
Gözlerini aralamaya çalıştı. Göz kapaklarındaki tonlarca ağırlık bunu engelliyordu. Zorlanarak aralamayı başardığında görüşü bulanıktı, kapatıp tekrar açtı. Ahşap bir kulübeydi, sobası, görebildiği kadarıyla pencere ve tam karşısında da sandık bulunuyordu. Susuzlukla kuruyan boğazını ıslatmak için yutkunduğunda yüzünü buruşturdu. Suya ihtiyacı vardı. “Su,” diye inledi. Diliyle kuruyan dudağını ıslattı, boğazı hala acıdığından elini götürmek istedi lakin ellerinin bağlı olması engelledi. Şuuru yeni yeni kendine geldi. Kocası ve ailesinin yanından alındı... Aman Allah'ım beni bayıltıp kaçırmıştı. Ama neden? Ben ne yaptım ona? Tanımıyorum bile.
Asiye birbiri ardına sorularla boğuşurken ellerini ve ayaklarını oynattı. Çalıştı desek daha doğru olur. Karnına giren sancıyla inledi. “Hayır bebeğim şimdi değil, şimdi değil dayan baban gelip bizi kurtaracak o zamana kadar dayanmalısın.” Asiye sancısını düşünmemeye çalıştı, düşünürse artmasından ve doğumun başlamasından korkuyordu.
“Bir an önce bu işi bitirmeliyiz, bizi arıyorlar.” Adamın sesi yakından geliyordu ve tanıdıktı. Biraz düşününce kaçıran adam olduğunu anladı.
“Merak etme ölecek.”
“B-bu ses...” Asiye şaşkınlıkla kekeledi. Nefesi kesildi. Sesin sahibi tanıyordu. Kaç kez kendisiyle kızını öldürmeye çalışan Işıl'dan başkası değildi. Bütün hücreleri şaha kalktı. “Hastaneden nasıl kaçmıştı?” Nefesi hızlanmaya başladı, kriz geçirmenin eşiğindeydi. Ve hiç zamanı değildi. Bir an önce buradan kurtulmanın bir yolunu bulmalıydı yoksa Işıl'ın bebeğini de kendisini de hiç acımadan öldüreceğini biliyordu. Derin derin nefes alarak krizi geçiştirdi. Dikkat kesildi konuşmaya.
“Kaçışımız için bir yol buldun mu?”
“Evet kaçak yollardan.”
“Tamam nasıl olacağı önemli değil.”
“İşini çabuk hallet!” Asiye'yi öldürmekten bahsediyorlardı. Gerisini dinlemeye gerek yoktu. Ellerini oynatarak yattığı koltukta keskin bir şey aradı ama yoktu. İpten elini kurtarmaya çalıştı. Canının yanmasıyla ağzından kaçan inlemeye engel olamadı. Kapının kapanma sesiyle katiliyle yalnız kaldı. Korkusu her geçen saniye artmaya başladı. “Allahım sen bebeğimi koru.” İiçinden dua ederken karnına giren keskin sancıyla nefesi kesildi. Sancının geçmesiyle rahatlayan yüzü yaklaşan ayak sesiyle kasıldı. Kapı açıldı, içeriye girdi. Asiye nefesini tutarak ne yapacağını bekledi. Sessizlik içinde geçen dakikalar kıza asırlar gibi geldi. Omzuna dokunmasıyla ürperdi.
“Asiye uyan!” Kadın yılanları andıran sesinden adını duymak midesini bulandı. Bedeninin kasılmasına dayanamayan bebeği sancıyla kendini belli etti. Acıyla yüzünü buruşturarak gözlerini açtığında Işıl'ın şeytanca gülümseyen yüzüyle karşılaştı. “Sonunda uyuyan güzel uyandı!” Işıl'ın alaylı sesine başını kaldırmaya çalıştığında acıyla inledi. “Dur ben sana yardım edeyim.” Asiye’yi omuzlarından tutup oturmasını sağlarken hiç nazik değildi.
“Bana ne yapacaksın?” Asiye cevabını bilmesine rağmen sormuştu. Konuşmaya,sancısını unutmaya ihtiyacı vardı. Arkasındaki sandalyeyi alıp önüne oturdu.
“Hesap sormayacağımı mı sandın?”
“Işıl, ben sana bir şey yapmadım.”
“Masum rolü oynamayı kes, hepsi senin yüzünden. Destan'ı da bu masum rollerle kandırdın.” Yüzünü iğrenerek buruşturdu.
“Işıl yemin ederim ben bir şey yapmadım.” Hepsi senin suçun dememek için kendini zor tuttu. Sakin ol Asiye, güzelce konuşup ikna etmeye çalış. Ne demişler: Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır. Karşısındaki kadında tatlı dil işe yarayacakmıydı orası meçhul. Çıkmadık candan umut kesilmez. Öfkelendirip durumu daha da kötüleştirmeye gerek yoktu.
“Işıl ben planlamadım hamile kalmayı senin planındı.”
Işıl hışımla ayağa kalkıp boğazına yapıştı. Bir yandan tükürürcesine bağırırken diğer yandan nefesini kesti. “Sen olmasaydın ben hamile kalacaktım.” Asiye'nin nefes alamadığını görünce sinirle elini çekip volta atmaya başladı.
Asiye öksürerek nefes almaya çalışan topuklu ayakkabının sesi durunca başını kaldırıp baktı. Gözleri nefret ve kinden kıpkırmızıydı, vampir gibi. Yutkundu genç kız, gözleri hızla karnına kayınca yerinde kıpırdanmaya çalıştı. Elleri bağlı olmasaydı kızını korumak için karnına dolardı. Yanına gidip vurmak için ayağını kaldırdığında yalvardı bebeği için.
“Bebeğime zarar verme, onun bir suçu yok, lütfen!”
“O bebek benim hakkımdı.”
Işıl sinirle söylenerek kızdan uzaklaştı. Aniden sandalyeye oturdu ve, “O bebeği benim taşımam gerekiyordu senin değil.” Kendi kendine sayıklar gibi konuştu. “Herşeyi ayarlamıştım doktoru, spermleri çalan adam... Herşey ama herşey hazırdı. Bana enjekte edildiğini sanırken benim yerime sana enjekte etmişler. Nasıl olur bu, ben nerede hata yaptım. Planım harikaydı, eksik neydi.”
İnsanoğlu ne kadarda aciz. Kusursuz plan yaptığını sanır ve planı bozulduğunda hemen başkasını suçlar. Bilmezlerki plan yapanlarında, plan bozanlarında en hayırlısı Allahtır. O istemedikten sonra tek bir yaprak bile kımıldamaz. İşte insanların hesaba katmadıkları ilahi güç.
Işıl dediği gibi kusursuz bir plan yaptı lakin hesaba katmadığı güç planı tersine çevirdi. Alakası olmayan masum bir kız hamile kaldı. Işıl yapmadığı bir şeyden onu suçluyordu. Babasından adaleti, adaletsizliğin karşısında durmayı öğrenen Asiye kışkırtmak istemesede kendisine yapılan adaletsizliğe dayanamadı.
“Planında hesaba katmadığın bir şey var.” Işıl transtan çıkmış yüzüne bakıyordu.
“Ne?”
Işıl merakla gözünü kıza dikmiş planını altüst eden nedeni duymayı bekliyordu. Sevdiği adamın çocuğunu taşıyıp ona sahip olacaktı ama şimdi nefret ediyordu. Nerede ne hata yaptı bilmek istiyordu. Çünkü o hata sevdiği adama mal olmuştu.
“Allah.” Devam etti. “Ali İmran süresinde, De ki: İçinizdeki niye gizlesenizde açığa vursanızda Allah onu bilir. O gökte ve yerde olan herşeyi bilir. Allah’ın herşeye gücü yeter. Yine İki İmrân süresinde, Allah’da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak bozanların en hayırlısıdır.”
“Allah demek, planımı bozan sen değilde Allah!” Işıl delirmiş gibi başını salladı. Onun bu tür inançları yoktu. Güce inanıyordu. Genç kız boşuna kendini yoruyordu. Kalbi kararanı doğru yola iletemezsin.
“Evet.” Kadının kahkaha atmasıyla şaşırdı genç kız! Aniden sırıtmasını sildi.
“Peki şimdi seni elimden kim kurtaracak. Allah'ın mı?”
“Öyle söyleme Işıl günaha giriyorsun.”
Kadının gözleri kırmızıya çalmıştı. Öfkesini yok etmek, dikkatini başka yöne çekmek için kendisini kaçıran adamı sordu. “Beni kaçıran adam kimdi, onu nasıl ikna ettin?”
“Ha o salak mı, kolaydı.” Gözleri az önceki halinden farklıydı. Zafer kazanan bir komutan edasıyla bakıyordu. Asiye amacına ulaşmıştı lakin kasıklarına giren sancının aralıkları giderek artıyordu. Bir iki saniye sonra geçince dikkatini Işıl'a verdi. Merak ediyordu adama ne söyleyerek kaçırmaya ikna etmişti.
🌗🌗🌗🌗🌗
Yurt dışına kaçışlarını ayarlamak için kulübeden çıkan Ercan arabaya ilerlerken aklında bundan sonraki hayatlarında mutlu olacakları vardı. İki masum canın ölümüyle nasıl olacaksa. İntikamını aldığında sevdiği kadını kimsenin onları bulamayacağı uzak yere götürecekti. Hastaneye ilk geldiğinde ilaç içmemek için direnmiş damardan verilmişti. Uyurkenki hali hırçın halinden daha iyiydi. Böylelikle onu istediği kadar izleyebiliyordu.
İzlediği bir gün ağlayarak uyandı ve Ercana sarıldı. Günlerdir izlediği kadın kollarının arasındaydı heyecandan kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Gözyaşları içinde, hastaneye zorla kapattıklarını, doktoru ayarladıklarını söyleyip adamın dudaklarına yapıştı. Kısa sürede başlayan ilişkilerinde Işıl'ın hiçbir sözünden şüphe etmedi, her kelimesine inandı. Bana bunu yapanlardan intikam almak ve hamile kızı kaçırıp öldürmek isteğini vazgeçirmeden kabul etti. Öncelikle Işıl'ı sonrada Asiye'yi hastaneden kaçırıp sevdiği kadına teslim etti. Geri döndüğünde ne bulacağını biliyordu, kızı yakarak öldürecekti. Masum mu değil mi bilmiyordu sadece sevdiği kadını mutlu etmek istemişti.
Yolu yarılamadan ilahi adalet yerini buldu. Telefonunu unutan Ercan kulübeye geri döndü. Çoktan hastaneden kaçtığımız ortaya çıkmıştır, kocasıysa kesin peşimizdedir düşüncesiyle kapıyı açacağı sırada içeriden gelen soruya Işıl'ın verdiği cevap durdurdu.
“Ha o salak mı, kolaydı?”
Sevdiği kadından duyduğu sözlerle beyninden aşağıya kaynar sular döküldü. Böyle bir cevap beklemiyordu, hayal kırıklığıyla gözlerini kapatırken eklem parmakları zonklamaya başladı.
“Bir iki ağlamayla, duygu sömürüsüyle o salağı kendime aşık ettim.” Adamın duygularıyla oynadığına inanamıyordu Asiye, bir anlığına adama acıdı ama hayatlarını şeytana bırakmasını hatırlayınca yok oldu.
Ercan oyunun içine düştüğünü anladı. Gerçekleri öğrenmeseydi doğmamış bebeğin günahına girecekti.
“Destan'ın ve senin beni hastaneye yalanlarla attırdığınızı söylediğimde sorgulamadan hemen inandı. Öpüşme falan...” Asiye'nin aklında bir kadının ileri gidip kendini intikam için adamı öpecek... İğrendiği yüzünden de anlaşılan kızı, çenesini parmaklarının arasına alıp sıktı. “İğrendin bakıyorum. Senin yüzünden onu öpmek zorunda kaldım sırf seni kaçırtabilmek için. Hepsi de kimin planıydı biliyor musun?” İşıl sinsice baktı genç kıza. “Hastaneye yatırıp yok etmek istediğiniz kötü Işıl'ın.” Ercan Işıl'a ilaçları içirmediğine pişman oldu. Resmen şeytanı var etmişti. “Bak Allah'ın seni koruyamadı, yaptığım
planı bozmadı, seni elime verdi. Şimdi kim, nasıl kurtaracak seni elimden?” Dedi alay ederek.
“Sen endişe etme Işıl, Allah istedikten sonra bir kulunu beni kurtarmak için vesile eder. Senin elinde olmamı rabbim istiyorsa elbet bir sebebi vardır. Yaşayıp sonucu göreceğiz.” Ercan Asiye'ye hayranlık duydu, sarsılmaz inancına, yaşadıklarına rağmen şikayet etmemesine. Işıl'ın aşkından kör olan gözü kızcağızın masumiyetini görmesini engellemişti. Hatasını telafi etmeye karar verdi. Işıl'ı alıp gidecek ve genç kıza da bebeğine de zarar vermesine izin vermeyecekti.
“Bu kadar çok mu güveniyorsun Allah'ına.”
“Evet çok.” İşıl kahkaha atarak ayağa kalktı. Eğilip benzin bidonunu almasıyla Asiye yerinde debelenmeye başladı. “Boşuna uğraşma kurtulamazsın.” Işıl kapağını açtığı benzini dökmeye başladı. Burnuna gelen benzin kokusuyla midesi bulandı yok saymaya çalışırken kasıklarına giren sancıyla inledi. Diri diri yakacaktı. “İmdat... Kimse yok mu yardım edin!” Genç kızın çığlığıyla kendine gelen Ercan harekete geçti.
“Boşuna bağırma kimse seni duyupda yardıma gelmeyecek.”
“İmdattttt...”
“İstediğin kadar bağır!” Bidonu yere atıp cebinden çıkarttığı çakmağı yaktı. “Şimdi gelsinde o çok inandığın Allah'ın seni benim elimden kurtarsın.”
Asiye uğraşmasına rağmen ipleri açamadı, gözlerini kapatıp dua etti. “Allahım inşallah sana iyi bir kul olabilmişimdir. Bilerek ya da bilmeyerek yaptığım tüm hatalar için beni affet. Yüzünü göremediğim, kokusunu içime çekemediğim bebeğim senin yanına geliyoruz kardeşinle. Allah'ım canım yanmadan al emanetini.”
Asiye sonunu bekledi. Işıl'ın iğrenç, şeytani, zafer kazanmış kahkahası kulaklarını tırmalıyordu. Bir an önce bu işkencenin bitmesini istedi. Kasıklarına giren sancıyla kendini hatırlatan bebeği de farkındaydı sanki sona yaklaştıklarını. Asiye gözyaşları arasında mırıldandı. “Affet anneni, seni koruyamadım kızım.”
Ercan, ani girişiyle afalyayan kadının elinden çakmağı aldı. “Sen gitmemiş miydin?” Diye sordu kendine gelen Işıl.
“Telefonu unuttum ve geri döndüm ama iyiki dönmüşüm.” Göz ucuyla Asiye'ye baktı. Yüzündeki acı, sancısının başladığını gösteriyordu. Hastalığını biliyordu. Kadının elinde ölmese bile doğum yaparken ölecekti. İkisinden birinin yaşama ihtimali vardı. Belki Allah merhamet ederde anneyi bebeğine, bebeğide anneside bağışlardı. Oysa Işıl'ın elinde bu ihtimal sıfırdı. Duyduğu sesle gözünü açan Asiye adamın gözlerinde pişmanlığı gördü, yoksa buradan kurtulacak mıydı.
“Bu ne demek?”
“Bütün söylediklerini duydum, beni salak yerine koymanın bedelini ödeyeceksin.”
“Ercan saçmalama nasıl inanırsın ben seni seviyorum.” Adamı hala kandırmaya çalışıyordu. Kollarından kurtulup itelek Asiye'ye yöneldi. Kendisine dönen bakışlardan korktu. “Lütfen bebeğime zarar verme.”
“Kes sesini! Ercan onu öldüreceğim ve birlikte buralardan gideceğiz. Çok mutlu olacağız.” Yalan söylemeye devam eden kadına dönüp elinin tersiyle tokat attı. Tokatı beklemeyen Işıl yere kapaklandı. “Sen beni salak mı sanıyorsun Asiye'den sonra beni de mi öldüreceksin.” Adama kocaman açılmış gözlerle baktı. Uyuyan maymun sonunda gözlerini açmıştı. “Kendi hatanın bedelini
masum kıza ödetmene izin vermeyeceğim.”
Işıl'ın gözlerindeki öfke planının suya düşmesineydi. “Asiye haklı Işıl, Allah onu kurtarması için benim gerçekleri görmemi sağladı. Gözümü açtı, masum birinin kanına girmemi engelledi.” Kendisini kandıran kadına son bir bakış atıp genç kıza döndü. Yanına gidip ellerini çözdü. “Korkma kurtulacaksın.”
Asiye minnetle fısıldadı. “Teşekkür ederim!” Ercan düğümü çözdüğü sırada kızın gözlerindeki korkuyla kaşlarını çattı. “Dikkat et, bıçak...” Ercan arkasını dönemeden bıçağın soğuk ucu sırtına saplandı. “Ahhhh!” Keskin acıyla inledi. Etinden et koparıyorlardı sanki. Sıcak sıvının akışını hissetti teninde. Aniden bıçağı çıkartınca nefesi kesildi. Tekrar saplamak için elini kaldırdığında bileğinden tutup engelledi.
“Sen ne yaptın?”
Kadının kıpkırmızı kesilen gözleri nefretin en koyu haliydi. Kızı öldürmeden durmacağını o gözlerde gördü. Canını versede kıza zarar vermesine izin vermeyecekti. Bileğini sertçe sıkınca elinden düştü ve sert tokatla yere yapıştırdı. “Kaç, ben onu durdururum ve yapabilirsen beni affet.” Yerden kalkan Işıl'ın son anda kızın üzerine atlamasını engelledi.
“Kaçççççç!”
🌗🌗🌗🌗🌗
Sevgi içinde büyüyen Asiye karşısındaki kadının gözlerinde gördüğü katıksız nefretle beyni durmuştu. Anlamıyordu bir insan bir insandan bu kadar nefret edebilir. Ne kalbi ne ruhu ne de aklı bir türlü kabullenemiyordu. Nasıl kabullensin ki hayatı boyunca ailesi ve çevresi sevgi dışında bir duyguyla karşılaşmadı. Kıskançlık yaşamıştır ama ölüm isteyecek kadar nefretle... Hayır...
Asiye girdiği düşüncelerden Ercan'ın gür sesi çıkardı. Işıl'ı zar zor tutuyordu. Düğüm çözüldüğünde zorlanmadan ellerini kurtardı acıyan bileklerini ovuşturdu. Boğuşma sesleriyle vakit kaybetmeden ayaklarını çözdü. Heyecandan ve sancıdan elleri titriyordu. Görüşünü engelleyen yaşlarını silip ayağa kalktı.
Kapıya yönelmesiyle saçından tutulup başının duvara çarpılması bir oldu. Birkaç kez duvarla buluşan başından akan kan yanağına yol aldı. Zonklayan saç kökü şiddetini artırırken boğazını sıktı karnına yediği tekmelerde çabası. Bebeğini korumak için kollarını karnına doladı. “Yapma bebeğime zarar verme!”
Asiye cılız sesiyle yalvarırken hırsla boğazını sıkıyordu. Gözleri kapanmak üzereyken boğazındaki el gevşeyip yok oldu. Öksürük kriziyle duvarın dibine düştü. Aldığı darbelerden kasıklarına vuran sancıyla nefesi kesildi. Ikınmamak için dişlerini sıkmak zorunda kaldı. Ercan'ın sesiyle duvardan destek alarak ayağa kalktı. Dişlerinin arasından nefes alıp verirken akan incileriyle kapının kulpunu tutup açtı. Eli karnında ıkınmamaya çalışarak dışarıya adım atabildi. Arkasından Işıl'la Ercan'ın boğuşma sesi geliyordu.
“Dayan Menesa'm biraz daha dayan!”
Asiye eli karnında dişlerini sıkarak kulübeden uzaklaştı. Her an kulübeden çıkıp saçlarına yapışıp yere yapıştıracak korkusuyla yüreği hop hopdu. Arkasına baktığında kulübe görünmüyordu mavi gökyüzünü siyah dumanlar kaplamıştı. Dumanın nasıl çıktığını düşünecek durumda değildi. Belki Işıl Ercan'ı saf dışı bırakıp peşine düşmüştü. Belki Ercan'ı yakarak... Hayır...Hayır...
Uzaklaşmalıydı. Adım atmıştıki kasıklarına giren sancıyla çığlık attı. “Iıııııı!” Asiye ıkınmamaya çalışırken derin nefes aldı. Bacaklarından akan sıcak sıvıyla yutkundu. Önce çişi zannetti ama aklına gelenle başını eğip baktı. Suyu akmıştı ve bacağından topuklarına yol alan kanla doğum da başlamıştı. Kasıklarına giren şiddetli sancıyla ağaca tırnaklarını geçirip sancının geçmesini bekledi. Bir yandan da kızıyla konuşup acısını unutmaya çalışıyordu.
“Hayır hayır kızım şimdi değil, baban gelecek bizi alacak hastaneye götürecek sonra sen doğacaksın biraz sabret annecim. Allahım sen yardım et bana.” Aklına doğum öncesi eğitimindeki nefes alışverişleri geldi. Derin ve yavaş nefes alışverişleriyle -başarabildiği kadar- düzene giren nefesiyle yürümeye başladı.
Kocasının her yerde kendisini aradığını bütün kalbiyle biliyordu. Gelene kadar dayanmalı ve ıkınmamalıydı ama sancı aralıkları giderek kısalıyordu. Kan kaybından gözleri kararırken dizlerinin üzerine düşmesiyle acı frenin sesini duydu. Sancıyla iki büklüm oldu, eli acıdı. Aracın kapısı açılıp kapandı.
“Asiye!”
Arda genç kızı omuzlarından tutup sırt üstü yatırdı. Kanayan başına baskı uygulandı. Acı içinde inleyerek kapattığı gözlerini açtı. Kırmızıya çalan gökyüzünden gözlerini çekip elini tutan kıza baktı. Kendisinden birkaç yaş büyük, sarışın güzel bir kızdı. Karnını yoklayan adamı tanıyordu. Arda Bey. Elbisesinin ucundan tutunca başta ne yapmak istediğini anlamasada mesleğini hatırlayınca cılız çıkan sesiyle seslendi. “Arda Bey!”
“Asiye!” Arda yüzünü ellerinin arasına alıp devam etti. “Sakin ol, doğumun başlamış.”
“Bebeğim...”
“Şimdi bakacağım sancı aralıkların nasıl?” Diye sordu eliyle karnını yoklayarak. “Birkaç dakikada bir...” Asiye kasıklarına vuran sancıyla çığlık attı. “Iııııııııııııııııı”
“Tamam şimdi bakacağım.” Arda tekrar bacaklarına yönelince elini tuttu. “Korkma ikinizde iyi olacaksınız.” Diye yüreklendirirken genç kızın aklındada yüreğindede bebeğine zarar gelmemesi vardı.
“Asiye doğum...” Asiye eteğini kaldıracakken sözünü kesti. “Arda Bey yapma!” Kaşlarını çatınca açıkladı nefes nefese. “Hayatta kalırsam yüzünüze bakamam, lütfen hastaneye götürün beni.” Sancıyla çığlık attı. “Saçmalama Asiye, doktorum ben doğumun başlamış hastaneye yetişemezsin!” Arda eteği yukarıya çekecekken bacaklarını kapattı refleksle. Hayatta kalırsa yüzüne bir daha bakamazdı.
“Lüt-lütfen yüzü...” Gelen sancıyla sözleri yarım kaldı. “Iıııııııııı”
“Lanet olsun! Sevda buraya gel hemen.” Asiye elini tutan kıza baktı. Şaşkın şaşkın bakıyordu. “Abi...” Asiye ıkınmamak için kendini zorlarken hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Elini sıkıca tuttu. “Lüt-lütfen doğumu siz yap-tırın.” Diye yalvardı kıza.
“Sevda geç!” Arda kardeşine ilk defa sesini yükselti.
“Abi ben daha okulu bitir...”
“Sevda sen geç, ben senin ne yapman gerektiğini söyleyeceğim.” Arda abisine bagajdan battaniye getirmesini söyleyip kardeşine döndü. Asiye'nin acı çekmesine dayanamayıp bacaklarının arasındaki yerini aldı. “Derin derin nefes al Asiye!” Arda kardeşine döndü. “Durum ne Sevda?” Eteğin altından
başını kaldırdı. “Bebeğin başını görüyorum abi.”
“Ne?”Asiye gözyaşlarına boğuldu sevinçten.
“Arda!” Abisinin uzattığı battaniyeyi alıp kız kardeşine verdi. Bacaklarına örttü. Gelen sancıyla çığlık attı. “Ikın Asiye tüm gücünle ıkın. Asiye ıkınırken bedeninin rahatlamasıyla başı düştü. Tampon yapan adam başını nazikçe yere koydu.
“Birkez daha...”
“Yapamıyorum, gücüm yok.”
“Yapmalısın Asiye, kızını düşün yoksa kızın havasızlıktan ölebilir. Tüm gücünle ıkın.” Son sözleriyle kızın gözleri büyüdü. “Kızım benim zayıflığım yüzünden ölmemeliydi.” Adamı başını sallayarak onayladı. “Güzel, şimdi gelen sancıyla ıkınacaksın.”
“T-tamam...”
“Sevda başı çıkınca bana haber ver dediklerimin dışına çıkma.”
Arda, “Ikın Asiye ıkın!” Asiye sancıyla çığlık attı. “Iııııı!” Asiye bağırırken Arda'nın elini tuttu hatta ısırdı. Onun bağırmasını duyması iyi hissettirdi. Başının düşmesiyle tüm gücü boşaldı. Sevda'nın, “Başı elimde,” demesiyle gözlerini araladı. “Hadi Asiye az kaldı.” Suyu yüzüne serperek kendine getirmeye çalıştı. “Iıııııııııııı”
“Başını tut yavaşça çek, dikkat et.” Arda karnına üstten aşağıya doğru hafifçe baskı uyguladı. “Abi!” Sevda heyecanla başını kaldırıp baktı ellerinin arasında yumuşacık ten, avuçlarına değen saç, yeni bir cana tanıklık etmek... Gözyaşlarını tutamadı.
“Devam et Asiye ıkın.” Asiye nefes nefese, “Yapamıyorum,” deyince Arda'nın itirazı geçikmedi. “Hayır Asiye, şimdi vazgeçemezsin, son bir gayret. Bak düşün bütün acılarının sonunda kızını kucağına alacaksın.”
Asiye kızı için son kez gayret edip toprağı avuçlayarak ıkındı. Çığlığı ormanı inletti. Birkaç dakika sonra gelen rahatlamayla kendini bıraktı. Tiz ağlama sesiyle kapalı gözlerini açtı. Sevda uzatılan makasla kordon bağını keserken Arda'nın çıkarttığı gömleğe sarıp kucağına uzattı hayranlıkla. “Çok güzel abi...”
“Evet, Allah bahtını güzel eylesin!” Genç anneye döndü. “Bak Asiye, kızın annesi kadar güzel!” Arda bebeği annesinin kucağına uzattı. Arkasındaki adam doğrulmasına yardımcı oldu, kızını kucağına aldı.
“Menesa'm!” Asiye burnunu kızının boynuna gömüp kokusunu içine çekti. “Cennet kokulum, seni bana verene şükürler olsun. Seni çok seviyorum. Baban da keşke yanımızda olsaydı, gözlerinin içi gülerdi ve ilk ne yapardı biliyormusun kızım?” Bebeğinin alnına dudaklarını değdirdi. “İşte bunu yapardı annene ilk öpücüğü verdiği gibi sana da verirdi. İkimizde ona aidiz uzakda da olsak kalplerimiz bir.” Kızının başına, yanaklarına öpücükler kondurup kokusunu içine çekti. Asiye hırıltılı nefes aldı.
“Asiye iyi misin?”
“Arda Bey bana s-söz ver.” Adamın elini tuttu. “Ne sözü Asiye?” Diye korkarak sorarken nefes almakta zorlanan genç kıza baktı. Bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı.
“B-ben ölürsem...”
“Böyle söyleme Asiye...”
“Lüt-lütfen dinle!” Asiye bilincini kaybetmeden sözlerini söylemeliydi. Kendi hikayesi bitmişti ama kızının hikayesi yeni başlıyordu. “Kızımı Menesa'mı ba-babasına götür ve ona onu ca-canımdan çok sevdiğimi söyle. Dün-dünyaya yine gelsem, bu yaşadıklarımı yaşayacağımı bilsemde yine kendisini seçerdim. Bu-bunun ayrılık olmadığını so-sonsuz vuslatımız için beklediğimi ve kızı-kızımıza her baktığında beni gö-göreceğini söyle. Arda söz ver bana kızımı babasına götüreceğine dair.”
Asiye çok zamanı kalmadığını hissediyordu. Azrail Allah'ın emanetini almadan tek bir sözle kalbinin ferahlamasını istiyordu.
“Söz Asiye!” Arda kendinden bağımsız gözyaşlarını sildi. Sevdiği kız gözlerinin önünde ölüyordu ve onun elinden hiçbir şey gelmemesi canını çok yakıyordu.
“Teşekkürler, kızım önce Allah'a sonra sana ve babasına emanet!” Asiye cennet kokulu kızının kokusunu son kez içine çekti. Dudaklarında gülümsemeyle gözleri yavaş yavaş kapandı. Uzakdan geliyordu sesler. Dünyaya bir can gelirken başka bir can son nefesini vermişti.
“Kanaması çok abi...”
“Kalbi durmak üzere...”
“Asiyeeeee.”
BAZI HİKAYELER BİTTİ
DEDİĞİN YERDE BAŞLAR...
Devam edecek...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |