
Sıla’dan
Sabah saat 10 falandı. Bugün abimlerin çekimi olduğu için biraz daha erken kalkmıştık. Çünkü normalde abim öğlen 3’te falan kalkarda.
“Fatma, Fatma!”
“Noldu Sıla?”
“Sabah sabah herkesi ben uyandırıyorum çok sıkıldım, ben üstümü giyicem abimleri sen uyandırır mısın?
“Tamam aşkım, bir elimi yüzümü yıkayayım.”
Fatma lavaboya doğru gittiğinde bende üstümü giyinmeye başladım.
——————————
“Sıla! Kanka bir baksana.”
Abimlerin odasının tarafından Fatma beni çağırıyordu.
“Kanka noldu?”
Kafasıyla abimin odasının içini işaret etti. Kapıyı sonuna kadar araladığımda gördüğüm manzarayla şoka girdim. Bekliyordum ama bu kadarda değil yahu.
“Kanka ben bu kadar hızlı çıkıcaklarını düşünmemiştim. Kardeşim elden gidiyah.” bu kız egeli değil mi bizim gibi, bir anlığına karadeniz şivesi kaydı? ahsjjqjdjs
“Gitmiş bile, abime bak hele. Gece şekilden şekile giren adam kolunu bile oynatmamış.”
“Huzur bulmuş diyelim aşkım.”
“Fatma telefonumu getirsene.”
“Çekiceksin dimii?” cevap vermek yerine suratımla fena bir gülümseyle karşılık verdim.
Fatma telefonumu odadan getirdikten sonra uyandırmamaya çalışarak yanlarına yaklaştım ve bir kaç farklı kare yakaladım.
“İşlem tamam dostum çıkabiliriz. Hiç ellemeyelim uyanır zaten Feride birazdan.” dedikten sonra Fatma, sessizce çak işareti yaptık. Fatma “Bunlar yüzünden iyice ajan olduk he.” demişti, haklıydı.
Feride’den
Ahmet’le uyanmak… İmkansız gibi gözüken birşeyken şuan onun kollarında olmak.
Hayal ettiğimden bile daha güzel. Gece nasıl sarılarak uyuduysak şuanda da hala öyleydik. Hatta sarmaş dolaş derler ya onun vücut bulmuş hali gibiydik. Ama şikayet eden var mı, asla?
Hala tam olarak uyanamamışken kendimi ayıltmaya çalıştım ve anın tadını çıkardım. Bir kaç dakika sonra tekrar gözlerimi araladığımda karşı duvarda kocaman bir sanat eseri mi denir ne denir artık, gelinlikli ve sırıtan Ahmet’le karşılaştım. Of Mert, bu çocuk bayıltacak beni bu kışkırtmalarıyla bir gün. Ben istemsizce gülme krizine girmişken Ahmet sesime ve haraketlerime uyanmış olsa gerekecek ki kıpırdanmaya başlamıştı.
“Feride ha, noluyor kızım sabah sabah ya!”
“Ney Feride ha?”
Ben gülmekten konuşamazken elimle duvarı işaret ettim. Her sabah bu manzaraya uyanmak Ahmet için ya sinir bozucu ya da onu gülümseticek bir haraket olsa gerek diye düşünürken Ahmet’te benimle gülmeyi tercih etmişti. Bir yandan da sırtımı sıvazlıyordu.
Anlamadık sanki:)
————————————
Yataktan kalkabildim sonunda.
“Hadi kalk ahmoş klip var bugün.”
”Bana ahmoş deme kalkıcam.”
“Ahmoş ahmoş ahmoş.”
”Feride!” ben ona dil çıkarmakla meşguldüm.
“Ferit?”
“De napayım.”
“Gece canın acıdı mı?” ne?
“He?”
“Kaslarıma dokunan hastanelik oluyorda, bir tarafın kırıldı mı diye merak ettim.”
”Kırılmadı ama ben senin bir tarafını kırıcam şimdi be adam!” Bir anda çocuk gibi odada yastık savaşına başlamıştık. Ne diyorduk yanında çocuklaşabildiğin adam mı?
”Kızım bir dur vallahi şakaydı.” ben onun üstüne yürürken ayağım takıldı ve maalesef -şüpheli- onun üstüne düşmek zorunda kaldım. Allah’tan arkamız yataktı. Biri beni buradan alsın! Nefes almayı unuttum resmen. Üst tarafta olan bendim, çekilebilirdim ama yapamadım. Biri beni çekiyor gibiydi. Kıpırdamadan nefesimizin karışmasını izlemeye devam ettim. Aksine o da bir şey yapmıyordu. Yaklaşık 10 saniye kadar bakıştıktan sonra telefonu çaldı. Teşekkür ederim Allah’ım.
Ben kalp ritmimi normale döndürmeye çalışırken ona kulak verdim.
“Efendim komiserim?” komiser derken?
“Tamamdır, çok teşekkür ederiz.”
Telefonu kapattı ve bana döndü.
“Evet Feride hanım bunu da hallettiğimize göre.”
“Neyi hallettin Ahmet?”
“Senin şu psikopat vardı ya, onu yakalamışlar bir de uzaklaştırma aldı.”
”Sen ciddi misin? Nasıl hallettin?”
“Ee acd farkı o da bana kalsın.”
Bizde deriniz diyordu bana paşam.
“Feroş hiç yavru kedi bakışları atma. Keyfini çıkar bir daha sana ulaşamayacak. Tabi yeterli ceza verilirse… Yoldan geçerken karakola uğrayacağız bir kaç evrağa imzan gerekiyormuş.”
“Tamamm!”
Ben teşekkür amaçlı Ahmet’e sarıldım ama sevinçten boynuna atladım gibi bir şey olduğu için çocuk bir anlık sersemledi ama sonrasında o da karşılık verdi.
“Teşekkür ederim.”
“Teşekkür mü edersin? Lafı bile olmaz.”
Kahvaltı yaparken olanları ablamla Sıloş’a da anlattık ve yolda karakola uğrayıp sete geldik. Mert’o da oradaydı.
“Kanka hoşgeldin.” demiştim.
“Oğlum asıl siz hoşgeldiniz. Set sahibi sizsiniz ortada yoksunuz.”
“Kanka karakola uğramamız gerekti de.” diye cevaplamıştı Ahmet.
“Ne karakolu hayırdır?”
“Ahmet, Feride bir gelir misiniz?” yönetmen bizi çağırıyordu.
“Kanka biz bir bakalım Feride’yle, kızlar anlatsın sana.”
Sıla’dan
Fatma’yla birlikte Mert’e durumu izah ettik.
“Vay ibne.”
“Sıla Mert’e göstersene fotoyu.”
“Aa evet!”
“Ne fotosu lan?”
“Ahfer.” demişti Fatma.
“Oo en sevdiğim en sevdiğim, hanii?”
Sabah çektiğim fotoğrafları Mert’e gösterdim.
“Oha oğlum ne güzel çıkmış lann!”
“Dimi dimii? Maşallah.”
“Gösterdiniz mi onlara?”
“Yok. Bir gelseydiler de göstereydik.”
Fatma eliyle işaret ederek “Heh geliyor bizim çifte kumrular.” demişti.
Mert, “Kanka öncelikle çok geçmiş olsun ve hayırlı olsun.” demişti Feride’ye.
“Sağol kankam da, hayırlı olsun derken?”
Mert kafasıyla beni işaret ettikten sonra abimle Feride’nin gözü bana dönmüştü. İkiside haklı olarak sorgulayıcı bakışlar atıyordu. Bende masum masum cebimden telefonu geri çıkartarak fotoğrafları onlara da gösterdim. İkiside ağzı açık bir şekilde fotoğraflara bakıp birbirlerinin gözleri arasında mekik dokuyorlardı. O sırada bu fotoğrafları abimin telefonundan mahrum bırakmayarak ona gönderdim. Gelen bildirim sesiyle telefonuna bakıp, hiç bir şey demeden bana 32 diş sırıtan bir gülümsemeyle cevap veriyordu.
Feride’den
Ben utançtan yerin dibine girerken, Ahmet bana yaklaşıp Sıla’nın attığı fotoğrafları gösteriyordu. Birde o sırıtışı yok mu… Kulağıma yaklaşıp sadece benim duyabileceğim bir şekilde “Bunu ekran fotoğrafı yapayım diyorum ne dersin?” demişti.
”Ahmet Can!”
“Toplum içinde ne kulaktan kulağa konuşuyorsunuz bize de söylesenize lan!” diye sitem etmişti Mert.
“Bir şey yok ya konuşuyoruz.”
Fatma: “Aynen kanka.”
“Feride Ahmet sizi karavanlara alalım.”
“Başlasın bizim mesai dostum.” diye el uzatmıştım.
“Başlasın bakalım Ferroş.” diyip elimi sıktıktan sonra, staylingin yanına geçtik ve kostümleri ayarladık. Saç makyaja geçmeden önce Ahmet ve Sıla’yla tiktok çektik ve hazırlanmaya ışınlandık.
Sahil Sahnesi / Feride’den
Bağrışma sahnesinden sonra, daha doğrusu benim bağırıp, kolumu çektiğim sahneden sonra bir kaç sırt sırta kare aldık. Sıloş’ta arkadan telefonla çekiyordu.
“Feride hadi kızım daha sert vur.” biz tokat sahnesine geçmişken arkada Sıla beni gazlıyordu. Az önce hırsımı alamayıp 2-3 tane geçirmiştim ama bunu bilmesenizde olurdu…
“Hayır Ahmet tut onu, vurdurma kendine!” Durur mu? Mert’te Ahmet’i gazlıyordu.
O Ahmet’e gaz vermekle meşgulken Mert’in kamera arkasını ablam devralmıştı.
“Feride yaşadıklarını hatırla.” ablam arkadan 6 ay küs olduğumuz zamandan bahsediyordu. Aklıma gelince tekrar, anında etkisiyle Ahmet’e sert bir tokat geçirdim. Yönetmen onayladıktan sonra Ahmet’le görüntülere bakmaya gittik. Gerçekten güzeldi.
Yönetmen: “Ahmet seni dövüş sahnesine, arabanın takla attığı ve evden çıkış sahnesine alalım. Feride senide uyanıp mesaj attığın sahneye. Haydi gençler kostüm değişikliğine.”
“Tamamdır hocamm!”
“Abicim ben gideyim üstümü başımı düzelteyim iki saniyelik bir yerim var ama ajajsjsj”
“Diğer kliplerde süper sahneler yazıcam sana abicim, merak etme.” diyip Sıloş’a göz kırpmıştı.
Set ekibi diğer mekana ve bizim ekipte karavanlara dağılınca Ahmet’le baş başa kalmıştık. Yanağına bakınca kızarmış duruyordu. Neden acaba?
“Hıı Ahmet yanağın kızarmış!”
“Doğal morarıcak işte.”
Mahçup bir şekilde “Rolüme bir tık fazla kaptırmış olabilirim kendimi ne yapayım.”
“Gel öp bir tane geçsin.”
“Ne?” o gözleriyle onaylarken düşünmeden kısacık yanağından öptüm. Gerçi o bile bana o kadar uzun gelmişti ki…
“Ödeştik.”
“Derken Ahmet Bey?”
“Senin yanaklarınıda ben kızarttım ama utançtan.”
“Ahmet Can, gülme! Çok fenasın.”
“Yaparız öyle şeyler Feroş Hanım.”
Kolunu omzuma attıktan sonra karavana doğru yürümeye başladık ve üstümüzü değiştirdik.
Ahmet’ten
Ben ve Feride yönetmenin söylediği sahneleri çektikten sonra hava iyice kararmıştı. Geriye ev sahnesi ve klipte hayali sevgili olduğumuz sahneler kalmıştı. İlk sevgili olduğumuz sahneleri çekecektik. Malum son sahnede ikimizde suya düşücez ve ben yanacağım. Ondan önce bunları halletmemiz gerekiyordu.
Yönetmen: “Ahmet Feride ilk yürüdüğünüz ve karşıdan karşıya geçtiğiniz sahneleri alalım arkadan.”
“Gel bakalım Feroş.”
Yönetmen: “El ele tutuşun. Feride biraz arkadan gel sen.”
Biz klip çekerken Sıla’da arkadan Feride’nin postu için video-fotoğraf çekiyordu.
Yönetmen: “Tamamdır. Şimdi karşı caddede el ele yürüyosunuz, Feride sen Ahmet’i yanağından öpüyorsun.”
“Dünyanın sonu gelse Ahmet’i yine de öpmem diyordun Feride. Geldi galiba.”
“Ahmet! Allah korusun. Klipte gelmiş zaten. Napalım şartlar değişmiş demek ki :)”
“Hmm, öyleli yani?”
“Öyleli.” Ben mesajı aldım Feroş rahatta kal sen.
Yürürken Feride’nin beni öptüğü sahneyi de çektikten sonra duvar kısmına geçtik.
Yönetmen: “Feride duvara yaslanıyorsun abicim, Ahmet sende tek elini duvara yasla. Feride sen bişeyler anlatıyormuş gibi davran.”
“Sen bana öyle bakarsan ben ne yapacağımı unuturum ki ama.”
“Unut gitsin, anı yaşarız bizde.”
“OHA!” Mert duymuş olacakki bir tık haklı bir tepki vermişti.
İkimizde sırıtırken kayıt denmesiyle tekrar role girmiştik.
Yönetmen: “Süpersiniz gençler. Şimdi şu arkanızdaki kaldırıma çıkıyorsunuz, Feride şımarık davranabilirsin. Ahmet sende cool takıl. Sonra kaldırımın yanında kucağına alıp döndürüyorsun Feride’yi.”
”Tamamdır hocam!”
“Tabi tamam ya Ahmet. Ahferciler varya delirecek.” diyince Mert, ortam bir anda kahkaha sesleriyle dolmuştu.
Feride’yi kucağıma aldıktan sonra “Kızım sen hiç bişey yemiyor ya. Tüğ gibisin.” diye sitem ettim.
“Bunu iltifat olarak sayıyorum Ahmet'cim.”
“Kayıt.”
Bu sahneleride çektikten sonra Feride’nin beline el attığım ve onunda biz konuşur gibi yaparken duvar kenarında benim yakamı düzelttiği sahneleri çektik. Bir değişik hissetmedim değil. Sonrasında bir binanın komple açık terasına çıktık ve geriye kalan diğer sahneleri de çekmeye başladık.
Yönetmen: “Gençler bu mekanda son 3 sahnemiz kaldı. Sonra son set olan eve geçicez, üstleri değişip. Ayakta yakın çekim bir sahnemiz var. Yakın duruyorsunuz, konuşmadan. Feride sen tek elini Ahmet’in yanağına koyuyorsun.”
Feride: “Tamamdır.”
Feroş’la o sahneyi çektikten sonra binanın uç kısmında son iki sahnemiz kalmıştı. O kısma geçip oturduk.
Yönetmen: “Birşeyler konuşun, güledebilirsiniz size kalmış ama kafanızı kameraya çevirmeyin.”
“Aa naber be Feroş?”
“İyiyim Ahmet senden?”
“İyi bende nolsun çok sevdiğim bir hanımefendiyle klip çekiyoruz.”
“Aaa kimmiş o hanımefendi acaba?”
“Adı lazım değil baş harfi Feride.”
“Allah Allah bak sen şu işe benimde adım Feride.”
Yönetmen: “Süperdi. Şimdi biraz bize taraf gelin önden yakın çekim alıcaz. Ahmet sen normal Feride’ye bakıyorsun seni arka taraftan alıcaz sadece dudak ve yanak kısmın gözükücek. Feride seni de full surat alıyoruz. Ahmet’e gülümseyerek aşırı aşık gibi bakıyorsun. Bir şeyi düşün artık nasıl aşık bakabilirsen.”
Mert: “Hocam bir şey düşünmesine gerek yok. Karşısındaki adama baksa erir zaten bu kız aşkından.” diye arkadan bağırmıştı.
Feride: “MERTT!”
Yönetmenin bize hayran bakışlarını fark etmiştim. Benim fena hoşuma gidiyordu ama Feride’yi daha fazla utandırmamak için Mert’e sessizce göz kırpıp sus işareti yaptım.
“Kayıt.”
Feride gözlerimin içine hayranmışcasına bakıp gülümseyince tek bir kasıntılık bile hissetmedim. Gerçekten aşıktı ve şuan rol için değildi bakışları. Samimiyetini uzaktan bile yakalasam, şuan çok yakınındaydım.
Molada itiraf edicem, daha fazla dayanamıyorum.
Bende ona sırıttığımda sahneyi kesmiştik ve gidip görüntülere baktığımızda aşırı güzel sahneler ortaya çıkmıştı.
Sıla: “Feride biri bana öyle baksa şuan kalpten gitmiştim vallahi.”
Feride arkadan Sıla’yı işaret edip Ömer’e göz kıpmıştı. Ben kafamı Ömer’e çevirince kardeşime gülümseyerek baktığını gördüm. Sıla’ya kafamı çevirdiğimde ne göreyim o da sırıtıyordu.
“Lan bari yanımda yapmayın!”
Feride: “Sıla kaç aşkım.”
“Dur kaçma aşkısı. Konuşcaz sonra abim.”
Yönetmen: “Arkadaşlar son set kaldı. Biz evi halledelim. Sizde kostümleri değişin. Bir 15 dakika molanız var.”
“Tamamdır.”
Bizim ekiple evin oraya gittik, karavanlarda oradaydı. Üstlerimizi değiştirdik.
“Muro reisim sen nerdesin ya?”
“Ahmedim yengenle alakalı bir sorun vardı da onu hallettim, kusura bakma.”
“Estafurullah, önemli bir şey yok değil mi?”
”He yok ya hallettim ben. Siz ne yaptınız?”
Mert: “Oo kanka neler kaçırdın neler ben anlatıcam sana. AHFER AHFER AHFER!”
Feride’yle konuşan Sena, Fatma ve Sıla’da bir anda tezahürata katılınca fırsat bu fırsat diyerekten Feride’yi elinden tuttuğum gibi kaçırdım. Açılma vakti geldi de geçiyordu.
“Feride’m sen benle bir gelsene.”
“Nereye Ahmet 10 dakika sonra başlıyacağız.”
“Sen gel bir kızım.”
“Peki madem.”
Kimsenin olmadığı bir yere geçtikten sonra bir kenara oturduk ve bir sessizlik oluştu. Açılma vakti gelmişti ama çok spontane gelişmişti. Direkt konuya girmem lazımdı.
“Feroş?”
“Efendim Ahmet Can?”
“Uzun zamandır sana söylemek istediğim bir şey var ve artık bir dakika bile içimde tutmak istemiyorum.”
Feride ne söyleyeceğimi anlamış olacak ki gözleri parıldamıştı.
“Dinliyorum seni…”
“Şunu fark ettim ki, sana karşı duygularım çok değişti. Seni kız kardeşimle aynı görmüyorum artık. Seni seviyorum Feride. Eskisi gibi arkadaş olarak değil, sen benim sevdiğim kadınsın…
Benimle çıkar mısın?”
Feride gözlerime bir süre aynı ışıkla baktıktan sonra cevap verdi.
“Bende seni seviyorum. Evet, evet seninle çıkarım.”
“Yes be!”
İkimizde sımsıcak gülüşlerimizle ayağa kalktıktan sonra sımsıkı sarıldık.
Bir daha bırakmamak üzere, taki… neyse.
“Biraz daha içimde tutsam patlayacaktım galiba.” dedim.
“Bende aynı şekilde gerim gerim gerilmekten patlayacaktım, stresten.”
“Oyy güzelim benim.” yanağından makas aldıktan sonra telefonlara gelen çağrıyla alana geri dönmemiz gerekti.
“Aşkım şun son sahneyi de çekip günü bitirelim. Ay aşkım bir diyince de bir garip oldum Feroş.”
“Niye ya sen kıskançlığından dolayı yaptıklarından alışıksındır diye düşünmüştüm ben.”
“HAHHAHAHA.”
“Ay Ahmett buz gibi suya giricez şimdi hııı. Birde öncesinde yanıcaksın sen.”
“Allah yakmasın aşkım.”
“Sen yanmışsın zaten yanacağın kadar.”
“Öyle mi Feride Hanım? Sizin halinizden de pek bir fark yok.”
“Ben gayet mutluyum hayatım.”
“Bende öyle bitanem bende öyle. İçeri geçince şimdi çaktırma ben suya girip yanmadan önce bir haraketle göstericem onlara.”
“Tamamdır sana bırakıyorum o zaman.”
Kolumu omzuna attıktan sonra bizimkilerin yanına geldik. Konuşmaya fırsat kalmadan benim eve giriş sahnemi alıp hemen çekime başladık.
Yönetmen: “Yakın el sahnesini girelim. Çok güzel. Arkadan dumanı iyice verelim. Ahmet Feride siz gözlere odaklanın.”
“Tamam yakın yüz çekimine girebiliriz. Ahmet şarkıyı söylemen gerektiği yerleri biliyorsun. Feride sen gözlere focus.”
“Ahmet şimdi söyleme boş sahneleri çekelim.”
“Biraz daha yaklaşalım. Yes yes yes.” biz burun buruna gelmiştik.
Süper bu sahneyi hallettiğimize göre kapak çekimini yapalım kliple, spotifyin.”
Biz poza girerken Mert arkadan kamera arkasına bir sürü ahfer iması yapıyordu. Biz Feride’yle burun buruna denebilecek bir mesafedeydik.
Kafamla elini işaret ederek, “Şu elini boynuma atsana.” dedim ve elindeki fuları alıp direkt elinin temas etmesini sağladım. “Aşağıda tut biraz elini.”
“Bunu bir daha bir yerde bulamayız.” Diyordu Mert vloguna. Siz öyle sanın. Feride kafasını utançtan arkaya çevirip gülünce bende vlog kamerasına gülmüştüm.
Yönetmen: “Girelim yakın çekime. Ahfer siz pozdasınız. Tamamdır bu sahne.”
Sahnenin bitmesine rağmen biz haraket etmemiştik. Herkes burdayken şimdi açıklamak en mantıklısıydı. Feride’yi kısacık dudağının kenarından öptükten sonra kendime çekip sarıldım. Milletten farklı farklı ses gelirken ikimiz gülüşüyorduk.
İlk Sıla’nın tepkisine bakmıştım. Sıla gözlerini faltaşı gibi açmış, sonra ellerini ağzına kapatmıştı. Ama yüzündeki gülümseme her şeyi anlatıyordu. Canım kardeşim benim…
Herkes: “HAYIRLI OLSUNN!”
“Oha abi Feride ne zaman açıldınız?”
“Molada abicim.”
Kızlar Feride’yi kenara çekince Mert’ler de benim üzerime atlamıştı.
“Lan kanka durun!”
Feride’den
Sıla hepimizi bir kenara toplayıp oynamaya başlamıştı. “Haydi kızlar kalkın göbek atmaya oynamanın geldi vakti saati!”
“Sılaa yerim senii!”
“Tebrik ederim ablacım.”
“Sağol abloşum.”
Bütün kızlar tebrik ettikten sonra sarılmıştık.
Ahmet’ten
Benim yanma ve ikimizinde suya düşme sahnesinden sonra çekimi bitirmiş olacaktık. Bana yanmamam için bişeyler sürdükten sonra evin içine geçtik, Feride’yle. Sıla kendi telefonundan olsun, Mert vlog kamerasından olsun, klip kamerası olsun hepsi çekimdeydi.
Yönetmen: “Ateşi ver, kamera focus, sessizlik.”
Ateş vücudumu kaplarken ben düşeceğim suya doğru yürüyordum. Kameralar etrafımdaydı. Sona gelip atladıktan sonra. Benim son sahnem bitmişti. Cüzdanım ve telefonumda yanan cebimin içinde kalmasaydı iyiydi ama neyse.
Benden sonra Feride çıktı evden. O yanmıyordu tabiki. Sadece gece Şubat ayında buz gibi suya girecekti.
Feride de suya ters dönüp kendini bıraktıktan sonra bütün sahneler sona ermişti.
Feride çığlıyla sudan çıktıktan sonra onu sarıp karavana götürdüler.
Bizde yönetmenle görüntülere bakıyorduk.
Yönetmen: “Çok iyi bir işti. Herkesin eline emeğine sağlık. Paydos arkadaşlar!”
Bütün emektarlar, orada olan bütün ekip alkışladıktan sonra Mert’in kamerasına biraz konuşup Feride’nin yanına karavana geçtik.
“Aşkım iyi misin?”
“Hipotermi diyor, bayıldı bizim kız.” demişti Feride’nin yüzüne kurutma makinası tutan bizim menajer.
Feride kendine geldikten sonra ekipçe karavanda biraz sohbet ettik.
“O zaman yarın akşam bunu kutlamaya çıkıyor muyuz eğlenmeye?” diye soran Mert’ti.
Hep bir ağızdan kabul ettikten sonra çok yorucu bir günün ardından evlere dağıldık.
Evett uzun bir aradan sonra yeni bölüm sizlerlee. Af amaçlı şimdiye kadarki en uzun bölümümü yazdım. Umarım okurken keyiflenmişsinizdir. Bakalım eğlenmeye çıktıklarında başlarına kim bilir neler gelicekk???? Oy ve yorum atmayı unutmayın, sizleri seviyorum.
KEYİFLİ OKUMALAR DOSTLARIMM
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |