem de karşımıza geçmiş ve Seher teyze de çaprazımıza, İlkim abla da bir sandalye çekip annesinin karşısına oturmuştu. Herkesin oturma koordinatını da verdiğime göre sohbetimize dönelim.
"Ee nasılsınız kızlar anlatın bakalım?" Nazlı ile başlarımız aynı anda Seher teyzeye döndü.
"İyiyiz çok şükür Seher teyze siz nasılsınız?"
"Şükür evladım bizim halimize de. Nasıl gidiyor okulunuz?" Minicik bir an asosyal kardeşimin cevap vermesini beklesemde o elektriği alamadığımdan ben cevapladım.
"İki okul arasında mekik dokuyorum işte Seher teyze. Bu sene son inşallah."
"İnşallah yavrum Rabbim hayırlısını versin."
"Amin." Nazlı'nın kendisine mahsus sorulmadan konuşmayacağını bilen Seher teyze ona döndü. "E kızım senin nasıl gidiyor okulun?"
"Benim de iyi Seher teyze. Sınava çalışıyorum işte."
"İyi bakalım Rabbim yardımcınız olsun kızım."
"Amin Seher teyze."
Bizimle sohbeti biten Seher teyze az önce İlkim abla ile hal hatır soran anneme dönerek sohbete başladı. Nazlı telefonunu eline alırken ben de İlkim ablaya döndüm.
"Ee İlkim abla sen nasılsın?"
"İyi diyelim iyi olalım canım."
"Gülsüm teyze ile ilgileniyormussun sanırım."
"Evet kuzum, annem için tek başına zor oluyor artık. Zaten Selim de evde sıkılıyordu. En azından burda dedemle vakit geçiriyor. Dayısı ile ablası da döndü artık sıkılmaya vakit bulamaz herhalde."
"Aa Sevim de döndü mü?" Sevim, dayısı ve babası ile birlikte yurtdışında yaşıyor eğitimini orada görüyordu. Daha önce İlkim abla, babasının Sevim'in yabancı bir ülkede büyümesini istediğini söylemişti. Nazlı dan bir yaş büyüktü Sevim.
"Evet, Cihan temelli dönüş yaptığı için o da dönmek istedi. Babası sessiz kalınca ben de hemen ona da bilet aldım. Katı kurallı babasıyla bensiz yaşmak zor olurdu ona da."
"Ay canım benim. Nerde şimdi?"
"Uyuyordu. Dün geldiğinde bizimle vakit geçirmek için yol yorgunluğunu hiçe saydığından şimdi çıkarıyor acısını."
"Yadırgar buraları şimdi."
"Alışması için elimden geleni yapacağım. Anne kız çok özledik birbirimizi."
"Sadece tatillerde ve bayramlarda görüşmek hangi anne çocuğa yeter ki zaten. İnşallah kolay uyum sağlar."
"İnşallah canım."
"Abla müsaitse Gülsüm teyzeyi bir ziyaret etsem."
"Tabi sen geç ben de sofrayı kurmaya başlayım artık."
"Hemen gelirim yardıma."
"Acele etme kız ben de hallederim."
Annemlere döndüm.
"Anne ben bir Gülsüm teyzeyi ziyaret edeyim."
"Tamam kızım bende birazdan kalkar gelirim."
İlkim ablanın gösterdiği odaya ilerledim. Gülsüm teyze bu odada yatıyordu. Tam kapıyı aralamıştım ki içerden gelen konuşma sesleri ile durdum. Kapı aralık olduğundan merakıma yenik düşüp baktım.
Gülsüm teyzenin yatağının yanına sandalyeyi çekmiş sırtı bana dönük ,geniş omuzlarını görebildiğim adam, babaanne diyordu karşısında yatan yaşlı kadına. Gülsüm teyzenin gözleri açık mı adamın omuzları yüzünden göremiyordum.
"Yavrum..."
"Kendini zorlama lütfen."
Sesinden tanımıştım. Bu Selim'in dayısı Cihan'dı.
"Gitme."
"Gitmeyeceğim babaanne."
"Senin de mutluluğunu görmek istiyorum oğlum."
"Sen iyileşince ben mutlu olacağım babaanne."
"Evlen, çoluk çocuğa karış. Senin kurduğun aileyi görmeden ölmek istemiyorum."
"Babaanne lütfen. Bu konuyu daha önce de konuşmuştuk."
"Dinle beni." Babaannesinin ısrarı üzerine Cihan'ın sıkıntılı bir nefes verdiğini duydum.
"Biri var. Tam sana uygun. Birbirinize ihtiyacınız var. Çok mutlu olabilirsiniz."
"Benim kimseye ihtiyacım yok. Allah var."
"Yavrum, Allah herkese yeter ancak yaşı gelen hazır olan gencin de evlenmesini emretmiştir. Yalnızlık Allah'a mahsustur evladım."
"O benden geçti artık, sen çok iyi biliyorsun," diyip iç çekmişti Cihan. Sanki, sen çok iyi biliyorsun, derken sesinde bir ima sezmiştim.
"Neyse, sen kendini daha fazla yorma babaanne. Ben misafirlere bir bakayım. Ablama yardım edeyim."
Aralıktan Cihan'ın ayaklandığını gördüğümde derhal kenara çekildim. Saniyeler içinde kapıyı açtığında çok uzaklaşamamıştım. Ani hareketlenmemi fark ederek benim olduğum tarafa döndü.
Onları dinlediğimi düşünmesi ihtimali beni utançtan yerin dibine sokarken aynı zamanda bunu zaten yaptığım için ayrı bir rahatsız olmuş yerimde kıpırdanıp duruyordum.
"Gülsüm teyzeyi ziyarete gelmiştim bende." Sonunda konuşabildiğimde bir anlık bana diktiği açık kahve gözlerine baktım ve hızla yere indirdim.
"Gülşah?"
"Evet."
"Bir an tanıyamadım seni."
Yalan söylediğinden emindim. Görüşmeyeli yalnızca bir kaç ay olmuştu.
Bu konuşma daha fazla uzarsa koridordan geçecek herhangi biri yanlış anlayabilirdi. Malum yanlış anlamaya müsait bir yaş aralığı, içerde oturuyor.
"Zaman değiştiriyor insanı." Bir an önce buradan ayrılmak istediğimi belli etmek adına elimi kapının kulbuna koydum.
"Evet. Seni en son gördüğümde..."
"Bu senenin başıydı. Sevim'i yarıyıl tatili için getirmiştin."
Ah Gülşah! Şu çeneni biraz tutabilsen...
"Aa evet. Nasıl da hatırlıyorsun?"
"Neyse ben Gülsüm teyzenin yanına geçeyim."
"Tamam, yalnız kalmaya gelemiyor o da zaten." Gülümsemişti. Dudaklarının iki yanında oluşan çukurlar ona çok yakışıyordu.
Bir şey demeden odaya girdim. Odayı adı gibi gül kokutmuştu Gülsüm teyze.
Ben odaya girince uzunca daldığı tavandan bana çevirdi başını.
"Selamünaleyküm Gülsüm teyzecim."
"Ve aleykümselam yavrum. Kusura bakmayın sizi buyur edemedim. O kadar dedim Seher'e, misafirler gelince beni de kaldır diye ama nerede..." Tebessüm ettim. Az önce Cihan'ın oturduğu sandalyeye oturup Gülsüm teyzenin bir elini avuçlarım içine aldım.
"Seni yormamak için kaldırmamıştır Gülsüm teyze. Kızma ona."
"Kızmıyorum da yavrum. Burada kaldım bir başıma sıkılıyorum."
"Sen de haklısın teyzecim. E torunun da gelmiş. Hastalık bahanesiyle onu da aldın yanına yalnız kalmazsın daha." Muzipçe söylediklerime o da hafiften gülmüştü.
Cihan, İlkim abla eşinden ayrılmadan önce gitmişti yurtdışına. Eniştesi ile birlikte inşaat işinde çalışıyordu. Daha sonra eniştesi işleri büyütmüştü. Eniştesi ile İlkim abla ayrıldıktan sonra ise onunla çalışmaya bir süre daha devam etmiş sonra kendine başka bir iş bulup orada yaşamını devam ettiriyordu ta ki Gülsüm teyze hastalanıp onu çağırana kadar.
Bu arada bunların hepsini annemler konuşurken duyuyorum. İşte büyüklerin yanında oturmayı sevmemin faydaları.
"Bak ne diyeceğim Gülsüm teyze."
Sıkkın bir nefes verdi Gülsüm teyze. Heyecanlanacak bir şey yok zannediyordu.
"Söyle kızım."
"Eğer kendini iyi hissediyorsan sana yardım edeyim bir kalk misafirlere hoş geldin de. Torunlarını kardeşlerimi gör bi elin, yüzün, gönlün açılsın. Ne dersin?"
Az önce aksi bir halde tavanı seyreden Gülsüm teyzenin heyecanlı bakışları beni buldu.
"Olur mu ki? Ben kalkınca hepsi birden kızıyor kızım."
"Sen onları bana bırak güzel hatun. Söyle kalkabilecek gibi misin?"
Çocuksu bir neşe aldı çehresini. Hangi yaş olursa olsun fark etmez insan sevindirmek ne güzel bir duyguydu. Bunu tadıyor olmak çok güzel bir histi benim için. Hatta histen de öte bir şey. Kendimle gurur duyuyorum insanların mutluluğuyla mutlu olduğum için.
Az sonra Nazlı'yı da yanımıza çağırdım. Gülsüm teyzenin giyinmesine ve abdest almasına yardım ettiğimizde ikimizde koluna girip yavaş adımlarla salona yöneldik.
Koluna girdiğimiz Gülsüm teyzeyi ayakta gören ev ahalisi sırayla kalkıp teyzenin elini öptüler.
Uzaktan Hakkı amcanın bana teşekkür eden bakışlarını fark etmiş eyvallah dercesine başımı eğmiştim.
Keyifli bir akşam yemeğinin ardından evimize döndüğümüzde yarının Cuma oluşu motivesi ile yatsıyı kılıp peluş bebek yastığıma sarıldığımda, başımı yastığa koyar koymaz uyumuşum.
***
Bölümü beğendiyseniz oylamayı ve satır arası yorumlarda düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın 🤗🍀🪻
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.68k Okunma |
405 Oy |
0 Takip |
15 Bölümlü Kitap |