
Asiye randevu vaktini beklerken dün gece yaşananlar canlandı. Ne zaman düşünse yanakları kızarıyordu. Destan'a son anda söyleyebilmişti birinciliğini. Tebrik edip avuç içine buse kondurmuştu. Kalbi şaha kalmış hızla arabadan indiği gibi eve koşmuştu. Arkasından bağırdığını duysa da durmamıştı. “Koşma ufaklık!”
“Asiye Karaca Karabey.” Adını duymasıyla ayağa kalktı. Kapıyı çalarak içeriye girdi. Asiye'yi gören Adalet Hanım yerinden kalkıp genç kıza sarıldı. “Nasılsın canım?”
“İyiyim, sen?”
“Bende iyiyim.” Kısa hoşbeşin ardından sedyeye uzanıp bekledi. Adalet Hanım jeli döktüğünde yüzündeki mimikler hafif oynadı. Jelin soğukluğundan hala etkileniyordu. “Herşey yolunda mı?” Titrek sesle sordu. Kadının gözleri monitördeydi. Sorunun cevabını nefesini tutarak bekledi Destan. Genç adam evden çıkarken Kaya'yı aradı. Bugün Asiye'nin randevusu vardı. Zehirlenmeden sonra kontrollere daha çok önem verir oldu genç kız. Doktorunun odasının önüne geldiğinde içeriye girdi, paravanın arkasına geçip bekledi.
“Evet, her şey yolunda.” Duyduklarıyla rahatladı Asiye. “Çok şükür, kalp atışlarını dinlemek istiyorum.” Adalet Hanım başını sallayarak kabul etti. İki gencin kalp ritmi normalin üstünde atmaya başladı. Kulaklarını maratona koşucularına taş çıkartan kalp atışları doldururken gözleri de sesin muhteşemliğinden dolmuştu çoktan. Bir damla gözünden firar ederken ruhuyla, kalbiyle Menesa'ya bağlandı. Uğrunda canını verecek kadar sevdi. Babalık böyle bir şey mi?
Asiye dikkatlice monitöre baktı. Kızının yavaş yavaş hareketlenmesiyle dilinde dua, şükür gözyaşları döktü. Karnında her geçen gün büyüyen mucize değil de neydi? “Kızımızda uyandı...”
Destan paravanın arkasından çıkıp monitöre dikti gözlerini. Gördükleriyle dumura uğradı. Küçücük elini gözüne atmıştı. Sanki yeni uyanan insanlar gibi geriniyordu. Bu muhteşem...
“Dediğim gibi gayet sağlıklı.” Adalet Hanımın sesiyle kendine geldi Destan. “Çok şükür.” Asiye varlığını yeni hissettiği adama baktı. Ben nasıl olurda onun hissetmem? Yoksa... Hayır saçmalama, o an aklın kızındaydı, hissedememen normal... Bir dakika onun burada ne işi var. Dudaklarını aralamıştıki Destan önce davrandı.
“Menesa benimde kızım, doktor muayenesi yapılırken yanında olmam gerekmiyor mu?”
“Evet ama...”
“Aması maması yok.”
“Hastanede olduğumu nasıl bildin?” Cevabını tahmin etmesi zor değildi. Kaya...
“Ben seninle ilgili istediğimi istediğim anda öğrenirim ufaklığım.”
Adalet Hanım jeli temizlemesini söylerken Destan kadını soru yağmuruna tuttu. Kızımızın sağlığıyla ilgili herhangi bir sorun yok değil mi? Bundan sonraki zamanda bizi ne bekliyor?... Asiye kağıt havluyla karnından jeli silip tulumunu düzeltti, gömleğini giyip Destan'ın karşısına oturdu. Kısa süreliğine genç adamın bakışları üzerine çevrilsede tekrar doktora döndü.
“Altıncı ayına girmek üzere, stresten uzak durması ve beslenmesine dikkat etmesi gerekiyor.” Bir
sonraki randevunun zamanını soran adama, ayarladığında asistanının haber vereceğini söyledi. Onaylayan genç adamla müsade isteyerek kalktılar. Arabaya bindiklerinde elini tuttu.
“Ufaklığım söylemem gereken bir şey var.”
“Seni dinliyorum Destan.”
“Aramızdaki ilişkinin adını koymak istiyorum.”
“N-Nasıl?” Kekeledi. Ne demek istemişti şimdi bu adam. Neyin adını koyacak, biz zaten sevgili değil miyiz... “Bu cuma gelip seni babandan isteyelim diyorum. Hemende nişan yaparız?” Destan aklındakileri dile getirdi. Yanında oturan, elini tuttuğu sevgilisinin tek bir sözüne muhtaçtı.
Asiye duyduklarını algılamaya çalışıyordu. Ben yanlış duymadım değil mi? İstemeye gelelim mi dedi. Allah'ım ben şimdi ne cevap vereceğim. ‘Evet diyeceksin kızım' diyen iç sesine hak verirken dudaklarından firar edenlerle dilini ısırmak istedi. “Babama sormalıyım.”
“Elbette.” Genç adamın ağzının içinde homurdandığını duydu. Anlamadı. Çokda üzerinde durmadı.
Asiye şirkete geçtiklerinde mutluluğunu arkadaşlarıyla paylaştı. “Neeeee?...” Kızların çığlıklarından kulaklarını korunmak için geç kalmıştı. Şaşkınlığını üzerinden atan ilk kişi Azra oldu.
“Destan Bey ailenden isteyelim dedi öyle mi?”
“Nasıl evlenme teklifi etti?” Diye soran Ayda'ydı. Genç kızın verecek cevabı yoktu. Akşamına da ailesine durumu anlattı. Sultan Hanım yarın dönmeyi planlıyordu ama birkaç günlüğüne erteledi.
“Hele gelsünler.”
🌗🌗🌗🌗🌗
Üzerine dantel işlemeli bebe mavisi elbisesini giydi. Saçlarını örgü topuz yaptı, hafif makyajla hazır olduğuna emin olduktan sonra aşağıya indi. Hali hazırda bekliyorlardı. Genç kız babasının yanına geçip oturdu. Su misali akan zaman yaklaştıkça heyecanı doruğa çıkıyordu. Terleyen avuç içini elbisesine sildi. Annesinin heyecanını hisseden Menesa hareketlenmeye başladı. Hayal heyecana kapıldı. “Geldiler...” Yaptığı gafletle başını eğdi. Ömer Bey kızının heyecanına tebessüm etti. Bugün onun içinde unutulmaz olacaktı.
Asiye baştan aşağıya ablasını süzdü: Bordo renk, altın sarısı işlemeli elbise giymişti. Altın renkli şalı ve ela gözlerini ortaya çıkaran kalemle çok güzel görünüyordu. Kapının çalmasıyla oyalanmadan kapıya yöneldi. Titrek eliyle kapı kulpuna uzandı. Sakin ol Asiye alt tarafı kız isteme, bu kadar heyecanlanmana ne gerek var. Sanki daha önce çok istendin ya... Besmele çekip kapıyı açtı.
“Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk kızım...” Osman Bey ve Nergis Hanımın elini öptü. Nazlı'yla birbirlerine gülümseyip kucaklaştılar, kol kola giren Dağhan'a başıyla selam verip, Su'ya sarıldı. Murat, “Çok güzel olmuşsun,” deyip göz kırparak içeriye girdi. Gülümsemesi Hayal'in güzelliği karşısında dondu. Yutkunmakta zorlandı, gözlerini sevdiğinden alamadı. En son karizmasıyla Destan girdi. Baştan sona genç kızı süzdü. Siyah irisleri sıcacık ve hayranlıkla bakıyordu.
“H-Hoş geldin.”
Adamın karşısında kekelemenin tam zamanıydı, aferin kızım. Dudağı kıvrıldı. “Hoş bulduk.” Aralarında bir adımlık mesafe bıraktı. Boğuk sesle fısıldadı. “Çok güzelsin.” Asiye yerden başını kaldırdı. Gece karası gözleri dudaklarına bakıyordu. Bir saniyeliğine bakışı adamın dolgun dudaklarına kaydı. Gözünü harama değdirmişcesine hızla yere indirdi ve bir adım geriye giderek genç adamla arasına mesafe koydu. Kaşlarını çattı, parmak uçlarına kadar kızaran kızla dudağı kıvrıldı. Çikolatayı genç kıza uzattı, kırmızı gülü vestiyere koyup içeriye geçti. Asiye ellerini yelpaze niyetine kullanarak sıcaklığını geçiştirmeye çalıştı.
Destan içeriye geçtiğinde Sultan Hanımın elini öptü. İkizinin yanındaki boş yere oturdu.
Hayal, “Asiye iyi misin canım?” Ablasının sesiyle boş bulunan Asiye sıçradı. “Ay abla ödümü kopardın.” Hayal gözlerini kısarak baktı, sonrada genç kızı utandıracak cümleyi kurdu. “Sevgilini görünce bizi unuttun, toz pembe hayallere dalman normal.” Asiye'nin sitemi geçikmedi. Kahkaha atan kadına öfkeli bakışını atsada dayanamarak kendide gülmeye başladı. Asiye'yi de yanına alarak mutfağa kahveleri pişirmeye geçtiler. Hayal Asiye'nin bir şeye dokunmasına izin vermedi. Nazlı'yla birlikte kahveleri hazırladılar. “Kahveler hazır.” Asiye tepsiyi alacakken Su araya girdi. “Kahveye tuz koymayacak mıyız?”
“Hayır...”
“Neden?”
_
“Ayyy kıyamazmış sevgilisine.” Nazlı genç kızı iğneledi. Devam etti. “İstediğin kadar kıyma ama gelenek canım o tuzlu kahve içilecek.” Hayal'dan tuzluğu alıp üç çay kaşığı kahveye doldurdu Nazlı. “İşte tamamdır.” Nazlı ve Su birbirlerine manalı manalı bakıp kızlara döndüler.
Nazlı, “Asiye sen bizimkilere ver, Hayal sende sizinkilere.” Asiye heyecanını, ellerinin titremesini kontrol ederek tepsiyi aldı. Dökmemeye dikkat ederek dilinde duayla içeriye geçti. İlk önce Osman Beye ve Nergis Hanıma verdi, en son Destan'a uzattı. ‘Çok yakında ikinizede dokunacam’ bakışıyla nutku tutuldu. Sinirli bakışlarını yöneltti adama ama kızaran yanaklarından caydırıcı gelmiyordu Destan'a. Tepsiyi bırakıp ablasının yanına oturdu. Birazdan ben seni görürüm bakışı attı.
Osman Bey, “Kahvelerimizde geldiğine göre...” Destan kahvesinden bir yudum aldı. Yüzünde tek mimik dahi oynamadı. Asiye kahveleri mi karıştırdım diye kendini sorguladı. Osman Bey dudaklarını araladığı sırada Murat'ın öksürük krizine girmesiyle tüm gözler ona çevrildi. Kimi gözler gülerken kimi gözler şaşkın baktı. Özellikle Hayal, Murat'ın kahvesinde de mi tuz var? Ama neden? Nazlı'ya baktı. Omuzlarını silkmekle yetindiler. Hayal babasına baktığında gülümsemesine şaşırdı. Tuzlu kahveyi Murat mı içti? Dikkat etmiştim oysaki. Destan Murat'a su verdi. “Boğazını yumuşatır.”
“Sebebi ziyaretimiz bellidir. Allah'ın emri peygamberin kavriyle kızlarınız Asiye ve Hayal'i oğullarıma istiyorum.” Kız kardeşler birbirlerine baktılar. Hayal'in ‘Sen biliyor musun?’ bakışına başını salladı. Murat eniştesinin neden bunu yaptığını anlamaya çalıştı. Osman ve Ömer Beyse memnuniyetle arkalarına yaslandılar.
Sultan Hanım, “Uşaklar sevdalanmuşlar, sevdanun karşısunda durmak biğa yakışmaz. Uşaklarumu verdum gitti. Hayrını görün.” Rahat nefes alan gençler ayağa kalkıp büyüklerinin elini öpüp hayır dualarını aldılar. Nişan yüzükleri takıldı, dualar eşliğinde kurdela kesildi. “İki aileyede hayırlı uğurlu olsun.” Dedi Osman Bey.
Su mutlu anların sonsuza düşmesini sağlarken, bu mutluluğu camdan izleyen kadından habersizdiler.
“Bu son mutlu anların, tadını çıkar Asiye...”
🌗🌗🌗🌗🌗
Asiye nişanlısını uğurlarken mutluluğu, sevinci kabına sığmıyordu. Taştı taşacak. Ailesine üzerimi değiştireceğim diyerek odasına çıktı. Kapıyı kapatır kapatmaz yumruk yaptığı elini ağzına kapatıp sevinç çığlıkları attı. Bir yandan da tepindi. “Tamam Asiye sakin ol.” Teskinleri parmağındaki yüzükle sessiz çığlıklara dönüyordu. Ayaklarının ağrısından ayakta duramadı, yatağa oturdu. Karnını okşayarak kızıyla konuşmaya başladı.
Annecim babanla nişanlandık, çok mutluyum sende mutlu musun. Neden mutlu olmayacaksınki, sesini duyduğunda hareketleniyorsun. “Destan'ı sevdiğini biliyorum kızım ama beni daha çok sevmeni istiyorum.” Annelik, dokuz ay boyunca karnında taşıdığı bebeğinin kendisini sevmesini istemesi hakkı. Asiye düşüncesinden pişman oldu. “Hayır kızım sen ikimizide aynı ölçüde sev.”
Destan gittiğinden beri Menesa'nın hareketsizliğine üzülse mi bilemedi. Şimdiden babasını özledi... Sen özlemedin sanki... Ya da olacakları sezdiğinden kızının sessiz çığlıklarıydı.
Ayağa kalktığında göğsüne taş oturdu sanki. Yutkundu, elini göğsüne koyup nefes almaya çalışırken kalktığı yere yığılıp kaldı. Komidinden astım spreyini alıp ağzına sıktı. Biraz kendine gelen genç kızın göğsündeki taş yerli yerinde duruyordu. Asiye kalbinin ferahlamasının tek yolunun rabbiyle baş başa olmaktan geçtiğinin bilinciyle üzerini değiştirip abdestini aldı. Beyaz namazlığını giyip kıbleye durdu. Alnı her secceye vardığında göğsündeki taş kayaya dönüşüyordu. Namazını kılıp, tesbihatını bitirdikten sonra ellerini semaya açtı. Rabbine dua etti.
“Allah'ım içimde kötü bir his var, sen hayırlara vesile kıl. Allah'ım sen herşeyi bilensin, görensin... Sen istersen koskoca taş yerinden kımıldamaz, sen istemezsen ne rüzgar eser ne de yaprak oynar... Bu aciz kulunun çaresizliğini görüyorsun, neler olacağını bilmiyorum. Dua etmekten başka elimden bir şey gelmiyor. Sevdiklerimi koru Allah'ım. Amin...”
Asiye kuruyan boğazını ıslatmak için mutfağa indi. Bardağa doldurduğu suy içtiği sırada kalbine giren ani sızıyla elindeki bardak düştü. Nefes alamadı. Mutfaktan gelen kırılma sesiyle endişelenen Ayşe Hanım yerinden kalkıp mutfağa gitti. Adımını atmasıyla donması bir oldu. Kızı eli kalbinde diğer eli karnında hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Şıpır şıpır akan gözyaşları kırık camlara dökülüyordu.
“Kızım...” Eşinin sesiyle mutfağa koşan Ömer Bey ve diğerleri gördükleriyle donakaldılar. Kendini ilk toparlayan Ömer Bey karısının yanından geçip kızına gitti. İncinmekten korkarak elini omzuna koydu. Başını kaldırıp kızarmış gözlerle baktı babasına. Dudaklarından sadece adamın ismi döküldü. “D-Destan.”
Sinan kardeşini kucağına aldı. Hayal'e spreyini getirmesini söylerken mutfaktan çıkıp salona geçti. Ne olduğunu bilmiyordu ama öncelikle kardeşinin kendine gelmesini sağlayacak sonra neler olduğunu öğrenecekti. Tekli koltuğa oturtup önünde diz çöktü. “Güzelim, yapma böyle. Bebeğini düşün.” Asiye abisini durmuyordu aklı nişanlısındaydı. Ayşe Hanım kızını sakinleştirmek için elinden geleni yapsada kızının nefes alamadığı her an gözünden yaşlar akıyordu.
Hayal salona hızlı giriş yaptı. Ailesini Asiye'nin başına toplanmış bir vaziyette buldu. Nefes almakta zorlanan kızı daha nefessiz bırakıyorlardı telaşlı hareketleri. “Anne Asiye'ye alan açın nefes alsın.” Kardeşinin önünde diz çöktü. Aralık dudaklarına spreyi yerleştirip sıvıyı boğazıyla buluşturdu. “Ablacım derin nefes al.”
Ömer Bey ablasına cevap vermemesiyle diz çöktü. Yüzünü kapatan saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. “Güzel kızım ne oldu?” Asiye yüreğindeki ağırlıkla konuşmaya çalıştı. “B-baba De-Destan...” Kekelemekten konuşamadı. İlk defa kendine lanet etti.
“Kızım Destan iyi, şuan evine varmıştır bile.” Genç kız başını olumsuz anlamda sağa sola salladı. Neden kimse beni anlamıyor. Hissediyorum Destan tehlikede. Karnına giren sancıyla yüzünü buruşturdu. Sen de hissettin değil mi kızım, o gittiğinden beri hareketsizsin.
“Yapma böyle kızım, senin strese girmemen gerekiyor. Yoksa kızın etkilenir Allah korusun.”
“Anne Destan tehlikede...” Asiye bir hışımla ayağa kalktığında karnına giren sancıyla inledi. “Ahhhhh...”
“Uşağum, o uşağa bir şeycükler olmaz, odun ne ise oda öyle sağlam. Sen üzülme.” Sultan Hanımın torununun haline içi acıdı...
“Asiye...”
“Abi telefonunu ver benim ki yukarda kaldı.” Sinan'ın sözünü kesti. Acıdan terleyen kardeşini ikna edemeyeceğini bildiğinden telefonunu verdi. Asiye ezbere bildiği numarayı girip açmasını bekledi umutla. Dilinden duayı hiç eksik etmedi. Allah'ım sen onu bize bağışla. “Abim boşuna endi...” Sinan hışımla dönen kızın gözlerinde gördükleriyle susmak zorunda kaldı. Gözlerinde ne gördüğünü umursamadı genç kız, tek şeyi düşünüyordu. Destan'ı... İyi olduğunu ve sesini duymak istiyordu. Neden kimse beni anlamıyor. Aldığım her nefes canımı bıçak gibi kesiyor. İçim içimi yiyor, rüyamın gerçekleşmesinden çok korkuyorum.
“Destan aç şu telefonu...” Tekrar tekrar aradı. Korkusu giderek çığ olmaya başladığı sırada telefon bir anda açıldı. Durup cırlamaya başladı. “Destan neden telefonunu açmadın. Senin için ne kadar endişelendim biliyor musun?” Asiye hesap sorarken diğerleri rahatladı. Genç kıza belli etmeselerde onlarda endişelenmişti. Sinan telsizden anons geçmişti çoktan. Konuşmasına izin vermeden kaldığı yerden paralamaya devam etti.
“Hem bana telefonu yanından ayırmayacaksın aradığımda sana ulaşacağım diyorsun hem de sen açmıyorsun. Senin için endişelenmemin hesabını vereceksin. Neredesin? Hemen yanıma gel ya da söyle ben yanına geleyim. Seni görmem lazım Destan...”
“Hanımefendi!” Asiye kadının sesiyle sustu. Yoksa konuşmaya devam edecekti. İyi de Destan'ın telefonunu neden bir kadın açtı. Yoksa... Hayır Destan yapmaz. Başka bir açıklaması olmalı...
“Siz kimsiniz? Destan'ın telefonunun sizde ne işi var? Neden siz açtınız? Destan nerede?” Nefes nefese sorularını sıraladı. “Hanımefendi sakin olun, telefonun sahibi neyiniz oluyor?” Kadın soruya soruyla cevap verdi.
“Ben nişanlısıyım asıl siz kimsiniz” Sorusunu tekrarladı sesini yükselterek.
“Hanımefendi ben polis memuru Özlem...”
“Polis mi? Destan iyi mi?” Yüreği ağzında atıyordu polis kelimesini duyduğundan beri. “Hanımefendi nişanlınız trafik kazası geçirdi şuan hastan...” Telefon kızın elinden düştü. Sinan eğilip yerdeki telefonu aldı. Kısa süre karşıyı dinleyip kapattı. “Destan kaza geçirmiş, hastaneye kaldırmışlar durumu nasıl bilmiyorum.”
Ayakta durmaya takati kalmayan Asiye dizlerinin üzerine düştü, saçlarının arasına daldırdığı parmaklarıyla kökünü çıkartacak güçle çekerken gözlerinden akan yaşlarla dudaklarından ismi döküldü.
“Destannnnnnnn...”
“Asiye...”
Sinan telaşla önünde diz çöktü. Boş bakışlarıyla baktı, gözleri yüzünde değil bacaklarındaydı. Başını eğip baktığında beyaz eşorfmanı kırmızı renge boyanmıştı. Babasıyla gözleri birleştiğinde iki isim döküldü dudaklarından.
“Menesa...”
“Destan...”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |