13. Bölüm

"Küçük Sevgilim..."

Gulay Karademir
gulay.k

Destan Karahanlının Eyüpte oturduğu siteye girerken büyük harflerle MAYA EVLERİNE HOŞGELDİNİZ tabelası karşıladı. Arabadan indi. Sabah annesinin itirazlarına rağmen hazırlanıp soluğu şirkette almıştı. Hayat Hanım hastalanacağını düşünerek -hisleri güçlü kadındır- eline Destan’a götürülecek dosyayı vererek gönderdi, itiraz etmesine fırsat vermeden. Kapıyı ikinci baharında başörtülü tatlı bir kadın açtı. “Hoş geldin kızım.”

“Hoş buldum.” Yaşlı kadının gülümsemesine karşılık verip içeri girdi. Boğazını temizleyerek, “Destan Bey nerede?” diye sordu. Çalışma odasının yerini tarif etti. Adım attığı sırada, “Ne içersin kızım?” diye soran kadınla durdu. Tam ıhlamur diyecekti ki hapşırdı, yerine Makbuş tamamladı. Onaylayarak merdivenlerden çıktı, kadının tarif ettiği çalışma odasına gitti.

İlk denemesinde buldu, müzik sesi de yardımcı oldu. Dinlendirici keman sesiyle birkaç dakika dinledi gözlerini kapatarak. Hızlı hızlı nefes alıp başını yukarıya kaldırdı aksırmak için. Yanaklarını ıslatan yaşları silip kapıyı çaldı. İçeriden, “Gir” sesini duyunca kapı kulpuna uzandı. Kalbi hızlandı elini kalbinin üzerine koydu.

“Sorun yok alt tarafı dosyayı vereceksin ve evine gideceksin. Sanki adam seni yiyecek. Yiyecek olsa bile karşı koyabilecekmişsin gibi konuşma. Kendine itiraf edemiyorsun adamın karşısında kalkanların iniyor.”

Asiye kendi kendine konuşmayı bırakıp kapıyı açtı, içeriye girdi. Başını gömdüğü dosyalardan kaldırmadı bile. İtici patronu işkolikti ve ona yakışıyordu hakkını vermek lazım. Sportif giyinmişti; tişört ve sanırım kot pantolon, saçları topuz değildi, açık bırakmış ve kıvırcıktı, yakışmıştı. Her hali ayrı bir ben buradayım diyordu. Gözlerini kaçırdı.

Küçük hafıza kaybını hatırlayınca boğazını temizledi. İkisinin de bakışları aynı anda birbirini buldu. Asiye’yi karşısında görmeyi beklemeyen Destan şaşırdı. Bugün göremeyeceğine üzülürken bir günde ölesiye özlediği kıza sarılıp, kokusunu içine çekememek canını yakıyordu.

“Ufaklık neden geldin?”

“Hay ben senin ufak...” Asiye ağzında geveledi sinirle. “Ya sabır ya sabır” duasıyla, “Hayat Hanım tasarım dosyasını gönderdi.” Dosyayı masaya bıraktı. Vicdansızın kızı... Kaç gündür beni affet diye uğraşıyorum insafa gel be! Asiye yoğun bakışlardan utanarak gözlerini kaçırdı. Destan yüzünü dikkatle inceledi; yanakları pembeleşmiş, utandı mı? Genç adam ayağa kalktı. “Hasta mısın sen?” Diye sordu sesi endişeliydi.

“Neden sordunuz?” Asiye sorusuna soruyla karşılık verdi. Kızın sorusunu duymazdan gelip elini yanağına koydu. Alev gibi yanıyordu. Asiye uzaklaşmak istese de ayakları izin vermedi. Hani adamdan uzak duracaktın ne oldu? Bas bas bağıran sesi duymazlıktan geldi. Diğer yanağı da işgal edilince bir an ürperdi. En son elini alnına koydu, yanakları al aldı. “Senin ateşin var.”

“Ne?” Yanlış anlamıştır, az önce eli yanağımdayken domatese dönüşmüştür. Ateşle karıştırıyor bence birazdan geçer. Destan’a baktı. Gözlerinde her zaman gördüğü öfkeydi ama şu anda sadece ve sadece saf endişe vardı. Kapıyı açıp Makbuşa seslendi:

“Makbuş, dereceyi getirir misin?” Kibar mı konuşmuştu o. Kulaklarına inanamadı. İstediğinde ne kadar da nazik, garezi bir tek bana. Kolundan tuttuğunda bakışları bir kez daha birleşti. Koltuğa oturtup sert sesiyle sordu. “Nasıl oldu?” Algısı kapalı kız saçmaladı.

“Ne nasıl oldu?” Adam nefesini bıkkınlıkla dışarıya üfledi. “Kendini hasta etmeyi nasıl başardın?”

Yağmur çiselemeye başlamıştı. Asiye yağmur damlalarının avucuna düşmesine izin verdi. Yağmur bereket demekti. Asiye yağmurda ıslanmayı severdi, kalbinin ferahladığını hissediyordu. Tabi ıslanmanın cezasını da çekmiyor değildi. “Dün akşam yağmurda ıslandım hemen üzerimi değiştirdim ama...”

“Hasta olacağını bile bile yağmurda ıslandın? Bebeğini hiç mi düşünmedin?”

“Bağırma bana!” Adama çemkirdi. Asiye’nin gözleri sulanınca gece karası bakışları yumuşadı.

“Oğlum!”

Asiye kirpiklerini birkaç defa hızla oynatıp ağlama isteğini yok etti. Destan tepsiden dereceyi alıp kıza uzattı. “Koltuk altına koy.” Emir verdi. Kaşlarını çatan kızla derin nefes aldı. “Lütfen”i de ekledi. “Yola gelecek.” İstediğini alan Asiye elinden alıp koltuk altına koydu. Makbuş çayı sehpanın üzerine koydu.

“Kızım yüzün kızarmış, soğuk suyla bez getireyim ateşini düşürürüz.” Destan’da onaylayınca çıktı, ikisini yalnız bıraktı. Derecenin sesini duyunca koltuk altından çıkardı. Destan kızın elinden aldı. Derecede gördüğü rakamla yüzü değişti. Endişelendi. “Ateşim kaç derece yükselmiş?”

Asiye'yi bileğinden tutup ayağa kaldırdı. “Beni nereye götürüyorsunuz?” Çalışma odasından çıkartıp geniş ve ferah odaya götürdü. Boydan çamıyla aldığı güneşle insanın içini açıyordu. Siyah-beyaz ve gri tonlarında döşenmişti. Ailesiyle birlikte çekilmiş fotoğrafları vardı. Oda onun gibi kokuyordu. Camın yanında siyah çarşafın örtüldü yatak vardı. Kadınları yatağa attığını hatırlayınca gözleri kocaman açıldı. “Destan Bey siz beni odanıza nasıl getirir siniz? Kadınlarla birlikte ol...” Adamın sert bakışlarına maruz kalınca sustu.

“Senden başka giren olmadı.”

“Yani yatakta...”

“Evet.” Kızın sözünü sabırsızlıkla kesti. Yatağa yatırdı, doğrulmaya çalışan kıza sert bakışlarını attı. Ben neden istediklerini yapıyorum, üzerimdeki etkiyi ne ara kurdu. Kapıya yöneldiğinde Makbuşla karşılaştı. Yatağa uzanırken onun keskin çam kokusuyla karışmış erkeksi kokusunu içine çekti. Makbuş ateşini düşürürken Destan telefonda doktorla konuşuyordu. Sesi endişeliydi. Doktora 39.5 mu demişti, baya yükselmiş.

Ben ateşimin tenime teninin değmesiyle çıktığını düşünmüştüm oysaki. Bana mı endişeleniyor yoksa bebeğe mi? Sorularının arasında doktora bebekten de bahsettiğini duydu. Makbuş suya soktuğu bezi sıkıp alnına koydu. “Soğuk.” İnleyen kız Destan’ın dikkatini çekti. “Birazdan alışırsın.”

“Doktor ne dedi oğlum?”

“Düşürmeye çalışın düşmezse duş aldırın dedi. Kendisi de yolda, birazdan gelir.” Destan gözlerini kapatan kızla korkarak yüzünü ellerinin arasına aldı. Yanakları alev alev yanıyordu. “Ateşi düşmüyor.” Adamın endişeli sesi çok uzaklardan doldu kulaklarına. Ağırlaşan vücudu havalandı, ağır gelen göz kapaklarını araladığında endişeli gözlerle karşılaştı. Dudaklarını güçlükle hareket ettirdi. “Bebeğim!” Asiye'nin gözleri kapanırken güven veren sesini duydu.

“Korkma bebeğine bir şey olmayacak.” Ayakları soğuk zemine değdiğinde ürperdi, tüyleri diken diken oldu. Bu hissi kürtaj masasında yaşadığını hatırladı. Tonlarca ağırlığındaki gözlerini açmaya çalıştı ama başaramadı.

Destan belinden sıkıca tuttu. Bedenini bedenine yasladı. Asiye soğuk suyla sıçradı. “Soğuk, çok soğuk, kapat.” Genç kız inlerken bir eliyle adamın kolunu diğer eliyle de tişörtünün yakasını kavradı. “Soğuk.” Dudakları titriyordu. “Geçecek, ateşinin düşmesi lazım.”

“Soğuk.” Islak saçları yüzüne yapıştı. Yanağındaki yumuşak dokunuşla gözlerini açtı. Destan ıslak saçını parmaklarının arasına alıp kulağının arkasına sıkıştırdı. Asiye’nin bakışları saçındaki elinden belindeki eline kaydı. Bedenleri yapışık kollarının arasındaydı, kollarından kurtulmak için geri itti. “Bırak beni...”

Asiye bırakamam diyen adama kırmızı çizgisini hatırlatmak istedi. “Bırakırsam düşersin bebek de sende zarar görürsünüz şimdi rahat dur.” Dünden hazır teklifini hemen kabul etti. Başka çaresi de yoktu. Zihinsel ve fiziksel çok zayıftı, kolunu kımıldatacak gücü yoktu.

“Söyle...” Mavileri sorguluyordu.

“Aslında sormak istiyorum.” Aklı başında olsa kesinlikle sormazdı. Ateşler içinde yanarken sormak kolayına geldi. “Gülmeyeceksin.” Adamı en baştan uyardı. “Gülünç değilse gülmem sor hadi.” Omzuna vurdu canının yanmadığını bilerek. Yaptığı hareket Destan’ın hoşuna gitti. Somurtarak başını eğdi, çenesinden tutup kaldırdı, gözlerinin içine bakmasını sağladı. “Söz...”

“Benim kalbim çok hızlı atıyor.” Soru sormaktan çok bir tespitti. “İlk karşılaştığımız gün beni düşmekten kurtardın. Teşekkür etmemin nedeni bebeğimi ikinci kez kaybetmemi engellediğiniz için.” Bana meydan okudun diyerek araya girdi. “Çok mu kızdın?”

“Hayır bana diklenmen hoşuma gitti.” Gerçekten hoşuna mı gitmişti. Karnında kelebekler uçuştu. Devam et deyince kaldığı yerden anlatmaya devam etti. “Kırmızı pelerin görmüş boğanın bakışıydı, gece karası gözlerin zifiriye dönüşmüştü. Bilmiyorum ama olan her neyse o gün oldu. Gece karası gözlerini aklımdan çıkartamadım.” Masum itirafları karşısında yutkundu. “Sonra asansör durumu içinden çıkılamaz hale getirdi. Kalbimin hızlı atması beni korkuttu. Ben de ne yaptım biliyor musun?” Asiye’nin gözleri safım diye bağırıyordu.

“Ne yaptın?”

“Hastaneye gittim kalbimde sorun var mı diye?” Destan gülmeye başladı. Murat haklıydı. Omzuna vurdu. “Gülmeyecektin, söz verdin, yalancı.” Diyerek kızdı.

“Özür dilerim devam et, doktor ne dedi?” Asiye omuzlarını silkti.

“Kalbimde sorun yokmuş. Günlerdir düşünüyorum kalbimin hızlı atmasının sebebini ama bulamadım. Düşünme dedim, hamilesin dedim, boş ver dedim, unut dedim.” Asiye parmaklarıyla saydı. “Yapamıyorum, düşünmeden duramıyorum. Benim kalbim neden hızlı atıyor, sen biliyorsan söyle lütfen.” Dedi dudağını sarkıtarak.

“Biliyorum, sen öğrenmek istiyor musun?” Asiye başını sallayarak evet dedi. “Kalbin kimi gördüğünde hızlı atıyor?” Genç adamın sorduğu soruyla düşünmeye başladı. Herhangi birinin yanında değil sadece onun yanında atıyordu.

“Senin.”

“Çok mu hızlı atıyor.” Adamın elini alıp kalbinin üzerine koydu. Avucunun içinde atan kalp bir kuşun, anne karnındaki bebeğin kalp atışları kadar hızlıydı. “İşte böyle atıyor kalbim yerinden çıkacakmış gibi. Neden böyle atıyor biliyorsan söyle?” Asiye sesinin çocukça çıkmasını önemsemedi.

“Düşünmeden duramadığın, aklından çıkaramadığın duygulara aşk derler ufaklığım.”

“N-ne?” Asiye şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi. Nefret ederken aşık mı oldum şimdi. Boşuna dememişler büyük aşklar büyük nefretle başlar diye. Şaşkınlıktan gözleri kocaman açılan kızın yanağını okşadı. “Ufaklığım sen bana aşıksın.” Kızı alnından öptü. Kaşar peyniri gibi eridi. Ateşinin ineceği varsa da çıkardı bu saatten sonra. Alınlarını birleştirdi, gözlerinin içine bakmasını sağladı. “Bileğinden hastanede yatarken alnından öptüm ve hayatımın sonuna kadar benim kaderimsin. Ufaklık sen benimsin, benim küçük sevgilimsin.” Küçük dilini yutmuş vaziyette baktı. Yanılmamıştı.

“Yani ben yanılmadım, mavi orkideyi getiren sendin?” Aslında sormak istediği değildi ama dudaklarından dökülendi.

“Evet.” Genç adam çarpık gülümsemesini takındı. “Destan Be...” Asiye'nin gözleri karardı, kollarında bayılırken son duyduğu adamın sözleri oldu. “Ufaklık aç gözlerini.”

🌗🌗🌗🌗🌗

Duştan çıkardı, ilk işi üzerini değiştirmekti fakat kendisi yapamayacağından yatağa yatırıp Makbuşa seslendi. Dolaptan iki tane siyah sıfır kollu badi ve eşorfmanı yatağa koydu. Omzu hafif açıktı. Gözlerini harama değmiş gibi çekti. Hayat çok garip. Bir zamanlar sevgilisinin tenine bakmakla kalmayıp dokunan adam şimdi küçük sevgilisine bakması, dokunması yasak. Üzerini değiştirirken genç kızın telefonu çaldı. Çantasından alıp baktı. Arayan, ‘Aşkım' yani babasıydı. Asiye hakkında kısa kısa bilgiler verip küçük sevgilisinin yanına geri döndü.

Küçüğünü hasta yatarken görmeye dayanamıyordu. Gülümsemesi, enerjisi, okyanus bakışı, ışıldayan yüzünden eser yoktu, soluktu. Islak saçları ve benim kıyafetlerimle şimdiden ben olmuştu. Yakında tamamen ben olacaktı. Alnına elini koyarak ateşine baktı, düşmüştü. Kapı çaldığında Makbuş odadan çıktı. Eğilip kulağına, “Bir an önce iyileşmeye bak benim küçük sevgilim. Boğulduğum okyanus gözlerinden beni mahrum etme.” Alnından öptü. Hissettiği sıcaklıkla gözlerini araladı. Destan’ı silik gördü. Ağırlaşan göz kapaklarına direnemedi.

Şerif Bey muayene etti. Ateşinin tekrar çıkmaması için bebeğe zarar vermeyecek dozda ateş düşürücü yaptı. Yine de çıkarsa hastaneye getirmelerini isteyip evden ayrıldı. Asiye’nin yanında Makbuş kaldı, gecenin ilerleyen saatlerinde dinlenmesini isteyen Destan odasına gönderdi. Kendisi başında beklemeye başladı. Bir ara uyanır gibi oldu ve Destan’a, “Aşkım” diye seslendi. İlk başta kaşlarını çattı babasına aşkım dediğini hatırlayınca acaba bir gün bana da aşkım dediğini duyabilecek miyim? Çok umutlanma ihtimal vermiyorum demesine dedi iç sesi. Tekli koltuğu çekerek oturdu.

Kitabı eline alarak kaldığı yerden okumaya devam etti. Başını kaldırıp baktığında başı yastıktan düşmek üzereydi. Refleksle elini yastığın yanına koydu, yanağı avuç içine düştü. Uyandırmamaya dikkat ederek yastığın ortasına koydu başını. Yüzüne gelen saçını kulağının arkasına yerleştirdi.

“Sen nasıl bir şeysin, uyurken dahi büyülüyorsun beni.” Genç adam dudaklarını alnına değdirdi. Ateşini ölçmek için. Kimi kandırıyorsun amacın yalnızca ateşini ölçmek değil teninin tadını dudaklarında hissetmek. Dudakların tenine değmezse bir yanın hep eksik kalacak gibi hissediyorsun. Yalan mı?

Sabah Makbuşun sesiyle uyandı. Bütün gece Asiye’nin ateşine bakmış sabaha doğruda uyumuştu. “Oğlum sen hazırlan ben kızımızın başında beklerim.” Destan ayağa kalkarak gerildi, oturmaktan boynu tutulmuştu. Odadan çıkmadan önce Asiye’nin ateşine baktı. “Güzel ateşi yok.” Gözlerini ayırmadan, “Makbuş sen de bekleme birazdan kendine gelir. Hava bugün güzel, ikimize ön bahçeye kahvaltı hazırlar mısın?”

“Tamam oğlum!”

“Bu arada soru sorarsa cevap verme.” Destan dolaptan takım elbisesini aldı. Çıkarken aklında nasıl hesap soracak düşüncesi vardı.

🌗🌗🌗🌗🌗

Gözlerini keskin erkeksi kokuyu çekerek açtı. Kendi evinde zannederek gözlerini kapatıp yastığı kollarının arasına çekerek uyumaya devam etti. Bir anda çakan şimşekle gözlerini anında açtı. Yatakta doğruldu. “Burası... Burası Destan’ın odası benim ne işim var.” Yorganı kaldırıp baktı, üzerindekiler kendi kıyafetleri değildi. Yorganı göğsüne çekti, “Benim kıyafetlerim nerede? Neler oldu? Neden buradayım?” Kendi kendine sorduğu sorulara cevap gözünün önüne gelenlerdi. Peki ya sonrası, işte Asiye onu hatırlamıyordu. Yeni farkına vardığı gerçek üzerini kimin değiştirdiğiydi. Destan mı? Hayır... Kapının çaldığını ve içeriye Makbuşun girdiğini duymadı. Sesiyle kendine geldi. “Günaydın kızım.”

“Gü... Günaydın.” Dedi kekeleyerek. Aklındaki soruyu sordu. “Üzerimi kim değiştirdi?”

“Kızım, Destan seni kahvaltıya bekliyor, sorularını ona sorarsın.” Asiye itiraz edemeden odadan çıktı. Sorularıyla tek başına kaldı. Ya benim zayıf anımdan yararlandıysa düşüncesi aklından geçer geçmez yatağı kontrol etti. Allahtan çarşaf beyazdı ve yatakta leke yoktu. Çarşafı değiştirmiş olamaz mı? Aşağıya inip bizzat sormaya karar verdi. Ayaklarını yataktan sarkıtarak ayağa kalktı.

Asiye elini yüzünü yıkamaya odanın içindeki kapıya yöneldi. Siyah-kahverengi ve ahşap renginin uyumuna bayıldı. Lavabonun her iki tarafında Destan’a ait kişisel eşyaları vardı. Parfümünü alıp kokladı, muhteşem kokuyla gözlerini kapattı. Koklamayı bırak bileğine sık. Saf saf iç sesinin dediğini yapacakken, akıllı tarafı Asiye dur parfümü kullandığını anlar.

Anlasın, üzerinde adamın kıyafetleri yok mu? Üzerine baktı, vardı. Kendim giymedim ya. Parfümü yerine koyup elini yüzünü yıkadı. Havluyla kurulayıp banyodan çıktı. Merdivenlerden dikkatli adımlarla indi. Salon dark ve lıght mood çizgisiyle döşenmişti. Geniş pencerelerle ışığı iyi alıyordu, ferahlık sağlıyordu. Bahçeye açılan sürgülü kapıdan çıktı. Yeşilliklerin içinde siyah-kahverengi renginde iki tekli koltuk ve ortalarında üzeri her türlü kahvaltılıklarla donatılmış cam siyah sehpa.

Asiye’nin mavileri koltuğa oturmuş bacak bacak üstüne atıp gazetesini okuyan adamı buldu. Siyah takım içinde çok yakışıklıydı, yakışıyordu siyah. Siyahların prensi... Ne saçmalıyorsun sen ya kendine gel kızım sorman gereken sorular var. Derin nefes alarak boğazını temizledi. Savaşa hazırdı. Gazeteden başını kaldırdı, baştan aşağıya genç kızı süzdü. Bakışları göğüslerinde oyalansada hemen gözlerine çıkardı. Boğazı yandı, sanki sıcak su içmiş gibi. Boğazını temizledi.

“Destan Bey.” Asiye sesinin titremediğini umdu. “Üzerimi kim değiştirdi?”

“Sonunda uyanmışsın.” Kızın sorusunu duymazlıktan geldi. Ayağa kalkıp bir iki adımda aradaki mesafeyi yok etti. Elini yanağında, alnında gezdirdi. “Güzel ateşin yok.” Adama sorusunu yeniledi.

“O kadar zayıfsın ki üzerini değişmek benim için çok kolay oldu.” Asiye’nin şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Nasıl yapar üzerimi nasıl değiştirir. Asiye yine aynısını yapıyorsun kendi kendine konuşuyorsun. Adama çemkireceksin...

“Nasıl cüret edersiniz üzerimi değiştirmeye.” Genç kız sesini yükseltti. Daha beni tanımadı mı? Hayal kırıklığı yaşadı genç adam. “Otur ve kahvaltını yap.” Kıza kaşıyla sehpayı işaret etti. Hiçbir şey olmamış gibi davranması nevrini döndürdü.

“Sizinle kahvaltı yapmayacağım ve burada da durmayacağım.” Asiye arkasını döndü. Adım atamadan bileği sertçe kavrandı Destan. Kalbi temasla yerinden çıkacakmış gibi attı. Adamın gözlerinde yalnızca kızgınlığı değil hayal kırıklığını da gördü. Doğruyu söylemedi mi beni deli etmek için mi söyledi.

“Gerçekten üzerini değiştirdiğime inandın mı?”

“Bir yanım inanmak istemedi ama sözleri...”

“Dün akşam olanları hatırlıyor musun?” Destan uyandığından beri merak ettiği soruyu sordu sözünü keserek. “Beni odanıza götürdüğünüzü ve soğuk su bezini...”

“Banyoyu hatırlıyor musun?” Sabırsızlığı sesine de yansımıştı.

“Hayır, ben banyoya mı girdim?” Bileğini serbest bıraktı. Sesi istemesede sert çıktı. “Otur kahvaltını yap.” Asiye karşısına geçti. “Destan Bey size sordum, banyoda mıydım ben.” Israrla sormasının nedeni tek başına mı değil mi öğrenmekti. Tamam biraz saçma bir soru ateşler içindeyken tek başıma banyoda olamazdım. Makbuşla mı yoksa onunla mı?

“Otur.”

“Destan Bey!”

“Otur.” Asiye pes edip koltuğa oturdu, beklentiyle baktı. Gazeteden başını kaldırmadan konuştu. “Boşuna gözlerini dikip bakma önce kahvaltını yap.”

“Tamam ama...”

“Önce kahvaltı...”

Kahvaltılıklara baktığında iştahı açıldı; ilk önce kızartılmış ekmeğin üstüne kaymak ve bal sürdü. Besmele çekerek yemeğe başladı. Destan gazetesini bırakıp eşlik etti. Bakışlarının ağırlığı altında güzelce karnını doyurdu. Çaydan son yudumunu da içtiğinde göz göze geldiler. Kaşını kaldırdı.

“Banyoda konuştuklarımızı hatırlamıyor musun?”

Asiye adamın cevabı öğrenmek istediğini içten içe biliyordu. Gözlerini kapatan kızla heyecanla bekledi. Dün geceyi hatırlamak için kendini zorladı. Gözünün önünde sahnelenenlere de duyduklarına da inanamadı. Özelliklede son sözleri kulaklarında çınladı.

“Benim küçük sevgilim!” Hemen gözlerini açtı. Destan’la gözleri buluşur buluşmaz bakışlarını kaçırdı. Başını eğen kızın yanaklarının kızardığını gördü. Saçlarıyla kamufle etti. Hatırlıyordu... Asiye başını kaldırmadan kıyafetlerinin yerini sordu. “Makbuşta.” Ayağa kalktı. Göz ucuyla baktı Asiye. Genç adamın dudağı kıvrılmış kendisine bakıyordu. Yoksa anladı mı? Düşüncesiyle boğuşurken hızla adım attı, ayağını koltuğa çarptı. “Ahhhh!” Destan kızın acıyla inlediğinde hemen yanına varıp kolundan tutmak istedi, aklına gelenle durdu. Havadaki elini yumruk yaptı. “İyi misin ufaklığım?”

“İ-iyiyim b-ben üze-üzerimi...” Kekelemekten konuşamadı, kaçarak içeriye girdi. Makbuştan kıyafetlerinin yerini öğrenip hızlıca yukarıya çıktı, uyandığı odaya. Üzerini değiştirirken kendi kendine konuşmaya başladı. Kendime inanamıyorum, gerçekten ben o soruyu ona nasıl sorarım. Şuursuzlukta markayım. Allah’ım utancımdan yerin dibine girmek istiyorum. Çığlığını yumruk yaptığı elini ısırarak bastırıp tepindi. Aynadaki yansımasına baktı. Utançtan yanakları kızarmıştı. “Bir an önce iyileşmeye bak benim küçük sevgilim.”

Benden hoşlanıyor mu? Yok canım daha neler o zaman neden sevgilimsin dedi. Düşünmeyi bırak ve bir an önce evden ayrıl yoksa anlayacak hatırladığını. Çantasını alarak aşağıya indi, kapıyı açmak için yapılan hamleyi Destan engelledi.

Asiye’nin kaçacağını biliyordu, tetikte bekledi. Konuşmadan bu mesele kapanmayacaktı. Düşündüğü gibi de oldu. Araya mesafe koyarak kapıyla kendi arasına sıkıştırdı. Burnunu saçlarına yaklaştırıp kokusunu içine çekti. Derince aldığı nefesi Asiye’nin ensesine üfledi. Ensesinden başlayıp tüm vücuduna yayılan sıcaklıkla adeta eridi.

“Nereye gidiyorsun?” Asiye duyduğu boğuk sesle sımsıkı kapattığı gözlerini açmaya korktu. Kalbiyse genç kızı yarı yolda bıraktı. “Dön bana.” Kımıldamayan kızı kolundan tutarak kendine çevirdi. Yerdeki bakışlarını çenesinden tutarak kaldırdı, gözlerinin içine bakmasını sağladı. Gözünden yaşlar akmaya başladığında yanaklarını avuçladı. Gözyaşlarını sildi. “Ağlama, dayanamıyorum.” Adamın sesi az öncekine nazaran sevecen çıktı. Devam etti. “Dün suyun altındayken bana sorduğun soruyu hatırladığını biliyorum.” Adam zekasını konuştururken Asiye kekeledi.

“B-Ben...” Başparmağını dudaklarının üzerine koydu, genç kızın gözleri kocaman açıldı. Kor alevlerde yanan parmağı dudağını okşarken aklını zor toparladı Destan. “Sorduğun soruya verdiğim cevabı düşün.” Konuşmak için dudaklarını araladı. Konuşamadan alnından öpünce gözleri kapandı. Destan dudaklarının arasından, “Sen benimsin, bana aitsin ve ölene kadar da bana ait kalacaksın ufaklığım.” Kızın yüzünden ellerini çekip uzaklaştı. Soğukluğun verdiği etkiyle gözlerini açtı. Utançtan yanakları allaşan kızın elini boynunda, saçında gezdirmesini hayranlıkla izledi.

“Çalışma odasından dosya alıp geleceğim beni arabanın yanında bekle.” Başını sallayarak onayladı. Benden beklenmeyecek bir hareket daha resmen beni kediye çevirdi. Neden ben bu adamı dinliyorum? Neden olacak aşıksın? Al al yanaklarıyla villadan çıktı, Şükrü’nün yanına gittiğinde endişeli gözlerle karşılaştı. Gülümsemekle yetindi. Villa kapısının sesini duyunca göz ucuyla baktı, ihtişamıyla geliyordu. Öne yöneldi, kapıyı açacakken Destan’ın, kesin sesiyle durdu. “Arkaya.” Yine itaat ederek arkaya yöneldi. Destan’da yanındaki yerini aldı.

“Şirkete mi Destan Bey.”

“Önce ufaklığı evine bırakacağız.”

Asiye aile kelimesiyle sabahtan beri aklına gelmeyen ailesini hatırladı. Dün gece patronunun evinde kalmıştı. Bu durumu ailesine nasıl açıklayacağını bilemedi. İlk defa evi haricinde bir yerde kalmıştı, şuuru yerinde olmasada. Destan mavilerini bir noktaya diken kızın aklından geçenleri tahmin etmekte zorlanmadı. “Ufaklık...”

“Aşkım.” Kedi miyavlamasını andıran sesiyle başını yanında oturan adama çevirdi. Mavileri gece karası harelerin kıyılarına çarptığında yanakları allaştı önüne döndü. Bir anlığına üzerine alındı genç adam. “Aşkın çok merak etmiştir, bir an önce ara konuş.” Dedi sertçe. Asiye çantasından telefonunu çıkardığı sırada Destan babasıyla akşamki konuşmalarını anlattı.

🌗🌗🌗🌗🌗

Bazen konuşmak yetersiz kalır tek yapman gereken sevdiğinin elini tutup yanında olduğunu hissettirmektir. Asiye içinde öyle bir andı. Sabahtan beri bebeğinin hareket etmediği fark eden genç kız, kaybetme korkusunu iliklerine kadar hissetti. Aynı acıyı bir kez daha yaşamaktan korktu. Bir insan aynı yerden kaç kez vurulabilir. Asiye’nin kasıldığını hisseden Destan endişeyle eğildi.

“Ufaklığım iyi misin?” Endişesini dile getiren Asiye’yle soluğu Şerif Beyin muayenesinde aldılar. Sedyeye uzanan Asiye karnını açarken rahatsızlık duymasını istemedi. Arkasını dönüp giden adamın elini tuttu. Gözleri birleşince, “Kal” diyen bakışa kayıtsız kalamadı Destan. Küçüğünün sıkıca elini tutup monitöre baktı. Doktor, “Belki uyuyordur ama yine de endişeni giderelim.” Asiye soğuk jeli hissettiğinde ürperdi, Destan’ın elini sıktı.

“Evet bebeğimize merhaba deyin.” Aynı anda monitöre baktılar. Sözlerine devam eden doktor, “Gayet iyi endişelenecek bir durum yok, dünkü hastalığından dolayı biraz yorulmuş, uyuyor.”

Asiye rahat bir nefes aldı. “Uyuyor mu, gerçekten.” Başını sallayarak onaylayan doktorla Destan’a döndü. “Hayatta.” Asiye'nin mavileri parlıyordu. “Evet ufaklık hayatta.” Son ana kadar kendini kasan Destan, “Gayet iyi, uyuyor, ” cümlesiyle yay gibi gerilen vücudu gevşedi.

Şerif Bey, “Kalp atışlarını dinlemek ister misiniz?” Genç adamın kalbi hızla kan pompaladı. Dudaklarından Asiye’yle aynı anda, “İsteriz” döküldüğünde gözleri birleşti. Düğmeye bastı, kulaklarını müzik sesini andıran hızlı kalp atışı doldurdu. “Çok güzel.” Asiye gözyaşlarına boğuldu. Yaşlı gözlerle Destan’a baktı, gördükleriyle deyim yerindeyse dumura uğradı. Monitöre dikkatle bakıyordu. Kımıldayan bebekle gözleri doldu. Allah’ım bu nasıl bir mucize? Üzerindeki bakışları hissedince kendini toparladı. “Şerif Bey bebeğin sağlığı iyi mi?”

“Evet Destan Bey küçük hanım gayet iyi...”

“Bana Asiye deyin lütfen!”

“Anlamadım.”

“Küçük hanım dediniz de bana.” Şerif Bey kahkaha attı. “Sana mı dediğimi sandın?”

“Evet, başka kime diyebilirsiniz ki?”

“Sizce.” Başıyla monitörü işaret etti. İki yürek doktora aynı anda heyecanla sordu. “Cinsiyeti belli mi?”

“Evet, ben bebeğinize küçük hanım demiştim.”

“Gerçekten mi, emin misiniz?”

“Evet bir kızınız olacak tabii bana yanlış göstermediyse.”

“Ufaklık yoksa sen kız istemiyor musun?”

“Kız erkek fark etmez. Sağlıklı olsun yeter.”

“Giyinebilirsin.” Kıza kağıt havluyu uzattı. Elinden alıp karnını sildi. Destan doktorla içeriye geçti. Hala inanamıyorum, kadınlarla birlikte olan adam gözlerini indirip de karnıma bakmadı bile. Arada sırada gözlerime baktı geri kalan vakitte monitörden ayırmadı gözlerini. Asiye adamın ince davranışına mest oldu. Üzerini düzelttikten sonra Destan’ın karşısına oturdu.

Şerif Bey, “Bebek doğurmak için yaşının küçük olduğunun farkında mısın Asiye?”

“Evet bazılarına göre genç yaşta anne olacağım lakin unuttuğunuz bir gerçek var.” Asiye gözlerini her iki erkeğin üzerinde gezdirdi. Gözlerinde merak vardı. “Doğuda kendinden yaşça büyük, istemediği adamlarla evlendirilen, istemediği gebeliğe maruz kalan ve doğururken yaşamı son bulan o küçük kızlardan farkım var benim. Onlar mecburlar doğurmaya, özelliklede erkek çocuk. Ama ben mecbur değilim, kimse zorlamıyor. Kendi kararımı özgür irademle verdim.” Sevgiyle karnını okşayarak devam etti. “O benim mucizem. Nasıl kıyabilirim ona, her insanın yaşamaya hakkı olduğu gibi onunda var.”

“Kızın senin gibi güçlü anneye sahip, çok şanslı.” Asiye’nin bilinçli konuşması etkilenmişti Destan’ı. Ayağa kalktı.

“Her şey için teşekkürler Şerif Bey, kolay gelsin size.”

“Ne demek görevim. Doktorunun verdiği ilaçları kullanmaya devam et Asiye.” Başını salladı Asiye, odadan çıkıp hastaneden ayrıldılar.

 

Bölüm : 06.12.2024 19:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...