
Asiye kocasının beklenen an sonunda geldi sözleriyle baştan aşağıya titredi. Kalbi hızla attı. Destan omuzlarının inip kalkmasından heyecanlanan kızın yüzünü görmek istesede utançtan başını göğsüne gömmüştü. Göğsünün inip kalkmasından güldüğünü anlayan genç kız şaplağı indirdi. Karısını bir hamlade kucağına aldı. Asiye ayağının yerden kesilmesiyle çığlık attı.
“Destan ne yapıyorsun” Karısının düşürecektin itirazlarını umursamadı. O kadarda değil, aldığı kilolardan beklediğinden biraz ağır olabilir ama kaslar bugünler için vardı. Saçlarına öpücük kondurdu. Kulağına nefesini üfledi. “Geleneğimiz ufaklığım.”
“Gözlerini kapat.” İtiraz edecekken genç adamın kaşlarını çatmasıyla sustu. İsteğini yerine getirdi. Destan içeriye girip kapıyı ayağıyla kapattı. Karısını yavaşça indirip sarıldı, kulağına fısıldadı. “Şimdi okyanus gözlerini açabilirsin.” Asiye yavaşça kirpiklerini araladı. Daha önce kaldığı oda değildi. Odada mini led ışıklarıyla donatılmış beyaz tüllerin aşağıya döküldüğü yuvarlak cibinlikli yatak geniş ve büyüktü. Karanlıktan korkan karısına küçük bir jesti. Sağ ve solda bulunan komodinlerin üzerindeki abajur dışında eşya yoktu. Duvara asılan evlilik teklifi ettiği yapboz hariç. İrili ufaklı mumlar romantik ortam oluşturmuştu.
Yatak uyumak için çok büyüktü ve üzerinde kırmızı gül yapraklarından kalp vardı. Arsız tarafı sadece uyumak için olduğunu kim söyledi. Yatak çok müsait. Delice seviş... Yanaklarının kızardığına emindi. Dudağını ağzının içine alıp ısırdı. Biraz sonra hayalin gerçek olacak. Kocan bir güzel afiyetle yiyecek. İçindeki ses susmak yerine coşmuştu. Bugüne kadar hasıraltı ettiği duyguları ortaya çıkmıştı genç kız istemesede.
Asiye heyecanla inip kalkan kalbinin üzerine elini koydu. Kocasına arkası dönüktü. İçi rahattı. Yanaklarının kızardığını görseydi aklından geçenleri anlayabilirdi. Utancından yüzüne bakamazdı. Farkında olmadan tuttuğu nefesini bıraktı.
Destan karısının cama yansıyan görüntüsünden herşeyi görmüştü. Yatağa dikkatli bakışlarıyla tepkisini bekledi. Yanaklarının kızarması, dudağını dişlemesi, göğsünün hızla inip kalkması... Genç adama bir fikir verdi. Dudakları kıvrıldı. Yatağı bilerek büyük sipariş etti. En özel sahnelere tanıklık edecekti. Küçük karısı kızına hamileyken dokunamayacağını biliyordu. En ufak bir birleşme kızına zarar verebilirdi. Sevdiğine kavuşmak için biraz daha beklemek zorundaydı.
Destan elini karnında gezdirdi. Asiye karnındaki dokunuşla nefesi sıklaştı. Vakti mi geldi? Menesa annesinin heyecanını hissetti. Kıpırdanmaya başladı. Karısının kulağına boğukça fısıldadı. “Kızımız hareketlendi. Vuslatımızı hisseymiş olmalı.” Asiye tenine değen nefesiyle kapanan gözleri hızla açıldı. Kalbi boğazında attı. Destan karısının omuzlarını kavrayıp kollarının arasında çevirdi. Gece karası irisleri mavilerden şeker pembesi dudaklarına kaydı. Nefesini öp beni diyen dudaklarına üfleyip boğulma fısıldadı. “Dudaklarının tadına bakmanın zamanı geldi.”
Asiye'nın yanakları kızardı, nefesi hızlanmaya başladı. Kollarında titriyordu, bu halleriyle nasıl baştan çıkardığının farkında değildi. “Ş-şimdi mi?” Kocasının başını sallamasıyla, “Na-na...” Kekeleyen karısını elinden tutarak odanın içindeki banyoya yöneldi. Karısının abdest almasına yardımcı oldu, kendi de aldıktan sonra birlikte çıktılar. Asiye saçlarını örtüp oturduğu yerde kılarken, Destan yere serdiği seccadede verdiği hayat için şükür namazı kıldı. Selam verirken mavi harelerde gördüğü ışık çok hoşuna gitti genç adamın. Seccadeyi pufun üzerine koydu, karısını elinden tutup ayağa kaldırdı. “Destan...”
“Şşşt!”
Destan dudağına işaret parmağını koyarak susturdu. Küçücük temasla titredi. Başparmağıyla dudağını okşadı. Hafif aralık ve titriyordu, çok cezbediciydi. Eli yavaşça yanağını kavrarken dudaklarına yaklaştı. Dudaklarına milim kala söylediği saçmalık durmasını sağladı. “Bi-ri gö-rebilir.” Asiye heyecandan kekeledi. “Görsün, umurumda değil.” Dedi inanamayarak. Erteleme peşindeydi ama izin vermeyecekti. Günlerdir beklediği ana kavuşmuşken hiçbir şey dudaklarının tadına bakmasını engelleyemezdi. Karısı bile...
“Destan.” Asiye heyecandan kuruyan dudaklarını diliyle yaladı. Beni nasıl tahrik ettiğini bile bile ya da o anın heyecanıyla. Hangisi olursa olsun her türlü beni tahrik ediyor. Gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalıştı. Karısının ilk öpücüğünün unutulmaz olmasını istiyordu. Göğsünün inip kalkmasından, kalp gibi atan damarından heyecanını algılıyordu. Arzudan köy ulaşan harflerini araldı. “Yoksa sen öpüşmekten mi korkuyorsun ufaklığım?” Mavileri köpürdü.
“İnsan bilmediğinden korkarmış, ben bir erkekle öpüşmemiş olabilirim ama bu korktuğum anla...” Destan sözünü kesti dudaklarıyla. Şeker pembesi dudaklarından ben dışında bir erkeğin bırak ismini kelimesi dahi çıkamaz. Bir süre ne yapacağını bilemeyerek dudaklarında hareketsiz kaldı. Asiye gözlerini kocaman açmış kocasına bakıyordu. Parmakları gömleğinin yakasını kavrarken tırnakları derisini çizdi. Diğer eli omzundan destek aldı. Belinden sıkıca kavrayıp dudaklarını hareket ettirdi. Yavaşça, korkutmadan. Önce alt dudağını dudaklarının arasına alıp emdiğinde inledi. Daha önce böyle bir tat almamıştı. Tadı enfesti. Gecelerce tadını düşünmüş kıyısına yaklaşamamıştı.
Okyanus gözleri gecenin karanlığını bir yorgan gibi üzerine örtüp koyulaşmıştı. Gözlerini gözlerinden çekmeden aynı işlemi üst dudağına da yaptı. Ateş gibi yumuşacık dudakları dudaklarının arasındaydı. Dudaklarını kımıldatmamasına ayrılmak istemesede ayrılıp nefes almalarını sağladı. “Karşılık ver.” Konuşmasına izin vermeden dudaklarına kapandı. Asiye'nin verdiği acemice karşılıkla ikiside inledi. Yanağındaki elini ensesine götürüp öpüşmenin derinleşmesini sağladı. Zaman merhumunu unuttular. Ayrıldıklarında nefes nefeseydiler, alınlarını birleştirdi.
“İlk öpücüğünü umarım hayallerindeki gibi yaşatabilmişimdir.” Asiye gözlerini açtı. Koyulaşan mavileri tekrar beni öp dercesine bakıyordu. Bilinçsizce dudaklarını yalaması tekrar dudaklarına kapanma açlığını ortaya çıkardı. Tıbkı kötü alışkanlıklar gibi, bir kere kullanırsın tutkunu olursun ya dudakları da öyle. Tadına baktığı an iflahı kesildi, artık şeker pembesini tatmadan duramazdı. Şu an dudaklarına yapışmıyorsa zaman vermek istemesindendi. Saf saf bakınca sorusunu tekrarladı.
“Destan ben...”
“Hayalindeki gibi mi? Evet ya da hayır.” Yüzü kızardı ve gözlerinden muziplik geçti.
“Ya hayır dersem...”
“Demek öpücüğümden hoşlanmadın.” Karısının oyununa ayak uydurdu.
“Aslında ona öpücük diyebilirmiyim bilmiyorum, sonuçta ilk...” Asiye'nin sözü aniden dudaklarına yapışan adamla kesildi. Demek az öncekini beğenmedin, ben şimdi sana gösteririm. Nefesleri kesilene dudaklarından ayrılmadı. Nefesleri yetmediğine ayrıldılar. Ciğerleri bayram ederken, alınlarını birleştirdi. “Şimdide laf et, nefesini kesene kadar öperim seni!”
“Fena değil!”
“Bak ya, kaşınıyorsun.” Dudağını dişleyen karısına hayıflandı. “Yapma şunu.”
“Neyi?”
“Dudaklarını dişlemen beni delirtiyor.”
Asiye utançla başını kocasının göğsüne gömdü. Göğsünün inip kalkmasından güldüğünü anlayan genç kız inledi. Karısıyla uğraşmak istesede kıyamadı. Bütün gece ayakta durmuş yorulmuştu. Hamileliği normalinden iki kat daha yoruyordu. “Gelinliğini çıkarmalıyız.” Asiye yorulan bedenine gelinliği ağır geldi bilmiyordu ama bir an önce gelindiğinde kurtulup hafiflemeliydi. Kocasının göğsünden başını kaldırdı, gözlerine bakmadan sırtını döndü. Odada bir kez daha mavilerini gezdirdi. İlk dakikalarda fark etmediği detayla nefesini derince verdi. Gardırop nerede?
“Odada neden gardırop yok.”
“Soracağını biliyordum.” Karısının elinden tutup merdivenlere yöneldi. Basamaklardan çıkarken küçük karısını dikkat etmesi gerektiği konusunda uyardı. İkinci katta Asiye'yi büyük sürpriz bekliyordu. Kat ikiye ayrılmıştı. Bir bölümü tamamen giyinme odasına çevrilmişti. Çiftin kıyafetleri, ayakkabıları ve çantalar açık gardıroba dizilmişti. Ayaklı boy aynası, makyaj masası, katlanabilen ahşap yonca desenli paravan... Asiye'yi asıl şoka uğratan diğer bölümdü.
Asiye sürgülü kapının açılmasıyla başını çevirdi. Gördükleri karşısında mavi irisleri irileşti. Küçük dilini tutmasına az kalmıştı. Üç basamakla çıkılan bölüm banyoydu. Ortada havuz vardı. Süs havuzu olamayacak kadar büyüktü. Birkaç adım mesafesinde kare lüks jakuzi. Cam ve jakuzi arasına altın duş paneli vardı.
“Beğendin mi?” Kocasının boğuk sesiyle kendine geldi. Sesini bulabildiğinde konuştu. “Havuz var şaşırdım.”
“Çok yakında amacını öğreneceksin.” Asiye kaşlarını çatarken Destan gözlerinin önünde canlanan puslu hayalleri başını sallayarak uzaklaştırdı. Gelinliğin fermuarı tutup aşağıya yavaşça indirirken nefesini tuttu. Gözlerini karşıya sabitledi. Bakarsa kendine hakim olamamaktan korkuyordu. Fermuar bittiğinde bir adım geriye attı. Asiye uzaklaşan sıcaklıkla gözlerini açtı. Heyecandan eli ayağı buz kesmişti. Ne zaman tuttuğunu bilmediği nefesini yavaşça bıraktı. Cama yansıyan görüntülerine baktı. Destan sırtına değil karşıya bakıyordu.
Destan karısının yanından ağzının içinde homurdanarak geçti. Giyinme odasından eşorfmanını alıp çıktı. Karısına bakmadan konuştu. “Üzerini değiştir.” Adamın sesi istemesede sinirli çıkmıştı. Asiye ne yaptıda sinirlendirdi anlamadı. Gece karası gözleri koyulaşmıştı. Baştan aşağıya süzüşünü izledi. İşte o zaman anladı. Dudaklarını birbirine bastırdı. Karısını göz ucuyla baktı. Bir eli göğsünün üzerinde diğer eli karnındaydı. Sinirle kol düğmelerini çıkarttı. “Allah'ım sen bana sabır ver!” İçinden söylendi.
Asiye buz mavisi gecelikle boy aynasında kendine baktı. Derin yırtmacı bacağını sergilerken, göğüs dekoltesi yok denecek kadar azdı. Sırtı tamamen açıkta bırakan dekolteye sahipti. Çapraz bağcıklarla biraz da olsa açıklık giderilmişti. Elini karnında gezdirip kızıyla konuştu. “Çok beğendim annecim, bakalım baba da beğenecek mi?” Kızından hareket gelmeyince uyuduğunu düşünerek gülümsedi. Asiye'de çok yorgundu. Bütün gece ayaklarına kara sular indi. Kokusunda huzur bulduğu adamın kollarında dinlenmek istiyordu. Demir trabzanı sıkıca tutarak basamakları inmeye başladı.
Destan'ın cama yansıyan görüntüyle nutku tutuldu. Yavaş yavaş döndü. Utanmasına mı yansın yoksa hamile diye dokunamamasına mı bilemedi. Beyaz tenini domatese çevirmesini bilirdi ama yorgun duruşuna kıyamadı. Yatağa yatıp kolunu açtı. “Hadi gel koynumada uyuyalım.” Asiye başını kaldırıp yatakta yatan adama baktı. Alt eşorfmanı dışında üzeri çıplaktı. Neden üzerine bir şey giymedi. Ben şimdi başımı çıplak göğsüne mi koyacağım? Yapamam. Dudağını dişledi.
İlk defa çıplak görüyor beni. Afallaması normal. Gözlerini çekmek istesede... Dudaklarını dişlemesiyle gözleri karardı. Destan sertçe konuştu. “Gel koynuma.” Yerinde sıçrayarak kendine geldi. Dizini yatağa koyduğunda kocasının homurdandığını duydu. Başını kaldırdığında her an üzerine atlayacak aslan beklemiyordu. Göğsüne başını koyup kendince kendini koruma altına aldı. Soluğunu sertçe bıraktı. Saçlarında gezinen sihirli parmaklarla, kokusuyla kendini uykuya teslim etti.
🌗🌗🌗🌗🌗
Genç kız gözlerini açmak istemiyordu. Açarsa büyünün bozulmasından, kendi odasında uyanmaktan korkuyordu. Birkaç gecede kocasının kollarında uyumaya alışmıştı. Kokusuna, sıcaklığına... Kocasının erkeksi kokusunu algıladı. Gerçekti, dudağı kıvrıldı. Aklına düşen görüntülerle gülümsemesi yok olurken yanakları kızardı.
İlk kez yaşadığı deneyim harikaydı. Aklına getirmemeye çalıştıkça kalbi ona ihanet ediyordu. Arsız tarafı tekrar tekrar öpüşmek istiyordu. Bu hayasız düşünceyi aklından uzaklaştırıp gözlerini yeni evinde, yeni odasında, huzuru bulduğu kokuda açtı. Gerinirken elini yanına attı. Kocaman yatakta tek başınaydı. Beni yalnız mı bıraktı? Başını çevirdiğinde yanıldığını gördü. Saçları açık ve ıslaktı.
Destan sabah ezanıyla uyandı. Rahat bir uyku değildi. Karısının sıcaklığı, kokusu kasıklarına ağrı olarak vuruyordu. Ancak soğuk duş paklardı. Banyodan çıktığında gözleri karısına takıldı. Karnında eli, bacağını çarşafın üzerine atmış, hafif yan bir halde mışıl mışıl uyuyordu. “Bak sen küçük hanıma ben burada ağrılar içinde uyumaya çalışayım, kendisi bilmem kaçıncı rüyasında olsun. Gün gelecek bana yaşattıklarının hesabını bir bir soracağım.”
Destan kendi kendine söylenerek giyinme odasına geçti. Karısının dün geceden hazırladığı kıyafetleri üzerine geçirdi. Sabah namazını kılıp yatağa uzandı. Dirseğini yastığa, başını eline koyup her anıyla büyüleyen karısını izledi. Dudağının kıvrılmasını, yanaklarının kızarmasını büyük bir zevkle izledi. Daha çok utandıracağım. Okyanus gözlerini açmasıyla bahar doğdu. “Günaydın.” Dedi mahmur sesiyle.
“Günaydın.”
“Ne zaman uyandın?”
“Oldu baya...”
“Neden beni uyandırmadın?” Diye sorarken doğrulmaya çalıştı. “Çok güzel uyuyordun kıyamadım.” Kocasının yaklaşmasıyla sırtı yatakla bütünleşti. Asiye öpeceğini zannetti ama dudakları boynuna değdi, gözleri kapandı. Destan derin bir nefes aldı. Karısının aklını başından aldı. “Ömür sevdiğinin kokusundaymış, şimdiye kadar nerelerdeydin sen. Ömrüm seninle güzelleşti, ömrüm uzadı, iyiki geldin kadınım.”
Asiye kocasının uzaklaşmasıyla gözlerini açtı nefes nefese. Yataktan kalktı. “Sen hazırlana kadar kahvaltı hazırlanmış olur.” Destan karısına göz kırpıp odadan çıkacakken sözleriyle durdu.
“Ben senin kadının değilim.” Boşboğazlıkta çığır açarak. Ağzından çıkanı kulağı duyunca refleksle ağzını kapattı. Kocaman gözlerle kocasına baktı ne yapacak diye.
Destan kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. Ciddi yüzünü takınıp yaklaşarak dizini yatağa koyup eğildi ve nefesini kesen sözleri söyledi. “İstersen seni hemen kadınım yapabilirim. Şansını zorlama, dokunmamam kadınım olmadığını göstermez. Şimdi hazırlan ve gel.” Burnuna vurdu. “İstersen duş almana yardım edebilirim.” İrice açılan gözlerle kahkaha attı. “Seni bekliyorum,” diyerek odadan çıktı. Kendine kızarak yataktan çıkıp banyoya girdi. Hızlıca duş aldı, hazırlanıp önce namazını
kıldı sonrada odadan çıktı. Göl manzarasında harika bir kahvaltıyla karşılaştı.
“Sonunda, ağaç oldum seni beklerken.”
“Meyve vermemişsin.” Dedi eğlenerek.
“Biraz daha gelmeseydin verebilirdim.”
“Bir an önce kahvaltımızı yapalım, yapacak çok işimiz var. Listedeki maddeleri gerçekleştireceğiz.” Asiye kalan son günlerini düşünmek istemiyordu. Dolu dolu geçirmek kızına anlatacağı anılar biriktirmek istiyordu. Besmele çekip taze sıkılmış portakal suyundan bir yudum aldı. Uzattığı kaymaklı ekmeği alıp ısırdı. “İlk önce hangisinden başlamak istersin?” Asiye düşünüyormuş gibi yaptı. “Lunapark!” Meyve suyunun son yudumunu içip masadan kalktı.
“Hadi çıkalım.” Yanından geçerken kolundan tutarak durdurdu. Gözleri birbirini bulurken ayağa kalktı. “Dün güzelliğinle aklımı başımdan alarak unutturdun vermeyi.” Cebinden siyah bir kutu çıkartıp uzattı. Merak ve heyacanla elinden alıp açtı. Harika iki yüzük; biri diğerinden büyüktü ve gümüştü. Tek farkı ise ortasında mavi taşlardan sonsuzluk işareti vardı. Aynı işaret diğer yüzükde de vardı, sekiz işaretinin birleştiği yerde küçük taşlar dizilmişti. Çok güzeldi.
Destan yüzüğü alıp parmağına taktı ve küçücük bir buse kondurmayı ihmal etmedi. “Çok güzel...” Alnını öperken dünyadaki bütün güzelliklere layıksın dedi. Asiye yüzüğü alarak parmağına taktı. Göğsüne başını yasladı. “Seni seviyorum...” Destan kollarını karısına dolayıp saçlarına öpücük kondurdu. “Bende seni seviyorum ufaklığım.”
Asiye'nin hormonlarından tutamadığı gözyaşları akmaya başladı. Genç adam omuzlarının inip kalkmasından ağladığını anladığı karısını yanaklarından tutup kendinden uzaklaştırdı. Başparmağıyla yaşlarını sildi.
“Artık şu lunaparkı halledelim mi?”
🌗🌗🌗🌗🌗
İstanbul'un en büyük lunaparkının önünde arabayı durdurdu. Arabadan inip el ele girdiler. Kaya'da arkalarından takip etti. Genç kızın gözüne çarpışan arabalar takılınca hevesle o tarafa yönelmek istedi. Destan izin vermedi. İsyan etti, hatta içindeki çocuğu ortaya çıkartıp masum masum baktı. Ama kocasına yediremedi. Destan kahkaha attı. “Bebeğimizi tehlikeye atacak oyuncaklardan uzak duracaksın.” Karısını kolunun altına alıp çarpışan arabalardan uzaklaştırdı. Korku tüneli, hızla kendi etrafında dönen salıncakda yasaktı. Aklınıza gelebilecek tehlikeli oyuncakların hepsi.
Asiye düşmüş suratıyla etrafa bakarken atlı karıncayı gördü. Çantasından fotoğraf makinesini çıkarttı. Çekime hazır hale getirip Destan'a verdi. İtiraz etmesine fırsat vermeden atlı karıncaya yöneldi. Görevli, çocuklar binsin diye durdurmuştu. Beş dakika durmasını rica etti, birazcıkda gülümseyince kabul etti. Genç adam kıskandı, kendisinden başkasına güzel gülümsemesini göstermesini istemiyordu. Destan'a döndüğünde çatık kaşlarla karşılaştı.
“Fotoğrafımı çeksene.” Dedi gülmemeye çalışarak. Ağzının içinde homurdanarak fotoğrafını çekti. Atlı karıncaya binen çocuklarla çekindi. Asiye kocasının bakışlarından kıskandığını anlayacak kadar tanımıştı. Çocukların dokunmasına, sarılmasına deli oluyordu. Çocuk olmasalar başlarına ne geleceğini iyi biliyordu. Kocasını yanına çağırdı. Destan başta itiraz etsede, çocuksu bakışlarına dayanamadı. Makineyi Kaya'ya verip yanına gitti. “Bana çocukca bakma deli ediyorsun beni!” Karısını belinden sıkıca kavradı. Birkaç pozda birlikte çekindiler. Dönme dolap derken çok eğlenceli saatler geçirdi. Karısının gözlerinin içinin gülmesi genç adama yetti de arttı.
Asiye ayaklarının yorgunluktan ağrımasını umursamadı. Pamuk şekerini dudağına yapıştırarak yedi. Destan çocuk gibi yüzüne gözüne bulaştıran karısının dudaklarına yapışmamak için kendiyle boğuştu. Çok tatlıydı, yemeyi bile düşündü tatlı niyetine. Onun yerine parmağıyla dudaklarının çevresini temizledi. Asiye'nin temasla nefesi hızlandı. Yanakları kızardı. “Gidelim mi?” Asiye başını sallarken dikkatini atış poligonu çekti. “Atış yapalım öyle gidelim.” Kocasına sevimlice baktı.
Destan kaşlarını çatarak baktı, sonrada atış poligonuna. Tehlikesiz görünüyordu. Karısının gözlerine baktığında gördüğü parıltıyla kıramadı. Soluğu poligonda aldılar. Silahı alıp karısına verdi. Nasıl tutacağını gösterdi. Arkasına geçerek silahı tutan elini tutup hedefe nişan almasını sağladı. Kokusunu içine çekti.
Kocasının ılık nefesi ensesine değdiğinde tüyleri diken diken oldu. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi attı. Temasıyla kapanan gözleri sesiyle açıldı. “Hedefini belirlediğinde ateş et.” Tetiğin üzerindeki parmağına baskı uygulayarak ateş etmesini sağladı ve ıskaladı. Tekrar deneyen genç kız nişan alıp ateş etti. Asiye sevinç nidaları attı. “Vurdum vurdum.”
“Acemi şansı.” Diyen adama kaşını kaldırarak acaba bakışı attı.
“Sen silah kullanmasını biliyor musun?”
Silahı omzuna atıp elini de beline koyarak burnunu kaldırdı. “Ben Karadeniz kızıyım aslanım, silah bizim parçamızdır.” Kendinden emin halleri çok hoşuna gidiyordu. Beyaz, elinde I love you yazılı kalp tutan ayıyı istedi. Yumuşacıktı.
“Benden gizlediğin başka ne hünerlerin var.”
“Yaşadıkça öğreneceksin sevgilim...”
🌗🌗🌗🌗🌗
Destan yemek sipariş ederken, Asiye ilk kez sevgili olarak geldikleri restauranta bu sefer karı koca gelmenin mutluluğunu yaşıyordu. Hayat ne garip, aklının ucundan dahi geçirmeyeceği adamla evli ve çocuğunu bekliyordu. Hayat beklenmedik mucizelerle dolu. Elindeki sıcaklıkla bakışlarını siyah irislere çevirdi.
“İyi misin?”
“Evet.”
“Ne düşünüyordun?”
“Biliyor musun okulumdaki kızlar sana aşıktı.” Kocasının yüzündeki kendini beğenmiş ifadeyi birazdan al aşağı edecekti. “Ama ben aşık değildim.” Az önceki beğenmişliği yok olurken kaşları havalandı. “Ne aşık olurum, ne evlenirim ne de çocuğunu taşırım dediğim adamın önce çocuğunu sonra aşkını daha sonrada yüzüğünü taşıdım.”
Destan geriye yaslanıp karısını süzdü. “Büyük konuşmaman gerektiğini öğrenmişsindir küçüğüm.”
“Öğrendim kocacığım.” Gece karası irisleri koyulaştı. Kocasının yoğun bakışlarından yanakları kızardı, başını eğdi. Edepsiz adam. Zevk alıyor beni utandırmaktan. Ben ne yapacağım bu adamla. Garson getirdiği yemekleri masaya dizdi. “Afiyet olsun,” diyerek yanlarından ayrıldı.
“Destan...” Kocası Derya ile tokalaşırken, Asiye Çağla'ya sarıldı. Ayrıldıklarında Asiye'yi soru yağmuruna tuttu. “Nasılsın? Bebek nasıl? Cinsiyeti ne? Adını belirlediniz mi?...”
“Karımı rahat bırak...”
“Yemedik güzel karını!” Çağla adamı iğneleyip kıza döndü. “Bu hep böyle mi?” Diye sordu burun kıvırarak. Neden bahsettiğini anlayan genç kız başını salladı. “Kuzenlerimin bana dokunmasına izin vermiyor.”
“Düşündüğümden fenaymış...”
“Bizimle oturmaz mısınız?”
“Rahatsız etmeyelim!” Destan'da karısını destek verince karşılıklı oturdular. Destan garsona seslenirken Çağla Asiye'yle köyü bir sohbete girdi. “Cinsiyeti ne?”
“Kız...”
“Adı?”
“Menesa...”
“Manası?”
“Unutturan demek.”
“Yeter artık karımı sorgulamaktan vazgeç!” Karısını kolunun altına aldı. Hem arkadaşlarını uyarmış hem de karısını kurtarmıştı sorgudan. Kahvelerini bitirdiklerinde hesabı isteyerek ayrıldılar. Araca yaklaştıklarında Derya ve Çağla çiftine döndüklerinde tşörtlerine vuran güneşle saklı olan resimler aşikar oldu. Çağla iyi görebilmek için tşörtü tutup Destan'ın şaşkın bakışları arasında baktı. Kahkaha atmasıyla iki erkeğin de merakı kamçılandı. “Çağla sen neye gülüyorsun?”
“Ben senin fare Jerry'i sevdiğini bilmezdim.” Dayanma kırıntısının son demlerinde olan genç kız, bu sözlerle kahkahasını koyverdi. İki kadının gülmesiyle Derya'da tşörte baktı, oda gülünce iyice deliren adam tşörtünü çekiştirdi. "Ufaklık!” Kocasının kırmızı pelerin görmüş bakışlarıyla ciddiyetini takındı.
“Seninle konuşmuştuk aynı kıyafeti giyeceğiz demiştik.” Asiye gülmemeye çalışarak tşörtünü güneşte gösterdi. Sahte kızgınlıkla, “Sen kızımızı üzerinde taşınak istemiyor musun?”
“Saçmalama hadi kızımı koyuyorsun fareyi niye koyuyorsun?”
“Ne yapabilirdim çocuğumuzu tek mi bıraksaydım.”
“Ben sana bunun hesabını soracağım ufaklık zamanı geldiğinde.” Karısının üzerine yürüdüğünde kocasının hışmından Çağla kurtardı. “Çok ince düşünmüşsün, Derya'm bizde tşörtlerimize çocuklarımızın resmini bastıralım.”
“Teşekkürler...”
🌗🌗🌗🌗🌗
Melek gibi uyuyan karısını bir süre izledi. Çok güzel uyuyordu. Bebeğini korumak istercesine kollarıyla sarmalamıştı. Dudağı kıvrılmıştı, güzel bir rüya görüyordu. "Özür dilerim ufaklığım, seni üzmek istemedim. Sadece ikinizi kaybetmek istemiyorum. Seni incitmek bu hayatta istediğim son şey bile değil." Adalet Hanımla dün geceki konuşmadan sonra tartışmaları kaçınılmaz oldu.
Takıları kasaya koyup karısının yanına dönerken telefonu çaldı. Arayan karısının doktoru Adalet Hanımdı. Acil doğuma girmesi gerektiğinden düğüne gelemeyeceğini bildirmişti. “Tekrar tebrik
ederim.” Lafı ağzında geveleyince, genç adam gözlerini kapatıp derin nefes aldı.“Sizi dinliyorum.”
“Nereden başlayacağımı bilmiyorum...”
“Karımla mı ilgili?” Diye sordu sözünü keserek. “Evet,” dediğinde boğazına bir yumru takıldı. Yutkundukça geçmeyen aksine giderek büyüyen yumru. Devam etmesini istedi. En başından anlattı. Hayatına girme nedeni Menesa'ydı. Artık herşey yerli yerine oturmuştu. “Dün muayeneye geldi...” Sözünü duyar duymaz bir kez daha sözünü kesti. “Ne? Durumu nasıl?”
“Sonuçlar iyi değil.” Destan'ın eli ayağı boşaldı. Az kalsın telefonu elinden düşürecekti. Allah'ım karımla kızımı bana bağışla. “Sonuçlara göre...” Kadının sesiyle telefona daha sıkı sarıldı. “Asiye yüksek riskli grubu dediğimiz gebelik zehirlenmesi...”
“Oda ne demek?”
“Hastaneye yatması demek, bir an öncede doğumu gerçekleştirmek demek.” Genç adamdan ses çıkmayınca devam etti. “Bu haberi Asiye'ye veremedim, bugün en mutlu günü mahvetmek istemedim. Ama en kısa zamanda Asiye'yle konuşup hastaneye yatmasını sağlamalısın.”
"Ne kadar zamanımız var?"
“Bir hafta belki daha az, üzgünüm.” Dolan gözleri yaşlarını damla damla akıttı. Ben Destan Karahanlı bebeği için ağlayan ben, şimdi canımın iki parçası için ağlıyorum. Hayır Destan kendine gel karının sana ihtiyacı var. Sen pes edemezsin, düşemezsin yoksa... Gözyaşlarını silip ayağa kalktı, doktora karısıyla konuşup yatması için ikna edeceğini, kendisininde doğuma hazırlanmasını söyledi.
“Ufaklık konuşmamız gereken önemli bir konumuz var.”
Asiye konuyu anlayarak yorulduğunu, dinlendikten sonra konuşuruz diye geçiştirmeye, kaçmaya çalıştı. Ama Destan kaçmasına izin vermedi. Konuşmamızı erteleyemem işin ucunda ikinizin hayatı söz konusu. 'Şimdi konuşacağız' diye son noktayı koydu. “Dün Adalet Hanım bana seninl...”
Karısının sözünü bitirmesini beklemeden yanından geçecekken bileğinden tutarak engel oldu. Başını kaldırmamakta direnen karısını, çenesinden tutup göz göze gelmelerini sağladı. Okyanus vadisi buğulanmış her an akacak gibi duruyordu. Kollarının arasına alıp sarıldığında omuzları sarsılmaya başladı. Mümkünmüş gibi kollarını daha sıkılaştırdı.
“Hişşş ben yanındayım hep yanında olacağım.” Yanaklarını kavrayıp göğsünden uzaklaştırdı. Gözleri kızarmış sümüklü çocuklardan bir farkı yoktu. Gözyaşlarını dudaklarıyla sildi. Alınlarını birleştirdi, kaçınılmaz sonu ertelemedi. Erteleyemezdi. Karısı ve kızı söz konusuydu. “Sonuçların iyi çıkmamış.” Genç kız gözlerini kapattı, bileklerini kavrayıp derin bir nefes aldı. Kocasıda derin nefes alıp devam etti. “Bir an önce hastaneye yatıp tedavi görmen gerekiyor. Yarın hastaneye yatma işlemini başlatacağım.” Asiye gözlerini açıp uzaklaştı.
“Hayır.”
“İtiraz edebileceğin bir konu değil, hayatın söz konusu.” Başını olumsuz anlamda sallayınca sinirlerine engel olamadı.
“Asiye...” Adıyla hitap etti. Gözleri yine yaşlı bakınca içi cız etti. “Hayır.” Asiye'de tıbkı kocası gibi sesini yükseltti.
“Ya-ta-cak-sın.” Karısının anlaması için tane tane söyledi. Birinin sakin kalması gerekiyordu.
“Yatmayacağım.”
“Yatacaksın.”
“Ha...”
Asiye işaret parmağını öfkeyle sallarken devam etmesine izin vermedi. Bileğinden tuttuğu gibi kendine çekip şeker pembesi dudaklarına yapıştı. Tutkulu öpüşmenin ardından nefesleri yüzlerini yalıyordu. Gözlerinin içine baktı. “Maddelerden birini daha gerçekleştirdik.”
“Madde...” Dedi safça, dilinin ucuyla alt dudağını yaladı. “Ateşli tartışmanın ortasında öpüşmek.” Kocasına yüreğine değen gülüşünü bahşetti. Güç alarak devam etti. “Ufaklığım sizi kaybetmek istemiyorum. Sezaryanla alıp küveze koyacaklar, sende kızımızla birlikte yanımda olacaksın.” Gülüşü soldu, ellerini karnında birleştirip gözlerini yerden kaldırmadan konuştu.
“Tamam hastaneye yatacağım.”
Karısının mırıldanmasıyla içine düştüğü düşünceden çıktı. Uyandırmamaya dikkat ederek yanına uzanıp alnına küçük bir buse kondurdu. Gözüne gelen bir tutam saçını kulağının arkasına yavaşça atıp boynundaki saçları rahatsız etmeden çekti. Burnunu boyun gerintisine yaklaştırıp kendine has aklını başından alan, arzuyla dolduran muhteşem kokusunu içine çekti. Boynuna hafif bir öpücük kondurup başını kaldırdığında yastığa dağılmış saçlarıyla inanılmaz seksi görünüyordu. Uyurken bile hem güzel hemde tahrik edici. Yanağının altına ellerini koyup karısını izledi.
🌗🌗🌗🌗🌗
Destan hastane işlemlerini hallettikten sonra iki aileyi akşam yemeğine davet etti. Karısının narin omuzlarına böyle bir yükü yükleyemezdi, birlikte söylemeye karar verdiler. Yemek boyunca Asiye, yüzünden gülümsemeyi eksik etmedi. Yemeği kimsenin boğazına dizmek istemedi, rol yaptı. Karısının elini tutup sıktı. Kulağına fısıldadı. “Yanındayım, yalnız değilsin.” Yemekten sonra çay içmek için bahçeye geçtiler. Çaylarını yudumlarken Asiye, boğazını temizleyerek bütün dikkatleri üzerine çekti.
“Seni dinliyoruz kızım.” Ömer Bey kızında ters giden bir şeylerin farkındaydı. Duyacaklarının da.
Asiye derin nefes aldı. “Size anlatacaklarımı sözümü kesmeden dinleyin.” Herşeyi eksizsiz anlattı. Sözleri bittiğinde zorlukla yutkundu. Dili damağı kuruduğundan çayından bir yudum aldı ve sırasıyla sevdiklerinin gözlerinde gezdirdi bakışlarını. Herkesin gözleri yaşlıydı, hüzünlüydü. “Gözlerinizde bana dair acı görmemek için gizledim lütfen bana kızmayın.”
Destan karısının çaresiz çıkan sesine boğazı düğümlenirken Ömer Bey yerinden kalkıp kızının önünde diz çöktü, ellerini ellerinin arasına aldı. “Güzel kızım sen nasıl tek başına dayandın yaşadıklarına.” Öperken gözyaşları narin ellere düştü.
“Aşkım,” derken babasının gözyaşlarını sildi. “Üzülmenizi istemediğim için söylemedim. Acı çektiğinizi görmek canımı yakardı.”
Yaşanan sahneye dayanamayan Murat dolu gözleriyle kalkıp atların bölümüne doğru yürüdü. Destan Murat'ı takip etti. İçeriye girdiğinde önüne geleni kırıp döktü. Atlar korkudan kişniyorlardı. “Lanet olsun, kardeşime yeni kavuştum ben, şimdi kaybedemem!”
“Murat kardeşim!”
Destan'ın sesini duyduğunda döndü gözleri öfke ve acı doluydu. Hesap soracağını biliyordu, yanılmadı da. “Bana neden söylemedin Destan?”
“Ne dememi bekliyordun, yıllardır aradığın kardeşinin ölme ihtimaliyle karşı karşıya geldiğimizi mi?”
“Söyleyecektin, zorda olsa söyleyecektin.”
“Karımı düşündüm, hiçbir şeyden haberi yok, seni abisi bilmiyor. Kendini tutamayıp belli edecektin sonra ne diyecektin kardeşine.” Murat dizlerinin üzerine çöktü. Öfkesi yok oldu geriye acı ve yaşayamadıkları abi kardeş kaldı. Oda farkındaydı belki bir daha abi kardeş ilişkisi yaşama ihtimalleri olmayacaktı. Yanına diz çöküp sarıldı. “Kardeşime yeni kavuştum onu kaybedemem.”
“Bana bak Murat!” Destan yüzünü ellerinin arasına alıp gözlerinin içine bakmasını sağladı. Murat'ı böyle görmeye dayanamıyordu. En son ailesini kaybettiğinde bu haldeydi. Pes etmiş, yılmış, yıkılmış... “Murat kendine gel, kardeşinin yanında güçlü duracak pes etmeyeceksin, kaybetmeyeceğiz. Kendine gel...”
“Gebelik zehirlenmesi çok tehlikeli, çözümü bebeği aldırmaksa neden aldırmıyorsunuz. Kardeşim kurtulur sonra yeniden bebek yaparsınız.” Murat çaresizce konuştu.
“Konuşmadım mı sanıyorsun doktoru bile durumun ciddiyetini açıkladı ama ufaklık kararından vazgeçmez, geçmedi de. Başta masum bir bebek için sonrasında aşık olduğum adamın çocuğu demiş, vazgeçmeyeceğini açıkca söylemiş doktoruna.”
“Şimdi ne yapacağız Destan, kardeşimi kaybedemem.”
“Kaybetmeyeceğiz dualarımızla yanında olacağız. Birazdan hastaneye gideceğiz, gözetim altında sezaryanla ikisinede kavuşacağız. Şimdi kendine gel, toparlan kardeşinin karşısına böyle çıkamazsın.” Destan ayağa kalktı, elini uzatarak kalkmasını istedi. Birkaç saniye gözlerinin içine baktı, yaşlarını silip elini tuttu. Ayağa kalktı.
“Haklısın, kardeşimin yanında güçlü durmalıyım.” Dedi ve üzerindeki tozları silkelemeye başladı. Destan yine de uyarma gereği duydu. “Karımın yanında acını belli etmemelisin, biliyorum çok zor ama dayanmalısın, ben nasıl dayanıyorsam sen de öyle dayanacaksın.” Karısını kaybetmekle karşı karşıya kalan adam ortalığı Murat gibi dağıtmıyorsa tek nedeni karısıydı.
Murat'la yanlarına döndüklerinde doğum sürecini konuştuklarından yokluklarını fark etmediler. Karısının yanına otururken soran bakışlarına, “Herşey yolunda,” karşılığını verdi.
🌗🌗🌗🌗🌗
Adalet Hanım hal hatırdan sonra kontrole başladı. Tansiyonu ve kilosuna bakıldı. Kilo 58, tansiyonu normalinden yükselkti. Düşürmek için bebeğe zarar vermeyen düşük dozda ilaç verildi. Asiye muayene boyunca kendisini izleyen ailesine bakmaya çekiniyordu. Gözlerinde acı görmek istemiyordu. Ailesiyle arasına paravan çekildi. Destan karısının karnını açmasına yardım etti. Adalet Hanım sandalyesine oturup düğmeye basarak cihazı çalıştırdı. Jeli dökünce soğukluğundan ürperdi ama kızını görmenin heyecanı ürpertiyi yok etti. Gözü monitördeydi, Menese'yi görünce Destan'ın elini sıkıca tuttu. Göz göze geldiler. İkisininde gözleri buğuluydu. Bu mucizeyi yaşattığı için Allah'a şükrettiler. Menesa'nın genel durumu iyiydi. Odada yankılanan kalp atışıyla hem üzüntüyü hem de mutluluğu bir arada yaşadılar.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |