26. Bölüm

"Kına Gecesi..."

Gulay Karademir
gulay.k

Asiye kızların kolları arasında Mashallah hint şarkısı eşliğinde arka bahçeye adımını attı. Şimdiden içi kıpır kıpırdı. Gözleri açıldığında ne beklediğini bilmesede çok merak ediyordu. Hayal genç kızın gözlerindeki bezi kaldırdığında gördüklerine inanamadı. Arka bahçeleri rengarenk süslenmişti. Hint kınası gecesi konseptiydi. “Oy benim güzel kızcağızımda gelmiş.”

“Babaannem...”

Genç kız babaannesinin elini öpüp sarıldı. “Oy kizum benum, ağlama.” Kendinden ayırıp gözyaşlarını sildi. “Gecenin daha başundayuz. Çok ağlayacağusun.”

Nergis Hanım saatler önce öğrendiği gerçekle yerinde zor duruyordu. Rahmetli kız kardeşinin biricik kızı, yıllardır arayıpda bulamadıkları Dolunay çok kısa bir süre sonra gelini olacaktı. Üzerindeki kırmızı hint bindallıyla çok güzel görünüyordu. Kardeşinin kına gecesi geldi aklına. Gözyaşlarına boğulmamak için kendini zor tuttu. Nazlı ve Su aynı anda koluna girerek destek oldular.

Asiye Murat'ın babaannesi Kevser Hanımla tanıştı. Yaşlı kadın yıllar önce üçüncü yaş gününde gördüğü torununun, serpilmiş çok güzel genç kız haliyle karşılaştı ve yakında anne olacaktı. Hamilelik çok yakışmıştı.

Annesine çok benziyordu ama gözlerini oğlundan almıştı. Hasretle torununa sarıldı, gözyaşlarını tutamadı. Yaşlı kadından uzaklaştığında ağlamasına kaşlarını çattı.

Saatler önce...

Murat mezarlıktan sonra müjdeli haberi babaannesine vermeye gitti. Destan yine yalnız bırakmadı. Sessizlik içinde geçen dakikalara Kevser Hanım dayanamadı. Torununun yerinde duramaması, gözlerinin parlaması... “Torunum ağzındaki baklayı çıkar artık.”

“Senden de bir şey kaçmıyor babaannem.”

“Saklamayı beceremiyorsun.”

“Dolunay'ı bulduk.” Yaşlı kadın kendinden beklenmeyecek çeviklikle ayağa kalktı. Melike Hanım panikle konuştu. “Anne yavaş!” Kalbinin habere dayanmamasından korkuyordu. Murat yaşlı kadının ellerini tuttu. “Sakin ol babaannem...”

“Dalga geçmiyorsun değil mi benimle?” Dedi gözyaşları arasında. Başını sağa sola salladı. “Mavişimi buldunuz...”

“Evet.” Yaşlı kadının gözyaşlarını sildi. “Beni mavişime götür.”

Murat hareketlenen kadını kolundan tutarak durdurdu. “Bilmen gerekenler var babaanne. Otur konuşalım.” Oturmasına yardımcı oldu. Yanına oturup ellerini tuttu. “Babaanne Dolunay aslında kim biliyor musun?”

“Kim?”

“Destan'ın evleneceği kız, Asiye.”

Kevser Hanımın bakışları Destan'ı buldu. Doğrulamak istercesine gözlerinin içine baktı. “Görüyorsun ya babaannem, küçükken peşinden ayrılmadığı adamın birkaç gün sonra karısı olacak.”

“Murat gerçekten Asiye yeğenim mi?”

“Evet hala...”

Murat'ın anlattıklarıyla genç kıza hayran kalmıştı. Özellikle cesaretine... Genç yaşında büyük bir sorumluluk alarak bebeğini dünyaya getirmeye karar vermişti. Yeğenini tanımak ve hala yeğen ilişkisi kurmak istiyordu.

“Babaannem biz Destan'la bir karar aldık...” Melike Hanım heyecanla sözünü kesti. “Ne kararı?”

“Doğuma kadar Asiye'ye gerçeği söylemeyeceğiz.”

“Neden?” Kevser Hanım torununa sarılacakken, kokusunu içine çekebilecekken uzak durmak zorunda olmasını anlamıyordu.“Asiye'ye ve yeğenime zarar gelsin istemiyorum babaanne. Yıllardır nerede olduğunu bilmeden dayandık. Şimdide sabretmemiz gerekiyor. Mavişinin mutluluğu için...”

“Kızım Melike...” Dedi elinin tersiyle yaşlarını sildi. “Seni tanıdığıma çok sevindim Asiye. Ailemize hoşgeldin.” Yeğenine sarıldı. Asiye kadının sıcak karşılamasına aynı karşılığı verirken tanımaktan memnun kaldığını dile getirdi. Kızları Bafra ve Akra'yla tanıştırdı. Bafra'nın iğrenç bir şeye dokunmuş gibi bakan bakışları genç kızın dikkatinden kaçmadı. Kendini nedenini sorgularken buldu. Yeni tanıdığı birinden neden iğrenirdi ki insan. Ne yaptımda bu bakışları hak ettim?

Akra ablasının bakışlarını fark ederek genç kızın dikkatini üzerine çekti. "Gerçekten Murat abinin bahsettiğinden daha güzelmişsin" diyen kardeşine kaşlarını çatarak baktı. Ablasını umursamadan kendisine gülümseyen Asiye'ye sarıldı. Biri annesi kadar sıcak kanlıyken diğerinin soğuk tavrı... Asiye çok da düşünmemeye karar verdi. Bu gece onun gecesiydi.

“Merhaba ben Duygu, kına ve düğün organizatörünüzüm.” Kendini tanıtan kadının uzattığı elini sıktı. “Memnun oldum.”

“Hayatımda gördüğüm en güzel anne gelinsiniz.” Asiye'nin yanaklatı duyduğu iltifatla kızardı. “Asiye Hanım...” Kadının sözünü keserek sadece Asiye demesini istedi. “Asiye değişmesini istediğin varsa söyle lütfen. Destan Bey herşeyin sizin isteğinize göre hazırlanmasını istedi.”

“Hayır, herşey hayallerimdeki gibi. Elinize emeğinize sağlık. Diğer arkadaşlarada teşekkür ettiğimi söylersiniz.”

“Tabii ki, ihtiyacınız olduğunda bana seslenmeniz yeterli.” Genç kız başıyla onayladı. Işıkların kapatılmasıyla gece başladı.

🌗🌗🌗🌗🌗

Asiye kubbesi altın sarısı işlemeli tahta kuruldu. Pembe, mor, mavi, sarı tüllerle süslenmişti. Pembenin uçları altın işlemeli şamdamlara tutturulmuştu. Minderi koyu lacivertti. Simli pembe, sarı, mor, mavi yastıklar arkasında diziliydi.

“Oturmaya mı geldik hanımlar!”

Ayda genç kıza yaklaştı. “Asiye'cim oturmak yok, bu gece kurtlarını dökeceksin.” Zorla ayağa kaldırdı. Sultan Hanım ağzının içinden söylendi. “O sizun gibi kurtlumidurki, yüklüdür o yüklü.”

Babutsa'nın yanayım yanayım şarkısıyla karşılıklı oynadılar. Birkaç şarkı sonra yorularak tahtına oturdu. Ayda soluk soluğa yanına attı kendini. “Yorulmuş mu küçük anne!”

“Biraz...”

“İyi misin?”

Asiye arkadaşını iyiyim hamilelik diyerek endişesini giderdi. Ayak tabanları şişerek kendini belli ediyordu. Kimseye sezdirip üzmekde istemiyordu. Hayat Hanımı gördüğünde ayağa kalktı. Beklemediği misafirle şaşırdı.

Ayda, “Bu kadının burada ne işi var?”

Hayat Hanım genç kızı süzdü. Anarkali hint kıyafetinin içinde çok güzel görünüyordu. Bir an aklına kızı yaşasaydı onun da hint kına gecesi yapacağı geldi. Ne çok mutlu olurdu. Yerinde bir saniye bile duramayan kızım şimdi mezarda hareketsiz yatıyor. Bu nasıl bir ironi? Neyin cezası? İstemsizce akan gözyaşını sildi. Kendisine parıldıyan gözlerle bakan kızı üzmeye hakkı yoktu.

“Hoş geldiniz Hayat Hanım.”

“Hoş bulduk.”

Asiye karnının izin verdiği ölçüde Hayat Hanıma sarıldı. İkili ayrıldığında Hazal'a döndü. Destan'la münasebetini bilmesine rağmen boş bulunup kına gecesine birlikte gitmeyi teklif etmişti.

Hazal Destan'ın gözlerinde aşkı gördüğünde herşey için geç kaldığını anlamıştı. Masum bebeği öldürmenin bedelini ödüyordu sevdiği adamı kaybederek. Sadece tebrik etmeye gelmişti. “Niyetim huzursuzluk çıkarmak değil. Mutluluklar dilemek istedim sadece.”

“Hoş geldiniz.” Hayat Hanımla birlikte oturacakları masayı gösterdi. Başıyla selam verip yerine geçti.

Asiye için zor bir karardı. Kocasının eski sevgilisini ağırlamak, ona dokunduğunu, hamile bıraktığını bilmek... Ama ailesinden öğrendiği değerler farklı davranmasını engelledi. Evine gelen misafir düşmanı dahi olsa başının üstünde yeri vardı.

Işıklar söndü, bahçe karanlığa gömüldü. Hemen itiraz nidaları koptu. Dhoom Machale Dhoom hint şarkısının çalmasıyla dansçı kızlar çıktı. Asiye için ise şaşırtıcı olan dansçı kızların içinde Ayda, Azra, Hayal, Nazlı ve kuzenlerimin olmasıydı. Gözlerine inanamadı. Şaşkınlığını üzerinden atıp alkışlayarak ıslık çaldı. “Harikasınız.” Kızları gözyaşları içinde izledi. Burnunu çektiği sırada Su altın sarısı püsküllü yer minderine oturup genç kızın elini tuttu.

“Senin için bir günde öğrendiler.” Az kaldı hormonlarından Asiye'ye eşlik etmeye. “Yapma Asiye ağlama, biliyorum duygusal yönden zayıfız şuan ama seni mutlu etmek için çok emek verdiler. Ağlarken görürlerse çok üzülürler!” Asiye hak veriyordu lakin engel olamıyordu gözyaşlarına. Su daha fazla dayanamayarak isyan etti. “Yeter ama böyle ağlamaya devam edersen beni de ağlatacaksın.”

Asiye burnunu çekip gözyaşlarını sildi. “Bak ağlamıyorum sen de ağlama.” Gülümsedi... Asiye kendisi için çok şey yapan ailesinin emeklerinin karşılığını ağlayarak değil gülerek, eğlenerek vermekte kararlıydı. Şarkılarla dans son hızla devam ederken kızlar nefes nefese genç kızın yanına geldiler. Yer minderlerine kendilerini bıraktılar.

“Nasıldı Asiye?”

“Harikaydınız, gerçekten çok beğendim.”

“Anca bu kadar oldu.”

Ayşe Hanım, “Kendinize haksızlık etmeyin kızım, bir günde öğrendiniz.” Fadime Hanımın kızlara takılması geçikmedi. “Hani sizlerde de hint kanı yok değil, iyi dans ettiniz.” Birbirlerine bakıp gülmeye

başladılar.

“Asiye...”

“Buyurun Duygu Hanım.”

“Hint kınasını yakacak kadınlar geldi. İsterseniz başlayabiliriz.” Asiye kadını başını sallayarak onayladı. Kınayı yapacak kadın mangala desenlerini uzattı. “Asiye Hanım bu mangala desenlerinden beğendiğinizi seçin yapalım.”

Asiye kalbin etrafını dışardan içeriye doğru geçen halka ve içi dolgulu yaprak desenini seçti. Beş parmağın tırnak kenarlarında da vardı. Yüzük parmağı boydan boya desenleriyle kalbe bağlanıyordu. Seçtiği deseni kadına verdi. Kına hazırlıklarını yaparken eğlenen ailesini izledi. Desene karar veremeyen, seçenler, çoktan başlayanlar... Hayat Hanımla Hazal'ında kına yaptırmasına sevindi. Mutluluklarıyla genç kızda mutluydu.

“Allah'ım her daim mutlu etsin sizi...”

🌗🌗🌗🌗🌗

Destan, Dağhan, Murat bir takım; Demir, Sinan ve Oktay diğer takımı oluşturdu. Ozan hakem olurken Ömer Beyler trübünden izlemeyi tercih ettiler. Oktay Murat'ın önüne geçtiğinde topu iki eliyle tutup başının üzerine kaldırarak Destan'a pas attı. Topu sektirerek potaya koştu, sertçe potadan geçirerek basket attı. Birbirleriyle tokalaşıp yerlerini aldılar.

Ömer Bey duyduklarına inanamadı. “Yıllarca gece gündüz demeden her yerde aradım ama bulamadım. Nefes aldığım her gün kendimi suçlamadan duramadım.” Mutluluktan ağlayan adamın elini tuttu. Teselli etti. “Kendini suçlama, sen elinden geleni yaptın.”

Turgut Bey, “Senin yerinde başkası olsaydı üzerine bu kadar düşmezdi. Yıllar içinde pes ederdi.”

“Kader...”

“Demir ben boştaydım topu bana atmalıydın.” Azarlayan ikizine ellerini havaya kaldırıp omuz silkti. Murat topu alarak maçı başlattı.

“Murat'ı ilk defa bu kadar mutlu görüyorum. Yıllarca kardeşinin hasretini çekti, yıllarca ailesinin mezarını ziyarete gitmedi.” Osman Bey ona merakla bakan adamlara acı tebessümünü sundu. “Nergis de bende çok uğraştık mezara götürmeye. Ama nuh dedi peygamber demedi, götüremedik. Kardeşim olmadan gitmem diye diretti.”

“O günler çok uzakta değil.”

“Doğuma kadar beklemek zorundayız. Destan ikisinide tehlikeye atmak istemiyor.”

“Doğru karar vermiş.”

“Murat için katlanması zor bir karar.”

Ömer Bey, “Söz konusu kardeşi ve yeğeninin hayatı. Dayanmaktan başka çaresi yok.” Aralarında uzun dakikalar süren sessizlik oldu. Gözleri basketbol oynayan çocuklarındaydı. İlk sessizliği bozan Osman Bey oldu. “Ömer Bey...”

“Buyurun Osman Bey. Gözlerini çocuklarından çekip adama baktı. “Yarın Asiye'yi baba evinden almaya geleceğiz.” Ömer Beyin içi gitsede başını sallayarak onayladı. Derin nefes alıp devam etti. “Beline bağlanan kırmızı kuşağın son bağını Murat'ın bağlamasını istiyorum.” Hakkı vardı. “Elbette.” Ondan sonraki saniyelerde dilleri lal, evlatlarını izlediler.

Destan attığı üçlükle maçı kazandı. Maçı kazanmanın verdiği rahatlıkla kendini yere bıraktı. Yorgunlukla kendilerini yere bıraktılar. “Çok iyi maçtı.”

Dağhan, “İyi stres attık, sık sık tekrarlamalıyız.”

Oktay, “Kesinlikle...”

“Bir sonraki maçımız ne zaman olacak?” Soruyu yönelten Sinan oldu. Destan, “Sizi bilmem Demir, ben karıma ve kızıma vakit ayırmak istiyorum.”

“Ne o enişte bey şimdiden hanımköylü mü oldun?” Oktay'ın sözlerine sinirli bakışlarıyla karşılık verdi. “Aşık olduğunda seni de göreceğiz.”

Ozan, “Merak ettiğim için soruyorum. Kardeşimin neyi seni etkiledi de aşık oldun. Yoksa...” Destan ne demeye çalıştığını biliyordu.

“Ozan benimle yıldızının barışmadığını biliyorum. Abisisin kabul ama bende kocasıyım. Beni kabul etmeni beklemiyorum, zorundasın. Soruna gelince aşık olmamın nedeni, diğer kadınlardan farklı olması. Saf, masum, yaşına göre olgun, değerleri olan, öfkelendiğinde gözlerinden alevler çıkarması...”

İlk ne zaman aşık olduğunu bilmiyordu? Kucağına düştüğünde okyanus gözlerini gördüğü ilk an mı? Yoksa ufaklık dediğinde köpüren okyanus gözleri mi? “Ben aşık olmadığım biriyle evlenmem, çocuk için bile. Bu ikimizi mutsuz evliliğe mahkum eder. Çocuğumda mutsuz olur. Ben buna izin vermem. Ayrıca çocuğuma sahip çıkmak için evliliğe ihtiyacım yok. Kardeşinin karşısına çıkar çocuğuma sahip çıkmak istediğimi söyler iznini alırım. Ben oyuna başvurmam direk adamım.”

“Kardeşim net insanları sever.”

Sinan, “Boşuna dememişler, insan kaderinden kaçamaz. Nereye gidersen git gelir seni bulur. Tıbkı ben ve Nazlı'm gibi.” Yaptığı benzetmeye gözlerini devirdi. Hala kabullenemiyordu ablasının evliliğini. Kabullenmek istemiyordu. Her ne kadar kabullenmek istemesede Sinan gibi dürüst bir adamla evlenmesine içten içe seviniyordu. Ayağa kalkıp yürümeye başladı. Dağhan'ın sorusu geçikmedi. “Nereye gidiyorsun?”

“Ufaklığımı görmeye...”

“Boşuna gidersin, düğüne kadar kardeşimi görmen yasak.” Diyen adamla adımları bıçak gibi kesildi. Ne demek şimdi göremem. Önünü dönerek sordu.

“Gelenek birader, düğünden önce gelini göremezsin uğursuzluk getirir.” Destan kaşlarını çattı. Genç adamı çıldırmak için anlaşmış gibi diğerleride Sinan'ı onayladı.

“Hay ben sizin geleneğinize de size de...” Ağzının içinde homurdanarak soyunma odasına gitti. Karısını görme planları çoktan yapmaya başlamıştı. Kimse ama hiçkimse karımı görmeme engel olamaz. Dudağı zafer kazanmışcasına yukarıya kıvrıldı.

🌗🌗🌗🌗🌗

Gecenin ilerleyen saatlerinde misafirler bir bir ayrılmaya başladılar. Müsade isteyerek ayağa kalkan Hayat Hanımla ayaklandı. Kapıya kadar eşlik etti. “Tekrar geldiğiniz için teşekkür ederim.”

“Kaçıramazdım, yıllardır beklediğim gündü. Mutluluğunuz daim olsun.” Asiye içten duasına tebessümle karşılık verdi. Hazal'a döndü. “Umarım sizi iyi ağırlayabilmişizdir.”

“Evet, herşey çok güzeldi. Mutluluklar dilerim.”

“Darısı sizin başınıza. Kaderinizdeki insanla bir an önce tanışır mutlu olursunuz inşallah.” Asiye’yi başıyla onaylayarak arabaya bindi. Arabanın uzaklaşmasını bir süre izledi. Arkasını döndüğü an ağzının kapatılması ve karnına dolanan kolla gözleri kocaman açıldı. Korkudan kalbi hızla attı. Kim bu adam? Sapık mı? Kulağında hissettiği nefesle yutkundu. Bu kokuyu tanıyordu. Kocasına aitti.

Destan karısını duvara yasladı. Bileklerinden tutup başının üzerinde sabitledi. Alınlarını birleştirip gözlerini okyanus gözlüsüne dikti. “D-Destan...” Heyecandan kekeledi. Göğsü hızla inip kalktı, aralık dudakları titredi. Bileklerini tek elinde birleştirip yanağını okşadı. Nefes nefese sordu. “D-Destan b-burada n-ne yapıyorsun?”

“Seni çok özledim.”

Destan burnunu boynuna değdirip kokusunu içine çekti. Bileklerini serbest bırakıp karnının izin verdiği ölçüde sarıldı. Serbest kalan kollarını kocasının boynuna doladı.

“Destan.”

“Hı hı!” Genç adamın sesi kedi mırıltısı gibi çıktı.

“Şimdi biri gelecek, bizi böyle görürse yanlış anlayabilir.” Karısının sözleriyle şaşkınlıkla kalakaldı. Elini karnına koyarak uzaklaştı.

“Seni özledim diyorum sen görecekler diyorsun, inanamıyorum.” Dedi hayretle. Genç kız utanarak başını eğdi. Parmaklarıyla çenesinden tutarak başını kaldırdı. Başparmağı çenesini okşarken gözlerinin içine baktı.

“Korkusuzca, incitmeden kokunu içime çekeceğim günleri bekledim. Tam kavuştum derken yine bekliyorum. Reva mı bu bana.” Kocasının oyuncağı elinden alınmış küçük çocuk gibi söylenmesine kıkırdadı. “Gülüşün kalbimde bahar açtırıyor.” Karısının alnına buse kondurdu. Menesa'nın hareket etmesiyle ikilinin bakışları aşağıya indi.

Destan karısının önünde diz çöktü ve karnından öptü. “Güzel kızım baban seni de çok özledi.” Destan başını kaldırdığında göz göze geldiler. Dolan okyanusun incilerini akıtmasıyla doğrularak yüzünü avuçlarının arasına aldı. “Ağlama,” derken dudaklarıyla gözyaşlarını sildi. Yumuşak dudaklarının değdiği yerler pembeleşti. Alınlarını birleştirip gözlerinin içine baktı.

“Seni çok seviyorum.”

“Bende...”

“Asiye!”

Karı kocanın romantik anını halasının sesi bozdu. Kocasından uzaklaşmak istesede izin vermedi. Daha çok sarmaladı. “Bir öpücük verirsen bırakırım.” dediğinde gözlerini büyüttü.

"Ne?" Nidası dudaklarından firar etti. Ne diyordu bu adam. Halama yakalanacağız hala öpücük diyor. Asiye heyecanla dudaklarını yaladı. Destan’ın hareleri dudaklarına kaydı. Boğuk sesle fısıldadı. “Bir öpücük.” Dudaklarından bakışlarını zorlukla çekti. “Hayır.” Göğsüne ellerini koyup kendinden uzaklaştırmaya çalıştı. Başaramadı. Yerinden milim oynatamadı. Karısının bileklerinden tutup kına desenine baktı. Kalbin içindeki K harfine kaşlarını çattı. “Kimin baş harfi bu?”

“Yakı...”

“Ufaklık!” Kocasının ikaz dolu sesi korkutucuydu. İleriye gittiğini düşündü. “Tabii ki senin.” Sorgulayan bakışlarıyla gözlerini baymamak için kendini zor tuttu. Ne yani başkasının ismini yazdıracağımı düşünüyor olamaz değil mi? İster istemez bakışlarına hayal kırıklığı yansıdı. Destan yaptığı hatayla alınlarını birleştirdi.

“Özür dilerim.” Karısının gözünden akan bir damla yanağına yol aldı. İçi parçalandı adamın. En mutlu anını güvenmeyerek mahvetmişti. Gözlerinden öperken konuştu. “Dudaklarından başka birinin ismi ya da adam kelimesini duymaya bile tahammülüm yok. Seni deli gibi kıskanıyorum. Seni senden bile kıskanıyorum demedim mi ben.” Asiye’nin aklına asansörde söyledikleri geldi. “Dokunamadığım teninde başkasının ismini görünce delirdim.”

“Senin ismin ama.” Nazlı sesi adamı bitirdi.

“Biliyorum, biliyorum affet beni kıskandım.”

“Çok mu kıskandın?”

“Çooook.” Asiye'nin dudağı kıvrıldı.

“Bana ne yapıyorsun sen böyle.” Pembeleşinceye yanağını okşadı. Boyun girintisine burnunu gömüp kokusunu içine çekti. Elini beline yerleştirip sarıldı. Asiye genzini yakıp geçen kokuyu içine çekerek sarıldı. Fadime Hanımın kızgın sesiyle kapattığı gözlerini açtı. Onu tamamen unutmuştu. Omuzlarından ittirerek kurtulmaya çalıştı. “Destan bırak.”

“Hayır, öpücük almadan bırakam.” Kocasının kararlı sesiyle istediğini almadan bırakmayacağını biliyordu. Kabul ettiğinde kocası yanağını çevirdi. Yanağına değen dudakları varla yok arası hissetti. “İstediğini aldın bırak beni!”

“Sen buna öpücük mü diyorsun?”

“Evet, bırak yakalanacağız...”

Asiye yanağında hissettiği ıslaklıkla sustu. Gözleri irileşti. Kalbi kafesinden çıkıp özgürlüğüne kavuşan kuşlar kadar hızlı atıyordu. Teninde hissettiği nefesle gözleri ağır ağır kapandı.

“Öpücük işte böyle olur ufaklığım!” Karısından uzaklaştı. Sersemlemişti kendini çabucak toplayıp vakit kaybetmeden söylene söylene eve girdi. Kulağını kocasının kahkahası doldurdu.

 

Bölüm : 07.03.2025 16:38 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...