
Asiye kapıyı açan Makbuşun yüzünden hiçbir şey anlamadı. Kadın donuk yüzle geçmesi için kenara çekildi. Genç kız her gelişinde güler yüzle karşılayan, şevkatle, “Hoş geldin kızım.” diyen kadının neden böyle davrandığını sorguladı. Acaba oğlu gördüğü adamdan kızını sakladığını öğrendiği için olabilir mi? Zorlukla yutkundu. Dolan gözlerini başını eğerek gizledi. Suçlu insanlar gibi. İçeriye girdiğinde gözleri camın önünde duran Destan'ı buldu.
Kaç gündür aramadın?
Süzüldüğünü gördü. Bakışları karnını buldu. Aylardır başkasının zannettiği kendi kızı. Derin bir nefes verdi. Sert bakışları genç kızın gözlerini bulduğunda yumuşadı. Kanmayacaktı bulutlu okyanus gözlerine. Gözleri kırmızıya çalmış. Ağladın mı yoksa? Ben sana kaç kere söyledim incilerini dökme diye.
Asiye genç adamın dikkatli bakışlarından utansada siyah irislerinden ayırmadı. Bakmasını sesinden, kendisinden mahrum ettiği, elimi tutarsan bırakmam dediği ama bıraktığı kızı ne hale getirdiğini görmesini istedi.
Ah be ufaklığım! Senden vazgeçtiğimi mi sandın? Bu can bu tende olduğu müddetçe senden asla vazgeçmem.
Vazgeçme... Sakın vazgeçme benden. Ben sensiz nefes alamıyorum.
Ben senden farksız mıyım sanıyorsun. Sesini duymadığım, bir posta atışmadığımız günler zehir gibiydi. Ama mecburdum.
Neye mecburdun, beni üzmeye değer miydi.
Değmezdi ama öfkeliyken ağızdan çıkan sözlerin telafisi yok. Seni üzmekten korktum küçüğüm.
Ama üzdün.
Evet. Allah benim belamı versin.
Vermesin...
Senden ayrı geçirdiğim günlerde sana sarılmak, kokunu içime çekmek ve kızımı hissetmek istedim.
“Gelin kızımızda geldi sanırım.” İki aşık duydukları yabancı sesle kendilerine geldiler. Başında sarığı, üzerinde beyaz cübbesiyle imam oturuyordu. Kim evlenirse imanının yarısını tamamlamış olur diğer yarısı hakkında ise Allah'tan korksun. Hadis-i şerifi kulaklarında çınladı. Evleniyordu...
Asiye namaz örtüsünü üzerine geçirmiş, minderin üzerinde imamın karşısında oturuyordu. Yanında burnunu istila eden erkeksi kokusuyla Destan. Yan gözle baktı, kendisini izliyordu. Destan sertçe nefesini dışarıya verdi. Ben seninle ne yapacağım bakışı atsada genç kız görmedi. Asiye şuan yaşananlara hala inanamıyordu. Evleniyordu...
Hoca Kur-an'ı Kerim'den sureler okuyarak nikahı başlattı. Genç kıza mehir olarak ne istediğini sordu. Asiye bunu hiç düşünmemişti, evliliğide öyle. Neyse ki imdadına Destan yetişti. Destan birlikte oturacakları evin ve birkaç lüks dairenin tapusuyla birlikte her ay ödenmek üzere lüklü miktarda bankaya hesap açtığını söyledi. Genç kız neredeyse küçük dilini yutacaktı. İtiraz eden genç kızı Hoca susturdu. “Mehir senin hakkın, kabul etmek zorundasın.” Destan'la daha sonra konuşup kabul
edemeyeceğini söyleyecekti.
Şahitlerin huzurunda kıyıldı nikah. Kısa sureler okuyup nikahı tamamladı. Destan imamla birlikte genç çifti yalnız bırakmak isteyen Kaya, Şükrü ve eşini de uğurladı.
Asiye put gibi duruyordu oturduğu yerde. Beyni az önce yaşananları algılamaya çalışıyordu. Evlendiğini idrak ettiğinde kapanan kapı sesiyle yerinde sıçradı. Koltuktan destek alarak ayağa kalktı. Üzerindeki namaz örtüsünü çıkartığı sırada Destan geldi. Başını kaldırdığında göz göze geldiler. Kocasının gözlerinin dudaklarına kaymasıyla yanakları kızardı. Utançla başını eğdi. Yeri döven sert adımlarıyla yaklaşırken, genç kızın kalbi küt küt atmaya başladı.
Destan ne çok beklemişti bugünü. Günlerce planladı, Allah katında dini nikah nasıl kıyılır? Kuralları nelerdir? İmam hangi soruları sorar? Araştırdı öğrendi. Abdest almayı da. Karısı yapacağı, helali olacağı, incitmeden sarılacağı, kokusunu içine çekeceği karısına kavuşmuştu artık. Ya beni öperse... Allah'ım sen yardım et. Görüş alanına siyah ayakkabılar girdiğinde heyecanı arttı. Destan'ın güçlü nefes alış verişini duydu. Ne olduğunu anlayamadan kendini havada buldu. Korkudan çığlık attı. Düşmemek için kollarını boynuna doladı. “Destan indir beni, düşüreceksin.”
“Hayır.” Destan yüzüne bakmadan azarlayan tonla reddetti. Genç kızın gözleri doldu. Benim için değil, kızı için evlendi diyen iç sesi dahil bütün duyuları doğruladı. Başı omzuna düştü yıkılmışlıkla. Burnuna sirayet eden kokusuyla pencereleri açıldı. Sinyal bekleyen gözyaşları, birken iki, ikiyken üç ve çoğaldıkça çoğalarak genç adamın gömleğini ıslattı. Merdivenlerden çıkarken gömleğindeki ıslaklıkla gözlerini kapatıp acıyla nefesini verdi. Göğsüne sıkıca bastırdı. Odanın önünde durdu. Kapıyı ayağıyla iterek açtı, içeriye girip kucağında tor top olmuş genç kızı yatağın ortasına dikkat ederek yatırdı. Asiye kollarını çözmek istemesede genç adamı serbest bıraktı. Görmeden gözyaşlarını silecekken bileklerini kavradı. Hissettiği sıcaklıkla ağırlaşan göz kapaklarını hızla açtı. Gece karası gözler sıcaklıkla bakıyordu.
Destan yavaş yavaş yaklaştı. Başının üstünde ellerini tek eliyle sabitleyip eğildi. Yüzünü karış karış içti. Kalemle çizilmiş kaşlarını, nazlı titreyen kipriklerini, hokka burnunu, utandığında kızaran yanaklarını, dolgun aralık şeker pembesi dudaklarını, derin okyanus gözlerini... Dudaklarıyla sildi karısının gözyaşlarını. Gözlerine değen sıcak dokunuşla hızla atan kalbi yerine sığamaz oldu. Hızla inip kalkan göğsü kocasının göğsüne sürtüyordu. Bu da genç adamın kasıklarına şiddetli ağrılar vuruyordu.
Destan karısının ezberlediği yüzünde öpülmedik tek bir yer bırakmadı. Dudakları... Nefesini şeker pembesi dudaklara üfledi. Asiye iki eliyle kocasının yakasını kavradı. Kıpkırmızı yüzü, titreyen aralık dudakları öpülmeyi bekliyordu. Nefesleri birbirine karıştı, günaha davetti adeta. Sakallarını yanağına sürttü, kulağına boğukça fısıldadı.
“İlk öpücüğü sana ne zaman vereceğimi çok iyi biliyorum.”
Asiye utançla gözlerini araladı. Ne yani beni öpmeyecek mi? Elinde olmadan dudaklarını yaladı. Genç adam gözlerini kapattı. Allah'ım ben niye şeker pembesi dudaklara dalmıyorum? Çünkü ilk öpücüğü, güzel ve özel olmasını istiyorsun diyen iç sesine hak verdi. Bu kadar yakınken kendine hakim olmasına şaşkındı. Kocasının adını söylemek için dudaklarını araladığında Destan parmağını dudağına değdirerek susturdu. Alnından öpüp ağlamamasını istedi. Asiye ne kadar başını sallasada gözyaşlarının akmasına engel olamıyordu.
Destan bir hafta içerisinde biraz daha büyüyen bebeğini hissetmek için, heyecanla karısının karnına götürdü elini. Babasına merhaba diyen Menesa tekme attı. Karısı "Ahhh!" inlerken kızını ilk kez hisseden Destan başını kaldırdı. Bakışları okyanus gözlüsüyle birleşti. İkisininde gözleri dolu
doluydu. Dudakları kımıldamadı ama gözleriyle konuştular.
Asiye bebeğini hissetmekten mahrum bıraktığı için özür dilerken, Destan tekmeyi önceden hissedemediğine hayıflanıyordu. Karısının boyun girintisine gömdü başını, sert nefes alıp verdi. Solukları genç kızın kanını kaynattı, gözyaşlarıysa yaktı. Kocasının başını güçlükle kaldırıp yaşlarını sildi. “Özür dilerim.” Karısının avuç içini öpüp sırt üstü uzandı ve kollarının arasına aldı. Adamın göğsüne yerleşti, kokusunu içine çekerek gevşedi. Saçlarındaki sihirli parmakların etkisiyle çok geçmeden uykuya daldı.
🌗🌗🌗🌗🌗
Asiye kocasının sıcacık göğsüne iyice yerleşirken uykulu gözlerini araladı. Saat öyleyi geçiyordu. Başını kaldırıp yüzüne baktı. Öyle masum uyuyordu ki bakmalara doyamadı. Zaman durmuştu adeta. İçindeki cesur kızın isteğine uyarak yanağından öptü, sakallarının dudağına batmasını, kaşındırmasını umursamadı. Sonrada boynunu öpüp kokusunu içine çekti. Bu yaptığına kendiside inanamadı. “Çok güzel kokuyorsun.”
“Asıl güzel kokan sensin!” Kocasının sesini duyduğunda başını kaldırdı. Mahmurlukla aralanmış bir çift gece karası gözle karşılaştı. Destan alnından öptü. “S-sen ne zaman uyandın?”
“Yeni...”
“Kalk hadi geç kalacağız.” Kocasının arzulu bakışlarından kaçtı. “Nereye?” Karı koca el ele girdiklerinde sınıf boştu. Birbirlerine baktıkları sırada görevli yeni eğitmenin dışarıda eğitim yaptırdığını söyledi. Akıllarında soruyla dışarıya çıktılar. Yeni kurs eğitmeni kimdi acaba?
Gruba yaklaştıklarında Asiye, ilk karşılaşmalarında arkadaş olduğu Zerrin'le göz göze geldi. Birbirlerine el salladılar. Kadın kumral, esmer tenli, ela gözlü, 1.70 boylarında, kendinden 6 yaş büyük güzel bir kadındı. Kocasıyla hukuk bürosunda tanışmışlar ve evleneli bir yıl dolmadan hamile kalan kadın şimdi çocuğunu kucağına alacağı günü iple çekiyor. Kocası kendisinden 10 santim büyük, esmer, kahve gözlü, dikkat çekici yakışıklılığa sahip olmasada sevimli, içten, sosyal bir adam. Asiye adamın kaç defa karısına aşkla baktığını gördü.
Zerrin'den gözlerini ayıran Asiye, kadınların kocasına beğeni dolu bakışlarını yakaladı. Kıskançlık sinsi bir yılan gibi damarlarında dolandı. Hiç utanmaları da yok, kocaları yanlarında benim kocamı süzüyorlar.
Bu sırada Destan'ın damarlarında da aynı kıskançlık dolanıyordu. Ne işi var burada? Sinirleri gerildi,. karısının elini farkında olmadan sıktı. Asiye elinin acısıyla kocasına döndüğünde boyun damarları gerilmişti. Ne oldu şimdi? Neye öfkelendi? Bakışlarını takip ettiğinde gözlerine inanamadı. Destan'ın doğum gününde tanıştığı adamdı. “İyide bu adamın burada ne işi var?”
Arda genç kızı süzdü. Tanıştığında hamileliği belli değildi, (Destan Karahanlının küçük sevgilisi hamile) internetteki haberlerden öğrendi. Karnı büyümüş... Hamilelik yakışmış, güzelliğine güzellik katmış.
“Senin burada ne işin var?”
“Pazar günleri öğretmenlik yapıyorum Karahanlı.”
“İyi!” Karısının beline elini dolayıp başından öptü. Karşısındaki adama bu kız benim... Karnındaki benim... Mesajını verdi. Destan sesini yükseltti. “Ufaklığım yerimize geçelim.” Asiye boş yere geçerken göz ucuyla Arda'ya baktı. Bir anlığına hayal kırıklığı gördüğünü sandı, zaten sonra da hemen kendini toparladı. Aklına bu durumu sonra düşüneceğini not etti. Bağdaş kurarak oturdu, arkasına da Destan. Anne adaylarının önüne oyuncak bebek ve altını değiştirmeye bez koydular. Önce Arda uygulamalı olarak gösterdi. Asiye, “Denemek ister misin Destan?”
“Olur.”
Destan bebeği önüne çekti, bacaklarını tutup kaldırdığında bacaklardan biri elinde kaldı. Karısının cırlamasına öfkeyle baktı. “Destan ne yaptın sen, kızımızın bacağını çıkarttın!”
“Saçmalama ufaklık! Gerçek bebeğin bacağı çıkmaz, bu oyuncak tabii ki çıkar.” Asiye sesinin ağlamaklı çıkmasına dikkat etti. “Oyuncak olsada dikkatli davranman gerekir, sonuçta o bir bebek.” Genç kız numarasına bir damla gözyaşını da ekleyi ihmal etmedi.
Destan karısına şaşkınlıkla bakakaldı. Yok artık, hamilelik kadınları ne kadar da duygusal yapıyor. Olur olmadık herşeye ağlıyorlar. Karısının gözyaşını silmeye elini kaldırdığında bebeğin diğer bacağı da elinde kaldı. Bu kız bende akıl mı bıraktı? Asiye dudaklarını birbirine bastırıp son anda engel oldu kıkırdamasına. “Gördün mü, bebeğin diğer bacağını da kopardın. Ya aynısı kızımızın da başına gelirse.” Bu sefer yaşlar sağanak halinde akmaya başladı.
“Ne?” Adamın sesi hayret dolu çıktı. Gece karası irisleri karısının yanaklarından akan yaşları takip etti. Başını onaylamazca sağa sola salladı, elinin tersiyle nazikçe tenini okşayarak sildi. “Ufaklığım kızımızın bacakları kopmayacak hatta yerinden bile çıkmayacak. Çünkü kemikleri yok, kaslıyım diye kızımıza zarar vereceğimi düşünmüyorsun değil mi?” Omuz silkti. “Destan gerçek bebek değil ama yinede dikkat etmek gerekir, bebeğimiz zarar görmesin, canı yanmasın.”
“Bende farkındayım ufaklığım, kızımızın canı yanmayacak.” Kendinden emin konuşarak karısının yüreğini ferahlatmak istedi. “İyi, şimdi bebeğin altını temizle, her zaman ben temizleyecek değilim. Sende temizleyeceksin öğrenmen gerekiyor.” Destan bezi alıp açarken yapışkanı elinde kaldı.
“Destan ne yaptın gücünü deneyeceğin kum torbası değil, sadece bebek bezi daha yavaş yapman gerekiyor.” Karısı kulağının dibinde cırladı. Destan kaşlarını çatarak kulağını temizledi. “Ben ne yapayım bez kalitesizse.” Kocası suçu beze attığında, genç kız tutamadı kendini. ‘Sen neye gülüyorsun?,’ bakışlarına toparlanmaya çalıştı ama elinde bez parçasını gördükçe tekrar kahkahalara boğuldu. “B-bez en ka-lite-lisi, sorun sende.”
Destan karısının günler sonra içten kahkahalarına mest oldu. Şimdi dudaklarına yapışarak domatese çevirmek vardı ya neyse. Kendine zor engel oldu. Gülmekten akan gözyaşları yanağından çenesine yol aldı. Güneşin vurmasıyla ışıldadı. Yanağını kavrayıp başparmağıyla sildi. Genç kız ani hareketle afalladı. Kalbi hızla çarptı. “Mutluluktan dahi ağlamana tahammülüm yok.”
Destan yeni bir bez alıp kaldığı yerden devam etti. Bu sefer daha dikkatli yapışkanını açtı. Ameliyat yapan doktor hassasiyetinde hareket ediyordu. Başarılı bir şekilde bebeğin altını bezledi. Kaşını kaldırıp, ‘kolaymış’ bakışını attı. Bir kez de Asiye denedi, Destan'ın direktifleri doğrultusunda. Daha sonra oyuncak bebeğin başını omuz ile boyun boşluğuna yerleştirdi. Avuç içini yavaş hareketlerle sırtında gezdirdi. Yine yavaş hareketle pat pat vurdu, gazını çıkartmak için. Anne adaylarının yaptığını gören Arda derse son verdi.
“Bugünlük ders bitti gelecek hafta görüşmek üzere.” Arda eşyalarını toplamaya başladı.
“Hocam!”
“Evet.”
“Haftaya siz mi gireceksiniz yine?” Diye soran anne adayından gözlerini çekip el ele uzaklaşan çifte baktı. Mırıldanmaktan kendini alamadı. “Çok şanslı bir adam.”
🌗🌗🌗🌗🌗
“Zamanında üsküdar sırtlarında bir tapınak varmış. Bu tapınakta görevli rahibe Hero kulede kumlara bakmakla görevli kişiymiş. Boğazın karşı kıyısında oturan Leandros bu tapınaktaki bir törene katılmak üzere gelmiş ve Hero'ya aşık olmuş.”Asiye kocasının göğsüne iyice yerleşti. Karı koca yemeğin ardından sahil kenarında yürüyüş yaptıktan sonra Kız Kulesine karşı banka oturup manzaranın keyfini çıkardılar. Karısından bildiği bir efsaneyi anlatmasını istedi. Asiye kocasının göğsünde eli, devam etti.
“İki genç birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlar. Hero bir rahibe olduğu için evlenmeside yasakmış. Bir gece kıyının kenarında karşı tarafa meşale ile yol göstermiş. Sevdiği Leandros'u çağırmak için. Leandros boğazın sularına atlamış ve Kız Kulesine ulaşmış. İki aşık her gece buluşmaya başlamış. Fırtınalı bir gecede Leandros yine boğazın serin sularına sevdiğine ulaşmak için kendini bırakmış. Ancak fırtına yüzünden Hero'nun meşalesi sönmüş. Yolunu bulamayan Leandros karanlık sularda gözden kaybolmuş ve sabah olduğunda Hero onun cansız bedenini kıyıda bulmuş. Bu acıya dayanamayan Hero'da Kız Kulesi'nden kendini boğazın serin sularına bırakarak intihar etmiş.”
“Sence Hero'nun intihar etmesi doğru muydu ufaklığım?”
“Hero'nun ne hissettiğini bilmiyorum ama...”
“Ama...” Devam etmesini istedi. Asiye başını kaldırıp gözlerinin içine baktı. “Seni kaybetsem, ki az kalsın kaybediyordum acına nasıl dayanırım bilmiyorum. Ama öbür dünyada buluşacağımızı bilerek sabrederdim.”
“Sen olsan ne yapardın?” Asiye sormaktan kendini alamadı. “Bilmiyorum, yıkılırdım.” Adamın içtenlikle verdiği cevap genç kızı memnun etti. Asiye aklına gelen düşünceyle hınzırca gülümsedi. Ne tepki vereceğini merak etti. Çantasında Destan'ın meraklı bakışları altında aradığını buldu. Çantayı yerine koyup elindeki kağıdı Destan'a uzattı. Kaşını çattı. “Sevgilimle yapmak istediklerimin listesi.”
“Sende mi?”
Kağıdı alırken lisede kız arkadaşlarının da aynı listeyi yaptığını söyledi. Kağıdı açtığında kaşlarını çatarak baktı. Hepsi masum isteklerdi. Duyduğu ve okuduklarıyla uzaktan yakından alakası yoktu. Kocasının kaşlarının birkaç saniye içinde normale dönüşünü izledi. Yüzüne yerleşen çarpık gülümseme bir şey planladığının göstergesiydi. Destan sol ayağını indirip sağ ayağını bacak üstüne attı, çeketinin iç cebinden dolma kalemini çıkarttı. Kağıda karalamalar yaptı:
1. Sarılıp uyumak... İlk dans...
2. Uyurken izlemek... Gelinlik...
3. Uyurken öpmek... İlk öpücük...
4. Film izlemek... Hararetli bir tartışmanın ortasında
5. Yapboz yapmak... öpüşmek...
6. Birlikte yürüyüşe çıkmak...
7. Beraber deniz veya sahil kenarında gezmek...
8. Aynı kıyafetleri giymek...
9. Salıncakta sallanmak...
10. Lunaparka gitmek...
Asiye listeyi geri aldığında, Destan bakışlarını bir saniye bile üzerinden çekmedi. Tepkisini kaçırmak istemiyordu. Eklenenleri görünce ağzı açık şaşkınlıkla bakakaldı. İçindeki arsız ses "Ağzını kapat salyaların akacak." Ağzını kapatıp kuruyan dudaklarını diliyle ıslattı. Destan gözlerini başka tarafa çevirdi. “Yapma şunu...”
“Neyi?” Safça sordu. Destan başını çevirdiğinde gözleri karanlıktan mı koyulaştı yoksa başka bir sebep... “Bilmediğin o kadar açık ki.” Karısının ensesini kavrayıp kendine çekti. “Bir daha o şeker pembesi dudaklarını yalarsan, gelinim olduğun an öpeceğime dair verdiğim o sözü unutur dudaklarına yapışırım beni anladın mı.” Asiye'nin utançla yanakları kızardı, başını sallayarak cevap verdi. Kalbi teklerken elinde olmadan dudaklarını birkez daha yaladı. “Ama bu kadar olmaz ben ne diyorum sen ne yapıyorsun ufaklığım.” Dedi sahte azarlayan tonda. Bıyık altından gülümserken kağıda odaklandı.
“Listeye yeni maddeler eklemişsin.”
“Evet...”
“Hangisinden başlayalım?”
“Sen seç...”
“Aynı kıyafeti giymeye ne dersin?” Kocasının yapıp yapmayacağını merak ediyordu Asiye.
“Benim tarzımda olursa giyerim.”
“Animasyonlu...”
“Hayır.”
“Yazılı...”
Başını hayır anlamında salladı. “Resimli...” Karsının çocukça sesine kahkaha attı. “Hayır.”
“Başkada kalmadı, sade mi giyeceğiz.” Kocasına küserek arkasına yaslandı, kollarını göğsünde birleştirdi. Karısının çocuk gibi küsmesine kahkaha attı. Genç kız homurdanarak yerinde kımıldandı. Omzundan tutup kendine çekti. Burnunu saçlarına gömüp derin nefesler aldı. “Sade ve siyah en güzeli.” Boğuk sesiyle devam etti. “Ve yüzünü de asma çok çirkin oluyorsun.”
“Ne?” Asiye cırlayarak döndüğünde burun buruna geldiler. Birbirinin gözlerinin içine bakarken aynı anda yutkundular. İlk uzaklaşan Destan oldu.
“Kalkalım seni evine bırakayım.”
“Olur.”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |