
Genç kız çıplak ayağıyla ıslak kumun üzerinde yürüdü. Denizin soğuk suyu ayağına değdiğinde titresede çok hoşuna gitti. Dalga sesi huzur verirken çocukların kahkaha sesleri yüreğini hoplattı. Diz kapaklarına kadar denize girmiş elleriyle birbirlerine su atıyorlardı. Birbirlerine benzemiyorlardı ama aynı boyda, omuzları dantelli, dizlerine kadar gelen beyaz elbise, uzun siyah saçlarındaki tokalar bile aynıydı.
Genç kızın eli beyninden komut beklemeden karnını buldu. Çıkıntı yoktu, varlığına dair hareketlilik belirtisi yoktu. Başını eğip karnına baktı. Gözleri irileşti. Bebeği karnında hiç büyümemiş gibi dümdüz olan karnında elini gezdirdi. Dudaklarından kızının ismi şaşkınlıkla döküldü.
“Menesa'm...”
“Efendim anne.” Aynı anda konuşan iki kızla başını kaldırdı. Kendisine koşan kızları şaşkın gözlerle izledi. Bana mı dediler anne diye? Etrafına bakındı kendisinden başka kimse yoktu. Ama nasıl olur bu? Ben bir bebeğimi kaybettim, diğeri... Hayır bu imkansız ben iki kızımı kaybetmiş olamam. Allah'ım beni bir evlat acısıyla daha sınama. Kızımı kaybetmiş olamam hayır...
“Hayır...”
Asiye çığlık çığlığa uyandı. Kuş uykusunda olan Destan acı çığlıkla gözlerini açtı. Hızlı hızlı nefes alan karısını görünce telaşla doğruldu. Asiye gördüğü rüyanın etkisinden hala çıkamamıştı. Gözleri karnını tararken elleri yokluyordu. Kızının karnında olduğundan emin olmak istiyordu.
Destan genç kızın telaşla karnında gezdirdiği elinin üzerine elini koyduğunda donup kaldı. Karısının incileri elini ateş gibi yaktı. Asiye ağır ağır başını kaldırdı. Kocasının loş ışıktan koyulaşan gözlerine, ıslanmış kirpikleriyle ve buğulanmış gözlerle baktı. Genç kız ne ara ağlamaya başladı bilmiyordu. Destan elinin tersiyle yanaklarından çenesine yol alan gözyaşlarını sildi.
“Geçti ufaklığım, sadece kabus gördün.” Alnından öpüp sarıldı. Sakinleşmesi için saçlarıyla oynadı. Nefes alması sakinleşen karısını yavaşça yatırdı. Tam yanından kalkacakken Asiye elinden tuttu. “Gitme, bırakma beni.”
“Buradayım gitmiyorum, su getireceğim.”
“İstemiyorum, sadece seni istiyorum.” Karısının sesinin titremesiyle yanına uzanarak kollarının arasına aldı. İpek yumuşaklığındaki saçlarında elini gezdirdi. Destan küçük karısının kaç kez uykusundan sıçrayarak uyandı, hatırlayamadı. Kabusa ne sebep olduğunu bilmesede, neyle alakalı olduğunu biliyordu. Hastane...
Hastaneden çıktığında yüzünün solgunluğundan endişelenen Kaya sorsada iyiyim diyerek geçiştirmişti. Kaya sahile gidelim diyen kızın ses tellerinin titremesinden, sessizliğinden, dışarıya boş boş bakmasından endişelendi. Vakit kaybetmeden Destan'ı arayıp durumu anlattı. Genç adamda soluğu karısının yanında aldı.
🌗🌗🌗🌗🌗
Destan huzurla uyuyan karısını izledi uzun süre. Sabah ezanından sonra uyuyamadı, yönünü güzel manzarasına çevirip karısını seyre daldı. Güzel yüzünü buruşturmasıyla aklına ilk sancı geldi ama güneş rahatsız etmişti. Genç adam elini güneşe siper etti. Asiye uykusunu bölen güneşin yok olmasıyla kaldığı yerden uyumaya devam etti. Genç adam elini çektiğinde vuran güneşle yüzünü buruşturdu. Yeniden gelen gölgelikle rahatladı. Gölge yok olup tekrar var oluyordu. Tıpkı deve cüce oyunu gibi. Bunda bir gariplik vardı. Gözlerini hiç istemesede kısarak açtı, parıldayan bir çift gece karası gözle karşılaştı. “Günaydın.”
“Günaydın. Ne zaman uyandın?” Sesi çatallaşmıştı.
“Oldu biraz, karımı izlemek istedim.”
“Neden?”
“Sabahları çok güzel görünüyorsun ve ben bu hallerini görmek için can atıyordum.”
“Yalancı, sabahları çok çirkin oluyorum.” Çarşafı yüzüne kapattı. Karısının şirin davranışına küçük bir kahkaha atıp çarşafı yüzünden çekti. “Benim gözümden kendini görseydin kıskanırdın.” Bir kızı nasıl baştan çıkartacağını biliyordu. Genç kız ayak ucuna kadar kızardı, konuşacak bir şey bulamadı. Karısının utançtan pembeleşen yanağını okşadı. “Büyük gün yaklaşıyor. Birkaç güne Karahanlı olacaksın.”
Doğruya defile gecesi hafta sonu evleniyoruz demişti. Ciddi olduğunu biliyordu ama bu kadar erken olacağını bilmiyordu. Sağlığıyla ilgili durum bütün planları bozdu. Vermesi gereken bir karar vardı. Yine aklıyla kalbinin mücadelesi arasında kalacaktı. Ya Destan'dan ayrılacak, son günlerinde birbirlerine acı çektirecek ya da herşeye rağmen sevdiği adamla evlenip son günlerini mutlu geçirecekti.
Destan karısının bir anda yüzünün düşmesine anlam veremedi. Aklından ne geçirdiğini merak etti. “Aç mısın?”
Annesinin yerine minik Menesa cevap verdi. Kaç saatter beni aç bıraktın dercesine midesi gururdadı. Asiye'nin yüzü kıpkırmızıydı. Ah be kızım bunu yapmamalıydın. Destan kaçırır mı? Hayır. Kahkahası odayı doldurdu. Nadirende olsa gülümsemesine şahit olmuştu ama beyaz dişleri görünecek kadar değil. Asiye hızla kendini toparladı.
“Gülmesene ya!” Çemkiren, çocukça küsen, kollarını çiçek yapan karısıyla yeni bir kahkaha tufanına girmek üzereyken kendine son anda engel oldu. Yoksa karısının hışmına maruz kalırdı. Omzuna çenesini koydu, kollarını karnında birleştirdi. Menesa tekmeyle babasına merhaba dedi. Genç adam hala kızının tekmelerine alışamamıştı. Ona imkansız geliyordu. Küçük bir canlının böylesine güçlü tekme atması... Kadınlara gıpta etmedi değil; hareketlerini, tekmelerini her an hissetmelerine.
Asiye boynuna değen nefesle teni karıncalanırken, kalbi hızlanmaya, nefesi ciğerlerine yetmemeye başladı. Kulaklarına sirayet eden boğuk sesiyle gözleri kapandı.
“Bende açım.” Asiye altında yatan imayı anlayacak yetiye sahip değildi. Beyni işlevini yitirmiş durumdaydı. Açıktaki tenine yakıcı öpücükler kondurdu. “Aç kızlarımı doyuralım.” Konuşma yetisini kaybeden genç kız başını sallayarak onayladı. Yanağından öpüp yataktan kalktığında, genç kız ürpererek kendine geldi. Az önce ben ne yaşadım öyle.
Destan karısının zaafını artık biliyordu. Ona istediğini, istediği zaman yaptırmaktan ve kullanmaktan çekinmeyecekti. Asiye zihnine dolan öpücüklerle yanan yüzünü ellerinin arasına almamak için iradesiyle mücadele etti. Aklını başka şeye vermeye çalıştı. Şuana kadar üzerine dikkat etmemişti. “Üzerimi kim değiştirdi? Neredeyim ben? Ailem biliyor mu?” Uyanınca sorma gereği duymamıştı. Kocam yanımda gerisinin bir önemi yok. Asiye arkasını döndü, kocası elleri cebince dikkatle kendisini izliyordu.
“Üzerimi sen mi değiştirdin?”
Karısını yatağa yatırdığında Defne ve annesinden üzerini değiştirmesini istedi. Kocası olsada karısına saygı duyuyordu. Karısına sence bakışı attı. “Kahvaltı seni bekliyor, hazırlan ve gel.” Genç kızı sorularla baş başa bıraktı. Asiye kapıdan gözlerini çektiğinde pufta gördüğü seccadeyle rüya zannettiği anıyı hatırladı.
Genç kız ezanı duysada gözlerini açamayacak kadar yorgundu. Bir ara yanında hissettiği kıpırtıyla gözlerini araladı. Yanı boştu. Tonlarca ağırlığındaki göz kapakları komut beklemeden kapandı. Tıkırtıyla gözlerini araladı. Destan diz çökmüş, ellerini açarak Allah'a dua ediyordu. Gözleri uykuya teslim olarak kapandı. Dakikalar geçmeden yine kendini güvenli kollarda hissetti. Kocasına sarılırken, başını da ait olduğu yere gömdü. Göğsüne... En son hissettiği saçlarına kondurulan öpücüklerdi.
🌗🌗🌗🌗🌗
Genç çift kahvaltıdan sonra yürüyeşe çıktı. Destan karısına çiftliği gezdirmek istedi. Asiye çiftliğin büyüklüğü karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Her çeşit sebzenin ekildiği ekim alanı, çeşit çeşit meyve ağaçları... “Çiftlik çok büyükmüş.” Destan karısının yeşilin tüm tonlarını barındıran araziye hayranlık bakışlarına gözlerini kıstı. Gece karası irisleri sinirle koyulaştı. Okyanus gözlerinin kendisinden başkasına hayranlıkla bakmasına tahammülü yoktu. “Evet, büyüktür.” Ağzının içinde homurdanan adama başını çevirdi. Kıstığı gözleri tehlikeli bir hal almış, her an parçalayacakmış gibi yeşilliklerin üzerinde gezdiriyordu.
Asiye az önce hayranlıkla baktığı yeşilliğe şimdi kocası ölümcül bakıyordu. Kıskançlıktan gözü dönen kocasına kahkaha atmamak için son anda kendine hakim oldu. Bitkiden dahi kıskanması hoşuna gitti. Asiye parmaklarının arasındaki teni sıkarak ölümcül bakışların odağı haline geldi. Destan aşkla bakan mavilere yenik düştü. Bakışları yumuşadı, başparmağıyla avucunun içindeki yeni okşadı. Karısının bayılacağını düşündüğü yere doğru adımlamaya başladı.
Kendiliğinden oluşan gölet birçok kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Göletin yüzeyinin kirliliği pis kokuya sebep olduğundan önce temizlenmiş ardındanda kurduğu mekanizmayla göletin beslenmesi sağlanıyordu.
Asiye gölete büyülenmiş gözlerle baktı. Yeşilin ve mavinin en güzel uyumuydu. Sessiz, sakin... Kuş sesleri cıvıl cıvıldı. Resimlerinden bildiği kuşları canlı görüyordu. “Sonsuza kadar burada yaşayabilirim.” Destan küçük karısının görür görmez seveceğini ve yaşamak isteyeceğini biliyordu. “Ufaklığım sana bir sürprizim var.”
Doğayla iç içe, kubbesi yeşil, direkleri ahşap, dört yanı beyaz tüllerle çevrelenmiş çardağa götürdü. Genç kız görür görmez bayıldı. Küçük kapısını açıp kenara çekildi. İçeriside en az dışarısı kadar güzeldi. Sedirlerin üzerinde renk renk yumuşak yastıklar vardı. Ortadaki masa ahşaptı ve üzerinde genç kızın ilgisini çekecek sürpriz vardı. “Ya yapboz...”
“Şuna bak, sevgilisi yanında ama gözü beni değil yapbozu görüyor. Sabah da kahvaltıyı.” Hayıflanan adamın tatlığıyla kendini tutamayıp kahkaha attı. “Teşekkür ederim sevgilim!” Yanağına öpücük kondurdu. Yaptığı ani hareketle yanakları kızardı, hemen kocasından uzaklaştı.
“Beni hep böyle öpeceksen seni her zaman mutlu etmeliyim.” Boynuna kadar kızardı. Saçlarıyla oynarken kulağında nefesini hissetti. “Utandığında çok tatlı oluyorsun.” Yanağından öptü. Bilerek yaptı daha çok kızarabilmesi için. Utandığında allaşan tenini izlemeyi seviyordu.
Karı koca yapbozun başına geçerken, genç kızın listesindeki bir maddeyi daha sildiler.
Asiye her parçayı birleştirdiğinde içindeki merakı perçinleniyor, tanıdık hissinden kurtulamıyordu. Saatler sürsede kocasının yardımıyla bitirdiğinde gözlerine inanamadı. Gelin ve damat.
Destan çok düşündü. Nasıl evlenme teklifi edebilirim? Aklına gelenler bildik şeylerdi ve ilgisini çekmedi. Sıradan istemiyordu, özel olmasını istiyordu. Tıbkı okyanus gözlüsü gibi. Uzun süre kafa patlattıktan sonra buldu. Rüyayla gerçeği birleştiren teklif. Grafik tasarım arkadaşının yanına gitti. Aklındakileri en küçük ayrıntısına kadar anlattı. Bütün gece başında nöbet tuttu. Üç boyutlu yapboz sonunda tamamlandı, geriye karısına evlenme teklifi etmek kaldı.
Rüyasındaki gördüğü dantel işlemeli gelinlik, makyaj, dalgalı saçlarına yonca yapraklı pırlanta taça takılan duvağı, gelinliğin tamamında renkli simlerin cümbüşü, perdeden sızan güneşin vurmasıyla ortaya çıktı. Kendisi gelindi damat ise beyaz smokinle yakışıklılığını konuşturan kocasıydı. Ama bu haksızlık. Resimde bile insan bu kadar yakışıklı olmamalı. Genç kız okuduklarıyla küçük çaplı şok geçirdi.
SENİ RÜYAMDA GÖRDÜĞÜM ANDAN BERİ TEK İSTEĞİM GELİNİM OLMAN. GÖKTEN İNMİŞ, NEFESİMİ KESECEK BİR MELEK KADAR GÜZELDİN. HER SABAH OKYANUS VADİSİ GÖZLERİNLE UYANMAK VE HER AKŞAM KOKUNLA UYUMAK İSTİYORUM.
Destan hazırladığı yapıştırıcıyla mukavvaya sabitleyip ayağa kalktı. Karısının meraklı bakışları üzerindeydi. Yanına oturup genç kızın arkasını dönderdi. Sırtını göğsüne yaslayıp, birleştirdiği ellerini karnının üzerine koydu.
Karı koca rahat pozisyon alıp, perdelerin açıklığından görülen göletin eşsiz güzelliğini izlediler. Genç kızın gözleri uçuşan kuşları görsede aklı yapbozdaydı. Rüyasını kimseye anlatmamıştı. Babasına bile. Hem ne diyecekti; bir adamla öpüştüm mü? Hayır, hayası buna izin vermezdi. Utancından söyleyemezdi. Soruların bilinmezliğiyle yerinde kıvrandı. Boynunda hissettiği ılık nefesle kımıldamayı bıraktı. Kulaklarını genç adamın buğulu sesi doldurdu.
Kocasının en ince ayrıntısına kadar anlatmasını şaşkınlıkla dinledi. Destan karısının karnını okşadı. “Rüyadan sonra çok merak eettim”
“Neyi?” Asiye meraklı bir tınıda sordu.
Destan parmaklarıyla genç kızın çenesini kavrayıp kendisine bakmasını sağladı. Başparmağını alt dudağının üzerinde gezdirdi. “Şeker pembesi dudaklarının tadını.” Gece karası irisleri dudaklarına kaydı. Genç kızın kalbi hızlı atarken, yüzü kızardı. Gözlerini kapattı, dudaklarını aralayarak sıcak temasını bekledi. “Ufaklığım seni hemen öpeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. İlk öpücüğümüz gelinim olduğunda gerçekleşecek.” Karısını alnından öptü. Oysa genç kız öpeceğini sanmıştı, gıcık. “Bu dudaklar da benim dudaklarımın tadına bakmış, nasıldı?” Eğlenerek sorması Asiye'yi kızdırdı.
“Gıcık, bir de dalga geçiyor utanmadan.” Kocasının dudağındaki baskısından kurtardı kendini. Kollarından da kurtulmaya çalıştı ama başaramadı, daha çok kocasının kollarına hapsoldu. “Dalga geçmiyorum.”
“Geçiyorsun...”
“Gerçekten merak ediyorum, ne hissettin öptüğüm anda Bayan Karahanlı.”
“Bir kere ben Karahanlı deği...”
“Şimdilik.”
“Bilmiyorum hiç düşünmedim.” Diye başka bir itirafta bulundu. Doğrusu düşünmemeye çalıştı.
“Birkaç kelimeyle anlatman gerekseydi hangi kelimeleri söylerdin.”
Gerçekten merak mı ediyordu? Kollarının arasında düşünmek çok zordu, hele ki rüyasında yaşadığı bir öpücüğü. Kelimeler dudaklarından bir çırpıda döküldü. “Yumuşak, arzulu, talepkar ve ne yaptığını bilen.” Gerçekten öyleydi, dudaklarını dolgun dudaklarının arasına aldığında arzulu ve talepkardı. Ne yaptığını biliyordu genç kızın aksine.
Destan ayağa kalktı, karısınında kalkmasına yardımcı oldu. Yapbozu bir eline diğer eline de karısının elini alarak çardaktan çıkardı. Genç kızın eline tutuşturdu. Güneşin vurmasıyla üç boyutlu resim ortaya çıktı. Destan buz mavisi smokiniyle elinden tutmuş önünde diz çöküyordu. Ve safir su damlası yüzüğü tutuyordu.
Yüzük, diz çökme bunlar teklif alametleri. Heyecandan kalbi ağzında attı. Kuruyan boğazını yutkunarak ıslattı genç kız. İçinden üçe kadar sayıp arkasını ağır ağır döndü. Kocasını önünde diz çökmüş, elinde yüzükle buldu.
UFAKLIĞIM, ÇOCUKLARIMIN ANNESİ,BU KALP BU TENDE ATTIĞI HER NEFESTE NEFESİM, ÖMRÜMÜ ADAYACAĞIM KADINIM, SONSUZA KADAR BENİM UFAKLIĞIM OLUR MUSUN?
BENİMLE EVLENİRMİSİN?
SONSUZA KADAR...
Kim derdiki aylar önce nefret ettiği adamın evlenme teklifi edeceğini. Söyleseler inanmazdı, güler geçerdi. Çok değil aşık olmam, evlenmem, çocuğunu taşımam dediği adamın önce çocuğunu, sonra aşkını kalbinde taşımış, en nihayetinde evlenmişti.
Genç kızın susması Destan'ı korkutuyordu. Siyah irislerin korkuyla titrediğini gören genç kız, hızla başını sallayarak kabul etti. Eğer genç adam doğrulup çenesinden tutup durdurmasaydı, sallamaktan başı dönecekti. Destan yüzüğü parmağına taktı. Karısının yanaklarını avuç içine hapsedip gözyaşlarını sildi. Asiye ağladığının farkında bile değildi. Ne zaman kocasının parmaklarının yüzünde gezdiğini hissetti o zaman anladı. Silinen gözyaşlarının yerine yeni sevinç gözyaşları geliyordu. Kendine hakim olmak istesede, barajlarını açan gözleri itaatsiz bir şekilde akıyordu.
“Haketmediğimi bilmeme rağmen seni hayatımda istedim. Bencilceydi ama istedim. Benim olmanı istedim. Kalbinle, ruhunla benimsin artık.” Alınlarını birleştirdi. “Evet seninim sonsuza kadar da senin olacağım.” Annesiyle babasının ahdini ilk kutlayan tekmeyle Menesa oldu. Çiftin birbirlerine bakarken gözlerinin içi gülüyordu.
“Sonsuza kadar...”
🌗🌗🌗🌗🌗
Destan arabadan inmeden torpido gözündeki DNA testini aldı. Karısını eve bıraktıktan sonra hastaneye gidip aldı. Arayıp haber vermişlerdi. Yıllar önceki kazada teyzemi ve eniştemi kaybettim. Aynı zamanda farkında olmadan hem canımın yarısını hem de aradığımız kuzenimin hayatını kurtarmışım.
YILLAR ÖNCE...
Gençler doğum günü eğlencesinden dönerken trafik kazasına karıştı. Kaza yapan tır yolu kapatmıştı. Etrafa su şişeleri dağılmıştı. Arkasından gelen araçlar frene bassada durmayı başaramadılar. Domino taşlarının birbirini düşürmesi gibi zincirleme trafik kazası meydana geldi. Geceyi yaran korna sesleri arkadan gelenlere uyarıydı.
Şükrü direksiyonu kırsada arkadan gelen araç duramayıp çarptı. Metallerin birbirine çarpma ve bağırış sesleri, sonrası yok. Bayılmıştı. Diğerlerinin durumu iyiydi, onlar kendi başına çıkarken Destan'ı arabadan Şükrü çıkardı. Suyu yüzüne dökerek kendine getirdi. Neler olduğunu anlamaya çalışırken etraftaki bağırışları duydu. Şükrü'nün yardımıyla ayağa kalktığında birbirlerine girmiş arabalar, arabaya giren bariyer ama en kötüsü yardım bekleyen insanlar. Mahşer yeriydi.
Destan bedeni zayıf ve güçsüz olsada elinden geleni yapmak istedi. Sadece kaşı yarılmıştı, bir köşeye geçip beklemeyi kendine yediremedi. Birkaç adım atmıştı ki bir ses duydu. Onca sesin arasında dikkat kesildi. Yanlış duyduğunu düşündüğü sırada, aynı yardım isteğini tekrar duydu.
“Yardım edin...”
Etrafa dikkatli bakarken gözüne arabanın ön camından elini sallayan biri takıldı. Yardım isteyen kişiydi. Koşacağı sırada kız arkadaşı kolundan tutarak durdurdu. İyi olduğunu sorarken yanlarına ikizi Dağhan ve diğerleri geldi.
“Kardeşim, çok şükür iyisin.” İkizi sarılırken delikanlının aklı adamdaydı. “İyiyim.” Diyerek ikizinden uzaklaştı. “Destan nereye?” Kardeşinin sorusunu duymazdan gelerek arabaya koştu. Arabaya yaklaştığı anda kolundan sertçe tutularak durduruldu. “Sen ne yaptığını sanıyorsun, hayatını nasıl tehlikeye atarsın?” Dağhan kardeşine aracın ön kaputunu gösterdi. Kıvılcımlar çıkıyordu ve benzin sızıyordu. Her an patlayabilirdi. İkizinin zarar görmesini istemiyordu. Zayıflığından onu korumayı kendine görev bilmişti.
“Adam yardım istiyor.”
“Sen bir şey yapamazsın araba yanıyor. İtfaiye ve ambulansa haber verildi birazdan burada olurlar. Hem sen bu güçsüz halinle nasıl yardım edeceksin.” İlk defa kardeşinin zayıflığını yüzüne vuruyordu. Vazgeçsin kendini tehlikeye atmasın istedi. Destan kolunu ikizinin elinden kurtardı.
“Güçsüz olmam yardım edemeyeceğim anlamına gelmez. Yardım gelene kadar ölebilirler. Evet ölmekten korkuyorum ama bu risk almamı engelleyemez.”
Genç adam araca vardığında adamın umudu yok olmak üzereydi. “Yardım edin kızımı kurtarın!” Yaralı adamın sesi cılız çıkmıştı. Camdaki elini tuttu. “Geldim amca seni ve aileni kurtaracağım.”
“Sen bizi bırak, kızımızı kurtar yoksa oda bizimle birlikte ölecek.” Gözleri kadına kaydığında bariyer camdan girip göğsüne saplanmıştı. Gözleri açık olsada çoktan ölmüştü. Adamında çarpmanın şiddetiyle bacakları sıkışmıştı. Ancak itfaiye çıkarabilirdi onu. “Kızımı kurtar.”
“Tamam, önce kızınızı kurtaracağım sonrada sizi.”
Destan arka kapıya yöneldi. Kapıya asılsada açamadı, devreye hiç beklemediği biri girdi. İkizinin kendisini hırpalamasına gönlü razı gelmedi. İki kardeş birlikte sıkışan kapıyı açtılar. Dizini koltuğa koyup küçük kıza uzandı. Yüzünü kapatan saçını çekti. Başından darbe almıştı. Akan kan mavi kolsuz elbisesini kirletmişti. Destan çocuğu incelemeyi bırakıp harekete geçti. Kemeri çözmeye çalıştı ama sıkışmıştı. Cebinden çakıyı alıp kemerini kesmeye başladı. Babası, “Acele et araba patlayacak, kurtar kızımı.”Sonunda kemeri kesip küçük kızı kucağına aldı. Arabadan çıkardığında babasının sesiyle dursada Dağhan gitmesini söyledi.
“Bekle...”
Dağhan eğildiğinde adam zorlukla cebinden kolyeyi çıkartıp uzattı. “Bu kızımın doğum günü hediyesi, ona ver.” Dağhan elinden alırken adam elinden tuttu. Dudaklarını araladığında duyabilmek
için yaklaştı. “Delikanlıya benim için teşekkür et. Allah onu iyi insanlarla karşılaştırsın. Git hadi patlayacak.”
Dağhan elini yumruk yaparak koşar adımlarla araçtan uzaklaştı. Destan'ın kendisine doğru geldiğini görünce, kolyeyi cebine atıp ikizine engel oldu. İkizlerin debelenmeleri sırasında araç büyük gürültüyle patladı. İkizi hayatını kurtarmıştı.
Dağhan kolyeyi kardeşine verdi. “Küçük kızın doğum günü hediyesi.” Doğduğu gün annesiyle babasını kaybeden küçük kıza baktı. İçi acıdı. Yanına gidip diz çökerek kızı kucağına aldı. Kız gözlerini araladı. Masmavi gözleri kahramanının siyah irislerine takıldı. Dudakları küçük kızın alnını buldu. Güvendesin dercesine öpsede o anda bilmediği öpücüğün anlamı başkaydı.
Kaderimsin, alın yazımsın...
Yıllardır çekilen acı ve hasret bu gece bitecekti. Bilinmezlik son bulacaktı. Ailenin son üyesi ait olduğu yere geri dönüyordu. Genç adam kendini yüzleşmeye hazırladı. Derin nefes verip arabadan indi. Kapıyı çalmak yerine anahtarıyla açtı. Kahkaha seslerine yöneldi.
Murat kendini mesajlaşmaya kaptırmıştı. Yüzü gülüyordu. Kadınlar bir araya gelip Su'nun bebek odası hakkında konuşuyorlardı. Osman Beyse oğluna tecrübelerini anlatıyordu. Destan'ı ilk fark eden Murat oldu.
“Kardeşim yengemizi evine bıraktın mı? Ben senin yerinde olsam karımdan ayrılmazdım.” Sinsice gülümsedi. Murat'a karşılık vermeden yerine oturdu. Murat'ın, “İyi misin?” sorusuna başını salladı. Zarfı kucağına koydu, gözlerini kapatarak alnını ovuşturdu. Nazlı kardeşinin yerine masaj yaptı. Sihirli ellere kendini bıraktı. Nergis Hanım ilk kez oğlunu yorgun görüyordu. “Nasılsın oğlum?”
“Üzerimden koca bir kamyon geçmiş gibi hissediyorum.”
“Asiye mi seni yoruyor?”
“Keşke...” Nazlı arkasından sarılıp yanağından öptü.
"Oğlum kucağındaki ne?”
Osman Beyin sorusuyla zarfı eline aldı. Gözlerini merakla ışıldayan harelerde gezdirdi. Sıcak çikolatalarda takılı kaldı. Kardeşinin hasretini dindirecek o sözler dudaklarından döküldü.
“Kayıp üyemiz...”
“Dolunay.”
🌗🌗🌗🌗🌗
Genç adam yıllardır ailesini ziyarete gitmemişti. Müjdeli haberle vakit kaybetmeden soluğu mezarlıkta aldı. Çıt dahi çıkmıyordu. Gözlerini dolunayın aldınlattığı mezarlarda gezdirdi. İsimler farklı ama akıbet aynıydı. Kim bilir ne dertleri vardı. Belki arkasında bıraktığı ailesini, sevdiği kadın, erkek... Bitirilmemiş yarım kalan hikayeler...
Kara çiftinin zamansız ölümü, en çok Murat'ı etkiledi. 18 yaşında toprağa verdi ikisini birden. Topraklarını avuçlayıp söz verdi. Kız kardeşini bulmadan gelmeyecekti. Ne zaman hasretlerine dayanamayıp gelmek istese verdiği söz engelledi. Her aklına gelişlerinde ruhlarına dualar etti.
Yıllar sonra ilk defa geliyordu Murat, buruk sevinçle. Murat iki mezarın ortasına dizlerinin üzerine çöktü. Toprağı avuçlayarak, “Anne baba size verdiğim sözü tuttum. Kız kardeşimi buldum. Öyle güzel ki, sana benziyor zaten bu yüzden dikkatimi çekti. Ama gözleri babama benziyor.” Murat ailesinin genç kızda vücut bulduğunu hissetti. Ona her baktığında ailesini görüyordu. Gülüşünde annesini, mavi gözlerinde babasını... Genç kıza kendini yakın hissetmişti. Yıllardır kardeşinden ayrı yarım hissederken, onu tanımasıyla o yarım hissi yok olmuştu.
“Çok iyi kalbe sahip, merhamet dolu. Onu evlat edinen ailesi sevgi dolu yetiştirmiş. Hep endişelenmiştim anne... Ya sevgiden mahrumsa... Ama rabbim ona öyle bir aile nasip etmişti ki öz evlatlarından ayırt etmemişler.
Baba biliyor musun, hayatta olsaydın...” Ne zaman aktığını bilmediği gözyaşlarını sildi. “Asla izin vermezdin. Hiç istemediğin şey gerçekleşti baba. Kızın büyük aşkıyla evleniyor. Küçükkende büyük aşkıydı, büyüdü yine büyük aşkı oldu. Yarın kına gecesi, ertesi günde düğünleri.
Destan onun kahramanı biliyor musunuz? 10 yıl önce sizi kaybettiğim kazada, kardeşimin hayatını kurtardı. Gümüş kolyenin sahibi Asiye. Benim kardeşim. Destan'ın yaptırdığı DNA testi yıllardır çektiğim hasreti bitirdi.
Yine hasretim, yine gidip sarılamıyorum kardeşime. Şimdi niye diyeceksiniz? Kardeşim hamile... İkisinide tehlikeye atmak istemiyorum. Bana kalsa çoktan soluğu yanında almıştım. Ben senin öz abinim der sarılırdım. Hasret kaldığım kokusunu içime çekerdim. Öyle olmuyor işte. Yapardım, ederdim demek çok kolay. Kardeşimin canını yakan kişi olmak istemiyorum.” Murat omzunda hissettiği temasla başını kaldırdı. Destan...
Genç adam kardeşinin yanına çömeldi. Mezarın üzerine beyaz gülleri bıraktı. Destan, “Ben buraya adet yerini bulsun diye kızınızı istemeye geldim. Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızınız Dolunay'ı kendime istiyorum.”
Murat, “Babam şu an hayır diyordur.” Eski anıları anımsayıp birbirine bakan iki kardeş burukça gülümsediler. “Bunu ancak öbür tarafta öğreneceğiz.” Murat başını sallayarak onayladı.
“Teyze, enişte size söz veriyorum Asiye'yi yani Dolunay'ı mutlu etmek için elimden geleni yapacağım. Hiçkimseyi sevmediğim kadar çok seviyorum onu. Benim herşeyim onlar. Bana emanetler...” Ayağa kalktı. Destan'ın kalkmasıyla Murat gözyaşlarını silip ayağa kalktı.
“Çok yakında Dolunay'la birlikte sizi ziyarete geleceğiz. Küçük misafirle, torununuzla...”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |