
Asiye sınav stresinden kurtulmanın rahatlığıyla o haftayı yoğun bir çalışma temposuyla geçirdi. Kafasını bile kaldırmaya vakit bulamamıştı. Unuttuğu ögle yemeklerini genç adam hatırlatmış ve birlikte yemişlerdi. Destan her seferinde kendini yorma diye uyarsada,Asiye harika tasarımlar ortaya çıkarmak istiyordu. Ağrıyan sırtını geriye gererek açmaya çalıştı. Ayağa kalktığında birkaç gündür yoklayan sancıyla iki büklüm oldu. O sırada okyanus gözlüsünü özleyen Destan içeriye girdi. Genç kızı acı içinde inlerken buldu.
“Ufaklığım.” Bebeği duyduğu sesle rahatladı, bu durum Asiye'nin dikkatinden kaçmadı. Az önce kendisini kıvrandıran kızı Destan'ın sesiyle hiçbir şey olmamış gibi duruldu. Hafifçe karnına vurdu. “Sende annen gibi Destan'a aşık mı oldun?” Duymuş gibi varla yok arası tekme attı. Destan kızı kolundan tutup kalktığı yere geri oturttu.”İyi misin ufaklığım?” Kızın yüzündeki şaşkınlık tuhafına gitti. Az önce acı çekerken şimdi...
“Sancın mı var hemen hastaneye gidelim?” Adamın gözlerinin içine gülümsedi. Ne olduğunu merak etti Destan. “Menesa kendini hatırlattı sadece.” Destan gözlerini kapatıp derin bir nefes çekti içine. Nasıl hatırlatmasın aralıksız çalışıyordu. Farkına vardığı gerçekle gözlerini açan adam genç kıza sertçe baktı. Kendisi için endişelenen adamın bir anda sert bakmasıyla yunkundu. Doğrulan adam genç kızı da kaldırdı.
“Ara vermeden çalışırsan tabii ki kendini hatırlatır.” Üçlü deri koltuğa uzanmasını sağladı. İtiraz eden genç kıza sert bakışlarını attı. Asiye uzanmak zorunda kaldı. Yorgunluktan gözleri ağır ağır kapandı. Alnından öptü. İki kişilik konuşmaya üçüncü biri dahil olmuştu. Öğrenmemesi gereken bilgiyi duymuştu. Genç kız kendisini bekleyen tehlikeden habersiz hissettiği öpücükle uykuya daldı.
Destan sevgilisinin üzerine çeketini örttü. Yanağına dökülen bir tutam saçı kıskandı. Ben dokunamıyorum ama saçı dokunabiliyor. Parmaklarının arasına alıp kulağının arkasına yerleştirdi. Teninin tenine değmesine milim kala durdu. Eli havada asılı kaldı. Dokunmak istesede dokunamamak canını yaktı. Kadınlara dokunmanın cezasıydı sanki. Elini yumruk yaptı, sehbanın üzerine oturdu. Dirseğini dizine, çenesini avuç içine koydu. Uyurken bile büyüleyen sevgilisini izledi. Gözlerinin önünden tanıştıkları andan şu ana kadar yaşadıkları geçti. Kısa süre içinde çok şey yaşamışlardı. Yaşayacakları ise yaşadıklarını unutturacaktı. İki aşığı zor günler bekliyordu.
“Sana hiç söylemedim ufaklığım ama seni çok seviyorum.” Genç kızın bilinci kapalı olmasaydı duyduklarıyla havalara uçardı. Beklediği iki kelime nihayet adamın dudaklarından döküldü ama sahibi duyamadı.
“Hoş geldiniz Nazlı Hanım!” Ablasının ismini duymasıyla yerinden kalktı. Ne işi var burada? Konuşmaya mı geldi? Umarım o adamla gelmemiştir? Genç kıza bakıp sessizce odadan çıktı. Ablasını Murat'la konuşurken gördü. Kocasının beline yerleştirdiği sahiplenen eliyle sinirleri ayyuka çıktı. “Senin burada ne işin var!”
“Sakin ol kardeşim.” Kardeşini yatıştırmaya çalıştı Murat. Nazlı kardeşine yaklaşıp elini tuttu. “Yapma Destan konuşup bir çözüme kavuşturmak zorundayız. Ben seninle küs olmak istemiyorum. Bu canımı yakıyor. Sen ablanı mutsuz mu görmek istiyorsun?” Geldiği andan beri biricik ablasını mutsuz ettiğinin farkına vardı.Bunu ablama yapmaya hakkım yok. Mutlu olmayı hak ediyor.
“Peki mutlu musun?”
“Mutluyum ama sen olmadığın sürece mutluluğum hep yarım kalacak.”
“Özür dilerim abla.” İstediği en son şey ablasını üzmek. Bundan sonra ablasını üzecek harekette bulunmayacaktı. Mutlu etmek için elinden geleni yapacaktı. Buna kocasını kabul etmekde dahil. Destan ablasından ayrılıp Sinan'a elini uzattı. “Ablamı üzersen, gözünden bir damla yaş dahi akıtırsan kemiklerini kırmaktan büyük zevk alacağımdan emin olabilirsin.” Nazlı kardeşinin onayıyla rahat nefes aldı.
“Aynısı senin içinde geçerli.” Destan kaşını kaldırdı. Ne demek istedi şimdi bu adam?
“Anlamadım.”
Murat, “Vallaha bende anlamadım. Asiye'yle senin ne alakan var?”
“Abisiyim...”
“Abisi mi?” Bu kadarı tesadüf olamaz. Murat ablasıyla, ablam abisiyle mi? Ne kadar düşünürse düşünsün işin içinden çıkamadı.Bütün soruların cevabı basitti aslında. Kader...
🌗🌗🌗🌗🌗
Asiye sancıyla kaşlarını çatarak gözlerini açtı. Bu sancı da ne böyle şimdi. Yavaşça yerinde doğruldu. Karnını okşayarak kızıyla konuştu. “Annene biraz izin veremez miydin kızım uyuması için.” Menesa tekme atarak annesine cevap verdi. Kıkırdadı. “Ben uyumuyorum sende uyuma diyorsun. Haklısın.”
Yutkundu, boğazı kurumuştu. Su içmeliyim. Yavaş hareketle ayağa kalktı. Masanın üzerindeki meyve suyunu gördü. “Benim düşünceli sevgilim.” Bardağı eline alıp dudaklarına götürdü. Bir yudum boğazını ıslattığı sırada abisinin sesini duydu. Ağzından uzaklaştırdı. “Abi...” Bardağı masaya koyup hızlı adımlarla odadan çıktı. Çıkmasıyla durması bir oldu. Gözlerine inanamadı. “Destan'la abim birbirlerine mi sarılıyor?Ben yanlış görmüyorum değil mi? Yoksa rüyada mıyım?” Kendini çimdikledi. “Aayy!” Acıyla inledi. Gözlerinin şahit olduğu manzaraya inanmakta zorluk çekti.
“Dağ arslanı...” Barışmalarına sevindim. Ne zaman kavga edecekler diye kendimi yiyip bitirmekten yorulmuştum. Nazlı abla adına da mutluyum. Kocası ve kardeşi arasında kalmıştı. Artık rahattı. Ama aklımı kurcalayan ikisinin samimi olmaları. Birbirlerini tanıyorlar sanki. Abim neden Destan'a dağ arslanı dedi. Aklım iyice karıştı.
“Asiye.”
Sinan kardeşini görünce yanına gidip sarıldı. Saçlarına öpücük kondurdu. Asiye'nin gözleri genç adamı bulduğunda öfkeli harelerle karşılaştı. Neye sinirlendin? Abim olduğunu gizlememe mi? Nasıl söyleyebilirdim kızgınken? Beni sen mecbur ettin susmaya, öfkenin dinmesini beklemeye. Kıskançlıktan delirdiği aklına gelmedi.
“İyi misin canım?” Yol boyunca susmasından endişelenmişti Sinan. “İyiyim.” Asiye camdan baktığında evlerinin önündelerdi. Kendini düşüncelerine kaptırdığından eve ne ara geldiklerini hatırlamıyordu. Kemerini çözdü. Aklındaki soruyu abisine sormazsa rahat edemeyecekti. “Destan'ı nereden tanıyorsun?”
“Askerden...” Araçtan inen Sinan'ı takip etti aklındaki sorularla. Aynı birlikte mi görev aldılar? Nasıl tanıştılar? Destan yaralı mıydı?.. Bahçe kapısından içeriye adımını attığı gibi çardakta ailesiyle birlikte oturan kadını gördü. Mahalleden biri değildi. Daha önce görmediği biriydi.“Biz geldik.”
“Hoşgeldiniz kızım, hanımefendi uzun bir süredir seni bekliyor.”
“Siz kimsiniz ve beni neden bekliyor sunuz?” Genç kızın merakı ses tonuna da yansımıştı.
“Adım Ela, sizinle konuşmak istediğim bir konu var.”
Hayatımda hiç görmediğim bu kadın bana ne söyleyebilir. Çok garip... Sizi tanımıyorum diyerek reddedebilirdi ama söyleyeceklerini merak ettiğinden kabul etti. Mahallenin aşağısında bulunan öğrencilerin uğrak mekanı kafede karşılıklı oturuyorlardı. Bir anda içi ürperdi. Duyacaklarından korkmaya başladı.
Kadın çantasından kağıt parçası çıkartıp masanın üzerine koydu ve Asiye'ye itti. Kağıdı eline alıp arkasını çevirdi. Ultrason resmiydi. Siyah nokta kalemle daire içine alınmıştı.Ama bu nokta... Bu nokta... Bebekti.
Kadının dudaklarından dökülenle beyninden vurulmuşa döndü. Dehşetle açılan gözlerini kadına dikti. Gözlerinin içine baktı ve, “Destan'dan hamileyim, bebeğimin babasız büyümesini istemiyorum. Siz de masum bir bebeğin babasız kalmasını istemezsiniz. Lütfen bebeğimin babasız kalmasına izin vermeyin.” Dedi ağlamaklı sesiyle. Söylediklerini sindirirken ağlamamaya çalıştı. Elbette masum bir bebeği babasız bırakacak kalbe sahip değildi. Aması vardı.
“Benden ne yapmamı istiyorsunuz?”
“Ondan ayrılın, bebeğime baba olmasına izin verin. Sizinle sevgili
olduğu sürece bebeğimi kabul etmeyecek. Lütfen düşünün sizin yüzünüzden bebeğim babasız mı kalsın. Buna izin verecek misiniz. Sizden istediğimin zor olduğunun farkındayım ama...” Asiye devam etmesini beklemeden ayağa kalkıp çıkışa yöneldi. “Lütfen babasız kalmasına izin verme.” Arkasından bağıran kadını umursamadı.
Destan'ın çocuğu... Lokantadan nasıl çıktı, eve nasıl gitti bilmiyordu. Aklında, ‘Destan'dan hamileyim!’ kelimeleri yankılanıp durdu. İçeriye girdiğinde ailesinin endişeli bakışlarıyla karşılaştı. Kimseye açıklama yapacak durumda değildi. Soru sormalarına müsade etmeden odasına çıktı.
Yatağına uzandı, son yarım saatte yaşadıklarını düşündü. Destan'ın bebeği olacak. Benim bebeğime baba oldu ya o bebeğe baba olmazsa. Hayır. Benim bebeğime baba olan adam kendi çocuğuna düşünemiyorum. Tapar herhalde... Masum bebeğin babasızlığının sorumluğunu alamam. Bu durumu Destan'la konuşmalıyım.
Kabuslarla dolu huzursuz bir gece geçirdi. Ara ara yoklayan sancısı çabasıydı. Yataktan güç bela kalkan genç kız kendini banyoya attı. Aynada simasını gördüğünde gözleri irileşti. Asiye bir gecede geldiği hale şaşkındı. Gözlerinin içi yer yer kızarıktı. Şişmiş göz torbası uykusuzluğunu bağırıyordu. Hafiften belirginleşen siyah halkalar yüzünü on yaş yaşlandırmıştı sanki. Teninin sararması... Yüzünden akan yorgunluk...
Ailemin beni zombiye dönmüş vaziyette görmelerine izin veremem. Odasına geçip masasına oturdu. İlk defa yüzüne gereğinden fazla makyaj ürünü kullandı. Aynadaki simasıyla az önceki halinden eser kalmamıştı. Hazırlanıp kahvaltıya indi. Masaya sessizlik hakimdi. Kadının ne söylediğini bilmeselerde Asiye'nin canını yakacak sözler söylediği ortada. Asiye sahte neşesini takındı. “Günaydın sevgili ailem ve hoşçakal. Destan beni bekliyor.”
Asiye babasıyla göz göze geldiğinde onun onayıyla evden çıktı. Akşam kadının bana ne söylediğini merak ettiklerini biliyorum. Fakat öncelik Destan'a aitti. İlk önce onunla konuşmalıydı. Attığı adımla sert duvara çarpıp dengesini kaybetti. Destan yere düşen kızı belinden tutup kendine çekti. Asiye'nin gözleri kapalı olsada kokusundan tanıdı. Göğsündeki elinden kalbinin güçlü ve hızlı attığını hissetti. Destan kızın belindeki elini kendine çektikten sonra bile indirmedi ama araya mesafe koydu. “Ufaklık iyi misin?” Adamın sesiyle başını kaldırıp gözlerinin içine baktı genç kız.
“Destan konuşmalıyız.”
“Tamam ufaklık seni dinliyorum.” Mavilerinden anladı konunun önemli olduğunu. Her ne kadar gizlemeye çalışsada adamın dikkatli gözlerinden kaçmamıştı. Yorgunluğu, teninin solgunluğu...
Asiye verdiği kararı açıklamak üzere dudaklarını araladığında kasıklarına sancı vurdu. Alt dudağını dişlerinin arasına yuvarlanarak ısırdı. Belini iki büklüm yapacak sancıda nereden çıktı şimdi. Derin derin nefes almaya çalışsada sancısı giderek şiddetlendi. Hızlı hızlı nefes almaya başladı. Destan sevgilisinde ki anı değişimle endişelendi. “Ufaklığım iyi misin?” Yüzünü boncuk boncuk ter kaplamıştı. Beni duymuyor.
Asiye elini karnında gezdirdi. “Tamam kızım geçti.” Kızından çok kendini sakinleştirmek içindi. Bacak arasında hissettiği sıcaklıkla aklına aylar önce kaçırılışı geldi. Beyni inkara kalkışırken eli kendinden bağımsız bacak arasına gitti. Ne ara kapattığını bilmediği gözlerini korkarak açtı. Kan kırmızıydı titreyen parmakları. Gözünden akan yaş karnına düştü. “Bebeğim... Hayırrrrrrr!”
Asiye'nin yüreğinin en derininden kopan feryat bütün mahalleyi inletti. Destan dizlerinin üzerine düşecek sevgilisini son anda tuttu. Birlikte yere çöktüler. Genç adamın bakışları beyaz pantolonunun kana bulandığı bacaklarına kaydı. Nutku tutulan adam tepki veremedi. Çığlıkla başını kaldırdığında aileninden kendisinden bir farkı olmadığını gördü. Kanlar içindeki genç kızın dudaklarından son kez kızının ismi döküldü.
“Menesa...”
🌗🌗🌗🌗🌗
Kan verme odasının kapısı açıldı,içeriye beyazlar içinde Asiye girdi. Genç kız sedyede uyuyakalan adamın yanına gidip bir ucuna oturdu. Aşkla seyretti, yanağını okşarken billur sesiyle seslendi. Huylanan genç adam kaşlarını çattı, tekrar duyduğu billur sesle gözlerini açtı. “Ufaklığım.”
Destan yerinde doğruldu. Gülümseyen kızın yüzündeki elini tutup avuç içini öptü. “Çok korkuttun beni. Sevgilisinin yüzünü inceledi. Renk gelmişti hastaneye getirdiğinin aksine. “Destan...”
“Efendim ufaklığım.”
“Menesa yaşıyor, kurtar onu.” Kaşlarını çattı. Asiye genç adamın elini tutup karnına koydu. Hissettiği tekmeyle gözünden bir damla yaş akan Destan, genç kızın karnına baskı uyguladı. “Ufaklığım bu duyguyu yaşattığın için teşekkür ederim.” Minnetle gözlerinin içine baktı.
“Destan Menesa'yı kurtar.”
“Ufaklığım Menesa iyi olacak.” Adam kendinden emin konuştu. “Anlamıyorsun Destan, kızımız tehlike altında onu kurtarmalısın.” Arkasını dönüp yürüdü. “Dur gitme ufaklık.” Asiye kapıyı açtı, son sözlerini söyleyip arkasından kapattı. “Kızımızı kurtar.”
“Ufaklıkkkk!” Destan sedyeden bir anda doğrulunca kolundaki iğne yerinden çıktı. Adamın sesiyle bilgisayardan başını kaldırdı hemşire. Kolundan kan akıyordu. Yerinden kalktı. Genç adamı
omuzlarından iterek yatırmaya çalıştı. “Ufaklık... Ufaklık buradaydı.” Kendi kendine sayıkladı.
“Beyefendi sakin olun, kimse yok. İğne çıkmış, sakin olun birazdan kan verme işleminiz bitecek.” Destan kan verdiğini hatırladı. Hemşirenin işini yapmasına izin verdi. Rüyanın etkisindeydi hala, kokusunu bile alabiliyordu. Asiye'yi kanlar içinde bulduğunda donup kalmıştı. Fadime Hanımın çığlığıyla kendine geldi. Kızı kollarına aldığı gibi sahibi olduğu hastaneye getirdi. Yolda Asiye'nin doktoruna haber vermişti. Acile geldiğinde onları bekliyordu. Kanamayı durdurmak için acile aldılar. Hastaneye geleli bir saatten fazla oldu.
Acilden koşarak çıkan hemşire, resepsiyondaki kadından olumsuz cevap aldı. Kadın acilde bekleyen aileye koştu. “İçinizde hastayla kan grubu uyumlu ya da uyan tanıdığınız var mı?” Destan, “Benim kanım uyuyor.” Hemşireyi takip etti. Genç adam sedyeye oturup kolunu açtı. Lastikle sıkıp damarı ortaya çıkardı. Birkaç dakika içinde kan kolundan seruma akıyordu. Hemşirelerin kendisi hakkında aralarında konuşmalarını duymadı. Aklında, fikrinde Asiye ve Menesa vardı.
Hemşire kolundan iğneyi çıkarttı. “Hemen ayağa kalkmayın biraz dinlenin ve...” Adam hemşirenin sözlerini dinlemedi, ayağa kalktı. “Yanında olmalıyım...”
Destan'ı kontrol etmeye gelen Sinan sendelediğini görünce kolundan tuttu. Hemşire Sinan'a yakındı. “Ayağa kalkmamalı, dinlenmeli, kan yapıcı yiyecekler yemeli ve içmeli.” Sinan konuşmadı koluna girip yürümesine yardımcı oldu. Acile vardıklarında Asiye'nin ailesi kızlarından gelecek iyi haberi bekliyorlardı.
Ziya Bey ve Adalet Hanımın çıktığını gören Destan soluğu yanlarında aldı. “Ufaklık nasıl?”
“Kızım nasıl?”
“Doktor cevap ver.” Kükreyişi koridoru inletti. Adalet Hanım, “Beyefendi sakin olun.”
“Durumu stabil hale getirmeyi başardık, gözlem altında tutacağız. Kanamaya neyin sebep olduğunu bilmiyoruz. Gerekli araştırmaları yapacağız. Şu an bizim için önemli olan anne ve bebeğin hayatı. Ama...”
“Aması ne doktor.” Adam çileden çıkmak üzereydi. “Bebeğin kalp atışları zayıf ve düzensiz, herşeye hazırlıklı olun.”
“Aman Allah’ı’m!” Ayşe Hanım elleriyle ağzını kapattı. Bebek... Bebek ölmedi mi? Sendeleyen kadını Nergis Hanım tuttu. Oturmasına yardımcı oldu. “Güçlü olmalısınız, henüz herşey bitmiş değil.”
“Menesa ölecek mi?” Kadın gözlerini yere indirdi, sessiz kalarak cevap verdi sorusuna. Yıkılan adamı Murat tuttu. Ufaklığın hamile olduğunu öğrendiğimden beri, bir hiç uğruna bebeğime kıyan kadınla kıyaslamadan duramıyorum. Biri kariyerini tercih ederken diğeri nefesi tercih etti. Uğruna savaştığı nefesin hayatı tehlikedeydi.
Ziya Bey, “Asiye'yi gözlem altında tutacağız, bebeği kaybedersek vakit kaybetmeden ameliyata almamız gerekecek.”
“Doktor ikisini de kurtarın ama olmayacaksa ufaklığı kurtarın.” O olmazsa hayatın anlamıda kalmaz. “Elimizden gelen her şeyi yapacağız, geçmiş olsun.”
Acilden çıkartıklarında kanı çekilmiş sıcaklığı, canlılığı, rengi gitmiş yerini soğukluğu belirten beyazlığı almıştı. Kımıldamıyordu göğsünün inip kalktığını görmese öl... Kelimesi bile içini ürpertmeye, tüylerini diken diken etmeye yetiyordu. Yalnız olmadığını hissetmesi için elini tuttu, soğuktu. Sedye durunca hasta bakıcı genç adamı uyardı. “İzin verirseniz hastayı yoğun bakıma alacağız.” Asiye'nin götürülüşüğünü çaresizce izledi. Omzunda hissettiği elle dönüp baktı. “Oğlum rabbim inşallah ikisinide bize bağışlayacak, elimizden dua etmekten başka çare gelmez.”
“Benim duam kabul olur mu ki!”
“Hayatını bedenini satarak kazanan kadın bir gün o kadar çok susamış ki gördüğü ilk kuyuya inip su içmiş kana kana. Kuyudan çıktığında...” Anlattığı hikaye ilgisini çekti genç adamın, pür dikkat dinledi. “Dili susuzluktan sarkmış köpeği görmüş, haline acıyıp binbir güçlükle girip çıktığı kuyuya tekrar inmiş. Papucuna doldurduğu suyla çıkıp köpeğin önüne koymuş. Merhameti sonsuz olan yüce Rabbim o an bedenini satan kadının bütün günahlarını affetmiş.” Kıssası bir gün affedilme umudunu artırdı. O kadın gibi günahlarının af olunmasını istiyordu. Ufaklığıma layık olmak için içkiden uzak duruyorum. Kadınsa farkında olmadan men etti zaten. Ben tövbe edip değişmeye hazırım Allah'ım, sen ışıklarımı benden alma. “Allah'ın affetmeyeceği tek günah var.” Devam etmesini merakla bekledi. “Kendisine şirk, ortak koşulması.” Kaşlarını çatan adama gülümseyerek sözlerinin manasını açıkladı. “Allah'a başka bir ilahı ortak koşmak.” Destan anladım dercesine başını salladı. Çok şükür öyle bir gafletim hiç olmadı.
🌗🌗🌗🌗🌗
Ay inadına nazlı nazlı gökyüzündeki yerini güneşe bıraktı. Kızıllık gökyüzünü kaplarken yoğun bakımın önünde iik ailede gözlerini kırpmadan genç kızdan gelecek güzel haberi beklediler. Yoğun bakıma koşan doktorlarla adamın yüreğine ateş düştü. Cama yapıştı. Asiye'nin başındalardı. “Ne oluyor?” Cama vurdu. Adalet Hanım hemşireye perdeyi kapatmasını söyledi. “Ufaklık...” Cama var gücüyle vurdu. Murat ve Dağhan güçlükle genç adamı zapdettiler. Dakikalar sonra Adalet Hanım yoğun bakımdan çıktı.
“Maalesef kötü haber vermek zorundayım.” Doktorun dudaklarından çıkan acımasız sözler kalbini tekletti, bir kez daha dünyası başına yıkıldı. Şimdi ufaklık nasıl dayanacak kaybına, ben ona söz vermiştim kurtaracağıma dair. Yüzüne nasıl bakacam. Bebeğimi neden kurtarmadın diye sorarsa ne cevap vereceğim. Yüzünü sertçe sıvazlayıp kendine gelmeye çalıştı.
“Tüm müdahalere rağmen bebeği yaşatmayı başaramadık.” Bu acı haberi vermek onun içinde zordu, muayene süreci boyunca genç kızın heyacanına, mutluluğuna şahit oldu. Bebeği kurtarmak için elinden gelenin fazlasını yapmıştı. Ama kaderin önüne geçilmiyor. Ayşe Hanım gözyaşları arasında sordu. “Emin misiniz?”
“Evet birkaç sefer kontrol ettik maalesef kalbi durmuş. Ameliyata alıp bebeği almalıyız, beklediği sürece anneyi zehirleyecek. Ömer Bey ameliyat belgelerini imzalayın, bu sırada bizde Asiye'yi ameliyata hazırlayalım.”
“Tamam gerekeni yapın.” Asiye'nin iyiliği için yapmak zorundaydı, hemşirenin getirdiği belgeyi eli titreyerek imzalarken Asiye'yi acilden çıkardılar. “Ufaklığım.” Destan sedyeyi durdurdu, genç kızın elini tuttu. Görevlilerin sözleri bir kulağından girip diğerinden çıktı. “İzin verin, hastayı ameliyathaneye götürmeliyiz.” Destan'ın kımıldamadan Asiye'yi izlediğini gören Ömer Bey belgeyi hemşireye verip genç adamın yanına gelerek elini omzuna koydu.
“Okyanus gözleri her ufaklık dediğimde köpürdü.”
“Lakaplardan hoşlanmaz.” Burukça gülümsedi. “Biliyorum.” Genç adam bir adım geriledi. Hareket eden sedyeyle parmaklarındaki el yavaş yavaş uzaklaştı. Genç kızın yüzüne bakan Destan dudaklarının kımıldadığını gördü. “Durun!” Sedyeyi durduran adam emin olmak için kulağını Asiye'nin dudaklarına yaklaştırdı.
“Destan Bey Asiye sayıklıyor, norkozun etkisinde.” Bir an önce Asiye'yi ameliyata almalıydı, her saniye Asiye'nin hayatı tehlikeye giriyordu. “Sessizlik.” Koridorda çıt çıkmadı.
Murat Destan'ı Asiye'den uzaklaştırdı,genç adam götürülüşünü çaresizce izledi. “Geçmiş olsun.” Adalet Hanım asansöre bindi. Genç kızın elini tuttu. “Umarım ben yanılıyorumdur Asiye.” Adalet Hanım mesleki deneyimine dayanarak yoğun kanamanın stresten kaynaklanması imkansızdı. Laboratuvara Asiye'nin kanını gönderdi. Tahmini doğru çıkarsa biri bebeği öldürmek için Asiye'yi zehirlemişdi ve başardıda. Asansörün sesiyle daldığı düşünceden çıkan Adalet Hanım ameliyat için hazırlıklara başladı. Bu sırada Destan Asiyeden duyduğu yarım yamalak sözleri düşündü.
“M-me-ne-sa ya-şı-yor.” Doktorun dediği gibi sadece sayıkladı mı yoksa... Dakikalar önce gördüğü rüyayı hatırladı. Ne demişti Asiye, “Menesa yaşıyor, kızımız tehlike altında, kurtar onu.” Hissetti mi acaba? Nasıl hissetmesin sonuçta taşıyan o, ama teknoloji gelişti, yanılması imkansız... Adım atacağı sırada gözünün önünde canlanan sahneyle durdu. “Yoğun kanamadan bebeği ilk muayenede fark etmediklerini, ertesi gün muayenede fark ettiler...”
“Menesa yaşıyor.” Vakit kaybetmeden danışmaya koştu. Kadına ameliyathaneyi arayıp ameliyatı durdurmalarını istedi daha doğrusu kükredi. Yerinden sıçrayan kadın alev alan gözlerden korkarak itiraz etmeden aradı. “Açana kadar ara ameliyathaneyi, durdursunlar.” Talimatını verdikten sonra merdivenlere koştu. Genç kadın başını sallamakla yetindi, bir daha o bakışlara maruz kalmak istemedi. Reddedecek olsaydı oracıkta öldürürdü adam.
Ameliyatın önüne geldiğinde bağırmaya başladı. “Ameliyatı durdurun.” Murat'lar Destan'ı durdurmaya çalıştılar. Duyduğu gürültüye sinirlenen Adalet Hanım söylenerek eldivenleri çıkartıp ameliyathaneden çıktı. “Hastanın hayatını tehlikeye atmaya ne hakları var.” Sinan Destan'ın yakasına yapıştı. “Kardeşimin hayatını tehlikeye atıyorsun.”
“Menesa yaşıyor...”
“Bu ne gürürtü.” Adalet Hanımın sesiyle Sinan'dan kurtuldu. “Menesa yaşıyor!”
“Beyefendi kontrolleri yaptık bebeğin kalbi atm...”
“Asiye'nin doktorusunuz, düşük olayında bebeğin kalp atışını almadınız, ertesi gün aldınız. Ya aynısı olduysa ya kalp atışları monitörde görülemeyecek kadar zayıf atıyorsa bir düşünün!”
Adalet Hanım bu ihtimali hiç düşünmemişti ama ya zehir...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |