2. Bölüm

2.Bölüm: Sönen Kibritler

Elif Çağman
elfcgmn_14

"Kader bana bunu açıklaman için 10 saniyen var yoksa kemerle seni öldürürüm." dediğinde Kadir hocaya çarptığım fotoğraf vardı. Bunu kim çekmişti? O koridorda sadece ben ve Kadir hoca vardı başka birisinin olması imkansız. "5..4..3..2 Kader! Ne bu?! Bekle sen ben ne yapacağımı iyi biliyorum.." Telefonumu açıp acilen Kadir hocaya yazdım.

Kimden: KadrrKlic20

Kime: Kadirrhlsşafkk23

*Hocam müsait misiniz bilmiyorum ama ben size çarptığımda birisi bizim fotoğrafımızı çekip okul grubuna atmış!

*Ve babam bunu öğrendi beni kemerle öldürecek! Lütfen müsait olun.

Kimden: Kadirrhlsşafkk23

Kime: KadrrKlic20

*S-sen ne diyorsun Kader?!

*Kim bizim fotoğrafımızı okul grubuna koymuş?!

*Bekle ben geliyorum!

Kimden: KadrrKlic20

Kime: Kadirrhlsşafkk23

*Hocam gelmeyin babam sizi de öldürür!

*Hocam aktif olun lütfen.

Mesajım gitmiyordu. Mesajın yanında i harfini yuvarlak içine alındığı bir uyarı işareti vardı. Allah kahretsin ne kadar mesaj atarsam atayım o işaret geliyordu. Babam elinde kemerle gelince arkasından annem koşturuyordu.

"Sen karışma Gülayşe! Git işine bak sen yemek yap!" diyip odama geldi ve elinde kemerle kolumdan tutup beni banyoya kadar sürükledi.

Kadir hoca buraya gelmesin gelirse ölürdü! Banyoya girdirttiğinde yere atmıştı. Kemeri iki katlayıp birkaç kere ses çıkarttı. O kemerin çıkardığı ses öyle güçlüydü ki kalbim hızla atmaya başladı. "Ben sana demedim mi erkeklerle konuşmayacaksın diye?! Seni boğaz ortasında s*kerim! Senden bir yar*ak olmaz! S*ktiğimin ahlaksız or*spu kızı!"

Kemerinin her vuruşu daha bir acıtıyordu. Bacaklarım, kollarım, sırtım her yerime acımadan en sert gücüyle vurmuştu. Acıdan yerimde kıvranırken hâlâ bana vurmaya devam ediyordu. Durmak bilmiyordu!

"Ah ac-acıyor! Ka-" Neredeyse Kadir hocaya bile ihtiyacım vardı. En sert vuruşu bile acıtıyordu. Kadir hoca diye bağıracaktım ama bağırsam bile beni hiç kimse duymayacaktı. Annem duysa elinden hiçbir şey gelmiyordu. Evde erkek sesiyle annem sesini duyunca rahatlamak istedim ama o yine de bana vurmaktan vazgeçmemişti.

"Seninle işim daha bitmedi." dedi ve vurmayı bıraktı. Ağlamaktan şişen gözlerimle ona baktım. İğrençti! Tipi resmen bir yar*aktan benzersizdi. Kemeri bir yere atıp küvetin içini en sıcak suyla ağzına kadar doldurdu.

Gücüm kalmadığı halde beni sürükleye sürükleye sıcak suyun içine sokmaya çalıştı. Su o kadar sıcaktı ki sanki cehennemin sıcağıydı. Artık bana dayanamayınca sıcak suyun içine atıp beni boğmaya çalıştı. Her ne kadar dirensem de o sıcak sudan çıkmaya çalışsam da her seferinde o güçlü eliyle beni geri suya sokmaya çalıştı. Artık ne çırpınmaya ne de o sudan çıkmaya gücüm kalmıştı.

Artık o suda ölmüştüm. O kibritler üstüme atılmıştı. Yanan kibritler sonuna kadar yanacaklar zannettiler ama onlar da söndürülmüştü. Artık ne bir ateş ne de bir kibritin ateşi sönen o kibritleri yakabilirdi? Bir kibrit yandı diğer kibritleri yakmaya geliyordu.

Fakat ezdiler onu arkadaşlarını yakmasını engellediler. Karanlıkta kalmasını istediler bırak çürüsün dediler. Yanınca yine sönecek dediler. Ama o kibrit ezilmesine rağmen yine dimdik ayaktaydı. Bir kutuya kendisini sürttü ve ateşini çıkarıp kimseyi umursamayarak arkadaşlarını yakmaya gitti.

Karanlıkta hiç birini göremeyişi onun için ölmek korkutucuydu. Arkadaşlarını yakıp karanlıktan korkan insanların ışığı olabilmek için çaba sarf ettiler. Ve bu zamandan beri kibritler dünyada karanlıkta insan kalmaması için bütün insanlara karanlıkta ışık oldular. Bana da ışık oldular ama o ışık çok yanmadı, patladı. O ışığı söndürdüler.

-Kadir'in Anlatımıyla-

Kader'in ne durumda olduğunu merak ediyordum. O yüzden Kader'i onun elinden kurtarmam lazımdı. Bana her ne kadar gelme dese de ben inadım iki inattı. Kader'in evi yolumun üstünde olduğu için biliyordum. Kader'in odasının ışığını arabadan inince farkettim. Evinin önüne geldiğimde zillerini bilmediğim için kılıç soyadını bulmaya çalıştım. Adnan Kılıç yazan tuşa basınca kapı otomatikman açıldı. Ve koşar adımlarla asansöre ilerledim. Has siktir hangi kattı?! Asansörü çağırınca kapısını açıp acele ile 3. Kata bastım.

Asansörün aynasından kendime baktığımda terden sırılsıklam olmuştum. Ve tabi yağmurdan dolayı saçlarım ıslanmıştı. Saçlarımı karıştırıp dağıttım. 3. Kata gelene kadar asansörde yüzüm gözükmeyecek şekilde fotoğraf çektim. İnstagram'a atmayı düşünüyordum ama internetim az olduğu için evde atacaktım.

Asansör 3. Kata geldiğini telefonumu öylece ceketime atıp asansörden çıktım Hangi ev olduğunu bilmediğim için kendime küfrettim.

Kapının yarısı açık olan bir ev vardı. Sanırım Kader'in evi burasıydı. Kapıyı tıklattım ve içeriden bir kadın geldi.

"Buyrun, kimsiniz?" dedi göz ucuyla bana bakarken. Beni boşverin Kader nerde Allah'ın cezaları?!

"Ben Kader'in öğretmeniyim." dedim ve kadın kapıyı biraz açtı.

"Buyrun ben Kader'i çağırayım." dedi ve beni içeriye ağırladı. Salondaki herhangi bir koltuğa oturdum ve Kader'in çağırılmasını bekledim.

-Gülayşe'nin Anlatımıyla-

Allah'ım ben ne yapacaktım? Adnan'ın Kader'e yapmadığı işkence kalmamıştı. Kader'in odasını çalınca kapının kolunu indirdiğimde kimse yoktu. Banyosuna ayaklarım titreye titreye gittiğimde kapının kolunu aşağı indirmekten korktum. Çünkü Adnan bana da bir şeyler yapabilirdi. T*şşaklarını benim boğazıma sokabilirdi. Elim kapının koluna gidecek iken Adnan kapıyı açtı ve kapatıp kilitledi.

"Ölsün orda." diyip kapının kildini cebine attı.

"Ya Adnan neden böyle yapıyorsun? Belki gruba atılan başka biridir?!" dedim ve yanağıma sertçe tokat attı.

"Sen karışma kadın!" diye konuşunca tokatın şiddetiyle yere savruldum. "Kızını bir daha savunursan ta*şaklarımı yediririm sana!" dediğinde sesleri duyan öğretmen yanımıza geldi.

-Kadir'in Anlatımıyla-

"Neler oluyor burada?!" dediğimde yerde annesi vardı ve sinirden gözü dönmüş babasıydı. Birkaç saniye gördüklerimin ne anlamaya geldiğini çözmeye çalıştım. Bakışlarımı odanın içindeki kapıya doğrulttuğumda Kader'in olduğunu beynim bana bas bas bağırıyordu. Git kurtar öğrencini! diye bana bağırıyordu. Banyonun kapısına giderken beni durdurdu. Yüzüne yumruk geçirerek Bedenimi ondan kurtardım.

Kapının kolunu birkaç kere açmaya çalıştım ama kilitlenmişti ruh hastası manyak! Geri çekilip kapıyı kırmaya çalışacaktım ki beni durdurdu.

"Hele bir o kapıyı aç.." dediğinde pantolonun arkasındaki silahını çıkarıp kafama doğrulttu. "Seni öldürürüm."

"Ben değil sen öleceksin." Elindeki silahı alıp karnına kurşunu geçirdim. Acıyla inleyip geri çekildi. Silahı kenara fırlatıp kapıyı tekmeledim. Karşımdaki küvetten taşan sular vardı. Kalbimin korkusuyla soğumuş olan suya girip Kader'i bayılmış halde o küvetten çıkardım. Eşofmanımın ve ceketimin ıslak olmasını umursamadım. Kader'i banyodan çıkarıp yatağına yatırdım.

Kader'in formalarıyla ıslanması babasının suçuydu. Kıyafetleri değiştirmek istedim ama özel bölgelerini görmemem gerekiyordu. Annesine döndüm.

"Kader'in kıyafetlerini değiştirin." dedim soğuk sesle. Giderken yine babası benden öfkesini çıkaramadığı için ellerimi arkamda tutup yere fırlattığım silahı tekrar alnıma dayadı. "Sen hâlâ akıllanmadın mı?!"

Ellerimi ondan kurtarıp yere fırlattım. Üzerine çıkıp sinirimin son damgasına kadar burnu kanayana kadar, yüzünde morluklar oluşana kadar güçlü ellerimle vurdum. Annesini beni ondan uzaklaştırmaya çalışıyordu ama benim umrumda olan Kader'di. Kim bir kızına böyle bir şey yapabilirdi? Hele ki benim öğrencime!

"Bir daha böyle yapmaya devam edersen seni polise şikayet edeceğim!" dedim ve üzerinden kalktım. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Ellerim kanlarla dolmuştu. "Bir şey olursa bana haber verin."

Kader'e baktığımda yüzünde hiçsizlik vardı. Yutkunmak istedim o halini görünce ruhum acı çekişiyordu.Kalbim ağlıyordu. Beynim biraz daha vurmamı istedi ama katil olacağım diye korkuyordum. Derin bir nefes verip Kader'in odasından çıkıp dış kapıya yöneldim. Onu orada bırakmak içim el vermiyordu. Elimde olsa onu 300 hızda hastaneye götürmek istedim ama elimi uzatmak bile gelmemişti.

Kapıyı açıp son bir kez merdivenlere baktığımda derin bir nefes alıp Kader'in evinden çıkıp asansöre bindim. Sırtımı arkaya yasladığımda yavaş yavaş dizlerimin üzerine oturdum. Allah kahretsin! Allah belamı versin! Neden Kader'i hastaneye götürmek için elini uzatmıyorsun?! O senin öğrencin!

Öğretmen öğrencisi için her şeyi yapardı! Gerekirse feda bile ederdi! Ama ben de o hareket yoktu! Allah beni kahretsin! Allah beni bildiği gibi yapsın! İstediği güçle bana saldırabilirdi! Razıydım. Asansörün kapısı açıldığında asansörün aynasında kendimi paramparça halde gördüm. Hiç düzeltmeye bile çalışmadım. Gecenin o karanlığında elimi uzatmadım diye kendime küfrettim! Kendime sövdüm.

O pişmanlıkla Audi arabamın yanına gidip şöför koltuğuna oturdunuz Kafamı direksiyona yaslayarak içimdeki sesin kendime kızmasını dinledim. O kadar çok küfür etti ki duyamadığım küfürlerdi. Kader'in babasına ettiği küfürleri içimdeki ses bana etti.

"Niye yapmadın oğlum ya?" dedim kendime söylenerek. Kafamı yasladığım yerden kaldırınca kafamı geriye attım. "Aptalsın sen Kadir! Aptal! Bok çukurusun!"

Arabayı çalıştırıp 160 hızla caddeye girip bütün arabaları yok sayıp kendimle kavga ettim. 160 hızı 180'e çıkıyordu. Daha çok gaza basıp hızı 220'e çıkardım. Ne kadar küfrediş o kadar hızdı. Ceza yemem umrumda değildi. İster ceza yazsınlar ister polisler çevirsin hiç umrumda değildi. Ben bugün kendimle kavgalıydım. Kader'e neden elimi uzatmamanın kavgasıyladım.

Sahile geldiğimde arabadan indim. Büyük taşlara çıktığımda içimdeki o pişmanlıkla kaldım. Hiç kimsenin olmadığı o sahilde tek başıma kalmıştım. Beynimdeki küfür sesleriyle, içimdeki o bağırışlarla yapayalnız kaldım.

-Ertesi Gün-

Okula geldiğimde bütün kızlar benim yakışıklılığımla ölüyordu. Eriyordu. Gece boyunca o küfürleri dinledim. Saat gece 4'e kadar uyuyamadım. Bir yerden beynimden bana küfrettikleri sesleri bir taraftan Kader'in durumu beni iyice dört duvara sıkıştırıyordu. Arabamdan inince Aras Kolejinin kızları yerden yere zıplıyordu.

"Hocam bize mi gireceksiniz?" diye sordu Eylül ben yürürken benim yanımda yürüyordu.

"Evet. Ama belki ders işlemem." Dediğimde Eylül yerinde zıpladı. Dün gece bile Kader'i arayamamıştım. Ne bir mesaj atabilmiştim ne de bir arama yapmıştım. Çünkü hâlâ beynim bana küfrediyordu neden yardım eli uzatmadın diye. O senin öğrencin değil mi? diye ama ben o kadar korkuyordum ki babası yine ona bir şey yapacak diye ödüm kopuyordu.

"Hocam iyi misiniz?" dedi Esila yanına yaklaştığımda. Bilmiyorum iyi miyim değil miyim? İyi olduğumu bile bilmiyordum. Okulun binasına girdiğimde öğretmenler odasına girdim. Ceketimi çıkardığımda Şeyma hoca yanıma geldi.

"Kadir ne oldu? Yüzünden düşen bin parça." dedi ders kitaplarını dolabından alırken.

"Yok bir şey. Gece uyuyamadım o kadar. Uykusuzum." dedim cebimden dolabımın anahtarını çıkarıp yuvasına takıp döndürdüm.

"İyi peki." diyip kısa kesti. Ders kitaplarını sayfalarını çevirince masaya ders kitaplarını koydum ve nerede kaldığımıza baktım. Normalde ders işlemeyecektim. Sınıfı serbest bırakacaktım. Ders kitaplarımı dolabıma koyduğumda lise matematik kitabımı ve kalemliğimi alıp öğretmenlerin zilini çalmalı 15 dakika olmuştu ve dersin saati gelmişti. Aklım hâlâ Kader'deydi. Ceketimin cebinden telefonumu aldığımda Trendyoldan ve maç bildirimi gelmişti.

Öğretmenler odasından çıktığım gibi 11/A'ya girmiştim. Herkes benim geldiğimi görünce yerlerine geçti. Hiçbir şey demeden oturmalarını istemiştim. Önümde oturan Duru benimle konuşmaya başladı.

"Hocam iyi misiniz?" dedi kitabımı açtığımda. Bugün neden herkes benim iyi olup olmadığını soruyor?! İyiyim işte bir şeyim yok. Bunları insanlara neden açıklamak zorundayım?

"İyiyim Duru. Uykusuzum sadece.." dedim isyan ederek. Eğer bir kişi daha iyi olup olmadığını sorarsa öfkeme yenilip her şeyi kırıp dökerdim.

"Hocam uykusuzluk değil bu." Derin bir nefes nefes alıp sertçe verdim. Yeter artık sınıfı terk edip gideceğim!

"Önüne bak Duru." diyip bakışlarımı kitabıma çevirdim fakat Duru'nun derdi hâlâ bendim. Gerçekten dört duvar arasında kalmıştım ve o duvarlar benim üstüme üstüme geliyorlardı. Artık tahammülüm kalmamıştı. Telefonumu alıp İnstagram'dan Kader'e yazdım.

Kimden: Kadirrhlsşafkk23

Kime: KadrrKlic20

*Kader nasıl oldun?

*O kadar dört duvar arasında kaldım ki. Sana yardım eli bile uzatamadım. Özür dilerim.

Yazıp göndermiştim. Artık bu dayanılmaz acıya son vermek istiyordum. Bir an önce Kader'i babasından kurtarmak istiyordum. Ve bu acıya son vermek istiyordum.

-Kader'in Anlatımıyla-

Bugün okula gitmemiştim çünkü Kadir hocanın beni kurtaracağını aklımın ucundan bile geçmezdi. Merdivenlerden aşağı indiğimde babam gazetesine odaklanıp gazetesini okuduğunu gördüm. Koltuğa oturunca babam sinirli gözlerle bana baktı. Burnundan nefes aldığının sesini duyunca acayip gerildim. Telefonumdan bildirim sesini duyunca babam gazetenin sayfasını çevirdi. Koltuktan kalktığımda babamın arkamdan geldiğini hissettim.

"Kimden geldi o mesaj?!" dedi Adımlarımı durdurduğumda o da durdurdu.

"T-Türk Telekom'dandır." dedim korkuyla. Yine beni küvette boğup beni "Kim bu Kader?! Kader cevap bekliyorum! İlla seni öldürmem mi gerekiyor?!" Eliyle yanağıma tokat atacak iken bir el onu durdurdu. Yavaşça o eli tutan kişiye baktım. Kadir hoca bana kalkan eli tutmuştu. O kadar öfkeliydi ki gece öfkesini ona vermiş gibiydi.

"O el bu kıza kalkmayacak! Yoksa ben o eli bir yerlerine sokmasını iyi bilirim." dedi duruşunu hiç bozmadan. Bu Kadir hoca eve nasıl gelmişti? Camdan mı girmişti? Yoksa bana zarar gelecek diye okuldan buraya kadar gelmiş miydi? Hatta benim için..

"Sana ne be adam! Hem senin evimde ne işin var?! Nasıl girdin?!" dedi babam elini Kadir hocadan kurtarınca. "Ben kıza istediğimi yaparım!"

"Sen bu masum kıza hiçbir şey yapamazsın! İlk önce babalığını bil! Sonra sevgini ver.. Öğrencime bir daha bir şey yapmaya kalkarsan direk dava ederim seni." diyerek bileğimden tutup beni hiçbir şey anlamadığım şekilde beni evden çıkarttı. Asansöre bindiğimde Kadir hocanın yüzünde o kadar hırs ve öfke vardı o gece olan gözleri sanki karanlığın içinde bir Ateş yanar gibi yanıyordu.

Giriş katına geldiğimizde bileğimden tekrar tutup beni Audi arabasının yanına götürdü. Tek bir kelime bile edemedim. Söyleyecek bütün kelimeler boğazıma dizildi. Beynim ne olduğunu anlamaya çalışırken kalbim de benim gibi Kadir hocaya sığınıyordu. Hırsından dolayı bana yardım eli uzatamayan Kadir hoca bugün evime gelip bana gelecek olan tokattan beni kurtarmıştı. Audi arabasına bindirdiğinde hiçbir kelime etmedi. Yutkunmaya çalıştım ama boğazımdaki kelimeler izin vermedi. Şöför koltuğuna oturunca arabasını çalıştırıp 160 hızda beni bilmediğim yerlere götürdü.

"H-hocam nereye gidiyoruz? Neler oluyor?" dedim boğazımdaki kelimelerden kurtulamak istercesine. Kadir hocadan ne bir ses ne de tek kelime etti. "Hocam ne olduğunu söyleyecek misiniz?"

Hâlâ tek bir kelime yoktu. Daha fazla ısrar etmenin bir anlamı yoktu. Çünkü ne kadar boğazımdaki kelimelerden kurtulmak istesem de yine boğazıma bir sürü kelime dizilecekti. Her bir kelimeden kurtulsam da yine boğazımda tonlarca kelimeler vardı. Arkama yaslanıp dolu yağan cama kitledim bakışlarımı. Dolular hep bir pencereye vuruyordu. Eşyalara vuruyordu. Sanki ben yeryüzünün ta kendisiydi ve dolular da babamdı. Ne kadar vurursa o kadar acıtıyordu.

"Artık babanın böyle yapmasına göz yumamazdım. " dedi kafamı ona doğru çevirdiğimde. "Öylece şiddet görmene izin veremezdim."

Bakışlarımı Kadir hocaya sabitlediğimde gözünü yoldan ayırmadı. Demek ki o kadar değerliydim. Kimsenin bana veremediği değeri Kadir hocadan görmüştüm ben. Nereye gittiğimizi bilemeden beni öylece yollardan geçirdi. Yolları gösterdi.

-1 Saat Sonra-

Arabayı durduğunda yağmur çiseliyordu. Arabadan indiğinde direk olarak yanıma gelip kapımı açtı. Ona bakıp gözlerimi devirdim. Arabadan inerek kapıyı kapattı. Yanımdan uzaklaşınca olduğum yerde kaldım. Yanına gittiğimde kumlar ayakkabısının izini çıkartıyordu. Birlikte sessizce yağmurun altında ve denizin dalgalarında sessizce yürüyorduk. Ne ben kelime ettim ne de o sesini çıkarttı. Sadece yürüyorduk aramızda koca bir sessizlik vardı.

Sessizliği sadece denizin dalgası bozuyordu. Bakışımı Kadir hocaya çevirince gözleri devirmiş bir şekilde yürüşünü izliyordu. Şakaklarındaki o damalar o kadar belliydi ki dokunsam içinden kan akacak gibiydi. Yürümeyi durdurunca ben de durdum.

"Neyiniz var hocam?" dediğimde bana o hiçbir tepki vermemişti. Ama hiç aklımdan geçmeyen bir şey yaptı. Dudaklarımdan öpmüştü. Utanç bütün bedenimi ele geçirmişti ama kısa sürdü. Kalbimin hızla çarpmasını hissetmezden gelip kendimi Kadir hocaya yaklaştırdım kendimi. Dudaklarımı kaç dakikadır dudaklarımda tutunca dudaklarını dudaklarımda dans ettirdi. Öptüğü dudakları narinini kaybetmiyordu.

Dudakları dudaklarımdan ayrılınca bana sarıldı. O fırfırlı eteğimle ve dantelli cropumla yağmurun altında ıslanıyorduk. Birlikte kumların üstüne oturduk. Kıyafetlerimizin kum olmasını umursamadan. Elim Kadir hocanın saçlarına titreye titreye gidip saçlarını okşadım. Kalbim hâlâ hızlı hızlı çarpmaya devam ediyordu.

"Özür dilerim Kader." dedi alnını omzuma koyunca.

"Ne için hocam?" dedim ellerimdeki yağmur damlaların süzülüşlerini izlerken.

"Yardım eli uzatamadığım için ve yapamadıklarım için." dediğinde içimde bir şeyler çıt etti. Kalbimin olduğu yere öyle bir ağrı girmişti ki Kadir hocanın sözlerinden benim için yapamadıkları için benden özür diliyordu.

"Hocam bu sizin suçunuz değil ki." der demez sözümü kesti.

"Hayır. Bunların hepsi benim suçum. Öğrencimsin sen belki de öğrencimden daha fazlası." dedi ve sarılmamızdan ayrıldı. Kadir hocanın yüzünde sanki hiçsizlik vardı. Ayağa kalktığında büyük damarlı elini bana uzattı. Elini tutunca sanki bedenim tamamlanmış gibiydi. Onun elini tutmak içimdeki şeyleri tamamlandırmıştı.

(Ertesi Gün)

Coğrafya dersinde Cemal hoca dersin başından beri susmuyordu. Hep dağlar denize paralel diyordu. Coğrafya dersinde dağların denize paralel olmadığı yerler de vardı ama anlamıyordu. Cemal tahtanın önüne geldiğinde başlığı yazıp iki tane ok çıkardı. Coğrafyadan hiçbir şey anlamıyordum. Verdiği ödevleri bile anlamadan yapıyordum ama Kadir hocaya sorsam coğrafya dersinden hiçbir şey anlamıyordu. Matematik yerine coğrafya olsaydı belki sorabilirdim ama işte nafile.

"1. Doğal Çevre (Ortam): Doğal şartlara bağlı olarak oluşan olayların oluşturduğu ortamdır. Doğal ortam dört bölüme ayrılıyor çocuklar.." diyip başlığının altına iki tane ok çekti. Sıranın altından telefonumu çaktırmadan çıkarttım ve Kadir hocanın son aktifine baktım. 23 dakika önce aktif olmuştu ve yazsam rahatsız etmiş olmam değil mi?

Kafamı kaldırdığımda herkes Cemal hocayı dinliyordu. Herkesin gözü Cemal hocada olunca Kadir hocaya yazdım.

Kimden: KadrrKlic20

Kime: Kadirrhlsşafkk23

*Hocam müsait misiniz?

*Sizi rahatsız ettim kusura bakmayın.

Yazıp gönderip hemen telefonumu sıranın altına koyup Cemal hocayı dinliyormuş gibi yapıp anlıyormuş gibi kafa salladım. Cemal hoca durunca bana baktı.

"Kader ne dedim en son? Anlat bakalım." dediğinde neye uğradığımı şaşırdım. "Telefonunla uğraşacağına burayı dinle. Sınavda çıkacak konular bunlar."

Kafamı onaylarcasına sallayarak Cemal hoca dersi anlatmaya devam etti. Coğrafyadan bir şey anlamadığım için çaktırmadan tekrar sıranın altından telefonuma baktığımda Kadir hocadan mesaj yoktu. Biraz bekleyip göreceğiz bakalım.

(23 Dakika Sonra)

Defterime karalamalar ve imzalar atıp durdum dersin sonuna kadar ama dersi blok yaptığı için acayip sıkılmıştım. Birden bire kapı çalınca Kadir hocanın geldiğini gördüm. Benim iç sesimi duymuştu da buraya gelmişti?

"Cemal hocam Kader'i biraz alacağım da." Dedi kapının önünde durarak.

"Tabi Kadir alabilirsin...Gidebilirsin kızım." dedi ve sıramdan kalkıp Kadir hocanın yanına gittim ve sınıfın kapısını kapattı.

"Ne oldu hocam? Neden çağırdınız beni?" dedim aklımdaki binbir soruyla.

"Bir şey olmadı. Görmek istedim sadece seni." dedi ve merdivenlerden inmeye başladık. "Ne yani öğrencimi göremez miyim?"

"Görebilirsiniz tabikide. Bir an şaşırdım. Nereye gidiyoruz?" dedim ve en aşağı kata doğru inmeye başlamıştık. Nereye götürüyordu acaba?

"Sürpriz." Diyip bana göz kırptı. Kalbim bu harekete zaafı olduğu için hızlı hızlı atmaya başladı. Beynim öylece bizi 4K film gibi izliyordu. Kilitli bir kapının yanına geldiğimizde cebinden anahtarı çıkarıp yuvasına soktu ve birkaç çevirişle kapı açıldı. Önden bayanlar diyip beni içeri ağırladı. Kapıyı kapatınca biraz ürktüm. Işıklar bir an yanınca karşımda piano olduğunu gördüm.

"Hocam bu." Diyebildim ancak. Kadir hocadan böyle bir şey aklımın ucundan geçmezdi. Arkamdan sarılınca o büyük damarlı ellerine baktım. O beni tamamlayan elleri tuttum. Parmaklarını parmaklarımın arasına koyunca iyice tamamlanmış hissettim.

Gülümsedim. Doğum günün değildi ama Kadir hoca benim için her şeyi yapmaya hazır gibi görünüyordu. Önüme döndüğümde belimden tutup beni piyanonun üstüne oturdu ve yüzümde 1-2 cm vardı. O geceyi özleten, gecenin siyah olan o gözlere baktım. Dudaklarını dudaklarıma değdirince ona karşılık verdim. Cinsel organını kadınlığıma yaklaştırınca biraz hareketlendim. Pianonun üstüne koyduğum ellerimi tuttu. Ve hiç bırakmadı.

Biliyordum Kadir hoca kimseye yapamadıklarını bana yapacaktı. En güzel hisleri benimle paylaşacaktı. En derin sevgiyi bana gösterecekti. Tecavüz gördüğüm o kişilerin canını alacaktı. Katil olacaktı benim için. Ne kadar benim kaderimdeki kişi öğretmen olsa da ben kaderime Kadir hocayla aşık olmuştum. Şimdi o sönen kibritler benim tamamlanmamla yanmıştı. Ben ne kadar tamamlanırsam tamamlanayım o kibritler beni yansıtıyordu.

Kadir hoca ise benim yanmamı sağlayan ateşti. Kibritler karanlıkta ateş saçarlardı. Ve benim tamamlanmamı sağlamıştı. Kadir hocadan nefret etsem ilk başlarda o beni başından beri tamamlamaya çalışıyordu. Beni o bedeniyle tanıştırmaya çalıştıyordu. Ben ise bedeniyle çoktan tanışmıştım sadece o öpüşünü, o damarlarıyla tanışamamıştım. Kadir hoca daha da kendisini bana yaklaştırınca üzerinde tişörtü çıkartmak istedim.

Kadir hoca iç sesimi duymuş gibi dudaklarını ayırınca tişörtünü çıkartınca o damar kaynayan göğsüyle tanıştım. Beni yere indirince beni kendisine yaklaştırınca ellerim o damarlı göğsüne gitti. Tam şu anda Kadir hocanın bedeniyle tanışma tarihimdi. Kafamı damarlı göğsüne yaslayınca her şeyi o gün unutmak istedim. Tecavüz gördüğüm o olayları, babamdan yediğim o dayakları bir günde unutmak istedim. Kadir hoca yere oturunca iki bacağımı ayırıp bacaklarının üzerine oturdum.

Öylece birbirimize baktık. Bakışlarımızı okuduk, iç seslerimizi duyduk. Kalbimizin ve beynimizin ne dediğini umursamadık.Öylece benim kahverengi gözlerime baktı. O geceye ait olan gözlere baktım. Dudaklarımı tekrar birleştirecek iken işaret parmağıyla beni durdurdu ve kulağıma fısıldadı.

"Şşş.. Buralar bizim sayemizde aşk kokacak. Birbirimizin bedeniyle tanışmamızın tam zamanı." Dedi kafamı boynuna kenetledim. Sıcak nefesim boynunda ürperti yaparken okul formamı çıkartamaya çalışıyordu. Gömleğimin önünü açınca omuzlarımdan düştü. Sütyenimin kopçasını omuzumdan indirince o an zaman benim için durmuştu. Kadir hocanın dediği gibi bu okulun odaları bizim sayemizde aşk kokacaktı.

Bölüm : 26.10.2024 17:23 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Elif Çağman / BİR KİBRİTLE YOK OLMAK / 2.Bölüm: Sönen Kibritler
Elif Çağman
BİR KİBRİTLE YOK OLMAK

533 Okunma

16 Oy

0 Takip
2
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...