
~ 5. BÖLÜM ~
05***: Gülşah ben Cihan
05***: Ablam bir şeyler söyledi bir de senden duymak istedim
Mesajla kaç dakika bakıştık bilmiyordum. Cihan ise hala çevrimiçi idi.
Onunla mesajlaşmak hiç istemiyordum.
Ne diyecektim? Babaannen evlenmemizi teklif etti ben de düşünmeden kabul ettim, sen gitme diye. Ama senin bundan haberin olmamalı çünkü o zaman reddedersin ve babaannen ölünce gidersin. Hem kadın laf arasında bana bunu vasiyet olarak da sıkıştırdı baştan da kabul ettim artık, iptal edemem. O yüzden gel evlenelim.
Avucumun içini sertçe alnıma vurdum. Artık kendime gelebilir miyim lütfen!
Derin bir nefes aldım bir şekilde bu yola girmiştim. Aklı başında bir kız olarak söylediğim sözün arkasında olmalıydım. Zaten Gülsüm teyze vasiyet etmişti. Küçük bir evlilik görüşmesi yapar sonra da birbirimize uymuyoruz deyip ayrılırdık.
Hem Gülsüm teyzeyi kırmamış olurdum hem de bana macera olurdu.
Ben ne tür bir deliyim de macera olsun diye evlilik görüşmesi yapacağım bilmiyorum. Ya da ne kadar sıkıldıysam artık böyle ciddi bir işi aksiyon diye hayatıma sokacağım...
Gözlerimi kapattım, Allah'ım kendimi Sana emanet ediyorum, Sen hayırlar nasip et kolaylaştır... Tekrar gözlerimi açıp ekrana baktım derin bir nefes alıp klavyeyi tuşlamaya başladım.
Siz: Ne duymak istiyorsun Cihan?
Dakikalarca beklemedim. Ya da saatler sonra yazacak gibi değildi. Anında yazdı.
05***: Benimle evlilik görüşmesi yapmak istemişsin.
Siz: Ne! Hayır!
Siz: O kadar da değil.
Siz: Abart!!
Siz: Babaannen teklif etti bende kabul ettim
05***: Neden?
Siz: Ne neden?
05***: Neden kabul ettin?
Hufff... Hissetmediğin duyguları var gibi gösterip hissettiklerini saklamak ne de zormuş.
Siz: Çünkü neden olmasın 🤷🏻♀️
05****: Gülşah saçmalama ben ve sen çok tersiz.
Siz: Zıt kutuplar birbirini çeker diye bir söz var Cihan bilir misin?
05***: Sen benim yokluğumda bana aşık falan mı oldun yoksa?
05***: Hatırlarsan mesaj geçmişimiz pek iyi değildi
05***: Ve en son baktığımda sürekli kavga ediyorduk
Siz: Vayy
Siz: Hatırlayabiliyormuşsun demek ki
05***: Ne?
Siz: Boşver
05***: Neyse Gülşah
05***: Ben zaten evlenmeyi düşünmüyorum hele seni hiç öyle görmedim
05***: Yanlış anlama boş yere de ümitlenme
05***: Sert konuştuysam hakkını helal et ama ne düşündüğümü ancak böyle ifade edebilirdim
Bakışlarımı tavana kaldırdım. Zoraki yutkundum. Kız Gülsüm teyze, senin için şu ukalanın önüne gururumu serdim ya... Daha kimseler üzemez beni...
Siz: Bende sana bayılmıyorum zaten Cihan
Siz: Büyüklerin gönlü olsun diye kabul ettim
Siz: Saçma sapan egolara girme
05***: Tamam sakin
Siz: Ama belli mi olur bir bakmışsın sen benden önce bana aşıksın...
Görüldü yediğimi umursamadan yazdığım mesaja baka, baka sırıttım.
Tarih tersine dönüyor. Kız adama yürüyor. Ancak kitaplarda olacak şey...
Bir dakika ne? Kitaplar... Nazlı... Allah seni ne etmeye...
Tekrar ede ede kitaba çevirdin hayatımı be kardeşim.
***
Orucun ilk gününün ağırlığı vardı üstümde. Dilim köküne kadar kurumuş dudaklarım çatlamış vücudum halsiz düşmüştü.
Çöl sahalarında iki hafta geçirmişe dönmenin sebebi güçsüz bedenimden ötürü idi. Dudaklarım normalde de hep çatlaktı, vücudum azıcık acıksa hep bitap düşerdi. Yani aslında normalimin bir tık fazlasını yaşıyordum o kadar.
Dün Cihan ile olan mesajlaşmamızın ardından gidip annesine bende görüşmek istiyorum demiş, bugün o malum görüşme günü seçilmişti.
Bana o kadar nazlı mesajlar atıp evlenmeyi -heleki benle asla- düşünmediğini söyleyen Cihan efendi ne diye fikrini değiştirip şimdi görüşmek istiyorum demişti hiiç anlamamıştım. Kafasında nasıl bir plan nasıl bir oyun vardı bilmiyordum ama bu görüşmeyi öylesine kabul ettiğini hiç zannetmiyordum.
Ve şu an da Cihan, annesi, babaannesi ve ablası, Sevim ve Selim toplanmış bizim evde oturuyoruz sanki ben okulun ve ilk orucun yorgunluğunu üstümden atmışım gibi...
Genel olarak annem ve Seher teyzenin çevirdiği sohbete, arada Gülsüm teyze bazen de İlkim abla dahil oluyor. Cihan ve ben ise birbirimiz hariç salonun bütün köşesini en ayrıntılı şekilde inceliyoruz. Belki de sadece ben öyleyim çünkü arada Cihan da eşlik ediyor sohbete. Sesinden anladığım kadarıyla gayet rahat ve hiç bir sorunu veya kaygısı yok.
Sevim ve Selim ise "dertsiz başım ağrısızım canım" bizimkilerle takılıyorlar. O deyim öyle miydi ya?
Aman canım ne önemi var? Ben burda hiç düşünmeden evliliğe evet demişim, deyim mi düşüneceğim...
"E o zaman çocuklar bir konuşsunlar ona göre hareket edelim bizde."
Seher teyzenin sözleriyle halı desenlerinden çektim bakışlarımı. Anneme baktım bana gülümseyip duruyor. Ya insan bi kızım evlilik yoluna giriyor diye üzülür ama ya. Yabancıya gitmiyorum ya ona seviniyor. Ey Allah'ım sen bana akıl fikir ver!
"Ben de onlara eşlik edeyim o zaman." İlkim abla sözlerini bitirip ayaklanınca ben de ayaklandım, ardımdan da Cihan.
Sanki ev İlkim ablanınmış da biz misafiriymişiz gibi peşinden mutfağa geçerken ikimizden de çıt çıkmıyordu.
Nihayet salondan bir kaç adım uzaklıkta ki mutfağa girdiğimizde Cihan eliyle bana buyur işareti yaparak oturma grubunu gösterdi.
Bunlar abla-kardeş bizim evi sahiplendiler bende misafir oldum gibi oldu. Ne oluyoruzz!?
Camın önünde ki oturma grubuna karşılıklı oturduğumuzda İlkim abla da tezgahta bir şeyler yapmaya başladı.
Durumumuz sadece bana mı absürt geliyor...?
Cihan ellerini masada kavuşturduğunda bakışlarım birbirinin içine geçmiş damarlı ellerine kaydı. Bu adam ne ara bu kadar kas yaptı?
"Evet Gülşah, istersen ilk sen sor ben cevaplayım."
Hayatımda en son bu kadar heyecanlandığımda staj görüşmesi yapıyordum. Elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemedim.
Ben şimdi ne soracağım? Hadi düşünmeden evet dedin bari evet dediğin şeyi düşün Gülşah kızım. Sen de hiç akıl kalmamış. Git en iyisi ana sınıfında ki çocuklarla oyna, aklın anca ona yetiyor.
Sus Gülşah, yine anne moduna bağladın!
"Gülşah?"
Cihan'ın otoriter sesi ile irkilerek bir an gözleriyle gözlerimi buluşturdum. Yaşadığım absürt durumun heyecanına kapılıp kalbim öylesine hızlanmış ciğerlerim öylesine geri çekilmişti ki nefessiz kalıp tak diye Ramazan'ın ilk gününde öleceğimi sandım.
"Sabah namazına camiye yetişebiliyor musun?"
Masada sabit olan bakışlarımı bu sefer kararlı bir şekilde ona diktim. Bu sorumla kendimi bir meydan okumada gibi hissetmem normal mi?
O ise böyle bir soruyu hiç beklemiyor gibi afallamışa benziyordu.
"Sabah namazına camiye yetişebiliyor muyum?" dedi duyduğunu doğrulamak ister gibi.
"Evet. Yetişebiliyor musun?"
"Hayır. Hayatımda hiç sabah namazını caamide kılmadım."
Söylediklerinin hoşuma gitmediğini belli eder bir şekilde hafiften yüzümü buruştururken ellerimi göğsümde bağlayıp iyice arkama yaslandım.
"O zaman sana göre bir soru sorayım."
Tek kaşı havalanırken ne kadar komik olduğunu biri ona söylemeli. Ama sen sakın gülme Gülşah şu an olmaz!
"Peki hangi vakti cemaatle kılıyorsun?"
"Cuma namazını birde teravihe başladık işte."
"Oo, maşallah. Allah kabul etsin."
İlkim abla benim sözlerimin üstüne kıkırdağını gizleyememişti.
"Dalga mı geçiyorsun yoksa ciddi misin?"
Kısa bir kahkaha döküldü dudaklarımdan. Elimi ağzımla kapatıp tekrar ona baktım.
"Kusura bakma. Ne alayı canım, maşallah takdir ettim cuma namazını, teravihi cemaatle kılıyormuşsun. Yakında beş vakite de başlarsın o zaman cemaatle."
Öksürür gibi yaptı. Bense şu an çok keyif alıyordum. Terletmek güzelmiş. Beş vakit namazı bile tam kılmıyordu bu adam. Bunu elbette İlkim abladan öğrenmiştim.
Madem görüşmeyi kabul etti o zaman varsın isteklerimi de bilsin kabul etsin bakalım. Paşa gönlü asla biri dedi diye bir şey yaptırtmaz ona. İşte burada yollarımız ayrılıyor Cihan bey.
"Başlarım inşallah neden olmasın?"
Nefesim adeta geri çekildi, kaşlarımı olabildiğince kaldırıp öne eğildim. Ne diyorsun be adam, senin derdin ne? Yok de bitsin gitsin.
"Başlar mısın?" dedim duyduklarıma inanamayarak.
"Tabi ki. Evlilik dediğimiz, birbirimize bakarak kendimizi düzeltmek değil mi zaten?" Sinir bozucu bir sakinliği vardı.
İçimden sabır dilenerek derin bir nefes aldım. Cihan kesinlikle düne kadar tanıdığım Cihan değildi. Derdi neydi, neden böyle uysal ama aynı zamanda kendini boğdurtmak ister gibiydi anlayamıyordum.
"Ee başka sorun yok mu?" Bu sefer o kollarını bağlayıp arkasına yaslandı.
Pis, sanki yarışma sorusu sordum bildi de büyüklenip yeni soru istiyor.
"Gözlerini kısmış intikam planları yapan küçük bir civcive benziyorsun şu an."
"Ne!?"
Birde pis pis sırıtıyor. Göz devirip az önceki ciddi tavrıma büründüm. "Ne iş yapıyorsun?"
"İş ciddiye binerse söylerim, biraz merak et."
"Öyle mi?"
"Öyle."
"Mafya mısın? Ne diye saklıyorsun?"
"Mafya olsam şu an seninle mi uğraşıyor olurdum sence?"
"Sen mi benle uğraşıyorsun?"
"Evet."
Derin bir nefes verdim. Şu adamla ne zaman aynı ortamı solusak ciğerlerime hava yetmiyordu.
"Kurumsal bir şirkette çalışıyorum," diyerek daha fazla sinirlerimi bozmaktan vazgeçtiğinde onu duymazdan geldim.
Ne iş yaparsa yapsın zaten bu iş o kadar ciddiye binmeden bozulacaktı.
"Oruçların tam mı? Namaz veya oruç borcun var mı? Kötü bir alışkanlığın var mı? Zekat verecek kadar paran var mı? Varsa veriyor musun? Evlilik senin için ne anlama geliyor?" Ve daha nicesi sorular sordum. Hepsini teker teker sakince cevapladı.
Namaz düzeninin olmadığını ama bunu düzeltebileceğini söyledi. Bende belki oradan sıyırırım diye, sen düzene sokmadan ben bu yola giremem, dedim. Bana namazlarını düzene sokacağına söz verip bir de düzene soktuğundan emin olduğu gün bana geleceğini söyledi.
Kendi içimde sabırlar çekip hiç bir çıkış yolu bulamadığımdan bende kabul ettim. Ne de olsa o namazını düzene sokana kadar illaki buluşacaktık ve ben ilk tartışmamızda Cihan'ı şutlayacaktım.
Olurda -olmaz ama- şutlayamazsam ve bu evlilik ciddiye binerse konuşurdum, kağıt üzerinde olsun bu evlilik, babannenin gönlü olsun diye. Kabul ederse ne ala memleket! Belki eşimin ikametinden yararlanıp yakınlarda bir okula tayinim çıkardı. Tabi atanabilirsem...
Cihan ile görüşmemizden sonra Seher teyze yüzünde vatan gülümsemesiyle bir bana bir Cihan'a bakıp, Cihan'ın namazını oturtunca geleceklerinden, "gençler kendi aralarında konuşur o günü belirlerler," deyip ayaklanmışlardı.
Hep birlikte bizde onlara kapıya kadar eşlik ederken herkesin yüzünde güller açıyordu. Cihan'ın yüzünde ise anlamadığım bir şeyler vardı. O da mı mutluydu -ki bu çok mantıksız- yoksa düşünceli miydi? Ya da kendi içinde bu durumda olmak istemediği için sinirleniyor ama saklıyor muydu hiç anlayamıyordum. Yüz hatları gergin değil ama bir o kadar bir şeyler saklıyor gibiydi.
Haddinden fazla bu ukala adamı izlediğimi fark ettiğimde bakışlarımı çevireceğim sıra ayakkabısını giyip başını kaldırdı.
Ben bakışlarımı hızla başka yöne çevirirken o da bizi Allah'a emanet edip binanın merdivenlerini inmeye başladı. Ardından da annesigil bizimle vedalaşıp çıktılar.
Kapıyı kapatıp derince bir nefes verdim.
"Hiç bitmeyecek sandım."
"Daha yeni başlıyorsunuz kızım ne bitmesi?"
Annemin alaya alır tonda sözleri ve gülmesiyle tekrar derin bir nefes verdim. Sinirlerimize hakim olmak için derin nefesler alıp veriyoruz.
***
İlk iftarı hep evimizde ailecek yapardık sonra sırayla anneannemgil ve babaannemgil amcalarım teyzelerim büyük akrabaları dolaşıp sonra da onları biz ağırlardık ve yine bu geleneğimizi bozmamış, yaklaşık bir buçuk hafta süren doluluğunun ardından bugünmüz boş olduğundan evimizde ailecek sofraya oturacaktık.
Tabi Ufuk okuldan gelir gelmez yatmış son on beş dakika kalaya kadar kalkmayacağını söylemişti. Ve eğer bir şey söylüyorsa kesin onu yapar, yaptırırdı.
Nazlı ise ders çalışma bahanesiyle odaya kapanmıştı. Ben de gün boyu okulda dersler beni yememiş gibi sofra kuruyor bir yandan da salatayı yetiştirmeye çalışıyordum.
Yani Ramazan heyecanımızı paylaşıyorduk güya ama sofrayı kurmayı bir paylaştıramıyorduk. Evin çilekeşi annem ve ben Ramazan temizliğini de tek başımıza yapmıştık.
Bir hafta önce pazartesi günü Cihan ile görüşmemizin ardından hiç sesi soluğu çıkmamıştı.
Belirsizlikten nefret eden ben bu sessizliğin olduğu hafta boyunca bütün tırnaklarımı kemirmiştim ve artık buna dayanamayacağımı fark edebiliyordum çünkü ne derslere ne de stajda ki görevlerime odaklanamamıştım.
Yarın okul çıkışı Cihan'la buluşmayı isteyecek ve her şeyi anlatacaktım, bu yük artık taşıyamayacağım kadar ağırlaşmaya başlamıştı.
"Kız ne dalıp gidiyorsun uzaklara? Bir haftadır bu hülyalı halin hayır mıdır?"
Salataya zeytin yağı dökerken gülümseyerek anneme baktım.
"Yok kız anne ne dalması? İyiyim."
"Sen aşık mı oldun Cihan'a?"
"Ey Allah'ım ya Rabbim! Ne meraklı çıktınız beni şu adama aşık etmeye ya!"
Salatayı karıştırıp tabağı masaya koydum.
"Tamam kızım. Sanki kötü bir şey dedim. Sık boğaz edecek bir şey mi dedim ben? Allah Allah..."
Derin bir nefes aldım, kadın sinirlenmeme bile izin vermiyor. Şakadan yaptığım tribe alınıyor. Ben ne yapayım?
"Ne yiyeceğiz?" Ufuk'un uykulu ve çatlamış sesiyle annemle arkamızı döndük.
İkimizde gerildiğimizden Ufuk'a nasıl baktıysak iki elini teslim oluyormuş gibi kaldırdı.
"Tamam sakin. Sormadım sayın."
Söylene söylene koridorda yürürken, "Anne-kız altıma yaptıracaklar yakında," dediğini duyduğumda gergin suratımın yerini tebessüm almıştı.
Bu çocukta ayrı bir ukala.
...
İftara beş dakika kala mâ aile sofranın başında toplanmış duvara monte küçük televizyondan Bekir Develi'nin programını izliyorduk.
Az sonra babam televizyonun sesini kısıp ellerini açtı. Bizde ona eşlik ederek ellerimizi semaya kaldırdığımızda o dua etti biz amin dedik.
Babam duayı bitirip içimizden kendi özel dua etmemize süre kaldığında içimden geçirdiğim klasik duaların ardından Rabbime, hakkımda ne hayırlısı ise o olsun için, eğer aniden girdiğim bu yol nasibim ise hayırlı kılması için dua ettim...
...
İftarın ardından Nazlı'yı bahanelerine izin vermeden mutfağa kapatmıştım. Biz o kadar hazırladık kurduk bulaşıklarını yıkasın bi zahmet canım.
Annemler oturma odasında haberler eşliğinde çaylarını yudumlarken. Ramazan ayında bile masum Gazze'lilere acımayan zalim israile çok öfkelenmiştim. Doğu Türkistan, Gazze ve daha nice zulüm altında olan müslümanlara her gün dua ediyor elimden geldiğince Fetih suresi okuyordum.
Babam teravihe gideceği için son bardağını yudumlarken telefonu çaldı. Telefon yanı başımda aniden ötünce irkilerek elime aldım. Ama asıl irkilişim arayan kişiyi görmemle oldu.
Cihan, babamla ne alaka?
Babam, biz görüştükten sonra teke tek Cihan'la konuştuğunu söylemiş ne konuştuğundan bahsetmemişti.
Bardağını yudumlayıp telefonu yanıtlayan babama merakla baktım.
"Efendim Cihan?"
"Alper amca hayırlı akşamlar nasılsınız?" Azıcık babama kaymamla telefonla ben konuşuyormuşum gibi duymam bir oldu. Babamın telefonu son ses kullanması ilk kez işime yaramıştı böylece.
"Çok şükür iyiyiz oğlum. Teravihe gideceğiz birazdan. Siz nasılsınız?"
"Bizde iyiyiz. Hangi camiye gideceksiniz? Belki bizimkiyle aynıdır."
Ne boş sorular soruyor ya...
"Yukarıdaki camiye gideceğiz bugün."
"Allah kabul etsin Alper amca. Ben bir şey için müsaaden olursa izin isteyecektim."
"Söyle bakalım."
"Sıkıntı olmazsa yarın Gülşah'ı ben alayım okulundan. Hem dedemin pastanesine uğrar size taze pide alırız."
Ne!? Ne alaka? Neden!?
"Hmm." Bana uzun uzun baktı ve bir sessizlik oldu. Bense tekrar yana kayıp hiç bir şey duymamış gibi televizyona baktım. Düşünüyor, önemli bir karar alıyor gibiydi çehresi. Sonra cevap verdi.
"Tamam ben bir sorayım kabul ederse haberleşirsiniz."
"Teşekkür ederim Alper amca. Allah kabul etsin orucunuzu."
"Sağol, sizinkini de. Selam söyle dedenlere."
"Söylerim Alper amca."
Şapşal! Biri selam söyle deyince ilk senin alman gerekir. Yok işte gavur yurdunda unutuyor her şeyi. Bir daha gitse oralara, bizi bile unutur belki.
Babam telefonu kapatıp bana baktı.
"Yarın okul çıkışı seni Cihan almak istiyormuş. Ne dersin?"
"Neden ki baba?"
"Seninle konuşmak istiyor belli. Konuşturma beni."
Annem babamın sözlerine tebessüm edip bana bakarken kabul etmem için başını salladı. Zaten benim de konuşmak istediğim şeyler vardı.
Fırsat bu fırsat Gülşah! Tamam de.
"Yok baba gerek yok. Ben kendim gelirim eve."
Annem kaşlarını çatarken babam da şaşkınca bana baktı.
"Kızım, çocuk görüşmek istiyor belli. Bu konuları da bana konuşturduttun ya daha ne diyeyim?"
"Yok baba boşver görüşmeyeceğim."
"Allah Allah..."
"Kızım görüş işte."
"Yok anne istemiyorum."
"Tamam hanım sık boğaz etme kızı. İsteyince bizim haberimiz dahilinde görüşürler. Kızım sen de bir sıkıntı varsa söyle."
"Yok baba bir sıkıntı. Çok yorgun oluyorum kimseyle konuşacak halim kalmıyor o yüzden."
"Peki, hadi hazırlanın on dakikaya çıkalım."
Sorgulamayın beni, ben bırakalı çok oldu çünkü. Neden fırsat elime geçmişken hayır dedim? Çünkü neden demeyim ki? Tam da orucun yorgunluğunun gün yüzüne çıktığı saatte arabayla eve gelmek harika olurdu aslında...
Aman canım hep başkaları mı benim hayatımı zorlaştıracak. Biraz da ben zorlaştırayım fena mı?
Sürekli hatırlatma yapmak istemiyorum ama psikopat değilim arkadaşlar hayatın tadını farklı şekillerde çıkarma yollarını deniyorum. Okumaya devam ediinn...
Ben odaya geçip annemin eteklerinden birini altıma geçirirken Nazlı da arkamdan gelip mor bir elbise giydi. O şalını özene bözene bağlarken ben başörtümü gelişi güzel bağlayıp odadan çıktım.
Karanlık gecede camiye namaz kılmaya gidiyorduk ne diye bayrama hazırlanır gibi giyineyim?
Ufuk, biz Nazlı ile ayakkabılarımızı giyerken ancak yerinden kalkıp iftardan beri başını kaldırmadığı telefonunu cebine attı ve yüzünde komik bir sırıtmayla çıkıp ayakkabılarını ayağına geçirdi.
Annemgilde evden çıktığında, Nazlı ile kol kola girip Ufuk'un arkasından merdivenlerden inerken kafasına vuruverdim. Hızla vurduğum yeri tutup inlerken merdivenleri inmeye devam etti.
"Abla varya!"
"Düzgün konuş ablanla."
Babamın arkamızdan geldiğini fark eden Ufuk, söyleyeceği sözleri ağzına tıkılınca sus pus binadan çıktı.
Ufuk camiye doğru hızlı adımlayınca Nazlı ile peşinden koştuk ve Ufuk'un da koluna girdim.
"Boş boş sırıtıyorsun kendine gel diye vurmuştum. Alındın mı yoksa ablancığına?"
"Yok ne alınacağım?"
"Abla sen evleniyorsun diye üzülüyor." Nazlı'nın sözleriyle dudaklarımı büzüştürp baktım Ufuk'un yüzüne.
"Ya çen ablanı çok çeviyorsun da gidecek diye üzülüyor muşun yokşaa?"
"Ya he. Benim işim gücüm yok sana üzülücem."
Güldüm. Gıcık falandı ama seviyordum bu çocuğu.
Caminin avlusuna girdiğimiz sıra, ezan okunmak üzereydi. Babam bir haftadır olduğu gibi bizi bekleyeceği yeri gösterirken biri arkamdan omuzlarımı avuçladı.
"Hop!" yükselerek arkamı dönmemle gördüğüm yüz ile bir an kalmıştım. İlkim ablanın gülümseyen yüzüne rahalayark baktığımda hala gülüyordu.
"Sen miydin İlkim abla? Korktum bir an."
"Benim tabi canım kim olacak?"
"Öğyetmenim bakın bende camiye geldim. Namas kılıcam."
Selim'in sevimli suratına daha rahat bakabilmek için eğildim.
"Aferin sana Selim. Allah seni çok seviyor ki hep huzuruna çağırıyor, çok nasiplisin."
"Öyle mi öğtetmenim? Seviyor mu beni Allah?"
"Tabi seviyor. Öyle çok seviyor ki sürekli seni huzuruna çağırıyor seninde O'nun huzurunda olmanı nasip ediyor."
"Hmm." Bazen hatta çoğu zaman, Selim'in yaşıtlarından daha ileri bir zekası olduğunu düşünüyorum. İsteyince çok güzel mantık yürütebiliyor ve harika bir anlayış kabiliyetine sahipti.
"Allah beni de seviyor ki huzuruna çağırıyor o zaman değil mi stajyer hanım?"
Duyduğum sesle başımı kaldırdım. Cihan tam başımızda dikilmiş bana bakıyordu. La havle...
Her hareketi batıyor bu adamın.
"Bilmiyorum."
Rahat bir halde ellerini ceplerine koydu. "E Selim'i sevdiğini biliyorsun ama."
Derin bir nefes verip gözlerimi devirdim. "Selim günahsız bir çocuk."
"Ben günahkar mıyım?"
"Of bilmiyorum. Niye ban
a soruyorsun?"
"Allahu Ekber Allahu Ekber!"
"Ezan okunuyor. Ben camiye gireyim."
"Peki kaç bakalım. Yarın görüşürüz okul sonrası."
"Ben kabul ettiğimi söylemedim. Görüşürüz Selim'cim."
"Göyüşürüz öğyetmenim."
Cihan'ın bir şey demesine fırsat vermeden çoktan annemlerin girdiği camiye koştum. Ayakkabımı çıkarıp dolaba koymak için arkamı döndüğümde bir anlık bakmaktan kendimi alamamıştım. Hala oradaydı.
"Tövbe yarabbim."
+++
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum canlarım🌸
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.68k Okunma |
405 Oy |
0 Takip |
15 Bölümlü Kitap |