
~3. BÖLÜM ~
Ramazan'a iki gün kala Nazlı ile alışverişe çıkmıştık. Hanımefendiyi, abur cubur alacağım diyerek tavlamıştım.
Bakliyat rafında gezinirken Nazlı kendi kendine kıkırdamaya başladı.
"Ne oldu kız?"
"Cihan enişte de gelmiş." Kaşlarım aniden çatılırken Nazlı'ya döndüm.
"Ne eniştesi Nazlı?!"
"Hadi hadi. İtiraf et sevindin."
"Banane canım ben niye sevineyim?"
"Geçen kış-"
"Saçmalama. Hadi oyalanmayalım yoruldum zaten."
Osmancık pirinci alışveriş arabasına yerleştirip hızlandım. Geçen kıştan beri imalı imalı konuşup beni utandırmaya çalışıyordu.
Ama ben utanır mıyım? Tabimkisi de utanmam ben, utanacak bir şey de yok zaten.
Nazlı sürekli kurgusal kitaplar okuyarak kafayı bozmuş bir insan. Geçen kış tatilinde Hakkı amcaların hobi bahçesine mangala gittiğimizde sürekli ters düşmüş tartışmıştık. Yastık savaşı (ilk başta Cihan ile ben bunu kavga olarak yapsak da Ufuk, Nazlı, Sevim ve Selim de katılınca oyuna dönmüştü), oyunbozancılık (Cihan, uno oynarken hile yapmıştı ve ben fark edince inkar ettiği için tartışmıştık) ve tartışırken patlıcan salatasını yanlışlıkla Cihan'ın kafasına geçirme -rezil olmuştum- tarzı şeyler yaşadığımızdan o günden beri kurgusal şizofreni kardeşim, düşmandan aşka olacaksınız diye kulağıma fısıldayıp duruyor.
Saçmalamamasını söylemem ise hiç işe yaramıyor. Takmıyorum artık.
Alışverişi yapıp eve döndüğümüzde bitap düşmüştüm. Annem çoktan akşam yemeği hazırlığına başladığından dinlenmeme fırsat kalmadan mutfağa yardıma geçtim. Nazlı hanım ise ders yapacağını söyleyip odamıza çekildi.
Annem salatayı yaparken bende pilavı yapacaktım. Tencereyi yukarıda ki dolaptan alıp ocağa koyarken annem bana döndü.
"Kızım ben bugün Seher teyzenle konuştum. Selim'i çalıştırıyorsun ya hani."
Onaylayan bir mırıltı çıkarırken pirinci ıslıyordum.
"He yarın ders çalıştırmaya bekliyorlar seni."
"Daha haftanın başında çalıştık anne. Bu tekrar istekleri niyeymiş?"
"Ben de bilmiyorum çocuğum. Sen git bir yarım saat tekerleme okutur gelirsin. Hem Sevim'le de konuşursun biraz belki ona da yardım edersin."
Hafta içi çok yorulduğumdan bu isteğe hayır demeyi ne kadar çok istesem de yarım saatlik bir ders çabucak biter düşüncesi ile reddetmedim.
"Peki gideyim."
"Güzel kızım benim." Annem avucuyla çenemi sıkıp işine döndü.
"Annecimm." Gülümseyerek anneme baktım.
Şehriyeleri tereyağında kavururken düşüncelere daldım. Mezun olmama dört ay kadar bir süre kalmıştı. İlk atanmam nasıl ve nereye gerçekleşecekti? Olma ihtimali yüksek olan Doğu görevi gelirse ne yapacaktım? Babam yalnız başıma gitmeme izin vermezdi ve ücretli öğretmenlik yapmak araştırmalarıma göre daha zor ve az maaşlıydı. Evlilikle, atamayı kocasının ikametine yakın bir yerde istemek daha kolaydı tabi sonrasında illaki Doğu görevi yapması gerekecekti.
Oh be, dedim kendi kendime. Evli okuyanlar şimdi mis gibi evine yakın bir okulda öğretmenlik yapıyorlar. Acaba sırf bundan yararlanmak için evlenen var mıdır diye düşünmeden edemedim.
Ben de sırf bundan yararlanmak için kağıt üstünde evlensem hiç fena olmazdı aslında. Ama babam böyle bir düşünceyi aklımın minnacık bir ucundan geçtiğini duysa kim bilir ne kadar sinirlenirdi. Ben onun hala minnak kızıyım.
Zaten ben de böyle bir şeyi yapmam. Yine de hayal etmesi eğlenceli... de benimle kağıt üstünde evlenecek adamı nereden bulacağım?
İyice saçmaladın Gülşah.
"Kız yandı şehriyeler nereye daldın yine?!"
Annemin tiz sesini duymamla yerimde irkildim. Şehriyeler kahve rengi olmayı bırak kararmaya başlamışlardı.
"Ayy annee!"
Annem aceleyle pirinci tencereye boşaltırken ben öylece bakakalmıştım. Kendime gelmek adına kafamı iki yana sallayıp su ısıtıcısındaki kaynayan suyu tencereye boşalttım.
"Bir şey yok annecim bir şey yok."
"Bir şey yok tabi ne olacak? Alt tarafı az daha gidiyordu şehriyeler."
"Ama gitmedi annecim." Masumca gülümsemeye çalıştım. Annem lâ havle çekip bana döndü.
"Kızım hadi sen sofrayı kur en iyisi. Kardeşini de çağır."
"Peki."
Sofrayı kurduğumuzda annem son rötuşları hallederken Nazlı çoktan köşesine çekilmiş telefonla uğraşıyordu.
Bende telefonu elime aldım. Yüzden fazla mesaj vardı. Hiç biri beni ilgilendirmeyen yüzden fazla mesajın olduğu sınıf grubu. Staja birlikte gittiğim kişilerle beraber toplam altı kişilik bir gruptu. Yani bizim gibi staja giden ve genelde derslerimizin aynı olduğu kızlar ve iki oğlan. Aynı okula staja gittiğim Dilara, ödevleri ve dersleri paylaşmak, birbirimizi haberdar etmek başlığı altında bu grubu kurmuş ve kurduğu günden beri boş konuşmalardan başka bir şey olmamıştı.
Genelde onlar konuşur bende önemli bir şey varmı diye kontrol edip kaptırdım. Çidem ve Zehra benimde grupta konuşmam gerektiğini söylüyor olsalarda konuşacak bir şeyim yok ki. Onların ilgi alanıyla benimkiler pek uyuşmuyor.
Evet şikayetleniyor olabilirim, belki de bunu sesli dile getirsem o zaman çık gruptan diyebilirler ama grupta kalmak için sebebim var. O da, olur da bir gün gelmez, önemli bir dersi kaçırırım ve şanslıysam birisi de olsa dersi dinlemiş olur ve ondan notları alırım diye hala bu grupta varlığımı sürdürüyorum.
Yalnız olma sebebimi düşünüyorum bazen, belki de onların önemli görüp konuştuğu dedikoduları sevmemem ya da rahatsız edici konuların konuşulmasından rahatsız olmamdan diyedir.
Zamanında kimseyle şahsi bir problem çıkartmasam da yeri geldiğinde iyi arkadaş olduğumuzu zannettiğim insanlar beni sırtımdan vurup görmezden gelmeye başladıklarında soğduğum, konuşmayı, görüşmeyi kestiğim insanlar oldu.
Kötü bir huyum olmamasına rağmen görüşmeyi kestiğimde hiç eksikliğimi hissetmeyip bir kere bile arayıp sormayan arkadaşlarım(!) oldu mesela.
İşte böyle insanları tanıdığım için arkadaş edinmeyi bıraktım. Liseden beri kimseyi en yakın arkadaşım olarak görmeye çalışmadım.
Ailem dışında kimsenin beni sevdiği olmadı. Bende beklemeyi bıraktım artık. Birilerini sevmeye çalışmayı da bıraktım.
Beklentiyi ve boş umudu bırakınca daha rahat oluyormuş insan. İnsanlardan insanlığı beklemeyi bırakınca omuzlarından yük kalkıyormuş insanın. Bırakabilince rahatlıyormuş insan.
***
Gül gibi iki günlük haftasonu tatilim var ve pazar uykusunu es geçip beni çağıran Seher teyzegile gitmeye yola çıkıyorum. Çünkü ben büyüklerine hürmet eden saygılı bir hanımefendiyim.
Elimde ki lokumların olduğu torbayı sallaya sallaya yürürken havanın ne ara bu kadar ısındığını sorguluyordum. Henüz Mart'a anca gelmişken bu abartılı sıcak hava garip geliyor.
İşte küresel ısınma işte dünyanın sonunun fragmanı!
Selim'lerin evinin önünde durduğumda zile bastım. Selim'in evin bir diğer ucundan koşturarak kapıya geldiğini duymuştum.
Kapı aralanıp kapının koluna zar zor yetişen Selim'i görünce gülümsedim.
"Öğyetmenim hoş geldinizz."
"Hoş buldum Selim'cim."
"Sizin geleceğinizi biliyordum."
"Öyle mi? Tüh ben de sana sürpriz yapmak istemiştim." Göz bebeklerini büyütüp açılan ağzını kapattı sonra da aklına bir şey gelmiş gibi bir heyecanla bana baktı.
"O zaman gidin tekyay gelin. Ben bilmiycem."
Onun bu saf düşüncesi ile tebessümüm büyüdü. O sırada İlkim abla kapıda belirdi.
"Ay kusura bakma canım mutfaktaydım duymadım. Buyur geç içeri."
"Sorun değil İlkim abla bizde Selim'le sohbet ediyorduk." Derken ayakkabımı çıkartıp içeri girdim.
"Ama öğretmenim gidicektiniz."
"Ne gitmesi Selim? Daha yeni geldi öğretmenin."
"Ama anne sürpriz yapacaktı bana."
Selim'e doğru eğilip elimdeki poşeti gösterdim.
"İçinde de sana bir sürpriz var Selim."
"Öğyetmenim geyçekten mi?!"
"Tabi ki de."
Ben doğrulup İlkim abla ile karşılıklı tebessüm ederken Selim heyecanla poşetin içinden lokum paketini çıkardı ve gözleri kocaman olurken yerinde zıplamaya başladı.
"Öğretmenim lokum!"
"Evet! Hem de en sevdiğinden kaymaklı aldım," dedim heyecanına ortak olarak.
"Teşekküy ederim öğyetmenimm!"
"Rica ederim Selim'cim." Bana sarılmak adına bacaklarıma kollarını sardığında ona karşılık vermek için eğilmeme fırsat vermeden koşarak içeri odalardan birine girdi.
"Koca kutuyu bir anda bitirmez inşallah."
"Bitirmez annesi akıllı bir çocuk o."
"İnşallah. Hadi gel biz içeri geçelim."
Trençkotumu çıkartıp salona geçtiğimizde Seher teyze yaprak sarıyordu.
"Hoş geldin kızım. Kusura bakma meşgulüm diye kalkamadım."
"Hoş bulduk Seher teyze, estağfirullah ne kusuru."
"Gülşah sen rahatına bak benim mutfakta biraz daha işim var tamam mı?"
"Tamam İlkim abla misafir miyim ben? Asıl sen ne işin varsa gör, bende Seher teyzeye yardım edeyim." Omzumu sıvazlayıp mutfağa geçen İlkim ablanın ardından bende kollarımı sıvayıp yer masasına oturdum.
"Kızım uğraşma sen."
"Duymamış olayım Seher teyze, yardım edeyim çabucak bitsin işte." Yüzünde gururlu bir gülümsemeyle önüne döndü Seher teyze. "Peki kızım sağolasın."
...
İki sıra dolmayı sarmış azıcık da yemiştim. Seher teyze sürekli midende kurt çıkacak dese de kendime engel olamamış ince yaprak buldukça sarmanın içinin olduğu tencereye yaprağı daldıra daldıra yemiştim.
Sonuçta ağzımızın bağlanmasına bir gün kalmış tadını çıkarayım değil mi ama canım...
"Hoşgeldin Gülşah abla." Ne düşündüğümü hatırlamadığım her hangi bir düşünceye daldığım dakikalardan beni koparan sesle bakışlarımı kapıya çevirdim. Sevim kapıya yaslanmış bana bakıyordu.
"Hoşbuldum Sevim. Sen de hoşgeldin."
"Hoşbuldum." Yaşamını genel olarak yurtdışında geçirdiği için konuşması biraz farklıydı.
"Gelsene kızım içeri niye yabancı gibi dikiliyorsun orada?" Seher teyzenin sözleriyle Sevim sweetinin kollarını çekiştirerek içeri girdi ve karşımdaki kanepeye oturdu.
"Sevim, ben evin kızı değilim senden daha evin kızı gibiyim şu hale bak. Azıcık rahat ol." Dedim gülerek.
"Tabi kızım sende evimizin bir kızı sayılırsın hatta öylesin."
Gözlerimi kısarak karşımda yaprak saran Seher teyzeye baktım.
"Bu bir serzeniş cümlesi değildi inşallah Seher teyze."
"Yok kuzum niye serzeniş edeyim. Aksine mutlu oluyorum."
"Yeaa. O zaman ver elinden bir sarma daha yiyim."
Sen iflah olmazsın, der gibi bakarak gülerken sardığı son sarmayı da ağzıma verdi Seher teyze.
Ağzımda ki lokmayı bitirdiğimde sessizce bizi izleyen Sevim'e baktım. Onun bu mahsun hali iyi hissettirmiyordu.
Anne babası küçükken ayrılan çocuklar hep bir eksiklik hissederlerdi. Ne kadar mutlu olurlarsa olsunlar gözlerinden burukluk buludu geçmezdi.
Hele ebeveynleri tartışan ve hiç anlaşamadığı halde aynı evde yaşayarak hem kendilerine hem çocuklarına evi zehir eden çocukların aile travmaları ise çok daha derin olabiliyordu.
Anne-baba, anlaşamadıklarını birlikte devam ederlerse gidişlerinin kötü olacağını anladıklarında ayrılmaya uzlaşma içerisinde karar verip hem kendilerinin hem çocuklarının bu süreci en az yaralanmayla atlatmak için çaba göstermelidirler.
Her ne kadar bu çoğu aile için geçerli olmasa da olması gereken budur.
İlkim abla ve eşi de aynı bu şekilde olabildiğince uzlaşı içerisinde ayrılmış ve çocukların nerede isterlerse orada kalacağı vekaletini almışlardı. Ki o zamanlar Selim iki yaşındaydı.
Yinede aile bölünmüş kardeşler ayrılmış aynı anda anne baba görülmez olmuştu işte.
"Sevim derslerin nasıl?"
"İyi Gülşah abla. Annem, beni sizin oradaki okula yazdırdı belki arada gelirim yardım edersin."
"Aa çok sevindim. Gelirsin tabi, Ufuk da orada okuyor bir şey olursa tek bir sözünle yardımına koşar."
"Yani yardımıma koşulacak bir şey olacağını sanmıyorum ama yinede teşekkür ederim."
"Burası Almanya'ya benzemez Sevim'cim, sen yinede dikkatli ol."
"Gülşah abla lise lisedir. Hangi ülkede olursan ol tehlikeli bence."
"Sen de haklısın. İşte tam bu yüzden kendini çok içe sokma ama iyi arkadaşlıklar edin. Lise zamanları unutulmuyor. Güzel yıllar olarak aklında kalsın."
"Umarım öyle olur."
"Olur tabi inşallah."
...
Sarma tenceresi dolduğunda tek tük yaprak kalmış iç bitmişti. Seher teyze ayaklanırken bende kalktım. Masayı toplayıp kaldırmak için mutfağa gittiğimde Seher teyze ile Gülce abla fısır fısır bir şeyler konuşuyorlardı.
Geldiğimi belli etmek adına sesimi temizlediğimde ikiside irkilerek bana döndüler.
Kendimi çok garip hissederken yüzümde alık bir gülümsemeyle, "Masayı balkona koyayım." dedim.
İlkim abla önden geçip balkonu açınca ayakları kapanmış yuvarlak yer masasını balkona yan bir şekilde yerleştirdim.
Mutfağa girdiğimde bana bakan iki çift göze diktim bakışlarımı.
"Ben daha çok oyalanmadan Selim'le ders çalışayım da gideyim artık. Yeterince rahatsızlık verdim size."
"Olur mu kızım ne rahatsızlığı?"
"Olsun yine de. Selim nerde abla." İlkim ablaya yönelttiğim soruyla ilkim abla bana cevap vermek yerine annesine baktı.
Yanlış bir şeyler dönüyor ve ben bundan rahatsız olmaya başladım.
"Selim pastaneye gitti Gülşah."
Ben mi bir şeyi kaçırmıştım?
"E ders çalışmak için geldim. Dün beni onun için çağırdınız."
"Aslında seni çağırma sebebimiz Selim değil." Ya ortada bir şey vardı ve ben anlamıyordum ya da bir şey vardı ancak henüz ortaya çıkmamıştı. Ama kesin bir şey vardı.
"Ne öyleyse ve neden direk söylemek yerine Selim'i karıştırdınız?"
***
Satır arası ve bölüm sonu yorumlarınız beni çok memnun edecektir🪻
Oylama yaparsanız çok sevinirim 💐
İleriki bölümlerde heyecan verici anlara şahit olmak için takipte kalın 🤗💫
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.68k Okunma |
405 Oy |
0 Takip |
15 Bölümlü Kitap |