
Asiye heyecandan titreyen parmaklarıyla açtığı laptopun klavyesine dokundu. ÖSYM'nin sitesini girdi. Çalıştı desek daha doğru olur. Kaçıncı kez harfleri yanlış girdi hatırlamıyordu. Dakikalardır uğraşmasına rağmen bir türlü giremedi. “Bu böyle olmayacak.” Sandalyesini itip ayağa kalktı. Azra'nın odasına geldiğinde kapıyı tıklatarak içeriye girdi. Azra bilgisayardan başını kaldırıp gelene baktı. “Asiye...”
“Azra yardımın gerekli.”
“Tabii, bebek iyi mi?” Azra kızı telaşlı görünce endişelenmişti. “Evet kızım iyi.” Asiye şefkatle karnını okşadı. Menesa annesinin heyecanıyla kıpır kıpırdı. “YKS sonuçları açıklandı ve ben heyecandan giremedim.” Azra anlayışla gülümsedi. Asiye yanına vardığında Azra çoktan ÖSYM'nin sitesine girmişti. TC ve şifresini girip arkasını döndü. Kızından güç almak için elini karnına koydu. “Sonuçlar çıktı mı?”
“Sitede yoğunluk var sanırım henüz açılmadı.” Genç kıza döndü. Arkası dönük dudaklarını kemiriyordu. “Sakinleş biraz.” Boştaki elini tuttu. “Elimde değil.” Kalbi duracakmış gibi hissediyordu. Allah korusun. Kızını kucağına almadan, kokusunu içine çekmeden, sevdiği adamla mutlu bir yuva kurmadan... Hayır kalbinin durmasını kesinlikle istemiyordu. Yaşamak istediği bu kadar şey varken... Azra ne derse desin genç kızın heyecanını bastıramayacağını biliyordu. Ekrana döndü. Gördükleriyle deyim yerindeyse küçük dilini yuttu. Asiye Türkiye birincisi olmuştu. Başaracağını biliyordu ama bu kadarını beklemiyordu.
“A-Asiye...” Kekeledi. “Asiye'nin o an aklından milyonlarca ihtimal geçti. Ama bu asla... Gözlerini ekrandan ayıramıyordu. “Türkiye birincisi mi oldum ben.” Dudaklarından dökülsede, gözleriyle görsede inanmakta zorlanıyordu. Fadime Hanımın adağını yerine getirmesi gerekecekti. Ayşe Hanımı yanına alarak Zuhuratbaba türbesine gitmişlerdi. Sınavda genç kızın başarılı olması için Allah'a dua ettiler. Adak adayıp yanlarında getirdikleri şeker ve tespihleri dağıttılar. Sınav sabahı zorla genç kıza okunmuş pirinç yedirip suyu da eline vermişti. Asiye bu kadar başarılı olacağını düşünmemişti. Son yaşadıkları sınavını etkileyeceğini düşünürken, birincilik... Aklının ucundan geçmemişti.
“Başardın Asiye. Türkiye birincisisin, tebrik ederim.” Genç kıza sarıldı. Azra'nın yakınlığı iyi gelmişti. Baraj kapaklarını kıskandıracak hızla gözyaşları akmaya başladı. Menesa'nın attığı tekmeyi Azra hissetti. Genç kızdan uzaklaştı. Asiye yanaklarını ıslatan yaşları avuç içiyle sildi. “Asiye tekme attı. Bu harika bir his.” Azra'nın hayranlık duymaması elinde değildi. Başını mutlulukla salladı. Menesa bugün herzamankinden daha hareketliydi. Annesinin sevincine hareket ederek ortak oluyordu. Görüşünü perdeleyen yaşlarını sildi genç kız. “Aşkıma haber vermeliyim.” Telefonuna bakındı ama odasında unuttuğunu hatırladı. “Neyse eve gittiğimde yüz yüze söylerim.”
“Bencede ama diğer aşkınla paylaşmak için beklemene gerek yok.” İmasına yanakları kızardı. Güzel haberi sevgilisiyle paylaşmak istiyordu. Azra'nın odasından çıktığı sırada kendisine seslenen Aydın Beye döndü. “Aydın abi.”
“Asiye bende seni arıyordum.”
“Bir şey mi oldu abi.”
“Hayat Hanım seni toplantıya çağırıyor. Merıyn Hanım geldi, toplantıya oda girecek. Asiye
tasarımlarını toplayıp gelsin dedi. Seni toplantı odasında bekliyor. Merıyn Hanımla tanıştıracak galiba. Bir an önce git bekletme.”
“Tamam abi.”
Destan'ın odasına kaydı harelerim. Sevincimi paylaşmak isterken şimdi beklemek zorundaydım. Odama geçip masaya dağılmış tasarımları gelişi güzel topladım. Resim çantasına koydum. Masanın üzerinden telefonumu alıp odadan çıktığım asansöre yöneldim. Düğmeye bastığımda şansıma hemen geldi. İçeriye girip atölye nin bulunduğu kat düğmesine bastım. Kapılar kapanırken biri el uzatıp kapanmasına mani oldu. Asiye kimi görmeyi bekliyordu bilmiyor ama hız canavarını beklemediği bir gerçekti. Kaşlarını çattı. Merıyn Hanımın tasarımcısı olduğunu hatırlayınca kaşları düzeldi. Geriye adımlayıp adama yer verdi.
Mert yazlık çicekli elbisesiyle çok güzel görünen kızın hem çocukca hem de olgun durabilmesini bir türlü anlayamıyordu. Belirgin karnı asansöre ilk girdiği anda dikkatini çekmişti. “Merhaba.”
“Merhaba.” Asiye kuru bir sesle cevap verdi. Elinde değildi,adamı gördükçe kızının tehlikeye girmesi aklına geliyordu. Buda adamla arasına mesafe koymasına sebep oluyordu. Mert genç kızın yaşananların şokundan çıkamadığını anladı. “Bebeğim nasıl?” Konuşturup kızı açma niyetindeydi.
“Dikkatsiz bir şoföre denk gelmediği sürece iyi olacak benim kızım.” Ayak üstü adama laf çakmayıda ihmal etmedi. Mert laf çakan kıza gülümsemek istesede kendini tuttu. Önce aramızdaki buzları eritelim... “Asiye hayatım boyunca kimsede özür dilemedim.” Sen bana ilklerimi yaşatıyorsun. “Tekrar ve tekrar özür dilerim.” Üstüne basa basa özür diledi. Bilmem kaçıncı özür dileyişiydi.
“Mert Bey ben bir bebeğimi merdiven altı kürtaj masasında verdim. Diğerini kaybetmemek için savaşıyorum. Dün yaşanan korkuyu düşünmek bile istemiyorum. Nasıl korktuğumu anlayamazsınız. Tepkim size çok geldiyse sizin sorununuz. Benden başka bir tepki vermemi beklemeyin.” Asiye adamın konuşmasını beklemeden kapıları açılan asansörden çıktı. Zemine vura vura atölyeye adımladı. Mert'in sert ve kendinden emin adımlarla kendisini takip ettiğini duydu. Atölyeye girdiklerinde herkes çoktan yerini almıştı. İlk toplantıda bulunmak isteyen Merıyn Hanım da dahil.
“Merhaba.” Bütün dikkatleri üzerine çekti. “Gel Asiye'cim.” Hayat Hanım yanına gelen genç kızın omzuna gururla elini atarak devam etti. “Seni Merıyn Hanımla tanıştırayım.”
“Demek Hayat'ın öve öve bitiremediği Asiye sensin.” Asiye utançla kızarırken uzatılan elle tokalaştı. Hayat Hanım, “Asiye'cim sınav sonuçlarına baktın mı?”
“Evet.”
“Başarılı olduğuna eminim.”
Işıl Hanım, “Ben sizin gibi düşünmüyorum Hayat Hanım. Hamilelik, okul
ve iş üçgeninde geçen hayatta insan ödün verir. Onun yaşında birinin vermemesi imkansız. Hayal kırıklığına uğramanı istemem Asiye'cim. Yüksek puana kendini alıştırma sonra çok üzülürsün." Asiye sesindeki alayı, aşağılamayı hissetti. Kanı kaynadı. Emekleri hiçe sayılıyordu. İzin vermeyecekti. Aslında söylemeyecekti. Kimsenin böbürlendiğini düşünmesini istemiyordu. Ama...
“Endişelenmeyin Işıl Hanım harika anne olacağım, okulumu başarıyla bitireceğim ve başarılı modacı olacağım. Kendime inanmasaydım Türkiye birincisi olamazdım.”
“Asiye!” Sesi heyecanlı çıktı. Ayağa kalkan kadınla yerinden kalktı. Hayat Hanım kızıyla yaşayamadıklarını Asiye'yle yaşamanın verdiği heyecanla sarıldı. “Başaracağını biliyordum. Beni
hayal kırıklığına uğratmadın. Seninle gurur duyuyorum canım.”
“Teşekkür ederim!”
Tebrikleri kabul ettikten sonra işe odaklandı.Toplantıda çizilen tasarımlar masaya yatırırdı. Asiye biten ve yarım kalan tasarımlarını gösterdi. Mürdüm elbise tasarımında birkaç değişiklik yapılması gerekti. Kağıda değişikleri gösterek çizdi. Açık renklerden kısa süre içinde dikkati dağıldı. Gözünün önünde tasarımlar yerine sulu sulu karpuz belirmeye başladı. Dudaklarını iştahla birbirine bastırdı farkında olmadan.
Hayat Hanım Asiye'deki değişimi fark etti, anlatmayı bırakıp genç kıza baktı. “Asiye canım, canın bir şey mi çekiyor?” Tüm gözler kendisine çevrilmiş oldu. Başını utançla eğerek hayır anlamında salladı. İnanmayan kadın üsteledi. “Hamile bayanların canı ne çekiyorsa anında yemesi gerekir. O yüzden söyle getirtelim.”
“Söyle hadi!” Kızı yüreklendirdi, gülümsemeyide ihmal etmedi. “Karpuz, sulu sulu...” Söylerken bile ağzının suyu aktı. İştahla dudaklarını yalayıp birbirine bastırdı. Haline kahkaha atan Hayat Hanıma baktı. “Neden gülüyorsunuz?” Diye hayıflandı.
“Bahsederken önündeymişde iştahla yiyormuşsun gibi konuştunda.” Asiye'nin yanakları kızardı, hemen başını eğdi. Genç kızın elini tuttu. “Utanma sen hamilesin, canın ne çekiyorsa isteyecek ve yiyeceksin.”
Devam etti. “Ben şimdi ararım alıp getirirler.”
“Hayır.” Ani çıkışıyla kaşlarını çattı kadın. “Şey Destan...” Utana sıkıla konuştu. Meramını anlayan Hayat Hanım imasına yanakları kızardı. “Ooo doğru ya Destan Menesa'nın babası...”
“Hayat Hanım.” Ayağa kalkan Asile izin istedi. Kimsenin onu durdurmasına izin vermeden atölyeden çıktı. “Destan toplantıda.”
Mert genç kızın gidişini izlerken sinsi bakışlardan habersizdi.
🌗🌗🌗🌗🌗
Asiye asansörden çıktı, toplantı odasına vardığında Nazlıgül'le karşılaştı. Dosyayla toplantıya girmek üzereydi. Ondan önce davranıp içeriye girdi. Nazlıgül'ün uyarılarını duymazlıktan geldi.
“Destan.” İçeriyi projektörden duvara yansıyan ışık aydınlatıyordu. İçeriye paldır kürdür giren genç kızla endişelendi. Acaba Menesa'ya mı bir şey oldu? Ciddiyetini takındı genç kız. “Destan çok önemli bir şey oldu?”
“Ne oldu?”
“Karpuz...”
“Karpuz...” Genç kızı tekrarladı inanamayan gözlerle, her şeyi beklerdi ama bunu...
“Evet karpuz...”
“Ufaklık sen toplantımı bir karpuz için mi böldün.” Destan sinirlerine hakim olmaya çalıştı. “Evet, senin toplantın benim kızımdan daha mı önemli. Menesa'nın canı karpuz çekiyor ve babası da sensin. Alıp getirecek olan sensin, başkası değil. Ben toplantıyı bırakıp da alamam diyorsan o başka. Başka birinden rica edebilirim...”Hırlayarak sözünü kesti. “Kimden?”
“Immm... Anlayışlı, hamile bayana yardım etmek isteyen, işi olsa bile bebeğimin isteğini yerine getirecek bir adam tanıyorum. Ondan isteyeceğim. Gerçi kendisini yeni tanıyorum ama olsun eminim beni kırmayacaktır.” Damarına bastı.
“Kim?” Sabırsızlığı sesine yansıdı.
“Mert Bey.” Destan sinirle elini sakalında gezdirdi. “O mu? Neredeyse sana çarpmak üzere olan adam, sana karpuz alacak. Üstelik benim kızıma.” Dişlerinin arasından tehditkar bir tonla çıktı. “Evet.” Arkasını dönen kızı adım atamadan bileğinden tutup kendisine çevirdi. Destan kendisiyle oynadığının farkındaydı ama aşerdiğinde haberim olacak talimatını hatırladı. “Ben ölmeden kimse benim kızımla ilgilenemez.” Kesin konuşan adama içinden, Allah korusun duasını etti.
“Toplantın var, Mert Beyin...”
“Başlatma toplantından geç otur şuraya.” Kendi koltuğunu gösterdi. “Ben kızıma karpuzu alırım.” Bezgin çıktı sesi. “Tamam, bol sulu ve tatlı olacak.” Asiye isteğine itaat ederek sandalyesine oturdu. Destan telefonunu çıkartıp restorant sahibi arkadaşını aradı. Açmasını beklerken duyduklarıyla kaşlarını çattı.
“Bende diyorum bu adam masasından niye kalkmıyor. Rahatına pek düşkün beyzade. İnsan bir düşünür değil mi, benim sevgilim hamile, rahat otursun, rahat çalışsın diye şu koltuktan alayım der ama nerede anca kendi keyfini düşünüyor.” Sandalyeyi sağa sola sallarken Destan'a bakmak gibi büyük bir hata yaptı. Az önce söylediklerimi içimden değilde dışımdan mı söylemiştim. Tabii ki dışından söyledin yoksa sana ölümcül bakış ne diye atsın. Ölümcül bakışlarından bir yanı korksada diğer yanı ben senin bu bakışlarına aşık oldum, bana işlemez diyordu.
Destan,’Senden korkmuyorum’ bakışlarına dudağı kıvrılsada belli etmedi. Nazlıgül'e, “Işığı aç.” emrini verirken bakışlarını üzerinden çekmedi. Karanlık yerini aydınlığa bıraktı. Asiye ışığa gözünü alıştırmak için birkaç kez kirpiklerini kırpıştırması gerekti. Odaya göz gezdirdi. Yalnız değillerdi. Telekonferans yaptığını sanmıştı.Kurul üyeleri tam tekbil masadaydı. Nazlıgül'ü dinlemediğine pişman oldu. Gözlerini bir saniyeliğine üzerlerinde gezdirdi, gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdıklarına şahit oldu. Murat göz kırparken Osman Bey başparmağını yukarı kaldırıp onayladı. Genç kız onlara tezat utançtan yerin dibine girmek istedi. Yer yarılsa ölümün koynuna kendini bırakır girerdi. Destan'ın sesiyle bir nebzede olsa rahatladı. Adamın sesi hem sinir ediyor hem de rahatlatıyordu.
“Karpuz...”
Asiye'nin göz kapakları ağırlaştı, açık tutmaya çalışsada başaramadı. Göz kapakları kapandığında başı yana düştü, yanağında hissettiği sıcaklıkla rahat koltukta uykuya daldı.
🌗🌗🌗🌗🌗
Asiye gözlerini araladığında kıpkırmızı karpuzlar göz kırpıyordu. “Rüya mı görüyorum ben.” Rüyasında karpuz yediğini görmüştü. Gözlerine inanamıyordu. Gözlerini kapatıp açtı. Hala sehpanın üzerinde duruyordu. Yattığı yerde doğrulup karpuza uzandı. Kucağına aldı. Kokusuna dayanamayarak çatalsız yemeğe başladı. Ağzındaki tatla gözlerini kapatıp inledi. “Allah'ım çok güzel.”
Asiye izlendiğinden habersiz iştahla karpuzu yedi. Her güzel şeyin sonu geldiği gibi karpuzun da sonu gelmişti. Son dilimi ağzına attığında eli, dudağı ve çenesi şireydi. Islak mendil bakınırken, koltuğun çökmesiyle başını çevirdi. Siyah irisleri hayranlıkla bakıyordu. Ne zamandan beri beni izliyor? Dudağının çevresinde hissettiği dokunuşla kaskatı kesildi. Kalbi kulaklarında atarken hareketlerini izlemekle yetindi. Genç adamın bakışları gözleri ve dudakları arasında mekik dokudu.
Destan aniden kızdan uzaklaştı. Kokusu ve mavi girdapları iradesini yok ediyordu. Elindeki ıslak peçeteyi uzattı. Bakışları kız haricinde her yerdeydi. Bu işe bir son vermeliydi. Ateşle barut gibi yan yana geldiklerinde birbirlerini yakmaktan korkuyordu.
Asiye utancından ıslak mendili alırken gözlerinin içine bakamadı. Elindeki şireden kurtuldu. Göz ucuyla adama baktı. Koltuğuna geçip oturmuştu. Okyanus gözlümden uzak durmak ikimiz için de en iyisi. En azından aramızda mesafe kalmayana kadar. Boğazını temizledi.
“Kızımın karnını doyurduğuma göre gelelim yarım kalan konuşmamıza.”
Asiye mavilerini adamın siyahlarına dikti. Hangi yarım kalan konuşma?
“Menesa'yı kaybedeceğimiz o gün benimle konuşmak istemiştin.”
Asiye kara günü hatırlamak istemesede kadının her bir kelimesi hafızasında canlı duruyordu. Sadece yaşadıklarından geri plana atmıştı beyni. Kendi bebeğine odaklanmıştı. Hadi ben hatırlamadım kadın şu zamana kadar neden harekete geçmedi. Madem bebeğini babasız büyütmek istemiyordu neden Destan’ın karşısına çıkmadı. Yalan mı söyledi. Neden? Amacı ne?
“Ufaklık...” Adamın sesiyle daldığı düşüncelerden çıktı. “İyi misin?”
“Evet.”
“Anlatacak mısın?”
Asiye derin nefes alıp kadınla konuşmasını anlattı. Gözlerini bir an dahi Destan’dan ayırmadı. Tepkisini izledi.
“Sen inandın mı?”
“Evet.” Adamın gözlerindeki hayal kırıklığıyla hemen söze atıldı. “Benden öncesi beni ilgilendirmez sonrası beni ilgilendirir. Benim kızıma baba olan adam kendi çocuğunu mu babasız bırakacak. Hayır. Seni tanıdığım kadarıyla böyle bir adam olmadığını biliyorum.” Gece karası irisleri parladı.
“Bana güvenmen hoşuma gitti. Aklında şüphe kalsın istemiyorum. Son birlikteliğim bir yıl önceydi. Kadının amacı ne, neden yalan söyledi bilmiyorum. Ama yakında anlarız.”
“Amacı bizi ayırmak.”
“Biz birbirimize güvendikten sonra kimse bizi ayıramaz.”
“Haklısın.”
“Eşyalarını topla seni evine bırakayım.”
Asiye ayağa kalktı. Güneşin vurmasıyla parlayan masanın üzerindeki obje dikkatini çekti. Daha iyi görebilmek için masaya yaklaştı. Bu bir kolyeyi. Adamın kanatlarıyla ailesini sarmaladığı gümüş melek kolye... Sorun kolye değildi. Saatlerce odasının altını üstüne getiripte bulamadığı kolyesiydi.
Destan'ın masasında ne işi vardı. Nerede düşürdümde onun masasına geldi. Bana göz kırpan kolyemi parmaklarımın arasına aldım. Basit bir kolye gibi görünebilirdi. Benim içinse manevi değeri büyüktü. Küçükken geçirdiğim kazadan bana kalan iki şeyden biri. Hastanede gözlerimi açtığımda künyemle birlikte kolyeyi vermişlerdi.
“Kolye senin mi ufaklığım.”
“Nereden buldun.”
“O gün arabamda düşürmüşsün. Kaya arabayı temizlemeye götürmüş. Çalışanlar bulmuş ve Kaya'ya teslim etmişler. Oda bana.”
Asiye hangi günden bahsettiğini çok iyi biliyordu. Kızını kaybedeceği günü unutması imkansızdı. En son o gün boynunda olduğunu hatırlıyordu. Aklı sürekli kızında, gözü bir şey görmemişti. Ne zaman kendine geldi o zaman kolyenin olmadığını anladı. Arasada bulamamıştı.
“Takmamı ister misin?” Ancak o zaman başını kaldırmış genç adama bakmıştı. Kafasını evet dercesine salladı. Destan ayağa kalkıp küçüğü nün önünde durdu. Parmaklarının arasındaki kolyeyi aldığında Asiye arkasını döndü. Saçlarını topladı. Destan kopçasını takarken tenlerinin birbirine değmesine özen gösterdi. Nefesi tenini yaktığında gözlerini kapatıp nefesini tuttu. Ensesine soğuk metalin demesiyle genç adamın uzaklaşması bir oldu.
Asiye kendine birkaç saniye izin verip yönünü sevgilisine çevirdi. Parmaklarının arasında her an düşecekmiş gibi tuttuğu kolyeyi elbisesinin altına yerleştirdi.
“Ben eşyelarımı toplasam iyi olacak.” Aceleyle odayı terk etti. Yanakları kızarmıştı adamın yoğun bakışlarından. Çareyi kaçmakta buldu. Destan ise küçüğünün kaçışına dudağı kıvrıldı. Genç adamın aklında kolye telefon ve anahtarını alarak ofisi terk etti. Kolye büyük sır barındırıyordu. Sır ortaya çıktığında birçok şey değişecekti. Değişmeyen tek şey kader olacaktı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |