22. Bölüm

"Gitme...Menesa Senin Kızın."

Gulay Karademir
gulay.k

Genç kadın masaya oturmuş kahvaltısını yapıyordu, aklından Asiye'nin arabaya binip binmediğini geçiriyordu. Kahvaltıdan sonra Hayat Hanımı arayıp Asiye'nin kazasını ve belki de mucize eseri öldüğünü öğrenecekti. Sabahı zor etti. Asiye'nin bir an önce ölmesini istiyordu. Beklemek onun için işkenceden farksızdı. Genç kadın sabırsızca telefonu eline aldı. Mutluluğunu sesine yansıtmamaya çalışarak Hayat Hanımın telefonu açmasını bekledi.

“Işıl...” Kadının sesi ağlamaktan tarazlı çıkmıştı. Işıl Asiye'nin kaza geçirdiğine emin oldu. Telefonun ucunda Hayat Hanım olmasa çığlık çığlığa sevinecekti. “Sonunda bitti, Asiye'den kurtuldum. Destan'la arama giremez. Artık kavuşacağız sevgilim.”

“Ne oldu Hayat Hanım? İyi misiniz? Sesiniz neden ağlamaklı? Ağladınız mı?” Işıl sahte endişeli sesiyle sorularını art arda sıraladı. Dışarıdan biri görse sevinçli bir haber aldığını zanneder. Ama birazdan duyacaklarıyla sırıtması yok olacaktı.

“Işıl D-Destan...” Boğazına yumru oturdu kadıncağızın devam edemedi. “Hayat Hanım Destan iyi mi?” Işıl korkuyu iliklerine kadar hissetti. Asiye'yi duymayı beklerken Destan'ı... “Dün gece nişanından dönerken kaza geçirmiş...” Genç kadının kulakları başka söz duymadı. Destan kaza geçirdi kulaklarında çınlayıp durdu. Kadıncağız Işıl'ın telefonu yüzüne kapatmasının üzerinde durmadı.

“Destan kaza geçirdi... Destan kaza geçirdi...” Öfkesine yenik düşüp masa örtüsünü tutup çekti ve masanın üzerinde ne varsa yeri boyladı. “Nasıl olur, Destan nasıl?” Destan'ın Asiye'nin arabasını aldığını tahmin etti. Sebebini bilmiyordu. Mutfağı temizleyen kadın kırılma sesiyle salona geldiğinde çığlık attı. Gözleri kocaman açıldı, elleriyle ağzını kapattı. “Hanımefendi!”

“Defolllll!” Zavallı kadın yerinde sıçradı. İyi biliyordu, hanımının öfkeli anlarında orada olmaması gerektiğini. Mutfağa kaçtı.

Işıl çığlık çığlığa bağırıp öfkesini eşyalara kustu. Sanki karşısında herşeyin sorumlusu Asiye duruyordu. Yorgunlukla dizlerinin üstüne çöktü. “Destan'a bir şey olursa yaşayamam ben...”

-Saçmalama, Destan iyi olacak. Kalk ayağa Destan'ın yanında ol.

“Ya Asiye...”

-Önceliğimiz Destan, o iyi olsun kızın icabına sonrada bakarız.

Işıl gözyaşlarını silip ayağa kalktı. Arabanın anahtarını alıp evden çıktı. Hastaneye sürdü. Acilin önünde durup aceleyle indi. İçeriye girip resepsiyona koştu. Nefes nefese, “Des-Destan Karahanlı kaza geçirmiş. Durumu nasıl? Nerede?...”

“Yoğun bakıma aldılar, 3'üncü katta.” Koşar adımlarla asansöre yöneldi. Katta durduğunda indi. Yoğun bakıma yaklaştığında Hayat Hanımı gördü. Kadının gözleri ağlamaktan kızarmıştı.

Nergis Hanım Murat'ın perişan yüzü ve yüreğinde peydah olan sızıdan anladı. “Oğlummmm!” Feryadı yürekleri dağladı. Elinde gözyaşlarını akıttığı oğlunun kanlı gömleğini ileri geri sallanarak kokusunu içine çekiyordu. Murat koridoru sinirle döverek arşınlıyordu. Dağhan kendi acısını bir kenara bırakmış babasını ayakta tutmaya çalışıyordu. Nazlı gözyaşları içinde annesini sakinleştirmek için uğraşırken Işıl, Hayat Hanıma yaklaştı. Boğazına oturan yumruğu yutkunarak konuştu. “Hayat Hanım Destan...”

“Işıl Destan'ın ameliyatı başarılı geçti ama...” Sözcükler kadıncağızın boğazına takıldı. Işıl evet dercesine başını salladı. “İç kanama riski var. İlk 24 saat çok önemli.”

Işıl akmak için zorlayan gözyaşlarını sevdiğini kaybetme riskiyle tutmayı bıraktı. İri damlalar yanağını ıslatırken vücudu titremeye başladı. Bağı çözülen dizleriyle elini duvara koydu. Duvardan destek almasa dizlerinin üzerine düşecekti. Hepsi senin yüzünden küçük yılan, sen olmasaydın Destan güvende olacaktı. Seni öldüreceğim... Işıl hırsla gözyaşlarını silip buz gibi sesiyle Asiye'yi sordu.

Hayat Hanımın içi ürperdi. Genç kadına şüpheyle baktı. Yıllardır Destan'a karşı ilgisinin farkındaydı. Kendiside o zamanlardan geçmiş biri olarak, Işıl'ın sevgisine saygı duydu. Ama şimdi bu soğuk sesi... Umarım Destan'ın kendisini değilde Asiye'yi seçtiği için genç kızı suçlamıyordur... Işıl odanın önüne geldiğinde iki polisle karşılaştı. Başta çekinsede kapıya uzanmakta tereddüt etmedi. Polislerden biri onu durdurdu. “Kimsiniz?”

“Asiye'yi görmeye geldim, arkadaşıyım...”

“Üzgünüm içeriye girmenize izin veremem.”

Işıl sinirlensede belli etmedi. Ne güzel icabına bakacaktı uyutulurken. “Ne demek izin veremezsiniz. Asiye'yi göreceğim ben.” Hamle yapan kadınla iki polis aynı anda önüne duvar oldu. “Hanımefendi, emir aldım. Doktoru ve ailesi dışında kimse içeriye giremez. Şansınızı zorlarsanız sizi tutuklamak zorunda kalırım.”

“Bu yaptığınızın hesabını vereceksiniz, sizi şikayet edeceğim.” Tehd etsede geri dönmekten başka çaresi yoktu. Aklında dönüp duran sorularla. Neden Asiye'yi polis koruma altına aldı? Ne biliyorlar?

Nergis Hanımın yanına oturup elini tuttu. “Biliyorum canınız çok yanıyor ama inancınızı kaybetmeyin. Destan çok güçlü bir adam, bunu da atlatacak.”

“Bende biliyorum Işıl oğlumun bizi bırakmayacağını. Özellikle Asiye'yi ve kokusunu içine çekmeyi beklediği kızını...”

Genç kızın adını duyması bile sinirlerini gerip kopma noktasına getiriyordu. Kendini zar zor tutabildi. Bu sırada kazayı araştıran Sinan döndü.

“Murat dur artık, dönüp durmandan başım döndü.”

Murat Osman Beyin kızgın sesini duysa da bir tepki veremedi. Aklı kazadaydı. Herşey güzel giderken bir anda kazanın yaşanması tesadüf değildi. Hiçkimse kazanın tesadüf olduğuna inandıramazdı.

Lanet olsun en mutlu günümüzdü. İkimizde sevdiğimiz kadınlarla nişanlanmıştık. Eniştemin sevdiğim kadını bana istemesi bana büyük süpriz oldu. Dünyaları bana vermişlerdi. Çok mutluydum, ayaklarım yere basmıyordu. Taki kardeşimin kaza geçirdiğini öğrenene kadar. Sinan'ı gören Murat omuzlarından kavradı. “Destan nasıl kaza geçirdi. Ne biliyorsan söyle?”

“Sinan...”

“Kaza değil...” Aile şok geçirdi. Sinan söyleyinceye kadar kaza sanıyorlardı. Nergis Hanım yerinden kalktı, elleri titriyordu. Nazlı kocasının koluna girdi, ayakta duracak gücü bulamadı. Sinan karısının bayılacak halini görünce endişeyle belini sıkıca kavradı. Murat'la Dağhan birbirlerine bakarken, Işıl'ın gözlerinden bir anlığına korku gelip geçti. Acaba benim yaptığımı biliyorlar mı?Nergis Hanım’ın ağlamaktan sesi kısık çıktı. “Kim benim oğlumu öldürmek isteyebilir?”

“Hedef Destan değil, Asiye ve bebeği...”

“Neeee?” Gözleri ağlamaktan kızarmış Fadime Hanıma aitti ses. “Yine o kadın, Sinan o yılanı bul ve tutukla. Kaç kez Asiye'yi öldürmeye kalkıştı, her seferinde başarısız oldu. Ama dışarıda elini kolunu sallayarak gezmeye devam ederse telafisi zor kayıplar yaşatır bize.”

“Haklısın hala, bende bunun için buradayım zaten.” Nazlı'yı oturtarak yönünü Işıl'a döndü. “Işıl Aksoy...”

“Evet.”

“Sizi cinayete teşebbüsten tutukluyorum. Susma hakkına sahipsiniz. Dilerseniz avukatınızı arayabilirsiniz.” İleride komiserlerinden haber bekleyen biri bayan iki polis gelen işaretle harekete geçti.

“Bir dakika Işıl ne alaka?”

“Ben bir şey yapmadım Nergis Hanım, bir yanlışlık var.”

“Canım bir açıklama yapmayacak mısın?”

“Asiye Işıl yüzünden hamile kaldı. Spermin sahibi kim biliyor musun?”

“Kim?” Nazlı meraklı gözleri kocasının ve kadının üzerinde gezdirdi. Yaşadığı aydınlanmayla dudaklarından kardeşinin ismi döküldü. “Destan...”

“Yeğenimin hayatını tehlikeye atan o yılan kadın bu mu?” Sinan başıyla onayladı. Fadime Hanım kadının üzerine hamle yapmasıyla Sinan'nın önüne geçerek engel olması bir oldu. Yeğeninin tutumundan kurtulmaya çalışırken kadına öfkesini kustu. “Seni yılan, utanmadan eserini izlemeye geliyor. Allah senin belanı versin.” Fadime Hanım yeğenini geçmeye çalıştı. “Sinan çekil önümden, aylar önce kızımızı kaçıran, bebeğini öldüren neredeyse Asiye'nin canına mal olan bu yılanın ta kendisi. Cezasını kendi ellerimle vereceğim.” Işıl kadına ölümcül bakışlarını attı. Fadime Hanım gözlerindeki deliliği gördü. Normal bir insan gibi bakmıyordu. Şeytani bakışlarından korktu.

“Hala dur lütfen. Cezasını adalet verecek. Asiye ve bebeğine bir daha zarar veremeyecek.” Nergis Hanımın gözlerinin içine baktı. “Ben masumum...” Fadime Hanım iki yüzlülüğüne şaşırmaması gerekiyordu ama elinde değildi. Çok iyi oyuncuydu. Bunca zaman kimse gerçek yüzünü göremedi.

Nergis Hanım güvenip evine aldığı, sofrasına misafir ettiği kadına nefretle karışık hayal kırıklığıyla baktı. Kendisini insan sarrafı zannederken gerçek yüzünü göremediğine yandı. Kandırılmışlığın verdiği hisle Işıl'a tokat attı. “Allah'a şükrediyorum, torunumun senin gibi bir caninin rahminde can bulmadığına. Kurban kesip, fakir fukaraya dağıtacağım.”

“Anneme katılıyorum. Asiye gibi tertemiz kalpli bir kızın rahminde can bulduğuna bende şükrediyorum...” Nazlı'da annesine katıldığını ve Asiye'yi öven sözleriyle Işıl delirdi. Nazlı'nın üzerine yürüdü. Sinan araya girerek Işıl'ı Nazlı'dan uzaklaştırdı. “Artık yaptıklarının bedelini ödeme zamanı geldi. Kelepçeyi takın ve götürün.” Bayan polis kelepçeyi takarken Işıl engellemeye çalıştı.

“Bırakın beni...”

“Ne pahasına olursa olsun ikiside ölecek?”

“Yürü.”

🌗🌗🌗🌗🌗

Asiye bembeyaz koridorda tek başınaydı. “Kimse yok mu? Destan... Anne... Baba...” Kime seslendiyse cevapsız kaldı. Arkasından gelen sesle döndü. Destan birkaç metre ötesinde beyazlar içinde kendisine bakıyordu. Maviş gözlü kızı elinden tutmuştu. “Kızım.” Başını babasına çevirdi. Hayal kırıklığı yaşadı. Kızmış mıydı annesine. Ama neden? Babasından gizlediğime kızdı mı? Gözleri tekrar Destan'ı bulduğunda, kucağında yeni doğmuş bebek vardı. Vücudundaki kan temizlenmemişti daha. Adım atacağı sırada Destan konuştu. “Ufaklığım biz gidiyoruz...”

“Nereye?”

“Çok uzaklara...”

“Bende geleyim sizinle...”

“Hayır.”

“Destan gitme... Bizi bırakma... Menesa'nın öz babası sensin...”

“Biliyorum, kızlarımı da alıp gidiyorum.” Asiye kaşlarını çattı. Menesa... Başını eğip karnına baktı, yerinde yeller esiyordu. Beyaz elbisesinin aşağısı kana bulanmıştı. Destan'ın kucağındaki bebek kendi kızıydı. Asiye kızını alma hamlesiyle koştuğunda Destan ve kızları da uzaklaşıyordu.

“Destan bana kızımı getir!” Genç kız arkasından sesini duyurmak için boğazı yırtılırcasına bağırdı. Yere düşerek uzaklaşmalarını izledi. Tutacakmış gibi elini uzattı. “Beni bırakmayın...”

Damarlarında gezen ilacın etkisi devam etsede Asiye'nin bilinci yavaş yavaş yerine geldi. Kulaklarını dolduran anlamsız fısıltılar bilincinin açılmasıyla anlamlı sözlere döndü. “Ne zaman uyanacak, kaç gündür uyuyor?” Kadının sesini tanıdı. Annesiydi.

“Anne...” Asiye sesini annesine duyurmak istesede kuruluktan birbirine yapışmış dudakları buna izin vermedi. Yutkunma ihtiyacı hissetti. Boğazı yanıyordu ve her yutkunuşunda dikenler batıyordu. Genç kız acıyla inledi. Lakin inleyişini kimse duymadı. Genç kızdan habersiz devam ettiler konuşmalarına.

“İlacı kestik birkaç saate uyanır. Geçmiş olsun. Ben yine uğrarım.” Yabancı ses hemşireye aitti. Kapının kapanma sesiyle annesiyle baş başaydı. Yaşadıklarını düşünemeden zehir gibi kanında dolanan ilacın etkisiyle karanlık bilincini esir aldı.

Asiye kapanan kapının sesiyle uyandı. Ayşe Hanım çıkmadan ıslattığı pamuğu kızının kuruluktan birbirine yapışmış dudaklarının üzerinde gezdirip yumuşatmıştı. Asiye biraz zorlanarak konuştu. Sesi kedi miyavlaması gibiydi. “Anne, su...” Ses gelmeyince tonlarca ağırlığındaki göz kapaklarını binbir güçlükle açtı. Göz bebekleri gün ışığını hassasiyetle karşıladı. Göz kapaklarını indirip kaldırarak ışığa alıştırdı. İnsana hem huzur veren hem de delirtecek cinsteki sessizlikle yalnızlığını anladı. Kaç gündür uyuyordu? Asiye'ye saatlerce gelmişti ama konuşmalardan birkaç gündür uyuduğunu öğrendi. Destan... Kızım...

Asiye kabusun etkisiyle, titreyen elini korkuyla karnına götürdü. Başını eğip karnına bakmaya korkuyordu. Her sabah elini yuvarlak karnında gezdirmeyi, büyük bir kızmış gibi kızıyla konuşmayı alışkanlık haline getirmişti. Karnına her bakışında yüreği sevgiyle dolup taşıyordu. Şimdi karnının yerinde yeller esmesinden rüyasının gerçekleşmesinden ölümüne korkuyordu. Eli şişkin karnını bulduğunda tavandaki gözlerini karnına çevirdi. Gözyaşları çağlayana döndü. Menesa annesini hissetmiş olacak ki hareket etti. Bilmeden veya hissederek annesinin yüzünde güller açtırdı.

“Allah'ım sana şükürler olsun, kızımı bana bağışladın.” Dilinden şükür duaları döküldü. Destan'ın

durumunu öğrenmek istiyordu. Bir süre birilerinin gelmesini bekledi. Bekledimçe zaman uzuyordu sanki. Daha fazla dayanamadı. Bu belirsizlik onu korkutuyorsun. Yatakta doğruldu, ayaklarını sarkıttı. Bir elini kalbinin üzerine, diğerini karnına koydu. Gözlerini kapattı, kalbinin çağlayan bir nehir gibi çoştuğunu hissetti. “Kalbim sahibini isterken, sende babanı istiyorsun. Hazır mısın babanı görmeye?” Menesa sorusuna kımıldayarak cevap verdi. “Bunu evet olarak kabul ediyorum.”

Asiye yataktan destek alarak ayağa kalktı. Başta başı dönsede ayakta kalmayı başarıp küçük adımlarla kapıya gitti. Koridora çıktığında hangi yöne gideceğini bilmiyordu. Kalbinin yönlendirmesine izin verdi. Biraz ilerleyip sağa döndüğünde Murat'ı gördü. Başını duvara yaslamış gözleri kapalıydı, yüzünden yorgunluk akıyordu. Nergis Hanım ve Nazlı hem Destan'a kıyafet getirmek hem de soyunup dökülmek için eve gittiler. Onları bırakan Dağhan'dı. Murat'a gidip dinlenmesini söyledi. “Kardeşim hastaneden çıkmadan dinlenmem.” Hassasiyetini bildiğinden üzerine gitmedi. Osman ve Ömer Bey kenarda oturup nerede hata yaptıklarını düşünüyorlardı.Asiye'yi ilk gören Kur-an'ı Kerim'den başını kaldıran Ayşe Hanımdı.

“Asiye kızım neden ayağa kalktın?” Ayşe Hanım yerinden kalkıp kızının yanına gitti. Koluna girip odasana götürmek isterken Asiye engel oldu. “Anne Destan'ı görmeden hiçbir yere gitmiyorum. O nasıl?”

“İyi kızım, bizde bekliyoruz doktor yanında.”

Asiye'nin kalbi korkuyla çarptı. Ya Destan'ın durumu kötüye gittiyse... Bu düşünceyi aklından uzaklaştırdı.

“Anne Des...”

“Ufaklık...”

🌗🌗🌗🌗🌗

Destan gözlerini araladığında görüşü bulanıktı. Gözlerini açıp kapatarak görüşünü netleştirdi. Ziya Bey hemşirenin sesiyle sözüyle elindeki dosyadan başını kaldırdı. “Hocam kendine geldi!” Destan'ın kısık gözlerini görmesiyle dosyayı gelişi güzel bırakıp Destan'ın baş ucuna geldi. Göz kontrolünden sonra, “Destan beni duyuyor musun?” sorusuna kirpiklerini oynatarak onayladı.

Ziya Bey boğazından hortumu çıkardığında iğrenç bir tat kaldı. Yutkundu, genç adam yüzünü buruşturdu. Konuşmak için dudaklarını araladığında öksürük krizine girdi. Oksijen maskesi takıldı. Ziya Bey, “Destan dinlenmen gerekiyor, kendini yorma.” Hemşireye döndü. “Bir süre takip ettikten sonra normal odaya alabiliriz.”

Müjdeli haberi aileye vermeye genç adamın yanından ayrılırken Destan son bir gayretle önlüğünü kavrayıp engel oldu. Maskeyi ağzından çekti. Destan genç kızla hemen konuşmak istiyordu. “Menesa senin kkızın” Destan doğruluğunu teyit etmek istiyordu. Gerçekten benim kızım olabilir mi? Ziya Bey isteğini başta reddetsede, kendi bildiğini okuyacağından ayağa kalkmasına yardım etti. Oğullarının uyanmasını beklerken ayakta görmeyi beklemiyorlardı.

“Oğlum...”

“Menesa benim kızım mı?”

Asiye'nin sessizliği cevap niteliğindeydi. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Neden gizledi? Ne zamandan beri biliyor? Gözlerini açsaydı okyanus gözlüsünün dolduğunu ve taşmayı beklediğini görürdü. “Destan...” Genç kızın sesi ağlamaklı çıktı. Genç adamın gözlerindeki hayal kırıklığıyla

dumura uğradı. Ne zamandır tuttuğunu bilmediği nefesini sorduğu soruyla bıraktı.

“Ne zamandan beri biliyorsun? Menesa'nın babası olduğu mu?”

Aylar önce...

Şermin Hanımın odasını bulduğunda asistanı yoktu, etrafa baktı, biraz ilerde bir kadınla konuşuyordu. Yanına gitmekle Şermin Hanıma bizzat konuşmak arasında kaldı ve kararını verdi. Odasının kapısı hafif aralıktı. Kapıyı çalmak için elini kaldırdığında duyduğu soruyla olduğu yere çivilendi.

“Kız bebeği aldıracak mı?” Ne bebeği? Asiye ne hareket edebildi ne de uzaklaşabildi. İçinden bir ses kalıp dinlemesini söyledi...

“Bilmiyorum, ayrıca benim elimde değil engel olamam Işıl.” Hangi bebekten bahsediyor bunlar... “Olmalısın, o bebek ne pahasına olursa olsun doğmalı.” Kadın öfkesine yenik düştü. “Doğduktan sonra kızdan alacağım ve bebeğin babasıyla evleneceğim.”

Asiye aydınlandığı anda hızla eli karnını buldu. Karnındaki bebekten bahsediyordu. Demek planı bu, adamın biri için masum bebeği kullanmaktan çekinmiyor, ne iğrenç insanlarmış. “Merak etme bebeğim kimsenin seni benden almasına izin vermeyeceğim.” Genç kız karnını okşadı.

“Işıl ailesi gelip hesap sordu, kızlarının taşıyıcı anne olmasına izin vermeyecekler. Bugün kız düşük yoluyla bebeği kaybedecek.”

“Bebek yaşamalı!” Kadın kendi kendine sayıkladı. Nefesini soluyarak bırakan doktor yerine oturdu.“Kendi torunlarını düşüreceklerini bilselerdi...”

“Bilmeyecekler ne kız ne de ailesi!” Kadın sinirle sözünü kesti. Asiye kulaklarına inanamadı... “Sen benim bebeğimsin.” Gözünden akan yaşlarla, “Allah'ım canımın bir parçasını kurtarmamı sağladığın için teşekkür ederim.” Gözyaşlarını sildi. “Bebeğimi alamayacaksın.” Asistan hala kadınla konuşuyordu. Yanına yürüyeceği vakit doktorun sorduğu soruyla durdu. “Bebeğin babası kim?”

Asiye bunu hiç düşünmemişti. Gerçekten spermin sahibi kim, bu kadın kime aşıkda elde etmek için uğraşıyor soruları beyninde dönüp dolandı. “Bebeğin babası çok güçlü bir adam.” Asiye öğrendiğinde bebeği almasından korktu, kollarını karnına doladı koruma iç güdüsüyle. “Yaptığımız planı ve kızın bebeği aldırdığını öğrenirse kimse bizi onun elinden kurtaramaz. Bütün gücünü bizi mahvetmeye harcar.”

“Kim bu adam?” Sesinde korkuyu sezdi genç kız. Korkmalıydı da, yaptıklarının hesabını er ya da geç ödeyecekti. “Karahanlı şirketler grubunun varisi Destan Karahanlı.” Asiye şok geçirdi. Düşmemek için duvardan destek aldı. Ne yani bebeğimin babası...

“Bildiğimiz Destan Karahanlı, hani şu gecelerin çapkını, yakışık...” Kadının şaşkınlığı sesine yansımıştı. Sevdiği adamdan aşkla bahsetmesine dayanamayarak sözünü kesti. “Evet.”

“Kız bunu bilseydi doğurmaya can atardı.” Ya ne demezsin... Kendisi hakkında yargıya varmaları sinirlerini tepesine çıkardı. “Kimse bilmeyecek, kızın bebeği doğurup doğurmayacağını öğren.”

Destan duyduklarıyla yıkıldı, sarsılan adamı Murat, Ziya Beyle birlikte yatağa yatırdılar. Ziya Bey yoğun bakımı boşaltıp Destan'ı muayene etti. Asiye annesi ve babasının eşliğinde odaya geri döndü. Nişan günü Destan'a söylemeye karar vermişti herşeyi göze alarak. Ama hayal kırıklığı bunu hiç düşünmemişti. Saçlarını okşayan annesinin göğsüne başını koyup hıçkırarak ağlamaya başladı. Söyleyemediğine, iyileşmesi için dua edemediğine ama en çok sevdiği adamı kaybettiğine ağladı...

Destan o halde bile genç kızın solgunluğunu fark etti. Kaza haberiyle kanama geçirdiğini ve birkaç gündür uyutulduğunu öğrendi. Endişeyle Murat'a baktı. İkisinin de iyi olduğunu bilsede duymak, emin olmak istedi. “İkiside iyi...” Kaşlarını hala çatan adama gözlerini devirmemek için kendini zor tuttu. Ne var yani atışmadan duramazlar mı? Birbirlerini ilk gördükleri andan itibaren inatçı keçiler gibi atışıyorlar. Anlaşılan tatlı atışmaları aşklarının tuzu biberi...

🌗🌗🌗🌗🌗

Toz pembe hayallerin, umutların, birbirine yürekten bağlı aşıkların, şen kahkahaların kara geceye dönüşmesinin üzerinden neredeyse bir hafta geçti. Hastaneden taburcu olduklarında bile birbirlerine bakmadılar. Adam öfkesine yenik düşüp incitmekten, genç kız sevdiğinin gözlerinde hayal kırıklığını görmekten korktu. Bu durum iki aileyi üzsede şimdilik sessiz kalmayı tercih ettiler.

Asiye eve geldiği günden beri Destan'ın aramasını bekledi. Genç adamın susmasındansa bağırmasını, öfkesini kusmasını tercih ederdi. En büyük cezayı susarak vermişti. Birbirleri hakkında bilgileri haberci kuşlarından aldılar. Adam ilgisiz durmaya çalışsada Murat'ın Asiye'yle konuşmalarını pür dikkat dinledi her zaman ve saat başı aratıp durdu. “Kızımı merak ediyorum.”

Asiye, “Durumu nasıl? İlaçlarını içiyor mu? Ağrısı var mı? Yemeklerini yiyor mu?..” Yanında olmayı, ilgilenmeyi çok istesede genç adamdan çekindiğinden gidemedi. Çok özlemişti sesini, siyah irislerini... En son kendisine hayal kırıklığıyla bakan irisleri... Eline bir damla gözyaşı düştü. Son günlerde gözyaşları hiç dinmedi...

Babaannesiyle vedalaşırken dakikalarca gözyaşı dökmüştü. Saçlarını okşayarak sakinleştirmeye çalışan yaşlı kadının sözleri yüreğinde çiçekler açtırdı. “Kuzum uşak siğa aşuk, gözünde gördüm. Sabırla bekle, gelcek...” deyip alnından öptü. Ağlamaya devam eden torununu paraladı. Asiye'yi bir nepzede olsa gülümsetmeyi başardı. Gözyaşlarını sildiği sırada telefonu çaldı. Ekrana baktığında yazan isimle kalbi duracak sandı. Heyecanla eli ayağı birbirine dolandı, az kalsın telefonu düşürecekti. Yüzündeki aptal sırıtmayı umursamadan telefonu açtı.

“D-Destan...” Heyecandan kekeledi. “Konuşmamızın zamanı geldi. Kaya seni dışarıda bekliyor Asiye, bana getirecek. Yarım saatin var.” Genç kızın konuşmasına izin vermeden yüzüne kapattı. Asiye şapşal şapşal ekrana baktı. İlk cümleden sonrakileri kulakları duymadı. Duysaydı adını söylediğini işitirdi, sesinin soğukluğunu hissederdi. Babasının sesiyle hareket eden Menesa annesini girdiği transtan çıkardı. Telefonla bakışmasını kesip çığlık atacağı an eliyle ağzını kapatarak engelledi. Banyoya gidip ihtiyacını giderdikten sonra abdest aldı. Odaya döndü, hazırlanıp aşağıya indi. Annesiyle karşılaştı.

“Nereye kızım?”

“Destan'la konuşmaya.”

“Keşke aramasını bekleseydin kızım, üzülmeni istemiyorum.”

“O aradı zaten, konuşmak istediğini söyledi.”

“Siniri geçince seninle konuşacak demedim mi ben sana, bak boşu boşuna üzdün kendini.” Asiye annesine sarıldı. Yanağından öptü, teşekkür ederek spor ayakkabısını giyip evden çıktı. Arabanın kapısını açan Kaya'ya selam verip yerine oturdu. Dakikalardır gittikleri yol sevdiği adama ulaştıramadı genç kızı. Oysa ki yola çıkalı on dakika olmamıştı. Genç kıza saniyeler dakika gibi geliyordu. Yüreği pır pır kavuşacağı anı bekledi. Yolun sonunda onu nasıl bir karşılama beklediğini bilmeden.

 

Bölüm : 09.02.2025 08:17 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...