
"Aslında seni çağırma sebebimiz Selim değil." Ya ortada bir şey vardı ve ben anlamıyordum ya da bir şey vardı ancak henüz ortaya çıkmamıştı. Ama kesin bir şey vardı.
"Ne öyleyse ve neden direk söylemek yerine Selim'i karıştırdınız?"
İlkim abla ve Seher teyze arasında yine bir sürelik bakışma yaşanırken ben onlara aval aval bakıyordum.
Çok şükür Seher teyze bakışlarını çok sevgili kızından ayırıp bana çevirdiğinde cevap beklediğimi belli eden bir tiple ona baktım.
Dışardan nasıl göründüğümü çok merak ettiğim anlardan birini yaşıyoruz sayın seyirciler. Bu nadir duruma şahit olduğunuz için kendinizi şanslı sayabilirsiniz.
Evet! Ortamımıza geri dönelim.
"Kızım, Gülsüm teyzen seninle konuşmak istiyor."
Gerçekten mi?! Sinirlerim bozuldu. Sırf Gülsüm teyze benimle konuşmak istiyor diye bu kadar gerilim yapmaya ne gerek vardı?
"Tamam, konuşsun Seher teyze de niye Selim bahanesiyle çağırdınız ki? Sanki biz Gülsüm teyzeyle küsmüşüz de barıştırmak için çağırmışsınız gibi oldu."
"Belki gelmek istemezsin diye düşündük."
Ufak bir kahkaha döküldü dudaklarımdan. Gerçekten çok gerilmiştim ve bunun boşuna olduğunu fark edince rahatlamayla gelen sinir bozukluğundan kahkaha atıyordum. Şizofren değilim arkadaşlar okumaya devam edin.
Seher teyze ve İlkim abla bana garip garip bakarken gülmemi sonlandırıp öksürür gibi yaptım.
"Gideyim konuşayım bakalım Gülsüm teyze ile."
***
Şalımı bonemle birlikte başımdan söker gibi çıkarıp kendimi yatağıma bıraktım. Derin bir nefes verirken tavana dikildi bakışlarım.
Okuduğum bir kitapta ki alıntı düştü zihnime. "Bakmasını bilene tavanlar çok şey anlatır."
Kafamda öyle çok soru ve ünlem dolu düşünceler vardı ki artık yetişemiyordum. Bir tavana baktım bir de gözlerimin altındaki karanlığa...
Derin bir nefes daha verip doğruldum. Gülsüm teyze ile konuşmamızın ardından direk eve gelmiş ve annemin sorularını gelişigüzel yanıtlayıp odaya kapanmıştım.
Kendi iç hesaplaşmamı halledip öyle konuşabilirdim ancak.
Pekala konuşmayı tekrar hatırlayalım (her ayrıntısını hiç istemeyeceğim kadar iyi hatırlasam da).
"Kızım benim sayılı ömrüm kaldı."
Gülsüm teyzenin konuşmaya bu şekilde girmesi kesinlikle en başından duygusal bakış açısına gitmeme sebep olmuştu. Ben bu sözü sindirmeye çalışırken o bir yandan sindirmemi zorlaştıracak cümleler kurmaya devam etti.
"Ben öldükten sonra Hakkı'nın büyük bir çöküş yaşamasından korkuyorum kızım. Onu arkamda boynu bükük bırakmak istemiyorum."
Gözlerim saniyesinde dolmaya hazırdı.
"Belki de bu sözleri neden sana sarf ediyorum diye sorguluyorsun. Yıllardır komşudan, tanışıklıktan öte sen de benim bir kızımsın. Rahmetli oğlum babanı ilk soframıza getirdiğinde adam olduğunu anlamıştım. Onun kurduğu aile de tertemiz ahlaklıdır demiştim. Haklı da çıktım, nur yüzlü üç yumurcak ve onları yetiştiren ayakları cennet kokulu bir anneyle tanışmak ailemiz için çok özeldi."
Yaşlılar bir konuya girmeden önce uzun uzun konuşur sonra hiç beklemediğiniz yerden, bir anda patlatıverirler.
"Biz torunlarımızdan yetim acısını saklayamadık. Cihan gece dışarı çıkar sabahlara kadar gelmez oldu. Arkadaşıma diye çıkıp günlerce haber etmediği oldu. Öfkeyle alıp başını gittiğinde gencecikti. Şimdi de öleceğimi anladığından geldi. Ben ölünce yine giderse Hakkı iyice kötü olur. Seher'gil zor durumda kalır."
Kadın öleceğini anlamış ve buna dert yanacağına, arkasında bırakacağı insanları düşünüyordu. O böyle konuştukça gözlerimden birer damla yaş süzülüverdi.
"Cihan'ı buraya bağlayacak bir şey lazım kızım. Onu düzeltecek biri lazım. Sen varsın."
Gözlerimde ki buğulanma aniden gitmiş öylece kalakalmıştım. Boğazım düğümlenip anlık boğulma riskimi kendi yutkunmamla atlattığımda Gülsüm teyze tepkimi izleyip konuşmaya devam etti. Maşallah hasta falan ama iyi konuşuyor, uzun uzun.
"Cihan'la evlen."
"Höğ, öhhöhö!" Sanırım gözyaşlarım boğazıma kaçtı. Yoksa duyduğum cümleyi yadırgadığım yok kesinlikle.
"Cihan eğer seni severse hiç bırakamaz ne istersen yapmak ister. Sevince çok güzel sever benim oğlum."
Ben burda öksürük krizine girmişim Yaradanına kurban olduğum teyzem hala bana torununu pazarlıyor.
Ama asıl olay burada başlıyor. Çünkü ben hiç düşünmeden cevap veriyorum ve diyorum ki, "Gülsüm teyzecim sen hiç üzülme, ben halledicem onu. Torunun hiç gitmeyecek. Hakkı amca mahvolmayacak sen de o kadar çabuk gitmeyeceksin. Herkes çok mutlu olcak." Ben cennet gibi hayali anlattıkça Gülsüm teyzenin gözleri parlamıştı.
"Evlenecek misin Cihan'la? Getirecek misin vasiyetimi yerine?"
"Tabi canım ne olacak sanki? Yeter ki sen üzülme."
Bir dakika, ne dedi o, vasiyet mi?!
"Ama bu konuşmamızdan haberi olmayacak Cihan'ın."
...
Evet, ben şu an yaptığım akılsızlığı düşünüp, düşünüp çıldırıyorum ama bunu paylaşabileceğim kimse yok. Yastığı ağzıma tıkıp çığlıklar atıyorum nasıl böyle soruyu bir konuyu düşünmeden cevaplarım aklım almıyor.
Bir anlık boşluğuma gelip de cevapladığım soruya bir de cevaba bakın. Allah'ım çıldıracağım galiba!
Arasam İlkim ablayı desem ki, yanlışlıkla öyle söyledim. Ümitlerinizi iptal edin.
Yok olmaz saçmalamış olurum.
Yataktan kalkıp odanın etrafında turlamaya başladım. Saçlarımı yolma derecesinde karıştırırken diğer elimle de yakamı genişletmeye çalışıyordum. Oda üstüme üstüme geliyor, pişmanlık içimde bir yerleri yakıp kavuruyordu.
Az daha böyle sessiz çaresizlik çığlıkları atarsam delirecektim ki odaya Nazlı girdi.
"Abla ne yapıyorsun? Geldin direk kapandın odaya."
Şimdi oda benim olacaktı kitleyecektim de bu kız bir anda içeri giremeyecekti de işte kaderimizde aynı odayı paylaşmak yazılıymış. Ama kendinin bir sorunu olsa kendi odası gibi kitler çıkmazda ben giricem desem bağırır. Sonra da annemgil kızı rahat bırak der. İşte aynı şeyi bir de ben yapsam o zaman da orası ortak odanız kitleyemezsin derler.
Bir takım büyük çocuk sorunsalları...
"Yok bir şey ablacım. Sen geç içeri geliyorum birazdan."
Arkamı dönüp yürümeye devam ettim ki bir baktım Nazlı odadan çıkmak yerine yatağına oturmuş beni izliyor.
"Sana içeri geç demiştim Nazlı."
"Bir sorun olduğu belli abla."
"Ee yani?"
"Anlatmak ister misin?"
Normalde olsa içimde tutar yalnız kaldığımda ağlardım ama uzun bir süredir birikmiş şeyler bugün olanların da üstüne artık patlamaya hazır bir bomba gibiydi.
Uzun bir süredir kimse kötü olduğumu fark etmemiş veya bana gerçek manada nasılsın diye kimse sormamıştı.
Göz yaşı torbam alltan biri sıkmış gibi fışkırmadı elbette ama oldukça hızlı akmaya başladılar. Bu yaşlar yalnız bugün için akmıyordu. İçe atılmışlıkların dışa vuruşunu yansıtıyordu.
Yenilgiyi kabul etmiş olan omuzlarım ve titremeye müsait bacaklarımın daha fazla beni dik tutamayacağını anladığımda kendimi yatağıma bıraktım. Öylece oturuvermiştim.
Her ne kadar Nazlı'nın beni böyle görüyor oluşu içimi sızlatsa da ağlamama engel olamıyordum. Neyse ki sessizce ağlayan biriyim de annemgil duymuyor...
Nazlı yavaşça yatağından kalkıp sakin adımlarla yanıma yaklaştı. Yatağa oturup bir kolunu belime sardığında ağlamamın şiddetlenmemesi için kendimi tuttum. Yüzümü ellerimle kapatmıştım ve sümüğümün avucuma yapıştığını hissedebiliyordum. Kesinlikle iğrenç!
Bu zamana kadar ağlarken sırtımı sıvazlayan çok kişi olmadı hayatımda. Annem ve babam küçüklüğümden beri her tartıştıklarında veya moralleri bozuk olduğunda o gün benim günüm kötü de geçmiş olsa ikisinin yüzü de gülsün, araları düzelsin diye atmadığım takla kalmaz akşam yatağa girdiğimde sessizce ağlardım.
Ufuk küçükken mahallede kavga etse bende ona koşar ama dayak atamaz, yerdim, Ufuk bana vurduklarını görünce daha çok hırslanır daha çok vururdu. Sonra birbirimizin yaralarını sarıp babamlar anlamasın diye gizlice aldığımız kapatıcıyı yüzümüze boca ederdik. Ufuk üzülmesin, annemgil bilmesin diye susar akşam yatağımda canımın yanmasına ağlardım.
Veli toplantısına gittiğim Nazlı'nın, kendisine sataşan bir kıza iyi bir yumruk attığını öğrendiğimde içten içe gurur duymuş ama kızmasınlar diye annemlere söylememiştim. Velisi kapımıza dayandığında annem öğrenmiş, Nazlı'yı kadına karşı savunup kadın gittiğinde beni haber vermediğim için azarlamıştı. Nazlı okludan geldiğinde tekrar azarı yemiş odaya geçince de benim söylediğimi zannedip bana küsmüştü. Oysa ben ona, kızın annesi kapımıza dayandı annem öyle öğrendi desem hem korkar hem sinirlenir diye susmuştum.
Staj yaptığım okulun müdürü anlayamadığım, bilmediğim bir sebepten ötürü, diğer staj arkadaşlarımı benden kayırıp okulumuza iyi şeyler söylerken, bütün işi neredeyse ben yapmış olmama rağmen benim hala gelişmem gerektiğini söylediğinde veya onlara yemek ısmarlayıp beni görünce unutmuş muamelesi yaptığında da sırf son senem diye sustuğumda, parktaki bir bankta sessiz gözyaşları dökmüştüm.
Sevilmiyor, önemsenmiyor veya umursanmıyor oluşum öyle içimi acıtıyordu ki... Öyle derin sızlıyordu ki kalbim. Ve de bunu dışa vuramadığım için öylesine boğuluyordum ki...
Kendi dertleriyle uğraşırken gidip anneme bugün müdür yine beni sinir etti demek bencilce geliyordu. Onu ev koşturmacası sıkıntısından çekip almalı ve güldürmeliydim bana göre.
Ya da işte yoğun ve belki de sinirli bir gün geçirmiş babam hala o iş stresini kapının arkasında bırakıp bize gülümseyebilirken benim surat asmam nankörce geliyordu.
Böyle herkesi mutlu etmeye çalışırken beni mutlu etmeye zaman kalmıyordu. Ben... Başkaları gülüyorsa gülerdim zaten.
Ben kendi içimdeki düşüncelere ağlarken Nazlı tek bir söz söylemedi, yalnızca varlığını yanımda hissettirerek beni rahatlatmayla çalıştı. Tabi birde peçete verdi sağolsun. Yoksa sümük ve gözyaşıyla doyacaktım.
Sonunda sakinleştiğimde yüzüme olabildiğince büyük bir gülümseme yerleştirmeye çabaladım. Ama Nazlı'nın, buruk bir tebessümü, kızarmış yanakları ve şişmiş gözleriyle tam anlamıyla bitmiş ablasına baktığını biliyordum.
"Teşekkür ederim Nazlı'm. Daha iyiyim."
"Emin misin?"
Başımı olumlu anlamda salladım. "Evet iyiyim." Öyle olmak zorundayım.
"Annem de merak etti seni."
"Git iyi olduğumu sadece yorulduğumu söyle. Yalan değil sonuçta."
"İstersen konuşabiliriz."
Bir süre yüzüne baktım ve bugünü anlatmaya karar verdim. Kendi içimdeki çaresiz çırpınışlar belki Nazlı'ya anlatırsam biraz olsa sakinlerdi.
Of hayır sakinlemez! Ben ne yapacağım!?
***
"Oha abla! Sen ciddi misin?"
"Maalesef ki." Ben bitkin bakışlarımı tekrar tavana dikecekken Nazlı'nın yüzünde aval bir sırıtış belirdi.
"Ablaa."
"Ne oldu?"
"Sizin bu düşmandan aşka, zoraki evlilik de katıldı. Allah'ım seneye teyze oluyorum!"
İçimden la havle çekip omzuna vurdum.
"Ah! Ne yapıyorsun ya!?"
"Kendine gel yoksa bir daha bu kitap cümlelerini kurarsan ben seni kendine getiricem Nazlı."
Otuz iki dişi görünecek şekilde kurnazca sırıttı.
"Bu anlattıkların bende sır kalacak çünkü ben bu hikaye de ana kız karakterin kardeşi yani kitabı kurtaran kız oluyorum. Genelde o kişi arkadaşı oluyor ama ben de senin en yakın arkadaşınım zaten."
Derin bir nefes alıp vermeden önce dişlerimin arasından 'Nazlı' diyerek tısladım. O ise ben elime yastığı geçirirken çoktan odadan fırlamıştı.
O odadan hızla çıkıp kapıyı da kapatınca hiç onu kovalayacak halim olmadığı için tekrar yatağa oturup elimdeki yastığı bıraktım ve başımı koyup kıvrılıverdim.
Hüzünlü düşüncelerimi, bugün ki Gülsüm teyzeye verdiğim cevap yankıları istila edince oflayak kollarımı iki yana açtım.
Allah'ım bana yardım et hayırlısıyla bir çıkış yolu göster lütfen!
Tam o sırada telefonumdan bir mesaj sesi geldi. Heyecanla doğrulup çalışma masasına bıraktığım çantamdan telefonumu aldım. Bana mesaj atan olmazdı. Staj grubu ise sessizdeydi. Telefonu elime aldığımda tekrar mesaj geldi daha da bir meraklandım.
Merakla ekran kilidini açtığımda kaydetmediğim bir numaradan mesaj geldiğini gördüm. Daha da bir heyecanlanarak mesaj kısmına girdiğimde ise sertçe yutkundum.
05***: Gülşah ben Cihan.
05***: Ablam bir şeyler söyledi bir de senden duymak istedim.
+++
Satır arası ve bölüm sonu yorumlarınız benim için çok değerli 🤗
Oylamayı ve gelecek bölümlerden haberdar olmak için takipte kalmayı unutmayın 💫
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.68k Okunma |
405 Oy |
0 Takip |
15 Bölümlü Kitap |